Theses supervised by Prof. Dr. Ali Belge
12 theses · Aydın Adnan Menderes University
Açık yara sağaltımında resveratrol ve ozonlanmış zeytinyağının etkilerinin karşılaştırılması: Rat deneysel modeli
Amaç: Çalışmada, resveratrol (RSV) ve ozonlanmış zeytinyağının (OZY) açık yara sağaltımındaki etkinliği deneysel rat modeli üzerinde klinik, histopatolojik ve istatistiksel açıdan karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Gereç ve yöntem: Toplam 24 adet Spraque Dawley ırkı ratın dorsal bölge derisi üzerinde punch biyopsi ile bilateral 6 mm çapında oval yara oluşturulmuştur. Ratlar RSV ve OZY olmak üzere 12'şer hayvandan oluşan iki gruba ayrılmıştır. Aynı hayvan üzerinde oluşturulan yaralardan birisine topikal ilaç (RSV ve OZY) uygulanmış diğeri ise kontrol olarak bırakılmıştır. Yara yüzey alanlarının değerlendirilmesi için 0, 3, 5, 7, 11. günlerde yaralar fotoğraflanmıştır. Histopatolojik inceleme için her gruptan 6'şar hayvan 7. ve 11. günlerde sakrifiye edilerek, bölgeden histopatolojik inceleme amacı ile doku örnekleri alınmıştır. Bulgular: Makroskobik değerlendirmede 3. ve 5. günlerde RSV grubunun yara yüzey alanı daha küçük olarak kaydedilmiştir. RSV ve OZY'nin 11. gündeki histopatolojik skorlarının karşılaştırılmasında epitelyal rejenerasyon skoru, RSV grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). İlaç gruplarının kendi kontrol grupları ile kıyaslamasında ise, 7. günde RSV grubunun kendi kontrol grubuna göre epitelyal rejenerasyon skoru istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek (p<0,05), ülser-nekroz skorlaması ise istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Ozon grubunun kendi kontrol grubu ile kıyaslanmasında ise 7. günde ozon grubunun epitelyal rejenerasyon skorlaması istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek (p<0,05), vasküler proliferasyon skorlaması ise daha düşük olmuştur (p<0,05). 11. günde ise vasküler proliferasyon skorlaması kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek (p<0,05) olarak kaydedilmiştir. Sonuç: Uygulanan her iki lokal ajan da yara iyileşmesinin belli dönemlerinde kontrol gruplarına göre üstünlük sağlamıştır. Bu nedenle her ikisi de yara tedavisi için seçenek olarak değerlendirilebilir. Ancak uygulama sırasında herhangi bir iritasyon oluşturmaması ve ozona göre epitelyal rejenerasyon skoru daha yüksek olduğu için RSV yara iyileşmesini hızlandırmada daha etkili bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Açık Yara İyileşmesi, Eksizyonel Yara, Ozon, Ozonlanmış Zeytinyağı, Rat Deneysel Yara Modeli, Resveratrol, Yara
Kornea yaralarında dehidre korneal kollajen bariyerlerinin (vet shıeld oasıs) etkinliğinin araştırılması: Deneysel tavşan modeli
Çalışmada tavşanlarda korneal yaraların iyileşmesinde korneal kollajen bariyer etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Materyali, 20 adet 2-3 kg ağırlığında, yetişkin Yeni Zellanda Beyaz Tavşanı oluşturdu. Tavşanlar rastgele FTS (kontrol, 6 tavşan) SA (siprofloksasin ve asetilsistein, 7 tavşan) ve KB (kollajen bariyer, 7 tavşan) grubu olarak ayrıldılar. Tavşanlarda deneme öncesi klinik ve oftalmolojik muayeneler gerçekleştirildi. Korneanın merkezi kalınlığı ultrasonografik pakimetre cihazı ile ölçüldü. Kornea kalınlıklarının ortalamaları FTS grubunda 413,36±14,94 (ortalama±standart hata) µm, SA grubunda 375,14±10,58 µm ve KB grubunda 382,21±14,06 µm olarak belirlendi. İstatistiksel değerlendirmede gruplar arasında önemli bir fark tespit edilmedi. Yirmi adet tavşanın 40 gözünde biyopsi punch'ı, kornea bıçağı ve Alger brush kullanılarak kornea merkezinde 6 mm çapında süperfisiyal lezyon oluşturuldu. Operasyon sonrası merkezi kornea kalınlıkları ölçüldü. FTS grubunda 424,18±27,66 µm; SA grubunda 388,71±14,46 µm ve KB grubunda 368,50±12,8 µm olarak kaydedildi. Ölçümler değerlendirildiğinde gruplar arasında önemli bir fark gözlenmedi. Kornea kalınlığında 72. saatte postoperatif ilk ölçüme göre tüm gruplarda artış gözlendi. Doksan altıncı saatte yapılan ölçümlerde gruplar arasında önemli bir fark gözlenmedi. SA (p<0,01) ve KB (p<0,001) gruplarında grup içi farklı zamanlarda yapılan ölçümler arasındaki fark önemli bulundu. Defekt oluşturulduktan hemen sonra defekt alanları FTS grubunda 32,129±1,58 mm2; SA grubunda 31,41±1,33 mm2 ve KB grubunda 29,01±0,92 mm2 olarak ölçüldü. Yetmişikinci saat değerleri FTS grubunda 16,87±2,25 mm2; SA grubunda 6,57±1,63 mm2 ve KB grubunda 1,87±0,66 mm2 olarak belirlendi. Doksanaltıncı saatte ise FTS grubunda 2,17±0,46 mm2; SA grubunda 1,97±0,48 mm2 ve KB grubunda 0,42±0,18 mm2 olarak belirlendi. KB grubundaki iyileşme düzeyinin diğer gruplara kıyasla daha iyi olduğu istatistiksel olarak belirlendi (p<0,001). Sonuç olarak, kollajen bariyerlerin yapısı gereği epitel göçüne engel olmaması, korneayı nemli tutması, iyileşmeye destek olması ve KB grubundaki yara iyileşmesinin diğer gruplara göre daha iyi olması nedeniyle kornea yaralarının sağaltımında önemli olduğu düşülmektedir.
