Theses supervised by Prof. Dr. Eyüp Günay İsbir

11 theses · Gazi University

Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de çevresel etki değerlendirmesinin yasal ve uygulama boyutu

Geçmişi 1970'lere dayanan ÇED, Türkiye'de 1983'te çıkarılan Çevre Kanunu'nun 10. Maddesine dayanılarak yönetmelik olarak hazırlanmış ve ilk defa 1993'te yayımlanmıştır. Yönetmelik bugüne kadar 5 kez değiştirilmiş ve son şeklini 17 Temmuz 2008'de almıştır.ÇED, başlangıçta ekonomik yatırımların çevreye olumsuz etkilerinin ölçülmesi olarak düşünülürken zamanla tesislerin kurulmadan önce çevreye zararlarının faaliyet esnasında ortaya çıkabilecek zararlara karşı önlem almayı gerçekleştiren bir süreç olmuştur.ÇED'in öğeleri, geniş kapsamlılık, önleme ilkesi, alternatifleri belirleme, kesin sonuca varma, süreç olma ve teknik bir araç olmadır. Önleme ilkesiyle yatırımın çevreye olası zararları göz önünde bulundurularak faaliyetin başında önlem almak hedeflenir. Geniş kapsamlılık, yöntemin sadece gerçekleştirilmesi düşünülen faaliyetler için değil aynı zamanda plan proje düzeyinde de uygulanmasıdır. Hangi alternatifin çevreye olası zararlarının ne olacağının tahmini sayesinde doğru yer seçimi ve uygun teknoloji kullanımı konularında somut çalışmalar yapılarak çevre koruma etkinliklerinde başarılı sonuçların ortaya çıkması sağlanır. Raporda gerçekleştirilmesi düşünülen etkinlikler kesin karara vardırılır. Süreç olma ilk inceleme aşamasından denetime kadar geçen her aşama ÇED'in bir süreç olduğunu gösterir. Teknik araç olması ÇED sürecinde faaliyetin olası çevresel etkileri teknik olanaklarla belirlenmekle kalmayıp teknolojik araçlar kullanılarak önlemler belirlenip alternatifler oluşturulmaktadır.Türkiye'de geçmişten itibaren ÇED'in uygulanmasında çıkan sorunlar şu şekilde sıralanabilir:?Sürecin fazla uzun olması?Süreçte yetkililerin bilgi, deneyim eksikliği, personel yetersizliği gibi nedenlerle proje sahibini yeteri kadar bilgilendirmemesi?ÇED Raporlarında eksiklik ve yanlışlıkların bulunmasıUygulamadaki sorunlara çözüm önerisi olarak,?Sorunların temelindeki nedenleri iyi saptamak gerekir?Çevre ile kalkınma birlikte düşünülmeli, ele alınmalıdır.?ÇED sürecinin tarafsızlık ve bilimsellik temellerine uygun olması gerekir.? ÇED yatırımcıya külfet olarak görünmekte bunun için çevre yönetim alanı ve bu kapsamda ÇED için özendirici ekonomik araçların geliştirilmesine ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler:1)Çevresel Etki Değerlendirme2)Stratejik Çevresel Etki Değerlendirme3)Çevresel Etki Değerlendirme Raporu

ÇevreÇevre KanunuÇevre politikaları+1
Özlem Bilge
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde Türkiye'nin enerji politikaları ve nükleer gereklilik

Bu çalışmanın amacı; enerji kaynaklarının karşılaştırılarak sürdürülebilirlik açısından en verimli enerji kaynağının hangisi olduğunu tespit etmek ve sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde Türkiye'nin enerji politikalarının nasıl şekillenmesi gerektiğini belirtmektir.Bu kapsamda öncelikle sürdürülebilir kalkınma literatüründe yer alan temel kavramlara yer verilmiş; daha sonra sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde en verimli enerji kaynaklarından biri olan nükleer enerjinin, Türkiye'nin enerji politikalarında olması gereken yeri üzerinde durulmuştur.Çalışmada; genel olarak yerli ve yabancı literatür kullanılıp, veriler kaynak taraması yoluyla elde edilerek betimsel bir yaklaşımla ifade edilmiş, ayrıca grafik ve tablolar kullanılarak anlatım desteklenmiştir.Anahtar Sözcükler:1)Çevre2)Enerji3)Nükleer Enerji4)Sürdürülebilir Kalkınma5)Yenilenebilir Enerji

