Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Selen Karaağaç
11 theses · Çağ University
Kambiyo senetlerinde mücbir sebep
Bu çalışmada kambiyo senetlerinde mücbir sebebin sonuçları ele alınmış ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde kambiyo senetleri olan bono, poliçe ve çekte mücbir sebep hususu irdelenmiştir. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, mücbir sebep kavramının tanımı ve unsurları incelenmiş ve mücbir sebebin benzer kavram olan beklenmeyen hal ile karşılaştırması yapılmıştır. Ardından mücbir sebebe ilişkin özel hukuk çerçevesinde Türk Hukuku'nda mevcut olan hükümlere değinilmiştir. İkinci bölümde ise kambiyo senetlerinde mücbir sebep hükümlerini anlaşılabilir kılmak bakımından, öncelikle kambiyo senetleri hakkında genel bir inceleme yapılmış; akabinde mücbir sebebin kambiyo senetlerinde etkili olduğu haller incelenmiştir. Mücbir sebebin kambiyo senetleri hükümleri çerçevesinde şartları ayrıca açıklanmıştır. Çalışmamızın son bölümünde ise mücbir sebebin hukuki sonuçları hakkında detaylı açıklama yapılması hedeflenmiştir. Bu bağlamda, öncelikle, mücbir sebebin genel sonuçları hakkında bilgiler verilmiş, kambiyo senetlerindeki sonuçları ise her kambiyo senedi açısından ayrıca incelenmiştir. Son olarak mücbir sebebin zamanaşımına etkisi ile ispatı hususları anlatılarak çalışma tamamlanmıştır.
Bonoda senet metninden anlaşılan def'iler
Çalışmamızın konusunu ''Bonoda Senet Metninden Anlaşılan Def'iler'' oluşturmaktadır. Tez çalışmamız, üç bölüm şeklinde olacaktır. Ana konumuz olan Bonoda Senet Metninden Anlaşılan Def'ileri ayrıntıları ile anlatabilmek için bono ve def'i kavramından bahsedilmiştir. Bono, Türk Ticaret Kanunu'nun üçüncü kitabının, dördüncü bölümünün ikinci kısmında md. 776 ile 779 arasında düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu'ndaki bono ile ilgili mevcut düzenlemeler ayrıntıları ile işlenecektir. Bononun, kambiyo senedi türü olması sebebiyle öncelikle kıymetli evrakın içerisinde kambiyo senetlerinin tanımı yapılacak, unsurları, devir şekilleri, genel esasları ve ilkeleri incelenecektir. Bonoda, ''senet metninden anlaşılan def'iler'' konusunun daha iyi anlaşılabilmesi için; def'i kavramı, kıymetli evrak konusu içerisinde ''Kıymetli Evrakta Def'i'' başlığı ile geniş bir açıdan ele alınacaktır. Senet metninden anlaşılan def'ilerin ileri sürülebilmesi için, senet metninden ne anlaşılması gerektiği ve senet metninde bulunması gereken kayıtlar önem taşımaktadır. Bu sebeple üçüncü bölümde bonoda senet metni üzerinde bulunan kayıtlar anlatılacak ve bu kayıtların noksanlığı sebebi ile ileri sürülecek olan def'iler işlenecektir.