Kliniğimize getirilen buzağılarda karşılaşılan kırıklar ve sağaltım olanakları
Bu çalışmada, Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Büyük Hayvan Kliniğine 01.01.2006 ? 01.06.2007 tarihleri arasında kırık şikâyeti ile getirilen buzağılarda kırıkların oluşum nedenleri, dağılımı, radyolojik bulguları, sağaltım yöntemleri ve sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlandı.Materyali, toplam 310 buzağıdan kırık şikâyeti ile getirilen 71 buzağı (%22,90) oluşturdu. Buzağıların ırk dağılımı 63 Holstein (%88,7), 4 Montafon (%5,6), 3 Simental (%4,2) ve 1 Doğu Anadolu Kırmızısı (%1,4); 38'i erkek (%53,52), 33'ü dişi (%46,48) idi. Yaşları 1 ? 180 gün arasında değişti.Rutin klinik ve radyolojik muayeneler gerçekleştirildi. Etiyolojik olarak kırıklardan 38 `i doğuma yardım sırasında meydana geldi. Geride kalan 33 kırık doğum sonrası dönemde travma sonucu meydana geldi.Kırık yerleşim yeri yönünden yapılan değerlendirmede en çok metakarpus (33 , %46,5) kırıklarına rastlandı. Bunu, femur (13, %18,3), radius ulna (8, %11,2), tibia (6, %8,4), metatarsus (5, %7), Humerus (2, %2,8), karpus (1, %1,4), Coxae (1, %1,4), Scapula (1, %1,4) ve olecranon (1, %1,4) kırıkları izledi. Kırık olgularının 66'sı unilateral, 5'i bilateral (metakarpus) idi. Kırıkların 14'ü (%19,7) açık, 57'si (%80,2) kapalı kırık olduğu tespit edildi.Buzağıların 47 adedine konservatif sağaltım, 24 adedine operatif sağaltım uygulandı. Sağaltılan olgulardan 47'si tamamen düzeldi, 11'i değişik derecelerde topal kaldı, 13'ü çeşitli nedenlerle öldü.Sonuç olarak, kliniğe getirilen hasta buzağılar içerisinde kırık olgularının oranının dikkat çekici düzeyde olduğu, kırıkların önemli bir kısmının doğuma yardım sırasında şekillendiği, önemli bir etiyolojik faktörün ekstraksiyon forse olduğu, buzağıların belirli bir döneme kadar büyüklerden ayrı tutulması gerektiği kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Buzağı, klinik, kırık, sağaltım.
Köpeklerde kalça displazisinin juvenil pubic symphysiodesis (JPS) tekniği ile sağaltımı üzerine klinik çalışmalar
Bu çalışmada, KED'nin sağaltımında JPS tekniğinin klinik ve radyolojik olarak izlenmesi ve elde edilen sonuçların değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışma materyalini, 16 ? 20 haftalık, 12 ? 18 kg canlı ağırlığa sahip 10 dişi, 2 erkek toplam 12 adet melez köpek oluşturdu.Tüm olgular klinik muayeneden geçirildi. Preoperatif, postoperatif 1. 3. ve 6. aylarda standart ventro ? dorsal pozisyonda direkt, Pennhip ve Vezzoni distraktörleri ile radyografileri alındı. Elde edilen görüntüler üzerinde norberg açı ölçümleri, distraksiyon indeksleri ve caput femoris merkezleri ile acetabulum merkezleri arasındaki mesafe belirlendi.Klinik muayenede, ortolani testlerinde preoperatif olarak 6 olguda bilateral, 2 olguda unilateral pozitif sonuç elde edilirken, diğer 4 olguda negatif sonuç elde edildi.Köpekler 1 günlük açlık periyodunu takiben 0,05 mg/kg atropin sülfat (Atropin®, Vetaş) deri altı, kas içi 1 mg/kg ksilazin HCl (Alfazyne®, Ege-Vet) 10mg/kg dozunda kas içi ketamine HCl (Alfamine®, Ege-Vet) % 2'lik konsantrasyonda isofloran (İsoflurane ? USP®, Adeka) protokolü ile anesteziye alındılar.Bu işlemlerden sonra, dişi köpeklerde tam median hat üzerine, erkek köpeklerde penisin lateralinden, symphysis pubis üzerinde kranial ve kaudalinden 1 ? 2 cm geçecek şekilde yaklaşık 12 cm'lik deri ensizyonu yapıldı. Deri altı bağdokusu küt diseksiyonla ayrıldı. Bölgede bulunan a. ve v. pudentalis'in yan kollarından kaynaklı kanamalar, ligatüre edilerek kontrol altına alındı. Daha sonra symphysis pubis üzerine yapışık halde bulunan m. gracilis ve m. pectineus kaslarının fasyaları küt olarak diseke edildi. Symphysis pubis açığa çıkarıldı. Koterizasyon sırasında rektum ve uretranın zarar görmesini engellemek amacı ile symphysis pubis'in altına önden bir spatula yerleştirildi. Daha sonra symphysis pubis'in distalinden proksimale doğru 2/3 lük kısmı 40 W gücünde elektrokoter ile dağlanarak büyüme plaklarının nekroze edilmesi sağlandı. Koterizasyon işlemi 10'ar saniyelik periyotlar halinde uygulandı. Her koterizasyon işleminden sonra bölge fizyolojik tuzlu su ile yıkanarak bölgenin serin tutulması ve bölge dışındaki dokuların koterizasyon işleminden zarar görmesi engellendi.Postoperatif sedasyon altında yapılan ortolani testleri, 1. ayda 3 olguda bilateral