Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Ali Kirman
10 theses · Çukurova University, Hatay Mustafa Kemal University
Genç çiftçilerde girişimcilik ve din: Yaş ve cinsiyet değişkenleri bağlamında sosyolojik bir araştırma
Girişimcilik günümüz dünyasında çeşitli sektörlerde önemsenen ve desteklenen bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığı da kırsal alanda tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak ve genç nüfusun bu alanda istihdamını artırmak amacıyla çeşitli destekleme politikaları geliştirmektedir. Bu hedef doğrultusunda genç çiftçiler olarak adlandırılan nüfus çeşitli tarımsal alanlarda hibe desteği sağlanarak girişimciliğe teşvik edilmektedir. Tarımsal üretimin artırılmasını ve devamlılığını sağlamak amacıyla girişimciliğe yönlendirilen genç çiftçilerin dini tutum ve davranışlarını incelediğimiz bu çalışmamızda tarım toplumu ve genel özellikleri, girişim, girişimci, girişimcilik, Dünyada ve Türkiye'de girişimciliğin tarihsel gelişimi, kadın girişimcilik ve tarihsel serüveni, genç çiftçi kavramı ve tanımı, Türkiye'de ve Avrupa'da genç çiftçiler, sekülerleşme kavramı ve genç çiftçilerde sekülerleşme eğilimleri gibi konular ele alınmıştır. Çalışmamızda yöntem olarak nicel araştırma yöntemleri tercih edilmiştir. Ancak nitel araştırma yöntemlerinden de faydalanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler; SPPS veri analizi uygulanarak x² testi ve istatistiki bulgular doğrultusunda değerlendirilmeye tabi tutulmuştur. Çalışma sonucunda genç çiftçilerin tutum ve davranışlarında eskiye oranla sekülerleşem ile anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Genç çiftçilerde dini ibadetleri yerine getirilmek, tarımsal faaliyetlere başlarken dua etmek ve besmele çekmek, türbe ziyaretleri, sadaka vermek, tarım sigortası yapmak, miras hukuku gibi olgularda seküler belirtiler saptanmıştır. Ayrıca yaş değişkenliği açısından bakıldığında genç çiftçi grubu içerisinde ilk kategoride (18-25) yer alan katılımcılarda din ve sekülerleşme arasındaki korelasyonda sekülerleşme lehine sonuçlara varıldığı görülmüştür. Bu anlamda yaş ortalaması düşük olan katılımcıların ibadetlerin yerine getirilmesi ile ilgili seküler eğilimlere sahip oldukları tespit edilmiştir. Cinsiyet bağlamındaki değişkenliğe bakıldığında ise kadınların erkeklere oranla dini sorunların çözümünde başvurdukları kaynak açısından daha çok dinin hâkim olduğu geleneksel bir tavır takındıkları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Genç çiftçi, girişimcilik, tarım toplumu, din, sekülerleşme
İbn Haldun'un bilim anlayışı ve sekülerleşme
Çağdaş toplumların sosyal ve kültürel hayatının temel niteliklerinden biri hiç kuşkusuz seküler düşünce, yapılanma ve yaşam tarzıdır. Uzun bir tarihi geçmişe sahip olmasına karşın sekülerleşme olgusu son birkaç yüzyılın en önemli değişkenlerinden biri haline gelmiştir. Modern sekülerleşme süreci her ne kadar Avrupa ve ABD'de ortaya çıkmış ve yayılmışsa da bu olgu küreselleşmeyle birlikte diğer dünya toplumlarını da etkisi altına almıştır. Sekülerleşme olgusu, bunu, özellikle bilim, teknoloji ve felsefenin etkisiyle gerçekleştirmiştir. Türkiye'de sekülerleşme, özellikle son yıllarda, etkisini hayatın birçok alanında güçlü bir şekilde hissettirmektedir. Ülkemizin de sekülerleşmeye