Hernia

57 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hiatal herni ve metabolik sendrom ilişkisinin araştırılması

Metabolik Sendrom (MetS) ile Gastroözofageal Reflü Hastalığı (GÖRH) ve Hiatal Herni (HH) ile obezite arasındaki ilişkiye dair literatürde anlamlı çalışmalar mevcuttur. Bizim çalışmamızda HH ile MetS ve komponentleri arasında ilişki olup olmadığını araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya hastanemiz İç Hastalıkları polikliniğine Şubat 2022 – Mart 2023 tarihleri arasında başvurmuş, herhangi bir nedenle istenen Özofagogastroduodenoskopi (ÖGD) veya Toraks-Üst Abdomen bilgisayarlı tomografi görüntüleme yöntemleri ile HH saptanmış 89 hasta ve ÖGD sonucu normal olan 44 kişi kontrol grubu olarak dahil edildi. İleri yaş HH ile ilişkili bulundu (p=0,001). HH'li grup ile kontrol grubu arasında bel çevresi açısından istatistiksel anlamlı fark saptandı (p=0,016). HH'li grupta semptomatik reflü ve buna bağlı PPİ kullanımına daha sık rastlandı (p=0,01). Hasta ve kontrol grubu arasında MetS varlığı açısından istatistiksel anlamlı fark tespit edilemedi (p=0,337). Ortalama HDL-kolesterol değerleri bakımından iki grup arasında anlamlı fark mevcuttu (p=0,006). HH'li hastalar kendi içlerinde MetS bulunan ve bulunmayan olarak ikiye ayrıldığında bel çevresi ortalamaları MetS bulunan grupta daha yüksek değerlerde görüldü, istatistiksel anlamlı fark saptandı. MetS bulunan ve bulunmayan gruplar laboratuvar parametreleri açısından karşılaştırıldığında Lenfosit sayısı, Glukoz, GGT, Trigliserid, HDL-Kolesterol, HbA1c, İnsülin ve HOMA-IR düzeyleri arasında anlamlı farklılık görüldü (p<0,05). HDL-Kolesterol düzeyleri MetS bulunan HH'li hastalarda bulunmayanlara göre anlamlı düzeyde yüksekti. Yine MetS bulunan grupta daha yüksek oranda hepatosteatoz saptandı ve gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark tespit edildi (p=0,014). Sonuç olarak çalışmamızda HH ile MetS arasında doğrudan anlamlı bir ilişki kurulamadı, HH'li hastalarda daha yüksek saptanan HDL düzeyleri nedeniyle MetS sıklığı daha düşük görülüyor olabilir. Bu konu ile ilişkili daha fazla hasta içeren gruplarla kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Hiatal Herni, Metabolik Sendrom, Obezite

Gastroözofageal reflüHerni-hiatalHerniler+2
Nurşen Ayfer Esen
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Lomber bölge disk herniasyonlarında alet yardımlı yumuşak doku mobilizasyonunun etkiniği

Bu çalışma lomber bölge disk herniasyonu olan hastalarda alet yardımlı yumuşak doku mobilizasyonunun etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 30-65 yaş aralığında 60 lomber disk herniasyon tanılı hasta dahil edildi. Hastalar değerlendirme sonrasında kapalı zarf yöntemiyle randömize edilerek deney (n=30) ve kontrol (n=30) grubuna ayrıldı. Her iki grubuda 4 hafta (20 seans) sıcak paket (hotpack), konvansiyonel transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu (TENS), terapotik ultrason uygulamalarıyla birlikte bel egzersizlerinden oluşan geleneksel fizik tedavi programı uygulandı. Deney grubuna bu programa ek olarak Alet Yardımlı Yumuşak Doku Mobilizasyonu (IASTM) haftada 3 kere 1 gün arayla toplamda 12 seans uygulandı. Bu teknik, farklı ebatlarda ve şekillerde paslanmaz çelik alet kullanılarak gerçekleştirilirdi. IASTM tedavisi aletle 45 ° açıyla her teknik (SWEEP-FAN- BRUSH-SWEEP ) 8-10 tekrarlı olmak üzere ilicostalis lumborum, priformis, gluteus medius, erektör spinalar, quadratus lumborum kaslarına, yüzeyel ve derin fasyaya uygulandı. Tedavi başlangıcında ve 4. haftanın sonunda hastaların depresyon düzeyleri Beck Depresyon Ölçeği ile ağrı şiddetleri VAS ağrı skalası ile fonksiyonel durumları Oswestry Skalası ile yaşam kalitesi Kısa Form-36 (SF-36) ile ve normal eklem hareket açıklığı gonyometre ile değerlendirildi. Elde edilen sonuçlar SPSS v.20 programı kullanılarak analiz edildi. Tüm yapılan analizlerde anlamlılık oranı p<0.05 kabul edildi. Dört haftalık tedavi programı sonunda her iki gruptada VAS ağrı şiddetinde, normal eklem hareketlerinde (fleksiyon, ekstansiyon, sağ-sol lateral fleksiyon, rotasyon) anlamlı oranda gelişmeler bulundu (p<0,05). Oswestry ve Beck Depresyon ölçeği skorlarında kontrol grubuna kıyasla sadece deney grubunda anlamlı gelişmeler görüldü (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada VAS ağrı, normal eklem hareketi ve Oswestry ölçeğinde anlamlı fark görülürken SF-36 ve Beck Depresyon ölçeği anketinde anlamlı fark bulunmadı. Çalışmanın sonucunda lomber disk herniasyonlu hastalarda geleneksel fizyoterapi programına göre IASTM' in normal eklem hareket açıklığı ve fonksiyonellik üzerinde daha etkili bir yöntem olduğu, fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarında uygun hastalarda alternatif bir yöntem olarak uygulanabileceği sonucuna varılmıştır.

AğrıDepresyonFizik tedavi+5
Ali Yıldırım
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnguinal herni operasyonlarında spinal anestezi ile kombine spinal epidural anestezinin etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: İnguinal herni onarımı genel cerrahi pratiğinde en çok yapılan operasyonlardan biridir. Nöroaksiyel anestezinin uyanık ve spontan soluyan hastaya izin vermesi, yapılışın basit ve kolay olması, cerrahi için uygun anestezik koşullar sağlaması ve postoperatif ağrı kontrolüne izin verip erken taburculuk sağlaması diğer tekniklere göre avantajlı yanlarıdır. Bu çalışmamızda inguinal herni operasyonlarında spinal anestezi ile kombine spinal epidural anestezi tekniklerinin hemodinami, blok seviyesi, bulantı ve kusma üzerine olan etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Spinal veya kombine spinal epidural anestezi altında elektif inguinal herni onarımı yapılan 20-90 yaş arası ASA I-II-III sınıflandırmasına sahip toplam 100 hasta çalışmaya alındı. Bu hastalardan 10 mg %5 hiperbarik bupivakain ile spinal anestezi uygulanmış olan 50 hasta Grup SA olarak adlandırılırken intratekal 5 mg izobarik bupivakain + 15 mg (3 mL) izobarik bupivakain + 100 µg fentanil kombinasyonu 15 mL volüm içinde epidural olarak verilen 50 hasta Grup KSE olarak adlandırıldı. Grupların hemodinamik verileri, blok seviyeleri, intraoperatif bulantı, kusma ve inotrop tüketimi kaydedildi Bulgular: Demografik veriler her iki grup için benzerdi. Hastaların preoperatif hemodinamik parametreleri arasında herhangi bir fark saptanmadı. Ortalama arter basınçları Grup SA'da 15. ve 30. dakikalarda daha düşük saptandı ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Ayrıca tüm zamanlar göz önüne alındığında giriş sistolik arter basıncına göre Grup SA'da 18 (% 36) hasta Grup KSE'de ise toplam 6 (%12) hastada giriş değerinin % 30 ve altına düştüğü gözlenmiştir. Ayrıca ortalama arter basıncının 60 mmHg altına düştüğü hasta sayısı Grup SA'da 11(%22) bulunurken Grup KSE'de ise 3 (%6) olarak bulunmuştur. Toplam kullanılan norepinefrin miktarı grup KSE 32 µg iken grup SA'da bu miktar 104 µg olarak ölçülmüştür. Sonuç: Kombine spinal epidural anestezi inguinal herni operasyonlarında stabil bir hemodinami sağlayıp, intratekal kullanılan lokal anestezik dozunu ve inotrop ihtiyacını azaltarak etkin ve güvenli bir anestezi ortamı sağlamaktadır. Anahtar kelimeler: İnguinal Herni, Spinal Anestezi, Kombine Spinal Epidural Anestezi, Hemodinami

