Theses supervised by Prof. Dr. Emel Gürkan

10 theses · Çukurova University

Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Miyelodisplastik sendrom ve miyeloproliferatif bozukluğu olan hastalarda TET-2 mutasyonu ve prognostik parametrelerle ilişkisi

Amaç: Miyelodisplastik sendrom hematopoetik kök hücrelerinin etkilendiği klonal, edinsel bir hastalıktır. M genelde bir yaşlılık hastalığıdır. Medyan tanı yaşı 65-70'dir. Miyelodisplastik sendrom patofizyolojisinde pluripotent kök hücrelerinin neoplastik transformasyonu ile sonuçlanan bir dizi genetik değişikliğin rol oynadığı düşünülmektedir. Literatürde Miyelodisplastik sendrom ile ilgili çok sayıda mutasyon ve kromozomal aberasyon saptanmıştır. Miyelodisplazide tanı, çevresel kanda sitopeni kadar kemik iliğinde karakteristik dismorfik tablonun da tespitine bağlıdır. TET2 geni epigenetik programlamada önemli rolleri olan bir gen ailesinin üyesidir. TET-2 mutasyonları lenfoid veya miyeloid serinin tümörlerinde saptanmıştır. Bu tez çalışmasında kliniğimizdeki Miyelodisplastik sendrom olgularında TET-2 Mutasyon sıklığının saptanması ve bu mutasyonların prognostik göstergelerle korelasyonunun araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu tez çalışması Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Hematoloji Kliniğin'de yapılmıştır. İlk kez kliniğimizde tanı alan ve halen takip ve tedavileri kliniğimizce yapılan Miyelodisplastik sendrom'lu olgular çalışma için seçilmiştir. Kliniğimizde bu tanı ile takip edilmekte olan toplam 19 hasta saptanmıştır. KRAS geni kodon 12 ve 13 mutasyonları için PCR ve minisekanslama ve TET2 geni tüm ekzonlar ve BCL geni ekzon 8 ve ekzon 9 için PCR ve DNA dizi analizi yapılmıştır. Bulgular: Olguların hiçbirinde KRAS veya BCL Gen mutasyonu saptanmamıştır. Çalışma kapsamında incelenen 19 olgunun 14'ünde TET-2 geninde mutasyonu saptanmıştır. 4 olguda tek mutasyon ve 10 olguda birden fazla ekzonda mutasyon saptanmıştır. 19 olgunun 5'inde (% 26) protein yapı ve fonksiyonunu etkilemesi muhtemel TET-2 gen mutasyonu saptanmıştır. Sonuç: Miyelodisplastik sendrom olgularımızda TET-2 mutasyon oranı literatür ile uyumludur. Saptanan mutasyonların tamamı heterozigottur. Hasta sayımızın az olması nedeniyle bu çalışmada TET-2 ile Miyelodisplastik sendrom' da prognostik göstergeler arasında ilişki araştırılamamıştır. Ancak şüphesiz böyle bir ilişkinin varlığı ve yokluğu ile ilgili araştırmalara ihtiyaç vardır.

GenlerMiyelodisplastik sendromlarMiyeloproliferatif hastalıklar+2
Dicle İskender
Çukurova University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hematoloji̇k mali̇gnensi̇lerde merkezi̇ si̇ni̇r si̇stemi̇ tutulumunun akim si̇tometri̇k yöntemle değerlendi̇ri̇lmesi̇