Anonim şirket yönetim kurulu iç yönergesi (Yönetimin devri ve temsil yetkisinin kapsamının belirlenmesi açısından)
6762 sayılı Eski Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmemiş olmasına rağmen uygulamada İç Yönerge anonim şirketlerin yönetim yapısını ve işleyişini kurala bağlamıştı.6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu'nda ise iç yönerge kavramı yasal zemine kavuşmuştur. Yeni bir yasal düzenleme olması nedeniyle bu kavramın uygulamada ne şekilde ele alınacağı, söz konusu kavramın şirketler hukuku içerisinde diğer kurallar ile ilişkisi, şirketlerin yönetim ve işleyişine yapacağı katkı ile yaratacağı etkinin boyutu ve niteliği ile hukuki boyutunun irdelenmesi bir gereksinim olarak ortaya çıkmaktadır. Yeni Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesi ile bazı hallerde iç yönerge hazırlanması zorunlu hale getirilmiştir. Bu çalışmada, TTK'nin 367. maddesinin birinci fıkrası ve 371. maddesinin yedinci fıkrası hükümlerinde düzenlenen iç yönerge çeşidi "yönetim kurulu iç yönergesi", TTK'nin 419. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen iç yönerge ise "genel kurul iç yönergesi" olarak adlandırılmış, bu çalışmanın kapsamı yönetim kurulu iç yönergesiyle sınırlı tutulmuştur. Anonim şirketin yönetiminin belli bir düzen ve disiplin altına alınması ve kurumsallaşmanın, şeffaflık ve denetim ile hesap verilebilirliğin sağlanması için iç yönerge hazırlanması son derece yararlı ve önemlidir. İç yönerge ile yapılan en önemli işlemlerden birisi yönetim yetkisinin devrinin ve koşullarının düzenlenmesidir. Ayrıca anonim şirket bünyesinde sınırlı yetkili ticari vekil veya diğer tacir yardımcısı olarak atanan kişilerin görev ve yetkilerinin belirlendiği bir belge olması nedeniyle de iç yönerge oldukça önemli bir düzenlemedir.
Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri için öngörülen rekabet yasağı
Çalışma konumuzu anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri için öngörülen rekabet yasağı oluşturmaktadır. Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri için rekabet yasağı Türk Ticaret Kanununun 396.Maddesinde düzenlenmiştir. Çalışmamız 3 ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; rekabet yasağı ve rekabet kavramları üzerinde durulmuştur. Bu bölümde ayrıca rekabet yasağının benzer kavramlardan farkı ile, rekabet yasağına ilişkin düzenlemelerin amacı ve özellikleri anlatılmıştır. Son olarak Türk mevzuatında yapılan diğer rekabet yasağına ilişkin düzenlemelere değinilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri için öngörülen rekabet yasağının kapsamı anlatılmıştır. Çalışmamızın son bölümünde ise rekabet yasağının genel kurul tarafından verilen onayla ortadan kaldırılması hali üzerinde durulmuştur. Bu bölümde ayrıca rekabet yasağının ihlali halinde uygulanabilecek yaptırımlar ve bu yaptırımların uygulanmasındaki usul incelenmiştir.
Kıymetli evrakın zayi olması ve iptali
Ticari hayatta oldukça önemli yere sahip olan kıymetli evrak bir o kadar da çok dikkat edilmesi gereken konu olması nedeni ile de önem arz etmektedir. Kıymetli evrak zayi olduğu zaman kıymetli evrak sahibinin, kıymetli evrakı elinde bulunduran üçüncü kişinin ve kıymetli evrak borçlusunun ne yapması gerektiği büyük önem arz etmektedir. Kıymetli Evrakın Zayi Olması Ve İptali konusunda kıymetli evrakın nasıl zayi olduğu, zayi olduğu zaman ne yapılması gerektiği, ne şekilde işlem yapılacağı, hangi yöntemlerin kullanılacağı oldukça önem arz etmektedir. "Kıymetli Evrakın Zayi Olması Ve İptali" başlıklı bu tez çalışmasında, zayi olan yani çalınmış olan veya kaybolmuş olan kısaca hak sahibinin istemediği halde elinden çıkmış olan kıymetli evrak türlerine göre iptal usulünü, iptal davasının açılması sürecini, yargılama usulünü, mahkemenin vermiş olduğu iptal kararının sonuçlarını, istirdat davasının açılması sürecini, şartlarını ve mahkemenin vermiş olduğu kararın neler olacağını ve buna ilişkin uygulamadan örnekleri içermektedir. Kıymetli evrakta senedin sahibi olan hak sahibini hakkını borçludan talep edebilmesi için, senedin hamili olması ve senedi ibraz etmesi şarttır. Adi senedin zayi olması durumu ile kıymetli evrakın zayi olması durumu da birbirinden bu konuda ayrılmaktadır. Kıymetli evrakın zayi olması durumda hak sahibi hakkını talep senetsiz bir şekilde talep edemez iken, adi senette zayi olan senet olmadan da borçludan hakkını talep edebilir ve borçluda talepte bulunana ödeme yapabilir. Kıymetli evrakın zayi olması durumunda alacaklının senet olmadan hakkını ileri sürememesi durumunun istinası kıymetli evrakın zayi olması durumudur. Kanun koyucu tarafından hak sahibinin daha fazla mağdur olmaması ve gerçek hak sahibinin hakkına kavuşması sağlanması için bir takım kolaylıklar sağlanmıştır. Kanunda yapılan düzenlemeler ile kıymetli evrakın zayi olan hak sahibi mahkemeye başvurarak mahkeme tarafından verilen iptal kararı ile hakkını zayi olan senet olmadan da borçluya karşı ileri sürebilecektir.