AnesteziAnestezi-epiduralAnestezi-spinal+4
Arif Demir
Gaziantep University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Spinal anestezi ile opere edilen herni hastalarında işlem sırasında sanal gerçeklik uygulamasının ağrı, kaygı ve yaşam bulgularına etkisi

Amaç: Spinal anestezi ile opere edilen herni hastalarında işlem sırasında sanal gerçeklik uygulamasının ağrı, kaygı ve yaşam bulgularına etkisinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma evrenini, Manisa Şehir Hastanesi Genel Cerrahi Ameliyathanesine 15.04.2022- 15.04.2023 tarihleri arasında gelen, spinal anestezi ile opere edilen herni hastaları oluşturmuştur. Araştırma örneklemini; Manisa Şehir Hastanesi Genel Cerrahi Ameliyathanesinde spinal anestezi ile opere edilen herni hastaları içinden araştırmaya katılmayı kabul eden hastalar arasından randomize edilerek 110 hasta grubu oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğünü belirlemek için güç analizi (power analizi) uygulanmıştır. Çalışmada 55 kişi kontrol 55 kişi deney grubu olmak üzere 110 hastaya ulaşılmıştır. Veri toplama araçları olarak "Birey Tanıtım Formu" "Numerik Ağrı Skalası" "Sürekli-Durumluluk Kaygı Envanteri" "Yaşam Bulguları Takip Formu" kullanılmıştır. Çalışma grubundaki hastalara, cerrahi işlem esnasında 20 dakika işlem boyunca, sanal gerçeklik gözlüğü ile müzik fonlu, "Relax with Nature" lisanslı ürün sanal gerçeklik uygulamasıyla izletildi. Hastalara göl, orman, şelale, nehir ve kumsal videoları izletildi. Kontrol grubundaki hastalara ise herhangi bir işlem yapılmaksızın standart cerrahi prosedür ve hemşirelik bakımı uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0 paket programı kullanıldı. Verilerin analizinde, demografik özellikleri tanımlamak için sayı yüzde dağılımı ve tanımlayıcı istatistikler, grupların homojenliğini değerlendirmedeki kare testi, Mann Whitney U testi yapıldı. Verilerin normal dağılımına Kolmogorov Smirnov testi ile bakıldı. Normal dağılan verilerde, bağımsız gruplarda t testi, normal dağılmayan verilerde ise Mann Whitney U ve Wilcoxon Signed Ranks testi kullanıldı. Bulgular: Deney grubundaki hastaların işlem sırası ağrı şiddeti ortalama puanlarının kontrol grubundaki hastaların işlem sırası ağrı şiddeti ortalama puanlarına göre daha düşük olduğu saptandı (P<0,05).Deney grubundaki hastaların işlem öncesi ve işlem sırası kalp atım hızı, sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, solunum sayısı ve vücut sıcaklığı ortalama puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0,05), hastaların işlem sırasındaki ortalama puanlarının işlem öncesindeki ortalama puanlarına göre daha düşük olduğu saptandı. Deney ve kontrol grubu hastaların gruplar arası işlem sırası solunum sayısı ortalama puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0,05), deney grubundaki hastaların işlem sırası ortalama puanlarının kontrol grubundaki hastaların işlem sırası ortalama puanlarına göre daha yüksek olduğu saptandı. Deney ve kontrol grubu hastaların gruplar arası işlem öncesi sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı ve solunum sayısı ortalama puanları arasında anlamlı fark olmadığı belirlendi (p>0,05). Deney ve kontrol grubu hastaların gruplar arası işlem öncesi ve işlem sırası kalp atım hızı, vücut sıcaklığı ve satürasyon ortalama puanları arasında anlamlı fark olmadığı bulundu (p>0,05). Deney ve kontrol grubu hastaların gruplar arası işlem sırası durumluluk kaygı envanteri ortalama puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0,05), deney grubundaki hastaların ortalama puanlarının kontrol grubundaki hastaların ortalama puanlarına göre daha düşük olduğu saptandı. Deney grubundaki hastaların işlem öncesi durumluluk kaygı envanteri puanının işlem sırası durumluluk kaygı envanteri puanına göre daha yüksek olduğu görüldü. Deney grubuna göre kontrol grubunda işlem sırası durumluluk kaygı envanteri puanı artış miktarının daha fazla olduğu görüldü Sonuçlar ve Öneriler: Spinal anestezi ile opere edilen herni hastalarında sanal gerçeklik gözlüğü kullanımı; ameliyathane ortamının gürültülü ve uyaranların fazla olduğu rahatsızlık verici ortamdan dikkatini başka yöne çekme yöntemi olarak kullanılıp; ağrı ve kaygıyı azalttığı, yaşam bulguları üzerine olumlu etkileri olduğu görüldü. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; ameliyathane ortamında, cerrahi işlem sırasında sanal gerçeklik gözlüğü kullanılmasının ağrı, anksiyete ve yaşam bulguları üzerinde olumlu etkilerinin olması sebebiyle, hemşirelik uygulamalarında dikkati başka yöne çekme yöntemi olarak kullanılması ve sanal gerçeklik gözlüğünün ameliyathanede spinal anestezi ile opere edilen hastalarda kullanımı ile ilgili araştırmaların arttırılarak literatüre kanıt temelli kaynak sağlanması önerilmektedir.

Anestezi-spinalAnksiyeteAğrı+7
Ayşe Çelik
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Comparison of high-intensity laser and low-intensity laser therapy in patients with lumbar disc herniation

Introduction: Lumbar Disc Herniation (LDH) is a fragment of the disc nucleus that is pushed out of the annulus, into the spinal canal through a tear or rupture in the annulus. The disc presses on spinal nerves, often producing pain, It is the lumbar region of the spine that often suffers from herniated discs. Nearly all herniated lumbar discs occur between the fourth and fifth lumbar vertebrae (L4-L5) or (L5-S1). One of the most common reasons for back discomfort and even sciatica is a lumbar disc herniation. Objective: In order to better understand how effective high-intensity therapy and low-level laser therapy are for persons suffering from a herniated lumbar disc, this study compares the two treatment modalities. However, there is a lack of evaluation in previous studies. Methods: In Iraq's Al-Diwaniyah Governorate, this study was carried out at Al-Diwaniyah Teaching Hospital and Al-Hamza General Hospital. Sixty patients with Magnetic Resonance Imaging confirmed lumbar disc herniation, computed tomography (36 males and 24 females) aged between (18-65y) participated. The subjects randomly assigned to participate in one of three treatment groups: high-intensity laser therapy (1064 nm, 7 w), low-level laser therapy (904 nm, 500 mw ), or a placebo laser with exercise 10 sessions total. The visual analogue scale (VAS), the Oswestry Disability Index (ODI), the Roland-Morris Disability (RMD), and the Schober's test used for evaluation the efficacy of therapy. Both pre- and post-irradiation measurements were taken. Results: According to the statistical analysis, it was found that there was a significant improvement in the group treated with HILT in the outcome measures ( VAS at rest p=0.004, VAS at activity p=0.010, ODI p=0.021, RMD p=0.036 ). As for the group that was treated with LLLT, we did not find significant differences in some parameters. Conclusion: The HILT group showed better improvement in all parameters than the LLLT group, specifically in controlling pain and returning to normal life faster. Keywords: HILT, Lumbar Disc Herniation, Low Back Pain, VAS.

