Theses supervised by Prof. Dr. Haluk Keleştimur
11 theses · Fırat University
İrisinin erkek ve dişi sıçanlarda obeziteye bağlı üreme fonksiyonlarındaki değişiklikler üzerine etkileri
Egzersiz, erkeklerde obezite sonucunda meydana gelen cinsel disfonksiyonlar ve sperm bozuklukları üzerimde olumlu etkilere sahiptir. Aynı zamanda egzersizin kadınlarda obezite ile birlikte oluşan cinsel fonksiyon bozukluklarında da olumlu etkileri olduğu bilinmektedir. Fakat egzersiz esnasında sistemik dolaşıma sekrete edilen bir adipomiyokin olan irisinin obezite sonucunda meydana gelen erkek ve kadın cinsel fonksiyon bozukluklarında oluşturacağı etkiler henüz bilinmemektedir. Bu tez çalışmasının temel amacı yüksek yağlı diyet indüklü cinsel disfonksiyon modellerinde irisinin erkek ve dişi nöroendokrin sistemi üzerindeki muhtemel etkilerini belirlemektir. İlk olarak erkek ve dişi hayvanlar kontrol, obez, irisin ve obez+irisin olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır (her grup için n=10). Obez ve obez+irisin grubundaki yetişkin erkek ve dişi sıçanlar ilk olarak sırası ile ortalama 22 hafta ve 14 hafta boyunca % 60 kcal yüksek yağlı diyetle beslenmiş ve obezite indüklü cinsel disfonksiyon modeli oluşturulmuştur. Daha sonra irisin ve obez+irisin gruplarında yer alan erkek ve dişi sıçanlara mini-ozmotik pompa aracılığı ile 4 hafta boyunca subkutanöz irisin (100 ng/kg/gün) perfüzyonu gerçekleştirilmiştir. Erkek sıçanlarda yüksek yağlı diyet indüklü obezitenin cinsel performansı ve cinsel motivasyonu, ereksiyonu, libidoyu ve potensi azalttığı görülmüştür. İrisinin erkek sıçanlarda cinsel performansta meydana gelen tüm bu bozuklukları düzelttiği bulunmuştur. Fakat irisin perfüzyonu obezitede bozulmuş olan LH, FSH ve inhibin-B hormon dengesini doğrudan etkilememiştir. Ancak, obezite sonucunda testis dokusunda meydana gelen histopatolojik bozuklukları düzelttiği ve obezitede artmış olan serum leptin seviyelerini azalttığı bulunmuştur. İrisin perfüzyonunun aynı zamanda erkek sıçanlarda obezite sonucunda azalmış olan sperm motilitesini ve sperm anomalilerini de (Baş ve Total Anomali) düzelttiği belirlenmiştir. Obezitenin dişi cinsel motivasyonunu değiştirmediği fakat ovaryumda ciddi histopatolojik değişikliklere neden olduğu, serum leptin seviyelerini anlamlı ölçüde arttırdığı ve östradiyol seviyelerini ise anlamlı ölçüde azalttığı bulunmuştur. Fakat obezite sonucunda dişi sıçanlarda testosteron, progesteron ve FSH seviyelerinin değişmediği görülmüştür. İrisin perfüzyonu ise FSH seviyelerini irisin grubunda kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde azaltmış, progesteron seviyelerini ise obez+irisin grubunda obez ve kontrol grubuna göre, irisin grubunda ise yalnızca kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde arttırmıştır. Fakat serum testosteron, LH ve östradiyol seviyelerini değiştirmemiştir. Ancak irisin perfüzyonu sonrasında obezite sonucunda ovaryum histopatolojisinde meydana gelen bozulmaların düzeldiği ve artan serum leptin seviyelerinin anlamlı ölçüde azaldığı bulunmuştur. Sonuç olarak bu tez çalışması kapsamında bir egzersiz hormonu olan irisinin obeziteye bağlı olarak gelişen üreme sistemi bozuklukları üzerinde düzeltici bir rol oynayabileceği ve dolayısıyla irisinin bu noktada terapötik bir protein olabileceği önerilmektedir.