başlamasıyla birlikte bu olgu bizi de artık ciddi anlamda ilgilendirmeye başlamıştır. Bu yüzden sekülerleşme olgusu ve dinamikleriyle toplum olarak yüzleşmemiz kaçınılmazdır. Batının sekülerleşme modeli Tanrıya yer vermeyen sekülarist ve pozitivist bir nitelik taşımaktadır. Buna tepki olarak yeni paradigma arayışlarının gündeme gelmesi de gecikmemiştir. Ancak her ne kadar postsekülar düşünürler buna karşı çıksalar da önerdikleri model, mevcut durumu daha da karmaşık hale getirmekten öteye gidememiştir. Örneğin buradaki sekülerleşme süreci öncelikle kilisenin hakikat tekeli iddiasını daha sonra da tüm dinsel hakikat iddialarını yıkarak gelişirken postsekülerleşme süreci ise tüm hakikat iddialarına; dolayısıyla bilimin de hakikat iddiasına karşı çıkmıştır. Böylece gelinen noktada Batı'nın bilim paradigması bir çıkmaz ve krize doğru evrilmiştir. İbn Haldun, metafiziği dışlayan ya da metafiziğe kayıtsız kalan Batının sekülerleşme modeline karşılık, bilimsel yöntem ve yaklaşımı da içeren yeni bir sekülerleşme modelini içinde barındırır gibidir. İbn Haldun'un bilim anlayışına yakından bakıldığında onda olguların pozitif bir kavranışı bulunmakla birlikte bilimsel ilke ve kurallara ilahi bir unsur eklemesi, onu egemen klasik sekülerleşme modelinden ayırmaktadır. Dolayısıyla Müslüman bir düşünür olarak İbn Haldun, ortaya koyduğu bilim anlayışı ve bu anlayışa bağlı kalarak yürüttüğü bilimsel faaliyetleriyle, çağdaş toplumlara alternatif bir sekülerleşme modeli sunabilecek bir örnek oluşturabilir. Anahtar Kelimeler: İbn Haldun, din, bilim, sekülerleşme
Türk toplumunda sekülerleşme ve toplumsal cinsiyet: Beden odaklı gündelik yaşam pratikleri üzerine bir araştırma
Bu araştırma, Türk toplumunda, sekülerleşme ve toplumsal cinsiyet olguları bağlamında beden odaklı gündelik hayat pratiklarine odaklanmaktadır. Din ve sekülerleşme kavramları odağından beden odaklı toplumsal cinsiyete bakarak kadınların ve erkeklerin beden odaklı gündelik hayatlarının dinî ve seküler yönünü irdelemektedir. Diğer taraftan toplumsal cinsiyet kavramından modernleşme, sekülerleşme, din gibi kavramlara bakarak kadınların ve erkeklerin bu kavramlar bağlamında nasıl konumlan(dırıl)dığını irdelemektedir. Araştırmada asıl olarak nitel yöntem kullanılmakla birlikte yer yer anlam bütünlüğü sağlayabilmek için nicel verilere de başvurulmaktadır. Bununla birlikte eleştirel teoriden de yararlanılmaktadır. Araştırmaya göre Türk toplumunun toplumsal cinsiyetle ilişkili beden odaklı gündelik hayat pratiklerinde dinî, kültürel ve seküler formların hem ayrı ayrı hem iç içe geçmiş şekilde örneklerinin olduğu tespit edilebilmektedir. Türk modernleşmesi süreci içinde kadının ve erkeğin nasıl konumlan(dırıl)dığı irdelendiğinde ise erkek modernleşmesinin genellikle ekonomi, kamu, üretim sınırları içinde bir derinliğe; kadın modernleşmesinin ise genellikle beden sınırları içinde bir yüzeyselliğe tekabül ettiği anlaşılmaktadır. Türk modernleşmesi, kadınlar açısından yüzeysel boyutlarda işlerken erkekler açısından daha derin boyutlara sahip gözükmektedir. Ayrıca sekülerliğin ve dindarlığın cinsiyetlendirilirek, sekülerliğin erkek ile dindarlığın kadın ile özdeşleştirildiği anlaşılmaktadır. Anahtar kelimeler: Din, sekülerleşme, modernleşme, toplumsal cinsiyet, beden, tüketim, gündelik hayat.
