Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Selim Ünsal
11 theses · Atlas University
Çocukluk çağı kekemeliğinde sözel kaçınma davranışlarının değerlendirilmesi
Kekemelik, konuşmanın akışını bozan, tekrarlamalar, bloklar ve uzatmalar şeklinde görülen akıcılık bozukluğudur. Akıcısızlıklar konuşma esnasında kekemeliği olan bireylerde kekemelik benzeri akıcısızlıklar (KBA) ve tipik akıcısızlıklar olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Tipik akıcısızlıklar kekemeliği olan ve olmayan bireylerde görülen akıcısızlık türleridir. Sözel kaçınma davranışı, kekeleyen kişilerin kekemeliklerini önlemek veya azaltmak için yapabilecekleri eylemleri ifade eder. Bu davranışlar, belirli kelimelerden veya seslerden kaçınmayı, kelimeleri değiştirmeyi veya sesleri uzatmayı içerebilir. Bu davranışlar başa çıkma mekanizması olarak kullanılabilir, ancak zamanla kekemeliği şiddetlendirebilirler. Bazı durumlarda, kekemelikten kaçınmak için sosyal ortamlardan veya iletişimden tamamen kaçınabilirler. Genel olarak sözel kaçınma davranışı, kekeleyen kişiler için kekemeliklerini kontrol altına almanın bir yoludur, ancak aynı zamanda yaşamlarında olumsuz sonuçlara da yol açabilir. Çalışmamızda sözel kaçınma davranışına (SKD) yönelik kullanılan tipik akıcısızlıkların, 8-12 yaş arası 13 kekemeliği olan ve 13 kekemeliği olmayan çocuğun konuşma içerisindeki yüzdesi tespit edildi. Ayrıca, çalışma grubundaki sözel kaçınma davranışı ile konuşma düzeyi yüzdesi ve CALMS-TR bileşenleri cinsinden puanlaması karşılaştırıldı. Ek olarak her iki grupta da en sık kullanılan ifade, bu ifadenin tipik akıcısızlık yönünden türü, en sık kullanılan ifadenin oranı incelendi. En sık kullanılan ifade oranı, konuşma düzeyi akıcılık şiddeti, CALMS-TR'de bulunan bilişsel, afektif ve motor bileşenler ile bireyin sözel kaçınma davranışı arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı. Bununla birlikte linguistik ve sosyal bileşen ile sözel kaçınma davranışı arasında anlamlı bir ilişki tespit edildi. Bu çalışmadaki katılımcı sayısı pandemi süreci nedeniyle sınırlıdır. Daha fazla katılımcıyla çalışmanın tekrarlanması önerilmektedir. Sonuç olarak, kekeme çocukların sergiledikleri SKD, benzer şekilde akıcı konuşan çocuklarda da görülmektedir. Bu durumun kekeme çocuklar tarafından bilinmesi kendilerini rahat hissetmelerine sebep olacaktır. Bu rahatlık durumu da kekemelik anlarının ve davranışlarının azalmasını sağlayacaktır.