Dişi sıçanlarda asprosin uygulamasının enerji metabolizması ile ilişkili hormonlar üzerindeki etkilerinin araştırılması
Canlılığın temel bileşenlerinden biri olan metabolizmanın sürdürülebilirliği için vücudun bir iç dengeye sahip olması gerekmektedir. Bu denge enerji alım (besin alımı) ve enerji tüketimini kapsayan bir dizi biyolojik süreçten meydana gelmektedir. Enerji homeostazının düzenlenmesi, gıda alımı ve enerji harcaması arasındaki dengenin sağlanması için hormonlar, peptitler ve nörotransmitterler dahil olmak üzere periferik ve merkezi nöronal girdilerin koordineli çalışması gerekmektedir. Bozulmuş enerji metabolizması, yaşam kalitesini düşürmekle birlikte obezite gibi birçok hastalığa yol açmaktadır. Temel enerji kaynaklarından biri olan yağ dokusu, metabolizmanın düzenlenmesinde etkili bir organdır. Esas olarak yağ dokusundan salgılanan bir adipokin olan asprosin uygulamasının enerji metabolizmasındaki işlevi hala bilinmemektedir. Bu doğrultuda çalışmamız dişi sıçanlara uygulanan asprosinin besin tüketimi ve enerji metabolizmasıyla ilişkili birtakım hormon üzerindeki etkilerini belirlemek için yapılmıştır. Çalışmamız Fırat Üniversitesi Deneysel Araştırmalar Merkezi'nden (FÜDAM) temin edilen 21 günlük 35 ± 2 gram ağırlığında toplam Sprague-Dawley ırkı 24 adet dişi sıçan rastgele seçilerek kontrol ve asprosin grubu (n=12) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Yirmi birinci günden itibaren ortalama 8 hafta boyunca 13:00-15:00 saatleri arasında düzenli olarak asprosin uygulanan dişi sıçanların; yeme-içme davranışlarının ve ağırlık değişimlerinin günlük takibi yapılarak, sıçanlarda asprosin uygulamasının yem-su tüketimi, ağırlık değişimi ve enerji metabolizmasında etkili hormonlar üzerindeki olası etkilerinin ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Doğum sonrası 21. Günden itibaren ortalama 90 gün boyunca asprosin grubundaki hayvanlara intraperitoneal olarak günlük asprosin (500ng/kg) uygulandı. Benzer şekilde, kontrol grubuna (1ml/kg) serum fizyolojik uygulanmıştır. Hayvanları ortalama 8 hafta boyunca 13:00-15:00 saatleri arasında yem, su tüketimi ve ağırlık değişimi takibi yapılmıştır. Deney grupları 90. Gün sonucunda anesteziye alınmadan dekapite edilmiştir. Dekapitasyon sonrası alınan kan örneklerinde ELISA kitiyle asprosin, ghrelin, leptin, glukagon, glukoz, insülin, folikül sitümüle eden hormon (FSH), tiroit stimülan hormon (TSH), büyüme hormonu (BH), kispeptin kortikosteron, inhibin A, inhibin B düzeyleri incelenmiştir. Kontrol grubu ve asprosin grubu dişi sıçanların yem, su tüketimlerinde ve ağırlık artışlarında istatistiksel olarak anlamlı kabul edilecek bir farklılık olmadığı görülmüştür. Serum örnekleri incelendiğinde iki grup arasında serum asprosin, ghrelin, kortikosteron, BH, FSH, TSH, inhibin B düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir. Yapılan biyokimyasal incelemelerde lipid profili, lipid profili (LDL), yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) ve Trigliserid (TG) düzeylerinde anlamlı bir fark gözlenmemiştir.
