Theses supervised by Prof. Dr. Emine Koban
10 theses · Gaziantep University
Yargı kararları ışığında Türk vergi hukukunda muvazaa ve peçeleme işlemleri
Çağdaş toplumlarda devletler, yüklenmiş olduğu misyon gereği kamu gelirlerine ihtiyaç duymaktadır. Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi için vergi toplanarak vergi geliri elde edilmesi, devletlerin geçirmiş olduğu uzun bir evrimin sonucudur. Bununla birlikte vergilerin, devletin üstün egemenlik gücüne dayanılarak toplanmasının yanı sıra, vergilendirmede keyfiyete engel olan bireyleri koruyucu anayasal ilkeler de mevcuttur. Bunlardan en önemlileri, 1982 Anayasası'nda yer alan eşitlik ve mali güce göre vergilendirme ilkeleridir. Bu kapsamda Türk vergi sistemine ilişkin uygulamalarda, devletin kamu hizmetlerini görürken ihtiyaç duyduğu vergi gelirlerinde kayba sebebiyet veren ve aynı zamanda eşitlik ve mali güce göre vergilendirme ilkelerine de zarar veren bazı işlemler mevcuttur. Bu işlemler, muvazaa ve peçeleme işlemleridir. Türk vergi sistemi içerisinde mükellef ve vergi sorumlularının sözleşme özgürlüklerini kullanarak, vergiden kaçınma veya vergiden kaçırma amacıyla giriştikleri bu işlemler, vergi hukuku açısından tespiti, nitelendirilmesi ve yargı aşamasında ispatı çok önemli hususlardır. Vergi mevzuatının kapsamlı ve karmaşık yapısı sebebiyle bu işlemler çok farklı şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu işlemlerin dinamik yapısı sebebiyle de yeni peçeleme ve muvazaa işlemleri de ortaya çıkabileceğinden, bu işlemleri mevzuat kapsamında yasaklamak kalıcı bir çözüm olamayacaktır. Bu sebeple muvazaa ve peçeleme işlemlerin önlenmesine yönelik çabaların en başında doğru nitelendirme ile etkin ve etkili bir yargılama sistemi olması gerekmektedir. Peçeleme ve muvazaa işlemlerinin içeriğini belirlemek, yargı kararlarında bu işlemlerin ne şekilde ele alındığı göstermek, akademik literatüre katkı sağlamak ve vergi hukuku alanında üzerinde sınırlı çalışma yapılmış bir konuyu incelemenin yararlı olacağı sebebiyle, peçeleme ve muvazaalı işlemler, araştırma konusu olarak belirlenmiştir. Çalışma kapsamında, muvazaa ve peçeleme işlemleri kavramları, bu kavramların benzer diğer kavramlardan farkları, yargı kararları ve öğreti doğrultusunda bu işlemlerin ne şekilde ortaya çıktığına yönelik örnekler ve bu işlemlerin ispatının ne şekilde olacağı hususları ele alınmıştır.
Ödeme aracı olarak çek, çekte ''karşılıksızdır'' işlemine sebebiyet verme suçu ve sonuçları
Çek, düzenleyeni tarafından, muhatabı olan bankaya hamili lehine belirli bir tutarın ödenmesi emrini içeren bir tür havaledir. Ticari hayatta nakit yerine kullanımıyla büyük kolaylıklar sağlayan çek, kamu otoritesi tarafından da ticaretin kayıt altına alınması yönüyle teşvik edilmektedir. Çek, ticari hayatta kullanılan en önemli ödeme araçlarından biridir. Türkiye'de çekin ödeme aracı olarak kullanılmasından çok, sağlama aracı olarak kullanılması hususu yoğun olarak tartışılmaktadır. Yasa koyucu bunu açıkça ifade etmese de, uygulamada çekin kredi aracı olma özelliğiyle ilgili sorunlar bir türlü giderilememiştir. Bu konudaki yasal düzenlemeler oldukça yetersiz kalmaktadır. Tez içeriğinde öncelikle çek ile ilgili kavramsal çerçevede tanımlamalar yapılmış, kredi vasıtası olarak kullanımıyla ilgili ortaya çıkan "karşılıksız çek" konusu ve hukuki sonuçları Türk mevzuatında ilgili düzenlemeler çerçevesinde incelenmiştir. Özellikle bu konuda çekin karşılıksız kalmasına sebebiyet veren "karşılıksızdır işlemine sebebiyet verme suçu" hukuki ve cezai yönlerden değerlendirilmiştir. "Karşılıksızdır" işlemine sebebiyet verme suçunun cezalandırılması ve konkordato sürecindeki durumu ve sonuçları da tezde ele alınan diğer konulardır.