EnerjiNükleer enerjiSürdürülebilir kalkınma+2
Mehmet Emre Çiçek
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Afet yönetimi: Cumhuriyet dönemi afet yönetimi mevzuatı ve uygulaması

Günümüzde afetler doğal veya insan kaynaklı meydana gelişine bakılmaksızın insanları ve canlıları artan oranda risk altında bırakmaktadır. Zararları açısından ise şehirleşmenin beraberinde getirdiği nüfus artışıyla çok büyük felaketlere yol açmaktadır.Doğal afetlerin zararlarının azaltılması maksadıyla, afet öncesi risk yönetimi ve afet sonrası kriz yönetimini içeren afet yönetiminin en iyi şekilde yönetilme gereksinimini ortaya çıkarmaktadır.Gelişen Teknolojiye ve şehirleşmeye bağlı olarak artan ve değişiklik gösteren afetlere paralel olarak afet yönetim sistemide her geçen gün olumlu şekilde gelişmektedir.Doğal afetlerin toplum üzerindeki kalıcı zararları Türk afet yönetim sisteminde yapılan hukuki düzenlemelerle uygulamaya dönüştürülerek azaltılmaya çalışılmaktadır.Bu çalışmada Türkiye'nin deprem geçmişi çıkarılmış ve bunlara yönelik alınan tedbirleri incelemiştir. Özellikle 1999 Marmara Depremi'ni konu edilmiş olan bu araştırmada depremlere yönelik mevzuat yığınını gözler önüne sermiş ve 1999 sonrası yapılan Afet Yönetimi uygulaması incelemiştir.Genel anlamda doğal afetler hakkında bilgiler sunulan bu çalışma, afet yönetimi-kriz yönetimi ve bunların Türkiye özelinde 1999 sonrası nasıl ele alındığını açıklamıştır. Bu süreçte çıkarılan hukuki düzenlemeler ile örgütlenme düzeyinde neler yapıldığı konu edinilmiştir.Anahtar Kelimeler1.Afet2.Afet yönetimi3.Afet yönetim sistemi,4.Türk afet yönetim sistemi.

Afet yönetimiAfetlerCumhuriyet Dönemi+2
Efkan Güler
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Bebka, Oka ve Daka bağlamında kalkınma ajansları

