Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Emin Yılmaz

10 theses · Dicle University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Evre 3-4-5 kronik böbrek hasarı olan hastalarda nozokomiyal enfeksiyon risk faktörlerinin belirlenmesi

Giriş ve Amaç: Kronik Böbrek Hasarı'nda (KBH) enfeksiyonlar önemli bir mortalite ve morbidite nedenidir. KBH hastalarında kullanılan venöz kateterler, idrar kateterizasyonu, diyaliz tedavileri, transfüzyon, sık hastaneye yatış gibi sebepler nozokomiyal enfeksiyon gelişmesine ve sıklığının artmasına neden olmaktadır. Nozokomiyal enfeksiyonlar sebep oldukları hastane maliyetlerinde artış, mortalite ve morbidite nedeni ile günümüzde önemli bir sağlık problemidir. Çalışmadaki amacımız KBH hastalarında nozokomiyal enfeksiyonlar için risk faktörlerinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamıza 2014 – 2017 tarihleri arasında evre 3-4-5 KBH tanısı ile yatan ve nozokomiyal enfeksiyon tanısı konmuş 87 hasta (Grup 1) ve evre 3-4-5 KBH nedeniyle takip edilen ve herhangi bir enfeksiyon bulgusu olmayan (Grup 2) 81 kontrol hastası retrospektif olarak dâhil edildi. Çalışmaya alınan vakalar arasında laboratuvar parametreleri, kalıcı ve geçici santral venöz kateter(SVK) varlığı, idrar foley sonda varlığı, transfüzyon, hemodiyaliz(HD), diyabetes mellitus(DM), serebro vasküler olay(SVO), hipertansiyon(HT), kalp yetmezliği(KY), anemi, konfuzyon, H2 reseptör antagonisti kullanımı gibi risk faktörleri değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda nozokomiyal enfeksiyon gelişen hastalarda, enfeksiyon en sık kateter ile ilişkili bakteriyemi (%40.2) şeklinde meydana gelmektedir. Çalışmamızda nozokomiyal enfeksiyon olarak ilk üç sırada kateter ilişkili bakteriyemiyi sırası ile idrar yolu enfeksiyonu (IYE) (%28.7) ve kan ile ilişkili bakteriyemi (%27.5) izledi. Kültür üremelerinde en sık izole edilen bakteri Stafilokokkus Aureus oldu. Nozokomiyal enfeksiyon gelişen hastalarda CRP, ferritin, lökosit, kreatin, LDH, RDW ve nötrofil düzeyleri ve hastanede yatış süresi nozokomiyal enfeksiyon gelişmeyen kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.001). Nozokomiyal enfeksiyon gelişen hastalarda albümin, kalsiyum, hemoglobin, hematokrit düzeyleri ise nozokomiyal enfeksiyon gelişmeyen kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0.001). Multivariyabilite regresyon analizine göre çalışmamızda nozokomiyal enfeksiyon gelişen hastalarda kalıcı SVK kullanımı enfeksiyon riskini 414.42 kat, geçici SVK kullanımı riski 11.97 kat, transfüzyon yapılması riski 12.421 kat, idrar sondası kullanımı riski 5.002 kat arttırmaktadır. Tartışma ve Sonuç: Sonuç olarak çalışmamızda KBH hastalarında SVK kullanımı, idrar kateterizasyonu yapılması, transfüzyon ve yatış süresinin uzunluğu önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olarak; nozokomiyal enfeksiyon gelişmesi yönünden her birinin bağımsız birer risk faktörü olabileceğini saptadık. Risk faktörlerinin saptanıp önleyici tedbirlerin alınması, gereksiz invaziv girişimlerden kaçınılması ve invaziv girişimlerin en asgari düzeye indirilmesi, hasta ve sağlık personelinin eğitimi, genel hijyen kurallarına uyulması ve hastanede yatış süresinin mümkün olduğu kadar kısa tutulmasının nozokomiyal enfeksiyon gelişim sıklığını azaltmakta etkili olabileceğini öngörmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Laboratuar Parametreleri, Nozokomiyal Enfeksiyonlar, Kronik Böbrek Hasarı

BöbrekBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+3
Sezin Yıldızhan
Dicle University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Renal transplant dipper ve non dipper hipertansif hastalarda hedef organ hasarının karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Renal transplantasyon diğer tedavi yöntemleri ile karşılaştırıldığında hem hasta surveyi hem de yaşam kalitesinde yaptığı iyileştirmeler nedeniyle bilinen en iyi renal replasman tedavisidir. Renal transplant alıcılarında % 50-80 oranında hipertansiyon görülmektedir ve bu hastaların yaklaşık %75'i non dipper hipertansif patterne sahiptir. Biz de çalışmamızda renal transplant alıcılarında dipper/non dipper hipertansif patternin hedef organ hasarı üzerindeki etkilerini araştırdık. Materyal ve Metod: Çalışmamız prospektif olarak dizayn edildi. Şubat 2018-Haziran 2018 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı'na bağlı Nefroloji Bilim Dalı ve Organ Nakli polikliniğine başvuran 20-70 yaş aralığında 87 renal transplant hastası çalışmaya alındı. Hastaların 24 saatlik ambulatuvar kan basıncı ölçümleri(ABPM) yapıldıktan sonra 2013 ESH/ESC kılavuzuna göre; 24 saatlik ortalama sistolik kan basıncı ≥ 130 mmHg ve/veya diyastolik kan basıncı ≥80 mmHg olan hastalar hipertansif kabul edildi. ABPM ile yapılan ölçümlerle, gece ölçülen kan basıncı değerinin gündüz değerine göre % 10 veya daha fazla düşme olmasıyla dipper hipertansiyon, %10'dan daha az düşme olması ile non-dipper hipertansiyon tanısı konuldu. Takiben hastaların 24 saatlik idrarda proteinüri ve kreatin klirensi hesaplandı. Tüm hastalardan ekokardiyografik ölçümler ile interventrikuler septum kalınlığı bakıldı. Ayrıca çalışmaya alınan hastaların göz dibi muayenesi yapılarak hipertansif retinopati açısından değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza %50,6'sı erkek (n:44) ve %49,4'ü kadın (n:43) toplam 87 renal transplant hastası alındı. Hastaların yaş ortalaması 42 ± 14,04 idi. Hastalar, 30 normotansif/kontrol (Grup 1), 28 dipper hipertansif (Grup 2) ve 29 non dipper hipertansif (Grup 3) olmak üzere üç gruba ayrıldı. ABPM ile bakılan kan basınçlarında kontrol, dipper ve non dipper hipertansif gruplar arasında kan basınçları arasında kuvvetli istatistiksel anlamlılık görüldü (p=0,000). 24 saatlik idrarda proteinüri miktarı hem üç grup arasında (p=0,020) hem de dipper/non dipper gruplar arasında (p=0,043) istatistiksel olarak anlamlı idi. İVS kalınlığı hipertansif grupta kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı artmıştı (p=0,000). Bu fark dipper ve non dipper gruplar arasında da görüldü (p=0,001). Çalışmamızda hipertansif hasta grubunda kontrol grubuna göre hipertansif retinopati belirgindi (p=0,010). Ancak dipper/non dipper hipertansif gruplar arasında hipertansif retinopati açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p=0,134). Sonuç: Hipertansif renal transplant alıcılarında kontrol grubuna göre artmış hedef organ hasarı vardır. Bununla birlikte non dipper hipertansif hastalarda dipper hipertansif hastalara göre IVS kalınlığı ve proteinüri daha belirgindi. Anahtar Kelimeler: Renal Transplantasyon, Dipper/Non Dipper Hipertansiyon, Hedef Organ Hasarı

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği-kronik+3
Halime Dursun
Dicle University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi iç hastalıkları yoğun bakım ünitesinde 2015-2017 yılları arasında gelişen nozokomiyal enfeksiyonların risk faktörlerinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç:Nozokomiyal enfeksiyonlar hastane yatışından 48-72 saat sonra gelişmektedir. Hastane enfeksiyonları mortalite ve morbiditenin en önemli nedenlerinden biri olup aynı zamanda hastanelerin maliyetinde de önemli artışa neden olmaktadır. Çalışmamızda amacımız yoğun bakım ünitesinde gelişen nozokomiyal enfeksiyonların tespiti ve ilişkili faktörlerin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem:Çalışmamıza, Dicle Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Yoğun Bakım Ünitesinde 01 Ocak 2015 - 31 Aralık 2017 tarihleri arasında yatan 125 nozokomiyal enfeksiyon gelişen ve 89 kontrol hastası dahil edildi. Hastaların demografik, klinik ve laboratuvar özellikleri retrospektif olarak hasta dosyalarından elde edildi. Bulgular: Yoğun bakım ünitesindeki enfeksiyonların dağılımına bakıldığında hastaların %45,23'ünde bakteriyemi, %34,12'sinde ventilatör ilişkili pnömoni, % 16,6'sında üriner sistem enfeksiyonları saptandı. En sık izole edilen mikroorganizmalar acinetobacter baumannii (%49,6), klebsiella pneumonia (%13,6) ve kandida (%12,8).Nozokomiyal enfeksiyon gelişen hasta grubu ile kontrol grubu hastaları arasında yaş ve cinsiyet açısından bir fark saptanmadı (p>0.05). Nozokomiyal enfeksiyon gelişen hasta grubunda CRP, hastanede yatış süresi, üre ve trombosit değerleri kontrol grubuna göre daha yüksek, albumin, hemoglobin ve hemotokrit düzeyleri ise daha düşük saptandı (p<0.05). Lojistik regresyon analizi sonuçlarına göre çalışmamızda non invaziv mekanik ventilasyon kullanan hastalarda enfeksiyon gelişme riskihiçbir mekanik ventilasyon kullanmayan hastalara göre 23.37 kat daha fazla saptandı. Santral venöz kateter kullanımının hastane enfeksiyonları için bağımsız bir risk faktörü olduğunu saptadık. Lojistik regresyon analizi sonucuna göre santral venöz katetere sahip hastalarda enfeksiyon gelişme riski santral venöz katetere sahip olmayan hastalara göre 36.12 kat daha fazla saptandı. Yine lojistik regresyon analizi sonuçlarına göre çalışmamızda, kan transfüzyonu yapılan hastalarda enfeksiyon gelişme riskinin kan transfüzyonu yapılmamış hastalara göre 6.57 kat daha fazla olduğunu bulduk. Sonuç:Yoğun bakımlarda gelişen nozokomiyal enfeksiyonların etkeni olarak izole edilen mikroorganizmalara yönelik önleyici tedbirlerin alınması ve enfeksiyonihtimalini arttıran risk faktörlerinin doğru kullanımının enfeksiyon riskini azaltabileceğini ön görmekteyiz.