Kripto para ve hukuki çerçevede değerlendirilmesi
Küreselleşen dünyada, içinde yer aldığımız eko sistem günden güne değişmekte, gelişmekte ve dijitalleşmektedir. Bu baş döndürücü hızdaki değişimi endüstri 5.0 devrimi, yapay zeka, metaverse ve blockchain uygulamaları ile gerek ekonomik, sosyal ve kültürel alanda, gerekse teknolojinin kullanımı sırasında olmak üzere her alanda yaşamakta ve yepyeni alışkanlıklar edinilmektedir. İlkçağlara hakim olan takas ekonomisinin getirdiği zorluklar, zamanla yerini değerli metal standardı sistemine bırakmıştır. Bir batı Anadolu uygarlığı olan lidyalıların parayı kullanmaya başlamasıyla birlikte, ticaret hacmi gelişmiş ve takas sistemi yerine değerli metal standardı sistemi etkili olmuştur. Sanayi devrimiyle birlikte ticari hayatta yaşanan gelişmeler değerli metallerin taşıma ve nakliye gibi sorunlarını da beraberinde getirmiş ve bu sistemin de yerini değerli metaller karşılığında çıkarılan değerli kağıtlara bıraktığı görülmüştür. Teknolojide yaşanan gelişmeler sonucu 1968 yılında kredi kartlarının varlığı ortaya çıkmış ve nakitsiz ekonomiye geçiş sürecine geçiş hızlanmıştır. Son yıllarda dünya genelinde yaşanan ekonomik krizlerin sonucunda, merkezi yapılara olan güvenin sarsılması, ekonomideki merkezileşmenin yerini teknoloji temelli sanal yapılara bırakabilir mi? sorusunu akıllara getirmiştir. Buradan hareketle birçok alanda "merkeziyetsizleşme" kavramı gündeme gelmiş ve son olarak bu kavram, ticari hayatın dili olan "para" kavramında kendini göstermiştir. 2008 yılında kendini Satoshi Nakamoto olarak adlandıran anonim bir yapı, devlet veya merkez bankası gibi bir otoritenin yönetim ve denetimine tabi olmayan "Merkeziyetsiz Kripto Para" kavramını öne sürmüş ve "blockchain"alt yapısıyla kurmuş olduğu sistemi, tüm dünya piyasasına deklare etmiştir. İşte bu tez çalışmasında da, dünya üzerindeki mevcut ekonomik dengeleri ve sistemi değiştirebilecek tüm dünya ülkelerini heyecanlandırdığı kadar merkeziyetsizleşmenin getirmiş olduğu korku ve endişeyi de aynı anda yaşatan yeni bir teknoloji ürünü olan kripto para, tarihsel süreç ve kavramsal çerçevede ele alınmış, hukuk düzeni içindeki yerinin ne olduğu sorusuna cevap aranmış, Türkiye ve dünya genelindeki kripto para uygulamalarının nasıl olduğu araştırılmış ve ulaşılan sonuçlara yer verilmiştir.