Küreselleşmenin getirdiği rekabet ortamı, yerel/bölgesel yapıların ve ekonomilerin de bu rekabet ortamında birer aktör olarak yer almasını zorunlu kılmıştır. Küreselleşmenin getirdiği yeniden yapılanma süreçleri, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok ülkede, yerel/bölgesel düzeyde yeni mekanizmalarının oluşmasına, yasal düzenlemelerin yapılmasına ve yeni yerel kalkınma kurumlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Merkezi devletin kalkınmadaki rolünü; yönetişim anlayışı çerçevesinde yerel ve bölgesel otoritelerin, özel sektörün ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla oluşan bölgesel kalkınma ajansları almaya başlamıştır. Türkiye'de uzun yıllardır süregelen bölgeler arasındaki gelişmişlik farklarının beraberinde göç, plansız kentleşme ve işsizlik gibi sorunları giderek arttırması, ilk olarak Avrupa Birliği'ne tam üyelik müzakereleri esnasında gündeme gelen kalkınma ajanslarını, uygulanması zorunlu görülen bir model haline getirmiştir.Çalışmada bölge, bölgesel kalkınma ve bölgesel dengesizlik konuları kavramsal olarak anlatılmış, Avrupa Birliği ve Türkiye'de bölgesel kalkınma politikalarının gelişim sürecinden, araçlarından ve kurumsal yapılarından bahsedilmiş, Türkiye'de kalkınma ajanslarının hedefleri doğrultusunda yapmakta oldukları faaliyetler değerlendirilmiştir.Bu çalışmanın amacı, Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı, Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı ve Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı örnekleri üzerinden Türkiye'deki kalkınma ajansların idari ve mali yapıları, faaliyete geçmelerinden bu yana gerçekleştirdikleri uygulamaları ve çalışmaları performans bilgileri ışığında değerlendirmek, aralarındaki farklılıkları ve benzerlikleri ortaya koymaktır.Kalkınma ajanslarının, Türkiye'nin yeni dönem bölgesel politikası içinde önem taşıyan aktörler olduğu, kurulmaları üzerinden henüz kısa sayılabilecek bir zaman geçmiş olmasına karşın, bölgesel düzeyde etkili olmaya başladıkları, sosyoekonomik yönden verimli çalışmalarda bulundukları, gelecek yıllarda da başta gelir düzeyi ve istihdam olmak üzere, hem bölgesel hem de bölge içi dengesizliklerin azaltılmasında kilit rol oynayacağı sonucuna varılmıştır.Anahtar Sözcükler:1- Bölge2- Bölgesel Kalkınma3- Bölgesel Dengesizlik4- Bölge Kalkınma Ajansları5- Türkiye'de Kalkınma Ajansları

Bölgesel kalkınmaBölgesel kalkınma ajanslarıEkonomik kalkınma ajansları
Hasan Ege Söyüt
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara'da kentleşme sürecinde konut sorunu

