Theses supervised by Prof. Dr. Dündar Murat Demiröz
10 theses · İstanbul University
İktisat biliminde dinamik denge modelleri ve sermaye birikim süreci
Tez çalışmamda beş tane kapalı ekonomi iki tane de açık ekonomi olmak üzere toplamda yedi tane ekonomik büyüme modelini inceledim. Bu inceledeğim modellerden Solow Modeli'ni temel alarak orta büyüklükte bir ülkenin Solow Modeli yapısı altında dış tasarruflarla sermaye birikimi sürecini inceledim. Ekonomik büyüme modellerinin incelenmesinde diferansiyel denklemler ile optimal kontrol kuramını yöntem olarak kullandım. Solow Modeli'ne bir dış tasarruf fonksiyonu ekleyerek bir Açık Ekonomi Kırılmalı Solow Modeli oluşturdum. Bu modelde Solow Modeli'nde olduğu gibi uzun dönem kişi başı sermaye ve kişi başı gelirin büyüme oranı sıfırdır. Yalnız dış faiz oranı ile yurtiçi sermayenin marjinal getirisini eşitleyen eşik kişi başı sermaye değişkeninin aldığı değere bağlı olarak, ülkenin ulaşacağı kişi başı sermaye değerini belirleyen üç tane senaryo ortaya çıkmaktadır. Bu üç senaryoda üç tane farklı durağan durum denge kişi başı sermaye değeri elde edilir. Model ülkenin hangi durağan durum noktasında bulunacağı eşik kişi başı sermaye değerine göre belirlenir. Eşik kişi başı sermaye değeri değiştiğinde durağan durum dengesi de değişir. Açık Ekonomi Kırılmalı Solow Modeli'ndeki üç senaryoya bağlı olarak ortaya çıkan üç şekli Python programlama dilini kullanarak oluşturdum.
Finansal gelişmelerin iktisadi büyüme üzerine etkileri
Finansal gelişmeler literatürü oldukça derin bir araştırma alanıdır. Bu çalışma finansal gelişmeler literatürüne özgün bir katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bu katkı iki kanaldan oluşmaktadır. İlk katkı, finansal gelişmeler için bir stilize olgu tanımlanmasıdır. Stilize olgu finansal gelişmelerin piyasa likiditesini arttırdığı ve uluslararası risk dağılımında ülke ekonomisine avantaj sağlanmasıyla ilgilidir. İkinci katkı ise, finansal gelişmelerin çok boyutlu yapısının temel bileşen analizi yöntemiyle minimum bilgi kaybıyla daraltılmasını ve panel veri şeklinde oluşturulan modelin tesadüfi etkiler yöntemiyle tahmin edilmesini içerir. Analizlerin sonucunda finansal gelişmelerin çıktı düzeyi üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu ortaya konmuştur.
Savunma harcamaları-teknolojik inovasyon ilişkisi: Soğuk Savaş döneminde turnuva modeli
Bugün kullanılan bir çok teknolojinin dayanağı Soğuk Savaş döneminde keşfedilen icat ve teknolojiler bulunmaktadır. Bu dönemde ortaya çıkan ürün ve teknolojiler her birinin diğerinden daha üstün özellikler taşıdığı görülmektedir. Silahlanma yarışıyla başlayan teknoloji yarışı, dışsallık yaratarak sivil sektöre aktarılması, katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesine olanak sağlar. Böylelikle ülke büyümesine katkı sağlandığı düşünülmektir. Bu bağlamda savunma sanayi, savunma harcamaları ve bu harcamalarının belirlenmesinde nelerin etken olduğu teorik ve temel kavramlar açıklanmıştır. Bu çalışmada, Soğuk Savaş Döneminde Turnuva Modeli kullanılmaktadır. Turnuva Modeli'nin Soğuk Savaş Dönemi'nde kullanılmasındaki amaç teknolojinin bu dönemde hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde gelişmesidir. Sık sık savaş olmadan savaş tehdidi maddesi ile Turnuva Modeli'nin bu döneme uyarlanması sağlanmıştır. Birbiriyle aynı güçte