Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Şemsettin Kulaç
11 theses · Düzce University
Kayacık (Ostrya carpinifolia scop.) tohumlarının çimlenmeleri üzerine ozmotik stresin etkisi
Kayacık (Ostrya carpinifolia Scop.) yaprağını döken, çalı, ağaççık ve ağaç formlarında görülebilen bir ağaç türüdür. Kayacığın çimlendirilmesine yönelik yapılan çalışmalarda, embriyodan kaynaklı bir çimlenme engelinin olduğu, mutlaka katlamaya ihtiyaç duyduğu ve düşük sıcaklıklarda daha iyi çimlendiği tespit edilmiştir. Kayacık tohumlarının çimlenme sürecinde, toprakta bulunan alınabilir su çimlenmeyi etkileyen önemli bir çevresel faktördür. Su potansiyelinin azalması durumunda çimlenme gecikmekte ve belli bir seviyeden sonra çimlenme durmaktadır. Su stresinin çimlenme üzerindeki etkisinin belirlenmesinde uygulanan yöntemlerden birisi de farklı PEG 6000 solüsyonları yardımı ile oluşturulan ozmotik stres ortamlarının çimlenme üzerindeki etkilerini belirlemektir. Kayacığın çimlenme engelinin giderilmesi üzerine çeşitli çalışmalar olmasına karşın ozmotik stresin çimlenmeye etkisi üzerine yapılan yeterince çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada; ozmotik stresin faklı kayacık popülasyonlarına ait tohumların çimlenmesi üzerine etkisini belirlenmek amacıyla Türkiye'nin farklı bölgelerindeki 8 farklı popülasyondan (Kastamonu-Şendağ, Düzce-Yığılca, Antalya-Finike, Antalya-Akseki, Erzurum-İspir, Artvin-Hatilla, Sinop-Ayancık, Adana-Saimbeyli) toplanan tohumlar kullanılmıştır. Ozmotik stres seviyelerinin oluşturulmasında polietilen glikol (PEG 6000) kullanılmıştır. Biri kontrol olmak üzere 6 farklı ozmotik stres (0, -0,5, -1, -2, -3, -4 bar) düzeyi (ortamı) oluşturulmuştur. Hesaplamalarda Michel ve Kaufmann formülü kullanılmıştır. Denemelerde 11 cm'lik petri kapları ve iki katlı filtre kâğıtları kullanılmıştır. Daha önce yapılan çimlendirme çalışmaları dikkate alınarak iki farklı çimlendirme sıcaklığı (15/5 °C ve 15/10 °C 16/8 saat) belirlenmiştir. Çimlenme yüzdeleri açısından popülasyonlar arasında farklılık olup olmadığı varyans analizi ile test edilmiş ve Duncan testine göre gruplandırmalar yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre çimlenme yüzdesi bakımından popülasyonlar arasında %99 güven aralığı ile anlamlı farklılıklar olduğunu belirlenmiştir. Sonuç olarak popülasyonlara ilişkin çimlenme yüzdelerine bakıldığında Adana-Saimbeyli ve Antalya-Akseki popülasyonlarında en yüksek çimlenme yüzdesi elde edilmiştir (%57,1 ve %57,4). En düşük çimlenme yüzdesi ise Artvin-Hatilla popülasyonunda elde edilmiştir (%10,7). Ozmotik stres düzeylerinde ise en yüksek çimlenme yüzdesi kontrol gruplarında, ardından -0,5 (%37,8) ve -1 (%40,2) bar'lık stresli ortamlarda olmuştur ve -1 bar'lık stres seviyesi sonrasında çimlenme yüzdelerinde düşüş başlamıştır. En düşük çimlenme yüzdesi -3 ve -4 bar'lık stres düzeylerinde meydana gelmiştir (%26 ve %26,3). Çimlenme sıcaklığı dikkate alındığında ise, 15/5 °C (8/16 saat) değişken sıcaklıktaki tohumlar 15/10 °C (8/16 saat) değişken sıcaklıktaki tohumlara göre daha yüksek oranda çimlenmişlerdir.
