Iconograpy
50 theses under this subject heading
Rönesans ve Barok Dönem Adem ve Havva kompozisyonlarında simgesel analizler
Avrupa Resim sanatının tamamında olduğu gibi, Rönesans ve Barok resmindeki figürlere yönelik çalışmalarda, dönemlerin sanatsal özellikleri ve yansımaları önemli ve öncelikli görülmektedir. Avrupa'da Rönesans ve Barok resim sanatı figür çalışmaları açısından üslup olarak farklılıklar göstermektedir. Her iki dönem arasındaki felsefi görüş, coğrafi konum gibi değişimler ve gelişmeler, üslup olarak resim sanatını etkilemiştir. Avrupa resim sanatında, Rönesans ve Barok resim sanatının tarihsel akışı içerisinde, Âdem ve Havva kompozisyonlarında figüratif özellikleri ve yorum farklılıkları incelenen bu çalışmada sanat tarihinin en önemli iki dönemi olarak görülen Rönesans ve Barok sadece bir akım olarak değil, muhtelif alanlarda sanata devrim niteliğinde katkı sağlamıştır. Bu çalışmada Avrupa Resminde Rönesans ve Barok döneme ait özellikle, fresk yağlı boya ve baskı resimler incelenmiştir. Âdem ve eşi Havva kompozisyonlarının önce tarihçesi ele alınarak yüzyıllar içinde nerelerde yer aldıklarının örnekleri verilmiştir. İnsan güzelliği, figür ve anatomisine önem verilmesi perspektifle sanatta yeni bir ruh doğuşuna sebep olmuştur. Tezin ana teması Rönesans ve Barok dönem resimlerinde görülen Âdem ve Havva kompozisyonlarıyla başlamaktadır. Bu kompozisyonlar da kendi içinde sınıflandırılmıştır. Rönesans Dönem resimlerinden başlayarak konu sıralaması kronolojik farklı başlıklarla işlenmiştir. Eserler incelenirken yöntem olarak önce resmin künyesi, konusu, figür özellikleri, mekân özellikleri, üslubu, kendi dönemi içinde ve sanatçının kişisel stili içerinde ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Barok resim sanatında klasik duruş dışına çıkarak daha detaylı gölge ve ışıkta kontrast sağlanarak cennetten kovuluş sahnelerinde korku, endişe, pişmanlık, şaşkınlık gibi yüz ifadeleri bakış hissiyatı seyirciye yansıtılmaktadır. Barok dönem Avrupa resim sanatında, Âdem ve Havva resimlerinde üslup karşılaştırmaları zaman ve mekâna göre farklı duruş, ifade, bakış ve içerikteki anatomik gizemli imgeler ilk kez bu çalışmada detaylı bir resimde ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Rönesans, Barok, Âdem, Havva, İkonografi, İkonoloji
Eski Çağ mimarlığında kadın figürlü taşıyıcılara ve Vitruvius'un karyatid tanımına yeniden bakış
Eski Çağ mimarlığında kadın figürlerinin bir mimari düzen içinde sembolik anlamlar içeren süslemeler, aynı zamanda taşıyıcı işlevi olan öğeler olarak kullanımı ilk defa MÖ ikinci binde Eski Mısır mimarisinde görülmektedir. Eski Mısır'ı, MÖ 9. yüzyılda Eski Yakın Doğu, MÖ 6. yüzyıldan sonra ise Eski Kıbrıs, Anadolu ve Kıta Yunanistan takip etmektedir. Başlarının üstünde yer alan süslü taçlar yardımıyla bir üst yapıyı destekleyen kadınlar, arkeoloji, sanat ve mimarlık tarihi literatüründe Hathorlu taşıyıcılar ve karyatidler olarak tanımlanmaktadırlar. Hathorlu taşıyıcılarda kadın figürü, Eski Mısır tanrıçası Hathor'u, karyatidlerde genç kadın heykeli olarak şekillendirilmiş Tanrıça veya Kore'yi simgelemektedir. Bu araştırmanın amacı kadın figürlü taşıyıcıların tipolojik ve ikonografik özelliklerini bulundukları mimari yapı sistemi içinde