pozitif, diğer 9 olguda negatif, 3. ve 6. aylarda ise negatif idi.Standart ventro ? dorsal pozisyonda alınan radyografiler üzerinde Norberg açı ölçümleri sırası ile preoperatif, 1. ay, 3. ay ve 6. aylarda ortalama olarak sağ koksafemoral eklem için, 110,92±1,32; 115,08±1,64; 118,75±1,38; 122,75±0,810; sol koksafemoral eklem için, 105,08±2,46; 113,42±1,22; 115,83±0,67; 119,0±0,620 olarak belirlendi.Merkezler arası uzaklık sağ koksafemoral eklem için, 0,31±0,019; 0,15±0,045; 0,066±0,035; 0,016±0,016 sol koksafemoral eklem için, 0,31±0,022; 0,13±0,050; 0,058±0,031; 0,016±0,016; olarak belirlendi.PennHip Distraktörü ile alınan radyografiler üzerinde distraksiyon indeksleri sırası ile preoperatif, 1. ay, 3. ay ve 6. aylarda ortalama olarak sağ koksafemoral eklem için, 0,66±0,037; 0,45±0,018; 0,40±0,030; 0,32±0,017 cm olarak kaydedildi. Sol koksafemoral eklem için, 0,67±0,059; 0,49±0,039; 0,42±0,021; 0,32±0,013 cm olarak tespit edildi.Merkezler arası uzaklık sağ koksafemoral eklem için, 0,57±0,038; 0,42±0,016; 0,39±0,028; 0,32±0,017 cm olarak belirlendi. Sol koksafemoral eklem için, 0,58±0,049; 0,44±0,037; 0,39±0,019; 0,32±0,013 cm olarak belirlendi.Sonuç olarak JPS oparasyonunun izlenen süreçte Norberg açısında artış, distraksiyon indeksi ve merkezlerarası uzaklıkta azalma sağladığı, bu nedenle KED profilaksisi amacı ile önerilmesinin uygun olacağı kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Distraksiyon indeksi, JPS, kalça eklemi displazisi, merkezler arası uzaklık, Norberg açısı tayini
Köpeklerde kalça displazisinin ?Modifiye Darthroplasti? tekniği ile sağaltımı üzerine klinik çalışmalar
Bu çalışmada, kalça eklemi displazisinin sağaltımı amacı ile uygulanan ?Modifiye DARthroplasti? tekniğinin etkinliğinin klinik ve radyografik bulgular ışığı altında değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışma materyalini, klinik ve radyolojik bulgular sonucunda KED tanısı konan 4-24 ay yaşları arasında, değişik ırk ve cinsiyette (13 erkek, 7 dişi) toplam 20 adet köpek oluşturdu. Radyolojik muayeneler sonucunda 16 olguda unilateral, 4 olguda ise bilateral olmak üzere ve 11 olguda sağ, 5 olguda sol, 4 olguda ise her iki tarafa DARthroplasti uygulanmasına karar verildi.Oniki saatlik açlığı takiben 0.045 mg/kg atropin sulfate (Atropin 20 mg/ kg, Egevet®) deri altı yolla uygulanarak anestezinin antikolinerjik premedikasyonu yapıldı. Sedatif ? analjezik premedikasyon içinse 1 mg\kg xylazine hydrochloride (Alfazyne 20 mg\kg, Egevet®) in kas içi enjeksiyonu uygulandı. 10 dakika sonra 5 mg\kg ketamine hydrochloride (Alfamine 100mg\kg, Egevet®) in damar içi enjeksiyonu ile indüksiyon gerçekleştirildi. Takiben köpeklere endotracheal tüp yerleştirildi ve yarı kapalı anestezi cihazı ile (SMS 2000 Klasik Vent ? V Marka, SMS Tıbbi Cihaz Elek. Elekt. İnş. Teks. Turz. Oto San. ve Tic. Ltd. Şti. Ankara) % 2 lik konsantrasyonda isoflurane (İsoflurane - USP, Adeka®) solutulması ile anestezi sürdürüldüOperasyon bölgesi asepsi ve antisepsi kurallarına göre hazırlandı. Kortikokansellöz kemik greft olarak onüçüncü kostadan yararlanıldı. Dorsal acetabular duvar açığa çıkarıldı. Dorsal duvar üzerine birbirine eşit uzaklıkta dril ile üç delik açılarak kosta parçaları bu deliklere çakıldı. Bölge uygun şekilde kapatıldı.Postoperatif birinci günde köpeklerin hepsinin ayakta ve hareketli oldukları gözlendi.İleri dönemde yapılan (10. Gün, 3.ve 12 ay) klinik muayenelerde yürütme ve koşturma, abduksiyon eksternal rotasyon, kalça ekstensiyon ve ayakta duruş testleri sonuçları preoperatif dönemle kıyaslandığında daha iyi olduğu görüldü.Çalışmada Norberg açı ölçüm ortalaması preopertif dönemde 92,32±2,04 iken postoperatif 3. ay 94,0±1,94, postoperatif 1.yıl ve daha üstündekilerde 95,36±1,95 olarak ölçüldü.Sonuç olarak ?Modifiye DARthroplasti'de? taşınan kortiko-kansellöz greftler Dorsal Acetabulum Kenarını uzatmadı ve dejeneratif değişimleri durdurmadı. Bununla birlikte, küçük bir seride de olsa, dejeneratif değişimlerin minimal düzeyde olduğu olgularda sorunların, protez ve benzeri cihazlara gerek kalmadan, çözülebileceği düşünüldü. Tekniğin, eklem kapsülasında bir denervasyona yol açarak veya ?kortiko-kansellöz? kemik doku taşınımına ilişkin bir ?kök hücre tedavisi? etkisi sonucu etkin olduğu yönündeki beklentilerin açığa kavuşturulması amacıyla kontrollü denemelere gereksinim olduğu kanısına varıldı.