Physical therapyPhysical therapy modalitiesHernia+5
Shahad Razzaq Jawad Alkurdı
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Lomber disk hernisi ameliyatı olan hastalarda öğrenim gereksinimlerinin saptanması

Lomber disk hernisi ameliyatı olan hastaların öğrenim gereksinimlerinin saptanması amacıyla planlanan tanımlayıcı nitelikteki bu araştırma Şehit Kamil Devlet Hastanesi Beyin Cerrahi Servisinde gerçekleştirilmiştir. Lomber disk hernisi ameliyatı olan hastalar, cerrahi işlem sonrası yaşantılarında ciddi boyutlarda iş gücü kaybına ve kişisel yaşam kalitesinin düşmesine neden olmaktadır. Bunun için hastanın cerrahi işlem sonrası meydana gelen yeni yaşam biçimi ve işlem sonrasındaki yaşam aktivitelerinde meydana gelen değişiklikler arasındaki düzeni sağlaması gerekmektedir. Bu da ancak hastalara iyi bir danışmanlığın ve hastaların normal yaşamlarına dönmeden önce ki verilecek olan düzenli bir eğitim ile sağlanabilir. Bu çalışmada lomber disk hernisi ameliyatı olan hastaların bilgi gereksinimlerinin belirlenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 48.6±12 idi. Cinsiyete göre HÖGÖ toplam alt boyutlarında erkeklerin bilgi gereksinimlerinin kadınlara oranla yüksek olduğu saptandı. Yaşam kalitesi(p˂0.005) ve cilt bakımı(p˂0.001) alt boyutunda bekarların evlilere oranla bilgi gereksinimlerinin yüksek olduğu ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Tedavi ve komplkasyonlar(p˂0.027) ve toplum ve izlem(p˂0.030) alt boyutlarında doktorlardan eğitim alan hasta grubunun öğrenim gereksinimlerinin yüksek olduğu ve gruplar arasındaki fark anlamlı olduğu saptandı. Yaşam kalitesi(p˂0.039) alt boyutunda hemşirelerden eğitim alan hasta grubunun öğrenim gereksinimleri yüksek çıkmış ve gruplar arasındaki farkın anlamlı olduğu saptanmıştır. Hastalara eğitim verilmeden önce hasta öğrenme gereksinimlerinin saptanması eğitimin saptanan öğrenim gereksinimi doğrultusunda düzenlenmesi önerilmektedir

CerrahiHasta eğitimiHemşirelik+4
Mehmet Baran
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyat öncesi verilen planlı eğitimin hastanın ameliyata bağlı kaygı ve ağrı algısı üzerine etkisi

ÖZET Yusuf İNAL, Ameliyat Öncesi Verilen Planlı Eğitimin Hastanın Ameliyata Bağkı Kaygı ve Ağrı Algısı Üzerine Etkisi Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Hemşirelik AD Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018. Bu Araştırma, Şırnak İli, Cizre Dr. Selahattin Cizrelioğlu Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde planlanmış İnguinal herni ameliyatı olan, 18 yaş ve üstü yetişkin hastalara, ameliyat öncesi verilen planlı eğitimin, ameliyat sonrası kaygı ve ağrı düzeyine etkisini belirlemek amacı ile yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın verileri 1 Kasım 2017-31 Mart 2018 tarihleri arasında 30'u kontrol, 30'u deney grubu olmak üzere toplam 60 hastadan toplanmıştır. Veriler Sosyodemografik Veri Formu, Durumluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği (STAI I-II) ve Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ) ile toplanmıştır. Kontrol grubu hastalarına kliniğin rutin hemşirelik uygulamaları dışında bir uygulama yapılmamış, Deney grubu hastalarına araştırmacı tarafından ameliyat hakkında eğitim ve "Ameliyat Öncesi Eğitim Rehberi" kitapçığı verilmiştir. Her iki gruptaki hastalara, ameliyattan 24 saat önce STAI-II, ameliyattan 24 saat sonra sadece STAI (Durumluk Kaygı) uygulanmıştır. Ameliyat sonrası dördüncü saat ilk olmak üzere günde iki defa ve toplam dört kez ağrı düzeyleri GKÖ ile değerlendirilmiştir. Kontrol ve Deney grubu hastaları cinsiyet ve çalışma durumu dişında diğer özellikler açısından benzerdi (p>0.05). Ameliyat öncesi kaygı puanları açısından gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05) Ameliyat öncesi Deney grubuna verilen eğitim bu gruptaki hastaların kaygı seviyesini artırmış (p<0.05), ağrı puanları açısından da dördüncü ölçümde Deney grubu hastalarının ağrı seviyesi Kontrol grubundan istatistiksel olarak düşük bulundu (p<0.05). Sonuç olarak planlı bilgi ve eğitim verilmesinin bu çalışmadaki Deney grubu hastalarının kaygısını artırdığı, ağrı seviyesini de azalttığı kanısına varılmıştır (p<0.05). Anahtar Sözcükler; İnguinal Herni Ameliyatı, Ağrı, Kaygı, Ameliyat Öncesi Eğitim.

AlgıAnksiyeteAğrı+4
Yusuf İnal
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bel fıtığı ameliyatı olan hastaların ağrı ve korku kaçınma düzeylerinin belirlenmesi

Çalışmanın amacı, beyin cerrahi kliniklerinde yatan, bel fıtığı ameliyatı olan hastaların ağrı ve korku kaçınma düzeylerini belirlemektir. Araştırma 2016 Kasım ve 2017 Mayıs ayı tarihleri arasında gerekli kurumsal izinler alınarak Gaziantep Şehitkâmil Devlet Hastanesi ve Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin Cerrahi Klinikleri' nde gerçekleştirilmiş, tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Hastanelerin Beyin Cerrahi Kliniklerinde yatan 92 gönüllü hastayla araştırma yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında "Sosyo-Demografik Veri Formu", "Görsel Kıyaslama Ölçeği" ve "Korku Kaçınma Tutumları Anketi" kullanılmıştır. Verilerin istatiksel analizi SPSS.21, istatistiksel yazılım programında yapıldı. Verilerin analizinde bağımlı bağımsız değişkenlerin karşılaştırılmasında sayı yüzdelik, t testi, Kruskal Wallis, Mann-Whitney U kullanıldı. Kadın hastaların erkeklere oranla korku kaçınma ve ağrı oranlarının düzeylerinin daha yüksek olduğu bulundu (p<0.01). Bedensel aktivite gerektiren işlerde çalışan hastaların korku kaçınma davranışlarının daha fazla olduğu, 16 yıl ve daha fazla süredir bel ağrısı yaşayan hastaların mesleki iş kaynaklı korku kaçınma düzeylerinin, 11-15 yıldır bel ağrısı yaşayan hastaların fiziksel aktivite kaynaklı korku kaçınma düzeylerinin diğer gruplara oranla daha fazla olduğu bulundu (p<0.05). Travma yaşayan hastaların mesleki iş kaynaklı korku kaçınma düzeylerinin, travma yaşamayan hastaların fiziksel aktivite kaynaklı korku kaçınma düzeylerinin daha fazla olduğu bulundu. Korku kaçınma ölçeği toplam puan ortalamasının travma yaşayan hastalarda daha yüksek olduğu, ağrı oranının ise travma yaşamayan hastalarda daha yüksek olduğu bulundu. Ağrı ile korku kaçınma davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesine göre ağrının en fazla fiziksel aktivite kaynaklı korku kaçınma ile ilişkisi vardı. Ağrı ile korku kaçınma toplam ve alt boyutları arasındaki ilişkinin anlamlı olmadığı saptandı. Sonuç olarak, bel fıtığı ameliyatı olan hastalarda, fonksiyonel kayıpların varlığı ile hastaların tüm yaşamlarının olumsuz yönde etkilenmesi ve yaşam kalitesinin azalacağı düşüncesi gelişebilmektedir. Hastalarda bedensel aktivitenin ağrıyı artıracağı korkusu ile birlikte sınırlı şekilde davranma ve bu nedenle aktiviteden kaçınma davranışı oluşabilir ve bazen hastalar ağrı yaşama korkusu nedeniyle de hareketten kaçınabilirler. Anahtar sözcükler: bel fıtığı, bel fıtığı ameliyatı, korku kaçınma tutumu, cerrahi sonrası ağrı

AnksiyeteAğrı-postoperatifBel ağrısı+5
Fatma Tan Çelik
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lumbar interlaminar epidural steroid uygulamasında lidokain ve bupivakainin etkinliklerinin karşılaştırılması