olan ABD ve SSCB'nin silahlanma ve teknoloji yarışına girerek teknolojik inovasyonun ve silah sistemlerinin gelişmesi incelenmiştir. Turnuva Modeli'nde bulunan; savaş harcamalarının yüksek meblağda olması, barutlu silahların ve barut teknolojisinin yoğun biçimde kullanımı, askeri buluş ve yeniliklerin elde edilmesinde zorluklarla neredeyse hiç karşılanmaması koşullarına ek olarak savaş tehdidi koşulu ve büyük güçte devasa ülkelerin yarışması yenilik olarak getirerek, 20. yüzyılda Soğuk Savaş Dönemi'ne uygulanarak, bu modelin işlemesini mümkün hale getirilmiştir. İktisat literatüründeki; miktar rekabeti dinamiklerini içeren Cournot Modeli, fiyat rekabeti dinamiklerini içeren Bertrandt Modeli ve tekelleşme dinamiklerini içeren Kartel Modeli, üç farklı piyasa durumundan ilham alınarak incelenmiştir. Modelden elde edilen bulgulara göre; kullanılan teknolojiler, silah sistemleri ve savunma harcamaları her iki güç için de aynı düzeydedir. Buna karşın, ABD'nin sermaye ve servet birikimi; SSCB'nin sermaye ve servet birikiminin çok üzerinde yer almaktadır. SSCB'nin GSYİH içinde askeri harcamalarına ayırdığı pay, ABD'ye göre yüksek kalmaktadır. Batı Bloku'nun denizlere hakimiyeti, jeo-politik şartları ve coğrafi konumu; Doğu Bloku'na göre stratejik üstünlük sağlamaktadır. Bu durum ABD'nin Soğuk Savaşın kazananı olmasına, SSCB'nin rekabet etme durumunun ortadan kalmasına, kaybetmesine ve piyasa terkine neden olmuştur.
Türkiye'nin iktisadi kalkınma sürecine kamu bankalarının katkısı ve Vakıfbank örneği
Bu çalışmanın amacı, 1923-2020 döneminde Türkiye'de uygulanan iktisadi gelişme politikalarında kamu bankalarının katkıları ve kuruluşundan itibaren Vakıfbank'ın rolünün incelenmesidir. Cumhuriyet henüz ilk yıllarında yeterli sermaye birikimine sahip olmadığından, kalkınma sağlayacak finansal kurumlara sahip değildi. İçe kapalı dönemde yerel bankacılık ve yabancı sermaye bankacılığı sanayi kollarının kurulmasını finanse edememiş, sigortacılık gibi önemli bir sektör ancak kamu ve yerli ulusal bankalarla oluşturulabilmiştir. Devletçi politikanın hayata geçirilmesiyle ihtisas bankaları şeklinde kurulan kamu bankaları, yüksek riskler alarak yatırımlara gerekli finansmanı sağlamışlar bir kısmını da kuruluş sermayelerine iştirak yoluyla çeşitli sektörlere doğrudan yatırım gerçekleştirmişlerdir. Bazı kamu bankalarımız faaliyetini günümüze kadar sürdürememiş olsalar da Türkiye Vakıflar Bankası ve diğer itibar sahibi kamu bankalarımız faaliyetlerine halen devam etmektedir. Tasarruf alışkanlığının ve mevduata olan güvenin geliştirilmesinde kamu bankacılığındaki kurumsal yapının payı çok önemlidir. Devletçilik uygulamalarının kesintiye uğradığı, üretimin düştüğü II. Dünya Savaşı döneminde kamu bankaları savunma harcamalarının finansmanında, savaş sonrası tarıma dayalı büyüme modeli kapsamında tarımın modernleşmesinde, 1950'lerden itibaren uygulanan ithal ikameci sanayileşmeyle büyük yatırımların gerçekleştirilmesinde, özel sektörün gelişiminde hatta istihdamın sürdürülmesinde yine kamu bankacılığının katkısı yüksektir. 1980 sonrası liberal politikalar kapsamında kamu bankacılığının sektördeki payı küçültülse de iktisadi gelişme sürecindeki pozisyonu devam etmektedir. Analizde TBB ve BDDK'nın 1958'den itibaren dönem sonu banka bilançolarından ve çeşitli yayınlardaki verilerden yararlanılmıştır.