inceleyerek zaman içerisinde nasıl bir değişim gerçekleştirmiş olduklarını, ortak bir ilham fikrinden gelişip gelişmediklerini ortaya koymak ve Vitruvius'un karyatid tanımına yeni bir bakış açısı getirmektir. Eski Mısır ve Eski Kıbrıs'ta bulunan Hathorlu taşıyıcıların Eski Mısır tanrıçası Hathor'u ve onunla özdeşleştirilen tanrıçaları temsil ettikleri bilinmektedir. Eski Suriye'de tespit edilen ve tek bir karyatid örneği olan kadın figürlü taşıyıcı da tanrıça Hebat/İshtar'ı simgelemektedir. Bu öncü örneklerin tanrıçaları simgelemeleri Vitruvius'un karyatidleri "utanç yüklerini taşıyan köle kadınlar" tanımıyla çelişmektedir. Bu kadınlar ayrıca, ülkelerine ihanet eden kadınlar veya tapınak hizmetlileri olarak da yorumlanmaktadırlar (Vickers, 1985, s. 26; Neer, 2001, s. 317). Bununla birlikte "kadın figürlü taşıyıcılar" konusu üzerine bugüne kadar yapılmış çalışmalar genellikle taşıyıcı kavramı veya sadece karyatidler üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu çalışmalar arasında Hathorlu taşıyıcılarla birlikte karyatidleri inceleyen detaylı bir çalışma bulunmamaktadır. Karyatidler üzerine en kapsamlı çalışmaları yapan Evamaria Schmidt ve Andreas Schmidt-Colinet, Eski Mısır ve Kıbrıs'da tespit edilen Hathorlu taşıyıcılardan bahsetseler de karyatidlerle birlikte değerlendirmemişlerdir (Schmidt-Colinet 1977 ve Schmidt 1982). Bu probleme ilk defa "Griechische Moden an Lykischen Grȁbern" isimli makalesinde dikkat çeken Zeynep Kuban, kadın figürlü taşıyıcıların Eski Mısır ve Kıbrıs'ta bulunan örneklerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (Kuban, 2008, s. 64-66 ve sözel görüşme, 2010). Bu çalışma buradan yola çıkarak farklı bölgelerde ve farklı zamanlarda ortaya çıkmış kadın figürlü taşıyıcılar olan "Hathorlu taşıyıcılar" ve "karyatidleri" bütünsel bir yaklaşım içinde analiz etmektedir. Eski Mısır'da bulunan Hathorlu taşıyıcılar genellikle Nil nehrinin yakınında inşa edilen, tanrıça Hathor'a tapınılan anıtsal mezar-tapınak komplekslerinin ve tapınaklarının çoğunlukla girişlerinde bulunmakta veya iç mekanda kült odalarına giden hollerin iki tarafına sıralanmış şekilde yer almaktadırlar. Bunun yanında, Kıbrıs'ta tespit edilen Hathorlu sütunların hem gövdeleri bulunamamış hem de konumları in situ olarak tespit edilememiştir, ama bulundukları yerler çoğunlukla ana tanrıçaya (Astarte/Aphrodite) tapınılan kült mekanlarıdır. Az sayıda bulunmuş olan karyatidler ise genellikle heroon veya khthonik/kültsel özelliği bulunan hilani, tapınak ve hazine yapılarının girişlerinde yer almaktadırlar. MÖ 4. yüzyıl öncesine tarihlenen karyatidler, Suriye'de Tell Halaf (Guzana) şehrinde, MÖ 9. yüzyıla tarihlendirilen Arami kralı Kapara'nın mazolesi olduğu düşünülen hilani portikosunda, Meydancıkkale'de (Kirshu) MÖ 6. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen ve Luvi kraliyet ailesi Prindunu'ların kralı Appuashu'ya ait heroonunun girişinde, Kıta Yunanistan'da Delphi'de, MÖ. 6.yy'da yapılmış olan Knidosluların ve Siphnosluların "hazine binaları" olarak adlandırılan in antis megaron planlı yapıların pronaoslarında, Atina'da MÖ 5. yüzyılda yapılmış olan Erekhtheion tapınağının "güney-portikosu" olarak isimlendirilen Kekrops heroonu köşkünde, Anadolu'da Limyra'da bulunan MÖ 4. yüzyıla tarihlenen Perikles heroonunun portikolarında ve Kıta Yunanistan'da MÖ 4. yüzyılın sonuna tarihlendirilen Amphipolis heroonunun (tümülüs) mezar odası girişinde bulunmaktadırlar. 