Diyabet oluşturulan erkek farelerde asprosinin bazı hormonlar ve metabolik faktörler üzerine etkisi
Diabetes mellitus (DM) , prevelansı giderek artan en önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Zayıf glisemik kontrol ve insülin direnci nedeniyle Diabetes mellitusta lipid, enerji ve glukoz metabolizmaları etkilenir. Bunlara ek olarak DM, plazma serbest yağ asidi, trigliseritler (TG) ve düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) seviyelerinde bir artışa ve yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) seviyesinde düşüşe neden olur. Beyaz yağ dokusundan salınan bir hormon olan asprosin, yağ dokusundan karaciğere alınır ve karaciğerden dolaşıma hızlı bir glikoz salınımına neden olur. Yapılan çalışmalar asprosin seviyesinin diyabet, obezite, polikistik over sendromu ve metabolik sendrom gibi durumlarda değiştiği göstermiştir. İştahı artıran asprosinin, vücut yağ kütlesi ve iştahsızlığın düzenlenmesinde etkili olabileceği düşünülmektedir. Sağlıklı farelere tek doz asprosin verilmesinin kan şekerini yükselttiği de bilinmektedir. Önemli miktarda yağ dokusundan salgılanan bir diğer hormon olan leptinin enerji metabolizmasının düzenlenmesinde anahtar rol oynadığı bilinmektedir. Ghrelin, mideden salgılanan glikoz metabolizmasında rol oynadığı bilinen oreksinerjik bir peptittir. Açlık hormonu ghrelinin, asprosine benzer şekilde hareket ederek, kan beyin bariyerini geçerek ve hipotalamik gıda alım sistemi yoluyla cAMP'ye bağımlı AgRP nöronlarını aktive ederek iştahı uyardığı gösterilmiştir. Son çalışmalar, bir adipomiyokin olan irisinin, termojenez, toplam vücut enerji metabolizması ve glukoz homeostazının düzenlenmesinde rol oynayabileceğini göstermektedir. Ayrıca uzun süreli irisin uygulaması sağlıklı erkek sıçanlarda serum asprosin düzeylerini artırırken obez erkek sıçanlarda bu artış göstermediği bildirilmiştir. Sağlıklı ve diyabetik hayvanlarda tekrarlanan asprosin uygulamasının kan şekeri, leptin, ghrelin ve irisin düzeylerini değiştirip değiştirmediği bilinmemektedir. Ayrıca diyabetik farelerin karaciğerinde steatohepatite neden olan TG, kolesterol ve LDL birikimi üzerine asprosinin etkileri de bilinmemektedir. Bu çalışmanın hipotezi, yağ dokusundan karaciğere alınan ve karaciğerden dolaşıma glikoz salınımına neden olan asprosinin tekrarlayan uygulamasının diyabetle değişen kan şekeri, leptin, grelin ve irisin düzeylerini düzenleyeceğidir. Ayrıca steatohepatit ile ortaya çıkan ve diyabetin bir komplikasyonu olarak ortaya çıkan karaciğerde TG, kolesterol ve LDL artışını önleyeceği düşünülmektedir. Bu tez çalışması, 25-30 g ağırlığındaki 40 yetişkin erkek Balb/C faresi kullanılarak gerçekleştirildi. Fareler randomize bir şekilde kontrol, asprosin (1 g/kg), asprosin (10 g/kg), streptozotosin (STZ), STZ + asprosin (10 g/kg) (n=8 her bir grup için) olmak üzere beş gruba ayrıldı. Asprosin, farelere 3 günlük aralıklarla dört kez intraperitoneal olarak (i.p.) enjekte edildi. Kan glukoz ölçümü kuyruk veninden manuel glukometreyle yapıldı. Serum leptin, ghrelin, irisin düzeyleri enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemiyle ölçüldü. Karaciğer örnekleri homojenize edildi. Trigliserid, kolesterol ve ldl düzeyleri otoanalizatör kullanılarak belirlendi. Varyansların normalliğini ve homojenliğini belirlemek için sırasıyla Shapiro-Wilk testi ve Levene yöntemi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki önemli farklılıklar, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve ardından post hoc Tukey testi ile belirlendi. Bu tez çalışmasıyla ilk kez sağlıklı hayvanlarda kan glukozunu arttıran asprosinin diyabetik hayvanlar kan glukoz seviyesini değiştirmediği gösterildi. Asprosin diyabetik farelerde irisin düzeyini düşürürken ghrelin düzeyini yükseltirken leptin düzeyini değiştirmedi. Asprosin diyabetik farelerde artan hepatik TG, kolesterol ve LDL seviyelerini azalttı. Çalışmamızın sonuçları, asprosinin glukoz ve enerji metabolizmasının düzenlenmesinde önemli bir rolü olabileceğini göstermektedir. Ayrıca asprosinin diyabet ve diyabet komplikasyonları ile ilişkisini anlamada büyük ölçüde katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Asprosin, diabetes mellitus, kan glukozu, irisin, ghrelin, leptin