Hızlı bozuk konuşması olan bireylerde mobil sesli kitap uygulamasının etkinliğinin değerlendirilmesi
Hızlı Bozuk Konuşması (HBK) olan bireylere geleneksel terapi yöntemleri uygulanmakta ve konuşma hızlarının optimum seviyelerde olması sağlanmaya çalışılmaktadır. Sesli kitap uygulamasının hem konuşma hızını yavaşlatmada hem de bu normal konuşma hızını korumada etkili olabileceğini düşünüldü. Bu çalışmanın amacı, hızlı bozuk konuşması olan bireylere geleneksel terapi yöntemlerine ek olarak sesli kitap uygulamasından kitap dinleterek konuşma hızlarını düşürmek ve normal konuşma hızlarını korumayı sağlamaktı. Araştırmanın katılımcıları 12-45 yaş aralığına sahiptir. Hızlı bozuk konuşan kişilere ve kontrol grubuna akıcılığı şekillendirmek için abartılı sesletim, okumada duraklama, sözcüklerde ve cümlelerde vurgu ve ardışık okuma gibi geleneksel yöntemler uygulandı. Hızlı Geleneksel yöntemlerin uygulandığı üç ayrı grup oluşturuldu ve her grupta 10 kişi vardı. Sadece bir gruba geleneksel yöntemlere ek olarak mobil sesli kitap uygulaması ile dinleme görevi verildi. Geleneksel yöntemler uygulanmadan önce her gruba terapi öncesi yani ilk değerlendirme yapıldı. Değerlendirmede monolog konuşma, okuma, okuduğunu anlatma ve bakarak yazma hızları hesaplandı. Aynı değerlendirme terapi sürecinin sonunda da yapıldı. Sonuç olarak uygulanan terapi yöntemleri ve sesli kitap dinleme ile beklenen yavaşlama, tüm hızlı bozuk konuşma semptomlarını iyileştirmede etkili olabilirdi ancak hızlı konuşan bir kişinin yavaş bir hız elde etmesi ve bunu sürdürmesi normal bir konuşmacıdan çok daha zordur. Monolog konuşmadaki HBK benzeri davranışlardan öbek revizyonları ve uygun olmayan duraksamaların sesli kitap dinlemenin etkisi üzerine azaldıkları düşünüldü ancak terapi ve sesli kitap etkililiğini görebilmek için daha uzun süreli terapi ve daha fazla sayıda katılımcı gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Hızlı Bozuk Konuşma, Sesli Kitap, Akıcılık Bozukluğu
Disleksili çocuklara uygulanan seçici ve yoğunlaştırılmış dikkat eğitiminin değerlendirilmesi
Amaç Disleksi Dünya'da %5 ile %12 arasında görülme sıklığı ile en çok karşılaşılan öğrenme güçlüklerinden birisidir ve yapılan çeşitli çalışmalar disleksili çocuklarda dikkat eksikliği görülebildiğini desteklenmektedir. Özellikle ilk okul çağı dikkatin şekillendiği dönemdir ve disleksi gibi öğrenme güçlüğü bulunan çocukların bu konuda desteklenmesi oldukça önem arz eder. Günümüzde dikkatin önemi çoğu eğitmen ve aile tarafından anlaşılmaktadır fakat bunun gereği olarak dikkat eğitimi çok kişi tarafından uygulanmamaktadır. Özellikle öğrenme güçlüğü yaşayan grupta bu eksiklik normalden daha fazla hissedilmektedir. Bu araştırma 9- 9.11 yaş arası disleksili çocuklarda yoğunlaştırılmış ve seçici dikkat düzeyini geliştirmek amacıyla planlanmış olup bu çalışmanın amacı, dikkat eğitimi ile disleksili çocukların okuma, yazma, hesaplama ve dil becerilerindeki gelişimleri ortaya koymaktır. Ayrıca ülkemizde bu konuda yapılan ilk çalışma olması açısından oldukça önem arz etmektedir. Gereç ve Yöntem Bu çalışmanın deneme modelindedir. Bu çalışmanın evrenini Konya Derin Disleksi Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi kapsamındaki disleksili bireyler oluşturmaktadır. Örneklem seçiminde disleksi tanılı bireyler ve normal gelişim gösteren bireyler seçilmiştir. Toplamda 12 disleksili 12 normal gelişim gösteren 24 çocuk seçilmiştir. Yaş dağılımı olarak 9 ile 9.11 ay arasındaki çocuklar dahil edilmiştir. Bu araştırmada çalışma grubu olan disleksili çocuklara 13 oturumluk dikkat eğitimi verilmiştir. Araştırmada ön test-son test deneysel model kullanılmıştır. Çalışmada veri toplama araçları olarak d2 dikkat testi, Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrarı testi, Disleksi Hata Tablosu kullanılmıştır. Veri analizi SPSS paket programı ile yapılmış olup verileri test etmek için bağımsız örneklem t-testi kullanılmıştır. Bulgular ve Sonuç Uygulanan eğitim programı sonucunda değerlendirmenin alt boyutlarından TN (işaretlenen toplam item sayısı), TN-E (test performansı) ve CP (bulunan toplam doğrular) puanlarında son test lehine farklılaşma olmuştur. Uygulanan diğer değerlendirmeler de ise ASTT (Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrarı Testi) ve Dislekside Görülebilecek Hatalar incelendiğinde yine son test lehine farklılaşma olduğu ortaya konmuştur. Bu sonuçlara dayanarak disleksili bireylerin eğitimine dikkat becerilerini geliştirmeye yönelik çalışmaların dahil edilmesi hem eğitim süreçlerini hem akademik düzeylerini olumlu etkileyebileceği düşünülmektedir.
Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan eğitim personelinin kekemelik hakkındaki tutumları
Kekemelik, konuşma sırasında istemsiz olarak ortaya çıkan kesintilerle karakterize edilen bir akıcılık bozukluğudur. Kekemelik hakkındaki yanlış ve/veya eksik bilgiden kaynaklı ön yargılar ve yanlış inançlar nedeniyle toplumun ve eğitmenlerin kekemelik ve kekemeliği olan bireylere yönelik algı ve tutumları olumsuz olabilmektedir. Bu araştırmanın amacı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan eğitim personelinin kekemelik ve kekemeliği olan bireyler hakkındaki tutumlarını ortaya koymak ve yedi meslek grubu arasındaki yanıt farklılıklarını karşılaştırmaktır. Ölçme aracı olarak İnsan Özellikleri Kamuoyu Anketi-Kekemelik (POSHA-S) kullanılmıştır. Çalışmaya toplamda 464 gönüllü eğitim personeli katılmıştır. Çalışmamızda meslek grubuna göre eğitim personelinin kekemelik ve kekemeliği olan birey hakkındaki genel izlenimleri karşılaştırmasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Yaş ve cinsiyet faktörü açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Olumlu ve olumsuz görüşlerin karşılaştırmasında anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). Eğitim personelinin bedensel engeli olan birey olmaya karşı tepkileri ile kekemeliği olan birey olmaya karşı tepkileri arasındaki ilişkinin incelenmesinde anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). Sonuç olarak, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan eğitim personeli genel olarak kekemelik ve kekemeliği olan bireylere karşı olumlu tutumlar sergilemektedir. Fakat dil ve konuşma terapistleri hariç diğer meslek gruplarında kekemelik ve kekemeliği olan bireyler hakkındaki bilgi azlığından dolayı yanlış bilgi ve olumsuz tutumlar görülmektedir. Dil ve konuşma terapistleri hariç diğer eğitim personeli kekemelik ve kekemeliği olan bireylere kendilerinin yardım edebileceklerini belirtmişlerdir. Bu durum yanlış yönlendirmelere ve müdahalelere neden olabilmektedir. Kekemelikte bedensel engel gibi bir engel olarak görülmekte ancak ülkemizde bir engel olarak kabul edilmemektedir. Kekemeliğin bir engel olarak kabul edilmesi ve bu çerçevede atılacak adımlar ile kekemelik hakkında doğru bilginin yayılması ve olumlu tutumların oluşması oldukça önemlidir.