Farklı aşı yöntemlerinin ve ortam sıcaklığının kestane ( Cestanea sativa Mill.) aşılarında tutma başarısına etkisi
FARKLI AŞI YÖNTEMLERİNİN VE ORTAM SICAKLIĞININ KESTANE (Cestanea sativa Mill.) AŞILARINDA TUTMA BAŞARISINA ETKİSİ Elif Dudu ASLAN Düzce Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Orman Mühendisliği Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Şemsettin KULAÇ Mart 2019, 37 sayfa Kestane (Cestanea sativa Mill.) ağaçlarının Türkiye'de Karadeniz, Marmara ve Ege Bölgesinde geniş yayılış alanları bulunmaktadır. Ayrıca Batı Akdeniz Bölgesinde lokal olarak bazı noktalarda yayılış göstermektedir. Özellikle Isparta-Sütçüler, Antalya-Selge ve Antalya-İbradı beldelerinde anıt niteliğinde bireylerden oluşan popülasyonlar bulunmaktadır. Türkiye'de geniş bir alanda yayılış gösteren kestaneler son yıllarda kanser ve mürekkep hastalığı yüzünden çok fazla ölümlere ve gövde kayıplarına maruz kalmaktadır. Kestanenin sürgün verme yeteneğinin yüksek olması türün bu hastalıklara karşı doğal olarak hayatta kalmasına yardım etmektedir. Türün kansere karşı geleceğinin koruma altına alınması için biyolojik, kimyasal veya mekanik birçok çalışma yapılmaktadır. Ayrıca türün kullanımının yaygınlaştırılması için ülke halkının daha fazla bilinçlendirilmesine yönelik Orman Genel Müdürlüğü' nün de bazı çalışmaları bulunmaktadır. Kestanenin üretimine yönelik ıslah (aşılama, seleksiyon, genetik varyasyon vb.) çalışmalarının artırılarak devam ettirilmesi gerekmektedir. Bu çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. İlk olarak farklı aşı yöntemlerinin (yarma, dilcikli, yongalı göz ve keçi ayağı) aşı kaynamasına dolayısıyla aşı tutma başarısına etkisi araştırılmıştır. İkinci olarak ortam sıcaklığının aşı tutma başarısına etkisi araştırılmıştır. Bu bağlamda sıcaklığı ve nemi kontrol edilebilen 6 farklı ortam sıcaklığı (10°C, 15°C, 20°C, 25°C, 15/5°C (16/8 saat), 20/10°C (16/8 saat)) ile sıcaklığı ve nemi kontrol edilemeyen tünel sera kullanılmıştır. Çalışmada altlık olarak Akçakoca Kestane Bayırı yöresindeki doğal ormanlardan toplanan kestanelerden yetiştirilen bir yaşındaki tüplü fidanlar kullanılmıştır. Çalışmada Sinop-Erfelek orijinli aşı kalemleri kullanılmıştır. Çalışma için Düzce üniversitesi Orman Fakültesi'ne ait tünel seralar ve laboratuvarlar kullanılmıştır. Tüp harcı olarak %30 orman toprağı, %30 torf, %30 dere kumu, %10 organik koyun gübresi kullanılmıştır. Çalışmada ilk olarak kestane tohumları çimlendirme dolaplarında çimlendirilmiş ve çimlenen tohumlar 01.02.2014 tarihinde polietilen tüplere ekilmiştir. Bir yaşındaki fidanlara 07.03.2015 tarihinde aşılamalar yapılmıştır. Çalışmanın ilk kısmı için tünel sera ortamında aşıların kaynaması beklenmiştir. İkinci kısmı için ise Tohum teknolojileri laboratuvarındaki çimlendirme dolaplarında değişik sıcaklıklarda kaynama başarısı araştırılmıştır. 30.06.2015 tarihinde aşılar kontrol edilmiş ve tutmuş olanlar sayılarak tutma başarısı belirlenmeye çalışılmıştır. Sonuçta, ilk olarak aşı yönteminin tutma başarısına etkisi incelendiğinde en yüksek tutma başarısı %63,33' lük bir oranı ile yongalı göz aşılardan elde edilmiştir. Dilcikli aşıların tutma başarısı %54,44' lük bir oran ile ikinci olmuştur. En düşük tutma başarısı ise %12,75 ile keçi ayağı yöntemi ile yapılan aşılarda olmuştur. Yarma aşı yönteminde ise %43,33' lük bir tutma başarısı elde edilmiştir. Farklı ortam sıcaklıklarının aşı tutma başarısına etkisine incelendiğinde, en yüksek tutma başarısı % 81,56' lık bir oran ile 15/5°C (16/8 saat) değişken sıcaklıkta elde edilmiştir. 