Theses supervised by Tekin İdem
14 theses · Batman University
Milli Mücadele ve cumhuriyetin ilk yıllarında Adana Vilâyeti Hilâl-İ Ahmer Cemiyetinin faaliyetleri (1918-1928)
Yüzyıllardır süre gelen, dönem dönem büyük yıkımlara sebep olan savaş, doğal afet gibi insanlığı derinden etkileyecek olayların yaşanması toplumlarda yardımlaşma isteğini doğurmuştur. Ancak etkili bir yardımlaşmanın sağlanabilmesi için önce kurumsallaşmak gerekiyordu. Avrupa’da bu anlamda Kızılhaç kurulmuş, ardından 19. Yüzyılın sonlarına doğru ise Osmanlı Devleti’nde Avrupadakine benzer bir kurum teşkil edilmiştir. Bu önemli kurumun adı Hilal-i Ahmer’dir. II. Meşrutiyetin ilanından sonra Hilal-i Ahmer, İstanbul dışında da şubeler açmış, gerek Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında gerekse Milli Mücadele dönemi ve sonrasında yaptığı vazifelerle devletin yükünü hafifletirken, savaş nedeniyle yaralanan, göç etmek zorunda kalan muhtaç insanlardan şefkatini esirgememiştir. Adana Hilal-i Ahmer şubesi ile ilgili kayıtlara Birinci Dünya Savaşı döneminde ulaşabilmekle birlikte Milli Mücadele sırasında oluşturulan Yedinci Adana-Konya İmdad-ı Sıhhiye Heyeti olarak takip edebilmekteyiz. Adana Hilal-i Ahmer Cemiyeti hakkında kurumsal anlamda bilgileri Milli Mücadelenin hemen ardındaki dönemde takip edebiliyoruz. Bu çalışmada Kızılay Arşivi, döneme ait olan Hilal-i Ahmer Mecmuası gibi ana kaynaklar ve araştırma eserlerden yararlanılarak Milli Mücadele yıllarındaki Adana- Konya İmdad-ı Sıhhiye Heyeti ve Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar olan sağlık faaliyetleri şubenin mali gelirleri, idare heyeti hakkında bilgi verilmeye çalışılacaktır.
Demokrat Parti dönemi Türkiye’nin petrol politikası ve Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (1950-1960)
Bu tez, Türkiye’nin petrol politikasını ve Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) Demokrat Parti (DP) dönemi boyunca (1950-1960) nasıl bir gelişim gösterdiğini incelemektedir. Türkiye'nin ekonomik bağımsızlık hedefleri doğrultusunda petrol sektöründe kendi kaynaklarını keşfetme ve değerlendirme çabaları, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren önemli bir öncelik olmuştur. DP iktidarı ile beraber bu alanda belirgin bir dönüşüm yaşanmış; yeni kanuni düzenlemeler ve yabancı sermaye yatırımlarını teşvik eden politikalar benimsenmiştir. DP dönemi, Türkiye’nin petrol politikalarında bir milat olarak değerlendirilmekte olup, yerli üretimi artırma hedefi doğrultusunda atılan adımlar ve bu süreçte TPAO’nun kurulması, dönemin önemli gelişmelerindendir. 1954 yılında yürürlüğe giren 6326 Sayılı Petrol Kanunu, petrol sektöründe kapsamlı bir yeniden yapılanmayı sağlamış ve Türkiye’de petrol arama, üretim ve işletme faaliyetlerinde önemli değişikliklere yol açmıştır. Bu kanun, yabancı yatırımcılara daha açık bir yatırım ortamı sunarken aynı zamanda Türkiye’nin kendi petrol arama ve üretim kapasitesini artırma çabasını yansıtmaktadır. TPAO’nun kuruluşu, Türkiye’nin petrol sektöründe ulusal bir kapasite oluşturma çabalarının somut bir adımı olarak değerlendirilmekte ve bu kurumsal yapının o dönemdeki faaliyetleri, Türkiye’nin enerji bağımsızlığı hedefi bağlamında analiz edilmektedir. Tez, DP dönemi boyunca uygulanan petrol politikalarının, Türkiye’nin ekonomik gelişimine ve enerji sektörüne etkilerini hem yerli hem de yabancı kaynaklardan elde edilen veriler ışığında değerlendirerek sunmaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma, DP dönemi Türkiye’sinde petrol politikasının nasıl şekillendiğini ve TPAO’nun bu süreçteki rolünü ayrıntılı bir biçimde ele alarak, Türkiye'nin enerji sektöründe geçirdiği dönüşüm sürecini anlamaya katkı sunmayı amaçlamaktadır.