Kurumsal yönetimde bağımsız denetimin rolü ve hukuki esasları
Bu yüksek lisans tezi çalışmasının amacı kurumsal yönetimin gelişimi sürecinde bağımsız denetimin rolünü açıklarken bağımsız denetimin kurumsal yönetimdeki yerini hukuki çerçevede esaslarını belirlemektir. Birinci bölümde, kurumsal yönetim ve bağımsız denetim kavramları, tarihi ve teorik perspektiften incelenmiş ve sonuç olarak, kurumsal yönetim, hukuki uygulamalar farklılığı nedeniyle değişiklik arz ettiği görülmektedir. Bununla birlikte, bağımsız denetim kavramının, kurumsal yönetimde caydırıcı, bilgilendirici, koruyucu ve ekonomik fonksiyonları olduğu belirlenmiştir. İkinci bölümde, kurumsal yönetimde bağımsız denetimin rolü muhasebe ve finansal raporlamadaki hile unsurları, şirket yönetimi ve denetimi yönünden risk ve denetim süreçlerinin ve denetim sözleşmesinin hukuki ilişkisi ve bu hukuki ilişkinin etik kuralları açıklanmış ve etik kuralların dünyada uygulanma düzeyi hakkında bilgilendirmeler yapılmıştır. Bu bölümde, teorik ve hukuki olarak olması gereken denetim davranışlarının uygulanmaması durumunda oluşacak hukuki sonuçları ifade eden 6362 Sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nda ve Sarbanes-Oxley Yasası gibi diğer Amerikan yasalarında düzenlenmiş suçlara yönelik cezalar ve bağımsız denetçilerin bu suçlardaki yeri ve denetçilerin de denetimle ilgili konularda işleyebilecekleri suçlar ve yargılama yolları incelenmiştir. Bu inceleme, hem Türk hukukunda hem Amerikan Hukuku hem de uluslararası standartlar kapsamında yapılmıştır ve büyük oranda benzerlik göstermektedir. Bunun nedeni uluslararası standartların ülke hukuk sistemlerinde bu alanda yeknesaklık kazandırmış olmasıdır. Üçüncü bölümde, önceki bölümlerde elde edilen teorik ve hukuki bilgilerin pekiştirilmesi amacıyla, dünyadan; Enron, Parmalat ve Royal Ahold olayları ile Türkiye'den Uzan Holding ve Pamukbank olayları muhasebe ve finansal raporlama standartları, şirket yönetim kurulu ve bağımsız denetçi faktörleri açısından ayrı ayrı incelenmiştir. Sonuç olarak, hukuki sistem farklılıklarının hukuki düzenlemeler öncesi olaylarda şirket yöneticilerinin, bağımsız denetçilerin hileli işlemlere yönelik yaklaşımlarının farklılık göstermediği ancak aile şirketi ya da profesyonel CEO'lar tarafından yönetilmesi konularında farklılık gösterdiği ortaya konulmuştur. Sonuç olarak, kurumsal yönetimde bağımsız denetim, hem iş yapma süreçlerinin finansal sonuçlarına yönelik olarak güvenilir bilgi verilmesine olanak sağlarken, hileli işlemlerin de ortaya çıkarılması ve adli sürecin başlatılması yönünde etkisi olmasıyla birlikte, kamu yararını, ülke ve dünya ekonomilerini uzun vadede koruma imkanı sunması gibi çok daha geniş yelpazede hizmet sunmaktadır. Bu nedenle bağımsız denetim, kurumsal yönetimde ayrılmaz bir parçadır.
