Theses supervised by Prof. Dr. Coşkun Can Aktan
10 theses · Dokuz Eylül University
Kamusal karar alma sürecinde e-demokrasi uygulamaları ve Türkiye
Sanayi devriminin uzun yıllar şekillendirdiği toplumsal ve siyasi yapı, 20. yy ile birlikte bilgi toplumu ışığında köklü değişikliklere uğramıştır. Bu değişikliklerden en önemlisi, mevcut karar alma sürecinin talepleri yanıtlayamıyor olması, zaman ve mekân kısıtlamalarının katılımın önünde engel olması ve temsili demokrasinin içinde bulunduğu krizdir.Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki değişimin yaşamın her alanını sarmasıyla, ülkeler idari yapılanmanın işlevsel süreçlerinde yeniliklerden faydalanma yoluna gitmişlerdir. Devlet ve kurumlarının, kamusal hizmetlerin başına bir ?e? harfinin eklenmesi ile karşımıza çıkan elektronik devlet uygulamaları, katılımcı demokrasi arayışlarına yanıt olarak demokrasi sürecine de yansımıştır.E-demokrasi, yeni bir demokrasi biçimi değildir; demokrasinin daha katılımcı, daha şeffaf, hesap verilebilir bir yapıya kavuşmasında önemli rol üstlenmiş bir tamamlayıcı niteliğindedir.Türkiye, devlet ve kurumlarında bilgi iletişim teknolojilerini 1990' ların sonunda kullanmaya başlamıştır. Şeffaf yönetim, katılım, hesap verilebilirlik gibi kavramlar ülkemizde de günden güne önem kazanmışlardır. Devletler, karar alma sürecinde bu hususlara ulaşmak adına teknolojik gelişmelerden faydalanmak için teknoloji kadar iyi bir de demokrasi bilincine ihtiyaç duymaktadırlar. Bu nedenle, ülkeler yalnızca teknolojik altyapı kurma değil, katılımı teşvik etme, dijital bölünmeyi azaltma, herkesin internete erişebileceği düzeyde az maliyetle hizmet sunma yollarını aramaktadırlar.
Maliye politikası kurallarının etkinliği: Seçilmiş OECD ülkeleri ve Türkiye uygulamaları
1930'lu yıllarda Keynesyen düşünceyle birlikte uygulanmaya başlayan ihtiyari maliye politikaları 20. Yüzyılın sonuna doğru yerini mali kurallara doğru bırakmaya başlamıştır. Bu değişimde ülkelerin içerisinde bulunduğu bütçe açıkları ve politik çıkarların önüne geçilmesi çabası önemli rol oynamıştır. Maliye politikası araçları üzerine getirilen sınırlamalar şeklinde belirlenen mali kurallar geçen yirmi yılı aşkın süredir bir çok araştırmacı ve politika uygulayıcısının ilgisini çekmiştir.Başta Avrupa Birliğine üye ülkeler ve OECD ülkeleri olmak üzere küresel ölçekte hızla uygulanır hale gelen mali kurallar, ülkelerin içinde bulundukları ekonomik koşullara, yönetim kültürüne ve kurala dayalı maliye politikaları sonucunda ulaşmayı arzu ettikleri hedeflere göre değişen özellikler göstermektedir.Bu çalışmanın amacı mali kurallar alanında hızla gelişen literatürü taramak ve belli başlı ülkelerdeki kural uygulamalarıyla ülkemizin bu alandaki genel durumunu incelemektir.
Kurumsal çerçevede e-devlet: Dünya uygulamaları ışığında Türkiye örneği
Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler 20. Yüzyılın sonlarında dünyadaki algılarda önemli farklılaşmalara yol açmıştır. Yeni dünya düzen, globalleşmenin ve teknolojinin dinamiğini değiştirmiş, yönetim süreçlerine ve sosyo ekonomik koşullara etki etmiştir. eDevlet, etkinlik, verimlilik, şeffaflik ve katılımcılığın temellerini değiştirmştir. Bilgi toplumları için bir yönetim modeli olarak tavsiye edilmektedir. Fiziksel avantajları yüksek olan eDönüşüm süreci, devletle vatandaş arasındaki sorunların çözülmesine kurumların daha iyi çalışmasına olanak tanıyarak katkı sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı eDevleti, teorik ve pratik yönü ile farklı bakış açıları ile incelemek ve Türkiye'de gerçekleştirilen uygulamaları değerlendirmektir.