I. TBMM’de Mardin milletvekilleri ve meclis faaliyetleri (1920-1923)
I. Dünya savaşından sonra Osmanlı topraklarının işgali ve işgal bölgelerinde yaşanan katliamlara karşı İstanbul Hükümeti’nin yeterince sert tepki gösterememesi Türk Milleti’nin Mustafa Kemal Paşa liderliğinde bir Milli Mücadele’ye başlamasına neden olmuştur. Milli Mücadele’nin yol haritası olarak tanımlayabileceğimiz Misak-ı Milli Kararlarının ilan edilmesi üzerine Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin kapatılması üzerine Milli Mücadele’nin sevk ve idaresini gerçekleştirmek üzere Ankara’da TBMM açılmıştır. Bu çalışmanın amacı I. TBMM’ye altı milletvekili ile katılan Mardin Milletvekillerinin Meclis çalışmaları ile gerek bölge gerekse ülke siyasetine katkılarının ne olduğunu ortaya çıkarmaktır. Mardin Milletvekillerinin takrir, teklif, önerge, söz alma, sual, vb. yasama ve denetim faaliyetleri ile yeni Türkiye Devleti’nin bağımsızlık ve kuruluş sürecine ne gibi katkılarda bulunduğu ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Ayrıca “kendi seçim bölgelerinin sorunları ne derece meclise yansıtılmıştır” sorularının cevabı bulunmaya çalışılmıştır. Çalışmanın neticesinde seçilen tüm milletvekillerinin tamamının meclise katılması ile Mardin vilayeti mecliste tam kadro görev yapan istisna vilayetlerimizden birisi olduğu tespit edilmiştir. Milletvekillerinden İbrahim Bey özellikle Türkiye, Suriye sınır hattının belirlenmesi sürecinde kabul edilen sınırın Mardin ve çevre vilayetlere vereceği zararı dile getirerek seçim bölgesinin menfaatlerini koruduğunu gösterir bir tavır sergilemiştir. Mehmet Necip Bey ise Lozan Barış Konferansı esnasında Türk- Kürt ayrımı ile ikilik çıkarmaya çalışan İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a yönelik teklifi ile tüm milletvekillerinden takdir görmüştür.
İhsaiyat Mecmuası yıllıklarına göre Diyarbakır vilayeti eğitim istatistikleri (1923-1927)
Milli bilincin temel faktörü olan tarih, toplumların geçmişleri ile bugününü birbirine bağlama işlevini yerine getirmektedir. Geçmişten bugüne biriken tecrübelerin aktarılmasında en önemli hususlardan biri kayıt altına alınmasıdır. Kayda alınan tarih, dönemlerine ve uzmanlarına göre farklı başlıklar altında incelenmektedir. Bu başlıklardan bir tanesi olan “Eğitim Tarihi” aynı şekilde var olduğu dönemden bugüne dek uzmanlar tarafından araştırılmakta ve bu araştırmalar ışığında yorumlanmaktadır. Eğitim Tarihi genel bir başlık olması ile beraber, alt başlık olarak tarafımızca “Türk Eğitim Tarihi” mikro başlığı altında incelenerek, araştırılmakta ve elde edilen bilgiler baz alınarak yorumlanmaktadır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında eğitim reformlarının sonuçları Diyarbakır vilayetinde ve kazalarında nasıl uygulandığı bu çalışmanın temel araştırma sorularını oluşturmaktadır. Diyarbakır vilayeti ve kazalarının mevcut sosyo-kültürel yapısını göz önünde bulundurularak, eğitim reformlarına vermiş oldukları dönütler istatiksel açıdan tablo şeklinde detaylandırılmaktadır. Çalışmada, Cumhuriyet Dönemi arşiv belgeleri, resmi istatistiksel nicel veriler kullanılarak, Cumhuriyetin ilk yıllarında Diyarbakır vilayetinde ve kazalarında eğitim istatistiklerine dair kapsamlı bir bakış açısı sunulmuştur. Bu tez çalışması ile beraber, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra Diyarbakır vilayetinde 1923-1927 yılları arasında ihsaiyat mecmuasına göre eğitim alanında gerçekleşen gelişmeleri, okullaşma istatistiklerini, öğretmen sayısını, öğrenci sayısını ve eğitim öğretim alanındaki diğer önemli parametreleri incelemektedir.