Bulaşıcı hastalıklarDicle Üniversitesi Tıp FakültesiRetrospektif çalışmalar+4
Etem Özkaya
Dicle University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyaliz hastalarında oksidatif stres parametreleri ve ekokardiyografik indeksler

Amaç: Kronik Böbrek Hastalığının (KBH) tüm evrelerinde artmış oksidatif stres (OS) yükü saptanmaktadır. Hemodiyaliz (HD) hastalarının Sürekli Ayaktan Periton Diyaliz (SAPD) hastalarına göre daha yüksek risk taşıdıkları öne sürülmüştür. Bu çalışmada HD ve SAPD hastalarında OS ile ekokardiyografik indeksler üzerindeki etkileri incelenmiştir.Gereç ve Yöntem: Çapraz?kesitsel bir araştırma olarak planlanan çalışmaya 39 SAPD, 32 HD ve benzer demografik özellikleri taşıyan 30 sağlıklı gönüllü alındı. Diabetes Mellitus ve kronik inflamatuar hastalığı olanlar kapsam dışı bırakıldı. Oniki saatlik açlığı takiben hafta ortası diyaliz seansında alınan serumlarda, biyokimyasal, hormonal ve hematolojik parametrelerinin yanı sıra malonildialdehit (MDA), glutatyon peroksidaz (GSH-px) ve superoksit dismutaz (SOD) çalışıldı. M-mod ekokardiyografi kullanarak ejeksiyon fraksiyon (EF), interventriküler septum kalınlığı (IVSd), arka duvar çapı (LVPWd) ve sol atrium çapı (LAd) ölçülerek OS parametreleri ile karşılaştırıldı.Bulgular: Hasta ile kontrol grubu yaş, cins, beden kitle indeksi, kan basıncı yönünde farksızdı. MDA ve GSH-px her iki grup arasında anlamlı bulunmazken, SOD hasta grubunda kontrol grubuna göre belirgin düşük bulundu (p < 0.0001). HD ve SAPD hastaları arasında yaş, cins, kan basıncı, beden kitle indeksi, hemoglobin, C-reaktif protein, ferritin, kalsiyum, iPTH ve oksidatif stres parametrelerinden MDA ve GSH-px benzerdi. SOD düzeyleri istatistiksel olarak HD hastalarında daha düşük bulundu (p = 0.039). Serum fosfor, kalsiyum-fosfor çarpımı (CaxP), albumin HD hastalarında SAPD hastalarına göre daha yüksek; fibrinojen, total ve LDL kolesterol daha düşük bulundu. MDA ile EF arasında negatif bir ilişki (r=-0.380, p=0.001) saptandı; SOD ile sistolik kan basıncı (r=-0.265, p=0.011), diastolik kan basıncı (r=-0.230, p=0.028), fosfor (r=-0.327, p=0.001), iPTH (r=-0.259, p=0.013), CRP (r=-0.235, p=0.024), Fibrinogen (r=-0.342, p=0.001), T. kolesterol (r=-0.249, p=0.017) olumsuz birliktelik vardı. SOD ile hemoglobin (r=0.414, p<0.001) ve albumin (r=0.367, p<0.001) arasında olumlu bir birliktelik vardı. MDA yaş (beta=-0.258, p=0.035), erkek cinsiyet (beta=-0.312, p=0.004) ve EF (beta =-0.461, p<0.001) ile bağımsız olarak etkileştiği saptandı. Antioksidanlar ile kardiyak indeksler arasında herhangi bir korelasyon bulunmadı.Sonuç: HD ve SAPD tedavisi alan son dönem böbrek yetmezliği hastalarında normal popülasyona kıyasla OS parametrelerinden SOD'un hemodiyalizde daha belirgin olmak üzere azalarak OS yol açabileceği, MDA seviyesinin bağımsız olarak yaş, erkek cinsiyet, ve EF ile birliktelik gösterdiği; buna mukabil SOD kan basıncı, P, PTH, CRP ve fibrinojen ile negatif ve hemoglobin ve albumin ile pozitif korelasyon gösterdiği bulundu.

Dede Şit
Dicle University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik böbrek hastalığı evrelerinde mikroalbüminüri sıklığı

