Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi İsmail Dursun
11 theses · Yalova University
Hırsızlık suçu
Hırsızlık suçu, ülkemizde en çok işlenen suçlar arasında yer almakla birlikte 5237 sayılı TCK'nın 141-147'nci maddeleri arasında düzenlenmiştir. Hırsızlık suçuna ilişkin bu çalışma da bu suçun yasada düzenleniş biçimine ve hangi hallerin hırsızlık suçu teşkil edeceğine doktrin de yer alan görüşler ve Yargıtay uygulamaları kapsamında değinilmiştir. Aynı şekilde, görüş birliği bulunmamakla birlikte, doktrinde egemen olan görüşe göre, bu suçta korunan hukuki değerin zilyetlik olduğu ve Yargıtay'ın yaklaşımının da bu egemen görüş ile uyumlu olduğu anlaşılmıştır. Bu anlamda, hırsızlık suçlarında korunan hukuki değerin zilyetlik olmasının bir sonucu olarak TCK'nın 144 ve 290/2 maddelerine göre, kişilerin kimi zaman kendi mallarına karşı da bu suçu işleyebilecekleri anlaşılmıştır. Hırsızlık suçunun temel hali, TCK'nın 141'nci maddesinde düzenlenmekle birlikte, 6763 sayılı yasa ile getirilen uzlaşma kurumu ile bu madde kapsamında yer alan eylemlerin uzlaşmaya tabi olduğu belirtilmiştir. Buna karşın, daha ağır ceza öngören nitelikli hırsızlık fiilleri ile gece vakti işlenen basit hırsızlık eylemleri uzlaşma kapsamında yer almamasına rağmen, şikâyet tabi bulunan ve yasanın 144, 146 ve 167 maddelerinde düzenlenen eylemlerin uzlaşmaya tabi olduğu anlaşılmıştır. Bunların haricinde, suça konu malın değerinin az olmasına ilişkin düzenlemeye yasanın 145'nci maddesinde yer verilmekle birlikte, eylem sonrası pişman olan ve mağdurun zararını gideren fail için etkin pişmanlık hükümlerinin de ayrıca uygulanması gerektiği TCK'nın 168'nci maddesinde belirtilmiştir. 6545 sayılı yasa değişikliği ile nitelikli hırsızlık suçlarında daha ağır cezalar öngören değişiklikler yapılmıştır. Eylemin ağır ve acil bir ihtiyacın giderilmesi amacıyla işlenmesi halinde ise faile verilecek cezada indirim yapma veya ceza vermekten vazgeçme gibi kararların verilebileceği belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hırsızlık, Zilyetlik, Şikâyet, Zarar, Yargıtay Kararları.
Türk ceza kanununa göre karşılıksız yararlanma suçu
Bu tez çalışmasının konusu, Türk hukukunda karşılıksız yararlanma suçu olarak belirlenmiştir. Karşılıksız yararlanma; belli bir ücret ödeyerek istifade edilmesi gereken bazı hizmetlerden karşılıksız olarak yararlanmayı ifade etmektedir. Karşılıksız yararlanma suçu Türk hukukuna ilk olarak 765 sayılı Türk Ceza Kanununa ilave edilen 521a ve 521b maddeleri ile girmiştir. Bu düzenlemeye göre, otel ve pansiyon gibi yerlerde konaklama ücretinin, restoran ve kafelerde yiyecek içecek bedelinin, taksi ve benzeri ulaşım araçlarında ulaşım ücretinin ödenmemesi ya da otomatik aletlerden karşılıksız olarak yararlanılması karşılıksız yararlanma suçu olarak değerlendirilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 163. maddesi gereğince; otomatlar aracılığıyla sunulan bir hizmetten, telefon hatları ile frekanslarından, şifreli şifresiz yayınlardan, abonelik esasına tabi elektrik, su ve doğalgazdan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanan kişiler (kanunda belirtilen diğer unsurların da bulunması halinde) karşılıksız yararlanma suçunu işlemiş olur. Çalışmamızda karşılıksız yararlanma suçunun Türk hukukundaki tarihsel gelişimi, mukayeseli hukuktaki yeri, benzer suçlardan ayrılan yönleri, maddi ve manevi unsurları, soruşturma usulü incelenmiştir.