15°C sabit sıcaklıktaki aşıların tutma başarısı %78,3 lük bir oran ile ikinci olmuştur. En düşük tutma başarısı ise %18,66 ile 25°C sabit sıcaklıkta olmuştur. Ardından en kötü ikinci performans %33,33 ile 10°C sabit sıcaklıkta olmuştur. Diğer sıcaklıklardaki tutma başarıları ise sırasıyla 20/10°C (16/8saat), 20°C ve tünel sera ortamlarında, %50, %60 ve %54,43 olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Aşı, Kestane, Aşı yöntemi, Anadolu kestanesi, Ortam sıcaklığı
Farklı ortamlarda aşılanan ceviz (Juglans regia L.) çeşitlerinin tutma başarısı
Cevizin önemli gen merkezlerinden birisi de Türkiye olmasına karşın üretim ve ihracatta maalesef istenen düzeye ulaşılamamıştır. Ülkemizdeki kabuklu ceviz üretiminin iç piyasadaki talebi karşılayamadığı bilinmektedir. Son yıllarda devletin vermiş olduğu teşvikler nedeni ile özel sektörün ceviz üretimine yönelik kapama ceviz bahçeleri kurmak istemesi üzerine özellikle sertifikalı aşılı ceviz fidanına talebi artırmıştır. Bu çalışmada ceviz fidanına olan talebi karşılamak amacı ile aşılı ceviz fidanı üretimi için Taraklı cevizine en iyi uyum sağlayan ceviz çeşitlerinin belirlenmesi ve en uygun aşı kaynaştırma ortamlarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Taraklı yöresinde doğal olarak yetişen cevizlerden 2016 yılında toplanan tohumlar kullanılmıştır. Tohumların bir kısmı 20x35 cm boyutlarında polietilen tüpler ekilmiştir. Tüp harcı olarak 1:1:1 oranında orman toprağı, torf ve perlit kullanılmıştır. Tohumlar Düzce Orman Fidanlığında ekim yastıklarına ekilmiştir. 2 yaşına gelen yabani ceviz fidanlarına aşılama çalışmalarında kullanılmıştır. Bu yabani ceviz fidanlarına 9'u yerli (Yalova1, Yalova3 Yalova4, Şebin, Kaman, Kaplan, Oğuzlar, Sapanca ve Bilecik) ve 6'sı yabancı (Fernor, Franquette, Fernette, Pedro, Chandler, Ronde) olmak üzere toplam 15 farklı ceviz çeşidi aşılanmıştır. Çalışmada üç farklı ortam kullanılmıştır. Bunlar sıcaklığı ve nemi kontrol edilebilen (24 °C'de ve %60-70 nem) otomatik sera, sıcaklığı kontrol edilemeyen sera ve dış ortam (açık alan ekim yastığı) kullanılmıştır. Aşı çalışmaları 21-22 Nisan 2018 tarihinde yapılmış ve tutan aşıların kontrolleri 40 gün sonra yapılmıştır. Çalışma sonucunda ceviz çeşitlerine göre en uygun aşı kaynaştırma başarısı %82,72 kontrollü seralarda olmuştur. En düşük başarı oranı ise %52,12 ile dış ortamlarda elde edilmiştir. Tutma başarısı en yüksek olan çeşitler ise sırasıyla Oğuzlar 77 (%80,92), Chandler (%76,66), Fernette (%72,96), ve Franquette (%72,22) çeşitlerinde elde edilmiştir. En düşük tutma başarısı ise sırasıyla Şebin (%45,21), Ronde (50,55) ve Bilecik (%52,59) çeşitlerinde elde edilmiştir. Ortam ve çeşit etkileşimleri incelendiğinde ise Franquette çeşidinin kontrollü ortamdaki aşılarının tamamı (%100) tutmuştur. Fakat açık arazide Ronde de montiac çeşidinde ise %20'lik bir başarı elde edilmiştir. Bu sonuçlara göre; ceviz aşılamaları için yetiştirme ortamı olarak kontrollü (24-27 derece %60-90 aralığında nemli) ortamlar önerilebilir. Ancak kontrollü ortam sağlanamıyorsa bahar döneminde günlük ortalama sıcaklıkların en azından 20 derecenin üzerinde olduğu zamanlarda aşılama yapılması önerilebilir. Ayrıca çöğür(altlık) olarak Taraklı orjinli Anadolu cevizleri kullanılacaksa Oğuzlar, Chandler ve Franquette çeşitlerinin kullanılması önerilebilir. Anahtar sözcükler: Ceviz, Aşı, Ortam.