Amaç: Kronik böbrek hastalığı sıklıkla ilerleyici bir süreçtir. Mikroalbüminüri nefropati taramasında önemli bir belirteç olarak kullanılabilir. Glomerül geçirgenliğini yansıtır ve idrardaki albümin atılımının artması renal hasarın arttığının göstergesidir. Çalışmamızda KBH evrelerinde mikroalbüminüri sıklığı ve ilişkili olduğu risk faktörlerini araştırmayı planladık.Materyaller ve Metodlar: Bu çalışmaya Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç hastalıkları polikliniklerine başvuran 16?85 yaş arası 72'si erkek (% 36), 128'i kadın (% 64) toplam 200 hasta arasında yapıldı. Hastalardan biyokimyasal, hormonal, hematolojik parametreler için kan örnekleri alındı. Nefropati tayini açısından 24 saatlik idrarda protein, kreatinin ve mikroalbüminüri düzeyi çalışıldı. Hastaların glomerüler filtrasyon hızları MDRD (Modification of Diet in Renal Disease) formülü kullanılarak hesaplandı.Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların 104'ü (% 52) evre 1, 48'i (% 24) evre 2, 32'si (% 16) evre 3, 11'i (% 5,5) evre 4, 5'i (% 2,5) evre 5 grubundaydı. Evreler ile proteinüri ve mikroalbüminüri arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptandı (p<0,001). Hastaların % 5,5'inde anlamlı proteinüri, % 27,5'inde mikroalbüminüri tespit edildi. Hastaların evrelere göre demografik özelliklerinden yaş (p<0,001), sistolik kan basıncı (p<0,001), diastolik kan basıncı (p<0,001), glomerüler filtrasyon değerleri (p<0,001) arasında anlamlı fark bulunurken cinsiyet (p=0,125) arasında anlamlı fark bulunmadı. Evreler arasında biyokimyasal parametrelerden üre (p<0,001), kreatinin (p<0,001), potasyum (p<0,001), kalsiyum (p<0,001) açısından fark bulunurken sodyum (p=0,960), fosfor (p=0,835), T.protein (p=0,103), albümin (p=0,105), lipit profilleri açısından anlamlı bir fark bulunmadı. Hastaların hematolojik parametrelerinden hemoglobin (p<0,001) değerlerinde anlamlı bir fark bulunurken ferritin (p=0,905) ve TSİ (p=0,839) arasında fark tespit edilmedi. Evreler arasında akut faz proteini olan CRP düzeyi (p=0,006) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi. Hastalarımızda proteinüri ile yaş, kan basıncı, kreatinin ve CRP düzeyi arasında anlamlı pozitif korelasyon saptanırken cinsiyet ve hemoglobin düzeyi arasında ilişki saptanmadı. Mikroalbüminüri ile kan basıncı, kreatinin ve CRP düzeyi arasında pozitif ilişki saptanırken yaş, cinsiyet ve hemoglobin düzeyi arasında ilişki saptanmadı. GFH ile proteinüri ve mikroalbüminüri arasında anlamlı negatif korelasyon saptandı.Sonuç: KBH ilerledikçe hastalarda mikroalbüminüri ve proteinüri artmaktadır. Hem proteinüri hem de mikroalbüminüri ile kan basıncı, kreatinin ve CRP arasında pozitif ilişki saptandı.Anahtar Kelimeler: Kronik Böbrek Hastalığı, Mikroalbüminüri, Kreatinin, Kan Basıncı

Böbrek yetmezliği-kronikMikroalbüminüri
Mehmet Coşkun
Dicle University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Evre 3-4 kronik böbrek hastalarında beslenme parametreleri, antropometrik ölçümler ve malnutrisyon sıklığının değerlendirilmesi