Türk ceza hukukunda uzlaştırma ve uzlaştırmacının önemi
Dünya genelindeki hızlı gelişmeler, zamanla yarış ve bireysel çıkarların ön plana çıkmış olmaları nedeniyle mağdur hakları ve mağdurun ceza yargılaması sırasında korunması ihtiyacı bütün olarak dünya ülkelerini alternatif çözüm yöntemlerinden biri olan uzlaştırma kurumunu oluşturma ve geliştirme ihtiyacıyla karşı karşıya bırakmıştır. Birleşmiş milletler ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 20. yüzyılın sonlarından itibaren uzlaştırma kurumunun uygulanmasını tavsiye etmiş ve bu kavramla bağlantılı temel esasları belirlemiştir. Ülkemizde de dünyadaki bu gelişmeler doğrultusunda 5237 sayılı Türk Ceza Kanununu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi kanunu 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe konularak uygulamaya başlanmıştır. Zaman içerisinde aksaklıklar, değişikliklerle giderilmiş, aynı zamanda uzlaşma kapsamına dahil olan suçların sayısı arttırılmıştır. Ülkemizdeki ceza yargılamasına özgü sorunlar bütün olarak değerlendirildiğinde; Uzlaştırma Kurumunun uygulama başarısının son derece önem arz ettiği anlaşılmaktadır. Uzlaştırma Kurumunun Türk Ceza Hukukunda Uzlaşma Kurumu adlı Tez çalışmamızda uzlaştırma kurumuna ilişkin genel bilgiler, uzlaştırma kavramı ve hukuki niteliği irdelenmiş olup, Uzlaştırmanın Esasları, Uzlaştırmaya ilişkin genel hükümler ele alınmış, Uzlaştırmanın şartları değerlendirilmiştir. Uzlaştırmacının nitelikleri- Eğitimi ve Uyması gereken Etik Kurallar ele alınmış ve çözüm odaklı önerilerde bulunulmuştur. Hukuk sistemimizde gittikçe uygulama alanı bulan Uzlaştırma kurumu, orijinal yapısına uygun uygulanmamasından dolayı faydasının toplum tarafından yeterince fark edilememesine dikkat çekilmiştir.
Askerî ceza hukukunda amirin emrini ifa ve sorumluluk
Askerî hiyerarşi çerçevesinde emir komuta zinciri, verilen emrin ifa edilmesinden doğan sorumluluk bakımından özel bir önemi haizdir. Bu hususu konu alan tezimiz, üç bölümden ibarettir. İlk bölümde konuya açıklık getirmek açısından temel kavramlar tanımlanmış, emrin yerine getirilmesinin şartları ve emretme yetkisinin kazanılması ele alınmış ve konunun tarihi gelişimi üzerinde kısaca durulmuştur. Bir emrin bulunması ve bağlayıcı nitelik taşıması, emrin hukuka uygunluğu için şarttır. Emrin bağlayıcı olabilmesi için, askerî hizmete ilişkin olması, yetkili kişi tarafından verilmesi ve şekil ve içerik şartlarına sahip olması gerekmektedir. Bu bölümde asker kişilerin tabi olduğu mutlak itaat kuralı ve bu kuralın istisnalarına da yer verilmiştir. Tezin ikinci bölümü emrin ifasının suça etkisi konusuna ayrılmıştır. Öğretide farklı kabuller görülse de bizim görüşümüz, gerek hukuka uygun emrin gerekse konusu suç teşkil etmeyen hukuka aykırı emrin yerine getirilmesinin hukuki niteliğinin hukuka uygunluk nedeni olduğu yönündedir. Hukuka uygun emrin sorumluluğa etkisinde hem amir hem de ast bakımından hukuka uygunluk nedeni ile karşılaşılmaktadır. Ancak suç olmayan hukuka aykırı emirlerin yalnızca astın sorumluluğunu kaldırmaktadır. Amirin özel hukuktan veya idare hukukundan kaynaklanan sorumluluğunun devam ettiği gözden kaçırılmamalıdır. Konusu suç teşkil eden emrin yerine getirilmesi ise, hiçbir durumda bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemez; bu halde emri verenin ve astın sorumluluğu baki kalır. Tezimizin üçüncü ve son bölümünde emrin ifa edilmesinde sınırın aşılması ve hata hali irdelenmiştir. Emrin yerine getirilmesinde sınırın ancak taksirle aşılması halinde cezada indirime gidilebilmektedir. Oysa hata halinde, hatanın niteliğine göre astın kast veya kusuru etkilenebilmektedir. Anahtar Kelimeler; Yetkili merciin emrini ifa, hukuka uygunluk nedeni, kusuru etkileyen neden, ceza sorumluluğu, askerî ceza hukuku.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda çocukların cinsel istismarı suçu
