Theses supervised by Prof. Dr. Hamdi Temel
11 theses · Yozgat Bozok University, Dicle University
Hipertansif hastalarda serum ürik asit/albümin oranı ile kan basıncının sirkadiyen ritmi arasındaki ilişki
Non-dipper kan basıncı paterninin varlığı, artmış olumsuz kardiyovasküler hastalık riski ve daha kötü uzun vadeli prognoz ile yakın bir ilişkiye sahiptir. Bu çalışmada, hipertansif hastalarda non-dipper sirkadiyen patern ile serum ürik asit/albümin oranı (ÜAO) arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladık. Araştırma, Haziran 2022-Haziran 2023 tarihleri arasında Yozgat Şehir Hastanesi kardiyolojine polikliniğine hipertansiyon nedeniyle başvuran ve örnekleme dahil edilen ardışık 340 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Hastalar, 24 saatlik ambulatuvar kan basıncı ölçümünden elde edilen sirkadiyen kan basıncı paternine göre dipper ve non-dipper olarak iki gruba ayrıldı. Non-dipper grup, gece ölçülen kan basıncı değerinde %10'dan az düşme olarak tanımlandı. Hastaların laboratuvar parametrelerinden serum ürik asit/albümin oranı (ÜAO) hesaplandı.Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 23.0 programı kullanıldı. Araştırmada non-dipper paterne sahip hastaların ÜAO düzeyleri dipper gruba göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde, daha yüksek ÜAO seviyelerinin, non-dipper paternin varlığıyla bağımsız olarak ilişkili olduğu bulunmuştur. Spearman korelasyon analizinde, ÜAO'nin, ortalama gece sistolik kan basıncı ile zayıf fakat anlamlı bir korelasyona sahip olduğunu belirledik (r=0.185, p=0.001). ROC analizinde, 1,30'un üzerindeki ÜAO değerlerinin, non-dipper paternin öngörülmesinde sensitivitesi %66,5, spesifisitesi %65,9 olarak bulunmuştur [EAA(Eğri Altında Alan): 0,738, %95 Güven Aralığı:0,688-0,790; p<0,001]. ÜAO, dipper olmayan sirkadiyen KB modelini değerlendirmek için basit ve kolayca hesaplanabilir bir biyobelirteç olabilir. Böylece gelecekte istenmeyen aterosklerotik olaylar açısından yüksek risk taşıyan hipertansif hastalar tespit edilip yakından gözlemlenebilir ve bu hastalara daha yoğun tedavi seçenekleri uygulanabilir.
Bor bileşiklerinin ilaç tasarımı ve moleküler modellemesi
Bor bileşikleri ve aromatik bileşikler biyolojik olarak aktif moleküllerdir. Bu tür moleküllerle ilişkili biyokimyasal reaksiyonları aydınlatmanın en ucuz ve en hızlı yolu moleküler dinamik simülasyonlar olup bu simülasyonların gerçekleştirilmesi kuvvet alanı dosyalarına bağlıdır. Bu çalışmada, hem aromatik yapı içeren bor bileşiklerinin hem de boronat ve borik asit türevlerinin simülasyonları için gerekli parametreler piyasada en çok kullanılan Amber simülasyon programına uyumlu olacak şekilde BAFF1(Bor Amber Force Field) ve BAFF2 adıyla üretilmiş ve test edilmiştir. Frekans ve potansiyel enerji yüzey taramalarının tamamı B3LYP/6,311G ++(2d, 2p) düzeyinde yapılırken RESP yükleri HF/6-31G* düzeyinde hesaplanmış ve elde edilen parametreler kuvvet alanı dosyasında bir araya getirilmiştir. Oluşturulan yeni bor kuvvet alanının, deneysel yapıyı yeniden üretme gücü ise Cambridge Kristalografik Bilgi Merkezi'inden alınan x-ray yapılarıyla test edilmiş ve bu kuvvet alanı ile minimize edilen yapıların deneysel X-ray yapılarını kuantum mekanik ile optimize edilen geometrilere oldukça yakın şekilde yeniden üretebildiği anlaşılmıştır. İkinci testte, literatürde MCF-7 meme kanserine karşı anti-kanser özelliği bilinen bir ligand DNA ile simüle edilmiş ve 10 ns boyunca ligandın DNA'ya kenetleme işlemi ile bağlı olduğu minör oyuk konumunun değişmediği ve anti-kanser özelliğini simülasyon boyunca gösterdiği görülmüş ve deneysel veri simülasyonla desteklenmiştir. Sonuç olarak, BAFF-1 ve BAFF-2 adında iki ayrı kuvvet alanı üretilmiş ve bu kuvvet alanları ile bor bileşiklerinin moleküler dinamik simülasyonları gerçekleştirilerek ilaç tasarımında kullanılması mümkün hale getirilmiştir.