Kambiyo senetlerinde bedelsizliğe dayanan menfi tespit davası
Kıymetli evrak; senet, kıymetli evraka konu olabilecek nitelikte bir hakkın varlığı ve hakkın senetten ayrı ileri sürülemezliği ve devredilemezliği şeklinde üç ana unsurdan oluşur. Kambiyo senetleri ise ticari hayatta oldukça fazla işleve sahip bir kıymetli evrak olup; poliçe, bono ve çek olmak üzere üçe ayrılır. Kambiyo senetleri sebepten soyut senetlerdir. Ancak işbu senetler her ne kadar sebepten soyut da olsalar hatır senetleri dışındaki kambiyo senetlerinin dayandığı bir hukuki neden vardır. Bu hukuki ilişkiye temel borç ilişkisi denir. Ortada herhangi bir temel borç ilişkisi yoksa ya da var olmakla birlikte sonradan ortadan kalkmışsa kambiyo senedi bedelsiz kalmış olur. Bedelsiz kalan kambiyo senedine dayanarak görünürde borçlu konumunda olan kişilere, menfi tespit davası açarak borçlu olmadıklarını ispat edebilme imkânı tanınmıştır. Tez çalışmamızın temelinde, bedelsizlik kavramının tanımının;TBK'da, TTK'da, İİK'da düzenleme yeri bulamamış olması yatmaktadır. Dolayısıyla içtihat tanımı ile yola çıkılarak yasal bir zemine oturtulmaya çalışılan bedelsizlik konusunda, ispat hususu oldukça önemlidir. Tez çalışmamızdaki amacımız tanım olarak kanuni düzenlemelerde neredeyse hiç değinilmeyen ancak ticari hayatta çoğu alanda karşımıza çıkan bedelsizlik haline, bedelsizlik nedeniyle açılan menfi tespit davasına bir de tarafımız bakış açısıyla ışık tutmaktır.