Tüm dünyada ve ülkemizde yaygın olarak görülen cinsel istismar; hukuk, tıp, psikoloji sosyoloji, antropoloji gibi pek çok disiplini ilgilendiren kapsamlı ve karmaşık bir toplumsal sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bakımdan, çocuklar bakımından ağır psikolojik travmalara, çeşitli fiziksel hastalıklara hatta ölüme bile sebep olabilecek derecede ağır sonuçları olan cinsel istismarla mücadele etmek adına, ülkeler tarafından bu tür fiillerin ulusal mevzuatlarda suç olarak düzenlendiği görülmektedir. Türk hukukunda da cinsel istismar niteliğindeki fiiller, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kişiler Karşı Suçlar" bölümünde, "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar" başlığı altındaki 103. Maddesinde, "Çocukların Cinsel İstismarı Suçu" adı altında düzenlenmiştir. Bu çalışma, cinsel istismara ilişkin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan bu düzenleme çerçevesinde hazırlanmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde, cinsel istismarın kavramsal analizi yapıldıktan sonra cinsel istismar olgusu, tüm boyutlarıyla kapsamlı biçimde incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, cinsel istismarın tarihçesi ile cinsel istismara ilişkin uluslar arası alanda ve mukayeseli hukukta yapılan düzenlemelere yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103. maddesindeki Çocukların Cinsel İstismarı Suçu'na ilişkin hükümler, günümüze kadarki süreç içerisinde maddede yapılan değişikliklerle birlikte ele alınmıştır. Ayrıca, bu suça ilişkin uygulamada çıkan mevcut problemler, düzenlemedeki noksanlıklar ve tartışma yaratan hususlar, doktrindeki görüşler ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ışığında aydınlatılmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte bu bölümde, cinsel istismar niteliğindeki fiillere ilişkin mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan düzenlemelere de yer verilmiştir.
Türk Ceza Kanununda iftira suçu
Tezimizin konusu 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 267.maddesinde düzenlenmiş olan iftira suçudur. Çalışmamızın amacı, iftira suçunun kapsamını, bu kapsama giren fiillerin neler olduğunu hem doktrin hem de yargısal içtihatlardan da faydalanarak ortaya konulmasıdır. Çalışmamızda öncelikle iftira suçunun unsurları belirlenmiştir. Bu yöntemle hangi fiillerin bu suç kapsamına girebileceği tespit edilmiştir. Yine iftira suçunun benzer suç türleri ile ayrımlarından bahsedilmiştir. İftira suçu hakkında yapılmış çalışma sayısının sınırlı olması sebebi ile yargısal içtihatlardan çoğunlukla faydalanılmıştır. Bu yöntemlerle iftira suçuna ilişkin tartışmalı hususlar belirlenmiştir. Bu tartışmalı hususlara ilişkin yazarların görüşleri ve uygulamaya yönelik kararlardan bahsedilerek, kendi görüşümüzün de eklenmesi yöntemi ile belirlenen sorunlara hukuka uygun çözüm yolu bulunması amaçlanmıştır. Anayasa Mahkemesi tarafından iftira suçuna dair verilen iptal kararları ilgili bölümlerde değerlendirilerek, kanun koyucuya yapılacak yeni düzenlemelerde yol gösterilmeye çalışılmıştır.
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu (TCK Md. 109 vd.)
Bu tezde TCK 109. maddesinde düzenlenen hükümler bağlamında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu incelenmiştir. Çalışma giriş bölümü hariç, dört bölümden oluşmaktadır. İkinci bölümde hürriyet kavramı ve suça ilişkin genel bilgiler kavramsal olarak incelenmiştir. Üçüncü bölümde bu suçun unsurları incelenmiştir. Dördüncü bölümde suçun kanuni düzenlemesinde yer alan tüm durumlar ve nitelikli haller farklı Görüşlerle birlikte değerlendirilmiştir. Bu bölümde suçun özel görünüş şekilleri, koruşturma ve yaptırım hükümleri ayrı ayrı başlıklar altında irdelenmiştir. Sonuç bölümünde ise elde edilen tüm veriler ile genel olarak bu suçun çerçevesi çizilmiştir.