Bazı kestane (Castanea sativa Mill.) genotiplerinin Düzce-Kaplandağı kestane anaçlarına uyuşabilirliği
Anadolu, pek çok meyvede olduğu gibi kestanenin de anavatanı ve en eski kültüre alındığı yerlerden biridir. Anadolu kestanesi, hem meyvesi hem de değerli odunu ile Türkiye'nin önemli yapraklı türlerinden biridir. Türkiye'nin farklı coğrafi bölgelerine yayılmış olan Anadolu kestanesinin, doğal ve optimum yayılış alanlarından biri de Düzce'dir. Dünya literatüründe çeşitlerin tespiti, korunması ve geliştirilmesi ile ilgili çok fazla araştırma bulunmasına rağmen ülkemizde bu tarz araştırmalar sınırlı sayıdadır. Bu çalışmada, Kaplandağı (Düzce) kestane popülasyonuna 25 farklı kestane genotipi (Kabalak, İbradı, Paşaormanı, Erfelek, Marigoule, Hacıömer, Serdar, Akçakoca, Alaplı, Çongara, Kabalak, Fındıklı 1, Gümeli 1, Fındıklı 2, Ereğli-Yazıören, Paşaormanı 2, Gümeli siyah, Fındıklı 3, Ereğli-Nevzat, Maraval, Gümeli Sarısı, Akçakoca Sarısı, Bethizac, Yığılca-Vedat, Yığılca-Çakır, Ibradı 2) ve 3 farklı aşılama yöntemi (yarma, dilcikli (İngiliz) ve yongalı göz) kullanılarak aşılanmış ve aşı tutma başarısı belirlenmeye çalışılmıştır. Aşılama yöntemlerinin ve kestane genotiplerinin aşı tutma başarısına etkisini belirlemek amacıyla elde edilen sonuçlara varyans analizi uygulanmıştır. Kestane genotiplerinin ve aşılama yöntemlerinin, serada (sabit sıcaklık ve nem ortamında) aşı tutma başarısını etkilediği tespit edilmiştir. En düşük aşılama başarısı yongalı göz aşıda (%55.38) iken, yarma ve dilcikli (İngiliz) aşı yöntemlerinde başarı oranı istatistiki olarak aynı (%63) çıkmıştır. Kestane çeşitleri arasında en yüksek aşılama başarısı Çongara genotipinde (%98.43), 2. olarak İbradı 2 genotipinde (%93.33) ve 3. olarak Alaplı-1 genotipinde (%87.90), en düşük aşılama başarısı ise Fındıklı 2 genotipinde (%20) tespit edilmiştir. Etkileşimlere bakıldığında; Çongara genotipinin yarma ve dilcikli (İngiliz) aşılama yönteminde aşıların tamamı tutmuştur. Aşı yöntemleri ve çeşit etkileşiminde en düşük başarı, yongalı göz aşılama yöntemiyle Serdar genotipinde (%8.9) bulunmuştur. Sonuç olarak Kaplandağı kestane genotipine en başarılı uyum sağlayan kestane genotipleri başta Çongara olmak üzere İbradı 2 ve Alaplı 1genotipleri olmuştur. A şı yöntemi olarak da aynı sonucun elde edildiği yarma ve ya dilcikli ( aşı lar en başarılı aşı yöntemleri olarak öne çıkmıştır.
Düzce şartlarında aşılı kestane (Castanea sativa Mill.) fidanı üretimi için en uygun aşı yöntemi ve aşılama zamanının belirlenmesi
Türkiye ekolojik açıdan çok zengin bir biyo çeşitliliğe sahiptir. Bu zenginlik içerisinde ormanlar tür ve kompozisyon olarak önemli bir yer tutmaktadır. Bunlardan biri de Anadolu kestanesi (Castanea sativa Mill) olup, Türkiye'de doğal olarak bulunan tek kestane türüdür. Kestaneler önemli derecede mantar ve kanser hastalıkları tehdidi altında olduğu için generatif veya vegetatif olarak üretilmesi ve çoğaltılması önem kazanmaktadır. Kestaneler doğal ormanlardan tohumla (generatif) çoğaltılmaktadır. Bunun yanında irsel özellikleri iyi bireylerden yerel halk hem tohumla hem de aşı ile çoğaltma yoluna gitmektedir. Bu çalışmada, Batı Karadeniz Bölgesinde özellikle Düzce'de iki kestane çeşidinde (Marigoule ve Erfelek) en uygun aşı zamanı ve aşı yönteminin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında 6 farklı ayda (Aralık, Ocak, Şubat, Mart, Nisan ve Temmuz) iki farklı ortamda (serada ve açık alanda), iki farklı çeşit (Marigoule ve Erfelek) ve üç farklı aşı yöntemi (yongalı göz, dilcikli ve yarma) kullanılmıştır. Faktöriyel deneme desenine göre kurulan aşı denemelerinde varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Sonuçta; mekânsal olarak sera ortamında yapılan aşılardaki başarı açık alana göre iki kat fazla olmuştur. Aşı çeşitleri içerisinde tüm aylarda (temmuz hariç) dilcikli aşı en başarılı olmuşken, sadece temmuz ayında göz aşısı en başarılı bulunmuştur. Aylara göre bakıldığında en yüksek başarı Şubat ayında ardından Temmuz ayında elde edilmiştir. Çeşitlere göre Marigoule (C.crenata x C.sativa) çeşidi Erfelek çeşidine göre daha başarılı olmuştur. Sera ortamında Şubat ayında dilcikli aşı ile yapılan aşılarda Marigoule çeşidinde %86 başarı elde edilmiştir. Temmuz ayında ise yine Marigoule çeşidinde %83 tutma başarısı elde edilmiştir. Bu çalışmaya göre Düzce yöresi için kestanelerde aşı çalışmalarında dilcikli ve göz aşısı önerilebilir. En uygun yapılacak aşı çalışmalarında sera ortamında Şubat ve Temmuz ayı önerilebilir. Özellikle kışın veya ilkbahar dönemlerinde sera ortamında aşı başarısı daha yüksek olmaktadır.
