Theses supervised by Prof. Dr. Faruk Karadağ
11 theses · Çukurova University
Gürültü ve titreşim hakkındaki mevzuat hükümlerinin farklı sektörlerde çalışanların iş verimliliği üzerindeki etkileri
In this study, the noise, which is a physical risk factor, has been taken into consideration because it has a negative impact on the employees. In study, the effects of noise measurement on human health and work efficiency were investigated. In the study, 56 people on two different sectors in the province of Adana the effect of noise on employees working in different sectors survey; the effect of noise on the employees on the employees' knowledge levels was investigated. A dosimeter was used to measure noise levels in these sectors. Likert type questions were used in the survey. To analyze the results, a computer program was used for the SSPS Necessary measures are taken to reduce and control noise detected. As a result of the study, the groups that do not define the noise which constitutes a very important health risk from the industrial point of view as environmental pollution have been identified. Therefore, it was emphasized that the owners should give importance to the individual training of employees. Education is the most important and effective way to make occupational health and safety a concept of culture that everyone adopts and implements rather than legal responsibility. Key Words: Occupational health and Safety, Noise, Noise effect, Likert scale
Negatif kırılma indisli ortamlarda kütle-enerji eşdeğerliğinin bazı özellikleri
Bu tez çalışmasında, malzemeler, kayıplar da dikkate alınarak negatif kırılma indisi özelliği göstermesi açısından incelenmiştir. Gösterilmiştir ki, kayıpların dikkate alınmaması kırılma indisi ile ilgili bazı önemli özelliklerin formüllerde görünmemesine sebep olmaktadır. Plazma ve manyetik malzemelerin negatif kırılma indisi özelliği göstereceği durumlar ve şartlar belirtilmiştir. Ayrıca, negatif kırılma indisli ortam içerisinde kütle-enerji eşitliği kavramı "Einstein kutusu" düşünce deneyi izlenerek tartışılmıştır. Negatif kırılma indisli ortam içerisinde faz ve grup hızları birbirine ters yönde yöneldiği için bir çok elektromanyetik etkinin değiştiği gibi, kütle-enerji eşitliği kavramında da bazı değişiklikler sözkonusudur. E=mc2 formülü, vakumda, elektromanyetik dalganın kaynaktan alıcıya yayılımına, belli bir kütlenin de eşlik ettiğini öngörmektedir. Yayıcı ve alıcı arasındaki ortam negatif kırılma indisli olduğunda, elektromanyetik dalga kütleyi alışıldığı üzere yayıcıdan alıcıya değil, alıcıdan yayıcıya taşımaktadır. Bu tezde, yoruma açık kalmış bu konuyla ilgili mevcut literatür derlenmiş ve farklı yaklaşımlarla konu incelenmeye çalışılmıştır. Alıcı dikkate alınmadığında da ters kütle akımının geçerliliğini yine koruduğu gösterilmiştir. Eğer yayıcı ışımayı negatif kırılma indisli ortam içerisinde yaparsa, yayıcı kütle kaybetmek yerine, kütleyi kazandığı sonucuna varılmış ve kütle akımının alıcı ile bir bağlantısının olmadığı analitik olarak gösterilmiştir.
Bina inşaatlarında yüksekten düşme noktaları ve alınacak önlemler
Dünya genelinde ve ülkemizde en fazla ölümle sonuçlanan iş kazaları inşaat sektöründe gerçekleşmektedir. İnşaat sektörü; bina inşaatı, bina dışı yapıların inşaatı ve özel inşaat faaliyetleri şeklinde üç ekonomik faaliyet başlığı altında toplanmaktadır. Ülkemizde özellikle her geçen gün artan nüfusla birlikte bina inşaatı faaliyetleri diğer iki inşaat (bina dışı yapı ve özel inşaat) faaliyetinden daha hızla gelişmektedir. Sektörde bina imalatında yaygın olarak müteahhitlik sistemi ile konut üretilmesi nedeniyle, iş sağlığı ve güvenliği konuları da dahil kurumsallaşan inşaat firma sayısı oldukça azdır. Bina imalatlarında iş kazalarının önlenmesi için öncelikle iş güvenliğine yönelik yapılacak planlarda tehlikeli durum ve davranışların belirlenmesi ve önlem alınması gerekmektedir. Bina imalatlarında bilinen en tehlikeli durum yüksekten düşmelerdir. Ancak yüksekten düşme noktalarının özellikle bina imalatlarında belirlenmesi, imalat öncesinde yapılacak iş güvenliği planının daha doğru yapılmasını sağlayacaktır. Bu çalışmada bina imalatlarının farklı seviyelerinde (%45, %65 ve >%65) potansiyel düşme noktalarını belirlemek için bir check-list hazırlanmış ve her bir imalat seviyesi için 20 adet olmak üzere toplam 60 adet check-list uygulanmıştır. Bina şantiye şefleri ile yüz yüze yapılan check-list uygulamasında, seçilmiş üç imalat seviyesi için ayrı ayrı düşme noktalarının görülme oranları hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre en çok düşmeler bina imalatının %45 sevisinde meydana gelmektedir. Bina imalatlarının her üç seviyesinde de düşmelerin en çok gerçekleştiği noktalarının; kat merdivenleri, sabitlenmiş dış cephe iskelesi, metal merdivenler, hareketli iskeleler, el merdivenleri, koğuş ranzaları, depolanan materyal üzerinden, vinç üzerinden ve şantiye duvarından düşmeler olduğu görülmüştür.