Amaç: Merkezi sinir sistemi (MSS) tutulum riski yüksek olan hematolojik malignensili hastalarda, klinik prezentasyonda nörolojik sistem bozukluğu düşündüren bulgu ve belirtiler varlığında; tanısal ya da bulgular olmasa bile hastalığı evreleme amacıyla, tarama testi olarak yapılan beyin omurilik sıvısının incelenmesi genellikle rutin olarak yapılan bir işlemdir. Konvansiyonel olarak sitolojik analiz ve manyetik rezonans görüntüleme teknikleri SSS tutulumu tanısında kullanılmaktadır. Son yıllarda giderek artan bir oranda akım sitometrik analiz ile yapılan immünfenotipik incelemenin önceleri tek altın standart analiz olarak değerlendirilen sitolojik analizin yerini almakta olduğu çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir. Bizde çalışmamızda hematolojik malignensi tanılı hastalarımızda SSS tutulumunu belirlemede akım sitometrinin (AS) etkinliğini ve tanı koymadaki doğruluk derecesini sitolojik, biyokimyasal ya da radyolojik görüntüleme teknikleri gibi diğer yöntemleri de kullanarak belirlemeyi amaçladık. Ek olarak hastalarımızın takibinde akım sitometri sonuçlarının klinik seyri belirlemedeki prediktif değerini araştırdık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Haziran 2014-Eylül 2015 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Erişkin Hematoloji ve Onkoloji kliniklerinde takip ve tedavi edilmekte olan hematolojik malignensi tanılı, SSS tutulumu açısından şüpheli veya yüksek risk taşıdığı düşünülen toplam 35 hasta alındı. Hastalardan alınan beyin omurilik sıvısı (BOS) örneklerinde akım sitometrik, sitolojik, biyokimyasal ve direkt mikroskobik inceleme yapıldı. Bulgular: Çalışmamıza dâhil edilen toplam 35 hastanın yaş ortalaması 43±2.9 olup K/E oranı 12/23 idi. Hastaların 20'si ALL (%57), üçü AML (%8.5), 11'i NHL(%31), biri KLL tanısı ile izleniyordu. NHL tanılı hastaların altısı DBBHL (%54), üçü MCL (%27), biri Burkitt lenfoma, biri düşük dereceli NHL idi. Akım sitometri 11 hastada pozitif iken, sitoloji üç, MR görüntüleme ise beş hastada pozitif saptandı. Sitolojik değerlendirme ve akım sitometri arasında SSS tutulumunu belirlemede akım sitometri lehine belirgin bir farklılık mevcuttu (P =0.025). Akım sitometri analizi ile MR görüntüleme bulguları ve BOS protein düzeyleri arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (P >0.05). Sitoloji ve MR inceleme arasında istatiksel olarak anlamlı derecede fark saptandı (P =0.05). AS pozitif olan hasta grubunun istatiksel olarak anlamlı biçimde santral sinir sistemi tutulumunu telkin edecek semptomlara sahip olduğu tespit edildi (P =0.005). Sitoloji pozitifliği ile SSS semptomları arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki mevcuttu (P=0.001). Tüm çalışma grubunda ve ALL altgrubunda AS analiz sonuçlarına göre SSS tutulumu olan ve olmayan hastaların sağkalımları karşılaştırıldığında iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmedi (P>0.05). Tüm hastalarımızda ortalama 18 ayda genel sağkalım oranı %52.7 ±11.5 olarak bulundu. Sonuç: Hematolojik malignensilerin SSS tutulumu tanısında akım sitometri sitolojik ve biyokimyasal analiz, radyolojik görüntüleme gibi diğer yöntemler ile karşılaştırıldığında tanısal açıdan öne çıkmaktadır. Sitolojik inceleme klinik önemini korusa da SSS tutulumunu belirlemedeki duyarlılığı oldukça düşük düzeylerde olup değerlendirmelerin mutlaka akım sitometrik bulgular ile desteklenerek yapılması gerekir. Yeterli sayıda hasta ile yapılacak daha geniş ve uzun süreli araştırmalar akım sitometrinin prognostik önemini belirlemede yol gösterici olacaktır. Anahtar Kelimeler: Hematolojik malignensi, Akım sitometri, Santral sinir sistemi tutulumu.

Akım sitometrisiHematolojiKan hastalıkları+6
Hüseyin Derya Dinçyürek
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut ve kronik miyeloid lösemilerde killer cell immunoglobulin-like reseptör genotip analizi