Diyarbakırlı Kore gazileri
II. Dünya savaşından sonra başlayan Soğuk Savaş döneminde Kore Yarımadasının iki gücü olan Güney Kore Devleti ve Kuzey Kore Devleti arasında sıcak mücadele şeklinde gerçekleşen Kore Savaşı, savaşa Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Milletler ve Çin’in dahil olmasıyla uluslararası bir alana yayılmıştır. Türkiye Birleşmiş Milletlerin yardım çağrısına, bir yandan NATO’ya üye olmak bir yandan da uluslararası barışın korunmasına katkıda bulunmak için olumlu bir değerlendirmede bulunmuştur. Bu çalışma, Türkiye dış siyasetinde önemli başarıların kaydedildiği Kore Savaşı’nın, Türk Devleti’ne siyasal, sosyo-kültürel ve ekonomik açıdan etkilerine; Kore yarımadasında yaşanan gelişmelerin yanı sıra Türkiye’den savaşa katılan askerlerden Diyarbakır ilinden katılım sağlayarak gazi unvanını alan Diyarbakırlı Kore Gazilerinin savaşa katkılarına ve ölümsüz anılarına değinmek amacıyla gerçekleştirilmiştir.
Birinci dönem Millet Meclisi tutanaklarında Kıbrıs sorunu
Kıbrıs adası coğrafi konumu itibariyle tarihin geçmiş dönemlerinden günümüze kadar dünya devletlerinin dikkatini çekecek bir noktada yer almıştır. Kıbrıs halkı adanın Osmanlı hakimiyetine girdiği 1571 yılından 1878 yılına kadar hoşgörü ve huzur içerisinde yaşamıştır. Ancak 1878 yılında ada İngilizlerin hakimiyetine girince Türkler için sıkıntılı dönemler başlamıştır. Gerek bölgedeki Rumların gerekse de Yunanistan’ın ayrılıkçı ve bölgedeki dengeyi bozacak tutumları nedeniyle Kıbrıs’ta kanlı çatışmalar yaşanmıştır. Çalışmada öncelikle Kıbrıs’ın tarihsel geçmişi anlatılmış ve ardından İngiliz yönetimiyle başlayan huzursuzluklara dikkat çekilmiştir. Yunanistan'ın ve Kıbrıslı Rumların ayrılıkçı tutumlarıyla bölgede Türklere karşı girişilen saldırılar gözler önüne serilerek bu saldırıların ve ayrılıkçı tutumların Türk iç siyasetinde nasıl karşılandığı üzerinde durulmuştur. Yavru vatan olarak nitelendirilen Kıbrıs’ta yaşanılan durumların meclis içerisinde yarattığı sarsıntılar ve tartışmalar üzerinde durularak Türk dış siyasetinde Kıbrıs konusunda gösterilen çabaya dikkat çekilmiştir. Çalışmanın amacı Kıbrıs’ta yaşanılan olayların mecliste nasıl karşılandığını irdeleyerek milletvekillerinin ada üzerindeki görüş ve tartışmalarına yer verip Türk siyasetinde Kıbrıs’ın yeri ve önemini belirlemek olmuştur. Zira Türkiye hem dış politikada gösterdiği tavırla hem de 1974’te gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekâtı ile daima Kıbrıslı Türklerin yanında durmuştur.