Adana'da bulunan tekstil atölyelerinde çalışan işçilerin iş güvenliği ve işçi sağlığı algısının araştırılması
Bu çalışmada, Adana ilinde bulunan tekstil atölyelerinde çalışan farklı statü ve görevlerde olan bireylerin iş güvenliği bilincine sahip olup olmadıkları ve işçi sağlığı algılarının araştırılması amaçlanmıştır. Tekstil sektöründe meydana gelen iş kazaları sayısı, genel olarak diğer sektörlere oranla daha az ölümle sonuçlanmasına rağmen; metal, inşaat ve madencilik sektöründen sonra 4. sırayı almaktadır. Araştırmamızı tekstil sektörü üzerinde yürütmemizin sebebi; hem yaşanan iş kazası sayısı hem de tekstil sektöründe çalışan personelin farklılık gösteren sosyo demografik yapısından kaynaklanmaktadır. Araştırma kapsamında yüz yüze anket yöntemi kullanılmış ve yapılan ankette likert tipi sorular tercih edilmiştir. Sonuçların analiz edilmesi için SPSS bilgisayar programı kullanılmıştır. Hem işçilerin hem de işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği ve meslek hastalıklarıyla ilgili algılarını ölçmek ve bilinçlerini tespit etmek için anket soruları sorulmuştur. Sosyo demografik yapı ve kişiden kişiye değişen bilinç seviyelerinden dolayı birçok farklı cevaplar alınmıştır. Anket sonuçlarının tamamı incelendiğinde çalışma hayatının en önemli unsurlarından olan iş sağlığı ve güvenliği ve meslek hastalıkları konusunda yeterli bilinç seviyesine ulaşılmadığı gözlenmiştir. İş sağlığı ve güvenliği'nin yerine getirilmesi gereken yasal bir zorunluluk değil, benimsenmesi gereken bir kültür olarak algılanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu kültürün oluşmasının en kolay ve en doğru yolu düzenli verilen eğitim ve seminerler olacağı kanısına varılmıştır.
Fiziksel risk etmenlerinin iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi ve uygulamaya ilişkin bir örnek
Bu araştırma, Adana ilindeki A ve B hastanelerinde görev yapan laboratuvar çalışanlarının iş yerlerinde karşılaşabilecekleri risk faktörlerinin belirlenmesi ve çalışanların tanımlayıcı özellikleri ile bu risk faktörleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Her iki hastanede görev yapan 220 laboratuvar çalışanına sosyo-demografik özelliklerini ve mesleki risk faktörlerini içeren bir anket formu uygulanmıştır. Anketlerden elde edilen verilerin analizinde SPSS 24.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma istatistiklerinin yanında, ayrıca T testi ve Anova testi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Sonuç olarak laboratuvar çalışanlarının karşılaştıkları risk faktörlerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Risklerin etkenlerinin azaltılması için eğitimler ve önlemlerde alınıyor olmasına rağmen yine de çalışma ortamında mesleki risklerle ilgili yeterli derecede önlem alınmadığı belirlenmiştir. Çalışanların karşılaştığı risk faktörlerinin yaşa, cinsiyete, eğitim durumlarına, çalıştıkları hastaneye, çalıştıkları birime, son bir yıl içerinde mesleki riskler ile ilgili eğitim alma durumuna, mesleki risklerle ilgili yeterli derecede bilgilendirme durumuna, mesleki risklerle ilgili yeterince önlem alınma durumuna göre farklılaştığı görülmüş olup, birimde çalışma süresi ile ilişkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uygulamalarının Türkiye'de lojistik sektörünün verimliliğine katkısının incelenmesi
Sunulan çalışmada 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanunun uygulanmasından önce ve sonra yaşanan lojistik sektöründeki iş kazalarının istatistikleri karşılaştırılarak öncelikle lojistiğin hangi alanında iş kazalarının yoğun olduğu tespit edilerek, ayrıca yaş, cinsiyet ve çalışma saatleri açısından da değerlendirmesi yapılmıştır. Yapılan anket çalışması ile iş kazalarının yoğun olduğu alanda İSG uygulamalarının faydası değerlendirilerek ayrıca İSG uygulamalarının iyileştirilmesi açısından tespitler yapılmaya çalışılmıştır. İşveren ve işçiler açısından İSG uygulamalarının vardığı noktada memnuniyet dereceleri belirlenmiştir.