Köpeklerde femurun suprakondiler ve distal epifiz kırıklarının eğri plak ile sağaltımı
Bu çalışmada, köpeklerde femurun suprakondiler ve distal epifiz kırıklarının ?eğri plak? ile sağaltımının klinik ve radyografik bulgular ışığı altında değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Çalışma materyalini, ADÜ Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'ne getirilen, suprakondiler ve distal epifiz kırığı tanısı konan, değişik yaş, ırk ve cinsiyette toplam on adet köpek oluşturdu.Köpeklerde 0,045 mg/kg (SC) atropin sülfat (Atropin® %2 20 ml, Vetaş®), 1 mg /kg dozunda (IM) xylazine hydrocloride (Alfazyne® %2, 20 ml, Egevet) ve 11 mg/kg dozunda (IM) ketamine hydrocloride (Alfamine® %10 10 ml, Egevet) enjeksiyonu ile indüksiyon gerçekleştirildi. Genel anestezi Isoflurane (Isoflurane®-Usp, Adeka İlaç San. Tic.)'ın %1 MAC inhalasyonu ile sürdürüldü.Operasyon bölgesi asepsi ve antisepsi kurallarına göre hazırlandı. Önce patella ve femurun lateral trokleası palpe edildi. Ardından tuberistas tibianın üst seviyesinden patellaya kadar kavisli bir ensizyon yapıldı ve eşit uzunlukta distale kadar uzatıldı. Deri altı bağ doku ve fascia da aynı şekilde ensize edildi. Daha sonra fascia lata ve genu ekleminin lateral fasciası diseke edildi. Kırık hattı ortaya çıkarıldı. Eğri plak distal fragmente spongiyöz, proksimale kilitli kortikal vidalar ile tutturuldu.Tüm olgular postoperatif 10, 20, 40 ve 60. günlerde klinik ve radyolojik olarak muayene edildiler. Postoperatif 10. gün klinik muayenede bir köpekte (3 nolu olgu) şiddetli, diğerlerinde orta şiddette ağrı belirlendi, 20, 40 ve 60. günlerde yapılan muayenelerde 3 nolu olguda ağrı devam ederken, diğer olgularda ağrının azaldığı ve tamamen ortadan kalktığı görüldü. Topallık skorlamasında postoperatif 10. günde sadece bir köpeğin (3 nolu olgu) ayağına hiç ağırlık veremediği, üç olgunun ise ayağa kalkarken zorlandığı belirgin topallık gösterdiği, diğerlerinin de belirgin olarak topalladığı belirlendi. Postoperatif 40 ve 60. günlerdeki muayenelerde 3 nolu olgu hariç diğerlerinde topallığın tamamen ortadan kalktığı görüldü.Radyolojik muayenelerde kırıkların şeklinin Salter-Harris sınıflandırılmasında yedi köpekte Tip I, üç köpekte ise Tip II kırığı olduğu belirlendi. Köpeklerin postoperatif 10. gün alınan röntgenleri üzerinde yapılan incelemede kallus oluşumunun başladığı ve dört olguda kırık hattının belirginliğinin azaldığı görüldü. Postoperatif 20. günde çekilen röntgenlerde sekiz köpekte kırık çizgisinin görünürlüğünün azaldığı, birinde (7 nolu hasta) kaybolduğu, birinde (3 nolu olgu) ise belirgin olduğu, tüm olgularda kallus oluştuğu dört köpekte taşkın kallus şekillendiği saptandı. Köpeklerin 40. gün röntgenleri incelendiğinde 3 nolu olgu hariç kırık çizgisinin kapandığı, dört olguda taşkın kallus oluştuğu diğerlerinde oluşmuş olan kallusun belirgin ölçüde rezorbe olduğu belirlendi. Son olarak postoperatif 60. gün röntgenlerinde tek bir köpekte (3 nolu olgu) kırık çizgisinin belirgin olduğu, diğerlerinde kırık hattının tamamen iyileştiği görüldü.Sonuç olarak klinik ve radyolojik bulgular ışığı altında femurun distal epifiz ve suprakondiler kırıklarının sağaltımında eğri plak ile osteosentez uygulamasının, mini bir seride olsa, mevcut sağaltım modelleri arasında seçenek olarak değerlendirilebileceği kanısına varıldı.
Köpeklerde fakoemülsifikasyon tekniği ile katarakt cerrahisi sonrası "hidrofilik akrilik implant" kullanımı ve sağaltım sonuçları
Bu çalışmada farklı ırk, yaş, cinsiyet ve ağırlıkta toplam 19 köpekte gerçekleştirilen fakoemülsifikasyon katarakt cerrahisi ve intraoküler yapay lens (İOL) uygulaması konu edilmiştir. Alınan anamnez bilgileri ve yapılan klinik muayeneler sonrasında olgulardan 10'unda senil, 8'inde travmatik, 1'inde metabolik kökenli katarakt saptandı. Bunlardan 5'i hipermatür, 14'ü matür katarakt idi. Operasyona alınan olgulardan 15'inde fakoemülsifikasyon, 4'ünde ekstra kapsüler katarakt ekstraksiyonu yöntemi ile sağaltım gerçekleştirildi. Fakoemülsifikasyon olguların 12'sinde sol göz, 3'ünde sağ gözde yapıldı. Ekstra kapsüler katarakt ekstraksiyonu (EKKE) 4 olgunun 3'ünde sol, 1'inde sağ göze uygulandı. Fakoemülsifikasyon sonrası 13 olguya İOL yerleştirilirken; ekstra kapsüler katarakt ekstraksiyonu uygulanan 1 olguya İOL yerleştirildi. Fakoemülsifikasyon uygulanan 2, EKKE yapılan 3 olguya İOL konulamadı. Operasyon öncesi, 7 gün boyunca günde 5 kez ikişer damla kortikosteroid (10 mg/ml prednizolon sodyum fosfat, Norsol® - Mefar İlaç Sanayi A.