Amaç: Kardiovaküler hastalıklar KBY li hastalarda morbidite ve mortalitenin en sık nedenidir.Mortalitenin yaygın sebeplerinden olmayan malnutrisyon ve inflamasyon komplikasyonlarından hipoalbuminemi ve inflamasyon, dializ hastalarındaki mortalitenin önemli nedenleri olarak gösterilmiştir. Gerçekte dializ populasyonundaki mortalitenin yaygın nedeni aterosklerotik CVH iken böbrek hastalarındaki ölümlerin sadece %1-2 sinden malnutrisyon sorumlu. Bu paradoks en iyi nasıl açıklanabilir? SDBY hastalarındaki nutrisyonel parametrelerde olduğu gibi aterosklerotik CVH ve inflamasyon arasındaki etkileşimin güçlü belgelenmesi mümkün olan bir açıklama olabilir. Bu bulgulara dayanarak, malnutrisyon, inflamasyon ve ateroskleroz (MIA) içeren bir sendrom bulunmasını önerebiliriz. Bu sendrom dializ tedavisine başlayan hastaların önemli bir oranında bulunuyor ve yüksek mortalite oranı ile ilişkilidir. Çalışmamızda predialitik evre 3-4 KBH da malnitrusyon, inflamasyon ve ateroskleroz riskinin belirlenmesini amaçladık.Materyal-Metot: Bu çalışmaya 2009 tarihinde Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Nefroloji ve Endokrin kliniğinde yatan veya Nefroloji polikliniğine başvuran rutin takip ve tedavileri yapılan evre 3-4 kronik böbrek hastalığı olan 90 hasta dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri kendilerinden ve hasta dosyalarından alındı. Tüm hastaların sistolik ve diyastolik kan basınçları ölçüldü. Üre, kreatinin, Na, K, Ca, fosfor, ALT, AST, ALP, T.protein , albümin, T.kolesterol, LDL, vitamin B12, folat, demir ve total demir bağlama kapasitesi, ferritin, CRP, TNF-a, IL-1, IL-6, Lp(a), eritropoetin, PTH, HbA1c, WBC,PMNL, Hb, HTC ve PLT değerleri çalışıldı.Tüm hastaların kol çevresi,bel çevresi,triseps deri katlantı kalınlığı ölçüldü, VKİ ,kreatinin klirensi ve ESBAH hesaplandı.Dopler usg ile KİMK ölçüldü,ekokardiografi ile LAD ölçüldü.Bulgular: Evre-3 KBH'sı olan hastaların yaş ortalaması 47.22±14.95 yıl, evre-4 KBH'sı olan hastaların yaş ortalaması 55.35±10.75 yıldı. Yaş ortalamalarına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0.05). Çalışmamızda evre 3 ve evre 4 KBH larının antropometrik ölçümleri arasında istatistiksel anlamlı farklılık tespit edilmedi (p>0.05). Nutrisyon parametrelerinden kolesterol düzeyleri açısından iki grup arasında anlamlı fark tespit edilmezken(p>0.005) albümin düzeyi açısından istatiksel olarak anlamlı fark tespit edildi (p<0.05). Ateroskleroz parametrelerinden Lp(a) da istastiksel olarak anlamlı fark tespit edilirken(p<0.05).Karotis arter intima medya kalınlığı istatiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi (p>0.05).Demografik özelliklerden cinsiyette istatiksel anlamlı fark görülmezken (p>0.05), yaşlar arasında istatiksel anlamlı fark elde edildi (p<0.05). Heriki gurup arasında GFR'de anlamlı fark elde edildi (p<0.05). Hematolojik parametrelerden wbc,pmnl ve plt'te istatiksel anlamlı fark elde edilmezken (p>0.05),hgb ve hct'te istatiksel anlamlı fark elde edildi (p<0.05). Biyokimasal parametrelerden demir, DBK, ferritin, B12, eritropoetin, potasyum, fosfor'da istatiksel anlamlı fark elde edilmezken (p>0.05), PTH, folat, T.protein, sodyum, kalsyum, üre ve kreatinin düzeylerinde anlamlı istatiksel fark elde edildi (p<0.05). Kreatin klirensi ile albumin,hgb,hct,plt,TDBK,folat,T.protein ve ca düzeyleri arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı düzeyde korelasyon görüldü (p<0.005). Kreatin klirensi ile yaş,TNF?, PTH, Na, Üre, Cr, arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde korelasyon görüldü (p<0.05). Kreatin klirensi ile VKİ,bel çevresi,kolçevresi,triseps deri katlantı kalınlığı,sistolik kan basıncı,diastolik kan basıncı, wbc, pmnl, crp, IL1ß, IL6, Lp(a), Fe,ferritin, B12,eritropoetin,T.kolesterol, K, P düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulunmadı (p>0.05).Sonuçlar1-KBH'da evre ilerledikçe malnutrisyon sıklığıda artmaktadır. (Evre-3: %48, Evre-4:%66.5) Diyalize girmeyen KBH hastalarında malnutrisyona bağlı serum albumin düzeyi azalırken, antropometrik ölçümlerinde bir değişiklik saptanmadığı görüldü.2-IL-1,IL-6,CRP ve TNF-? güçlü inflamasyon belirteçleridir. Kreatin klirensi ile TNF-? arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon tespitedildi.Fakat kreatin klirensi ile IL-1,IL-6 ve CRP arasında korelasyon tespitedilmedi.3-Kreatin klirensi ile karotis intima-medya kalınlığı arasında anlamlı korelasyon görülmedi.

AterosklerozBeslenme bozukluklarıBöbrek yetmezliği-kronik+1
Serdar Esmer
Dicle University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Evre 3-4 kronik böbrek hastalarında prooksidan ve antioksidan parametrelerin ateroskleroz belirteçleri ve ekokardiyografik bulgularla ilşikisinin değerlendirilmesi