ÖZET Akut ve Kronik Miyeloid Lösemilerde Killer Cell Immunoglobulin-like Reseptör Genotip Analizi Amaç: Doğal öldürücü (NK, natural killer) hücreler antitümör aktiviteleri olduğu bilinmektedir. NK hücrelerinin bu aktivitesi KIR (killer cell immunoglobulin-like receptor) adı verilen aktive ve inhibe edici özellikleri olan reseptörler tarafından düzenlenmektedir. Aktive edici ve inhibe edici reseptörler arasındaki oran, reseptörlerin ilgili ligandlarla bağlanma kuvveti ve oluşturulan sinyaller arasındaki denge NK hücrelerinin fonksiyonlarını düzenler. KIR genleri popülasyonlar, bireyler, hastalıklar arasında çeşitlilik gösterir. Yapılan çalışmalar bu farklılıkların tedavi yanıtını etkilediğini göstermiştir. Bu çalışmada akut ve kronik miyeloid lösemi hastalarında KIR genotip frekanslarını araştırdık. Gereç ve Yöntem: Çalışma grubumuza Mayıs 2016-Eylül 2017 tarihleri arasında kliniklerimizde takip edilen 34 akut miyeloid lösemi (AML), 46 kronik miyeloid lösemi (KML) tanılı hasta dahil edildi. Ayrıca 100 yaş ve cinsiyet uygun sağlıklı birey dahil edildi. Tüm katılımcıların bilgilendirilmiş onayı ile çalışma Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Değerlendirme Kurulu tarafından izin verilmiştir. Tüm hastalardan EDTA'lı venöz kan örneklerinden DNA çıkarıldı. KIR genlerinin genotipik analizi multipleks KIR SSO kiti ile yapıldı. Polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ve SSO yöntemiyle periferik kan örneklerinden KIR genleri tanımlandı. Grup A haplotipine karakteristik gen (KIR2DL1, 2DL3, 2DL4, 2DP1, 3DP1, 3DL1, 3DL2, 3DL3 and 2DS4) içeriğine sahip kişiler AA genotipi kabul edildi. KIR2DL2, 2DL5, 2DS1, 2DS2, 2DS3, 2DS5 ve 3DS1 arasında herhangi bir gen mevcutsa, birey B haplotipi olarak kabul edildi (genotip Bx). Bulgular: Çalışmamızda AML, KML ve kontrol grubunda yaş ortalaması sırasıyla 52±2.8, 56.5±2,2 ve 53±1,2 yıl idi (P>0.05). KML hastalarında AA genotipi % 34,8, AML ve kontrol grubu için % 38,2 ve % 30 bulundu. Bx genotipi KML, AML ve kontrollerde sırasıyla; % 65,2, % 61,8 ve % 70 olarak saptandı. Tüm lösemili (AML+KML) hastalar kontrol grubuyla karşılaştırıldığında KIR2DL3 anlamlı bulundu (P<0.05). KML hastaları için KIR2DL3 yüksek frekanslarda anlamlı iken KIR2DS2 ve KIR2DL2 düşük frekanslarda anlamlı bulundu (P ≤0.05). Sonuç: Lösemilerde özellikle KML grubu hastalarda NK hücre fonksiyonlarının düzenleyicisi olarak kabul edilen spesifik KIR genotiplerinin bulunduğuna dair güçlü veriler bulunmaktadır. Çalışmamıza ait bulgular NK hücreleri üzerindeki KIR ekspresyonundaki değişikliklerin akut ve kronik miyeloid lösemi gelişimiyle ilişkili olabileceğini desteklemektedir. Bu konuda daha geniş sayıda hastalarla yapılan çalışmalara gereksinim vardır. Anahtar Kelimeler: Lösemi, KIR, Miyeloid

GenotipKatil hücreler-doğalLösemi+5
Merve Erkoç
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut miyeloid lösemili hastalarda pd1/pdl1 ifadesi ve klinik önemi