Radyo sunucularının ses hijyeni hakkındaki farkındalık düzeyleri ve ses yorgunluklarının incelenmesi
Bu araştırma ile İstanbul'da çalışmakta olan radyo sunucularının ses hijyeni hakkındaki farkındalık düzeyleri ve ses yorgunluklarının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın modeli, tanımlayıcı kesitsel araştırma modelidir. Araştırmanın evrenini, İstanbul'da karasal ortamda faaliyet gösteren, RTÜK resmî sitesinde yer alan, ulusal, bölgesel ve yerel ölçekli lisansa sahip radyo kanallarında çalışmakta olan radyo sunucuları oluşturmaktadır. Örneklem sayısı uzman görüşü alınarak 72 kişi olarak belirlenmiş ve 94 radyo sunucusuna ulaşılmıştır. Çalışmanın verileri; ses yorgunluğu ölçeği, demografik bilgi formu ve ses hijyeni farkındalık düzeyi bilgi formu kullanılarak çevrimiçi bir şekilde toplanmıştır. Bağımsız iki grup karşılaştırmaları nicel değişkenlerde Welch t testiyle, nitel değişkenlerde ise Fisher Exact Ki-kare testiyle yapılmıştır. Tüm analizler SPSS (versiyon 26) ile yapılmış ve anlamlılık düzeyi %5 olarak kabul edilmiştir. Yapılan analiz sonuçlarına bakıldığında ses hijyeni farkındalık düzeyi soruları ile yaş değişkeni arasındaki karşılaştırmalarda (üçüncü ve altıncı sorularda), eğitim değişkeni arasındaki karşılaştırmlarda (üçüncü soruda), çalışma süresi değişkeni arasındaki karşılaştırmalarda (altı ve on dördüncü sorularda), günlük çalışma saati değişkeni arasındaki karşılaştırmalarda (dokuzuncu soruda), kronik hastalığın varlığı değişkeni arasındaki karşılaştırmalarda (üç, altı ve on birinci sorularda), ses hijyeni/vokal hijyen hakkında bilginin varlığı değişkeni arasındaki karşılaştırmalarda (bir, iki, üç, yedi, sekiz, on bir ve on dokuzuncu sorularda) anlamlı farklılık bulunmuştur. Ses yorgunluğu ölçek skorları bakımından eğitim düzeyi değişkeni karşılaştırıldığında ise yorgunluk ve kaçınma boyutunda yüksek lisans ve doktora eğitimi alanların ortalaması, önlisans ve lisans eğitimi alanların ortalamasından istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur. Diğer boyutlarda ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Veriler göz önünde bulundurulduğunda radyo sunucusu olarak çalışmakta olan bireylerin ses hijyeni hakkındaki farkındalıklarının arttırılması için sesin profesyonel kullanımına ve bakımına ilişkin kapsamlı ve sistematik bir eğitim planlanması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Radyo Sunuculuğu, Ses Hijyeni, Ses Yorgunluğu
Türkçe konuşan yetişkin postlingual koklear implant kullanıcılarında ses ve konuşma özelliklerinin incelenmesi
İşitme kaybı ile birlikte; konuşma zincirinin işitsel geri bildirim mekanizmasında bozulmalar meydana gelir. Konuşmacı sesini konuşmayla eşzamanlı olarak dinleyip sesini, artikülasyonunu ve genel anlaşılırlığını kontrol edebilirken işitsel geri bildirim mekanizmasının bozulması sesin akustik özelliklerini ve anlaşılırlığını etkileyecektir. Postlingual İ.K'lı bireylerde daha önceden var olan işitsel geri bildirim, dil ediniminden sonra bozulmaya uğramıştır ve koklear implant ile birlikte işitsel geri bildirimin iyileştirilmesi sağlanmaktadır. Çalışmanın örneklemi 21 postlingual İ.K'lı implant kullanıcıları ve 21 normal işiten yetişkinlerden oluşmaktadır. Katılımcılara ses ve konuşma özelliklerinin incelenmesi amacıyla objektif