GirişKBH hastalarında KVH riski artmıştır. Ayrıca bu hastalarda artmış oksidatif stres mevcuttur. Yaptığmız çalışmada diyabetik olan ve olmayan evre 3-4 KBH hastalarında oksidatif stres durumu, ateroskleroz gelişimi, kardiyovasküler hastalık riskini ve oksidatif stres parametrelerinin ateroskleroz belirteçleri ve ekokardiyografik bulgularla ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık.Materyal - MetodBu çalışmaya 2009-2010 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Nefroloji, Endokrinoloji kliniklerinde tedavi gören veya Nefroloji polikliniğine başvuran, rutin takip ve tedavileri yapılan evre 3-4 kronik böbrek hastalığı olan 90 hasta dahil edildi. Hastaların 51'i diyabetik, 39'u non diyabetik idi. Hastalardan biyokimyasal, hormonal, hematolojik parametreler için kan örnekleri alındı. Hastaların 24 saatlik idrarlarında protein ve kreatinin çalışıldı. Oksidatif stresi değerlendirmek amacıyla hastalarda ADMA, MDA, SOD, GSHpx, katalaz, vitamin C veE, paroksanaz, aril esteraz çalışıldı. Elektrokardiyografileri çekildi, ekokardiyografileri yapıldı ve kan basınçları ölçüldü. Bütün hastalarda renal USG, sağ ve sol KİMK ölçümü bakıldı.BulgularDiyabetik (n=51) ve non diyabetik (n=39) hastalarda evre 3 ile 4 arasında oksidatif stres durumu karşılaştırıldığında anlamlı fark izlenmedi. Diyabetik hasta grubunda CrCl ile SOD arasında negatif korelasyon (r= -0.322, p=0.024) , vitamin C ile CrCl arasında pozitif korelasyon (r=0.305, p=0.029) izlendi. CrCl ile diğer parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. Non diyabetik hasta grubunda CrCl ile prooksidan ve anti oksidan paramatreler arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Diyabetik hasta grubunda CrCl ile LVDd (r= -0.305, p=0.030) ve LAD (r=0 -0.329, p=0.018) arasında negatif korelasyon saptandı. Diğer ekokardiyografik parametreler ile CrCl arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Non diyabetik hasta grubunda CrCl ile ekokardiyografik bulgular arasında anlamlı ilişki izlenmedi. Diyabetik hasta grubunda vitamin E ile LVDd arasında pozitif korelasyon((r=0.340, p=0.015), SOD ile LVDs arasında pozitif korelasyon (r=0.309, p=0.032) saptandı. Non diyabetik hasta grubunda vitamin C ile EF arasında pozitif korelasyon(r=0.389, p=0.015), vitamin C ile LVDd arasında negatif korelasyon (r= -0.401, p=0.036), MDA ile LVDs arasında pozitif korelasyon (r=0.401, p=0.011) saptandı. Diğer oksidatif stres parametreleri ile ekokardiyografik bulgular arasında anlamlı ilişki saptanmadı. . Çalışmamızda diyabetik hasta grubunda hsCRP ile BMI arasında pozitif korelasyon (r=0.500, p<0.001), IVSd ile arasında pozitif korelasyon (r=0.356, p=0.01), sağ KİMK ile arasında pozitif korelasyon(r=0.359, p=0.01) saptandı. Diyabetik evre 3- 4 böbrek hastalarında IVSd ile sağ KİMK (r=0.303, p=0.031) ve sol KİMK (r=0.363, p=0.009) arasında pozitif korelasyon izlendi. Non diyabetik hasta grubunda EF ile sağ KİMK (r= -0.468, p=0.003) ve sol KİMK (r= -0.416, p=0.002) arasında negatif korelasyon, sol KİMK ile IVSd arasında pozitif korelasyon (r=0.353, p=0.028), sol KİMK ile LAD arasında pozitif korelasyon (r=0.502, p=0.001) saptandı. Ayrıca vitamin E ile sağ KİMK arasında(r= -0.336, P=0.037) ve sol KİMK (r= -0.317, p=0.049) arasında negatif korelasyon izlendi.Sonuç:Diyabetik ve non diyabetik hastalarda evre 3 ile 4 arasında oksidatif stres durumu karşılaştırıldığında anlamlı fark izlenmedi. Diyabetik hasta grubunda CrCl ile vitamin C arasında pozitif korelasyon saptandı. Diyabetik olmayan hasta grubumuzda ise CrCl ile oksidatif stres parametreleri arasında anlamlı ilişki izlenmedi. Diyabetik hasta grubunda CrCl ile LAD ve LVDd arasındaki negatif korelasyon bulundu. Diyabetik hasta grubumuzda inflamasyon belirteci olan hsCRP ile IVSd arasında pozitif korelasyon, sağ KİMK ile arasında pozitif korelasyon saptandı. Diyabetik hasta grubunda vitamin E ile LVDd arasında pozitif korelasyon, SOD ile LVDs arasında pozitif korelasyon görüldü. Non diyabetik hasta grubunda vitamin C ile EF arasında pozitif korelasyon, vitamin C ile LVDd arasında negatif korelasyon, MDA ile LVDs arasında pozitif korelasyon saptandı.Anahtar kelimeler: Kronik böbrek hastalığı, oksidatif stres, ekokardiyografik parametreler, ateroskleroz

AntioksidanlarAterosklerozBöbrek hastalıkları+4
Hatice Ayağ
Dicle University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nefrotik sendromlu hastalarda CRPyüksekliğinin proteinüri, lipid parametreleri, EKO göstergeleri ve klinik gidiş üzerine etkisinin değerlendirilmesi