'Karyatidler' öncülleri varsayılabilecek 'Hathorlu taşıyıcılarla' birlikte karşılaştırılarak incelendiğinde, ortak noktaları olan kadın figürlü başlıklarda, kadın başları üzerinde yer alan bitkisel formlu ve bezemeli taşıyıcı ögelerin benzer kültsel anlamlar taşıdıkları görülmektedir. Tanrıça Hathor başının üzerinde Eski Mısır'ın kutsal bitkisi papirüs umbelinden gelişmiş olan bir kalathos taç bulunmaktadır. Karyatid düzende ise Eski Mısır örneklerinde görüldüğü gibi kore başlarının üstünde stilize olmuş bitki formlarından gelişmiş kalathos (sepet/çanak) taçlar yer almaktadır. Eski Mısır'da, papirüs bitkisinin bir taç olarak tanrıça Hathor'un başında betimlenmesi, tanrıça Hathor'un papirüs bitkisiyle özdeşleştirildiğini ve papirüsün tanrıçanın kutsal bir simgesi olduğunu göstermektedir. Aynı geleneğin Kıbrıs'ta, adanın yerel tanrıçasıyla özdeşleştirilen tanrıça Hathor'la sürdürüldüğü, bulunan Hathorlu başlıklardan anlaşılmaktadır. Anadolu ve Kıta Yunanistan'da ortaya çıkan karyatidlerde ise bitki gövdesinin yerini kadın bedeninin aldığı görülmektedir. Bu tarih öncesinden itibaren çeşitli kültürlerin inançlarında yer alan "Hayat ağacı ve bereket tanrıçası" sembolizminin ilk defa Eski Mısır'da mimari bir dille anlatılmış olduğunu göstermektedir. Eski Mısır'da Hathorlu taşıyıcılarla başlayan bu mimari sembolizmin Suriye, Anadolu ve Kıta Yunanistan'da devam ettiği görülmektedir. Bununla birlikte Anadolu ve Kıta Yunanistan'da görülen karyatidlerin bulundukları yer ve yapıların kült mekanları oluşları, Eski Mısır ve Kıbrıs'ta yer alan Hathorlu taşıyıcıların bulundukları yerlerin özellikleriyle de benzerlik göstermektedir. Bu yapılar, ölümsüz tanrı ve tanrıçalara adanan yerler olabileceği gibi, ölmüş bir krala, kraliçeye, efsanevi veya yaşamış olan bir kahramana adanan mezar yapıları da olabilmektedir. Bunun yanısıra Hathorlu sütunların tapınak ve ölü kültü törenlerinde kullanılan müzik aletleri sistrumların biçiminde oluşları, karyatidlerin başlarının üzerinde yer alan kalathosların da sadece işlevsel olarak değil sembolik anlamlar içeren ritüel objeleri şeklinde yontulduklarına işaret etmektedir. Ayrıca, kalathos ve phialeler tanrıçaların en önemli atribülerindendir. Kült mekanlarından tespit edilmiş olan kalathoslar, tanrıçaların hem göksel hem de bereket ve doğurganlık vasıflarını içeren khthonik özelliklerini de nitelemektedirler. Kadın figürlü taşıyıcılar kraliyet ailelerini, efsanevi veya gerçek ata kültlerini, şehirlerin refahını ve düzenini koruyan, ölümsüzlüğün ve bereketin ilahi sembolleri olan tanrıçaların yeryüzündeki kadın görünümleridir. Bu açıklama, Vitruvius'un "utanç yüklerini taşıyan köle kadınlar" tanımına yeni bir bakış açısı getirmektedir. Anıtsal boyutta şekillendirilmiş, başlarının üzerinde süslü taçlar taşıyan bu güzel giyimli kadınların "ilahi koruyucular" oldukları söylenebilir. Ayrıca, Delphi'de, Knidosluların ve Siphnosluların "hazine binaları" olarak adlandırılan yapıların salt bir hazine deposu oluşlarının ötesinde çok fonksiyonlu yapılar olarak khthonik anlamları ve kültsel işlevlerinin