Kıbrıs Barış Harekâtı’na katılan Diyarbakırlı gaziler
Akdeniz'in doğusunda bulunan Kıbrıs Adası tarihte pek çok kez el değiştirmiştir. Osmanlı Devleti'nin hakimiyetine girdikten sonra 1878'e kadar Osmanlı'da kalan Kıbrıs Adası, Rusya'ya karşı İngiltere’ye üs olarak bırakılmak durumunda kalınmıştır. Özellikle Süveyş kanalının açılması ile birlikte Hint Okyanusuna ve oradan da Pasifik Okyanusuna ve Orta Doğu petrollerine yakın konumu başta İngiltere, ABD ve AB ülkelerini yakından ilgilendirmiştir. Bu tarihten sonra sorunlar silsillesine dönüşen Kıbrıs Adası, İngiltere hakimiyetindeyken Rumların ENOSİS faaliyetlerine sahne olmuştur. Adada başlayan örgütlenmeler, Türklere karşı yapılan faaliyetler belirli bir süreden sonra sıcak savaşa dönüşmüştür 1974'te Kıbrıs adasına yapılan Barış Harekâtı ile birlikte Türkiye, adadaki soydaşlarının haklarını koruma yoluna gitmiştir. Yapılan Birinci ve İkinci Barış Harekâtı sonrasında Türkler adanın %30'luk kısmına hakimiyet kurmuştur. Harekâtın başarı sağlamasında TSK ve Anadolu halkının tepkileri etkili olmuştur. Anadolu’daki pek çok il gibi Diyarbakır halkı da büyük tepkiler vermiştir. Harekât sırasında askerlik görevini yerine getiren bir çok er ve Diyarbakır’da sivil bulunun pek çok erkek harekâta gönüllü olarak katılmak istemiştir. Kıbrıs Barış Harekâtı’na katılan ve askerde iken gönüllü olarak katılıp gazilik ile taçlanan Diyarbakır halkının bu süreçte yaşadıkları ve anıları aktarılmıştır.
Birinci Tbmm'de Muş milletvekilleri ve meclis faaliyetleri
I. Dünya Savaşı'ndan sonra Osmanlı toprakları her taraftan işgale uğramış, işgal bölgelerinde halka karşı kötü muameleler gerçekleştirilmiştir. İstanbul Hükümeti, yaşanan işgaller ve halka karşı yapılan kötü muamelelere karşı yeterli tepki ve direniş gösterememiştir. Bunun üzerine halk, Mustafa Kemal Paşa öncülüğünde Milli Mücadele'ye başlamıştır. Misak-ı Milli Kararlarının ilanı ve Son Osmanlı Mebusan Meclisi'nin kapanması üzerine Ankara'da, hem Milli Mücadele'yi sevk ve idare edecek hem de milli egemenliğe dayalı yeni devletin kurulmasını sağlayacak olan TBMM açılmıştır. Bu çalışmanın amacı; I. TBMM'de yedi kişi ile temsil edilmiş olan Muş milletvekillerinin Meclisteki çalışmaları vasıtasıyla gerek seçim bölgelerine gerekse ülke siyasetine katkılarının ne olduğunun ortaya çıkarılmasıdır. Bu çalışmada 1920-1923 yılları arasındaki I. TBMM Dönemi içerisinde görev yapan Muş milletvekillerinin biyografileri ve TBMM'deki faaliyetleri ele alınmıştır. Muş milletvekillerinin Meclis'teki takrir, teklif, önerge, vb. yasama faaliyetleri ile bağımsızlık ve kuruluş süreci içerisindeki Türkiye'ye ve Muş ve çevresine ne gibi katkılarının olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın neticesinde; Muş milletvekillerinin genel konular hakkında, Kumarın yasaklanmasına dair, İdarecilerin görev ve sorumluluklarına dair, Şehit ailelerine bir üst dereceden maaş verilmesine dair kanun teklifleri verdikleri tespit edilmiştir. Lozan Barış Konferansı sırasında İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon tarafından yaratılmaya çalışılan Türk-Kürt ayrımına karşı, böyle bir ayrımın olmadığı; bu iki unsurun bir bütün olduğu hususunda Meclis kürsüsünden Lord Curzon'u sert bir dille eleştirdikleri ve Lord Curzon aleyhine Lozan'a protesto telgrafları gönderdikleri görülmüştür. Ayrıca; Muş ahalisine ücretsiz tohumluk verilmesi, Muş sancağındaki köprülerin yaptırılması, Muş'ta niçin doktor olmadığı gibi teklif, takrir ve sual takrirleri ile seçim bölgelerinin sorunlarından Meclis'i haberdar ederek seçim bölgelerinin sorunlarına çözüm bulmaya çalışmışlardır. Muş milletvekillerinin Meclis çalışmaları sadece kendi seçim bölgeleri ile sınırlı kalmamış; I. Dünya Savaşı'ndan sonra Ermeni işgaline uğrayan Doğu Vilayetlerinden göç etmek zorunda kalan "Vilayat-ı Şarkiye Muhacirleri" adına takrir ve teklifler ile pekçok talepte bulunarak Doğu Vilayetlerinin de sesi olmaya çalıştıkları görülmüştür.