Bazı Achillea l. türlerinin LCMS-IT/TOF ve LC-MS/MS ile metabolik profillerinin çıkarılması ve biyolojik activitelerinin belirlenmesi
Bu doktora tez çalışmasında, Asteracae familyasına ait 14 farklı Achillea türünün majör sekonder metabolitleri LC-MS/MS ve LC-MS IT-TOF cihazlarıyla belirlenerek ekstrelerinin antioksidan ve antikanser aktiviteleri araştırıldı. Çalışılan türlerin (A. biebersteinii Afan, A. coarctata Poir., A. kotschyi subsp. kotschyi, A. lycaonica Boiss. et Heldr., A. millefolium L. subsp. millefolium L., A. schischkinii Sosn., A. setacea Waldst. et Kit., A. sintenisii Hub.-Mor., A. wilhelmsii C. Koch subsp. wilhelmsii, A. teretifolia Willd., A. goniocephala Boiss. et Bal., A. nobilis L. subsp. neilreichii Formanek, A. spinulifolia Fenzl ex Boiss.ve A. monocephala Boiss. & Balansa) teşhisi yapılıp kurutularak toprak altı ve toprak üstü kısımlar şeklinde ayrıldı. Çalıştığımız türlerin kloroform-metanol (1:1) ekstrelerinin UHPLC-ESI-IT-TOF MS cihazı ile kalitatif olarak sekonder metabolik profilleri belirlendi. Bu çalışmada Achillea türlerinde 89 adet sekonder bileşen tespit edildi. Ayrıca, kloroform-metanol (1:1) ve etanol ekstrelerinin LC-MS/MS ile 37 bileşenin kalitatif ve kantitatif analizi için kapsamlı bir metot geliştirildi. Bu çalışmadaki dikkate değer önemli bulgular; A. kotschyi'nin toprak altı etanol ekstresinde klorojenik asit (55812.2 µg/g ekstre), A. schischkinii'nin toprak üstü etanol ekstresinde kinik asit (38293.02 µg/g ekstre), A. monocephala'nın toprak altı metanol-kloroform ekstresinde fumarik asit (12986.93 µg/g ekstre), A. millefolium'un toprak üstü metanol-kloroform ekstresinde malik asit (12945.44µg/g ekstre), A. coarctata'nın toprak üstü etanol ekstresinde rutin (11120.52 µg/g ekstre) ve A. teretifolia'nın toprak altı etanol ekstresinde ise kersetin (9085.56 µg/g ekstre) şeklinde sıralanabilir. Çalışılan Achillea türlerinin etanol ekstrelerinin antioksidan etkileri, DPPH serbest radikal süpürücü aktivitesi, ABTS katyon radikali giderim aktivitesi, β-Karoten lipit peroksidasyon test sistemi ve CUPRAC bakır indirgeme kapasitesi yöntemleriyle incelenmiştir. Her yöntemde en aktif ekstrelere baktığımızda DPPH yönteminde A. nobilis'in toprak altı (IC50: 12,23±0,24), ABTS yönteminde A. monocephala'nın toprak altı (<10), A. nobilis'in toprak altı (<10), A. kotschyi'nın toprak altı (<10), CUPRAC yönteminde ise A. nobilis ve A. kotschyi'nin toprak altı (sırasıyla 3.675±0,130 ve 3.547±0,039) olduğu belirlenmiştir. β-Karoten lipit peroksidasyon yönteminde ise genel olarak tüm türlerin düşük ve orta derecede aktif olduğu belirlenmiştir. Buna ek olarak, çalışılan türlerintoplam fenolik içeriği (A. nobilis toprak altı (282,97±3,14 µg pirokatekole eşdeğer/mg ekstre)) ile toplam flavonoid içeriği (A. schischkinii toprak altı (35,36±0,54 µg kersetine eşdeğer/mg ekstre)) belirlenmiştir. Ayrıca antikolinesteraz aktivite sonuçlarına göre tüm ekstreler arasında en yüksek aktiviteyi hem bütirilkolinesteraz hem de asetilkolinesteraz enzim inhibisyonunda A. monocephala'nın toprak üstü ekstresi (sırasıyla 39.73±1.51, 19.60±0.44) göstermiştir. Çalışmanın diğer kısmında da çalışılan 14 Achillea türünün metanol-kloroform (1:1) ekstrelerinin HeLa (İnsan Servikal Karsinoma Hücreleri) hücrelerine karşı antikanserojen aktivitelerini incelenmiştir. En yüksek sitotoksik aktiviteyi A. goniocephala toprak üstü (-0.009), A. millefolium toprak üstü (-0.0059), A. wilhelmsii toprak üstü (-0.0146), A. spinulifolia toprak altı (-0.03) ve toprak üstü (-0.02) ve A. schischkinii toprak üstü (-0.0034) ekstreleri göstermişlerdir. Anahtar Kelimeler : Achillea, sekonder metabolit, LC-MS IT-TOF, LC-MS/MS, antioksidan, antikanser.