de olabileceği öngörülebilinir. Sonuç olarak, kadın figürlü taşıyıcıların, ortak bir esin kaynağı fikrinden gelişerek Doğu'dan Batı'ya yapmış oldukları yolculukları sonucunda simgeledikleri anlamların değişmediği söylenebilir. Bununla birlikte, Vitruvius'un İon sütun biçimini kadın vücuduna benzetmesi ve Eski Çağ mimarlığında kadın figürlü taşıyıcıların diğer sütun düzenlerine kıyasla yok denecek kadar az sayıda kullanılmaları, sütun düzenlerinde tanrıça imgesinin yerine anikonik bir betimlemenin tercih edilmiş olabileceğini de gösterebilir.
Türklerde ikonografi (hayvan üslubu) ve grafik tasarımında uygulanması
Sanat Tarihi'nin en önemli dallarından biri olan İkonografi, toplumların ilk oluşmaya başladığı dönemlerden itibaren kullanılmıştır. İnsanların inançlarını, gündelik hayatlarını, ritüellerini resme, sembollere ve figürlere yansıtması bir iletişim aracı haline gelmiş ve etkileri günümüze kadar uzanmıştır. Grafik tasarım ise, bir mesaj iletmek, bir görsel ortaya çıkarıp geliştirmek ya da bir fikri veya düşünceyi bir görsel haline getirmek gibi konuları içeren bir sanat dalıdır. Bu iki dal, birbiri ile iç içedir. Bu çalışmada, ikonografi sanatının grafik tasarımında uygulanması konusu, geçmişten günümüze uzanan bir süreçle birlikte anlatılmıştır. Toplam iki bölümden oluşan tezin birinci bölümünde ikonografi ile ilgili bilgiler verilmiş ve özellikle Türk ikonografisinde yaygın olarak kullanılan pek çok hayvan figürü detaylı olarak anlatılmıştır. Tezin asıl konusunu kapsayan ikinci bölümde ise grafik tasarımın ana araçlarından biri olan logonun tanımı yapılmış ve birinci bölümde anlatılan ikonografik figürlerin günümüz logolarına uyarlanması hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Logoların görselleri, açıklamaları ile birlikte kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: İkonografi, Sembol, Figür, Grafik, Logo
Orta Bizans dönemi marjinal psalterlerde çarmıh sahnesi
Orta Bizans Dönemi Marjinal Psalterlerde Çarmıh Sahnesi başlıklı Yüksek Lisans Tezi konusu beş ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çarmıh teriminin kökeni, sembolizmi ve kutsal kitaplardaki ilgili konu ve bapları ele alınmıştır. İkinci bölümde Orta Bizans dönemi resimli el yazmaları olan marjinal psalterlerin tarihsel sürecine, ikonografisine, terminolojik terimleriyle eser tanıtımına yer verilmiştir. Katalog bölümünü içeren üçüncü bölümde sahneler tanıtılmış ve detaylı ikonografik çözümlemesi yapılmıştır. Dördüncü bölümde tarihsel olaylar ile beraber etkileşim halinde olan üslup gelişimi, beşinci ve son bölümde ise Çarmıh sahnelerinin sahne sayıları ve resim düzenlemesi, folyo konumları, figür sayıları, resim-metin ilişkisi, ikonografi ve üslup değerlendirmesi Erken, Orta ve Geç Bizans dönemi karşılaştırma örnekleriyle birlikte resim üslubu açısından incelenerek değerlendirilmiştir. Çarmıh sahnesi, ikonografik ve tipolojik olarak ikonoklazm ve sonrası dönemde ele alınan altı marjinal psalterde çok büyük farklılıklar içermemektedir. Aynı ya da farklı dönemlerde alınan karşılaştırma örneklerinde ise teknik, ikonografik ve tipolojik açıdan farklılıkların olduğu gözlenmiştir. Anahtar Sözcükler Orta Bizans Dönemi, Psalter, Resimli El Yazmaları, Çarmıh Sahnesi, İkonografi, Üslup.