Bilişim sektöründe risk analizi, risklerin değerlendirilmesi ve iş sağlığı ve güvenliği ile entegrasyonu
Bu çalışmada kamu kurumlarının ve özel sektör işletmelerinin bilişim bölümlerinde çalışan bireylerin iş sağlığı ve güvenliği konusundaki bilinç düzeyleri ile iş sağlığı ve güvenliği açısından taşıdıkları risklerin (fiziksel, ergonomik ve psiko-sosyal vb…) yasal zemin ile entegre olup olmadığı hususunu değerlendirmek amaçlanmıştır. Bu kapsamda Adana ilinde yerleşik, bünyesinde bilişim bölümü bulunduran kamu kurumları ve özel sektör işletmelerinde çalışan 430 bireye yüz yüze anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonuçları SPSS paket programında analiz edilmiştir. Çalışmamızda anketlerin analizine yönelik tanımlayıcı istatistiklerden yüzde frekans yöntemi kullanılmış ve veriler Kolmogorow-Smirnov normal dağılış testine tabi tutulmuştur. Ayrıca gerekli karşılaştırmalar Mann Whitney U, Wilcoxin ve Kruskal Wallis testleri ile yapılmıştır. Çalışmamızda personelin fiziksel ve ergonomik riskler konusunda daha bilgili ve yeterli olduğu fakat psiko-sosyal riskler açısından bilinç eksikliği olduğu ortaya çıkmıştır. Anket sonuçlarından faydalanılarak risk faktörlerinin analizi ve genel yönetim süreci içerisinde bilişim sektörü çalışanının iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili risklerin birlikte değerlendirilmesinin gerekli olduğu önerilmiştir.
Türkiye genelinde güneş ışınımının NOAA uydu verileri ve meteorolojik değişkenler kullanılarak belirlenmesi
Güneş ışınımını yeryüzü seviyesinde tahmin etmek için uydu verilerinin kullanılması, güneş ışınımının yer ölçümlerine göre geçerli bir alternatif yol haline gelmiştir. Bu tez çalışmasında NOAA-AVHRR uydu verileri kullanarak Türkiye üzerine gelen saatlik küresel güneş ışınımını saptamak için istatiksel bir model geliştirilmeye çalışılmıştır. İlk aşamada, 2010 ve 2016 yılları arası ham uydu verilerinin kalibrasyonu ve coğrafik düzeltmeleri yapılmış ve seçilen 22 meteoroloji istasyonlarına denk gelen piksellerin bulut kapalılık indeksi hesaplanmıştır. Yer istasyonlarındanda ölçülen ve atmosfer dışına gelen saatlik küresel güneş ışınımı verileri kullanılarak her pikselin atmosferik geçiş faktörü hesaplanmıştır. 2.aşamada, bulut kapalılık indeksi ve atmosferik geçiş faktörü değerleri arasındaki aylık grafiklerden regresyon katsayıları a ve b elde edilmiştir. 3.aşamada, 2015 ve 2016 yılları yer istasyonunda ölçülen ve atmosfer dışına gelen saatlik küresel güneş ışınımı verileri kullanılarak her pikselin atmosferik geçiş faktörleri hesaplanmıştır. 4.aşamada, ilk 5 yılın verilerinden elde edilen a ve b regresyon katsayıları 2015 ve 2016 yılları uydu verileri bulut kapalılık indeksi ve atmosferik geçiş faktörü değerleri istatiksel modele uygulanmış ve yere ulaşan saatlik küresel güneş ışınımı değeri deneysel olarak hesaplanmıştır. Yer istasyonları güneş ışınımı değerleri ile deneysel elde edilen güneş ışınımı değerleri karşılaştırılmış ve oluşturulan aylık bazlı grafiklerin korelasyon katsayısı değerleri olan R2'nin 0,75 ila 0,94 aralığında değerler aldığı ve yer verileri ile kabul edilebilir uyum içinde olduğu belirlenmiştir.