Çalışmamızın konusu, 13 Ekim 1923'te başkent ilan edilmesinden sonra, hızlı bir şehirleşme sürecine giren Ankara'nın konut sorunudur. Ankara'nın şehirleşme süreci, XX. yüzyılın ilk çeyreğinde ticaret ve sanayi alanındaki gelişmelerden ziyade devletin merkezi olması sebebiyle hız kazanmıştır. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti olan Ankara'nın devletin destek ve yardımıyla, hızlı ve planlı bir gelişme seyri içine girmesi arzu edilmiştir. Bu amaçla şehrin sağlıklı ve planlı şekilde gelişmesi için yarışmalar tertip edilmiş, planlar hazırlatılmıştır. Ankara için ilk plan denemeleri 1924 ve 1925 yılında Dr. Carl Ch. Lorcher'e hazırlatılmış, ancak söz konusu planın sadece Yenişehir ile ilgili kısmı gerçekleştirilebilmiştir. Daha sonra şehrin imarı ve gelişmesinde 1928 yılında birincilik ödülünü kazanan Hermann Jansen planı esas alınmıştır. Hava koridorları ve yeşil alanların da yer aldığı Jansen planına 1932 yılından itibaren zaman zaman müdahalelerde bulunulmuş; ekonomik kaynak yetersizliği ve arsa spekülasyonları sebebiyle bu planda da arzu edilen sonuca ulaşılamamıştır. 1957 yılında Türk mimarlar Nihat Yücel ve Raşit Uybadin'in planı uygulamaya konulmuştur. Son olarak Ankara Metropoliten Alan Nazım Plan Bürosu, (AMANPB) 1970-1975 yılları arasında ayrıntılı araştırmalar neticesinde 20 yıllık bir zaman dilimini kapsayan ?Ankara 1990 Nazım Planı?nı hazırlamış ve 1982 yılında metropoliten ölçekteki bu plan onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Halen Ankara'da yeni planın hazırlanmasıyla ilgili çalışmalar sürdürülmektedir.İnsani gelişme endeksinin temel bileşenlerinden birini de konut standardı teşkil etmektedir. İnsanlık tarihi kadar eski olan konut sorunu çok yönlü ve çok değişkenlidir. Barınma, korunma huzur ve refah içinde yaşamanın temel gereklerinden olan konut, aynı zamanda yatırım aracı ve meta olma bakımından mimar, mühendis, şehir ve bölge plancıların ilgi alanına girmektedir. Birçok ülkede hızlı kentleşme süreci ile sosyal ve ekonomik hayatın kentlerde yoğunlaşması, kaynak kullanımının ve büyüme sorunlarının mekân boyutunu da ön plana çıkarmıştır. Son elli yılda ekonomi bilimi içinde kent ekonomisi alt bilim dalı olarak gelişmeye başlamıştır. Bu bakımdan çalışmamızda Ankara'da üretilen konutların sayısına, niteliğine ve maliyet hesaplarına da yer verilmiştir.Cumhuriyetin ilan edilmesinden günümüze kadar varlığını başkentte hissettiren konut sorunu, Ankara'nın tarihi, kentleşme olgusu ve gecekondu problemleri çerçevesinde ele alınmaya çalışılmış; konuyla ilgili kaynaklardan yararlanmak suretiyle değerlendirilmiştir. Pek çok şehirde olduğu gibi Ankara'da da hızlı ve çarpık kentleşmenin yanı sıra, iç göç ve nüfus hareketlerinin doğurduğu bir başka konut türü de gecekondulardır. Arsa ve yapı kooperatifleri, toplu konut, ev kredileri gibi konut edindirme yöntemlerinin sorunu çözmediği ilk yıllarda, şehrin dar gelirli yeni sakinleri konut ihtiyacını Ankara'yı çevreleyen tepelere yasal olamayan şekilde inşa ettikleri gecekondularla gidermeye çalışmış, bu da şehrin dokusunu bozmuştur. Son yıllarda kentsel dönüşüm projeleriyle Ankara'da gecekondular ortadan kaldırılmaktadır. Kentsel dönüşüm projeleri doğrudan uygulandığı, tarihi dokuyu bozmadığı, çirkin ve plansız betonlaşmaya yol açmadığı sürece olumlu karşılanması gereken bir girişimdir.Ne yazık ki Türkiye'de şehirleşme veya modernleşme, sağlıksız bir betonlaşma biçiminde algılanmıştır. Modernleşme, çoğu zaman, apartmanlaşma, yer altından ve köprü üzerinden motorlu taşıtların geçmesi, plansız yapılaşma ve mimarî üsluptan yoksun kentleşme olarak yorumlanmıştır. Ankara'da konut açığını kapatma çalışmaları esnasında çıkarılan yasalar çerçevesinde devletin sağladığı imkânlarla modernleşme hedeflenirken, olumlu gelişmelerin yanı sıra pek çok yanlışlıklar da yapılmıştır. Türkiye'de pek çok yerleşim biriminde olduğu gibi Ankara'da da modernleşme uğruna tarihi zenginlikler arzu edilen ölçüde korunamamıştır. Tezimizde, bu konular bütün boyutlarıyla ele alınıp işlenmeye çalışılmıştır.

AnkaraKentleşmeKentsel dönüşüm+2
Selcen Özkan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Yerel yönetimlerde değişim yönetimi ve Samsun Büyükşehir Belediyesi alan araştırması