BRICS ve Türkiye'de yakınsama: Makroekonomik performans göstergeleri açısından ampirik bir analiz
BRICS ülkeleri ve Türkiye son yıllarda gösterdikleri ekonomik gelişim ile dünya ekonomisi içerisinde dikkate değer bir ilerleme kaydetmişlerdir. Söz konusu ülke grubunun gösterdiği ekonomik başarının gerçek anlamda bir ekonomik başarı olup olmadığı ise üzerinde önemle durulan konulardan biridir. Yazında makroekonomik değerlendirme yöntemi olarak kabul edilen yakınsama hipotezinin, ülke ve bölge ekonomileri bağlamında doğru ekonomik değerlendirme ve sonuçlar verdiği ifade edilmektedir. Bu çalışmanın amacı BRICS-T ülkelerinin göstermiş olduğu ekonomik gelişimin yüksek gelirli referans ülkeler ile karşılaştırılarak gerçek bir başarı olup olmadığını belirlemektir. Bu kapsamda OECD tarafından geliştirilen "büyülü elmas-magic diamond" (ekonomik büyüme, işsizlik, enflasyon ve dış denge) makroekonomik performans kriterleri açısından yakınsama hipotezi test edilmiştir. 1992-2018 dönemi BRICS-T ülkeleri için söz konusu göstergelere ait veriler Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı istatistiklerinden elde edilmiştir. Elde edilen veriler Panel veri analizleri yöntemi kapsamında verilerin yatay kesit bağımlılıkları test edilerek CADF ve PANKPSS birim kök testleri ile analiz edilmiştir. Gerçekleştirilen CADF testi sonuçlarına göre büyüme ve dış denge göstergeleri açısından BRICS-T ülkelerinin panelin tamamında yüksek gelirli ülkelere ıraksama gösterdiği, enflasyon ve işsizliğe göre ise yakınsama gösterdiği ortaya çıkmıştır. Çoklu yapısal kırılmanın varlığı halinde durağanlık sınamasına müsaade eden PANKPSS testi sonuçlarına göre ise söz konusu tüm göstergeler açısından yakınsamanın gerçekleştiği ortaya çıkmıştır.
Suç ve iktisat: Oyun Teorisi yaklaşımı
Tezimizin ana konusu oyun teorisinin suçtan caydırıcılıktaki olanak ve sınırlarını açıklığa kavuşturmaktır. Araştırmamızda tümevarım yöntemi izlenmiş ve veriler literatür taraması yoluyla toplanmıştır. Bu çalışmada suç teorileri suçtan caydırıcılık ve suçun nedenleri açıklamaya yönelik teoriler olarak iki ana kısım halinde sınıflandırılmıştır. Caydırıcılık teorilerinin odak noktası suçtan caydırıcılıktır; Klasik suçbilim, rasyonel seçim teorisi ve oyun teorisi bu sınıfa girer. Bireyi suçtan caydırmak için cezalar sert, kesin ve çabuk, ayrıca suçla orantılı olmalıdır. Klasik suçbilim kurucuları Bentham ve Beccaria suçtan caydırıcılıkta birinci sırayı cezanın kesinliğine vermişlerdir. İktisatta bu kapsamdaki ilk çalışma Becker (1968)'in rasyonel seçim teorisi çerçevesinde yazdığı Suç ve Ceza: Ekonomik Bir Yaklaşım makalesidir. Buna göre birey rasyoneldir, risk ve belirsizlik altında beklenen fayda ve maliyetini hesap ederek faydası çok ise suç işler. Literatürde suça oyun teorisi yaklaşımı ile yapılan ilk iktisadi analiz Allingham ve Sandmo (1972) Gelir Vergisi Kaçırma: Teorik Bir Analiz makalesidir. A&S modelde denetlenme olasılığı ve cezalandırma caydırıcılık görevi üstlenir. Oyun teorisi suçbilim literatürüne stratejik karar verme ve karşılıklı bağımlılık kavramlarını kazandırmıştır. Becker'in ve A&S modelin varsayımları sosyoloji, iktisat, davranışsal iktisat ve evrimci oyun teorisi gibi farklı disiplinlerce teorik ve deneysel yönden incelenmiş ve sınanmıştır. İktisat alanındaki teorik ve deneysel literatür gelir vergisi kaçırma üzerinde yoğunlaşmıştır, deneylerin sonuçları varsayımları güçlü bir şekilde destekler niteliktedir. Tezimizin dördüncü bölümünün ikinci alt bölümünde Becker modeli ve A&S model kapsamında yapılan deneysel ve yarı deneysel çalışmalardan örneklerle cezanın kesinliği, sertliği ve çabukluğunun suçtan caydırıcılığı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Gerek Becker modeli gerekse de A&S modelin varsayımlarını caydırıcılık çerçevesinde test eden çalışmaların bulguları Bentham ve Beccaria'da olduğu gibi cezanın kesinliğinin suçtan caydırıcılığını güçlü bir şekilde desteklerken, cezanın sertliğinin caydırıcı etkisi ılımlı ya da etkisiz olarak gözetilebilecek düzeyde kalmıştır. Her iki modelde de çabukluk konusu göz ardı edilmiştir. Çalışmamızda oyun teorisinin suçtan caydırıcılığı açıklamakta etkili bir araç olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Suç, Suçbilim, Caydırıcılık, Rasyonel Seçim Teorisi, Oyun Teorisi