Puberte ve üremenin nöroendokrin kontrolünde kisspeptin, RFRP-3 ve Nesfatin-1'in etkileşimi üzerine deneysel araştırmalar
Araştırmamızda kisspeptin ve nesfatin-1'in dişi sıçanlarda üreme fonksiyonu ve enerji rezervi üzerine etkisinin yanı sıra RF9'un (RFRP3/GnIH antagonisti) ve p234'ün (kisspeptin reseptör (kiss1r) antagonisti) modülatör etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bunun için 21 günlük sütten kesilmiş Spraque-Dawley dişi yavru sıçanlar kullanılmıştır. Hayvanlara intraserebroventriküler (ICV) enjeksiyon için kanüller anestezi altında takıldıktan sonra, 23. günden 60. güne kadar, kisspeptin, kisspeptin+p234, p234, RF9, RF9+p234, nesfatin-1 ve nesfatin-1+p234 günlük ICV olarak enjekte edilmiştir. Kisspeptin, RF9 ve nesfatin-1'in LH salgılanmasını artırdığı, p234'ün tek başına bazal LH düzeyine etki etmediği fakat kisspeptin, RF9 ve nesfatin ile birlikte uygulandığında ise LH düzeyinin anlamlı şekilde düştüğü görüldü. Kisspeptin, RF9 ve nesfatin uygulanan hayvanlarda pubertenin morfolojik işareti olan vajinal açıklığın erken başladığı, p234 ile geciken pubertenin kisspeptin, RF9 ve nesfatin-1 ile kombine edildiği gruplarda ise kontrol grubu ile aynı seviyeye döndüğü tespit edildi. Kisspeptin ve nesfatin gıda alımında azalma ve canlı ağırlık artışını azaltıcı etki oluştururken, RF9'un ise canlı ağırlık artışına etki etmeksizin gıda alımında azalma meydana getirdiği görüldü. Bu veriler, kiss1r antagonisti p234 ile kisspeptinin yanı sıra, ilk kez, GnIH/RFRP-3 antagonisti RF9'un ve kısmen nesfatin-1'in gonadal aks ve enerji rezervinin düzenlenmesiyle ilgili etkilerinin değiştirilebildiğini göstermektedir.
Antidepresan olarak kullanılan bupropiyon, paroksetin ve agomelatinin erkek sıçanlarda puberteye geçiş üzerindeki etkileri
Yapılan çalışmada selektif serotonin geri alım inhibitörü (SSRI) paroksetin, dopamin-norepinefrin geri alım inhibitörü bupropiyon ve melatonin agonisti agomelatinin erkek sıçanlarda puberteye giriş, üreme parametreleri ve beslenme davranışına olan etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 21 günlük Spraque-Dawley cinsi erkek yavru sıçanlar kullanılmıştır. Hayvanlara post-natal 21.günden 90.güne kadar gastrik gavaj yoluyla paroksetin, bupropiyon ve agomelatin verilmiştir. Uygulama sürecinde, gıda alımı, su tüketimi ve vücut ağırlığında hiçbir grupta kontrol grubuna göre farklılık bulunmadı. Yapılan değerlendirmelerde puberte giriş günü ve giriş ağırlığında kontrol grubuna göre herhangi bir farklılık meydana gelmediği tespit edildi. Serum gonadotropin seviyeleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, FSH seviyelerinde bir değişim meydana gelmediği, LH seviyesinin ise sadece bupropiyon grubunda anlamlı ölçüde arttığı belirlendi. Leptin seviyelerinde uygulama gruplarında kontrole göre bir değişim olmadığı görüldü. Testosteron seviyelerinde ise bupropiyon ve agomelatin gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı bir artış meydana geldiği tespit edildi. Sperm parametreleri değerlendirildiğinde tüm gruplarda sperm sayısının kontrol grubuna göre anlamlı oranda azaldığı, toplam sperm anomalisinin arttığı, sperm motilitesinin ise sadece bupropiyon grubunda azaldığı belirlendi. Elde edilen sonuçlar, paroksetin bupropiyon ve agomelatinin erkek sıçanlarda puberteye giriş ve beslenme davranışı üzerine etkisinin olmadığını, sperm parametrelerini ise olumsuz yönde etkilediğini göstermiştir. Çalışmamız paroksetin, bupropiyon ve agomelatinin puberteye girişe nasıl etki ettiğine dair yapılan ilk çalışma olma özelliği taşımaktadır.