Sermaye şirketlerinde sınırlı sorumluluk ilkesi ve tüzel kişilik perdesinin aralanması
İnsan, sağ ve tam doğmak koşulu ile hukuken gerçek kişi olarak tanımlanır. Hukukumuzda gerçek kişilikten farklı olarak bir de tüzel kişilik vardır. Tüzel kişilik, birey olmayan ama kanunlar nezdinde ayrı bir kişilik sayılan hak ve borçlara sahip olma hakkı olan şahıs ya da malvarlığı topluluklarına denir. Hukukun dahil olduğu alanına göre özel hukuk tüzel kişisi ve kamu hukuku tüzel kişi olarak ayrılır. İnsan, sağ ve tam doğmak koşulu ile hukuken gerçek kişi olarak tanımlanır. Hukukumuzda gerçek kişilikten farklı olarak bir de tüzel kişilik vardır. Tüzel kişilik, birey olmayan ama kanunlar nezdinde ayrı bir kişilik sayılan hak ve borçlara sahip olma hakkı olan şahıs ya da malvarlığı topluluklarına denir. Hukukun dahil olduğu alanına göre özel hukuk tüzel kişisi ve kamu hukuku tüzel kişi olarak ayrılır. Yasalara uygun bir şekilde kurulan sermaye şirketleri, kurulmaları itibari ile tüzel kişilik sıfatına haiz olurlar. Sermaye Şirketlerinin tüzel kişilik sıfatını kazanmasının en önemli sonucu ayrılık ilkesi ve sınırlı sorumluluk ilkesidir. Sermaye şirketleri ve şahıs şirketleri arasındaki en önemli fark sermaye şirketinin ortaklarının sınırlı sorumluluğu olmasıdır. Sermaye şirketlerinin ortakları, şirket ana sözleşmesinde belirlenen şirkete sermaye koymayı taahhüt ettikleri miktar ile ile sınırlı olarak sorumlu olmasına sınırlı sorumuluk ilkesi denir. Şirket ortağı taahhüt ettiği sermayeyi koyması ile şirkete karşı olan sorumluluğunu yerine getirmiş olur ve şirket ortağına başkaca herhangi bir sorumluluk yüklenmez. Günümüz ticari hayatında kişilerin sermaye şirketini tercih etmelerinin en önemli sebeplerinden birisi bu husustur.
Marka hakkına tecavüz sayılan haller ve marka sahibinin hakları
Marka hukukumuzda temel düzenleme olan 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu(SMK), 16.12.2016 tarihinde TBMM' de kabul edilmiş ve 10.01.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'yi (KHK) yürürlükten kaldırmıştır. Bu Kanun hazırlanırken Avrupa Birliği (AB) marka mevzuatı dikkate alınmış ve AB mevzuatında son yıllarda yapılan değişiklikler büyük ölçüde hukukumuza da alınmıştır. Bir fiilin marka hakkına tecavüz teşkil edip etmediğinin belirlenmesi, bir tarafta tescilli marka sahibinin hukuken korunması gereken menfaati ile diğer tarafta marka sahibi dışındaki ticari aktörlerin serbest ticaret yapmaktaki menfaati arasındaki dengenin sağlanması, marka hakkının kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ve hukuki açıklığın sağlanması açısından önem taşımaktadır.SMK ile marka hukukunda yapılan değişiklikler arasında, marka tescilinden doğan hakların kapsamı ve istisnalarına ilişkin hükümler de bulunmaktadır. Mülga KHK döneminde, marka hakkına KHK ile getirilen sınırlamalar dışında, doktrinde ileri sürülen ve yargı kararlarıyla kabul edilen bazı ilkeler bulunmaktaydı. Bunlardan bazıları SMK ile hukuki düzenleme içine alınmıştır. Öte yandan KHK döneminde tecavüz kabul edilmeyen, ancak SMK ile kabul edilen tecavüz fiilleri bulunmaktadır. AB mevzuatı ile uyum sağlanması amacıyla, AB Marka Tüzüğü ve Yönergesi dikkate alınarak düzenlenen SMK ile marka hukukumuzda yapılan bu değişiklikler öncesindeki ve sonrasındaki durumun değerlendirilmesi ve marka hakkına tecavüz teşkil eden ve etmeyen fiillerin bütün olarak ele alınması gerekmektedir.