Giriş ve Amaç: AML; kemik iliğindeki miyeloid öncü hücrelerin proliferasyonu ve birikimi ile karakterize klonal bir hastalıktır. Akut myeloid lösemili hastalarda PD1/PDL1'in yüksek oranda ifadesinin kötü prognostik olduğu bazı çalışmalarda bildirilmiştir. PD1/PDL1 mekanizmasının blokajı, inhibe edilmiş T hücrelerini yeniden aktive ederek antitümör immün yanıtını arttırmaktadır. Bu çalışmada AML tanılı hastaların kemik iliği örneklerinde PD1 ve PDL1 ifadesini belirleyerek bu verilerin prognostik önemini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmamızda PD1/PDL1 ifadesinin klinik ve laboratuar parametreleri ile ilişkisi analiz edildi. Gereç ve yöntem: Çalışmamıza Mart 2009-Eylül 2018 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Hematoloji Bilim Dalına başvuran 99 AML hastası dahil edildi. Hastaların rutin tetkiklerinin yanı sıra akım sitometri ve genetik testleri kaydedildi. İmmünohistokimyasal boyama için polilisinli lamlara alınan kemik iliği biyopsi örneklerine PD1 ve PD L1 uygulandı. Bu uygulamada Ventana marka BenchMark XT model otomatik immünohistokimya boyama cihazı kullanıldı. Bulgular: Hastalarımızın 89'unda de-novo AML, % 11'inde ise sekonder AML saptanmıştır. Hastaların 49'u kadın 50'si erkektir. Hastalarının yaş ortalaması 51±1,67'dir. İndüksiyon tedavisi ile remisyona girmeyen hastalar remisyonda olan hastalara göre ileri yaştaydı (p<0,05) . Hastaların 9'unda PDL1, 4 hastada ise PD1 boyanması görüldü. PD1 pozitifliği olan hastalarda CD117 ve CD34 antijen düzeyi yüksek bulunmuştur (p<0,05). PD1/PDL1 düzeyi ile sağkalım süresi arasında ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: İstatiksel olarak anlamlı sayıda olmamakla beraber PD1/PDL1 boyanması görülmüştür. AML hastalarında kontrol noktası inhibitörleri için prospektif akım sitometrisi ve immunohistokimya ile yapılan daha fazla sayıda hastayı içeren ileri çalışmalar gerekmektedir. Anahtar kelimeler; AML, PD1, PDL1, prognoz

Gizem Varkal Erol
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düşük grade non-hodgkin lenfoma hastalarında EZH-2 ekspresyonu ve prognostik önemi

Düşük grade Non-Hodgkin Lenfoma Hastalarında EZH-2 Ekspresyonu ve Prognostik Önemi Giriş ve Amaç: NHL lenfositlerin malign mutasyonu sonucu kontrolsüz proliferasyonu ile karakterize birçok alt tipi bulunan heterojen bir grup hastalıktır. Lenfoma insidansında 20. yüzyılın ikinci yarısında belirgin bir artış dikkati çekmektedir. NHL moleküler patogenezi oldukça komplekstir. Proto-onkogenlerdeki mutasyonlar, epigenetik modifiye edici faktörler ve karyotipik anormallikler NHL'de sıklıkla görülür. Bu epigenetik faktörlerden biri olan EZH2, policomb baskılayıcı kompleks 2 (PRC2)'nin fonksiyonel enzimatik komponentidir. DNA metilasyonu ve transkripsiyonel baskılamada görev alır. EZH2 aşırı ekspresyonu veya mutasyonu çeşitli kanserlerle ilişkilendirilmiştir. EZH2'nin aktif SET bölümündeki tirozin 641'in fenilalanin mutasyonu H3K27 trimetilasyonu ile sonuçlanır ve bu da lenfoma ile ilişkilendirilmiştir. Biz bu çalışmamızda düşük grade NHL hastalarında EZH2 ekspresyonunu ve prognoz üzerine etkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 2009-2019 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde takip edilen patolojik tanısı bulunan 141 indolent lenfoma tanılı vaka seçildi. EZH2 immunohistokimya yöntemi ile değerlendirildi. EZH2 ekspresyon düzeyine göre alt grup analizi ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza alınan hastaların 94'ü (%66,7) erkek, 47'si (%33,3) kadındı. Hastaların ortanca yaşı 56±12,18(28-87) olarak saptandı. İmmünhistokimya yöntemi ile bakılan EZH2 boyanma yüzdesine göre 94(%66,7) hastada negatif, 47(%33,3) hastada pozitif boyanma saptandı. EZH2 boyanma şiddetine göre 102(%72,3) hastada negatif boyanma, 39(%27,7) hastada pozitif boyanma saptandı. Çalışmamızda EZH2 boyanmasının pozitif olması sağkalım süresini anlamlı olarak azaltmakta olduğu tespit edildi. Toplam sağkalım için EZH2 boyanması pozitif olan hastalarda ölüm riski 2,2 kat artmakta hastalıksız sağkalım için ise EZH2 boyanması pozitif olan hastalarda nüks veya hastalık progresyon riski 1,7 kat arttığı tespit edildi. Güçlü EZH-2 ekspresyonunun daha kısa toplam ve hastalıksız sağkalım ile ilişkili olduğu saptandı. Sonuç: EZH2 gibi epigenetik faktörlerin patogenezi henüz araştırma aşamasında olup EZH2 düşük dereceli NHL hastalarında prognostik açıdan sağkalım üzerinde önemli bir etkisi vardır. EZH2'yi hedefleyen tedavilere ışık tutması açısından daha geniş yol gösterici çalışmalara ihtiyaç vardır.