Nesfatin-1'in sıçan duyusal nöronlarında kalsiyum sinyalleşmesi üzerine etkisi
Nesfatin-1; son yıllarda keşfedilen, nükleobindin 2 (NUCB2) 'nin postranslasyonel işlenmesinden elde edilen anoreksijenik hipotalamik bir polipeptittir. Birçok çalışma nesfatin-1'in, enerji metabolizmasına ek olarak ağrı sinyalleri de dahil olmak üzere somatosensorial ve visseral transmisyonda rol aldığını göstermektedir. Bu çalışmanın amacı; neonatal sıçanların kültüre edilmiş dorsal kök gangliyon nöronlarında (DKG) nesfatin-1 'in intrasellüler kalsiyum seviyeleri ([Ca+2]i) üzerine etkilerini araştırarak, periferal nöronal sinyallerin iletiminde olası rolünü keşfetmektir. Nesfatin-1'in DKG nöronlarında [Ca+2]i üzerine etkileri in vitro kalsiyum görüntüleme sistemi kullanılarak araştırıldı. DKG nöronları; 1-2 günlük neonatal Wistar sıçanlarından alınan ganglionların enzimatik ve mekanik ayrıştırma işlemini takiben primer kültürde yetiştirildi. Bu tez çalışması ile fura-2 bazlı kalsiyum görüntüleme sistemi tekniği kullanılarak, nesfatin-1 'in [Ca+2]i üzerine etkileri ve protein kinaz C (PKC) aracılı yolağının rolü incelendi. Nesfatin-1 kültüre DKG nöronlarında [Ca+2]i'i artırdı. Hücreler nesfatin-1 uygulaması öncesinde pertussis toksin ile muamele edildiğinde [Ca+2]i meydana gelen artış ortadan kalktı. Protein kinaz C inhibitörü chelerythrine chloride, nesfatin-1 ile indüklenmiş [Ca+2]i daki artışı baskılamıştır. Bu tez çalışmasının sonuçları; nesfatin-1'in kültüre edilmiş DKG nöronlarında protein kinaz C aktivasyonuna bağlı olarak, G-protein bağlantılı reseptör ile etkileştiğini ve bu sayede [Ca+2]i artışına sebep olduğunu göstermektedir.
Farklı hücre kültürlerinde gadolinyum ve gadolinyum şelatlarının hücre içi kalsiyum üzerine etkisinin araştırılması
Gadolinyum (Gd+3) canlılarda eser miktarlarda bulunan, metabolik rolü bilinmeyen ve kalsiyum kanallarını inhibe ettiği gösterilmiş nadir bir toprak metaldir. Organik ligand moleküllerinin Gd+3 etrafında bir kompleks oluşturduğu bir şelasyon süreci ile Gadolinyum'lu MR Kontrast Ajanları (GMRKA) oluşturulur. GMRKA'ların metabolik koşullarda gadolinyum iyonlarını serbestleyerek ayrıştığı hipotezi nedeniyle farklı sinir doku hücre kültürlerinde serbest gadolinyum ve GMRKA'ların hücre içi kalsiyumu üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmada sıçan dorsal kök gangliyon (DKG) ve trigeminal gangliyon (TG) hücreleri ile GT1 7 (ölümsüz GnRH nöronları) hücreleri kullanıldı. Hücre içi kalsiyum sinyalleri DKG ile TG hücrelerinde KCl+ ve GT1 7 hücrelerinde melatonin ile non spesifik depolarizasyonla hücreler uyarılmaya çalışıldı ve indüklenen kalsiyum sinyalleri üzerine gadolinyum ve GMRKA'ların etkileri incelendi. GMRKA'lar ve moleküler gadolinyum 0,1 mmol/kg ortam konsantrasyonu oluşturulacak şekilde aynı pH ve sıcaklık değerlerinde hazırlanılarak kalsiyuma duyarlı floresan boya Fura 2 AM ile boyanmış hücre kültürlerine uygulanarak değerlendirme yapıldı.Sıçan DKG ve TG nöron kültürlerinde hücre dışına uygulanan Gd+3 ve gadodiamid hücre içi bazal kalsiyum düzeylerinde Gd+3 daha fazla olmak üzere anlamlı azalma meydana getirirken meglumin gadoterat anlamlı bir etki göstermedi. Gd+3'nin etkisi geri dönüşümsüz iken gadodiamid ile geri dönüşüm tama yakın idi. GT1 7 hücre kültürlerinde Gd+3 ve gadodiamid DKG ve TG'lerdekine benzer etki gösterirken meglumin gadoterat da Gd+3 ve gadodiamid ile karşılaştırılamayacak derecede hafif formda olmakla birlikte gadodiamid benzeri etki göstermiştir.Sonuç olarak, bazı gadolinyum şelatlarının gadolinyumu fizyolojik şartlarda serbestleyip hücre içi kalsiyum düzeylerini değiştirerek dokulardaki muhtemel toksik etkilerinin oluşmasına sebep olabileceği kanısına varılmıştır.