Ş.) topikal olarak uygulandı. Ayrıca sekonder enfeksiyonların eliminasyonu amacıyla 7 gün boyunca günde 5 kez ikişer damla geniş spektrumlu antibiyotik (%0.3 ofloksosin, Exocin® - Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.) her iki göze damlatıldı. Operasyondan 1 saat önce midriazis sağlamak amacıyla 10'ar dakika arayla sırası ile topikal olarak tropikamid (Tropamid® - Mefar İlaç Sanayi A.Ş.), fenilefrin HCl (Mydfrin® - Alcon Laboratuarları Ticaret A.Ş.) %2.5 ve siklopentalat HCl (Sikloplejin® - Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.) %1, 2'şer damla 2 kez uygulandı. Operasyona limbusdan saat 3 ve 9 pozisyonundan1.1 mm boyutunda yan girişler (side-port) ile başlandı. İlk kesi yapıldıktan sonra lensin ön kapsülünü boyamak amacıyla 0.5-1.5 ml kadar Trypan blue direkt olarak ön kapsülün üzerine verilecek şekilde ön kamaraya enjekte edildi. 10-15 saniye beklendikten sonra Trypan blue'nun toksik etkisini ortadan kaldırmak için ön kamara laktatlı ringer solüsyonu ile yıkandı. Bu işlemin ardından irrigasyon sırasında kaybolan ön kamarayı yeniden oluşturmak için ön kamara içerisine 1-1.5ml viskoelastik materyal (Bio-Hyalur SV® - BioTech) enjekte edildi. Kapsüloreksis ve fakoemülsifikasyon aşamaları için saat 12 pozisyonundan 2,8 mm boyutunda ana giriş kesisiyapıldı. Ön kamaraya giriş işleminin ardından kapsül üzerinde kistotom ile bir yırtık oluşturuldu. Utrata forsepsi ile yırtık kenarından tutularak, ön kapsülün santralinde 360 derecelik düzgün dairesel bir açıklık gerçekleştirildi. Pupilla dilatasyonu yeterli olmayan ve zonül zaafiyeti olan olgularda pupil dilatasyonunu sağlamak amacıyla her iki yan giriş noktasından ve saat 1, 4, 5 pozisyonlarından açılan yan girişlerden iris kancaları yerleştirildi. 41 D hidrofilik-akrilik yapıda İOL özel enjektörü aracılığı ile kapsül içerisine yerleştirildi. Lensin yerleştirilmesini takiben ortamdaki viskoelastik materyal irrigasyon/aspirasyon işlemi ile uzaklaştırıldı. İOL'in yerleştirilmesinden sonra olası enfeksiyon ve yangıya karşı ön kamaraya 0.5 ml ofloksasin (Exocin® - Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş.) ve 0.5 ml prednizolon (Onadron® - İbrahim Etem Ulagay İlaç Sanayi Türk A.Ş.) verildi. Ensizyon hatlarına (ana ve yan girişler) enjektör yardımıyla laktatlı ringer solüsyonu enjekte edildi, böylece ödem oluşturularak kesilerin kapanması sağlanmaya çalışıldı. Bu işlem yan girişlerde yeterli oldu. İşlemin yetersiz kaldığı kimi ana giriş ensizyonları emilebilen 7/0 poliglaktin 910 (Vicryl® - Monosorb SD10053D) ile dikilerek kapatıldı. Operasyon sonrası tüm hastalara enfeksiyon ve yangı kontrolü amacıyla ilk hafta günde 8 kez olacak şekilde topikal geniş spektrumlu antibiyotik (siprofloksasin, Ciloxan® - Alcon Laboratuarları Ticaret A.Ş.) ve kortikosteroid (deksametazon, Maxidex® - Alcon Laboratuarları Ticaret A.Ş.) verildi. Pomatların dozu ikinci hafta günde 6, üçüncü hafta 5, dördüncü hafta 4, beşinci hafta 3, altıncı hafta 2 ve yedinci hafta 1 kez olacak şekilde azaltılarak 7 hafta süre ile uygulandı. Topikal antibiyotik ve kortikosteroid yanı sıra İOL'de meydana gelebilecek adezyonları önlemeye yönelik olarak sürekli midriazis sağlamak amacıyla günde 1 kez 1 damla tropikamid (Tropamid® - Mefar İlaç Sanayi A.Ş.) 1 ay süre ile damlatıldı. Postoperatif dönemde gözde meydana gelebilecek olası ödemin önüne geçmek için farmakolojik olarak hazırlanan %5 NaCl solüsyonundan günde 5 kez bir damla 1 hafta süreyle uygulandı. Katarakt operasyonları sonrası alınan anamnez bilgileri ve yapılan klinik muayeneler ile 14 olguda gözde tam bir görüş sağlanırken, 5 olguda postoperatif komplikasyon nedeni ile iyileşme bulgusuna rastlanmadı.