GİRİŞ: CRP, inflamasyonun özgün olmayan bir göstergesi olmakla birlikte, birçok klinik durumda büyük bir tanı değerine sahiptir ve birçok çalışmada çeşitli hastalıkların aktivite göstergesi ve klinik gidiş belirleyicisi olarak kullanılmıştır.Biz bu çalışmada; CRP düzeyinin nefrotik sendromlu hastalarda proteinüri, lipid parametreleri, EKO göstergeleri ve klinik gidiş üzerine etkisini değerlendirmeyi amaçladık.MATERYAL VE METOD: Bu çalışmada, 2000-2010 yılları arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Kliniğinde nefrotik sendrom tanısı ile yatırılarak takip ve tedavi edilen tüm hastaların dosyaları (1440 hasta) tarandı ve içlerinden verileri yeterli olan 49'u (% 37.5) erkek, 55'i (% 62.5) kadın 104 hastanın dosyası retrospektif olarak incelendi. Çalışma parametreleri olarak, hastaların demografik bilgileri, histopatolojik tanıları, kliniğe yatışı esnasında bakılan kan basıncı, aldığı-çıkardığı sıvı miktarı, hemoglobin, hematokrit, beyaz küre, trombosit, glukoz, üre, kreatininin, sodyum, potasyum, klor, kalsiyum, fosfor, magnezyum, ürik asit, AST, ALT, LDH, ALP, GGT, kolesterol, trigliserid, HDL, LDL, albumin, total protein, fibrinojen, IgG, IgA, IgM, C3, C4, sedim, CRP, esbach, idrar dansitesi, idrar lökosit, eritrosit, protein, EKO'da sol atrium kalınlığı, sol ventrikül arka duvar kalınlığı, interventriküler septum kalınlığı, ejeksiyon fraksiyonu değerleri ve yatış süreleri incelendi. Hastalar CRP değerine göre ( CRP referans aralığı 0-5 mg/l ) iki gruba ayrıldı, Grup 1'e CRP düzeyi > 5mg/l, Grup 2'ye CRP düzeyi ? 5mg/l olan vakalar alındı. Grupların karşılaştırılma sından başka her grup kendi içinde olmak üzere hastaların kliniğe yatırıldıkları ve taburcu edildikleri dönemde CRP ve diğer çalışma parametrelerine bakılarak değerlendirildi ve aralarındaki ilişki karşılaştırıldı.BULGULAR: CRP değerlerine göre yapılan gruplandırma sonrası ;1- Hastaların yaş ortalaması; grup 1'de 46.68±20.34 yıl, grup 2'de 35.92±16.25 yıl (p=0.004) idi.2- Grup 1'de grup 2'ye göre, kliniğe yatarken bakılan 24 saatlik idrar miktarı (p=0.003) ve kalsiyum(p=0.001), albumin(p=0.001), total protein(p=0.035), HDL(p=0.038), hemoglobin (p=0.032) düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha düşük olduğu saptandı.3- Grup 1'de grup 2'ye göre yaş(p=0.004), klinikte yatış süreleri(p=0.030), kreatinin(p=0.009), LDH(0.006), trombosit(0.005), sedim(p<0.001), C4(p<0.001), spot idrar protein(p=0.038) ve esbach(p<0.001) düzeylerinde istatistiksel olarak anlam taşıyan yükseklik saptandı. Ancak Grup 1'de grup 2'ye göre LDL(p=0.051) düzeyleri daha yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı değildi.4- Çalışmamızda CRP değeri ile Ekokardiografide ölçülen kardiak parametreler (LAD, EA, SVPDK, EF) arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0.005).5-CRP düzeyinin, diğer çalışma parametreleri ile yapılan korelasyon değerlendirmesinde ise CRP yüksekliği ile üre(p=0.015), kreatinin(p=0.003), LDH(p=0.015), WBC(p=0.004), sedim(p=0.004), C4(p=0.023), idrar lökosit(p=0.032), idrar eritrosit (p=0.041), 24 saatlik idrar protein(p=0.044) düzeyleri arasında pozitif, CRP yüksekliği ile 24 saatlik idrar miktarı (p=0.043) arasında negatif korelasyon olduğu saptandı.SONUÇ: Nefrotik Sendromlu hastalar arasında proteinüri miktarında artış, böbrek fonksiyonlarında kötüleşme, hastanede kalış süresinde uzama, günlük idrar miktarında ve serum albumin değerinde azalma CRP değeri normal olan gruba göre CRP değeri yüksek olan grupta daha fazla idi.CRP ile üre, kreatinin, lökosit, sedimentasyon, kompleman ve esbach arasında pozitif korelasyon, albumin ve günlük idrar miktarı arasında negatif korelasyon saptadık.Erişkin nefrotik sendromlu hastalarda CRP ile proteinüri, hastalık aktivitesi, lipid parametreleri ve klinik gidiş arasındaki ilişkiyi inceleyecek yeni ve büyük ölçekli çalışmalara gereksinim vardır.

Böbrek yetmezliği-kronikC reaktif proteinDiabetik nefropatiler+4
İdris Yıldırım
Dicle University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut böbrek hasarında bioelektrik impedans analiz cihazı ile tespit edilen vücut sıvı durumunun diğer volüm yükü belirteçleri ile karşılaştırılması

Giriş: Hipervolemi, akut böbrek hasarının(ABH) önemli komplikasyonlarından biridir. Erken dönemde tanı konulması ve tedavi edilmesi hayati önem taşır. Bu bağlamda son zamanlarda geliştirilen bioelektrik impedans cihazı ile vücut sıvı konfigürasyonu tespit edilebilmektedir. Bu çalışmada amacımız daha önce böbrek hasarı olmayan ABH`lı hastalarda vücut sıvı statusunu bioelektrik impedans analiz ile tespit ederek, diğer volüm belirteçleri olan vena kava inferior (VCİ) çapı ve N-terminal brain natriüretik peptit(NT-proBNP) ile ilişkisini değerlendirmektir. Materyal ? Metod: Bu çalışmaya 2011-2013 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Nefroloji kliniği-Nefroloji Yoğun Bakım Ünitesi - Genel Dahiliye Yoğun Bakım Ünitesine yatırılan ve tedavileri yapılan Akut Böbrek Hasarına sahip olan 100 hasta dahil edildi. Bioelektrik impedans cihazının yaptığı ölçüm parametrelerinden rölatif hidrasyon statusu (RHS) volüm durumunun belirlenmesinde esas alındı. Rölatif hidrasyon statusu, volüm fazlası (VF)/ ekstraselüler sıvı (ESS) oranı ile cihaz tarafından belirlendi. Hastalar grup 1: RHS %15?in altında ve grup 2: RHS %15?in üzerinde olanlar şeklinde ikiye ayrıldı. Hastalardan biyokimyasal, hematolojik parametreler için kan örnekleri alındı. Tüm hastalarda NT-proBNP düzeyi ve Ekokardiyografi cihazı ile kardiyak fonksiyonlar ve VCİ çapı ölçüldü. Bulgular:Yaptığımız çalışmada hastaların % 47?si erkek ve %53?ü kadındı. Hastaların %57?si prerenal, %35?i renal, %8?i ise postrenal etyolojiye sahipti.Grup1:51, grup 2: 49 hastadan oluştu. İki grup arasında üre, kreatinin, sodyum, potasyum, fosfor, intrasellüler sıvı, sistolik kan basıncı, diastolik kan basıncı, ejeksiyon fraksiyonu ve sol atrium çapı parametrelerinde anlamlı istatistiksel fark saptanmadı. Grup 2?de grup 1?e göre yaş, albumin, idrar volumü daha düşük, SVB, VF, RHS, TVS, ESS, VCI çapı ve LogNTproBNP düzeyleri yüksek saptandı. RHS ile SKB, TVS, ESS, LogNT-proBNP ve VCI arasında anlamlı pozitif korelasyon, yaş ve albumin arasında anlamlı negatif korelasyon tespit edildi. RHS ile en güçlü pozitif ilişki TBW (p=0,001) ile, negatif ilişki ise albumin (p=0,021) arasında olduğu tespit edildi. Sonuç: Akut böbrek hasarlı hastaların % 49?unda RHS ? %15 olduğu tespit edildi. RHS, VCI ve NT-proBNP ölçümleri ile pozitif korelasyon gösterdi. RHS?nin, en çok total vücut sıvısı ile pozitif ve serum albumin değeriyle negatif yönde etkileştiği saptandı. Bioelektrik impedans analiz ölçüm parametrelerinden olan RHS, vücut sıvı konfigürasyonunu göstermede etkili bir yöntem olarak görülmektedir.