Epigenez-genetikLenfomaLenfoma-non Hodgkin+2
Meryem Şener
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Güncel tedaviler ışığında multipl miyelom hastalarında gerçek-yaşam verilerimizin değerlendirilmesi

Amaç: Multipl miyelom hematolojik malignitelerin %10'unu oluşturan bir monoklonal gamopatidir. Bu tez çalışmasında multipl miyelom tanısı almış olan hastaların geliş şikayetlerini, performans durumlarını, laboratuar sonuçlarını, prognozu etkileyen faktörleri, aldıkları tedavileri, progresyonsuz sağkalımları ve genel sağkalımları güncel veriler ışığında değerlendirmeyi amaçlamaktayız. Gereç ve Yöntem: 2007-2019 yılları arasında İç Hastalıkları Hematoloji Bilim Dalı'nda düzenli olarak takip edilmiş 96 hasta retrospektif olarak dosyaları ve hastane bilgi yönetim sistemi üzerinden taranmıştır. Geliş performansları, aldıkları tedaviler, tedavi yanıtları, yaşam süreleri incelenmiştir. Hastalık evrelemesi için 'international staging system' (ISS) kriterleri kullanılmıştır. Yanıt değerlendirmesi ise international myeloma working group kriterleri üzerinden yapılmıştır. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 60,3 idi, kadın/erkek popülasyonu 2/3 oranında tespit edildi. Hastaların gelişinde bakılan revize miyelom komorbidite indeks'ine göre 0-3 arası 18 hasta, 4-6 arası 63 hasta, 7-9 arası 11 hasta mevcuttu ve bu hastalar arasında sağkalım açısından anlamlı fark görüldü. (p=0,009) %56 (54) hastanın ilk başvuru esnasında kemik ağrısı, bel ağrısı ya da fraktür gibi kemik tutulumuyla ilişkili şikayetleri mevcuttu. En sık olarak %52 oranında IgG tipi miyelom görüldü. Bunu %22 oranında IgA, %12,5 kappa ya da lambda tipi, %6 non sekretuar miyelom takip etti. Çalışmamızda CD56 pozitif olan hastalar 59 ay yaşarken, negatif olanlar 43 ay yaşamıştı. (p=0,03) Birinci basamakta %71 ile en yüksek oranda verilen tedavileri bortezomib içerikli olanlardı. Tedavilere göre yanıtlar değerlendirildiğinde birinci basamakta Bortezomib bazlı üçlü kombinasyon tedavisi alan hastaların %69'unda çok iyi kısmi ve üzeri yanıt görüldüğü, ikili kombinasyon alanların %40'ında çok iyi kısmi ve üzeri yanıt görüldüğü, VAD alanların ise %30'unda çok iyi kısmi ve üzeri yanıt görüldüğü tespit edildi. Otolog nakil yapılan hastalarda yaşam süresinin 105 ay, yapılmayanların 74 ay olduğu görüldü. (p=0,001) Aynı zamanda otolog nakil yapılan hastalarda PFS (progresyonsuz sağkalım) 49 ay iken yapılmayanlarda 31 ay olarak görüldü. (p=0,01) Sonuç: Güncel gelişmeler paralelinde ülkemizde de multipl myelom hastalarında yeni tedavi seçenekleri gerek ilk basamak gerekse takip eden diğer basamaklarda uygulanabilmektedir. Hastalarımızın sağkalım oranları daha önceki yıllara kıyasla belirgin olarak artmıştır. Tüm bu gelişmelere rağmen otolog kemik iliği transplantasyonu uygulamalarının koşullar uygunsa halen yapılması gereken bir tedavi seçeneği olarak yerini koruduğu görülmektedir.