Bu tez çalışmasıyla, her şeyin hızla değiştiği günümüzde, yerel yönetimlerin bu değişime ayak uydurabilmek için değişim yönetimini ne denli başarıyla uygulayabildiklerinin tespiti amaçlanmaktadır. Günümüzde örgütler, hızlı değişimin ortaya çıkardığı sorunlarla baş edebilmek için pek çok yöntem denemekte ve çareler aramaktadır. Teknolojik gelişmelerin ivme kazandırdığı değişim, toplumları, örgütleri ve onların kültürlerini derinden etkilemekte ve değiştirmektedir. Değişen ve çeşitlenen toplumsal taleplere cevap vermek isteyen örgütler, yönetim anlayışlarını değiştirmek zorunda kalmaktadır. Eski yönetim yaklaşımlarıyla yeni taleplere cevap verilemeyeceğini gören örgütler, kendilerini yenilemek ve değiştirmek zorunluluğu duymaktadır. Bu nedenle değişimi başarılı bir biçimde yönetmek ve ayakta kalmak isteyen örgütler yeni yönetim tekniklerinden yararlanmak durumundadırlar.Değişimden en fazla etkilenen örgütlerin başında yerel halka hizmet sunan yerel yönetimler gelmektedir. Değişen ve gelişen toplumun taleplerine cevap veremez hale gelen kamu yönetimi, 1980'lerden sonra, kamu yönetimi sorunlarını çözebilmek için, ?yeni kamu yönetimi? denilen bir anlayışı benimsemek zorunda kalmıştır. Bu anlayışın gelişmesiyle birlikte ?yönetişim? kavramı değer kazanmış ve yerel yönetimlerin önemi gittikçe artmaya başlamıştır. Bu bağlamda yerel halkın taleplerine cevap vermek isteyen yerel yönetimler, kendilerini bu yeni anlayışa göre değiştirmek ve yenilemek zorunda hissetmektedirler. Bu bağlamda yerel hizmetlerin etkin ve verimli bir biçimde yerine getirilmesini amaçlayan yerel yönetimler değişim yönetimini benimsemek ve başarıyla uygulamak zorundadırlar.Üç bölümden oluşan bu çalışmanın, ilk iki bölümü teorik çerçeveyi kapsamaktadır. Üçüncü bölüm ise bir alan araştırmasıdır. Teorik bölümler için, konuyla ilgili Türkçe ve İngilizce kaynaklar taranmıştır. Kitaplar ve makaleler yanında Türkçe Yüksek Lisans ve Doktora tezleri taramış, ayrıca internet üzerinden de kapsamlı bir araştırma yapılmış ve çok sayıda yararlı elektronik kaynağa ulaşılmıştır.Samsun Büyükşehir Belediyesinde yapılan alan araştırmasında değişim yönetimi sürecinde; kurumun yönetim anlayışı ve iletişim biçimi ile örgütsel sorunları arasındaki anlamlı bir ilişkinin olup olmadığının belirlenmesine çalışılmıştır. Ayrıca kurumdaki yönetim anlayışı, iletişimi biçimi ve örgütse sorunlarla ilgili çalışanların tutumları tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmada kurumun yönetim anlayışı ve iletişim biçimi ile örgütsel sorunları arasında anlamlı bir ilişki olduğu varsayılmış; ancak oluşturulan hipotezler doğrulanmamıştır.Anahtar Kelimeler:1-Değişim2-Değişim Yönetimi3-Değişim Yönetimi Teknikler4-Yeni Kamu Yönetimi5-Yerel Yönetimlerde Değişim

BelediyelerDeğişimDeğişim yönetimi+4
Polat Tunçer
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Küresel kentlerin yönetimi ve İstanbul için bir model önerisi

Küreselleşme her şeyi kendi değerler sistemini uygulayabilmek için değiştirmekte ve dönüştürmektedir. Bu süreçte değişen, niteliği farklılaşan alanlardan biri de kenttir. Kentler küresel ekonomiyle eklemlenebilmek için potansiyellerini bu doğrultuda kullanmakta, diğer kentlerden her alanda önde olmak için sürekli rekabet eden bir yapıya bürünmektedirler. İşte küresel ekonominin kontrol edildiği, yoğunlaştığı, yönlendirildiği bu kentler literatürde küresel kent olarak kavramsallaştırılmaktadır. Küreselleşmenin tüm etkilerinin gözlemlenebildiği bu kentler, artan hizmet yükünü karşılayabilmek, kentlilere daha nitelikli bir yaşam sağlayabilmek için kendilerine özgü bir yönetim yapısı belirlemişlerdir. Tokyo ve Londra'da kendine özgü bir yönetim yapısına sahip olan küresel kentlere örnek teşkil etmektedir.Bu çalışma küresel kent özelliklerini taşıyan ve küreselleşmenin etkilerinin açıkça gözlemlendiği İstanbul'un da kendine ait bir yönetim yapısına sahip olması gerekliliği üzerine kurgulanmıştır. Bu doğrultuda hem İstanbul'un mevcut yönetimiyle ilgili hem de önerilen modelle ilgili derinlemesine mülakat tekniği ile İstanbul'un mevcut yapısındaki sorunlar ve önerilen modele ilişkin düşünceler tespit edilmeye çalışılmıştır. Mülakatlar, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde, İlçe belediyelerinde ve şehir plancıları odasında görevde bulunan kişilerle yapılmıştır.Mülakat çalışması sonucunda mevcut yapıdaki aksaklıkların bir kısmı dile getirilse de birçoğu ifade edilmemiş, yapının belirli kısımları korunmak istenmiştir. Bu çalışmada alan çalışması sonuçları ve İstanbul'la ilgili yapılan çalışmalar göz önüne alınarak İstanbul'a özgü bir yönetim modeli oluşturulmaya çalışılmaktadır.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Kent, Küresel Kent, İstanbul.