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin şirketler topluluğuna yansıtılması
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na şirketler topluluğu, bir ilk olarak, 2012 yılında dâhil olmuştur. Özellikle küreselleşen dünya ticareti ile birlikte değişik branşlarda faaliyette bulunmak üzere farklı türlerde tüzel kişiliğe sahip olan şirketler toplulukları meydana gelmiştir. Ortak bir hedefe ulaşma noktasında aynı hâkimiyet altında bulunan birkaç şirketin kademeli olarak gruplanması küreselleşen dünya ticareti içerisinde bir zorunluluk arz ettiği muhakkaktır. Ancak şirketler topluluğunun kademeli olarak oluşturulmasının kötüye kullanıldığı, ana şirketin sorumluluğunun gizlenerek yavru şirket üzerinde bırakılmaya çalışılmasının hakkın kötüye kullanılması anlamına geleceği ve bu durumun da hukuk düzenince korunmaması gerektiği, uluslararası birçok düzlemde ele alınmaktadır. Çalışmamız kapsamında şirketler topluluğuna dâhil olan şirketler arasında veya alacaklılara yönelik, hakkın kötüye kullanılmasının önüne geçmek için TTK'da düzenlenen topluluk hükümleri incelenmiş, incelenirken eksik kalındığı düşünülen ve bu eksiklikler neticesinde koruma sağlanamayan durumlara değinilmiştir. Bu hâllerde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulanabilirliği üzerinde durulmuştur. Aynı zamanda yargı kararlarına da değinilerek, somut durumlarda karşılaşılan benzer olaylar incelenmiş ve izlenilmesi gereken yollara örnek verilmiştir.
Tüketici senetlerinin devri ve sonuçları
Çalışma konumuzu 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da (TKHK) yer alan tüketici senetlerinin tanımı, devri ve sonuçları oluşturmaktadır. Çalışmada, tüketici senetlerinin düzenlenmesi ve devri konusunda 6502 sayılı TKHK ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) arasındaki çelişkilere de yer verilmiştir. Çalışma üç temel kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda, 6502 sayılı TKHK kapsamında tüketici hukukunda yer alan temel kavramlara değinilerek tüketici senetlerinin tanımı yapılmış ve unsurları detaylı olarak incelenmiş ve tüketici senetlerinin hukuki niteliği tartışılmıştır. İkinci kısımda ise öncelikle kıymetli evrakın devir şekilleri üzerinde durularak 6502 sayılı TKHK kapsamında tüketici senetlerinin devir şekline yer verilmiştir. Son kısımda ise tüketici senetlerinin devrinin sonuçları, 6502 sayılı TKHK'ye aykırı olarak düzenlenen senetlerin "geçersizlik" yaptırımı, görevli mahkeme meselesi ve takip usulü öğretide yer alan görüşler ve yüksek mahkeme ilamları ile detaylı olarak incelenmiştir.
Kambiyo senetlerinde menfi tespit davası
Menfi Tespit davası, davacının davalı alacaklıya karşı borçlu olmadığının tespitini istediği icra ve iflas hukukuna özgü bir davadır. Borçlu, genel mahkemelerde açacağı menfi tespit davası ile esasında alacak hakkı olmayan davalının kendisi aleyhine başlattığı icra takibinin ilerlemesini veya icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmesini engeller. Bu sayede devletin icra ve hükümranlık yetkisinin borçlu aleyhine kötü kullanılması önlenir. İcra ve İflas Hukuk'ta Anayasal maddelerin tatbik edilmesi gerektiği her türlü şüpheden uzaktır. Anayasaya yer alan eşitlik hakkı çerçevesinde icra takibinde tarafların haklarının ve yetkilerinin mümkün olduğunca dengelenmesi gerekir. Alacaklı alacağını tahsil etme imkânından yoksun bırakılmamalı borçlu da sadece para borcu neden ile alacaklının tasarrufuna bırakılmaması gerekir. Bu yönü ile menfi tespit davası haklar arasındaki dengeyi sağlamaktadır. Kambiyo senetlerinden kaynaklı açılan menfi tespit davalarının temelini kambiyo senetleri oluşturmaktadır. Bu sebeple kambiyo senetlerinin zorunlu unsurları üzerinde durulmuştur. Kanun koyucunun kambiyo senedine önem atfettiği her türlü şüpheden varestedir. Bu sebeple kambiyo senetlerine özgü farklı bir takip usul öngören kanun koyucu diğer takip türlerine nazaran farklı takip hükümleri öngörmüştür.