Kliniğimize getirilen kedi ve köpeklerde karşılaşılan tümör olguları ve sağaltım olanakları
Bu çalışmada, Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesine getirilen kedi ve köpeklerde karşılaşılan tümör olguları ve sağaltım olanakları konu edilmiştir. 01.11.2016 – 01.11.2017 tarihleri arasında muayene amacı ile başvuran 3731 hasta içerisinde 42 köpek, 5 kedide toplam 47 tümör olgusu ile karşılaşılmıştır. Köpeklerin 22'si erkek, 20'si dişi; kedilerin 2'si erkek 3'ü dişi olarak kaydedilmiştir. Köpeklerin ırkları Golden Retriever (7), Rottweiler (4), Terrier (4), German Shepherd (2), Doberman (2), Boxer (2), Setter (1), Husky (1), Pitbull (1), Kangal (1), Beagle (1), Dogo Argentino (1), Samoyed (1) ve Melez (14) olarak dağılım göstermiştir. Kedilerin ırk dağılımı ise Tekir (2) ve Melez (3) şeklinde olmuştur. Köpeklerin yaş dağılımı 0-5 yaş 8, 5-10 yaş 19, 10-15 yaş 11 köpek; kediler 0-5 yaş 1, 5-10 yaş 2 ve 10-15 yaş 2 kedi olarak saptanmıştır. Köpeklerde saptanan 42 tümör olgusu 4 osteosarkom, 3 mast hücre tümörü, 2 yuvarlak hücreli tümör, 3 hepatoid gland carcinoma, 3 fibrosarkom, 1 leiomyosarkom, 2 squamous cell carcinoma, 4 hemanjiosarkom, 6 meme tümörü, 1 synovial sarkom, 1 chondrosarcoma, 1 fibropapillom, 1 malign perifer sinir kılıfı tümörü, 1 kistik papillar adenokarsinom, 1 ovarium papiller adenom, 1 leiomyom, 1 malign melenom, 1 malign mix tümör, 2 malign yuvarlak hücreli tümör, 1 fibroleiomyosarkom, 1 malign mezenkimal tümör ve 1 malign büyük hücre tümörü; kedilerde saptanan 5 olgu 2 malign mezenkimal tümör, 1 osteosarkom, 1 squamous cell carcinoma ve 1 leiomyosarkom şeklinde dağılım göstermiştir. Olguların sağaltımında 35'ine (%74.4) operatif; 3'üne (%6.3) operasyon + kemoterapi; 1'ine (%2.1) kemoterapi uygulanmış, 2 (%4.25) olgudan biyopsi alınmıştır. 4 (%8.5) olguda hasta sahipleri sağaltımı kabul etmemiş; 2 (%4.25) olguda da sadece ağrı yönetimi uygulanmıştır. Sağaltım sonrası olgulardan 23'ü (%48.9) ölmüş; 24'ü (%51.06) yaşıyor ve genel durumu iyi olarak bildirilmiştir. Sonuç olarak kliniğe getirilen kedi ve köpeklerde karşılaşılan tümör olgularının azımsanmayacak sayıda olduğu görülmüştür. Eksizyonel biyopsi hem tanısal hem de sağaltım amaçlı yeterli olmuştur. Tümöral olguların yönetimi konusunda hayvan sahiplerinin bilinçlendirilmesinin yanı sıra standart protokoller konusunda da gerekli alt yapı ve eğitimlerin tamamlanmasının yararlı olacağı kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tümör, metastaz, kemoterapi, kedi, köpek
Osteokondral lezyonların sağaltımında trombositten zengin plazmanın etkinliğinin araştırılması: Deneysel rat modeli
Amaç: Sunulan çalışmada eklem içi monosodyum iodoasetat (MIA) enjeksiyonu ile oluşturulan deneysel modelde osteoartritisin (OA) sağaltımında trombositten zengin plazma (TZP) enjeksiyonunun etkinliğinin klinik ve radyografik olarak izlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Deneysel modelde OA oluşturmak için; toplam 24 ratta intraperitoneal 8 mg/kg ksilazin + 60 mg/kg ketamin ile oluşturulan genel anestezi altında sağ genu eklemi içerisine aseptik koşullarda 50 mikrolitre serum fizyolojik içerisinde 3 mg monosodyum iodoasetat çözeltisi enjekte edildi. İki hafta süre ile ratların genu eklemi klinik ve radyolojik olarak izlendi. OA gelişimi sonucu ratlar rastgele TZP (12 rat) ve kontrol (12 rat) grubu olarak ayrıldı. TZP grubundaki ratlara sağ genu eklemine intraartiküler 0.15 ml TZP enjekte edildi. Kontrol grubuna 0.15 ml serum fizyolojik enjekte edildi. Her iki grupta monosodyum iodoasetat uygulanması öncesi ve sonrasında 15., 30., 45. ve 60. günlerde klinik olarak arka bacak postüründe şekillenen değişiklikler izlendi, diz çevresi ve canlı ağırlık artışı kaydedildi. Tüm gruplardaki hayvanların sağ genu eklemlerinin, Anterior/Posterior (AP) ve Medio/Lateral (ML) pozisyonda röntgenleri deneme öncesi ve sonrasında 15., 30., 45. ve 60. günlerde alındı ve skorlandı. Bulgular: Yapılan istatistiksel analizler, Bacak Postür Skorlaması (BPS) sonuçlarında gruplar arasında periyodik ölçümlerde bir fark olmadığını gösterdi. Diz çevresi ölçümlerinin TZP grubu lehine artış gösterdiği izlendi. Canlı ağırlık kazanımı gruplar arasında ilk 2 ölçümde anlamlı iken sonraki dönemlerde fark saptanmadı. Eklem aralığında daralma ve subkondral kemikte skleroz gelişimi zamana bağlı olarak TZP lehine anlamlılık gösterdi (p<0,0001). Osteofit gelişimi açısından gruplar arasında farklılık görülmedi. Sonuç: Sonuç olarak, monosodyum iodoasetatın deneysel modelde OA oluşumu için etkili olduğu; TZP uygulamasının OA sağaltımında klinik ve radyolojik veriler ışığı altında yararlı olabileceği ancak kesin kanıya ulaşmak için ileri görüntüleme yöntemleri ve histokimyasal belirteçler ile izlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Monosodyum iodoasetat, Osteoartrit, Rat, Sağaltım.