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-akutEmpedans+3
Nizam Demir
Dicle University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yeni tanı almış evre v kronik böbrek hastalarında volüm yükü belirteçlerinin karşılaştırması

AMAÇ: Kronik böbrek yetmezliğinde ekstraselüler sıvının artması hipertansiyonun esas sebebidir. Kardiyovasküler hastalıkların 132 bu dönemde en önemli morbidite ve mortalite sebebi olduğu bilinmekteyken meydana gelen volüm yükünün erken dönemde tespiti hayati önem taşımaktadır. Volüm yükünün belirlenmesinde geleneksel tanı yöntemlerinin yanısıra biyoelektrik impedans analiz, VCI çapı ve pro- BNP kullanılabilir. Çalışmamızda yeni tanı almış evre 5 kronik böbrek hastalarında multifrekans BIS ile tespit edilen volüm fazlasının, volüm yükünü gösteren NT-proBNP,VCI çapı ve kan basıncı ile ilişkisini araştırdık. MATERYAL METOD: Çalışmamıza henüz renal replasman tedavisi almamış son dönem böbrek yetmezliği olan seksen beş hasta alındı. Hastaların multifrekans BIS cihazı kullanılarak OH ve ECW değerleri bulundu. OH/ECW oranı üzerinden rölatif doku sıvısı (RDS) tespit edildi. RDS?nın %15?in üzerinde olması mortalite ile ilişkilidir. Hastalarımızı RDS %15?in altında ve üstünde olmak üzere iki gruba ayırdık. Her iki grupta ECHO ile tüm hastaların vena cava inferior çapı hesaplandı ve immunoassay yöntemle NT-pro-BNP değerleri çalışıldı. Klinik takiplerinde kan basınçları alındı. Takiben gruplar arasında, artan volüm yüküyle beraber diğer belirteçlerin yanıtı araştırıldı. Çalışmada elde edilen sonuçların istatistiksel analizleri Statistical Package for Social Sciences 16 programı kullanılarak yapıldı. BULGULAR: Çalışmaya yaş ortalaması 51.99±16.80 yıl olan 49?u erkek 36?sı kadın 85 hasta alındı. RDS %15?in üzerinde olan grup 1?de 49, %15?in altında olan grup 2?de 36 hasta bulunuyordu. Gruplar arasında yaş (p=0.684), cinsiyet (p= 0.873), üre(p=0.52), kreatinin (p=0.143), GFR(p=0.56), TVS (p=0.710) ISS (p=0.052) açısından istatistiksel anlam taşıyan fark saptanmadı. Ancak gruplar arasında sistolik kan basıncı (p=0,004), diastolik kan basıncı (p=0,01), proteinüri (p=0,019), günlük idrar volümü (p=0,042), volüm fazlası (p<0,001), ESS (p=0,006), albumin (p<0,001), vena cava inferior çapı (p<0,001), pro BNP (0,016) istatistiksel anlam ifade eden fark görüldü. SONUÇ: Henüz renal replasman tedavisi ile volüm kontrolü yapılmamış son dönem böbrek yetmezliği olan hastalarda volüm yükündeki artışla birlikte sistolik ve diastolik kan basıncında, pro BNP değerinde, vena cava inferior çapında artış görülmektedir. Volüm yükü serum albumin düzeyi düşük, günlük idrar çıkışı az ve idrarla protein kaybı fazla olan hastalarda daha belirgindir. ANAHTAR KELİMELER : Son dönem böbrek yetmezliği, BİA, rölatif doku sıvısı, VCI çapı, pro-BNP

BöbrekBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+2
Yaşar Yıldırım
Dicle University
2013
00

Other supervisors