Multipl miyelomSağkalımTedavi+1
İpek Burkut Sarıoğuz
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin akut lenfoblastik lösemi/lenfomaolgularında intensif kemoterapi sonuçlarının analizi

Amaç: Akut lenfoblastik lösemi (ALL); lenfoid öncüllerin aşırı çoğalmasıyla karakterize hematolojik malignitedir. Bu tez çalışmasında ALL tanısı ile takip edilen hastaların demografik, klinik, laboratuvar, performans durumları, aldıkları tedaviler ile yanıtları, hastalıksız ve genel sağkalımlarını(GS) değerlendirmeyi amaçlamaktayız. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 2010-2021 yılları arasında Dahiliye Hematoloji Bilim Dalı'nda takip ve tedavi edilen ALL tanılı 82 hasta alınmıştır. Hastaların demografik, tanı, tedavi ve takip özellikleri hastanemizde kullanılan bilgisayar otomasyon sistemi ve hastalara ait dosyaların taranmasıyla elde edilmiştir. Hastaların aldıkları tedaviler, tedavi yanıtları, yaşam süreleri incelenmiştir. Bulgular: Hastalarımızın ortalama yaşı 39 yıldır. Hastaların 34'ü kadın 46'sı erkektir. Hastaların 61'i B, 21'i T ALL idi. Hastaların 14'ü standart riskli 68'i yüksek riskliydi. Hastaların %25,6'sının Ph+'liği mevcuttu. Hastaların 62'sine HyperCVAD, 20'sine L-asparajinaz içeren pediatrik kökenli tedaviler verildi. Bir yıllık GS HyperCVAD alanlarda %41,9 iken L-asparajinazlı rejimlerde %67,3 idi. Hastaların 15'ine allojenik kök hücre nakli (AKHN) yapıldı ve 1 yıllık sağkalım oranları %66,7 idi. Hastalardan 55 yaş ve üstündekilerin 1 yıllık GS oranları %20'nin altındaydı. 2016- 2021 yılları arasında tedavi gören hastaların GS oranları 2010-2015 yılları arasındakilere göre daha yüksekti. Sonuç: Çalışmamızda L-asparajinaz içeren pediatrik kökenli rejimlerin uygulanması ile literatüre benzer şekilde sağkalım oranları artmıştır. AKHN uygun hastalarda en etkili tedavi olarak yerini korumaktadır. Anahtar Sözcükler: Akut lenfoblastik lösemi, ALL, HyperCVAD, L-asparajinaz, Sağkalım

AsparajinazPrekürsör hücreli lenfoblastik lösemi-lenfomaYetişkinler
Mustafa Yılmaz
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orak hücre hastalarında sağ kalp fonksiyonlarının değerlendirilmesi