On bir-on üçüncü yüzyıllarda Doğu Akdeniz'de kültür geçirgenliği: "Kitap resimleri"
İslâmiyet'in doğuşu ve yayılmasından sonra on birinci yüzyıla değin Doğu Akdeniz, Hıristiyanlıkla birlikte, iki farklı inanış ve bunların şekillendirdiği organizasyonlar ile idare ediliyordu. Bu organizasyonlardan en gelişmiş olanları Bizans İmparatorluğu ve Abbâsî Halifeliği'ydi. On birinci yüzyılda doğudan gelen Türkler ve batıdan gelen Haçlılar Doğu Akdeniz'de göründüler. Böylece bölgedeki idarî dağılım değişmeye başladı. On birinci yüzyılın sonunda Bizans İmparatorluğu'nda Komnenos Hanedanlığı (1081-1185) idareyi ele geçirdi. Aynı dönemde Selçuklular, Abbâsî Halifeliği'yle yakın ilişkiler kurdu ve İslâm topraklarına hükmetmeye başladılar. Türklerin doğudan Anadolu'ya girmeleri ve bölgede tutunmalarıyla Anadolu'nun bir kısmı darülharb'ten darülislâm'a katıldı. 1095'te Roma Kilisesi harekete geçerek batı Hıristiyanlığını aynı amaca yönlendirmek üzere Clermont Konsili'nde kutsal topraklara harekât fikrini ortaya attı. Önce halk tarafından benimsenen fikir, takip eden iki yüzyıl boyunca dükten imparatora, birçok monarkın katıldığı dört büyük Haçlı Seferi'ne dönüştü. Bu karmaşık ortam, taraflar arası keskin bir ayrışma gibi görünse de Doğu Akdeniz kültürünü zenginleştirdi. Türkler bölgede kalıcı olmayı başarırken Haçlılar, on üçüncü yüzyıl sonunda anayurtlarına geri dönmek durumunda kaldılar. Bu bakıma, Doğu Akdeniz'deki bu iki yüzyıllık kesişimde Haçlıların yerleşik kültürlere katkıları ve yerleşik kültürlerden taşıdıkları nispeten ayırt edilebilirdir. Sözgelimi Hospitalye Şövalyeleri, Doğu Akdeniz'de yerleşik İbranî temelli tıbbî anlayışın "kurumsallaşma"sına dikkate değer katkı sağlamışlardı. Tersi örnekteyse Haçlılar, satrancı Doğu Akdeniz'den Avrupa'ya taşıdılar. Bu iki durum gerek yazın gerekse görsel kaynaklarıyla birlikte Doğu Akdeniz'deki kültür geçirgenliğinin örnekleridir. Çağın resimli el yazmaları, bilginin yazı ve görsel birliktelikle aktarılması sebebiyle Doğu Akdeniz'de kültür geçirgenliğinin tespit edilebileceği sanat tarihi kaynakları arasındadır. Bölgede üretilmiş Bizans, İslâm ve Haçlı eserlerinden başka, ilgili dönemde Avrupa'da da bu geçirgenliğin izlerine rastlanan el yazmaları hazırlanmıştır. Sözgelimi Melisende Psalteri, Levant'ta hazırlanmış bir Haçlı resimli el yazması iken Libro de ajedrez, Doğu Akdeniz etkilerinin gözlemlendiği, Kastilya'da hazırlanmış bir diğer resimli el yazmasıdır. Bu bağlamda hem bölgeden içeri hem de dışarı örneklerle Doğu Akdeniz'deki kültür geçirgenliğini yakalamak imkânı bulunmaktadır.