Lumbar İnterlaminar Epidural Steroid Uygulamasında Lidokain ve Bupivakainin Etkinliklerinin Karşılaştırılması Amaç: Çalışmanın amacı lomber radikülopatisi olan hastalara uygulananan interlaminar epidural steroid enjeksiyonunda (ESE) steroid ile beraber kullanılan lokal anesteziklerden lidokain ve bupivakainin etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya lomber MR'da L3-S1 seviyelerinin herhangi birinde veya fazlasında lomber disk hernisi bulunan lomber radikülopatili 48 hasta alındı. Hastaların dosyaları taranarak işlem öncesi düz bacak kaldırma testi(DBKT), Sayısal Derecelendirme Ölçeği(NRS), Oswestry Disabilte İndexi (ODİ) sonuçları kaydedildi. İnterlaminar epidural enjeksiyon uygulanan hastalardan 8 mg deksametazon +2 cc %0.5 bupivakain+ 4 cc serum fizyolojik (SF) enjekte edilen hastalarla, 8 mg deksametazon+ 2 cc %2 lidokain+2 cc SF'ten oluşan toplam 8 ml'lik ilaç karışımı enjekte edilen hastaların işlem sonrası 1. ve 3. ayda DBKT ve ODİ, 1.saat, 1.ay ve 3.ayda NRS sonuçlarına tekrar bakıldı. Bulgular: Çalışmada her iki grupta da girişim öncesi bakılanlara göre 1. ve 3. ayda değerlendirilen DBKT, NRS ve ODİ sonuçlarında anlamlı azalma görüldü (p<0,001). Her iki grup birbirleriyle karşılaştırıldığında, iki grubun DBKT sonuçları arasında 1. ay (p=0.864) ve 3. ay (p=0,584) değerlendirmelerinde anlamlı fark yoktu. Gruplar arası NRS sonuçları arasında, 1. saat (p=0,931), 1. ay NRS (p=0,496) ve 3. ay (p=0,428) değerlendirmelerinde anlamlı fark saptanmadı. Gruplar arasında bakılan ODI sonuçları arasında, 1. ay (p=0,649) ve 3. ay (p=0,559) anlamlı fark izlenmedi. Sonuç: ESE, lomber disk hernisine bağlı radikülopati tedavisinde etkin bir tedavi yöntemidir. İnterlaminar epidural enjeksiyonlarda, deksametazonla beraber lidokain yada bupivakain uygulamasının hastaların ağrılarını etkin bir şekilde azaltıp hayat kalitesini iyileştirdiği, ancak bu iki ilacın etkinlikleri açısından aralarında fark olmadığı görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Lomber disk hernisi, radikülopati, interlaminar epidural steroid enjeksiyonu, lidokain, bupivakain

AnesteziBupivakainHerniler+6
Beyza Yeşiloğlu
Çukurova University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Lumbar disk hernisi olan hastalarda kinezyo bantlama ve manuel terapi etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışma lumbar disk hernisi olan hastalarda Kinezyo Bantlama ile Manuel Terapi'nin ağrı, günlük yaşam aktivitesi, özürlülük, kas kısalığı, normal eklem hareket açıklığı, depresyon ve anksiyete düzeyleri üzerine etkilerini karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya, Şanlıurfa M. Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi ünitesine, lumbar disk hernisi tanısı ile gelen 20-50 yaşları arasında, çalışmaya katılmayı kabul eden 60 gönüllü hasta alındı. Hastalar basit rastgele yöntemlerle Klasik Fizik Tedavi (KFT)(n=20), Kinezyo Bantlama (KB) (n=20) ve Manuel Terapi (MT) (n=20) olmak üzere üç gruba ayrıldı. KFT grubuna haftada 5 seans, 3 hafta boyunca hotpack, TENS, ultrason ve ev egzersizi programı uygulanırken, KB grubuna KFT'ye ek olarak haftada 2 seans, 3 hafta boyunca toplam 6 seans KB uygulandı. MT grubuna ise, KFT uygulamasına ek olarak haftada 2 seans, 3 hafta boyunca toplam 6 seans MT uygulandı. Çalısmaya katılan hastaların ağrı şiddeti, Vizuel Ağrı Skalası ve McGill Melzack Ağrı Soru Formu ile ölçüldü. Fonksiyonel Bel Ağrı Skalası, Nottingham Sağlık Profili, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, kas kısalığı ve normal eklem hareket açıklığı ölçüm ve değerlendirmeleri tamamlandı. Ölçüm ve değerlendirmeler 3 haftalık tedavi sonunda tekrarlandı ve sonuçlar uygun istatistik programı ile analiz edildi. Çalışmanın sonucunda ağrı, günlük yaşam aktiviteleri, depresyon ve anksiyete düzeylerinde ve normal eklem hareket açıklıklarında her üç grupta tedavi sonrası iyileşme olduğu bulundu (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada, günlük yaşam aktiviteleri, özürlülük ile depresyon düzeyleri ortalama skorunun MT grubunda daha etkili gelişme gösterdiği bulundu (p<0.05). Tedavi sonrası, normal eklem hareket açıklığında artış, kas kısalığı ve anksiyete düzeyleri değerlerine bakıldığında, KB ve MT grupların birbirlerine üstünlüğünün olmadığı bulundu (p>0.05). Ancak, KB ve MT gruplarının, KFT grubuna göre daha etkili olduğu bulundu (p<0.05). Sonuç olarak 3 hafta tedavi sonrası ağrı, özürlülük, günlük yaşam aktiviteleri, depresyon düzeyleri üzerinde MT programı daha etkili bulunurken, kas kısalığı, normal eklem hareket açıklığı limitasyonu ve anksiyete düzeyleri üzerinde MT ile KB programlarının birbirlerine göre üstünlüklerinin olmadığı tespit edildi. Çalışmamızda MT uygulamalarının KFT programı ile birlikte lumbar disk hernisi olan hastalarda daha etkili olacağı sonucuna varıldı.

Fizik tedaviFizik tedavi yöntemleriHerniler+4
Tuba Açıkyol
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Lumbar disk hernisi olan bireylerde kronik dönemde core stabilizasyon egzersizlerinin denge ve yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışma, lumbar disk hernisi olan bireylerde kronik dönemde core stabilizasyon egzersizlerinin denge ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya 45-65 yaşlarında en az bir yıl önce lumbar disk hernisi tanısı almış 40 hasta alındı. Randomizasyon yapılarak tedavi ve kontrol grubu olmak üzere 20 kişilik 2 gruba ayrıldı. Hastalara ait demografik bilgiler için kendi hazırladığımız bir form, ağrı değerlendirmesi için McGill Ağrı Ölçeği ve Vizüel Ağrı Skalası, statik denge değerlendirmesi için Diasu Yürüme Analizi Cihazı ve Berg Denge Ölçeği, dinamik dengeyi değerlendirmek için Zamanlı Kalk Yürü Testi, Y Denge Diyagramı, Fonksiyonel Uzanma Testi, düşmeyi değerlendirmek için Tinetti Düşme Etkinlik Ölçeği, yaşam kalitesini ve fonksiyonelliği değerlendirmek için Oswestry Bozukluk Ölçeği ve Nottingham Sağlık Profili kullanıldı. Proprioseptif duyuyu değerlendirmek için ayakbileği eklem pozisyon hissine ayakta, nötral pozisyonda (0˚) ve 10˚ dorsi fleksiyonda açısal ölçüm yapılarak bakıldı. Tüm anketler ve ölçümler tamamlandıktan sonra hastalar programa alındı. Kontrol grubundaki hastalar rutin yaşamlarına devam ederken, tedavi grubu hastalarına core stabilizasyon odaklı modifiye pilates egzersiz programı 8 hafta, haftada 2 gün 50 dakika şeklinde uygulandı. Tedavi süreci tamamlandıktan sonra anketler ve ölçümler tekrarlandı. Tedavi grubunda dinamik denge, fonksiyonellik ve yaşam kalitesinde gelişme sağlandı (p<0,05). Statik denge açısından incelendiğinde istatiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). Tedavi grubunda proprioseptif ölçümlerinde gelişme sağlanırken (p<0,05), kontrol grubunda anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Core stabilizasyon eğitiminin proprioseptif duyu, denge ve yaşam kalitesini iyileştirmek için etkili bir yöntem olduğu belirlendi. Modifiye pilates eğitiminin, lumbar disk hernisi olan bireylerde denge ve yaşam kalitesini artırmak için destekleyici ve koruyucu fizyoterapi modeli olarak ileri yaş gruplarında kullanılmasını önermekteyiz. Anahtar Kelimeler: Lumbar Disk Hernisi, Kronik Dönem, Denge, Core Stabilizasyon, Propriosepsiyon

Beden stabilizasyonuDengeEgzersiz+6
Asiya Uzun
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lomber disk hernisi tanısı konmuş hastalarda kantitatif duysal test ve manyetik rezonans görüntüleme ilişkisi