Bazı Allium (yabani sarımsak) türlerinin aflatoksin, ağır metal ve sekonder metabolit içeriklerinin ICP-MS ve LC-MS/MS ile belirlenmesi ve biyolojik aktivitelerinin incelenmesi
Alliaceae (Zambakgiller) familyasına ait Allium cins adı ile bilinen sarımsak, soğan en önemli sebze türlerindendir. 25 - 30 cm yüksekliğinde yeşilimsi beyaz veya pembe çiçekli otsu bir bitkidir. Nadiren tohum bağlar, bu nedenle soğancıkları ile üretilir. Allium cinsinin dünya üzerinde yaklaşık 800 türü bulunmakta iken, ülkemizde ise 197 takson bulunmaktadır. Bu tez çalışmasında özellikle ülkemizin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yetişen bazı türlerin toprak altı ve toprak üstü kısımlarından hazırlanan etanol ekstrelerinin toplam fenolik miktarları pirokatekole, toplam flavonoid miktarları kersetine eş değer olarak tayin edilmiştir. Hazırlanan bu ekstrelerin antioksidan aktiviteleri β-karoten renk açılımı, DPPH serbest radikal giderimi, ABTS katyon radikali giderimi ve CUPRAC yöntemleri ile, antikolinesteraz aktiviteleri ise asetil- ve bütiril-kolineteraz yöntemleri ile belirlenmiştir. Bu biyolojik aktivitelerin yanı sıra bu ekstrrelerin sitotoksik aktiviteleri fibroblast (bağ doku hücresi) ve DLD-1 (kolon kanser hücresi)hücreleri kullanılarak belirlenmiştir. Çalışılan türler halk arasında besin olarak tüketildiği için toksik etkilerini ortaya koymak için ICP-MS ile ağır metal içerikleri ve ELISA cihazı ile total aflatoksin içerikleri belirlenmiştir. Ayrıca bu türlerden hazırlanan etanol ekstrelerinin LC-MS/MS ile fenolik içeriği grubumuz tarafından daha önce valide edilen metoda göre tespit edilmiştir. Çalışılan 12 farklı Allium türünün genel olarak total fenolik içeriğinin flavonoid içeriğe göre daha zengin olduğu belirlenmiştir. Total fenolik içerik bakımından en zengin ekstre AAtü olmakla beraber AAta, AAHtü, AAHta ve AAVtü ekstrelerinde zengin içeriğe sahip olduğu tespit edilmiştir. Total flavonoid içerik bakımından ise yine AAHta, AAHtü ve AAVtü ekstrelerinin en yüksek içeriğe sahip olduğu tespit edilmiştir. Çalışılan 25 ekstrenin antikolinesteraz aktivitelerinin olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca genel olarak çalışılan tüm ekstrelerin antioksidan aktivitelerinin düşük/orta derecede olduğu tespit edilmiştir. Fakat çalışılan bazı ekstrelerin özellikle kanserli DLD-1 hücre serileri üzerinde yüksek sitotoksik aktiviteye sahip olduğu tespit edilmiştir. Özellikle total fenolik ve flavonoid içerik bakımından zengin olan AAtü ekstresinin hem orta dercede antioksidan (ABTS) hemde yüksek derecede sitotoksik etki potansiyeline sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmadaki türlerin genel olarak düşük total aflatoksin içeriğe sahip olduğu tespit edilmiştir. Fakat özellikle antioksidan kapasite bakımından aktif olan AAHtü ekstresinin hazırlandığı AAH türünün içerdiği total aflatoksin değerinin yüksek olması besin olarak tüketiminin kontrollü bir şekilde yapılması gerektiğini göstermiştir. Ayrıca çalışılan bazı türlerin özellikle kurşun, kadmiyum ve arsenik içeriğinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Genel olarak çalışılan bütün türlerin LC-MS/MS sonuçlarına göre fenolik içeriklerinin çeşitlilik ve miktar bakımından fakir olduğu belirlenmiştir. Halk arasında Allium türleri hem gıda ve kozmetik hem de tıbbi uygulamalar için kullanılan en eski kültür bitkileri arasında yer almaktadır. Bu çalışma ile değerli bu türlerden 12 tanesi biyolojik ve kimyasal yönden taranmış ve daha detaylı çalışmalar için önemli veriler ortaya konmuştur.