Birinci TBMM'de Siirt milletvekilleri ve meclis faaliyetleri
Bu tez çalışmanın konusu, I. Yasama dönemi olan 1920-1923 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki Siirt Milletvekillerinin Meclis Faaliyetleridir. Araştırma ile I. Yasama döneminde görev yapmış olan Siirt Milletvekillerinin özgeçmişleri; Meclisteki teklif, takrir, söz alma gibi faaliyetleri ile kendi bölgeleri ve ülke geneline olan katkılarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Tez çalışması 1920-1923 yılları arasındaki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Birinci yasama dönemini ihtiva etmektedir. Bu dönemde TBMM’ye Siirt’ten 1’i Son Osmanlı Meclis’i Mebusan’dan, 5’i de 19 Mart 1920 tarihli seçim beyannamesi ile seçilmek üzere 6 milletvekili gönderilmiştir. Bu milletvekilleri içerisinde Mustafa Sabri Bey’in diğer milletvekillerine göre daha aktif olduğu görülmüştür. Birinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Siirt’i temsil eden milletvekilleri Meclis’te çeşitli konular üzerine yaptıkları konuşmalarla, vermiş oldukları kanun teklifleri, yazılı ve sözlü önergelerle fikirlerini ortaya koymuşlardır. Milletvekillerinin içinde bulundukları komisyonlar, katıldıkları heyetler, üzerlerinde bulundurdukları çeşitli üyelikler ve yürüttükleri vazifeler de olmuştur. Ayrıca milletvekillerin Milli Mücadele’nin zafere ulaşabilmesi için her türlü desteği verdikleri görülmüştür. Araştırmanın sonucunda Siirt Milletvekillerinin Türkiye ve Siirt’i ilgilendiren pek çok konuda önerge ve kanun teklifi verdikleri, Meclis tartışmalarına aktif olarak katıldıkları tespit edilmiştir.
II-IV. dönem Cebelibereket (Osmaniye) milletvekilleri ve meclis çalışmaları
Bu çalışmanın amacı; II-IV. Dönem TBMM’de Cebelibereket (Osmaniye) milletvekilleri ve meclis çalışmalarını ortaya koymaktır. Cebelibereket, II. Dönem TBMM’de Avni Paşa (Hüseyin Avni Zaimler) ve İhsan Bey (Mehmet İhsan Eryavuz) vasıtasıyla temsil edilmişlerdir. III. Dönem de ise Ali Rıza Bey (Bebe), Avni Paşa (Hüseyin Avni Zaimler) ve İhsan Bey Cebelibereket’ten milletvekili seçilmişlerdir. Bu milletvekillerinden Avni Paşa’nın vefat etmesi üzerine yerine Sabri Bey (Toprak) ve İhsan Bey’in Havuz-Yavuz Davası’nda suçlu bulunup Meclis tarafından milletvekilliğinin düşürülmesi üzerine ise yerine Naci Paşa (Abdullatif Naci Eldeniz) milletvekili seçilmiştir. IV. Dönem TBMM’de ise Hasan Basri Bey (Demir), İbrahim Bey (İbrahim Hakkı Mete) ve Naci Paşa Cebelibereket milletvekili olarak TBMM’de görev yapmışlardır. İncelenilen dönemler itibariyle İhsan Bey’in aynı zamanda Bahriye Nazırı olarak görev yapması, Naci Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa’nın Harp Okulu’ndan öğretmeni olması ve ona karşı derin bir sevgi ve saygı besliyor olması sebebiyle Cebelibereket milletvekilleri sadece yöre halkı tarafından bilinen kişilerden değil ülke gündeminde bilinen şahıslardan seçilmiştir. Milletvekilleri görev yaptıkları dönemlerde ülke ve bölge sorunlarına çözüm üretecek bir meclis performansı sergilemişlerdir.