KentlerKüresel kentlerKüreselleşme+1
Nazlı Yücel Batmaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu yönetiminde etik çalışmalar ve Türkiye'deki son gelişmeler

Günümüzde küreselleşme ve değişen dünya düzeni kamu yönetimi sistemlerinin de değişmesini ve yeni düzene uyum sağlamasını gerektirmiştir. Dünyada ve Türkiye'de yapılan çalışmalar bu yönde gelişme sağlamak amacı ile yapılmaktadır.21. yüzyıla girerken eki ve geleneksel yönetim anlayışlarından vazgeçilmiştir. kamu yönetiminde de esnek, şeffaf ve katılımcı anlayış benimsenmiştir. Ana konulardan biri de vatandaşların devlete olan güvenlerinin artırılması olarak benimsenmiştir. Bu amaçla, yönetim biçiminde ve çalışanlar açısından etik ilkelerin benimsenmesi gerekli görülmüştür. İyi yönetişim anlayışı da etik dışı faaliyetlerin önelnemesi açısından gereklidir.Bu çalışmada, iki ana başlık altında, etik ve iyi yönetişim kavramları ile bu sistem için gereken yasal düzenlemeler konu edilmiştir. Türkiye'de yapılan yasal düzenlemelerle birlikte çıkarılan kanunlar incelenmiş ve yeni bir kurum olan Kamu Görevlileri Etik Kurulunun çalışmalarından bahsedilmiştir.

EtikKamu yönetimiKüreselleşme+2
Görkem Saylam
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Elektromanyetik kirlilik ve kent yaşamına etkileri