Amaç: Orak hücre hastalığı (OHH), hemoglobinin beta subunitindeki mutasyonların neden olduğu kalıtsal bir hemolitik anemidir. Pulmoner hipertansiyon (PH) ve sağ kalp yetmezliği OHH'da sık görülür ve erken mortaliteden sorumludur. Kalp yetmezliği, OHH'da gelişen miyokardiyal fibrozisin olumsuz bir sonucudur. Bu çalışmada amacımız, ekokardiyografi ile değerlendirilen sağ ventrikül fonksiyonunu belirlemek ve ayrıca orak hücre hastalarında miyokardiyal fibrozisin özelliği olan kollajen dokudaki kantitatif değişikliği araştırmaktı. Gereç ve Yöntem: Orak hücre hastalığı olan 57 hasta ile yaş ve cinsiyet açısından uyumlu 56 sağlıklı kontrol çalışmaya alındı. Orak hücre hastalarında ve kontrol grubunda klinik ve laboratuvar parametreleri ile orak hücre hastalığının end-organ bulguları incelendi. Konvansiyonel ve doku doppler ekokardiyografi yapıldı. NT-proBNP, PICP, PIIINP ve Gal-3'ün serum düzeylerinin belirlenmesi için ELISA kullanıldı. İstatistiksel analiz, IBM SPSS Statistics Versiyon 21.0 kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Orak hücre hastalarının yedisinde (%12) HbS-beta hastalığı vardı. Orak hücre hastaları sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında LVEF korunurken, sağ atriyum çapı (RA), sağ ventrikül miyokard performans indeksi (RVMPI), fraksiyonel alan değişikliği (FAD) ve triküspit yetersizlik hızı (TRV) ölçümleri anlamlı olarak yüksek bulundu. (p<0,05). Orak hastalarında sağlıklı kontrollere kıyasla daha yüksek NT-proBNP, Gal-3 ve PICP seviyeleri vardı (p<0.05) Sonuç: OHH'da kardiyak disfonksiyonu değerlendirmek için doppler ekokardiyografi ve biyobelirteç düzeylerinin birlikte kullanımı önemli bir seçenek olarak görülmektedir. Çalışmamızda HU ile kardiyak parametrelerde gözlemlenen minimal bir faydaya rağmen, uzun süreli HU tedavisinin kardiyak disfonksiyon dahil OHH'nın ciddi sonuçlarını önleyebileceği muhtemeldir. Anahtar kelimeler: Orak hücre hastalığı, pulmoner hipertansiyon, Gal-3, NT-proBNP, PICP, PIIINP

Anemi-orak hücreliEkokardiyografiEnzime bağlı immünosorbent testi+6
Berrak Çağla Şenol
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Splenektomili hastalarda COVID-19 klinik seyri

Amaç: Splenektomi, orak hücre hastalığında spontan olarak gelişmekle birlikte; travma ve bazı hematolojik hastalıklarda etkin bir tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada amacımız dalak fonksiyonu korunmuş bireylere göre enfeksiyon etkenlerinden daha ağır etkilendiği bilinen splenektomili hasta/bireylerde COVİD-19 enfeksiyon riskini, hastaneye yatış ve sağkalım parametrelerini belirlemektir. Aynı zamanda bu hasta grubunda SARS-CoV-2 enfeksiyonuna ve aşılamaya serolojik yanıtı araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Erişkin Hematoloji kliniğine Haziran 2022-Ocak 2023 tarihleri arasında kontrole gelen, çalışma şartlarına uyan toplam 130 splenektomili hasta çalışmaya alındı. Epidemiyolojik veriler, demografik bilgiler, klinik özellikler (splenektomi nedeni, COVİD-19 enfeksiyon ve aşı durumu), laboratuvar ve görüntüleme verileri hastaların tıbbi kayıtları analiz edilerek toplandı. SARS-CoV-2'ye karşı yüksek afiniteli antikorların kantitatif tayini için ECLIA yöntemi kullanıldı. İstatistiksel analiz, Windows için SPSS (22.0 sürüm) yazılım programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dâhil edilen 130 kişi içinde COVID-19 tanı sıklığı %37,7, hastaneye yatış sıklığı %40,8 olarak tespit edildi. Takipleri boyunca 10 hastada komplikasyon gelişmiş olup en sık görülenler aritmi ve tromboembolidir. COVİD-19 enfeksiyon döneminde bakılan lenfosit ve trombosit değeri, enfeksiyon öncesi değerlere göre anlamlı olarak düşük bulundu (p<0,05). Akut faz reaktanlarından CRP, ferritin ve koagülasyon parametrelerinden d-dimer, fibrinojen değerleri ise anlamlı olarak yüksek saptandı. Antikor düzeyi ile aşı dozu arasında anlamlı, pozitif yönde korelasyon saptandı (p<0,001). Enfeksiyon geçiren ve aşı olanların antikor düzeyi, enfeksiyon geçiren ancak aşı olmayanlara göre daha yüksek olup istatiksel olarak da anlamlıdır (p=0,030). Sonuç: Eşlik eden komorbiditeler nedeniyle splenektomili bireylerde COVİD-19 enfeksiyon şiddeti, hastaneye yatış sıklığı artmıştır. Splenektomili hastalarda COVİD-19 enfeksiyonu ve/veya aşı sonrası serolojik yanıt oluştuğu gösterildi. Anahtar kelimeler: COVİD-19, splenektomi, humoral immün yanıt, Anti-SARS CoV-2 IgG