Türk toplumunda Suriyeli göçmenleri kabul ve uyumda dindarlığın rolü (Gaziantep örneği)
Küreselleşmenin etkisinin hemen her alanda hissedildiği mal ve hizmetler kadar insan hareketliliğinin de arttığı bir çağdayız. Bu hareketliliğin önemli bir kesimini zorunlu göçler oluşturmaktadır. Bu çalışmanın konusu, Türk toplumunda Suriyeli göçmenleri "kabul ve uyumda" dindarlığın rolüdür. Göçle birlikte iki farklı ülkenin toplumu bir araya gelmiştir. Gaziantep örneğinde Suriyeli göçmenleri "kabul ve uyumda" dindarlığın inanç, sosyal etki-ahlak ve ibadet boyutlarında farklılaşma olup olmadığı temel problemimizi oluşturmaktadır. Çalışmamız, Suriyeli göçmenlerin "kabul ve uyumda" dinin ve dindarlığın rolünü ele alması ve ilgili literatüre mütevazı bir katkı sağlaması açısından önemlidir. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışma, literatür taraması ve alan araştırmasına dayanmaktadır. Bu amaçla ilgili literatüre dayalı olarak "dindarlık ölçeği" ve Suriyeli göçmenleri "kabul ve uyum" ölçeği geliştirdik. Çalışmamızın amacına ulaşmak için Gaziantep'in 116 mahallesinde tesadüfi örneklem yoluyla anket uygulanmıştır. Veriler SPSS programı çerçevesinde işlenmiş ve analizlere tabi tutulmuştur. Analizler sonucunda dindarlık ölçeğimiz inanç, sosyal etki- ahlak ve ibadet olmak üzere üç boyutlu olduğu tespit edilmiştir. Kabul ve uyum ölçeği kabul, uyum, yabancı düşmanlığı, insani tutum ve hak temelli yaklaşım olmak üzere beş boyutlu olarak tespit edilmiştir. Boyutlar arasında ilişkiler analiz edilmiştir. Sonuç olarak demografik değişkenlerle Suriyeli göçmenleri "kabul ve uyum" arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Siyasi tercihler arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Suriyeli göçmenleri "kabul ve uyumda" dindarlığın kolaylaştırıcı rolü olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Göç, kabul, uyum, din, dindarlık,
Entegrasyon bağlamında kimlik mücadelesi: Avrupa'da Müslüman olmak (Hollanda örneği)
Çalışma, tanınma teorileri kuramsal zemininde, Avrupa'daki Müslüman göçmenlerin dini kimlik talepleri ile entegrasyonu arasındaki ilişkiyi konu edinmektedir. Müslüman göçmenlerin dini kimlik taleplerinin Avrupa toplumsal ve kamusal alanında gördüğü "kabul" ve "itibar" verileri hareket noktası alınarak, Müslüman göçmenlerin dini kimlik taleplerinin toplumsal entegrasyona etkisi çalışmanın odağını oluşturmaktadır. Avrupa toplumsal ve kamusal alanında artan Müslüman dini kimlik nitelikleri, toplumsal ilişkilerde belirleyici faktörler olarak tartışmaların odağını oluşturmaktadır. Bu bağlamda Müslüman göçmenlerin Avrupa toplumsal yaşamında kimliksel varlık "mücadelesi", entegrasyon çerçevesinde değerlendirilmektedir. Çalışmada nicel araştırma modeli kullanılmış, bunun yanında nitel araştırma tekniklerinden grup görüşmesi ve katılımcı gözlemden de faydalanılmıştır. Hollandalı bireyler ve Müslüman göçmenlere olmak üzere iki ayrı anket uygulanmış, derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgulardan Hollanda toplumunda Müslüman dini kimlik taleplerinin entegrasyon bağlamında "sayılmadığı" ve "itibar" görmediği sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan Müslüman göçmenlerin dini kimlik aidiyetlerinin yüksek olmasına karşın entegrasyon tutamlarının da yüksek olduğu görülmüştür. Tutumlar arası bu anlamlı ilişki, Müslüman göçmenlerin Avrupa toplumunda dini kimlikleri ile var olma istekleri olarak değerlendirilmiştir. Tanınma teorileri kavramsal çerçevesinde "kabul görmeyen", "sayılmayan" talepler, kimlik "mücadele"si olarak kendini göstermektedir. Müslüman göçmen grupların Avrupa toplumsal yapısına dini kimlik taleplerinden vazgeçmeden uyum sağlamak istedikleri sonucuna varılmıştır.