Basel kriterlerinin gelişimi ve Türk bankacılık sektöründe KOBİ lerin kredi risk yönetimi üzerine etkileri
Ülke ekonomisi açısından belirleyici sektörlerin başında bankacılık sektörü gelmektedir. Bankacılık sektöründe meydana gelen dalgalanmalar ve sorunlara çözüm önerileri üretebilmek amacıyla Uluslararası Ödemeler Bankası'nın bünyesinde Basel Komitesi Kurulmuştur. Basel uzlaşıları da bu kapsamda takip eden yıllarda ortaya çıkmaya başlamıştır. Basel uzlaşıları global piyasalarda meydana gelen krizlere çözüm üretmek amacıyla da uygulamaya konulmuştur. Bu kapsamda Basel II ve akabinde de Basel III uzlaşıları çözüm odaklı olarak piyasalara sunulmuş uzlaşılardır. Bu çalışmanın amacı, Basel kriterlerinin gelişimini ele alarak, Türk bankacılık sektöründe kredi risk yönetiminde ve KOBİ'ler üzerinde yarattığı etkileri değerlendirerek karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri getirmektir. Bu bağlamda çalışmanın ilk bölümünde kredi riski ve bankacılık sektöründe kredi politikaları incelenmiş, ikinci bölümünde Basel uygulamalarına yer verilmiş, üçüncü bölümünde ise KOBİ'ler, Basel Uygulamaları ve Kredi Politikaları hakkında literatür çalışmalarından ve uygulama örneklerinden yararlanarak değerlendirmeler yapılmıştır. Basel Kriterlerinin bankaların sermaye yapılarını güçlendirmek amacıyla bankacılık sistemi üzerinde çalışmanın nihayetinde olumlu etkiler yarattığı, risk unsuru taşıyan yatırımlara engel olarak uzun vadede ekonominin daha istikrarlı büyümesine vesile olduğu anlaşılmaktadır.
Elektronik ödeme sistemleri ile sanal paranın hukuksal ve vergisel yönden incelenmesi
İnsanlık tarihi boyunca ticaret insanların toplumsal yaşamının önemli bir parçası olarak görülmektedir. Ticaretin niteliği ve unsurları koşullara ve çağa göre farklılık göstermektedir. Takas yöntemi ile başlayıp değerli madenler, taşlar ve para karşılığında bir ekonomik ilişki boyutuna gelen ticaret, günümüzde teknolojik gelişmelerin etkisiyle dijital alana da taşınmıştır. Ödeme araçlarındaki değişimler devam etmekte olup çek vb. araçlar yerini kredi kartları ve banka kartlarına bırakmıştır. Bununla birlikte günümüzde dijital para olarak adlandırılan elektronik para sistemlerinin kullanımı hızla artış göstermektedir. Sanal para şeklinde tanımlanan dijital paraların son örneği Bitcoin, Ethereum, Ripple ve Litecoin gibi kripto paralardır. Kripto paralar kullanıcılara herhangi bir otoriteye bağlı olmaksızın özgürce hareket etmelerini sağlamaktadır. Bu tür dijital paraların devletlerin yasal düzenlemelerinde ve vergilendirme sistemlerinde gelecekte önemli değişikliğe yol açacağı ön görülmektedir. Kripto paraların teknolojideki yenilikler, bankacılık ve finans alanlarında farklı uygulamalarla kullanılmaya başlandığı ve hızlı bir gelişim gösterdiği görülmektedir. Çalışma bu noktadan hareketle, elektronik ödeme araçlarının içeriğini, boyutunu, kullanım alanlarını araştırmakta ve elektronik paranın ticarette getirdiği yenilikleri, riskleri ve hukuki yeterlilikleri tartışmaktır.