Düzce yöresinde doğal olarak yetişen bazı kestane (Castanea sativa Mill.) genotiplerinin marigoule (C. sativa × C. crenata) kestane çeşidi ile aşı uyumlarının belirlenmesi
Türkiye, Anadolu Kestanesinin (Castanea sativa Mill.) gen merkezlerinden biridir. Kestane'nin, Türkiye'de Marmara, Ege ve Karadeniz Bölgesinde geniş yayılış alanları bulunmaktadır. Ayrıca Batı Akdeniz Bölgesinde lokal olarak bazı noktalarda yayılış göstermektedir. Ormanlarımızdaki doğal kestanelerin yanında özellikle Ege ve Marmara Bölgelerinde üretici bahçelerinde de kestane yetiştiriciliği yapılmaktadır. Fakat kestane yetiştiriciliğinde en büyük sorunu kök çürüklüğü hastalığı ve kestane dal kanseri oluşturmaktadır. Bu çalışmada Düzce yöresine ait yerel halk tarafından belirlenmiş meyve özellikleri iyi olan doğal kestane genotiplerinin sağlıklı bir şekilde çoğaltılabilmesi için dal kanserine ve kök çürüklüğüne dayanıklı Marigoule (C. sativa × C. crenata) hibrit çeşidi ile uyumu araştırılmıştır. Çalışmada 24 farklı (Akçakoca 1, Akçakoca 2, Yığılca 2, Yığılca 4, Kırık, Alaplı F1, Gümeli, Kadınca, Güven 1, Güven 2, Güven 4, Yalnızçam, Paşa 1, Paşa 2, Ereğli Sefer, Güven 3, Gümeli Sarısı, Dağlıca, Gümeli Karası, Erfelek, Kocaman, Betizac, Marigoule ve Maraval) kestane genotipi kullanılmıştır. Aşı yöntemi olarak yerel halk tarafından en çok kullanılan dilcikli ingiliz aşı, yarma aşı, yongalı göz aşı ve yandan yanaştırma aşı yöntemi kullanılmıştır. Aşılama ile ilgili tüm işlemler Düzce Üniversitesi Orman Fakültesi seralarında yapılmıştır. Çalışma sonucunda Marigoule kestanesi ile uyum gösteren yerel genotipler belirlenmiştir. Çalışmada Marigoule çöğürlerine en iyi uyumu gösteren yerli genotip %87,5 ile Yalnızçam, ardından %79,2 Ereğli Sefer genotipi olmuştur. En düşük uyumu %15 ile Kırık ve %17,5 ile Akçakoca1 genotipleri göstermiştir. Ayrıca yabancı çeşitlerden Maraval, Marigoule ve Betizac uyumu da araştırılmıştır. Araştırma sonucuna göre Betizac %95 ile en yüksek uyumu göstermişken, Maraval ise %67,5 uyum göstermiştir. Uygulanan aşı yöntemlerinde en başarılısı %74,2 ile yandan yanaştırma aşı olmuştur. Bunu sırasıyla dilcikli ingiliz aşı (%59,9), yarma aşı (%51,4) ve yongalı göz aşısı (%29,7) takip etmiştir.