Bitkisel kökenli fenoliklerle bor içerikli bileşikler hazırlanarak gümüş nano kremlerin üretilmesi
Bor cevheri; metalle ametal arası yarı iletkenliğe sahip ve 230'dan fazla minerali olduğu bilinen bir element olarak nitelendirilmektedir. Bor'un oksijene karşı büyük bir ilgisi vardır. Vücudumuzda, belli bir yaştan sonra serbest radikallerin çoğalması sonucu, cildin kolajen tabakası tahrip olur ve yaşlanma süreci başlar. Deride, serbest radikal ürünlerinin oluşumuna bağlı olan oksidatif stres yaşlanmanın başlıca nedenlerinden biridir. Derinin oksidatif strese karşı korunması amacıyla içinde antioksidanların bulunduğu kozmetikler ve deri bakım ürünleri geliştirilmiştir. Bitkilerdeki antioksidanların, bu sürecin başlamasını geciktirici etkisi vardır. Antioksidan, antimikrobiyal, antiviral ve antibakteriyel özelliklere sahip fenolik bileşiklerin insan sağlığı üzerinde birçok olumlu tesirleri olduğu belirlenmiştir. Bu çerçevede literature baktığımızda Dünya'da ve Türkiye'de bor içeren bileşikler üzerine antioksidan ve antikanser çalışmaları yapılmakla birlikte, bitkisel kaynaklı fenolik bileşikler ile bor'un oluşturduğu bileşiklerin aktivitelerinin araştırıldığı çalışma sayısı azdır. Kozmetik amaçlı birçok kimyasal madde cilt yoluyla vücuda alınmakta ve organizmada farklı etkiler göstermektedir. Kozmetiklerde kullanılan maddeler derideki hücresel olayları etkiler ve hücrelerin yenilenme, tamir ve kontrol mekanizmalarını uyararak, derinin daha sağlıklı ve genç görünmesini hedefler. Farklı kaynaklardan elde edilen aktif maddeler uygun kombinasyonlar halinde kullanıldığında yeni ve etkili dermokozmetik ürünler elde edilebilmektedir. Antioksidan ve antikanser aktivitesi yüksek bitkisel katkılı yeni boronik ester bileşiklerinden yeni kremler elde etmeye çalışmamız ve ileride ticarileşme potansiyelinin de olması çalışmayı özgün kılmaktadır. Bu çalışma kapsamında antioksidan özelliği yüksek olan fenolik (kersetin ve kateşin) bitkisel bileşiklerin çeşitli boronik asitlerle modifiye edilerek sentezlenip elde edilen bileşikler; 1H, 13C NMR, LC-MS-IT-TOF, UV-Vis., FTIR gibi cihazlar kullanılarak karakterize edilmiştir. Elde edilen bitkisel kökenli yeni boronik ester bileşiklerinin antioksidan etkileri, DPPH serbest radikal süpürücü aktivitesi, ABTS katyon radikali giderim aktivitesi ve CUPRAC yöntemiyle bakır indirgeme kapasitesi yöntemleri ile antikolinesteraz etkileri ise asetilkolinesteraz ve bütirilkolinesteraz yöntemleri ile, sitotoksik etkileri sağlıklı, meme ve kolon kanseri hücre serilerine uygulanarak MTT yöntemi ile belirlenmesinin yanı sıra üreaz ve tirozinaz enzim aktiviteleri de belirlenmiştir. Antioksidan ve sitotoksik etkileri yüksek, toksik etkisi düşük çıkan QB1 bileşiğinin nano gümüş partiküllerini de içeren kremi yapıldı. Kremin 12 gönüllü üzerinde mikrobiyolojik ve dermatolojik testi "Cosming Laboratuvar Bilgi Yönetim Eğitim Danışmanlık San. Tic. Ltd. Şti." tarafından yapılmıştır. Test sonucu kremin dermatolojik ve mikrobiyolojik olarak uygun olduğu onaylanmıştır.