626 numaralı Diyarbakır şer’iyye sicili’nin transkripsiyonu ve değerlendirmesi (H. 1206- 1207 / M. 1792 – 1793)
Şer’iyye sicilleri, Osmanlı Devleti sosyal, kültürel, iktisadi ve ictimai konular üzerine araştırma yapacaklar için son derece önemli kaynaklardandır. Çünkü şer’iyye sicilleri kayıt altına alındığı döneme ışık tutar. Bu siciller, Osmanlı Devleti’nin hukuk sistemi, toplum yapısı, kültürel, iktisadi ve idari yapısına dair önemli bilgiler veren birinci elden kaynaklardandır. 59 sayfadan oluşan 626 Numaralı Diyarbakır Şer’iyye Sicili’nde, (H. 1206- 1207 / M. 1792 – 1793) yılları arasında Diyarbakır’da meydana gelen ve mahkeme kayıtlarına yansıyan olayları içeren belgeler bulunmaktadır. Şer’iyye sicili’nde, İnsanlar arasında oluşan alacak-verecek meseleleri, vergi, miras, cinayet ve hırsızlık gibi birçok konuda verilen kararlar bulunmaktadır. Bu belgeler çalışmamızın temel iskeletini teşkil eder. Bu çalışmada, Şer’iyye sicili, Şer’iyye mahkemeleri, Diyarbakır tarihi ve Osmanlı Devleti dönemi Diyarbakır idari taksimatı hakkında kısaca bilgiler verildikten sonra çalışmanın esasını teşkil eden 626 Numaralı Şer’iyye Sicili’nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Ayrıca çalışmanın sonunda belgede geçen Osmanlıca kelimelerinden oluşan bir sözlük ve eserin orijinal hali bulunmaktadır.
II. Meşrutiyet Dönemi (1908-1919) Diyarbakır mebuslarının meclis faaliyetleri
Bu tez çalışmasının konusu Osmanlı imparatorluğunun son yıllarında II. Meşrutiyet’in (1908) ilan edilmesi ile tekrar açılan Meclis-i Mebusan’a seçilen Diyarbakır mebuslarının meclis faaliyetlerini kapsamaktadır. Araştırma 1908-1919 yılları arasındaki meclis çalışmalarında bulunan Diyarbakır mebuslarının özgeçmişleri; Meclisteki kanun teklif ve tasarıları hakkında görüş bildirme, söz alma, önerge, gibi faaliyetleri ile kendi seçim bölgeleri ve ülke geneline olan katkılarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasının konusu olan II. Meşrutiyet dönemi Diyarbakır mebusları 1908-1919 Meclis-i Mebusan’da I. II. III. ve IV devre çalışmalarda bulunmuşlar. I. Devrede 1 mebus, II. ve III. Devrede 2 mebus Diyarbakır’dan Meclis-i Mebusan’a seçilmiş. Seçilen mebuslar meclis çalışmalarına aktif bir şekilde katılmış birçok komisyon ve şubede görev almış, birçok konuda söz almış, kanun teklifi ve önergeler vermiştir. I. Cihan Harbi ve Ülkenin işgali sırasında bile vatan uğruna görevlerini aksatmadan sürdürmüşler. Araştırmanın sonucunda Diyarbakır mebuslarının Osmanlı Ülkesini ve Diyarbakır’ı ilgilendiren birçok konuda mecliste konuşma, önerge, kanun teklifi verdikleri ve Meclis tartışmalarına aktif olarak katıldıkları incelenen meclis zabıt tutanaklarında görülmüştür.