Yeni bir Nurcu oluşum olarak "Hayalhanem"
Toplumsal bağlam ile teknolojik bağlamın her geçen gün iç içe geçtiği sosyal hayat, yeni çağda hızlı bir değişim sergilemektedir. Din ile sosyal medyanın kesiştiği noktada dinî gruplaşmanın "nasıl"ının ve "neden"inin peşine düşüldüğü bu saha araştırmasında "dijital Nurcu" bir oluşum sayılabilecek "Hayalhanem" derneği incelenmiştir. Çalışma; nitel araştırma yaklaşımı benimsenerek etnografik desen ile hazırlanmış, yer yer nicel verilere de başvurulmuştur. Dinî dijitalleşme olgusuna eleştirel yaklaşılmış, grubun kullandığı dinî söylem medya bağlamında irdelenmiştir. Sonuçta postseküler toplumun yapısal dindarlığından yararlanan yeni bir dinî oluşumla karşılaşılmıştır. Bu yeni oluşumun "modern kült" organizasyonlara benzeyen bir küçük grubu ve bir de söylemin kadraja indirgendiği "dijital cemaat" boyutu vardır. Gelenekten farklı olma iddiasında, iktisadi yapıdan güç alan, arz-talep denge noktasında üretilen bir grup imajı söz konusudur. Üstelik "Hayalhanem" ve benzeri ağ tabanlı Nurcu oluşumların bir dinî kolektiviteye dönüştükleri görülmüştür. Yeni medyanın genç youtuber'ları eşliğinde, slaktivizmin gölgesinde, Türkiye'nin kendine mahsus konjonktüründen hareketle ortaya çıkan "marka sunumlu" bu gruplar dinî piyasayı canlandırmaktadır. Varlığını sosyal medyaya borçlu olan dijital kolektivite renk ve kabuk değiştirmiş olsa da dillendirilen söylemin geleneksel Nurculardan farklı olmadığı tespit edilmiştir. Ancak İslami düşünce, yeni örgüt formları ile dijitalde varlık kesbederken yaşam dünyasına sızan bir araç konforu; üyelik, mekân, dünya görüşü, hareket ve sosyalleşme tarzını etkilemektedir.
Türkiye'de laiklik anlayışının dönüşümü: Ali Fuat Başgil örneği
Bu araştırmada Türk toplumundaki laiklik anlayışı ve dönüşümü Ali Fuat Başgil'in din ve laiklik anlayışı çerçevesinde incelenmiştir. Araştırmanın amacı, laikliğin Türkiye'deki tarihsel gelişimini Osmanlı ve modernleşme hareketlerinden itibaren ortaya çıkan gelişmeler ışığında ele alarak Türk toplumundaki laiklik anlayışının dönüşümünde Ali Fuat Başgil'in rolünü ortaya koymaktır. Ayrıca demokratik bir hukuk devletinde laikliğin, din hürriyetinin ve diğer tüm hürriyetlerin teminatını sağlayacak müesseselerin ne olduğunu ortaya koymak çalışmanın bir diğer amacıdır. Başgil 'in laiklik ve din anlayışı hakkında yapılan çalışmalara bakıldığı zaman ortaya koyduğu laiklik modeli sistemsel olarak incelenmiş fakat bu laik sistemi demokratik bir hukuk devletinde neyin ayakta tutacağına ve hürriyetlerin teminatı olacak kurumların ne olduğuna değinilmemiştir. Bu açıdan çalışma alandaki eksikliğin giderilmesi ve tartışmalara katkı sağlanması adına önemlidir. Yöntem olarak nitel araştırma yöntemlerinden doküman taraması kullanılmıştır. Elde edilen veriler ise çözümlenerek araştırmanın amaçlarına uygun bir şekilde başlıklandırılmıştır. Elde edilen veriler ışığında, laikliğin dinsizlik olmadığı, ülkelere göre farklılıklar taşıdığı ve ibadet, iman, yayın, talim ve tedris başta olmak üzere dini alandaki özgürlüklerin teminatı olduğu anlaşılmıştır. Din ve devletin, birbirlerinin özgürlük ve egemenlik alanlarına müdahale etmeden birlikte var olabilecekleri görülmüştür. Demokratik