Kurşun ve kadmiyumun kayacık (Ostrya carpinifolia Scop.) fidanlarının morfolojik ve biyokimyasal özelliklerine etkisi
Bu çalışmada, kitlesel fidan üretimine yardımcı olmak amacıyla kurşun ve kadminyumun kayacık (Ostrya carpinifolia Scop.) fidanlarının morfolojik ve biyokimyasal gelişimine etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Türkiye'de doğal olarak bulunan kayacık (Ostrya carpinifolia Scop.), Avrupa'da Değerli Yapraklılar ağına göre öncelikli türler arasında yer almaktadır. Türkiye'de bugüne kadar oldukça ihmal edilmiş bir orman ağacı türüdür. Bu çalışmada; Türkiye'de doğal yayılış gösteren 5 farklı popülasyondan (Akseki, Adana, Finike, Kastamonu, Düzce) elde edilen fidanlara 2 farklı ağır metal (Cd ve Pb) ve 3 farklı doz (150, 300 ve 750 ppm) uygulanmıştır. Uygulanan ağır metallerin morfolojik ve biyokimyasal karakterlerine etkileri araştırılmıştır. Uygulamalar, 12x25 boyutlarındaki tüplere ekilmiş 1 yaşındaki kayacık fidanlarına yapılmıştır. Tüp harcı 1:1:1 oranlarında orman toprağı + torf + perlitten oluşturulmuştur. Uygulama her 15 günde bir tekrarlanmış ve 5ay (Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim) sürmüştür. Vejetasyon süresi boyunca her ay sonunda fidanların prolin ve karbonhidrat miktarlarının ölçümünün yanı sıra çap ve boy ölçülerek kıyaslanmıştır. Sonuç olarak, her iki ağır metal kullanımında da ağır metal dozu arttıkça çap ve boy artışında azalma meydana gelmiştir. Ayrıca popülasyon bazında tüm ağır metal uygulamarı sonucunda en fazla boy büyümesi Akseki orjininde görülürken en fazla çap gelişimi ise Adana orjininde görülmüştür. Tüm aylarda 750 ppm doz Cd ve Pb uygulamalarında en iyi boy gelişimi Adana popülasyonunda en düşük boy gelişimi ise Düzce popülasyonunda ölçülmüştür. Çap gelişimi 750 ppm doz Cd uygulamarında en yüksek Adana orjininde, 750 ppm doz Pb uygulamarında ise en yüksek Akseki orjininde ölçülmüştür. Biyokimyasal özellikler incelendiğinde Prolin ve karbonhidrat miktarlarının popülasyonlar arası ağır metal kullanımına göre faklılıklar oluşmuştur. Her iki ağır metal uygulamalarında ağır metal dozu arttıkça prolin ve toplam çözünebilir karbonhidrat miktarının arttırdığı görülmüştür. Ayrıca tüm ağır metallere göre popülasyonlar arası kıyaslandığın da en fazla prolin ve toplam karbonhidrat miktarı Finike popopülasyonunda ölçülmüştür. Tüm aylara bakıldığında 750 ppm doz Cd uygulamalarında en yüksek prolin miktarı Finike Popülasyonlarında, 750 ppm doz Pb uygulamalarında ise en yüksek prolin miktarı Kastamonu popülasyonunda ölçülmüştür. 750 ppm doz Cd uygulamalarında Toplam Çözülebilir karbonhidrat miktarı en fazla Finike popilasyonunda ölçülürken, 750 ppm doz Pb uygulamalarında ise en yüksek karbonhidrat miktarı ise Adana popülasyonunda ölçülmüştür.
Kayacık (Ostrya carpinifolia Scop.) türünün coğrafik varyasyonlarının morfogenetik olarak incelenmesi
Bu çalışmada, Kayacık'ın (Ostrya carpinifolia Scop.) ülkemizdeki doğal yayılış alanları içerisindeki populasyonlarında genetik varyasyonları morfolojik olarak belirlemek için 7 doğal populasyona ait bazı tohum, fidan ve yaprak özellikleri incelenmiştir. Bu amaçla her popülasyona ait en az 10 ağaçtan tohumlar toplanmıştır. Çalışmalar Düzce Üniversitesi Silvikültür laboratuvarında ve Orman Fakültesi araştırma sahasında gerçekleştirilmiştir. Toplanan tohumlarda tohum kanat boyu, kanat eni, tohum boyu, tohum eni ve tohum çapı ölçülmüştür. Ayrıca tohumların 1000 dane ağırlıkları ve nem içerikleri belirlenmiştir. Çalışmanın devamında tohumlar 45'lik enzo kaplara ekilmiştir. 1+0 yaşına gelen fidanlarda ise fidan boyu, fidan kök boğazı çapı, kök boyu, tomurcuk sayısı, kuru gövde ve kök ağırlıkları, yaş gövde ve kök ağırlıkları ile fidan yan dal sayıları gibi karakterler ölçülmüştür. Elde edilen sonuçlar istatistiki analizlere tabi tutulmuştur. Özellikle uygulanan korelasyon analizi ile karakterler arasında anlamlı ilişkilerin olduğu belirlenmiştir. Yapılan Cluster (kümelenme) analizi ile genotiplerin birbirine olan yakınlıkları tespit edilmiştir. Cluster analizleri genel olarak yorumlandığında 4 ana grupta toplandığı görülmektedir. Bu gruplaşmalara bakıldığında Finike (Antalya) popülasyonun, İspir (Erzurum) popülasyonun, Duvarsöküğü (Sinop) populasyonlarının her biri bir grup oluştururken geriye kalan diğer dört popülasyon ise bir grup oluşturmuştur. Tüm değişkenler dikkate alındığında yapılan kümeleme analizi sonuçlarına göre birbirine en yakın Saimbeyli (Adana) ve Akseki (Antalya) populasyonları olduğu ve daha sonra birbirine en yakın populasyonların ise Şehdağ (Kastamonu) ve Yığılca (Düzce) populasyonların olduğu belirlenmiştir. Tüm populasyonlar arasında en farklı Finike (Antalya) popülasyonu olduğu belirlenmiştir.