COVID 19DalakKorona virüs enfeksiyonları+3
Büşra Burcu Sayım
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hematolojik malignansili hastalarımızda bendamustin ve rituksimab kombine tedavi sonuçları

Amaç: Non-Hodgkin Lenfomalar (NHL) esas olarak lenf düğümleri olmak üzere, lenfoid dokulardan orijin alan tümörlerdir. NHL'de tedavi yaklaşımları tümörün evresi, fenotipi (B, T veya NK hücreli), histopatolojisi (düşük, orta veya yüksek dereceli), hastanın performans durumu, semptomları, yaşı, komorbiditeleri gibi çeşitli klinik parametrelere bağlı olarak farklılık gösterir. Antrasiklin bazlı rejimler rituksimab ile kombine olarak CD20 pozitif NHL'larda tedavinin temelini oluşturmuştur. Bendamustin±Rituksimab (BR) tedavisi 2010'lu yıllardan itibaren yaygın olarak uygulanmaya başlamıştır. Çalışmamızda NHL tanılı hastalarda BR kemoterapisinin etkinliğini ve güvenlik verilerini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: ÇÜTF Hematoloji Bilim Dalı'da 2013-2023 yılları arasında NHL tanısı ile takip edilen 210 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların dosyalarından ve hastane dijital arşiv sisteminden tüm başvurulara ait klinik ve laboratuvar bulgular, tedavilere ait veriler taranarak kaydedildi. Çalışmamızın primer sonlanım noktası tedavi yanıt oranları, sağkalım analizi ve toksisite idi. Bulgular: Çalışmamızda NHL tanılı hastalarımızda lenfoma alt-tipi sırasıyla; DBBHL %13.8 (29), FL %9.5 (20), MZL %14.3 (30), MCL %11.4 (24), KLL %36.2 (76), WM %3.8 (8), %11.0 (23) hasta ise sınıflandırılamayan NHL idi. Hastaların 109'u (%54.5) ilk basamak tedavide BR, diğer hastalar ise R-CHOP, R-CVP veya benzeri tedaviler almıştı. İkinci basamak tedavi gereksinimi olan hastaların %61'inde (71) BR, 10 (%8.6) hasta R-CHOP tedavisi uygulanmıştı. Tüm hastaların yaş ortalaması 61.2±12.6 olup 89'u (%42) kadın idi. Tanı sırasında 43 hastada (%20) B semptomu mevcuttu. Birinci basamakta BR alan hastalarda tüm grup için genel yanıt oranı (GYO) %75.23 iken R-CHOP alan hastalarda %70 oranında bulundu (p>0.05). DBBHL hastalarında birinci basamakta R-CHOP ve BR alan hastalarda beş yıllık genel sağkalım R-CHOP grubunda belirgin olarak uzun bulundu. (p<0.05). Ancak beş yıllık PFS'de anlamlı fark saptanmadı. R-CHOP alan hastalar BR tedavisi alan hastalara göre belirgin olarak gençti (p=0.012). FL, MZL ve MCL hastalarında birinci basamakta R-CHOP ve BR uygulanan hastalarda sağkalım farklı bulunmadı. BR alan 104 hastada (%55) nötropeni (%86.5 grade 3) gelişti. R-CHOP alan hastaların 13'ünde (%65) nötropeni gelişmiş olup febril nötropeni 8 hastada (%40) mevcuttu. Sonuç: Çalışma sonuçlarımıza göre DBBHL tanılı hastalarda R-CHOP birinci basamak tedavide sağkalım avantajı sağlamakla birlikte ileri yaşta ve komorbiditeleri olan hastalarda BR etkili bir tedavi seçeneğidir. Bendamustin ± ritüksimab tedavisi tüm NHL alt gruplarında etkili bir tedavi seçeneği olup yan etki profili diğer seçenekler ile benzerdir. Anahtar Kelimeler: Bendamustin, Rituksimab, Tedavi, Non-Hodgkin Lenfoma

Hilal Nur Yaldız
Çukurova University
2023
00

Other supervisors