Kamu sağlık harcamalarının sosyal refaha etkisi: Ampirik uygulamalar
Sağlık, hem sosyal bir yaşam hakkı hem de ekonomik bir meta olarak literatürde çok yönlü ele alınmaktadır. Bu nedenle refahın üretimi için, sağlık önemli bir kaynak olarak gösterilmektedir. Çünkü toplam refah, sadece ekonomik refah olarak düşünülmemekte, ekonomik refahı da içine alan sosyal refah kapsamıyla incelenmektedir. Daha açık bir ifadeyle sosyal refah seviyesi, gelir artışına ilaveten kamunun sağlık ve eğitim gibi sosyal sektörlere yaptığı harcamalara dayanmaktadır. Ayrıca bu düzey, ülkelerin gelişmişlik düzeyi ve yönetişim kalitesine göre farklılık göstermektedir. Literatürde sosyal refah göstergesi olarak kullanılan İnsani Gelişme Endeksi (İGE), insani gelişmede dolayısıyla sosyal refahta ilerleme kaydedebilmede hem ekonomik hem sosyal yönüyle katkı sağlamaktadır. Uluslararası karşılaştırmalarda da sosyal refah ölçütü olarak kullanılan İGE, kamu sağlık ve eğitim harcamalarının yanında dolaylı olarak yönetişim kalitesi düzeyi ile de nedensel bir ilişki içerisindedir. Bu ilişki tespitinde sosyal refahı etkileyen değişkenlere bağlı olarak Türkiye ve seçilmiş dünya ülkeleri için ampirik analizler yapılmıştır. Analize dayalı olarak temel araştırma sorularına yanıt aranmıştır. Tezin amacı, uluslararası kıyaslamalarda ölçüt olarak alınan İGE ve kamu sağlık harcamaları arasındaki ilişkinin yönünü ve düzeyini tespit etmektir. Türkiye için yapılan zaman serisi analizinde (1990-2017), değişkenler arasındaki uzun dönem katsayı tahmini ve nedensellik araştırılmıştır. Seçilmiş ülkeler için (1996-2017) ise, tesadüfi etkiler tahmincisi kullanılarak katsayılar tahmin edilmiştir. Sonuç olarak, her iki ampirik uygulamada da sosyal refah ve kamu sağlık harcamaları arasında pozitif ilişki tespit edilmiş ve etki büyüklüğü farklı gözlenmiştir. Buna dayalı olarak, ülkeler, kamu sağlık politikaları ve harcamalarının hedef çıktısı olarak görülen sosyal refahın daha fazla geliştirilmesi için sağlık harcamalarına ayrılan payın artırılması veya yönetişim üzerinden daha etkin politikaların izlenmesi gerekmektedir.
Türk bankacılık sisteminde yabancı sermayenin 1980 sonrasında evrilmesi ve bankacılık sektöründe yarattığı değişim
Bu araştırmanın temel amacı, 1980 sonrası Türk bankacılık sektörüne giriş yapan yabancı sermayeli bankaların incelenerek, bankacılık sektöründe yarattığı etkiyi saptamaktır. İlgili değişimi ölçmek üzere farklı boyuttaki performans ölçütleri-rasyolar kullanılarak işbu inceleme yapılmıştır. Kamu sermayeli ticaret bankaları, özel sermayeli ticaret bankaları ve yabancı sermayeli bankalar çalışma kapsamına alınarak sektör geneli ile karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Çalışmamızda temel karşılaştırma ve gözlem periyodu olarak 2009-2019 arasındaki son 10 yıllık dönem alınmıştır. Yabancı bankalar, globalleşen finans piyasalarının vazgeçilmez oyuncularından biri haline gelmiştir. Ekonomilerin birçoğunda özellikle de gelişmekte olan ülkelerde, yabancı sermayeli bankaların payı sektörün yarısından fazlasına ulaşmış, kimi ülkelerde de sektörün neredeyse tamamına yakınını kapsar hale gelmiştir. Ülkemizde ise, özellikle son yirmi yıl içerisinde sektöre yabancı sermaye girişleri oldukça artmış, satın alma/devir/birleşme yolu ile ulusal bankalarımızın birçoğu yabancı sermayeli banka satüsüne geçmiştir. Ayrıca son on yıllık dönemde BDDK'dan sıfırdan lisans/izin alınarak kurulan ve faaliyete başlayan yabancı