Tiyo Schiff bazları ve komplekslerinin sentezi, karakterizasyonu, katalitik etkilerinin incelenmesi ve diyot uygulamaları
Bu çalışmada, tiyo Schiff bazları, N,N ? -bis(2-hidroksi-1-naftaldehit)-1,4-bis(2-amino tiyofenol)etan (L1) ve N,N'-bis(2-hidroksi-1-naftaldehit)-1,4-bis(2- amino tiyofenol)bütan'ın sentezi (L2) gerçekleştirilmiştir. Sentezlenen bu Schiff bazı ligandlarının Cu(II), Co(II), Ni(II) ve Pd(II) kompleksleri sentezlenmiştir. Ligandların ve komplekslerin yapıları 1H NMR, IR, Uv-vis., Elemental Analiz, Magnetik Süssebtibilite, Kondüktometrik Ölçümler ve Kütle Spektrumu ile aydınlatılmıştır.İlk olarak, L1 ve L2 ligandlarının Suzuki eşleşme tepkimelerindeki katalitik etkinlikleri özellikleri incelenmiştir. Bunun için ligandlar; Pd(AcO)2, aril bromür ve boronik asit ile argon atmosferi altında ısıtıldı. Reaksiyon sonunda etil asetat ile ekstrakte edildi ve verim hesabı yapıldı.Daha sonra L1, L2 ve L1-Cu 'ın elektrokimyasal davranışları siklik voltametri tekniğiyle araştırılmıştır. Dimetilsülfoksit (DMSO) içinde, destek elektrolit n-tetrabütil amonyum perklorat (TBAP) varlığında ölçümler alınmıştır. Platin disk elektrot, çalışma elektrodu olarak kullanılırken, yardımcı elektrot olarak platin tel, referans elektrot olarak da Ag/AgCI (3,5 M KCl) elektrot kullanılmıştır. Ölçümler öncesinde ligand ve metal komplekslerini içeren çözeltiler yüksek saflıktaki azot gazı ile oksijenden tamamen arındırılmıştır. Bu sayede çözeltinin havadan etkilenmesi önlenmiştir. Elde edilen ölçümler grafiklerle gösterilmiştir.Son olarak sentezlenen ligandlar ve bunların Co(II), Ni(II) ve Pd(II) komplekslerinden saçtırma yöntemi(Sputtering), daldırma (deep coating), arka kontak oluşturma(Omik kontak) gibi yöntemlerle diyotlar oluşturulup bunların elektriksel parametreleri ölçülmüştür.Anahtar Kelimeler: Tiyo Schiff Bazı ve Kompleksleri, Suzuki Eşleşme Reaksiyonları, Siklik Voltametri, Schottky Diyotları, Omik kontak.
Yeni polimerik ligandlı metal komplekslerinin sentezi, karakterizasyonu, katalitik etkisi ve elektriksel özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada polistren amino metilatın, P(S-DVB)Ll, P(S-DVB)L2,P(S-DVB)L3 ligantları ve bu ligantların Co(II), Fe(III), Cu(II), Ni(II) ve Pd(II) kompleksleri sentezlendi ve spektroskopik ve analitik metotlarla karakterize edildi. P(S-DVB)Ll ve P(S-DVB)L2 polimer ligantlarının Suzuki eşleşme tepkimelerindeki katalitik etkinlikleri incelendi. Bütün bileşikler elementel analiz, SEM-EDX, FT-IR, UV ve TGA-DTA gibi yöntemlerle karakterize edildi. P(S-DVB)Ll, P(S-DVB)L2, P(S-DVB)L3 ligantlarının ve metal komplekslerinin elektriksel iletkenlikleri incelendi. Tüm komplekslerin özdirenç değerleri yarı iletkenler sınıfındadır. Yalnız Pd-P(S-DVB)L3 kompleksinin özdirenç değeri diğer komplekslerden daha düşüktür. Diğer bir ifade ile iletkenliği diğer komplekslerden daha yüksektir (107 kat). Ayrıca yapılan ölçümlerde tüm komplekslerin p-tipi yarıiletken özelliği gösterdiği görülmüştür.