Armutlu (Yalova) yöresindeki farklı makineli arazi hazırlığı yöntemlerinin toprak özelliklerine ve fıstık çamı (Pinus pinea L.) fidanlarının gelişimine etkisi
Armutlu (Yalova) yöresindeki 66,5 Ha. ormanlık alanda 2014 yılında suni gençleştirme çalışması yapılmış, çalışmaların arazi hazırlığı aşamasında üç farklı makineli arazi hazırlığı (MAH) yöntemi uygulanmıştır. Bu yöntemler; dozerle eğimin %0-40 arasında olduğu yerlerde tam alanda örtü temizliği ve üçlü riperle alt toprak işleme yapılması, dozerle eğimin %40'dan fazla olduğu yerlerde tam alanda örtü temizliği ve seki teras yapılması, eğimin %60'dan fazla olduğu yerlerde mini ekskavatörlerle BUROR Teras şeklinde toprak işleme yapılmasıdır. Her üç yöntemin de uygulandığı arazide; iklimi ve bakısı aynı, rakımı ve toprak özellikleri farklı olan 18 adet deneme alanı belirlenmiştir. Her deneme alanında aynı orijinli dikilmiş 1+0 yaşında Fıstık çamı (Pinus pinea) fidanlarında üç yıl sonra kök boğazı çapı, boyu ve yan dal sayıları üçer tekerrürlü ölçülmüştür. Ayrıca her deneme alanında ve kontrol parselinde toplam 21 adet toprak profili açılarak toprak numuneleri alınmış ve tahlil yaptırılmıştır. Varyans analizi sonuçlarına göre; her üç MAH yönteminde toprak özelliklerinin etkilediği, toprağın toz oranının ve pH değerinin düştüğü, BUROR teras yöntemiyle toprak işlemede iletkenlik değerleri, organik madde miktarı, azot ve fosfor değerlerinin belirgin şekilde arttığı görülmüştür. BUROR teras uygulanan sahalarda; diri örtü temizliği yapılmaması ve etrafta mineralce zengin olan toprağın teras yapılan yere taşınması sebebiyle fidan boyu ortalamasının en yüksek değerlere ulaştığı anlaşılmıştır. BUROR teras yöntemi; hem ekonomikliği hem de doğaya daha az zarar vermesi nedeniyle tercih edilebilir bir yöntem olarak belirlenmiştir. Bu yöntem, hızlı gelişen tür ağaçlandırmalarında ve dikim aralık mesafesi fazla olan türlerde kullanılabilecek bir yöntem olabilir. Dozerle tam alanda örtü temizliği ve üçlü riperle toprak işleme yönteminde potasyum değerlerinin çok yükseldiği, fidan boyu ortalamasının en düşük, kök boğazı çapı ve yan dal sayısının en fazla olduğu, potasyum miktarı ile yan dal sayısı ve fidan kök boğazı çapı arasında doğru orantı bulunduğu belirlenmiştir. BUROR terasların gençleştirme ve ağaçlandırma çalışmalarında doğaya en az zarar veren başarılı bir yöntem olduğu görülmüştür.