Sağlık ekonomisi ve Türkiye'de sağlık hizmetlerinin yeniden yapılandırılması
Sağlık hizmetleri, beşeri sermayeye ve bireyin gelir elde etme yetisine ilişkin yaptığı doğrudan katkılar sebebiyle oldukça büyük bir öneme sahiptir. Sağlık hizmetleri, dışsallıklar, bilgi ve karar alma sorunları gibi faktörler sebebiyle, arz ve talep yapısı, finansmanı ve sunum yöntemleri açısından diğer mal ve hizmetlerden ayrılmaktadır. Sağlık hizmeti sunumu ve finansmanına ilişkin alternatif yöntemlerin uygulanması, iktisadi anlamda etkinliğin sağlanmasının yanı sıra, sağlık göstergelerinin olumlu gelişimine katkıda bulunma amacına hizmet etmektedir.İktisadi anlamda etkinliğin ve sağlık göstergelerindeki gelişimin izlenmesi, sağlık hizmetlerinin sonuçlarını değerlendirme açısından oldukça önemlidir. Bu amaçla çalışmada sağlık harcamaları, kişi başına gelir gibi iktisadi veriler ile sağlık göstergeleri arasındaki ilişkinin yönü ve gücü Türkiye'de 1983 ? 2006 yılları arasındaki veriler ışığında Speraman korelasyon yöntemi ile belirlenmiştir. Daha sonra 1983-2007 yılları arasındaki kamu ve özel sağlık harcamaları, nüfus ve kişi başına milli gelire ilişkin veriler, Johansen Eşbütünleşme analizi ve ardından Engle-Granger Nedensellik Analizi ile değerlendirilmiş ve veriler arasındaki nedensellik araştırılmıştır.Analiz sonucunda, doğumda yaşam beklentisi ile kişi başına gelir, sağlık harcamaları gibi iktisadi veriler arasında doğrusal ve çok güçlü ilişki bulunmuş, bebek ölüm oranları ile sağlık harcamaları arasında ise ters yönde güçlü ilişki ortaya çıkmıştır. Eşbütünleşme analizleri sonucunda kişi başına gelir ile özel sağlık harcamaları arasında nedensellik bulunmuştur. Ekonomik büyüme ve beraberinde kamu ve özel sağlık harcamalarında yapılacak artışlar, sağlık göstergeleri açısından Türkiye'yi OECD ülkeleri arasında daha olumlu bir konuma taşıyabilecektir.
Transfer fiyatlaması yoluyla örtülü kazanç dağıtımının grup şirketler açısından incelenmesi
Küreselleşmeyle birlikte grup şirketlerin faaliyet alanı artmış farklı ülkelerde faaliyet göstermeye başlamışlardır. Grup içindeki şirketler transfer fiyatlandırması yöntemini kendi içlerinde yaptıkları işlemleri fiyatlandırmada kullanmışlardır. Transfer fiyatlandırması şirketlerin vergi matrahlarını belirlemekte, aynı zamanda şirketlerin faaliyette bulundukları ülkelerin vergi tabanlarını da etkilemektedir. Bu sebeple ülke vergi idareleri transfer fiyatlandırmasıyla ilgili düzenlemeler yapmıştır. Ülkemizde transfer fiyatlandırmasıyla ilgili düzenlemeler 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunuyla yürürlüğe girmiştir. Bu çalışmada 5520 sayılı kanunla yürürlüğe giren transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı hükmünün grup şirketlerin kendi içlerinde yaptıkları işlemler üzerine etkisi incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Grup şirketler, transfer fiyatlandırması, örtülü sermaye, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu.