Bu çalışmada amaç; Lomber disk hernilerinde manyetik rezonans görüntüleme ile yapılacak olan kök basısı derecelendirilmesi ile kantitatif duysal test verileri arasındaki ilişkiyi saptamak ve görüntüleme yöntemleri ile birlikte kantitatif duysal testin klinik uygulamaya sokulmasıdır. Beyin Cerrahisi ve Algoloji polikliniğine başvurmuş ve MRG ile lomber disk hernisi tanısı konmuş, bel ve tek bacağa uzanan ağrı yakınması olan 18-70 yaş arası 56 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastaların tümünde, L4-L5 intervertebral diskinde herniasyon mevcuttur ve uygulama bölgesi olarak semptomatik ve asemptomatik tarafın L5 dermatom bölgesi seçilmiştir. CASE IV Kantitatif Duysal Test Cihazı ile VDT (vibrasyon eşik değeri), HDT (sıcak algılama eşik değeri), CDT (soğuk algılama eşik değeri) ve HPT (sıcak ağrı eşik değeri) parametreleri ölçülmüştür. Tüm parametreler değerlendirildiğinde; herniye disk olan taraf ve asemptomatik olan karşı taraf parametlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı. QST ve MRG Pfirmann derecelendirilmesi karşılaştırıldığında; artan Pfirmann derecesine göre QST parametrelerinin tümünün, istatistiksel olarak anlamlı şekilde arttığı görülmüştür. Sonuç olarak; bu çalışmada LDH'ne bağlı şikayetlerin olduğu dermatomda QST ile yapılan ölçümlerin, MR görüntülemede saptanan patolojinin derecesi ile ilişkili olarak farklılık gösterdiği görüldü. Bu da MRI uygulamanın mümkün olmadığı ve/veya MRI görüntüleri ile klinik bulguların uyumsuz olduğu hasta grubunda QST ölçümlerinin tanıda yol gösterici olabileceğini düşündürmektedir.

HernilerManyetik rezonans görüntülemeTestler+4
Serpil Canan
Manisa Celal Bayar University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnguinal herni onarımında prolen mesh ile anatomik kesimli kordon kesitli ve kapakçıklı polipropilen ve polilaktik asit mesh'in erken dönem ağrı, hareket kısıtlılığı ve yaşam kalitesi açısından karşılaştırılması

Kasık fıtıkları toplumda en sık görülen hastalıklardan biri olup tarih boyunca birçok onarım tekniği tarif edilmiştir. Günümüzde gerilimsiz onarımlar altın standart olarak kabul edilmiş olup hala post operatif dönemde ağrı sorunu devam etmektedir. Çalışmamızda randomize olarak seçilmiş 25 hastaya progrip self fixating mesh ile , diğer 25 hastaya prolen greft kullanılarak sütür fiksasyon yöntemi ile herni onarımı yapılmış ve hastalar 2 ay boyunca yüzyüze veya telefon görüşmeleriyle VAS ( Vizuel Analog Skala) ile ağrı takibi yapılmış ve 2. ayın sonunda SF-36 (Short Form -36) yaşam kalitesi ölçeği ile günlük rutin aktivitelere dönüş değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda post operatif erken dönemde pro grip self fixating mesh kullanılan hastalarda ağrı skorlarının daha düşük olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu fakat 2.ayın sonunda her iki yöntemin ağrı ve yaşam kalitesi açısından istatistiksel olarak benzer sonuçlar verdiği tespit edilmiştir. Literatürde birbirinden farklı sonuçlar olmasına rağmen progrip self fixating mesh lehine olumlu sonuçlar elde edildiğini belirten yayınlar mevcuttur. Sonuç olarak daha büyük vaka serileri ile daha uzun süreli takiplerin yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Ağrı-postoperatifCerrahi meşHerni-inguinal+2
Ahmet Kaya
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer ve rekürren ventral hernili hastalarda C-myc, Catenin,Tenascin ve CTGF(connective tissue like growth factor ) doku düzeylerinin analizi

Son yıllarda karın duvarı fıtıkları patogenezinde kollejen metabolizmasının rol aldığı düşüncesi giderek artmaktadır. Skar oluşumunu ve kollajen inşasını etkileyen kilit biyolojik faktörler henüz net ortaya konamamıştır. Primer ve rekürren kesi fıtıklarında yara iyileşme sürecini etkileyen ve kötü skar oluşumuna neden olan hasta bağımlı faktörlerin rol aynadığı gösterilmiştir. Bu çalışmada; C-myc, Catenin, Tenascin ve CTGF doku seviyelerinin ventral hernili hastalardaki analizi ve varsa nüks ile ilintisinin ortaya konması amaçlandı.

Bağ dokuHerni-ventralHerniler+4
Selim Bozay
Manisa Celal Bayar University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı insanlarda ve disk hernisi olan hastalarda medulla spinalis'in sonlanma seviyesinin manyetik rezonans görüntüleme yöntemi ile karşılaştırılması

Medulla spinalis canalis vertebralis içerisinde önde ve arkada hafifçe yassılaşır ve koni şeklinde sonlanır. Santral sinir sistemi hastalıkları, meninges enfeksiyonları ve beyin omurilik sıvısının (BOS) incelenmesi gibi durumlarda lumbal ponksiyon yapılırken, bu bölgeye iğne ile girilmesi sırasında medulla spinalis sonlanma seviyesinin bilinmesi oldukça önemlidir. Medulla spinalis sonlanma seviyesinin (MSSS) yaş, cinsiyet, boy, ağırlık, vücut kitle indeksi ve çeşitli hastalıklarda farklı seviyelerde sonlanabileceği bildirilmiştir. Bu çalışmada lumbal bölgeye yapılacak anestezi, cerrahi, lumbal ponksiyon gibi işlemlerde komplikasyonların önlenebilmesi için MSSS'yi tespit etmek ve bu seviyenin cinsiyet, yaş, vücut kitle indeksi parametreleri ile ilişkisinin araştırılması planlanmıştır. Disk hernisinin MSSS'ye etkisi araştırılarak disk hernisi olan hastalarda MSSS'nin belirlenmesi ve sağlıklı insanlarla karşılaştırması amaçlanmıştır. Yapılan literatür taramasında bununla ilgili yeterli bilgiye tespit rastlanılamamıştır. Bu amaçla 191 sağlıklı ve 150 lumbal protrüze disk hernisi bulunan hasta bireyin lumbal MR görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Bu görüntülerde hem corpus vertebrae ve discus intervertebralis'e göre hem de processus spinosus'a göre bakılarak MSSS belirlenmiştir. Corpus vertebrae ve Dİ'ye göre MSSS sağlıklı insanlarda ve disk hernisi olan hastalarda en sık L1 corpus vertebrae'nın üst üçte biri seviyesinde saptanmıştır. Processus spinosus'a göre MSSS sağlıklı insanlarda ve disk hernisi olan hastalarda en sık L1 processus spinosus'ta saptanmıştır. Sağlıklı insanlar ile disk hernisi olan hastalarda MSSS'leri arasında anlamlı istatistiksel fark saptanmamıştır. Corpus vertebrae'ya göre ölçülen MSSS ile processus spinosus'a göre ölçülen MSSS arasında yüksek derecede anlamlı korelasyon saptanmıştır (p=0.001, r=0.853). Sağlıklı insanlarda yaş ve boy ile, disk hernisi olan hastalarda yaş ile MSSS arasında pozitif yönde zayıf anlamlı ilişki bulunmuştur. Bulgularımıza göre bu bölgede yapılacak olan lumbal ponksiyon, anestezi ve cerrahi gibi işlemlerde referans seviyenin L3 processus spinosus'un altındaki seviyeler alınması gerekir.