96 ÖZET Araştırma ile elektromanyetik radyasyon ve elektromanyetik kirliliğin günümüzde kentlerde ulaştığı boyutların ve yarattığı tehlikelerin ortaya konması, yerel ve merkezi idarelerin görev ve sorumluluklarının irdelenmesi, konunun hukuki boyutları ile, alınacak bireysel ve kurumsal tedbirlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Böylelikle kamuoyunun bilinçlendirilmesi, çevre ve halk sağlığı açısından dikkatinin çekilmesi de hedeflenmektedir.Tez çalışması dört bölümden ve üç ekten oluşmakta olup, toplam, 120 sayfadan ibarettir. Çalışmada elektromanyetik radyasyon ve elektromanyetik kirlilik tanıtıldıktan sonra, tarihçesinden bahsedilmekte, konu ile ilgili olarak ulusal ve uluslararası çalışmalardan örnekler ile epidemiyolojik çalışmalar incelenmektedir. Ayrıca Ankara ilinin değişik noktalarında yapılan ölçüm değerleri ve değerlendirmeleri verilerek konunun kent yaşamına olan etkileri yansıtılmaya çalışılmakta, kırsal ile kent arasında elektromanyetik kirlilik açısından kıyaslamalarda bulunulmaktadır. Araştırmada çeşitli iletişim firmalarının yapmış oldukları araştırma sonuçları ile biyofizik alanında yapılan inceleme çalışmaları ve uluslararası bilimsel kuruluşların yaptıkları araştırma sonuçlarına yer verilmektedir.Araştırma durum tespitine ve çözüm önerilerine yönelik olup, ayrıca Avrupa Birliği ve diğer ülkelerin radyasyona maruz kalınma sınır değerleri incelenerek ülkemizdeki değerler ile kıyaslama yapılmaktadır. Konu ile ilgili olarak yargıya intikal etmiş ve sonuçlanmış davalar incelenmekte, bu kapsamda bir Yargıtay İlamı sunulmaktadır. Elektromanyetik uyum ile elektromanyetik silah konusu üzerinde durulmakta ve bu konularda insanlığı bekleyen tehlikelerin neler olduğu örneklerle belirtilmekte, elektromanyetik kirlilik etkisinin geleceğimizin teminatı olan97 çocuklarımız üzerindeki olası risklerinin neden yetişkinlere göre daha fazla olduğu açıklanmaktadır. Günümüzde gelişmiş tüm dünya ülkelerinde nüfusun neredeyse %85'lere varan kesimi kentlerde yaşamakta olup, bu oran her geçen yıl, bir az daha kent yönüne doğru artmaktadır. Çok genç nüfusa sahip olan ülkemizde de kentlerde yaşama oranı, son yapılan analizlere göre %65'ler civarındadır. Bu gelişmeler de kentlerimizin büyüme yönlerinin daha iyi planlanmasına, eski semtlerinin de tarihi dokuyu bozmadan daha detaylı kentsel dönüşüm projeleri ile yenilenmesine ihtiyaç göstermektedir. Ülkemizde konutların ve çalışma alanlarının gereksinim duyduğu elektrik enerjisi dağıtım sistemleri daha çok havai hat olarak dizayn edilmiştir. Bunun yanında iletişimi mobil olarak sağlayan cep telefonu baz istasyonları yüksek binalara, sadece kapsama alanı ve ticari kaygılar ile gelişi güzel yerleştirilmiştir. Bu da, kentlerimizin estetiğini bozmaktadır. Yine yerel ve ulusal televizyon verici istasyonlarının şehrin yüksek yerlerine aynı ilkesizlik ile monte edildiği gözlenmektedir. Bu ve benzeri değerlendirmeler ile konunun kent estetiği açısından doğurduğu sorunlar üzerinde durulmaktadır. Sonuç bölümünde; teknolojinin insanlara şu an için sunduğu ve her geçen gün daha fazla sunması beklenen hizmetlerin alınmasında, fayda ve zarar değerlendirilmesi yapılarak, optimum faydanın sağlanması için, ne gibi bireysel ve kurumsal tedbirlerin alınması gerektiği ile, ülkemizde konuyla ilgili olan kurum ve kuruluşların yetki ve sorumluluklarının paylaşımı konusundaki çelişkilerin giderilmesi amacıyla önerilen çözüm yöntemleri sunulmuştur.

Baz istasyonlarıElektromanyetik kirlilikElektromanyetik radyasyon+7
Nihat Demir
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye`de kamu kuruluşlarında performans yönetimi ve bütçede uygulama projesi

İçinde bulunduğumuz dönemde yaşanan hızlı bilimsel ve teknolojik gelişmeler tüm yapı ve süreçleri değişime zorlarken kamu yönetimi de bu değişimden etkilenmiştir. Kamu yönetiminin kaynaklarını etkin, verimli ve tutumlu olarak kullanması yönetim alanında önemli bir öncelik olarak ortaya çıkmıştır. Bu öncelik çerçevesinde ortaya konulan hedeflere ulaşabilmek için önceden tespit edilmiş objektif kriterlere göre yönetimin yaptıklarının ölçülmesi, değerlendirilmesi ve denetlenmesini sağlayan performans yönetimi kamu hizmetlerinin sunumunda temel yönetim anlayışlarından birisi olmuştur Performans yönetiminin kamu yönetimindeki yansımalarından biri, performansa dayalı bütçelemedir. Performansa dayalı bütçeleme ile amaçlanan kamu kaynaklarının en iyi şekilde kullanılmasını sağlamak, hesap verme sorumluluğunu yerleştirmek, mali alanda şeffaflığın oluşmasını sağlamaktır. Türkiye'de de dünyadaki gelişmelere paralel olarak performansa dayalı bütçeleme 2004 yılı başından itibaren uygulamaya geçmiştir. Bu çalışmada performans yönetimi kavramı, bu yönetimin bir parçası olan performans değerleme incelenmiş, performansa dayalı bütçedeki pilot kurumlar ayrıntıları ile ele alınmış, genel olarak denetim konusundan bahsedilerek performans denetimi ortaya koyulmuştur