Yerel kamusal malların sunumunda alternatif yöntemler
Kamusal mal ve hizmet ihtiyacının insanların bir arada yasamaya baslamaları ile ortaya çıktıgı söylenebilir. Bir arada yasama zorunlulugunun kentlerde basladıgı dikkate alındıgında, toplumsal ihtiyaçlar olarak ortaya çıkan gereksinimlerin, esas olarak bu çalısmanın konusunu olusturan yerel ihtiyaçlar oldugu görülmektedir. Ana baslıgı ?Yerel Kamusal Malların Sunumunda Alternatif Yöntemler? olan bu çalısmanın temel amacı, toplumsal ihtiyaçları karsılayacak malların bu çerçevede yerel kamusal malların ne sekilde üretilecegini, üretim seklinin zaman içerisinde geçirdigi degisimi ve bu degisimin ülkemiz yerel yönetim sistemine yansımasını ortaya koymaktır. Yerel kamusal malların sunumunda kullanılan geleneksel yöntemler, merkezi yönetim tarafından sunum, yerel yönetimler tarafından sunum ve bu iki yönetimin isbirligine giderek söz konusu mal ve hizmetleri sunması olarak sıralanabilir. Alternatif sunum yöntemleri ise, temelinde piyasa anlayısının hâkim oldugu yöntemlerdir. Süphesiz alternatif sunum yöntemleri arasında yer alan ve gönüllü sunum yöntemleri olarak adlandırılan piyasa anlayısına uymayan yöntemler de mevcuttur. Çalısmada hem geleneksel yöntemler hem de alternatif hizmet sunum yöntemleri mevcut literatür çerçevesinde açıklanmıstır. Ayrıca yerel yönetimleri alternatif hizmet sunmaya iten nedenler de sınıflandırılarak ayrıntılı olarak incelenmistir. Sınıflandırma teorik nedenler ve diger nedenler olarak iki ana baslık altında toplanmıstır. Teorik nedenlerden bazıları yerel yönetimlerin basarısızlıgı, yeni kamu yönetimi, devletin rol ve fonksiyonlarında yasanan degisim olarak sıralanabilir. Bunun dısında yerel yönetimleri alternatif hizmet sunum yöntemlerini kullanmaya iten en önemli nedenler süphesiz ekonomik ve mali nedenlerdir. Çalısmada son olarak, teorik gelismeler ısıgında ülkemizde son zamanlarda çıkarılan yerel yönetim yasaları incelenmistir. lgili yerel yönetim yasalarında söz konusu yönetim birimlerini alternatif hizmet sunmaya iten hükümlerin varlıgı, dünyada yasanan degisimin ülkemiz yerel yönetim sistemine yansıması olarak degerlendirilmistir.
Dünya`da ve Türkiye`de gelir yoksulluğu ve insani yoksulluğun analizi ve çözüm önerileri
Dünya ekonomisinin dayandığı kapitalist sistemin, özellikle 1970'li yıllardan itibaren başlayan ve kâr marjının giderek azalmasından kaynaklanan nedenle bir kriz içine girmesi, bazı sorunların giderek derinleşmesine yol açmıştır. 1980'li yılların başından itibaren hız kazanan neo-liberal politikalar ve küreselleşme olarak empoze edilen süreç ise bu sorunları yaygmlaştırmıştır. Söz konusu sorunların başında ise, odağında gelirin eşitsiz paylaşımının olduğu gelir yoksulluğu ve insani yoksulluk sorunu gelmektedir. Türkiye de, gelişmiş ya da az gelişmiş olduğuna bakılmaksızın tüm dünyayı etkileyen bu sorunu ağır biçimde yaşayan ülkelerden biridir. 1980 yılında ekonomik politikaların temellerinin köklü bir biçimde dönüştürülmesiyle başlayan süreç, dünyadakine benzer bir gelişme göstermiştir. Üretime yönelik politikalardan çok, mali sermayeye önem veren politikaların tercih edilmesi ve neo-liberal uygulamaların sosyal devlet anlayışını geri plana itmesiyle birlikte, gelir dağılımı sorunu da siyasal iktidarların fazla önemsemediği bir konu haline gelmiştir. Bu anlayış; günümüzde yüz milyonlarla ifade edilen açlık sınırı altında yaşayan yoksulların ve her ülkede gruplar arasındaki gelir dengesizliğinin giderek artması, az gelişmiş ülkelerin zengin ülkelerce neredeyse tamamen gözden çıkarılması, en zengin birkaç yüz kişinin gelirinin en yoksul onlarca ülkenin gelirine eşit olması gibi, çarpıcı eşitsizlik sonuçlarına yol açmıştır. Çalışmamızda, gelir yoksulluğu ve insani yoksulluğun gelişme süreçleri, gelir dağılımın konusuna çeşitli iktisadi akımlarca nasıl bakıldığı, dünyadaki ülke gruplarına göre yoksulluğun görünümü, analizi ve bu analizler sonucu sorunun önlenebilmesi/hafifletilmesi açısından uygulanması gereken politika önlemleri, açıklanmaya çalışılmıştır.