İmmortalize rHypoE-7 hücrelerinde RFRP-3 salgılanmasının leptin tarafından kontrolü üzerine in vitro çalışmalar
Hipotalamik RFamid peptidler, gonadotropin-inhibe edici hormon (GnIH) ve ortolog peptitler, ilk olarak memelilerde keşfedilmiş olup RFamide peptit süperailesine (RFRP-3) aittir ve bu peptitler, hipotalamus-hipofiz-gonadal (HHG) üreme aksının önemli düzenleyicileri arasında gösterilmektedir. GnIH sadece üreme fonksiyonlarıyla ilişkili olmayıp aynı zamanda gıda alımının düzenlenmesinde de rol oynadığından yağ hücrelerinde üretilen leptinin RFRP-3 nöronları üzerinde bir etkiye sahip olduğu ileri sürülmüştür. Sıçan rHypoE-7 hücre hattı, nöroendokrin faktörlerin RFRP-3 nöronları üzerindeki etkisini ortaya çıkarmak için geliştirilmiş bir modeldir. Leptinin besin alımı ve üreme üzerindeki etkisini RFRP-3 aracılığıyla gösterip göstermediğini belirlemek için leptin ile muamele görmüş rHypoE-7 hücrelerinde hücre içi serbest kalsiyum ([Ca+2]i) değişiklikleri incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı, leptinin immortalize rHypoE-7 hücrelerindeki RFRP-3 üzerine etkisini in vitro olarak incelemektir. Çalışmada RFRP-3 salgılayan rHypoE-7 hücreleri kullanıldı. Leptinin rHypoE-7 hücrelerinde RFRP-3 salgılanması ve [Ca+2]i sinyalleşmesi üzerindeki etkileri incelendi. rHypoE-7 hücreleri Ca+2 duyarlı floresan boya ile yüklendi ve [Ca+2]i cevapları floresan görüntüleme sistemi kulanılarak 340/380 nm oranındaki değişikliklerle belirlendi. Medyumdaki GnIH konsantrasyonunu belirlemek için ELISA yöntemi kullanıldı. Bu çalışma sonunda leptinin, immortalize RFRP-3 nöronlarında [Ca+2]i değiştirdiği gösterilmiştir. Bu da leptinin, gonadotropin serbestleştirici hormon (GnRH) aktivitesini RFRP-3 nöronları aracılı düzenleyebileceğini açıkça göstermektedir.