BütçeBütçelemeKamu kuruluşları+6
Pelin Ediz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında kamulaştırma kavramı ve Türkiye uygulaması

265 ÖZET Kamulaştırma uygulaması, idarelerin kamu yararına kullanmak amacıyla taşınmaz elde etme yöntemlerinden biridir. İdareler tarafından sıkça başvurulan bu yöntem, temel bir insan hakkı olan mülkiyet hakkına müdahaleyi de beraberinde getirmektedir. Bu nedenle, kamulaştırma uygulamalarında çoğu kez uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Bu uyuşmazlıklar kimi zaman kamulaştırma işleminin esasına ilişkin olmakta, kimi zaman da kamulaştırılacak taşınmaz için idareler tarafından ödenmek istenen bedele ilişkin olmaktadır. Ulusal yargı mercilerimizin önünde görmeye alışkın olduğumuz bu tür uyuşmazlıklar, son yıllarda, hem de azınsanmayacak sayıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi' ne(AİHM) de taşınmıştır. Maalesef, ülkemiz bu davaların pek çoğunda tazminat ödemeye mahkum edilmektedir. Bazı davalarda ise dostane çözüm yolu ile uyuşmazlık giderilmeye çalışılmaktadır. Çalışmamızın konusunu, AİHM kararları ışığında kamulaştırma ve Türkiye uygulaması oluşturmaktadır. AİHM Türkiye tarafından da kabul edilmiş olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS) uyarınca kurulmuş bir mahkemedir. Bu Mahkeme' nin verdiği kararların niteliği ve bu kararların ülkemizdeki uygulamaya ne şekilde yön verdiği hususlarının açıklığa kavuşturulabilmesi için çalışmada öncelikle milletlerarası andlaşmalar üzerinde durulmuştur. Zira AİHS de bir milletlerarası andlaşmadır. Daha sonra AİHM ve AİHS' nin özellikleri ve hukuki niteliği incelenmiştir. Kurulan bu temel üzerine, çalışmanın üçüncü ve dördüncü bölümlerinde AİHM' nce kamulaştırma konusunda verilen kararlar ve bu kararların ülkemizdeki uygulamaya olan etkisi incelenmiştir. Konu incelenirken, AİHM kararlarının yanısıra, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi' nin konumuza ilişkin kararlarına da yer verilmiştir. Ayrıca, öğretideki görüşler ve uygulamalar açıklanırken, eleştirilerde bulunmaya ve çözüm önerileri üretmeye de gayret gösterilmiştir.266 Çalışma, AİHM kararlarının, özel olarak da bu Mahkemece Kamulaştırma konusunda verilen kararların iç hukukumuzu etkilediğini ortaya koymaktadır. Bu kararlar sonrası, başta Anayasamız olmak üzere pek çok kanunda, AİHM kararlarının gerekçelerinde belirtilen hususlar doğrultusunda değişiklikler yapılmış, mevzuatımız AİHM içtihatları ile uyumlu hale getirilmeye çalışılmıştır. Bundan sonrası, uygulayıcılara ve Türk Mahkemelerine düşmektedir.

Avrupa İnsan Hakları MahkemesiKamulaştırmaTürk hukuku+1
Ahmet Berberoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00

Other supervisors