Mitolojik hikayelerin resimleme ile ilişkişi: Türk mitolojik hikayelerinin resimlenmesi ve taşınabilir ürünler üzerine grafik baskı uygulamaları
Dünya üzerinde milletlerin adıyla anılan pek çok sanat üslubunun varlığı bilinir. Türkiye de barındırdığı kültür çeşitliliği ile kendi dilini oluşturabilecek bir yeterliliğe sahiptir. Ancak günümüzde Türk sanatı özelinde üretilen çalışmaların geleneksel ürünler ve geleneksel sanatsal teknikler ile birbirini tekrar eden çalışmalarla sınırlı olduğu görülür. Bunun dışında güncel bir Türk sanatı varlığının önündeki en büyük engellerden birinin tarihi ve kültürel bilgiden yoksunluk olduğu görülür. Yürütülen çalışmada bahsi geçen bu bilgilere kaynaklık etmek amaçlanmıştır. Bu çerçevede, Türk mitolojisi ve resimleme çalışmanın içeriğini oluşturmaktadır. Mitoloji, insanların inançlarını, geleneklerini, düşünme biçimlerini kısacası tüm yaşamlarını yansıtan bir olgudur. Diğer yandan resimleme, bu yaşayış biçimlerinin imgelenmesi olarak ortaya çıkar. Bu iki farklı oluşum tüm yaşamı yansıtma noktasında kesişir. Bu nedenle çalışma, yaşam sürekliliği içinde önemli role sahip olan mitoloji ve resimleme bağlamında gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda birinci bölümde mitolojinin özellikleri ve yaşayış içindeki rolü anlatılırken ikinci bölümde resimlemenin gelişimi ele alınmış ve baskı yöntemleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise özellikle Türk mitolojisi olmak üzere mitolojik inançlar üzerinde durulmuştur. Bu inanç ve düşünce sistemlerinin ikonografik figürleri biçimlendirme şekli ve genel anlamıyla resimleme üzerindeki etkisine değinilmiştir. Son bölümde uygulama çalışmalarına yer verilmiş, Türk mitolojisi içinde önemli bir yere sahip olan mitlerin resimlemeleri gerçekleştirilmiştir.
Kappadokia Bölgesi Bizans Dönemi duvar resimlerinde Anargyroi Hekim Aziz tasvirleri
Bu çalışmanın konusu Bizans sanatında ayrıcalıklı bir yere sahip olan Kappadokia Bölgesi'ndeki kayaya oyma kiliselerin duvar resimlerinde görülen Anargyroi hekim aziz tasvirleri ve ikonografisidir. Bu bölgedeki hekim aziz tasvirleri daha önce monografik bir araştırmaya konu olmamıştır. Anargyroi hekim aziz tasviri içeren 27 kilise, 2018 ve 2019'da gerçekleştirilen yüzey araştırmalarında ziyaret edilmiş, belgelenmiş ve tezde katalog haline getirilmiştir. Hekim aziz tasvirlerinin Kappadokia örnekleri, Bizans anıtsal resminin diğer hekim aziz örnekleri ile karşılaştırılmış ve yerel farklılıklar ortaya konmuştur. Anargyroi azizlerin mesleki kimliği hekimlik tarihi kapsamında irdelenmiş ve Bizans toplumunda sosyal, dini, kültürel, siyasi ve tarihi değişimlerle 'hekimliği' belirleyen unsurlara değinilmiştir. Bizans hekiminin anıtsal resim sanatına yansımalarını takip edebilme amacı ile Bizans İmparatorluğu'nda hekimlik mesleğinin yüzyıllar içinde geçirdiği dönüşüm sanat tarihi ve tıp tarihi perspektifi ile ele alınmıştır. Ortaçağ tıp aletleri katalogları incelenmiş, böylelikle hekimlerin kullandığı tıp aletleri ve bunların Kappadokia duvar resimlerindeki tasvirleri karşılaştırılmıştır.