Kliniğimize getirilen köpeklerde karşılaştığımız üveitislerin etiyoloji, klinik görünüm ve sağaltımı üzerine çalışmalar
Amaç: Çalışmada, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesine getirilen göz hastalıkları içerisinde karşılaşılan üveitis olgularının etiyoloji, klinik görünüm, tanı, prognoz ve sağaltım sonuçlarının aktarılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Materyali, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı kliniklerine getirilen ve üveitis tanısı konan farklı yaş, ırk, cinsiyet ve ağırlıkta toplam 98 köpek oluşturdu. Hayvanlarda fizik ve genel muayene yapıldı. Takiben göz muayenesinde oftalmoskopi, Schirmer gözyaşı testi, floresein boya testi, göz içi basınç ölçümleri, ultrasonografik ve hematolojik - serolojik muayeneler gerçekleştrildi. Bulgular: Sağ gözün etkilendiği hasta sayısı 20 (%20,41), sol gözün etkilendiği hasta sayısı 26 (%26,53), her iki gözün etkilendiği hasta sayısı 52 (%53,06); toplam etkilenen göz sayısı 150 olarak bulundu. Tek taraflı üveitis hastalarının sayısı 46 (%46,94) iken çift taraflı üveitis hastalarının sayısı 52 (%53,06) oldu. Üveitis tanısı konan toplam 98 köpeğin ırklara göre dağılımı; 22 (%22,45) Melez, 18 (%18,37) Terrier, 7 (%7,14) Cocker Spaniel, 5 (%5,1) Pug, 5 (%5,1) Rottweiler, 5 (%5,1) Golden Retriever, 4 (%4,08) French Bulldog, 4 (%4,08) Alman Çoban Köpeği, 4 (%4,08) Chihuahua, 3 (%3,06) Pointer, 3 (%3,06) Kangal, 3 (%3,06) Doberman Pinscher, 2 (%2,04) Labrador Retriever, 2 (%2,04) Pekingese, 2 (%2,04) Akita, 1 (%1,02) Bassed Hound, 1 (%1,02) Beagle, 1 (%1,02) Border Collie, 1 (%1,02) Boxer, 1 (%1,02) Cane Corso, 1 (%1,02) Husky, 1 (%1,02) Kopay, 1 (%1,02) Pomerian, 1 (%1,02) Chow Chow olarak belirlendi. Yapılan muayeneler sonucunda üveitisin nedeni olarak; 26 (%26,53) olguda katarakt varlığına bağlı lens kaynaklı üveitis, 2 (%2,04) olguda katarakt operasyonu komplikasyonuna bağlı üveitis, 3 (%3,06) olguda üveadermatolojik sendrom, 13 (%13,27) olguda ehrlichiosis, 3 (%3,06) olguda ehrlichiosis ile birlikte anaplasmosis, 2 (%2,04) olguda ehrlichiosis ile birlikte leishmaniasis, 2 (%2,04) olguda anaplasmosis ile birlikte seyreden lyme hastalığı tespit edildi. Olguların 19'unda (%19,39) travmatik üveitis, 8'inde (%8,16) idiopatik üveitis, 7'sinde (%7,14) korneal ülsere bağlı gelişen üveitis, 2'sinde (%2,04) kimyasal kaynaklı üveitis, 1'inde (%1,02) neoplazi kaynaklı üveitis tanısı konuldu. Üveitis tanısı konan köpeklerdeki klinik bulguların dağılımı; 59 (%60,20) olguda görüş ve refleks kaybı, 77'sinde (%78,57) aköz bulanıklık 66'sında (%67,35) korneal ödem, 62'sinde (%63,27) konjunktival hiperemi, 49'unda (%50) hipotoni 33'ünde (%33,67) katarakt, 27'sinde (% 27,55) purulent akıntı, 23'ünde (%23,47) kornea hasarı, 19'unda (% 19,39) miyozis, 21'inde (%21,43) hifema, 6'sında (%6,12) hipopion, 8'inde (%8,16) silier kızarıklık, 16'sında (%16,33) kornea vaskülarizasyonu, 7'sinde (%7,14) iritis, 4'ünde (%4,08) fikse pupilla, 3'ünde (%3,06) sineşi, 10'unda (%10,20) lens luksasyonu, 11'inde (%11,22) glokom, 12'sinde (%12,24) retina ayrılması, 7'sinde (%7,14) retina dejenerasyonu, 4'ünde (%4,08) retina kanaması, 4'ünde (%4,08) vitreusta bulanıklık, 1'inde (%1,02) keratik çökelti varlığı şeklinde oldu. Sonuç: Göz problemi ile getirilen toplam 397 köpek içerisinde üveitis tanısı konan köpeklerin oranı %24,6 olmuştur. Irk dağılımında Melez, Terrier, Cocker Spaniel, Pug, Rottweiler, Golden Retriever, French Bulldog ve Alman Çoban Köpeklerinin etkilendiği görülmüştür. Cinsiyet ve yaşın üvitis gelişimini etkilemediği dikkati çekmiştir. Etiyolojik olarak altta yatan nedenler arasında en fazla lens değişiklikleri, enfeksiyon ve travma yer almıştır. Anahtar kelimeler: Etiyoloji, Klinik Görünüm, Köpek, Leishmaniasis, Lens Kaynaklı Üveitis, Üveitis, Sağaltım
Sakız ve Çine Çaparı koyun ırklarında retina varyasyonlarının funduskopik muayene ile belirlenmesi ve karşılaştırılması
Amaç: Çalışmada, sağlıklı Sakız ve Çine Çaparı koyun ırklarının fundus görüntüleri üzerinde retina varyasyonlarının belirlenmesi ve elde edilen verilerin karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Materyali, 2 yaşında gelişimini tamamlamış, alınan anamnez bilgileri, yapılan fizik ve göz muayeneleri sonucu sağlıklı olduğu belirlenen 30 adet Sakız ve 30 adet Çine Çaparı koyun ırkı oluşturdu. Fundus kamerası ile fundus görüntüleri elde edildi. Alınan görüntüler bilgisayar ortamına aktarıldı ve kaydedildi. Görüntüler üzerinde fundusun normal varyasyonları, tapetum rengi, tapetumun yansıması, tapetumun homojenliği, optik diskin, optik sinir başı ve retinal endotelinin yeri, rengi, şekli, çapı ve sınırları incelendi. Kıl örtüsü rengi ile tapetal bölgenin pigmentasyonu arasındaki ilişki incelendi, retina damarlarının seyri ve çap oranları