Yangın sonrası genç meşe meşcerelerinde meydana gelen bazı fizyolojik ve biyokimyasal değişimler
Dünyadaki bazı ormanların veya bitki topluluklarının çoğu yangına bağımlıdır. Oysa orman yangınları, dünyanın yangına hassas bölgelerinde endişe yaratan bir kaynaktır. Bu çalışmada; farklı yangın şiddetine maruz kalmış iki farklı meşe türünün yapraklarında meydana gelen prolin miktarı, toplam çözülebilir karbonhidrat miktarları, stomatal iletkenlikleri ve su potansiyelleri üzerindeki değişimler mevsimsel olarak araştırılmıştır. Çalışmada üç farklı yangın şiddeti belirlenmiştir; Düşük, yüksek ve kontrol. Yangından sonraki ilk vejetasyon döneminde her ay düzenli olarak iki farklı meşe türünün yapraklarındaki prolin, toplam çözünebilir karbonhidrat, stomatal iletkenliği ve su potansiyeli ölçülmüştür. Çalışma sonuçlarına göre, hem ağaç türleri hem de yangın şiddeti arasında mevsimsel olarak prolin ve toplam çözülebilir karbonhidrat miktarlarında önemli farklılıklar bulunmuştur. Her iki türdeki prolin ve toplam çözülebilir karbonhidrat miktarları kontrol gruplarında en yüksek iken yüksek şiddetli yangınlarda en düşük çıkmıştır. Quercus pupescens'te genellikle Quercus cerris'den daha yüksek miktarda prolin ve toplam çözülebilir karbonhidrat tespit edilmiştir. Mevsimsel olarak genellikle yaz ortasında (Ağustos-Eylül) prolin, toplam çözülebilir karbonhidrat ve gün ortası bitki su potansiyellerinde en düşük değerler ölçülmüştür. Yaz öncesi ve yaz sonrasındaki aylarda bu değerler yüksek çıkmıştır. Yangın şiddetine bağlı su potansiyelleri incelendiğinde ise en düşük su potansiyeli tüm aylarda kontrol parsellerinde ölçülmüştür. En yüksek su potansiyeli ise yüksek şiddetli yangın görmüş alanlardaki meşe bireylerinde ölçülmüştür. Bununla birlikte, hiç yangına maruz kalmamış kontrol gruplarındaki meşe bitkilerinde stomatal iletkenliği en düşük seviyede çıkmıştır. Yüksek şiddetli yangın görmüş meşe bitkilerinde stomatal iletkenliği en yüksek çıkmıştır.
Kuraklık stresine maruz bırakılan kayacık (Ostrya carpinifolia Scop.) fidanlarında morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal değişimlerin araştırılması
Kuraklık ve kuraklığın oluşturduğu stres bitkilerde morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal birçok değişikliğe neden olmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de doğal yayılış gösteren kayacığın bazı popülasyonlarından (Antalya-Finike, Erzurum-İspir, Düzce-Yığılca, Adana-Saimbeyli, Antalya-Akseki, Sinop-Duvarsöküğü ve Kastamonu-Şehdağ) elde edilen tohumlardan yetiştirilen 1+0 yaşındaki fidanlara 3 farklı su stresi uygulanmış (haftada 2 kez sulanan, haftada 1 kez sulanan, 2 haftada bir kez sulanan) ve bazı morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal parametreler mevsimsel (Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında 5 kez ölçülmüştür) olarak incelenerek kuraklığa karşı daha dayanıklı popülasyonlar belirlenmeye çalışılmıştır. Su stresi uygulanmış ve her ay tekrarlanan ölçümlerde, 3 farklı sulama rejiminden ve 7 farklı popülasyonun her birinden rastgele seçilen 3'er adet fidanda ölçüm yapılmış ve her ölçüm için 63 fidan kullanılmıştır. Çalışmada morfolojik (fidan boyu, çapı ve toplam biyokütle), fizyolojik (su potansiyeli ve stoma iletkenliği), biyokimyasal (toplam çözülebilir şeker, prolin) parametreler ölçülmüştür. Morfolojik sonuçlar incelendiğinde popülasyonlar arasında Adana-Saimbeyli ve Antalya-Finike popülasyonlarının diğer popülasyonlara göre boy uzamasının en az olduğu görülmüştür. Su stresinin toplam biyokütleye etkisi izlendiğinde ölçümlerde en az ölçülen popülasyonlar iki haftada bir sulanan grupta diğer sulama gruplarına göre Adana-Saimbeyli ve Antalya-Finike popülasyonlarında en yüksek görülmüştür. Çalışmadaki su potansiyelleri ölçüldüğünde iki haftada bir sulanan grupta bitki su geriliminin en yüksek Adana-Saimbeyli ve Antalya-Akseki popülasyonlarında ölçülmüştür. Su stresi uygulanan gruplarda ise en yüksek çözülebilir şeker ve prolin miktarları iki haftada bir sulama yapılan grupta ve tüm aylarda en yüksek ölçülmüştür. Klorofil konsantrasyon indeksi ölçümlerinde en düşük ay Ağustos ayı olup, kuzey lokasyonlu popülasyonlarda yüksek değerler ölçülürken, güney lokasyonlu popülasyonlarda düşük değerler ölçülmüştür. Sulamaya bağlı olarak stomalardaki iletkenliğin ise iki haftada bir sulanan grupta en az olduğu görülmüştür. Stoma iletkenliğinin en düşük olduğu grup ise Antalya-Akseki popülasyonudur. Çalışmadan çıkan sonuca göre kuzey lokasyonlu popülasyonların daha çabuk strese girdiği, güney lokasyonlu popülasyonların daha dayanıklı olduğu belirlenmiştir.