Ceza muhakemesi hukuku kapsamında SEGBİS (Ses ve görüntü bilişim sistemi)
Hukukun amacı insanların huzur içinde bir arada yaşamalarının ve adaletin sağlanmasıdır. Adalet, hukuk düzeni içinde haklının hakkını alması, hakkı ihlal edenin ise cezalandırılmasıdır. Ceza muhakemesi her ne olursa olsun suçlunun cezalandırılması amacına sahip olmamakta insan onuruna ve insan haklarına uygun, adil yargılanma ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yapılan bir yargılama sonucunda suçluların cezalandırılmasını amaçlamaktadır. Her alanda hayatımızda yer edinen ve yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen teknolojinin ceza muhakemesindeki kullanılma şekillerinden biri SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi)'tir. Ceza muhakemesinde kanun, yönetmelik ve genelgelere dâhil olan SEGBİS ceza muhakemesinde ses ve görüntünün aynı anda iletildiği, kaydedildiği ve saklandığı bir iletişim sistemidir. Ceza muhakemesinde dinlenmesi gereken kişilerin yetkili merci önüne getirilmeden ekran vasıtasıyla bulundukları yerden dinlenmelerine imkân tanıyan bu sistemle ceza muhakemesinin işleyişinin hızlandırılması, yargılama giderlerinin azaltılması amaçlanmıştır. SEGBİS'in istenilen amaçların gerçekleştirilmesine olan katkısı göz ardı edilemez ancak ceza muhakemesinin diğer amaçları olan sanığın korunması ve maddi gerçeğin araştırılması amacıyla ceza muhakemesinin ilkeleri bakımından SEGBİS ayrıca değerlendirilmeli, ihlaller söz konusu olduğunda göz ardı edilmemelidir. SEGBİS mevzuatla düzenlenmiştir. Ancak idare, idari işlemler sonucu yapılan normlarla kendini kanun koyucu yerine koymuş, SEGBİS uygulanmasında kanunu düzenlemelerin kapsamını genişleterek kanunda olmayan uygulamaların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Mevzuatta SEGBİS ayrıntılı ve açık bir şekilde düzenlenmemiştir, bu durum uygulamada belirsizliklere ve farklılaşmalara neden olmuş, hukukta birliğin sağlanması zorlaşmıştır. Ceza muhakemesi ilkeleri kapsamında SEGBİS bazı ilkelerle (yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı, duruşmanın açıklığı, makul sürede ve en az masrafla yargılanma, soruşturmanın yazılılığı, soruşturmanın gizliliği, soruşturmanın dağınıklığı) uyum içinde olsa da, SEGBİS'in ceza muhakemesindeki adil yargılanma, hakkaniyete uygun yargılanma, sözlülük, yüze karşılık, delillerin doğrudanlığı, bağlılık ilkelerine zarar verdiği açıktır. SEGBİS ceza muhakemesine hâkim olan ilkelere uygun olarak düzenlenmeli, uygulayıcılar tarafından da doğru bir şekilde kullanılmalı, hak ihlallerine neden olmamalıdır. Bunun sağlanması amacıyla da çalışmanın sonunda önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: SEGBİS, Ses ve Görüntü, Video konferans, Ceza Muhakemesi İlkeleri.
İrtikap suçu
Yazımızda 5237 Sayılı Yasa'nın 250. Maddesi ile unsurları ve cezai müeyyidesi belirlenen irtikap suçu dört ana başlık altında incelenmiştir. İlk başlık altında irtikap suçu ile ilgili genel açıklamalar yapıldıktan sonra, irtikap suçunun daha iyi anlaşılabilmesi için bilinmesi gereken önemli kavramlar incelenmiş ve akabinde kanun maddesinde bahsedilen eylemlerin cezalandırılarak korunması hedeflenen hukuki değerler açıklanmıştır. İkinci başlık altında irtikap suçu genel suç teorisi kapsamında ele alınmıştır. Üçüncü başlık altında suçun özel görünüm şekilleri ele alınmış ve dördüncü başlık altında ise usuli hükümlere yer verilmiştir. Mezkur maddede düzenlenen suç incelenirken, 765 sayılı kanun dönemindeki düzenlemelere de yer verilerek karşılaştırmalar yapılmıştır. İrtikap suçunun daha iyi anlaşılabilmesi için irtikap suçu ile benzer nitelikte olan suçların benzer ve farklı nitelikleri göz önüne alınarak değerlendirmelerde bulunulmuştur. İrtikap suçu, çalışmamız kapsamında