Türkiye'nin rekabet gücünü artırmada teşvik politikaları
Türkiye'nin rekabet gücünü artırmada teşvik politikalarının öneminin ve etkinliğinin ortaya konulması çalışmamızın amacını oluşturmaktadır. Bu çalışmanın birinci bölümünde rekabet ve rekabet gücü kavramlarının tanımına, bunların önemine ve rekabet gücüne etki eden faktörlere yer verilmiştir. Diğer yandan rekabet üstünlüklerini açıklayan klasik ve modern yaklaşımlar hakkında bilgi verilmiştir. Son olarak da rekabet gücünü etkileyen faktörler Türkiye açısından değerlendirilmiş ve Türkiye'nin dünya rekabet gücü sıralamasındaki yeri belirtilmiştir. Çalışmanın son bölümü olan ikinci bölümünde ise teşvikler (devlet yardımları) üzerinde durulmuştur. Bu bölümde AB'de verilen teşvikler, Türkiye'de geçmişte verilmiş ve bugün verilmekte olan teşvikler açıklanmıştır. Son olarak da Türkiye'nin rekabet gücünün artırılmasında teşvik politikalarının etkili olup olmadığı açıklanmıştır.
Bölgesel dengesizliklerin çözümüne yönelik alternatif kamu politikaları ve Türkiye örneği
Çalışmamız bölgesel dengesizlikleri analiz eden farklı yaklaşımların ve dengesizliklerle ilgili teorilerin gözden geçirilmesi ile başlamaktadır. Kamu politikaları, bir çok durumda, bölgesel dengesizliklerin azaltılmasında belirleyicidir. Bu nedenle, çeşitli kamu politikaları ve etkinlikleri, Türkiye bağlamında analiz edilmektedir. Türkiye'nin bölgeleri arasında pek çok ülkede de olduğu gibi tarihi ve coğrafi koşullardan kaynaklanan ekonomik ve sosyal kalkınma bakımından dengesizlikler bulunmaktadır. İlk aşamada, bölgesel dengesizliklerin mevcut durumu, nüfus yoğunluğu, kentleşme, sanayi, tarım, işgücü, kamu yatırımlarının dağılımı, eğitim ve sağlık hizmetleri ve diğer, sosyal gösterge kriterlerine göre incelenmektedir. İkinci aşamada, farklı dönemlerde uygulanan (1960 öncesi dönem ve 1960'da başlayan planlı dönem) bölgesel dengesizlikleri ortadan kaldırmaya yönelik alternatif politikalar değerlendirilmektedir. Sonuç olarak, mevcut politikaların etkinliğini artırmaya yönelik çeşitli alternatifler tartışılmaktadır. Ayrıca, çeşitli proje ve önerilerde ortaya konulan farklı politikaların basan koşulları belirlenmeye çalışılmaktadır.
Elektronik ticaretin vergilendirilmesi: Sorunlar ve çözüm önerileri
Elektronik ticaret, teknolojideki önemli gelişmelerin hayatımıza adapte olduğu doksanlı yıllar sonrası dönemde ivme kazanmış bir ticaret türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Geleneksel ticarete kıyasla, çoğu gider türlerinde maliyet avantajı sağlanan ve müşteriye ulaşmanın daha kolay olduğu bu ticaret türü, çoğu firma, yeni girişim ve sektörün oluşmasına da katkı sağlamaktadır. Elektronik ticaret, tüm işlemlerinin elektronik araçlar vasıtasıyla gerçekleştirilmesi gibi bir yapıya sahip olması ve vergilendirilmesi bakımından uluslararası alanda tartışmalara konu olmaktadır. Sınırlar arası ticaretin, vergi anlaşmaları doğrultusunda gerçekleştirildiği geleneksel ticarete göre, dijital ortamda satış işlemlerinin gerçekleştirildiği ürün ve hizmetlere ilişkin bir takım sorunlarla karşılaşılabilmektedir. Ek olarak, tüm dünyada geçerli net vergi uygulamasına ilişkin mutabakatın bulunmuyor olması da sorunların farklı şekillerde ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde elektronik ticaretin genel yapısı, ikinci bölümde elektronik ticaretin vergilendirilmesine ilişkin uygulamalar yer almaktadır. Son bölümde ise, elektronik ticaretin vergilendirilmesinde karşılaşılan sorunlar ve bu sorunlara ilişkin OECD ve Avrupa Birliği tarafından sunulan öneriler incelenmiştir.