TBMM’nin açılışından Lozan Barış Antlaşması’na Türkiye Suriye sınır hattının belirlenmesi adına TBMM’DE yaşanan tartışmalar
Bu çalışmanın amacı; TBMM’nin açılışından Lozan Antlaşması’na kadar geçen süreçte Türkiye-Suriye sınır hattının belirlenmesi adına TBMM’de yaşanan tartışmaları açığa çıkarmaktır. I. Dünya Savaşı sırasında İngilizlerin eline geçen Suriye toprakları savaş sonrasında Fransa’ya devredilmiştir. Fransa, Suriye’de ve güney Anadolu vilayetlerinde hiç beklemediği bir direnişle karşılaşınca Anadolu’daki işgal bölgelerini boşaltarak Suriye’de hâkimiyet kurma kararı almıştır. Fransızlarla ilk temas Suriye Yüksek Komiserliği görevini bıraktıktan sonra Paris’e dönmeden önce George Picot’un Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa ile görüşmesiyle başlamıştır. Güney cephesindeki askeri başarılar üzerine ilk olarak 28 Mayıs 1920’de 20 Günlük Geçici Mütareke imzalanmıştır. I. İnönü Zaferinden sonra düzenlenen Londra Barış Konferansı sonrasında Fransızlarla tarihe “Bekir Sami Bey Antlaşması” olarak geçen anlaşmanın imzalanması üzerine diplomatik müzakereler hızlanmıştır. Antlaşmaların yürürlüğe girmesi için Meclis tarafından onaylanması zorunluğundan ötürü tüm gelişmelerden TBMM’deki milletvekilleri haberdar edilmiştir. Çalışmanın neticesinde Türkiye-Suriye sınırının belirlenmesindeki en önemli olayın 11 Mart 1920 tarihinde imzalanan Türk-Fransız Antlaşması’nda kabul edilen demiryolu hattı olduğu görülmüştür. Milletvekilleri gerek 11 Mart 1920 tarihli antlaşmada gerekse sonraki süreçte başta Sancak Bölgesi olmak üzere demiryolu hattının güney kısmında kalan Türklerin durumu nedeniyle Fransızların teklif ettiği sınırı kabul etmemişlerdir. Sınırın demiryolu hattının esas alınarak çizilmesinin insani, ekonomik, kültürel ve askeri anlamda yaratacağı sorunları her yönü ile ele almışlardır. Türkiye-Suriye sınır hattının doğal sınırlar üzerinden değil de demiryolu hattı üzerinden belirlenmesi, sınır hattı boyunca oluşan akrabalık ilişkilerinin de etkisiyle Türkiye’nin Suriye’de yaşanan gelişmelere kayıtsız kalamamasına neden olmuştur.
Batman'da petrolün bulunması, kente sosyoekonomik ve sosyokültürel etkileri (1940-1970)
Bu çalışmanın amacı; Siirt ilinin Beşiri ilçesinin İluh nahiyesi olarak kayıtlara geçen 1990'da vilayet statüsüne kavuşan Batman'ın 1940 yılında bölgede petrolün bulunması sonrasında yaşamış olduğu sosyal, ekonomik ve kültürel değişimi ortaya çıkarmaktır. Çalışmanın neticesinde 1940'ların başında küçük bir nahiye iken 1955 yılında belde, 1957 yılında ilçe ve son olarak 1990 yılında vilayete dönüştüğü görülmüştür. İdari anlamdaki bu değişim sosyal alanda da gözlemlenmiş; 1940'ların başında 409 olan bölge nüfusu petrolün bulunması, TPAO'nun kurulması sürecinde dışarıdan sürekli bir göç almıştır. 1970'lere gelindiğinde nüfus 50.000'lere ulaşmıştır. TPAO'da çalışan personellerin ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla alt ve üst yapısı son derece gelişmiş, sosyal kompleksleri bulunan bölgeye yönelik bir kent modeli ortaya çıkarılmıştır. TPAO Site sakinlerinin ihtiyaçlarının karşılanması, moral ve motivasyonlarının arttırılması amacıyla gerçekleştirilen sosyal ve kültürel faaliyetler kentin büyük bir canlılık kazanmasına da neden olmuştur. Bu faaliyetlerin organizasyonunu sağlayan kurumlar ise elde ettikleri başarılarla sadece bölgede değil ülke genelinde tanınmışlardır. Nahiye statüsünde bulunduğu yıllarda sadece 1 ilkokul mevcut iken 1967 yılında 4 ilkokul, 1 ortaokul ve 1 kız sanat okulu ve 1 akşam kız sanat okulu ile eğitim alanında da büyük bir aşama kaydedildiği görülmüştür.