sistemlerde, hürriyetlerin sağlanması noktasında laiklik ve din hürriyetinin yasalar tarafından tanımlanmasının yeterli olmadığı ve çoğunluğun gücünü elinde tutan ideolojik hükümet sistemi karşısında hürriyetleri koruyacak kurumlardan en önemlisinin Anayasa Mahkemesi olduğu görülmüştür. Başgil'in fikirleri, eserleri ve mücadelesiyle ortaya koyduğu teorik ve pratik boyuttaki öneri ve çözümlemelerinin geçmiş, günümüz ve gelecek adına önemi üzerine vurgu yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Din, Laiklik, Anayasa Mahkemesi, Din Hürriyeti, Ali Fuat Başgil
Dini inanç ve iş ahlakı ilişkisi (Adana örneği)
Bu çalışma Adana İlinde çalışan kamu görevlilerinin çalışma yaşamları ve dini hayatları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, 2023 yılında Adana merkez ilinde çalışmakta olan kamu çalışanlarını içine almaktadır. Anket aracılığıyla toplanan veriler, SPSS istatistik programıyla değerlendirilmiştir. Bu çalışmada öncelikle, dini inanç ve iş ahlakı ilişkisi hakkında teorik olarak bahsedilmiştir. Akabinde Adana İlinde bulunan kamu kurumlarında çalışan devlet memurlarının katıldığı anket çalışması ile dini inanç ve iş ahlakı ilişkisi incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde; çalışanların genel olarak iş ahlakında dini inancın önemli bir yer tuttuğuna inandıkları ortaya çıkmıştır. Ayrıca, kamu hakkının korunmasında dini inanç düzeylerinin oldukça yüksek olduğu belirlenmiştir. Çalışanların cinsiyet, yaş grubu ve öğrenim düzeyine göre iş ahlakında dini inancı önemli bulma düzeyleri arasında önemli bir fark görülmemiştir. Ancak, kamu hakkının korunmasında dini inancı önemli bulma düzeyinin eğitim düzeyine göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ahlak, iş ahlakı, dini inanç, kamuda iş ahlakı, kamu hakkının korunması.
Değişim sürecinde taziye geleneği ve yemekli mevlit törenlerinin sosyolojik analizi
Bu araştırma, taziye geleneği ve bu gelenek içinde icra edilen yemekli mevlitleri konu edinmiştir. Araştırmanın amacı, taziye geleneğinin nasıl yaşandığını, süreç içerisinde ne tür değişimlere sahne olduğunu, söz konusu gelenek içinde icra edilen yemekli mevlit törenlerinin ölü yakınları tarafından nasıl deneyimlendiğini, gelenek ve törenlerin toplumsal etkilerinin neler olduğunu saha verileri temelinde analiz etmektir. Nitel yönteme uygun olarak desenlenen bu araştırma, herhangi bir teorinin doğrulanması veya yanlışlanmasına dayanmayan temellendirilmiş kuram yaklaşımıyla ele alınmıştır. Bu yaklaşımla, saha verileri üzerine temellenen birtakım kavramlara ulaşma gayesi güdülmüştür. Araştırmanın çalışma grubu, Osmaniye ili Kadirli ve Sumbas ilçelerinde ikamet eden ve son 10 yılda birinci derecede herhangi bir yakınını kaybeden ve bu nedenle de yemekli mevlit töreni düzenleyen 45 yaş üstü 38 kişiden oluşmuştur. Gözlem tekniğinin de kullanıldığı bu araştırmada katılımcılara yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmış ve elde edilen veriler 21 başlık altında analiz edilmiştir. Araştırmada, "Sembolik çağrı", "Rutin bozucu eylem", "Can çekişen gelenek", "Sanal (Mış gibi) ritüel", "Toplumsal medcezir alanı", "Zorunlu informal", "Duygusal ateşleyici", "Gıyabi eylem", "Çelişik fonksiyon", "Üçüncü gün ritüeli", "El' etkisi", "Toplumsal