HernilerManyetik rezonans görüntülemeSpinal kord+2
Merve Kalındemirtaş
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Abdominal insizyonel herni tedavisinde uygulanan primer onarımın ve farklı prostetik materyallerin sıçan modeli üzerinde değerlendirilmesi

Bu çalışmada hedef, sıçan modeli üzerinde oluşturulan karın duvarı defektlerinde primer onarımın ve bazı prostetik materyallerin irdelenmesi ve abdominal insizyonel hernilerde kullanılabilecek ideal prostetik materyal seçimine katkıda bulunabilmesi olarak belirlendi. Bu amaçla, deneysel olarak oluşturulmuş karın duvarı defektleri ya primer olarak ya da prostetik materyallerden polipropilen (Prolen), genişletilmiş politetrafloroetilen (Gore-Tex), adezyon bariyeri kaplı polipropilen (Sepramesh) ve kollajen kaplı polyester (Parietex) protezler ile kapatıldı.Çalışma 250-300 gram ağırlığında, Wistar Albino cinsi 100 adet sağlıklı sıçan dahil edildi. Herbirinde 20 sıçan olan 5 eşit gruba ayrıldı. Kontol grubu primer olarak kapatıldı. Diğer gruplara prostetik materyaller uygulandı. Postoperatif 7. ve 30. günlerde adezyon, fibrosiz, inflamasyon ve mukavemet gücü yönünden gruplar karşılaştırıldı.Postoperatif 7. ve 30. gün sonunda en düşük adezyon skoru primer onarım grubunda görüldü. En yüksek adezyon skoru ise Prolen grubunda saptandı. Primer onarım ve Prolen grupları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı.Yedinci gün sonunda Primer onarım ve Sepramesh gruplarının fibrozis skorları daha yüksek iken, 30. gün sonunda Primer onarım ve Prolen gruplarının fibrozis skorları daha yüksekti.Yedinci gün sonunda en düşük inflamasyon skoru Gore-Tex grubunda, en yüksek skor ise Parietex grubunda saptandı. Otuzuncu gün ise primer onarım ve Prolen gruplarının fibrozis skoru, diğer gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. Yedinci gün sonunda primer onarım ve Sepramesh gruplarının inflamasyon skorları aynıydı. En düşük skor Gore-Tex grubunda, en yüksek skor ise Parietex grubunda saptandı. 30. gün sonunda ise primer onarım ve Prolen gruplarının inflamasyon skorları diğer gruplara göre daha yüksekti. Mukavemet gücü yönünden ise Prolen ve Parietex gruplarında daha yüksek değerler saptandı.Sonuç olarak, primer onarımın insizyonel herni tedavisinde avantajlı olduğu, ancak peritonun ve fasyanın kapatılamadığı geniş defektlerde prostetik materyal kullanılması gerektiği, ideal prostetik materyal için ise yeni çalışmalar ve araştırmalar yapılmasının zorunlu olduğu kanaatine varıldı.

Cerrahi tedaviCerrahi-abdominalHerniler+3
Mustafa Kemal Özdoğan
Gaziantep University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Lumbar disk hernili hastalarda karada ve su içerisinde yapılan `core' stabilizasyon eğitimlerinin etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı lumbar disk hernili (LDH) hastalarda karada ve su içerisinde yapılan `Core? Stabilizasyon eğitimlerinin etkilerini değerlendirmek ve karşılaştırmaktı. Çalışmaya LDH tanısı konmuş, yaş ortalamaları 47.78±13.20 yıl olan 23 hasta ile 46.67±13.69 yıl olan 15 sağlıklı olgu alındı. Hastalar eşli randomizasyon yöntemi ile `Core? Stabilizasyon (CS) ve Suya Özgü Tedavi (WST) gruplarına ayrıldı. Tüm olguların demografik bilgileri alındıktan sonra, hastalara tedaviye başlanmadan önce ve tedavi programı sonrasında ağrı şiddeti, esneklik, gövde kaslarının enduransı, fonksiyonel seviye ve yaşam kalitesine yönelik değerlendirmeler yapıldı. Kontrol grubundaki olgulara ise norm değer oluşturması açısından sadece esneklik ve gövde kaslarının enduransı ölçümleri yapıldı. Tedavi başlangıcında LDH?li hastaların gövde kaslarının statik enduransının sağlıklı kontrollere göre düşük olduğu görüldü (p<0.05). Tedavi sonrasında elde edilen bulgulara göre CS eğitimi, ağrı, esneklik, gövde kaslarının statik enduransı, modifiye `push-ups?, fonksiyonel seviye, yaşam kalitesinin ağrı ve toplam alt başlıklarında (p<0.05); WST eğitimi ise ağrı, el-parmak zemin mesafesi, otur-uzan testi, sola gövde lateral fleksiyonu, gövde kaslarının statik ve dinamik enduransı, fonksiyonel seviye, yaşam kalitesinin ağrı, fiziksel aktiviteler, uyku ve toplam alt başlıkları parametrelerinde etkili bulundu (p<0.05). CS ve WST grubunda tedavi sonrası oluşan farklar karşılaştırıldığında ise, `situps? tekrar sayısındaki artış, WST grubu lehine bulundu (p<0.05). Diğer parametrelerde gruplar arasında bir fark gözlenmedi (p>0.05). Tedavi sonrasında her iki gruptaki olguların gövde kaslarının statik enduransı sağlıklı olgulara benzer hale geldi (p>0.05) . Bu sonuçlara göre; LDH hastalığı olanlarda haftada 3 kez 8 hafta boyunca karada veya su 110içerisinde uygulanacak olan `Core? Stabilizasyon eğitimlerinin yararlı olabileceği ve eğitimler arasında bir fark bulunmadığı belirlendi (p>0.05). Anahtar Kelimeler: Lumbar Disk Hernisi, Core Stabilizasyon, Halliwick, Suya Özgü Tedavi111

Egzersiz tedavisiHasta eğitimiHerniler+3
Deniz Bayraktar
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal sagital denge parametrelerinin 1 ve 2 seviye anterior servikal diskektomi ve füzyon (ACDF) yapılan hastalarda değişimi

Bu çalışmada Ocak 2015-Ocak 2017 arasında Düzce Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı'nda ameliyat edilen 18-70 yaş arası, 1 ve 2 seviye yumuşak servikal disk hernisi olan, radyolojisiyle semptomları ilişkili, 3 hafta tıbbi tedaviden yanıt alamayan ve füzyonlu anterior servikal diskektomi yapılan 55 hasta çalışmaya dahil edilmiş, çalışma retrospektif olarak yürütülmüştür. Etik kurul onayı tez içinde yer almaktadır. Hastaların tümünün ameliyat öncesi ve sonrası servikal MRG ve iki yönlü servikal grafi tetkikleri yapılarak, nörolojik muayeneleri ve Vizuel Analog Skala değerleri ve sagittal denge parametrelerinden servikal lordoz açısı (SLA), C2 tilt (C2T), kranial insidans (Kİ) ve kranial eğim (KE) ölçümleri yapıldı. C2T, SLA, Kİ, KE ölçümleri ile ameliyat sonrası 1. Gün, 15. gün ve 3. aydaki VAS değerleri değerlendirildi. Ameliyat öncesi ve sonrası dönemde ölçülen SLA, KE, C2T, Kİ değerlerindeki değişimlerin ağrı ile korelasyonu değerlendirildi. Ameliyat öncesi ve sonrası dönemde ölçülen Kİ, KE, C2T ve SLA açısı ölçüm değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Her seviye için ve 2 seviye disk hernileri için de tüm ameliyat sonrası zamanlarda VAS değişimi istatistiksel olarak anlamlıydı. Bu araştırmanın asıl konusu olan, iyileşme ile paralel olarak servikal sagittal denge parametrelerin değişimi konusunda araştırmamızın sonuçları hipotezimizi desteklememekle birlikte, servikal sagittal parametrelerin restorasyonu SLA, KE ve C2T parametreleri için normal popülasyon değerlerine ameliyat sonrası dönemde giderek yaklaşmıştır. SDH sonuçlarında da omurga cerrahisinin diğer alanlarında olduğu gibi klinik düzelme radyolojik düzelmeden önce gelmektedir. Servikal sagittal denge parametrelerin ameliyat sonrası uzun dönem sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Servikal sagittal denge, servikal disk hernisi, cerrahi tedavi, servikal lordoz açısı, C2 tilt, kranial insidans, kranial eğim

AğrıCerrahiDiskektomi+7
Çiğdem Erdin
Düzce University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preoperatif servikal sagital dizilimin anterior servikal diskektomi ve füzyon (ACDF) sonrası cerrahi sonuçlara etkisi

Servikal disk hernisi, boyunda intervertabral diskin merkez yapısının dış tabakadaki yırtıktan, sinirler ve omuriliğin geçtiği kanala doğru taşmasıdır. Günlük yaşam aktivitelerini ve yaşam kalitesini etkileyerek, bireysel zarar ve özürlülüğe neden olabilen bir hastalıktır. Sagittal servikal dizilim bozuklukları ise servikal lordozun azalması ya da artması, servikal kifoz gelişimi, baş önde pozisyonu varlığı, segmental kifoz varlığı, üst servikal lordozun artması ya da azalmasıdır. Bu uzmanlık tezi anterior servikal diskektomi ve füzyon (ACDF) uygulanan 80 olguda ameliyat öncesi ve sonrasında servikal sagittal dizilim ve klinik sonuçları arasındaki ilişkiyi araştıran retrospektif bir çalışmadır. Bu çalışmanın amacı anterior servikal diskektomi ve füzyon (ACDF) ameliyatı ile servikal dizilim bozukluğu ve servikal disk hernisi semptom ve klinik bulguları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Olguların tamamının ameliyat öncesi ve sonrasında lateral servikal radyografileri temin edildi ve servikal dizilimleri Toyama tiplendirmesi kullanılarak değerlendirildi. Klinik sonuçlar ise nörolojik muayene ve VAS skoru kullanılarak değerlendirildi. Olguların takiplerinde, servikal sagittal dizilimde anlamlı düzelme tespit edildi. Serimizde VAS skorları erken ve geç dönem takiplerinde istatistiksel olarak anlamlı azalma gösterdi. Servikal sagittal profile göre iyileşme oranları arasındaki farklara bakıldı. Bu çalışma göstermiştir ki; anterior servikal diskektomi ve füzyon ameliyatı, klinik ve radyolojik bulgularda anlamlı düzelme sağlamaktadır. Ameliyat öncesi mevcut sagittal profil ameliyat sonuçları üzerinde etkilidir.