Uluslararası karayolu eşya taşımalarında sorumluluk ve sigorta
Dünyada uluslararası eşya taşımacılığı faaliyetlerinde en sık kullanılan taşıma yönteminin başında kara yolu taşımacılığı gelmektedir. Kara yolu taşımacılığında genel olarak taşınanlar eşya kapsamındadır. Taşınan eşyalarda bazen hasara uğramakta zıya olmakta ya teslimin gecikmesi gibi durumlarla karşı karşıya kalınabilmektedir. Bu gibi benzer durumlar tarafların uyuşmazlığa düşmelerine neden olmaktadır. Eşyayı gönderen devletin yasaları ile eşyanın gönderildiği devlet deki yasaların birbirinden farklı olması sorunların daha da karmaşık hale gelmesine neden olmaktadır. Yaşanan uyuşmazlıkların çözümü noktasında ve ortak hukuk kurallarının oluşturulması niyetiyle devletler, taşıma türlerine ilişkin olarak, kendilerinin de taraf oldukları birtakım konvansiyonlar hazırlamışlardır. Bu konvansiyonlardan karayoluyla eşya taşımalarına ilişkin olanı "Eşyaların Karayolundan Uluslararası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi", kısa adıyla CMR' dir. Bu çalışmada kara yolu taşımacılığında CMR'ye göre taşıyıcının sorumluluğunun sınırı araştırılmıştır. Konuyla ilgili kanun, yönetmelik ve düzenlemeler ile Yargıtay Kararları incelenmiştir. CMR ve taşıyıcının sorumluluğu hakkında bilgi verilmiştir. CMR kapsamında taşıyıcının sorumluluğunun sınırlılığı detaylı bir şekilde incelenmiştir ve güvence altına alma yolları araştırılmıştır. Bu çerçevede risk ve sigorta kavramı açıklanmıştır. Yine yasal mevzuat ve Yargıtay Kararları ışığında, uluslararası ticaretin gelişmesi yönünde emtiaların taşınması ve teslimi noktasında sorumluluk sınırları kapsamında sigortanın varlığı ile korunma yollarını ve bu nedenle sağlam ve güvenilir ticaretin gelişmesinin bu yöndeki bilincin arttırılması hedeflenmiştir. Ülkemizde üretilen malların yurt dışına gönderilmesi ve yolda taşınması başlı başına büyük riskler barındırmaktadır, sorumluluk ve sigorta kavramları konusunda ışık tutmak, hedefler arasında yer almıştır.
Yargı kararları ışığında anonim ve limited şirketlerde kanuni temsilcilerin vergisel sorumluluğu
Vergi; devletin veya devletin verdiği yetkiyle kamu tüzel kişilerinin kamusal faaliyetlerinin harcamalarını karşılamak ya da kamusal görevlerini yerine getirmek amacıyla ve yasal esaslara uyarak hukuki müeyyide altında, özel bir karşılık vaadi olmadan, geri vermemek üzere gerçek kişiler ile gerçek olmayan kişilerden aldıkları para tutarları olarak tanımlanabilir. Vergilendirme yetkisi de; devletin egemenliğine dayanarak vergi alma konusunda sahip olduğu hukuki ve fiili güç olarak tanımlanabilmektedir. Söz konusu kamu alacağı olan verginin tarafları bulunmaktadır. Bunlar idare, vergi sorumlusu ve vergi mükellefidir. Vergi sorumluluğu kamu hukuku ilişkisinden kaynaklanmakta ve vergiyi doğuran olay ile başlamaktadır. Vergi sorumluluğunun hukuki niteliği fer'i, bağımlı ve sınırsızdır. Bununla birlikte vergi hukukunda sorumluluğun müşterek ve müteselsil olması, kanundan ve sözleşmeden doğması, kusurlu ve kusursuz olması, rücu edilebilen rücu edilememesi gibi türleri bulunmaktadır. Kişi kendisiyle ilgili bir hukuki işlemi yine kendisi yapar. Fakat bazen kişi, iradesiyle veya irade dışı bazı sebepler neticesinde hukuki işlemi bizzat kendisi yapamayabilir, işte burada kanuni temsilci rol almaktadır. Vergi hukukunda da kanuni temsilcilerin birçok ödev ve sorumlulukları bulunmaktadır. Söz konusu ödevleri kanunlarla düzenlenmiştir. İhmali halinde müeyyideleri bulunmaktadır. Sermaye şirketlerinden olan anonim ve limited şirketlerin kanuni temsilcilerinin şirkete karşı ödev ve sorumluluklarının yanında devlete karşı vergi sorumlulukları da bulunmaktadır. Bu sorumluluklar Vergi Usul Kanunu ve Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun'da belirtilmiştir. Anonim şirketler