ve subjektif değerlendirmeler yapılmıştır. Ek olarak ses ve konuşma özelliklerini etkileyecek implant kullanım süresi, cinsiyet, yaş gibi etmenlerin etkileri incelenmiştir. Akustik ses analizinde; temel frekans(F0), Jitter (%), Shimmer (%) ve HNR (Harmonik Gürültü Oranı) parametreleri incelenmiştir. Bu parametrelerde bozulmalar meydana gelse de istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde görülmemiştir. Algısal değerlendirme amacı ile uzmanlar tarafından GRBAS değerlendirmesi yapılmış ve Grade (Disfoni derecesi)2 ait puan ortalamalarının çalışma grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu (0,95±0,87) saptanmıştır (p<0,05). Breathiness (Nefeslilik)2 parametresine ait sıra ortalamalarının da çalışma grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu (Sıra ort:25,10) saptanmıştır (p<0,05). Katılımcıların kendi seslerini değerlendirmesi amacıyla Ses Handikap Endeksi-10 (SHE-10) ve katılımcıların iletişimcilerinin, kişinin konuşma anlaşılırlığını değerlendirmeleri amacıyla da Bağlamiçi Anlaşılabilirlik Ölçeği (BAÖ) uygulanmıştır. SHE-10'a ait puan ortalamalarının kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu (8,24±7,95) saptanmıştır (p<0,05). BAÖ' ye ait sıra ortalamalarının kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu (Sıra ort: 29,81) saptanmıştır (p<0,05). Tüm veriler dikkate alındığında postlingual işitme kayıplı bireylerin koklear implant kullanımıyla birlikte işitsel geri bildirimi büyük oranda iyileştirilmiş olduğu görülmektedir. Ses ve konuşma özellikleri de büyük oranda normale yaklaşmış olsa da yeterli olmadığı, işitsel rehabilitasyon ve konuşma terapisi ile desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir.
Kekeme çocuklara uygulanan seçici ve yoğunlaştırılmış dikkat eğitiminin kekemelik şiddetine etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Kekemelik, erken çocukluk döneminde başlayan tekrarlar, uzatmalar ve bloklar şeklinde görülen akıcılık bozukluğudur. Yoğunlaştırılmış dikkat bir ya da birden fazla uyaran varken uyaranlardan yalnız birine odaklanabilmektir. Bu çalışmanın amacı yoğunlaştırılmış dikkat eğitimi ile kekeme bireylerin konuşmaya odaklanmalarını engelleyen etkenleri görmezden gelerek dikkat düzeylerini artırmaktır. Gereç Yöntem: Bu çalışmaya 9 yaş ile 9 yaş 11 ay arasında toplam 24 çocuk (12 kekeme çocuk, 12 akıcı konuşan çocuk) katıldı. Tüm katılımcıların çalışma öncesi ve sonrası d2 dikkat testleri ile Kekemelik Şiddetini Ölçme Aracı-4 (KEŞİDA-4) ile değerledirmeleri yapıldı. Kekemeliği olan 12 çocuğa yoğunlaştırılmış dikkat eğitimi verildi. Araştırmada, demografik değişenler bakımından öğrencilerin kekemelik şiddeti ve dikkat düzeyleri karşılaştırıldı. Bulgular: Kekeme bireylere uygulanan dikkat eğitimi öncesi ve sonrasında yapılan d2 dikkat testine (EK-4) göre psikomotor ve kavrama hızlarında artma, dikkatsizlik ve yönergeye uyma problemlemlerinde azalmalar görüldü ve sonuçlar istastistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). KEŞİDA-4 ile yapılan kekemelik değerlendirmesinde ise öntest ve sontest sonuçlarına göre çocukların kekemelik şiddetlerinde azalma tespit edildi (p<0.05). Sonuç: Kekemeliği etkileyen birçok faktör vardır ve dikkat becerisi bu faktörler arasında önemli bir yere sahiptir. Çalışmamızda elde edilen bulgulara göre kekeme bireylere uygulanan yoğunlaştırılmış dikkat eğitiminin kekemelik şiddetinde azalmalara ve psikomotor hızda artmalara neden oduğu görüldü. Bu bulgulara göre kekemelik terapilerine dikkat çalışmalarının eklenmesi süreci olumlu yönde etkileyebilir. Anahtar Kelimeler: Kekemelik, seçici dikkat, yoğunlaştırılmış dikkat