AğrıAğrı ölçümüDiskektomi+5
Canan Subaşı Kalaycı
Düzce University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hiatus hernisi nedeniyle laparoskopik nissen fundoplikasyon yapılan hastaların opere olmayan ve medikal tedavi alan hastalara göre yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmada Hiatus Hernisi bulunan GÖRH hastalarında laporoskopik nissen fundoplikasyon operasyonu ile medikal tedavi etkinliğinin orta dönem sonuçlarının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmanın deney grubu 2014-2018 yılları arasında Düzce Üniversitesi Genel Cerrrahi polikliniğine gelen klinik olarak GÖRH tanısı konulan ve üst gis endoskopisi sonucunda hiatus hernisi saptanan 116 hastadan oluşmaktadır. Çalışmanın kontrol grubu ise 2014-2018 yılları arasında Düzce Üniversitesi Gastroenteroloji polikliğinine başvuran klinik olarak GÖRH tanısı konulan ve üst gis endoskopisi sonucunda hiatus hernisi saptanan 70 hastadan oluşmaktadır. Hastalar ilgili polikliniğe başvurduklarında GÖRH'ye özel sağlıkla ilgili yaşam kalitesi anketi ön test olarak uygulanmıştır. Deney gurubunda olan 116 hastaya LNF operasyonu uygulanmış, kontrol grubu olan 70 hasta ise medikal tedavi almıştır. Hastalara uygulanan tedavinin orta dönem sonuçlarını değerlendirmek için aynı anket 2019 yılında hastalara telefonla ulaşılarak tekrarlanmıştır. Bulgular: Çalışmada opere olan hastaların operasyon öncesi ve sonrası yaşam kaliteleri arasında anlamlı fark bulunmuştur (p˂0,05). Medikal tedavi alan hastalar için de medikal tedavi öncesi ve sonrası yaşam kaliteleri arasında da anlamlı fark bulunmuştur (p˂0,05). İki tedavi yönteminin etkinliğini kıyaslamak için opere olan ve medikal tedavi alan hastaların yaşam kaliteleri beraber incelenmiş ve aralarında anlamlı fark bulunmuştur (p˂0,05). Ayrıca uygulanan ankette GÖRH hastalarının pirozis semptomlarının ve regurjitasyon semptomlarının yaş ile korelasyonun bakılmış ve bir ilişki bulunamamıştır. Hastaların operasyon sonrası ve medikal tedavi sonrası memnuniyet durumları incelenmiştir. Opere olan hastaların %73'ü medikal tedavi alan hastaların ise sadece %6'sı mevcut durumundan memnun olduğunu söylemiştir. Tartışma ve Sonuç: Hiatus hernisi bulunan gastroözofagiyal reflü cerrahi tedavisinde laparoskopik nissen fundoplikasyonun kısa-orta dönemde patolojik reflüyü önlediği, semptomları kontrol altına aldığı ve yaşam kalitesindeki iyileşme sağladığı görülmüştür ve yaşam kalitesine olumlu erkisi medikal tedaviye oranla yüksek bulunmuştur. Bu sonuçlarla hiatus hernisine bağlı gelişen gastroözafagial reflü hastalığında ilk seçenek laparoskopik nissen fundoplikasyon düşünülmelidir.

AnketlerGastroözofageal reflüHerni-hiatal+3
Ufuk Önsal
Düzce University
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of effectiveness polypropylene mesh coated bovine amniotic membrane with adhesion barrier (polyethylene glycol) in repair of abdominal wall hernias in rats

The purpose of this experimental work was to investigate the effectiveness of polypropylene mesh coated bovine amniotic membrane with 5% Polyethylene glycol 4000 as adhesion barrier in the repair of experimental 2 x 2 cm of abdominal hernias in rats. Thirty-two rats were divided into four groups. A 2 cm x 2 cm defect was created in the full thickness of abdominal muscle on the anterior abdominal wall at a distance of 1 cm from the xiphoid process. Polypropylene mesh was implanted in the abdominal cavity with 0/2 vicryl as inlay simple interrupted sutures (Group I,II,III,IV). The bovine amniotic membrane was cover the abdominal face of the graft (Group III and Group IV). It was given before the abdominal closure 5 ml of 5% Polyethylene glycol 4000 (Group II and Group IV) and 5 ml of 0.9% NaCl (Group I and Group III). After 21 days following the operations, a total of 32 rats were euthanized. Macroscopic evaluation was performed according to the scoring system. Grafts were excised along with abdominal wall for histopathological evaluation and were evaluated under light microscope with respect to fibrosis and inflammation. SPPS 22 program was used for statistical analysis. The differences between the groups was evaluated by Kruskal Wallis analysis of variance and Mann-Whitney U test. Comparison of the groups in terms of macroscopic adhesion severity grade; Group IV (Polypropylene mesh, bovine amniotic membrane and 5 % Polyethylene glycol 4000 ) was significantly different from Group I (Control group) (p <0.05). Group II (Polypropylene mesh and 5 % Polyethylene glycol 4000) was not significantly different from Group III (Polypropylene mesh, bovine amniotic membrane and 0.9 % NaCl) (p >0.05). Group II and Group III were not significantly different from Group I (Control group) (p >0.05). Similar results were obtained in the comparison of groups according to fibrosis and inflammation. According to the results of this experimental study, the combined use of bovine amniotic membrane and 5% Polyethylene glycol 4000 were helpful to prevent the complications of polypropylene mesh. Key Words: Polypropylene mesh, Polyethylene glycol, amniotic membrane, hernia, adhesion.