Luminescence studies of various phosphors and clinical applications of newly developed BeO dosimeters
One of the purposes of this Ph.D. study is to investigate the characterization of Ce3+ and Gd3+ doped MgB4O7 powders produced by the solid-state synthesis technique. The effect of different dopant concentrations on the luminescence characteristics of MgB4O7 powders was studied. The phase composition and morphology analysis of the synthesized material were confirmed by X-ray diffraction (XRD) and scanning electron microscopy (SEM). The luminescence properties were examined by measuring the optically stimulated luminescence (OSL) decay signal, thermoluminescence (TL) and radioluminescence glow curve (RL) emission spectra,. Basic dosimetric characteristics such as linearity, reusability and fading were tested. Our findings showed a maximum luminescence efficiency when the synthesis of MgB4O7:Ce,Gd was carried out using contents of 0.1 wt% Ce3+ and 3 wt% Gd3+. All the studies of MgB4O7:Ce0.1%,Gd3% confirmed the phosphor suitability for radiation dosimetry. This Ph.D. study also aims to assess the feasibility of newly developed BeO-based ceramic pellets to be used in therapeutic dose regimes, comparing them to ionization chambers and Thermalox 995 BeO chips. The clinical measurements were performed in water-equivalent phantoms using 6 MV X-ray beams delivered by linear accelerators under different conditions of energies, dose rate, field size, depth, and incidence angle. The obtained results are sufficient to fulfill the requirements for a clinical dosimeter in radiotherapy.
Nanopartikül takviyeli epoksi reçinenin mekanik ve fiziksel özelliklerinin incelenmesi
Bu tez kapsamında ağırlıkça %1 ve %3 karışım oranlarına sahip karbon-nanotüp (CNT), titanyum diborür (TiB2), zirkanyum karbür (ZrC) partikülleri epoksi reçine içerisine dökülüp ultrasonik bir karıştırıcı yardımıyla homojen bir şekilde karıştırılarak daha önceden ölçüleri ASTM ve ISO standartlarına göre belirlenen kalıbın içerisine boşaltılarak test numuneleri elde edilmiştir. Bu test numunleri çekme, üç-nokta eğilme ve darbe testlerine tabi tutularak mekaniksel özellikleri araştırılmıştır. Ayrıca bu numunelerin taramalı elektron mikroskobu (SEM), termogravimetrik analiz (TGA), diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC) ve fiziksel özellikler ölçüm sistemi (PPMS) analizleri ile fiziksel özellikleride ortaya konmuştur.
Non-destructive testing by using transmission line based microwave sensors
In this research, various types of antennas have been designed and manufactured for the purpose of determining and defining ionized chlorine of sea sand in concrete. Four structures are designed with different models. For the first structure, a Loop-like resonator, for the second structure, a bow-tie shaped resonator, and for the third structure, double-ring resonators are used on both sides of the concrete sample. The fourth structure has a central circular copper resonator with the sample using the transmission line. All of them have concrete samples and non-destructive methods are used in all structures. Different samples of concrete are produced with different amounts and portions of ionized sea sand. Electrical properties of concrete samples for all structures are accomplished in the frequency range of 1-9 GHz. The structures are designed in the Microwave Studio program. The simulation research and analyze of the designed structures shows that the most important resonance frequency shifts, considering the dielectric constant of concrete samples, occur for the Loop-like structure in the range of 1-8 GHz, Bowtie-shaped structure in the range of 1-4 GHz and double Loop structure in 1-9 GHz of frequency band. The important point in designed structures, is the changes of the wave at the resonance frequency (the peak points). The shape of output wave (reflection coefficient S11/ transmission coefficient S12) should change linearly by considering the Dielectric constant and Loss tangent factor (in complex permittivity formula). We have used copper for the resonators of the Bowtie and Loop like structures. We have used FR-4 material for the substrate of forth structure to obtain transmission values. We have simulated four types of designed structures with CST Microwave Software and then obtained the results and evaluated them. Both numerical and experimental tests have given approximately similar results and are in good agreement with each other. These proposed structures can be used in many applications where it is necessary to determine the proportion and degree of ionization of sea sand in cement-based composites such as concrete. Key Words: Metamaterial, Sensor, Sea sand, Concrete