Özel öğrenme güçlüğü olan okul çağı çocuklarında fonolojik terapinin değerlendirilmesi
Özel öğrenme güçlüğü tanısı olan çocuklarda fonolojik terapinin etkililiğini değerlendirmeyi amaçlayan bu çalışmaya yaşları 8 ile 14 arasında değişen 20 kız, 10 erkek olmak üzere toplam 30 katılımcı katılmıştır. Çalışmaya katılan bireylere okuma ve yazma becerilerini değerlendirmek amacıyla; Özgül Öğrenme Güçlüğü Bataryası, işitsel farkındalık becerilerini değerlendirmek amacıyla; İşitsel Ayırt Etme Testi ve anlamsız kelimeleri okuma testi uygulandı. Bu değerlendirmelerden sonra katılımcılara her biri 40 dakika süren 8 haftalık bir fonolojik terapi uygulandı. Fonolojik terapi tamamlandıktan sonra terapiden önceki ön test değerlendirmelerinin tümü tekrar terapi sonrasında da uygulandı. Değerlendirmeler sonucunda katılımcıların okuma, yazma, işitsel ayırt etme becerilerinde ve anlamsız kelimeleri okuyabilme becerilerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gözlendi (p<0.05). Katılımcıların okuma hızları değerlendirildiğinde terapi öncesi ve sonrasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmedi. Sonuç olarak özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda fonolojik terapinin; okuma, yazma ve fonolojik becerilerin geliştirilmesinde etkili olabileceği düşünüldü.
COVID-19 geçiren kişilerde entübasyona bağlı oluşan yutma bozukluğunun değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı invaziv mekanik ventilasyon yöntemi ile entübe edilen kişilerde entübasyonun yutma yapılarına zarar verip vermediğini ortaya koymaktır. Çalışmaya COVİD-19 teşhisi alıp entübe edilmiş 10 birey (X erkek, Y kadın) ile COVİD-19 teşhisi alıp entübe edilmeden tedavi görmüş 15 birey (X erkek, Y kadın) dâhil edildi. Entübe edilen katılımcıların yaş ortalaması 55,22±22 iken entübe edilmeyen katılımcıların yaş ortalaması ise 52,11±11'dir. Tüm katılımcılar Eating Assessment Tool (EAT-10), The Gugging Swallowing Screen (GUSS) ve Swallow Quality of Life Questionnaire (SWAL-QOL) ile değerlendirildi. Elde edilen bulgular istatistiksel olarak analiz edildi. Çalışmamızda entübe edilen gruptaki kişilerin EAT-10 değerleri entübe edilmeyenlerin EAT-10 değerleri arasında anlamlı farklılık (p=0,001) elde edildi. Entübe edilen grubun GUSS ölçeğinden aldığı puan ile entübe edilmeyen grubun aldığı puan arasındaki fark çok az olmasına karşın istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık (p=0,027) saptandı. Entübe edilen ve edilmeyen gruplar arasında SWAL-QOL anketinin "Communication" alt boyutu (p=0,326) hariç tüm alt boyutlarında ("Burden" p=0,009, "Food Selection" p=0,009, "Eating Duration" p=0,044, "Eating Desire" p=0,039, "Fear" p=0,002, "Sleep" p=0,008, "Fatigue" p=0,000, "Mental Health" p=0,003, "Social" p=0,027) anlamlı farklılık saptandı. Elde edilen bulgulara göre COVİD-19'a bağlı olarak invaziv mekanik ventilasyon yöntemi ile entübe edilen bireylerde yutma bozukluğu gelişme ihtimali vardır.