AdhesionsAmnionSurgical mesh+4
Hawar Qadır Rashıd Rashıd
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda unilateral inguinal herni operasyonlarında ilioinguinal/iliohipogastrik ve sakral bloğun peroperatif ve postoperatif analjezik özelliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, inguinal herni operasyonu uygulanacak olgularda ilioinguinal/iliohipogastrik ve sakral bloğun peroperatif ve postoperatif analjezi özelliklerinin ve kan şekeri üzerine etkilerinin karşılaştırılması planlanmıştır.Araştırma inguinal herni uygulanan 1 ? 8 yaş arası, ASA I ? II risk grubunda olan ve çalışmada yer alması ebeveynleri tarafından kabul edilen 60 hastada gerçekleştirildi. Hastalar rastgele iki eşit gruba ayrıldı. Tüm hastalara indüksiyonda % 50 O2 + % 50 N2O içinde % 8 konsantrasyonda sevofluran ile yeterli anestezi derinliği sağlandıktan sonra yaşına ve kilosuna uygun LMA yerleştirildi. Standart monitörizasyon uygulanan hastalara açılan venöz yoldan 8 mL/kg idame sıvıları verildi. Grup S `de transsakral epidural blok için lateral dekübit pozisyonuna alınan hasta S2-3 aralığından serum fizyolojik yardımıyla direnç kaybı metoduyla epidural aralık belirlendikten sonra tek seferde % 0,25 izobarik bupivakain'den 0,7 mL/kg (maksimum 20 mL olacak şekilde), grup i'de IL/IH sinir bloğu için supin pozisyonda operasyon olacak taraftaki spina iliaka anterior superiorun 2 cm medial 2 cm kranieli iğne giriş noktası olarak belirlenerek ucu künt periferik blok iğnesi ile çift fasya delme hissi tekniğiyle % 0,25 izobarik bupivakainden 0,7 ml/kg verildi. Hastaların idamesinde % 40 O2 + % 60 N2O ile 1,2 MAK-sevo 10.dk'ya kadar sürdürüldü. Her iki bloktan 10 dk sonra N2O kapatılarak medikal havaya geçildi. MAK-sevo değeri 0,7'e kadar düşürüldü. İntraoperatif KAH, SAB, DAB, OAB, MAK-sevo değerleri, postoperatif APDS ve CHEOPS skorları kaydedildi. Operasyon sırasında KAH ve SAB'da kontrol değerin % 20'sinden fazla yükselmesi ve postoperatif dönemde ise APDS?5 ve CHEOPS?10 olması yetersiz analjezi olarak yorumlanarak intraoperatif dönemde medikal hava yerine N2O verilmesi, postoperatif dönemde ise hastane içerisinde gözlem sırasında fentanil veya taburculuk sonrasındaki dönemlerde ise parasetamol süspansiyon verilmesi planlandı.Yapılan istatiksel analiz sonucunda benzer tanımlayıcı özelliklere sahip gruplar arasında intraoperatif dönemde KAH ve KŞ arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmazken, SAB, DAB, OAB parametrelerinde transsakral epidural grubunda (Grup S), endtidal MAK sevofularan parametresinde ise IL/IH sinir bloğu grubunda (Grup İ) anlamlı olarak düşük sonuçlar gözlemlendi. Her iki gruptaki hastaların tamamında intraoperatif dönemde yeterli analjezi sağlandı. Postoperatif analjezi sürelerine bakıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulunmazken, yirmidört saatlik zaman dilimdeki ek analjezik ihtiyaçları incelendiğinde 8. ve 12. saat'te IL/IH sinir bloğu grubunda daha az olarak belirlendi. Postoperatif analjezi değerlendirme skalalarına bakıldığında CHEOPS skalası aynı saat diliminde APDS skalasına göre daha fazla pozitif sonuç verirken bu farklı pozitif sonuçların aynı saat dilimlerinde ek analjezik almalarına bakıldığında bu farklı pozitif sonuçla korelasyon göstermediği gözlemlendi. Bu farklı sonuçların CHEOPS skalasının daha fazla emosyonel durumu ölçen sorulardan oluştuğu nedeniyle ortaya çıkabileceği ve sonuçta klinik olarak her iki skalanın birbirlerine üstünlerinin olmadığı kanısına varıldı.Sonuç olarak; peroperatif ve postoperatif etkin analjezi yönünden motor blok yapma olasılığının minimal olması, transsakral epidural ve kaudal bloğa göre daha kolay uygulanabilirliğinin olması nedeniyle inguinal herni, kord kisti ve hidrosel gibi aynı dermatomları etkileyen inguinal cerrahilerde IL/IH sinir bloğun güvenli bir şekilde kullanılabileceği kanaatindeyiz.

Anestetikler-lokalAnesteziAnestezi-kondüksiyon+5
Sami Kaan Coşarcan
Gazi University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek riskli hastalarda farklı batın kapatma tekniklerinin primer kapatmaya üstünlüğü var mı? Klinik çalışma

Laparatomileri takiben kesi fıtıkları % 2-11 oranında gelişir. Kesi fıtıklarının tedavisi cerrahidir. Primer onarımdan sonra % 30-50 oranında nüks bildirilmektedir. Prostetik materyaller kullanılmaya başladığından bu yana nüks oranları ciddi anlamda azalmış, ancak halen nükse neden olmayan mükemmel tekniğe ulaşılamamıştır. Bu çalışmada; yüksek riskli hasta grubunda, farklı batın kapama tekniklerinin ameliyat sonrası takiplerinde primer kapatmaya olan üstünlükleri, fasya kenarlarının ayrılma zamanı ile kesi fıtığı gelişme arasındaki ilişki, tekniklerin fıtık gelişme zamanı ve riskine olan etkilerinin araştırılması amaçlandı.Bu çalışma randomize prospektif bir çalışma olarak hazırlandı. Orta hat kesisi ile laparatomi yapılan yüksek riskli hastalar çalışmaya dahil edildi. Seçilen hastalar kapama tekniklerine göre 20 kişilik 4 gruba ayrıldı. Grup 1'deki hastaların fasyası primer olarak kapatıldı. Grup 2'de Cardiff yöntemi kullanıldı. Grup 3'teki hastalara Keel yöntemi uygulandı. Grup 4'teki hastaların fasyası devamlı sütürizasyon üzerine onlay yama konularak kapatıldı. Hastalar cerrahi sonrası ilk yıl, üç ay aralarla, sonraki iki yıl, altı ay aralarla, fizik muayene ile kontrol edildi. Kesi fıtığı gelişimi, süresi ve diğer komplikasyonlar kaydedildi. Gruplar istatistiksel olarak nonparametrik test olan Kruskal Wallis Testi ve Kolmogorov-Smirnov Testi ile karşılaştırıldı.Grup 1'de 3 hastada, Grup 2'de 1 hastada kesi fıtığı gelişti. Diğer gruplarda nüks gelişmedi. Gruplar arasında kesi fıtığı gelişimi ve diğer komplikasyonlar yönünden istatistiksel olarak bir fark saptanmadı (p>0.05).Sonuç olarak bu çalışmada kullanılan farklı kapatma tekniklerinin primer kapatmaya olan üstünlükleri istatistiksel olarak saptanmadı.Anahtar kelimeler: kesi fıtığı, batın kapatma teknikleri

Cerrahi-abdominalHerni-ventralHerniler+4
Mürşit Dincer
Fırat University
2011
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diabetik ve diabetik olmayan lomber disk hernili olgularda kollajen tip ıx düzeylerinin karşılaştırılması

Günümüzde disk dejenerasyonu patogenezinde rol alan anabolik ve katabolik faktörler modern teknolojik incelemeler sayesinde tanımlanmaktadır. Bu çalışma Tip II diabetin lomber disk yapısındaki kollajen Tip IX'un immünhistokimyasal boyanma özelliklerinin karşılaştırılması üzerine yapılan bir ilk çalışmadır. Diabet süresi uzadıkça disk dokusunun beslenmesi ve fonksiyonel devamlılığının sağlanması zordur. Mikro ve makroanjiyopatik komplikasyonlar sonucunda disk ve diğer dokuların beslenmesi bozulur. Biriken toksik oksijen radikalleri ve laktat, kondrosit ve fibroblast benzeri hücrelerin rejenerasyon kabiliyetlerinin bozulmasına yol açar. Diabetik diskteki glikasyon son ürünlerinin kollajenlere enzimatik olmayan yollarla bağlanmaları sonucunda, mekanik özellikler bozulmuştur. Ayrıca büyük çoğunluğu obez olan bu hastalardaki lomber kompresif yüklerin fazlalığı dejeneratif diğer bir durumdur.Çalışmaya 30 diabetik ve diabetik olmayan toplam 60 hastanın diskektomi materyali dâhil edildi. Bu materyaller patoloji laboratuvarımızda parafin bloklar haline getirildi. Kesitler 4 ? m kalınlığında alındı. Rabbit polyclonal anti-human kollajen Tip IX immünhistokimyasal boya ile Ventana cihazında boyandı. Preparatların kollajen Tip IX boyanma şiddeti, boyanma oranı, immünreaktivite boyanma toplam skorları tespit edildi. Disk dejenerasyonuyla ilişkili diabetik diskektomi materyallerindeki kollajen Tip IX'un immünhistokimyasal boyanma özellikleri diabetik olmayan gruptan daha düşüktü (p=0,001*<0,01).Diabetik hastaların HbA1c düzeyleri, diabet süresi, yaş ve operasyon seviyeleri ile boyanma toplam skoru arasındaki istatistiksel korelasyonlar incelendi. Diabet süresi ile boyanma toplam skorundaki düşük sonucun regresyon testi anlamlıydı (ß=?0,016, t=?2,610, p=0,015*<0,05; F=3,688, p=0,017*<0,05; R2=0,270). Bu düşük sonuç HbA1c düzeyiylede ilişkiliydi.Sonuç olarak, diabet diskin direncine önemli katkısı olan Tip IX kollajen miktarını değiştirerek disk hernisi oluşumunu kolaylaştırıcı bir faktördür. Diabetik hastaların Tip IX kollajen miktarı diabetik olmayan gruptan daha düşüktü. Sonuçlarımız başka çalışmalarla da desteklenmelidir.Anahtar kelimeler: Lomber disk hernisi, Disk dejenerasyonu, Diabetes Mellitus, İmmünhistokimya, Kollajen Tip IX.

Diabetes mellitusHernilerKolajen+2
Lutfü Arıcı
Fırat University
2011
00

Related subjects