belirlendi. Bulgular: Sakız ırkı koyunlarda tapetal alanın renk dağılımı sağ gözde mavi-yeşil 19 (%63,3) mavi 11 (%36,7) ve sol gözde mavi-yeşil 21 (%70) ve mavi 9 (%30) şeklinde dağılım gösterdi. Çine Çaparı ırkı koyunlarda tapetal bölge epitelinin pigment yapısının sağ gözlerin 23 (%76,7)'ünde mavi-yeşil, 7 (%23,3)'sinde yeşil; sol gözlerin 21 (%70)'inde mavi-yeşil, 9 (%30)'unda ise yeşil renkli olduğu belirlendi. Çine Çaparı ırkı koyunlarda nontapetal bölge epitel renginin sağ gözlerin 27 (%90)'sinde kahverengi, 3 (%10)'ünde siyah renkli olduğu görüldü. Sol gözlerde nontapetal bölgenin 22 (%73,3) koyunda kahverengi, 8 (%26,7) koyunda siyah renkli olduğu belirlendi. Sakız ırkı koyunlarda nontapetal bölge epitelinin pigment yapısının tamamında (60) siyah (%100) olduğu görüldü.Optik diskin şekli, Sakız ırkı koyunların sağ ve sol gözlerinin 29 (%96,7)'unda oval, 1 (%3,3)'inde yuvarlak görüldü. Çine Çaparı ırkı koyunlarda sağ gözlerin 28 (%93,3)'inde oval, 2 (%6,7)'sinde yuvarlak; sol gözlerin 27 (%90)'sinde oval, 3 (%10)'ünde yuvarlak olarak saptandı. Bergmeister papillası, Sakız ırkı koyunların sağ gözlerinin 24 (%80)'ünde; sol gözlerinin 26 (%86,7)'sında görüldü; sağ gözlerin 6 (%20)'sında, sol gözlerin 4 (%13,3)'ünde görülmedi. Bergmeister papillasının varlığı sağ ve sol gözler arasında birbirine yakın sayıda idi. Çine Çaparı ırkı koyunların sağ gözlerinin 20 (%66,7)'sinde görüldü, 10 (%33,3)'unda ise görülmedi. Sol gözlerin 17 (%56,7)'sinde görüldü, 13 (%43,3)'ünde ise görülmedi. Sakız ırkı koyunların sağ gözlerinde nontapetal bölgedeki arter sayısının 6 koyunda 1, 23 koyunda 2, 1 koyunda 3; sol gözlerde 5 koyunda 1, 25 koyunda 2 adet olduğu tespit edildi. Nontapetal bölgedeki vena sayısının sağ gözlerin 19'unda 1, 11'inde 2; sol gözlerin 21'inde 1, 9'unda 2 adet olduğu görüldü. Sakız ırkı koyunların sağ ve sol gözlerindeki arter ve vena sayılarının birbirine yakın olduğu dikkati çekti. Çine Çaparı ırkı koyunların sağ gözlerinde nontapetal bölgede 11 koyunda 1, 19 koyunda 2, 2 koyunda 3 arter; sol gözlerde 11 koyunda 1, 19 koyunda 2 arter tespit edildi. Nontapetal bölgedeki vena sayısının sağ gözlerin 19'unda 1, 11'inde 2; sol gözlerin 17'sinde 1, 13 'ünde 2 adet olduğu görüldü. Çine Çaparı ırkı koyunların sağ ve sol gözlerindeki vena sayısının birbirine yakın olduğu dikkati çekti. Sonuç: Sakız ve Çine Çaparı ırkı koyunların fundus muayene bulgularının küçük farklılıklarla birlikte birbirine benzer olduğu görüldü. Diğer koyun ırkları ile yapılan kıyaslamalarda ırk ve coğrafi konum kaynaklı olduğu düşünülen farklılıklar dikkati çekti.
Honamlı ve Saanen keçi ırklarında retina varyasyonlarının funduskopik muayene ile belirlenmesi ve karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışma, sağlıklı Honamlı ve Saanen ırkı keçilerin retina varyasyonlarının funduskopik muayene ile belirlenmesi ve elde edilen bulguların karşılaştırılması amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Materyali, toplam 60 baş, 1 yaşlı dişi Honamlı ve Saanen ırkı keçi (30 Honamlı-30 Saanen) oluşturdu. Fiziksel ve oftalmik muayene sonrası retina varyasyonları fundus kamerası ile belirlendi. Alınan anlık görüntüler bilgisayar ortamına aktarıldı. Elde edilen görüntüler üzerinde tapetal ve non-tapetal alan rengi ve deseni, optik diskin şekli, rengi ve konumu, Bergmeister papillası varlığı, optik diskten çıkan arter ve vena sayısı, optik diskten çıkan rostral ve ventral yönlü arter ve venaların dağılımı belirlendi. Tapetal ve non-tapetal alan ölçümü, optik diskin alanı ve çap ölçümü piksel bazında değerlendirildi. Bulgular: Tapetal alan rengi ağırlıklı olarak Honamlı ve Saanen keçi ırklarında mavi-sarı-yeşil olarak belirlendi. Non-tapetal alan rengi her iki ırkta da siyah renkte görüldü. Optik diskin şekli her iki ırkta da oval veya yuvarlak şeklinde saptandı. Optik diskin rengi; her iki ırkta da ağırlıklı olarak açık turuncu renkte gözlendi. Optik disk her iki ırkta da büyük çoğunluğu tapetal bölgede olmak üzere tapetal-nontapetal sınırda görüldü. Bergmeister papillası her iki ırkta da yüksek oranda gözlendi. Her iki ırkta da optik diskten çıkan arter sayısı 3 ile 6 arasında, vena sayısı ise 2 ile 3 arasında dağılım gösterdi. Her iki keçi ırkında da 2 ile 4 arasında dağılım gösteren rostral arter, 1 ile 3 arasında dağılım gösteren ventral arter yanısra ağırlıklı olarak 1 adet rostral ve ventral vena tespit edildi. İki ırkın retinalarında tapetal alan, non-tapetal alan ve optik disk alanı ve optik diskin çap ölçüm değerlerinin karşılaştırmasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Sonuç: Honamlı ve Saanen keçi ırklarında oftalmik, ultrasonografik ve fundus muayeneleri sonucunda elde edilen verilerin birbirine yakın olduğu dikkati çekti. Anahtar kelimeler: Fundus, Görüntüleme, Göz, Keçi, Retina.