Gelişimsel dil bozukluğu olan çocuklarda duyu profilinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı gelişimsel dil bozukluğu olan çocukların duyu profillerini incelemek ve otizm spektrum bozukluğu olan ve tipik gelişim gösteren çocuklarla karşılaştırmaktır. Çalışmamıza gelişimsel dil bozukluğu olan 15 çocuk, otizm spektrum bozukluğu olan 15 çocuk ve tipik gelişim gösteren 14 çocuk katıldı. Çocukları yaşları 37-71 ay arasında değişmekte olup ortalama 52,11±11,17 aydır. Tipik gelişim gösteren ve gelişimsel dil bozukluğu olan çocuklara Türkçe Erken Dil Testi (TEDİL) uygulandıktan sonra tüm katılımcılar için aileleri tarafından DUNN Duyu Profili dolduruldu. Üç grubun DUNN duyu profili toplam skoru ve alt parametreleri arasındaki farklılık Varyans Analizi ile belirlendi. Üç grubun normal dağılım gösteren DUNN duyu profilinin toplam skoru ve alt parametreleri (duyusal işlem, hareket ve vücut pozisyonu ile ilgili düzenlemeler, duygusal ve sosyal cevap, davranışsal ve duygusal cevaplar) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Ayrıca normal dağılım göstermeyen DUNN duyu profili alt parametrelerinde (işitsel işlem, görsel işlem, vestibüler işlem, dokunma işlemi, çoklu duyusal işlem, oral duyusal işlem, tonusla ilgili duyusal işlem, aktivite seviyesini etkileyen hareket düzenlemeleri, duyusal cevapları etkileyen duyusal girdilerin düzenlenmesi, aktivite seviyesini etkileyen görsel girdilerin düzenlenmesi, modülasyon, duyusal işlemin davranışsal sonuçları, tepki verme eşiğini tanımlayan maddeler) gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, otizm spektrum bozukluğu olan ve gelişimsel dil bozukluğu yaşayan çocukların duyu gelişimlerinin tipik gelişim gösteren çocuklara göre geri olduğu görüldü. Elde edilen bulgulara göre terapi sürecinde çocukların duyusal yönden de desteklenmesi gerektiği düşünüldü.
Konuşma sesi bozukluğu olan ve olmayan çocuklarda erken okuryazarlık, hızlı isimlendirme, çalışma belleği becerisinin incelenmesi
Araştırma temelindeki amaç; 60-72 ay arası okulöncesi konuşma sesi bozukluğu olan ve olmayan çocukların erken okuryazarlık (EO), fonolojik çalışma belleği (FÇB), hızlı isimlendirme becerilerini incelenmektir. Çalışmamızın örneklemi konuşma sesi bozukluğu olan ve olmayan 15 er çocuk olmak üzere toplam 30 çocuktan oluşmaktadır. Gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Katılımcıların KSB'na sahip olup olmadıklarını belirlemek için AAT Testi uygulanmıştır. Katılımcılar 2 gruba ayrıldıktan sonra her 2 gruba da erken okuryazarlık becerilerini değerlendirmek için EROT testi, sözel çalışma belleği becerilerini değerlendirmek için SÇBÖ testi, hızlı otomatik isimlendirme becerilerini değerlendirmek için HİT testi uygulanmıştır. SÇBÖ skorları bakımından gruplar karşılaştırıldığında sözcük, anlamsız sözcük, ilk sözcük hatırlama ve SÇBÖ toplam skorları bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur(p<0,05). HIT skorları bakımından gruplar karşılaştırıldığında hem hızlı otomatik isimlendirme süresi hem de hata sayısı bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). EROT skorları bakımından gruplar karşılaştırıldığında ifade edici dil sözcük bilgisi, ses bilgisel farkındalık, dinlediğini anlama ve EROT toplam skoru bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Ölçek skorları arasındaki ilişkiler incelendiğinde SÇBÖ toplam skoru ile hızlı otomatik isimlendirme süresi arasında negatif yönlü, EROT skorları ile ise pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Sonuç olarak, konuşma sesi bozukluğu olan çocukların erken okuryazarlık, sözel çalışma belleği ve hızlı isimlendirme becerilerinde konuşma sesi bozukluğu olmayan çocuklara göre daha düşük performans sergilemektedir. Elde edilen bulgulara göre terapi sürecinde çocukların değerlendirilen beceriler açısından da desteklenmesi ileriki dönemdeki akademik başarılar için oldukça kıymetlidir.