ayıplanma", "Toplumsal kör noktalar", "Toplumsal rota belirleyici" gibi çok sayıda kavrama ulaşılmıştır. Nihayetinde din dışı çeşitli faktörlerin etkisi olsa da genel manada taziye geleneğinde hâkim unsurun din ve geride kalanları yaşatmak olduğu, sözü edilen gelenek içinde icra edilen yemekli mevlit törenlerinde ise "el etkisi" ve "toplumsal ayıplanma"nın belirleyici unsur olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Taziye geleneği, Yemekli mevlit, Din, Toplumsal medcezir alanı, Gıyabi eylem
Göç ve sivil toplum ilişkisi: Hatay'daki sivil toplum kuruluşlarının Suriyeli göçmenlere yönelik faaliyetleri
Türkiye, 2011 Suriye Savaşı sonrası yoğun göç dalgalarıyla karşı karşıya kalmış ve kısa bir süre içerisinde yüzbinlerce insana ev sahipliği yapmış bir ülkedir. Göçmenlerin ülkeye varışlarından itibaren başta sağlık olmak üzere gıda, eğitim, barınma, rehabilitasyon gibi alanlarda hem devlet tarafından hem de sivil toplum kuruluşları ile çalışmalar başlatılmıştır. 2011 Mart ayında başlayan kısa süre içerisinde iç savaşa dönüşen Suriye iç karışıklıkları bir süre sonra acımasız bir kaosa dönüşmüş ve devamında uluslararası anlamda devletlerin stratejik odak noktası haline gelmiştir. Bu hengâme içerisinde ölüm- kalım mücadelesi veren sivil halk için "Göç" kaçınılmaz bir hal almıştır. Suriye İç Savaşı sonrası ortaya çıkan tablo insani açıdan son derece vahim bir tablodur. Savaşın başlangıcından beri yüzbinlerce insanın hayatını kaybettiği, milyonlarca insanın da yaşadığı bölgeleri terk edip zorunlu göçe tabi tutulduğu bilinen bir gerçektir. Bu göçlerin en yoğun yaşandığı yer Türkiye'dir. Özellikle Suriye ile sınırı olan Hatay, Kilis, Şanlıurfa ve Gaziantep illeri yoğun bir göç dalgası ile karşı karşıya kalmıştır. Yoğun göç dalgaları ve yaşanan trajik vakalar karşısında Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok küresel organizasyon özellikle insani yardım konusunda faaliyetlere başlamıştır. Türkiye'de, ülke içinden ve ülke dışından çok sayıda sivil toplum kuruluşu da insani yardım çalışmalarının içinde bulunmuştur. Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün 20 Ağustos 2020 tarihi itibariyle yayınlamış olduğu raporda Suriye'den Türkiye'ye göç etmiş olan ve geçici sığınmacı statüsü verilen göçmenlerin en yoğun yaşadığı iller verilmiştir. Bu verilere göre geçici koruma kapsamı içerisinde bulunan Suriyelilerin sayı olarak en çok geldiği 3. il Hatay'dır. Sayı olarak üçüncü olmasına rağmen nüfusa oranla en yoğun göçün yine Hatay'a yapıldığı görülmektedir. Bundan dolayı araştırma Hatay ilinde faaliyet gösteren ve göçmenlere yönelik faaliyet gösteren STK'lar üzerinde yoğunlaşacaktır. Hatay ilinde Suriyeli göçmenlere yönelik faaliyet gösteren STK'ların genel yapıları ve faaliyet alanları incelendikten sonra faaliyet alanları, etkililik düzeyleri, finansal gücü ve insan kaynakları açısından öne çıkan 4 adet STK'nın faaliyetleri detaylı incelenecektir. Bu çalışma; şekilleri, yapıları, kapsam alanları bakımından farklı STK'lardan birer örnek şeklinde yapılmıştır. Araştırılan STK'lar şunlardır: Türk Kızılayı Hatay Şubesi, Türkiye Diyanet Vakfı Hatay Şubesi, İnsani Yardım Vakfı (İHH) Hatay Şubesi, Hatay Yardımlaşma Derneği (HAYAD)