ve limited şirketlerde kamu alacağına ilişkin kanuni temsilcilerin değişmesi, temsil sıfatının sona ermesi, ortaklığın devri ve tasfiye halinde sorumluluklarının sınırı belirlenmiştir. Vergi borcundan dolayı kanuni temsilcilere yapılacak ödeme emrinin tebliği, şekli, içeriği, itiraz yolları belirlenmiş ve çalışmamızda belirtilmiştir. Söz konusu şirketlerin kanuni temsilcilerinin vergisel sorumlulukları konusunda uygulamada sık sık problemler ve ihlaller yaşanmaktadır. Bu çalışmanın amacı son yıllarda gerçekleşen sorunlara dikkat çekmek ve teori ve uygulamada yaşanan sorunları dile getirerek bu konuda çözüm üretilmesini sağlamak amacıyla tez konusu olarak seçilmiştir. Çalışma kapsamında anonim ve limited şirketlerde kanuni temsilcinin vergisel sorumluluğunun mevzuattaki yeri, doktrindeki görüşler ve emsal Danıştay kararları bağlamında ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Vergi, Vergi Sorumluluğu, Şirketler, Kanuni Temsilci, Kanuni Temsilci Sorumluluğu, Türk Ticaret Kanunu, Vergi Kanunu
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda ithalat kaçakçılığı suçları
Kaçakçılık, devletlerin ekonomisi ve devlet düzenlerini sarsan, hukuk temelinde değerlendirildiğinde ise önemli bir sorun alanıdır. Ülkemizdeki kaçakçılıkla ilgili düzenlemeler son 10 yılda önemli değişiklikler göstermiştir. 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda düzenlenen ithalat kaçakçılığı suçları tezde kapsamlı olarak ele alınmıştır. İthalat kaçakçılığı suçu, başta Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu olmak üzere Ceza Hukuku sistematiği kapsamında değerlendirilmiştir. Bu suça ilişkin güncel Yargıtay kararları ve öğretideki görüşler tartışılmış ve bazı sonuçlar çıkarılmıştır. Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kaçakçılık suçunun tanımı, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun amacı, niteliği, uygulama alanı ile kaçakçılık suçlarında uygulanan ceza hukuku ilkeleri ele alınmıştır. İkinci bölümde ithalat kaçakçılığı suçlarının konusu, korunan hukuki yarar, kusurluluğu etkileyen haller, suçun maddi ve manevi unsurları, hukuka aykırılık, suça teşebbüs, iştirak, içtima ve suçun işlenmesi halinde verilecek cezalar ve güvenlik tedbirleri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde ise ithalat kaçakçılığı suçlarında görevli ve yetkili mahkeme, bu suçlara ilişkin koruma tedbirleri olan arama, elkoyma, beden muayenesi, davaya katılma, yasak eşyanın geri gönderilmesi gibi ceza muhakemesi hukukuna ilişkin olan konular ve uygulamadaki sorunlar ayrıntılı olarak incelenmiştir.
Vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözüm yolları ve uzlaşma kurumunun değerlendirilmesi
Günümüzde kamu finansman araçları arasında en temel kaynağı vergiler oluşturmaktadır. Vergilendirme yetkisi anayasal düzenlemeler kapsamında devlet organları aracılığıyla kullanılmakla birlikte, devletlerin daha fazla vergi alma amacına karşılık bireylerin daha az vergi ödeme isteği vergi uyuşmazlıklarını ortaya çıkarmaktadır. Türk vergi hukukunda vergi uyuşmazlıklarını idari aşamada çözümleyen müesseselerden biri de uzlaşma müessesesidir. Uzlaşma müessesesi, uyuşmazlığın yargı yoluna gitmeden idare ile mükellef arasında anlaşma yoluyla çözümlenmesine hizmet etmektedir. Bu çalışmada; devlet ve bireyler arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların idari aşamada çözümü için Türk vergi hukukunda uygulanan hata düzeltme, cezada indirim, pişmanlık-ıslah, uzlaşma müessesesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında uzlaştırma müessesesi ile bu kurumların işleyişi, aşamaları, hukuki yapısı ve Türk vergi hukuku bağlamında uzlaşma müessesesinin Türkiye'deki etkinliği ile belirli ilkeler yönünden değerlendirilmesi yapılarak, bu hususlara ilişkin çözüm önerileri sunulmuştur.