genel suç teorisi kapsamında ele alınarak değerlendirilmiş ve suçun unsurları kapsamında irdelenmiştir. İrtikap suçu ile ilgili olarak usul hukuku ile ilgili mevzuat da göz önüne alınarak soruşturma ve kovuşturma usulleri bu kanun maddeleri kapsamında ele alınmıştır. Özetle, 5237 sayılı kanun kapsamında düzenlenen irtikap suçu; kanun maddesinde yapılan değişiklikler, kanun maddesinde açıklanmayıp doktrin ve uygulamaya bırakılan hususlar ve mülga kanun ile mevcut düzenleme arasındaki farklılıklar ve benzerlikler de göz önüne alınarak kaleme alınmıştır. Anahtar Kelimeler: İrtikap Suçu, Türk Ceza Kanunu, Kamu Görevlisi
Ceza muhakemesinde tanıklık
Tanık kavramı, mevzuatta ifade edilmekle birlikte, uygulayıcıların tutumu da somut gerçeğin ortaya çıkarılmasında önemli bir görev üstlenmektedir. Tanık kişinin beyanı, ispat araçlarından biri olan şahitlik türüdür ve maddi gerçekliğin açığa çıkarılmasında etkin rol üstlendiği yadsınamaz. Tanık beyanlarının sözel temelde olması ve adli merciler nezdinde verilmesi esastır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu tanıklık hususunun nasıl düzenleneceği, tanıklık yapacak kişiye ne tür hakların tanınacağı, hangi yükümlülükler getirileceği ve tanık ifadesinin ne tür yöntemlerle alınacağı sorularını yanıtlar. Söz konusu kanun, adil ve hızlı bir yargılama yapılabilmesi için, tanığa soruşturma aşamasında savcı tarafından, kovuşturma aşamasında ise mahkeme tarafından çağrıldığında mahkeme huzuruna çıkmak, şahit olacağı olay hakkında doğru söyleyeceğine ve bildiklerini doğru anlatacağına yemin vermek, duruşma boyunca hâkimin izni olmaksızın salonundan izinsiz ayrılmamak gibi yükümlülükleri yüklemiştir. Belirtilen bu görevlerinin yanı sıra tanık, bazı durumlarda tanıklıktan çekinmek, kaybedilen zaman, yol ve barınma giderleri için tazminat almak, kendisinin ve sevdiklerinin can ve mal güvenliğini talep etmek gibi haklara da sahiptir. Bu çalışmada, tanıklık ceza muhakemesi mevzuatı açısından incelenmiştir.
Türkiye'de kadına yönelik şiddetin farklı bir bakış açısıyla incelenmesi
Araştırmanın amacı Türkiye'de kadına yönelik şiddetin ele alınmasıdır. Bu kapsamda özellikle Türkçe literatür taranarak konu çeşitli boyutlarıyla ele alınmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda edinilen dokümanlar incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Araştırma konusuyla ilgili ulusal ve uluslararası metinler incelenmiş ve konuyla ilişkisi kurularak değerlendirilmeye alınmıştır. Türkiye'de kadına yönelik şiddet ile ilgili olarak dikkate alınması gereken hususlar arasında; "hukuki çerçeve, kurumsal yapılanma, eğitim ve farkındalık, sosyal hizmetler, toplumsal ve kültürel normlar, istatistikler ve araştırmalar, uluslararası iş birlikleri ve STK'lar" ön plana çıkmaktadır. Ayrıca Türkiye'de kadına yönelik şiddet konusunda atılacak adımlarda; "kadına yönelik şiddetin çok boyutluluğu, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve şiddet, demografik faktörlerin etkisi, etkin koruma ve destek mekanizmaları, eğitim ve istihdam politikaları, yalnızlık ve şiddetin kabullenilmesi, iletişim ve dayanışma, kadınların bilgilendirilmesi ve destek mekanizmaları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve uluslararası iş birlikleri, şiddetin yapısal dinamikleri ve analizi, sosyalleşme ve şiddet, aile içi şiddetin aşılması, veri kaynağı ve analizi, kurumlar arası iş birliği ve koordinasyon" konularının dikkate alınması gerekmektedir. Sonuç olarak; Türkiye'de kadına yönelik şiddetle mücadele, yalnızca hukuki ve kurumsal önlemlerle sınırlı kalmayıp toplumun her kesiminde farkındalık ve duyarlılığın artırılmasını da gerektirdiği açıktır. Anahtar Kelimeler: Kadın, Şiddet, Kadına Yönelik Şiddet, Türkiye'de Kadına Yönelik Şiddet.