Yeni ligand ve komplekslerin sentezi, karakterizasyonu, polimerizasyonu, DNA etkileşimi ve optik özellikleri
Bu çalışmada, 2-hidroksi-1-naftaldehit ile 4-amino-asetofenonun reaksiyonundan [1-(4-{[(3-hidroksinaftalin-2-il) metiliden] amino}fenil) etan-1-on (B1 ligandı) bileşiği sentezlenmiştir. Daha sonra B1 ligandı ile 2,6 diaminopridinin reaksiyonundan 1-(N-{4-[(1)-1-({6-[[1-(4-{[(3-hidroksinaftalin -2 - il) metiliden] amino} fenil) etiliden] amino] piridin-2-il} imino) etil]-fenil} carboximidoyl) naftalen-2-ol (L1 ligandı) sentezlenmiş ve B1 ligandı ile 2 - (2 - (2-aminofenoksi) etoksi)benzenamin'in reaksiyonundan [1-(N-{4-[(1)-1-({2-[2-(2-{[1-(4-{[( 3-hidroksinaftalin-2-il) metiliden] amino} fenil) etiliden] amino} fenoksi) etoksi] fenil} imino) etil]-fenil} karboximidol) naftalen-2-ol (L2 ligandı) sentezlenmiştir. Bu ligandlar kullanılarak bileşiklerin Cu(II), Fe(II) ve Pd(II) kompleksleri hazırlanmıştır. B1 ligandının NaOCl kullanılarak oksidasyon polimerizasyonu sonucunda L3 ligandı sentezlenmiştir. L3 ligandı kullanılarak polimerin Ni(II), Co(II), Cu(II), Pd(II) kompleksleri hazırlanmıştır. Ligand ve komplekslerin yapıları 1H NMR, FTIR, UV-Vis, TGA-DTA elementel analiz ve manyetik susseptibilite ile aydınlatılmıştır. Ayrıca tüm komplekslerin DNA bağlanma özellikleri incelenmiş ve oligomerlerin de optik özellikleri incelenmiştir. Sonuç olarak sentezlediğim bileşiklerden çoğunun DNA ile bağlandığı, hidrojen peroksit ortamında bağlanma oranının daha da yükseldiği görülmüştür bu açıdan sentezlediğim bileşikler ümit vericidirler. Optik özellikleri de incelenen bileşiklerin optik ve elektriksel aygıt yapımına uygun olduğu görülmüştür.
Yeni schiff bazları ve metal kompleksleri ile polikondenzasyon yöntemiyle oligomerlerinin sentezi, karakterizasyonu, DNA ile etkileşimleri, optik ve elektriksel özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada, bir flavonoid olan naringenin ile etilendiamin tepkimesinden literatüre uygun olarak (4E)-4-[(2-{[(4E)-5,7-dihidroksi-3-(4-hidroksifenil)-3,4-dihidro-2H-1-benzopiran-4-ylidene] aminoetil) imino]-2-(4-hidroksifenil)-3,4-dihidro-2H-1-benzopiran-5,7-diol (L1)ligandı ve naringenin ile 4-amino benzoik hidrazitten önce tek taraflı Schiff bazı, sonra bubileşiğin salisilaldehit ile reaksiyonundan N'-[(4E)-5,7-dihidroksi-2-(4-hidroksifenil)-3,4-dihidro-2H-1-benzopiran-4-ylidene]-4-[(Z)-[(2-hidroksifenil) metileden]amino]benzohidrazid(L2) ligandı sentezlenmiştir. Elde edilen bu bileşiklerin Cu(II), Ni(II), Zn(II), Co(II), Cd(II) veLa(III) metal kompleksleri hazırlanmıştır. Ayrıca sentezlenen bu Schiff bazları ve metal kompleksleri oksidatif polikondenzasyon reaksiyonuyla 90 oC'de sulu alkali ortamda NaOCl oksidantı ile polimerleştirilmiştir. Monomer ve polimerler elementel analiz, molar iletkenlik,manyetik süseptibilite, UV-vis., FT-IR, 1H NMR, ESI-TOF kütle, TGA/DTA ve GPC ile karakterize edilmişlerdir.Daha sonra hem DNA ile etkileşmeleri, hem de optik ve elektriksel özellikleri incelenmiştir. DNA ile doğrudan etkileşim çalışmasında sadece L1Cu kompleksinin DNA'yaciddi hasar verdiği, H2O2 varlığında ise L1Cu kompleksinin DNA'ya verdiği hasarı arttırdığı ayrıca L1Co ve L3 bileşiklerinin DNA'ya verilen hasarı ciddi derecede azalttığı