banka sayısında da artış yaşanmıştır. Yıllar içerisinde ilk devirlerden sonra, ikinci kez hatta üçüncü defa el değiştirerek farklı yabancı gruplara devir olan bankalarımız mevcuttur. Bu çalışmada, yabancı sermayeli uluslararası bankacılık gruplarını ülkemize çeken ana etkenler ve bunların bankacılık sektöründe yarattığı değişim araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk Bankacılık Sektörü, Finansal Liberalizasyon, Yabancı Sermayeli Bankalar, Uluslararası Bankacılık Grupları, Satınalma, Devir ve Birleşmeler, İstatistiksel Analiz, Finansal Performans, Rasyolar, Göstergeler
Dünyada küreselleşme ve fakirlik ilişkisi: Teorik ve ampirik bir analiz
Özellikle 1980 sonrasında uygulanan neoliberal politikalar neticesinde 1990'lı yıllardan itibaren etkisini giderek arttıran küreselleşme süreci, genişleyen kapsama alanı ile birlikte dünya genelinde birçok ülkeyi ve toplumu etkisi altına almıştır. Buna rağmen küreselleşmeye entegrasyonunu tam olarak sağlayamayan Sahra Altı Afrika ve Güney Asya gibi bölgelerdeki refah verileri incelendiğinde, diğer bölgelere kıyasla nüfusun büyük bir kısmının temel su ihtiyacını karşılayamadığı ve gerekli sağlık hizmetlerine ulaşamadığı görülmektedir. Bu anlamda küreselleşmenin pozitif etkilerinin dünyanın her yerinde aynı oranda hissedilmediği söylenebilir. Yapılan bu çalışmada küreselleşmeyle paralel olarak artan dış ticaret hareketleri ve fakirlik göstergesi olan refah verileri vesilesiyle küreselleşme ve fakirlik arasında ne yönde bir ilişki olduğu incelenmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda refah ve ticaret verilerinin daha detaylı incelenebilmesi ve yorumlanabilmesi adına dünya 7 bölgeye ayrılmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde küreselleşme kavramının literatürdeki tanımları incelenmiş, küreselleşmenin tarihsel analizi yapılmıştır. İkinci bölümde fakirlik kavramı ve bu kavrama yönelik yapılan tanımlamalar açıklanmış, uluslararası kurumların fakirliğe olan bakış açıları ve bu alanda yaptıkları çalışmalar incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise küreselleşme ve fakirlik arasındaki ilişki incelenerek dünya genelinde küreselleşmenin yaşanmakta olan fakirliği hangi yollardan ve ne şekilde etkilediği araştırılmıştır. Son bölüm olan dördüncü bölümde küreselleşme süreci iki döneme ayrılmış, DB resmi sitesi üzerinden alınan verilerin işlenmesi ile bölgesel bazlı büyüme, ihracat ve kişi başına düşen GSYİH veri analizi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fakirlik, Küreselleşme, Yoksulluk Sınırı, İhracat, Doğrudan Yabancı Yatırımlar, Kişi Başına Düşen GSYİH.
Merkez Bankası enflasyon hedeflemesi rejimi ve enflasyona etkisi: Teorik ve ampirik bir analiz
Enflasyon 18 yüzyıldan daha uzun bir geçmişi olan bir olgudur. İlk enflasyon Roma döneminde metal paraların değerinin düşürülmesi sonucu oluşmuştur. Enflasyonun iktisadi olarak rahatsız edici bir olay olduğu ise son yüzyılda kabul edilmiştir. Bu çalışmada döviz kurundaki değişimlerin enflasyon üzerindeki etkisi incelenmiştir. Türkiye uzun yıllar yüksek enflasyonun acı reçetesine maruz kalmış bir ülkedir. Türkiye liberalleşme sürecinde sermaye hareketlerini serbest bırakmış ve Türk Lirasının Dünya paraları karşısında konvertible olmasına izin vermiştir. Bu sebeple Türkiye'nin enflasyonla mücadele konusunda başarılı olması için döviz kurunda istikrar sağlanması çok önemlidir. 1977 yılından itibaren sürekli yüksek enflasyon dönemine giren Türkiye 2006 yılından itibaren açık enflasyon hedeflemesi rejimini uygulamaktadır. Bu kapsamda Enflasyon hedeflemesi rejiminin enflasyon beklentilerini yönetmesi üzerindeki başarısı, bu rejimde para arzının rolü ve hedefle gerçekleşen enflasyon arasındaki durum incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Enflasyon hedeflemesi, enflasyon beklentisi, döviz kuru, enflasyon, merkez bankası, para arzı