Nosisepsiyonda pürinerjik P2Y12 reseptörlerinin rolü üzerine deneysel çalışmalar
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2002 yılında yaklaşık 177 milyon olan ve 2025 yılı itibari ile dünyada yaklaşık 300 milyon insanı etkilemesi beklenen diyabet hastalarının yaklaşık yarısında, uzun sürede (kan şekerinin düzenlenme düzeyine de bağlı olarak) nöropati gelişmektedir. Ağrılı diyabetik nöropati gelişmiş ülkelerdeki en sık nöropati nedenidir.Diyabetik nöropatinin sebepleri tam olarak anlaşılmış değildir ve etkin ideal bir tedavisi halen yoktur. Bu tez çalışmasında nöropatik ağrı patofizyolojisinde P2Y12 reseptör alt tipinin olası rolü ile bu reseptörün selektif antagonisti olan klopidogrel ve MRS 2395'in ağrılı diyabetik nöropatide olası tedavi edici rolleri incelendi.Dorsal kök gangliyonları (DKG) 1-2 günlük yeni doğan sıçanların dekapitasyonundan sonra enzimatik ve mekanik işlemlerle tek hücrelere ayrıştırıldı. Flüoresan kalsiyum görüntüleme çalışmaları yapılarak klopidogrel ve MRS 2395'in hücre içi serbest kalsiyum seviyelerine etkisi incelendi. Her iki ajan da doz bağımlı olarak hücre içi serbest kalsiyum miktarında belirgin artış meydana getirdi.İn vivo deneylerde hot plate analjezimetre kullanılarak nosiseptif davranış latansından ağrı eşiği belirlendi. Klopidogrel ve MRS 2395 (1, 10 ve 30 mg/kg) diyabetik nöropati oluşturulan farelerde doz bağımlı olarak ağrı eşiğini önemli ölçüde artırdı.Sonuç olarak; antitrombotik ilaç olarak yaygın kullanıma sahip klopidogrel ile yeni keşfedilen MRS 2395'in in vitro deneylerde hücre içi kalsiyum oranlarında artış oluşturduğu ve in vivo deneylerde de ağrı eşiğini yükselttiği görülmektedir. Bu bulgular klopidogrel ve MRS 2395'in nöropatik ağrı tedavisinde terapötik potansiyele sahip olabileceğini göstermektedir.
Effect of agomelatine on urinary bladder contraction-relaxation mechanism
Melatonin is the hormone that is essentially compelling in modifying the organic cadence in people. Melatonin receptors have been identified in numerous organs including the cardiovascular system, myometrium and ovarian/granulosa cells. In a similar manner, the potential impacts of agomelatine, which is an energizer with melatonergic impact, on different systems other than the upper impact, have been of intrigue. Agomelatine is an energizer with a novel mechanism of activity. It is a melatonergic agonist for MT1 and MT2 receptors and serotonin (5-HT2C) receptor antagonist. Agomelatine has been suggested to have no affect on sexual capacity. In any case, the impacts of agomelatine on urogenital capacities have not been adequately studied in in vivo models. In the light of this data, the aim of this study is to determine the potential impacts of agomelatine on the contraction and relaxation mechanism of the urinary bladder and to disentangle the fundamental physiopathological instruments. In this investigation, seven Wistar-Albino adult male rats were utilized. To decide the inhibitory actions of agomelatine on the urinary bladder, the strips of urinary bladder tissues was prepared after decapitation and were suspended in the tissue bath system and responses were recorded. Following a normal of 2 hours of adaptation period, dosages of agomelatine at 100 μM, 200 μM and 1000 μM was tested on conventional dose acetylcholine-stimulated urinary bladder contractions. The contractile status during pre-agomelatine period of each tissue preceding tissue were utilized as their control. The fundamental reason for our examination is to investigate the impacts of agomelatine on urinary bladder constraction relaxation and uncover the basic pathophysiological mechanism of this effect. As per the consequences of the current analysis, agomelatine can be utilized in the treatment of the hypertonicity related to the urinary bladder.
Effect of metformin on urinary bladdercontraction-relaxation mechanism
Metformin (Dimetilbiguanid), insüline bağımlı olmayan diabetes mellitus (NIDDM) olan hastalarda kan glukoz konsantrasyonunu düşürmek için oral yoldan uygulanan bir ilaçtır. Bu çalışmada metforminin farklı dozlarının (2mM, 10mM, 20mM) erkek sıçanlarda asetilkolin ile indüklenen kasılmalar üzerindeki etkisi izole organ banyosu kullanılarak test edildi. İdrar kesesi deneyinde metformin mesane şeritlerinde kasılma ve gevşemeye etki etmedi. kasılma sıklığı yukarida belirtilen dozlarda istatistiksel olarak anlamlı değil (p>0.05), Ayrıca alan ve kasılma genliği kullanılan tüm dozlarda istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar, antidiyabetik ilaç olan metforminin, in vitro modelde asetilkolinin neden olduğu idrar kesesi kasılmalarının kasılma modeli üzerinde önemli bir etki yapmadığını göstermektedir. Bu nedenle metformin, mesaneye etkisi olmadığı için mesane problemi olan diyabetik mellitus hastalarında kullanılabilir.