belirlenmiştir. Optik ve elektriksel çalışmalarda yalnızca polimerler kullanılmış, tüm polimerlerin dolaylı band yapısına sahip oldukları ve yarıiletken oldukları belirlenmiştir. Polimerler aygıt üretiminde kullanılarak akım-gerilim (I-V) ve kapasite-gerilim (C-V) ölçümleri alınıp idealitefaktörü, engel yüksekliği, seri direnç ve taşıyıcı yoğunluğu gibi karakteristik parametreleri belirlenmiştir. Ayrıca, elde edilen yapıların I-V ölçümleri AM 1.5 global filtreye sahip güneşsimülatörü altında alınarak ışığa karşı hassasiyet, açık devre gerilimi ve kısa devre akımı gibi özelliklerin ışık yoğunluluğuna bağımlılıkları araştırılmıştır. Işığa karşı en fazla hassasiyet gösteren polimerik kompleks (L3Zn) ile güneş gözesi elde edilmiş ve fotovoltaik özellikleri incelenmiştir.
Petrol sahalarındaki karakteristik atık suların Ç1040 karbon çelik malzeme yüzeyine korozyon etkilerinin elektrokimyasal metotlarla araştırılması
Birçok metal, doğada, oksitlerin, karbonatların veya sülfitlerin kararlı cevherleri halinde bulunur. Onları saflaştırmak, kullanılır ve faydalı hale getirmek, üzerlerine enerjinin tatbikini gerektirir. Korozyon basitçe, daha düşük enerji seviyesine geçmek için bu doğal olmayan prosesi geri çevirmenin doğal eğilimidir. Petrol üretiminin her aşamasında korozyonun önlenmesi hayati önem taşımaktadır. Petrol üretiminde, elektrokimyasal korozyonun türünü ve hızını, metalin temasta olduğu ortamın tuzluluğu, pH'sı, sıcaklığı, korozif gaz yoğunluğu belirlemektedir. Bu çalışmada düşük karbonlu bir çelik türü olan Ç1040 malzemenin korozyon davranışı, elektrolit ortamın, klor iyonu oranı, çözünmüş CO2, H2S ve O2 gaz oranı, pH ve sıcaklığı değiştirilerek Tafel Ekstrapolasyon, Doğrusal Polarizasyon Direnci ve Döngülü Polarizasyon gibi elektrokimyasal teknikler yardımıyla incelendi. Korozyon etkinliğine göre korozif gazların O2 > CO2 > H2S şeklinde sıralandığı, klor iyonunun çukurcuk korozyonu oluşumunu arttırdığı, sıcaklık artışının korozyon hızına katkı sağladığı görüldü. Ayrıca, pH 0-5 ve 10-14 aralığında korozyonun hızlandığı, nötr bölgede ise pasifleşmeden dolayı minimum seviyeye indiği tespit edildi.
Tuning oxygen sensitivity of ruthenium complex exploiting silver nanoparticles
In this study, we utilized silver nanoparticles (AgNPs) along with ionic liquids as additives for fabrication of polymeric oxygen sensitive fibers. Plasticized polymethyl methacrylate and ethyl cellulose (EC) were used as matrix materials. Fibers and porous films were produced by electrospinning technique. Oxygen induced spectral response of the fluorescent tris(2,2'-bipyridyl) ruthenium(II) chloride (Ru(bipy)23+) was followed as the analytical signal. Utilization of silver nanoparticles in electrospun polymeric fibers for oxygen sensing purposes resulted with many advantages such as tuned sensitivity, linear calibration plot for larger concentration ranges, increased surface area and enhancement in all sensor dynamics. Linearity of the calibration plot for the offered composition was superior with respect to the previously reported ones. When stored at the ambient airof the laboratory there was no significant drift in intensity after 12 months. Our sensitivity and stability tests are still in progress.