The changing iconography of nizami manuscripts in the Ottoman, Safavid and Mughal book cultures
This thesis scrutinizes illustrated manuscripts of Nizami's Khamsa produced or refurbished in Safavid, Ottoman, and Mughal realms between 1450-1600, in order to understand how the iconographic pool, the illustrative programs and approaches to illustration of the book cultures of these realms were inspired by and responded to the Timurid manuscripts of the same book. To this aim it studies ten manuscripts from the aforementioned four dynasties and compares their illustrative programs and thematic agendas. The main argument of the thesis is that each of the three early modern Muslim empires constructed their relationship to the Timurid heritage in a different way determined by their chronological and geographical position vis-à-vis the Timurid dynasty and their divergent cultural trajectories. The study reveals that the relationship of Safavid painting to Timurid painting developed in terms of a relationship between practitioners of the art and their tradition, while Ottoman and Mughal gaze to Timurids was largely dynastic. Whereas Ottomans aspired to Timurid cultural prestige and competed with them in their products, Mughals' genealogic relationship to the latter led them to emphasize the relationship in their painting and proclaim it with a sense of pride. The study contributes to the existing scholarship in its nuancing of the relations among these dynasties and approaching the matter through illustrations to a single text, of which illustration was in itself demonstrative of a specific relationship to Timurid legacy, and of which content deepened the intellectual aspect of the paintings with its discussions of visual arts.
Telesphoros ve ikonografisi
M.S. 1. yüzyılda ortaya çıktığı düşünülen Telesphoros; sağlık tanrısı, rüya yorumlayıcısı, sağlık cini olarak görülüyordu. Çocuk Tanrı olarak bilinen Telesphoros, yunan dilinde kusursuzluğu bahşeden anlamına gelmekteydi. Bu sebeple Yunan ve Roma İmparatorluk Dönemi'nde yaygınlığı artmış ve Roma Pantheonuna alınmıştır. Telesphoros'un, Asklepios'un oğlu olduğunu düşünen Antik yazarlar vardır. Bazı kaynaklarda ise Asklepios'un yardımcısı olarak bahsedilir. Telesphoros yalnız betimlendiği gibi Asklepios ile ve Hygieia ile de betimlemeleri de bulunmaktadır. Kapüşonlu bir himation ile betimlenmektedir. Nadir olarak kapüşonu omuzlarında olan betimlemeleri de vardır. Bazen bir çocuk bazen ise bir cin olarak betimlenmiştir. Asklepios ile betimlendiğinde bir çocuk gibi yalnız betimlendiğinde ise bir cin gibi tasvir edilmiştir. Telesphoros'un kıyafeti tek bir coğrafyaya ait değildir. Pergamon, Atina, Mantine, Tirikla ve Thespies'deki birkaç Asklepion'da Telesphoros tasvirleri ile karşılaşılmıştır. Telesphoros kültünün Yunan kökenli olmadığı görüşü köken tartışmaları arasındaki en kabul edilir görüştür. Telesphoros isminin hastalıklara son veren şifa getiren anlamının kıyafetlerine yansıdığı düşünülmektedir. Kapüşonlu ve himationlu olması soğuktan korunmaya yöneliktir. Bu durum ise Telesphoros'un kuzey kökenli olduğu görüşünü desteklemektedir.
Erken Bizans Dönemi resimli dini el yazmaları: Viyana Genesis
Tezin konusu Erken Bizans Dönemi Resimli Dini El Yazmaları: Viyana Genesis'den oluşturmaktadır. Bu çalışmanın ilk amacı Erken Bizans Dönemi Resimli Dini El Yazmaları ile ilgili yapılmış araştırmalar ışığında el yazmalarının sınıflandırılması, konularının, üslup özelliklerinin, üretim yerlerinin ve malzemelerinin belirlenmesi ve benzer özelliklerin tespit edildiği el yazmalarının karşılaştırmalarının yapılmasıdır. Söz konusu el yazmaları arasında yer alan Viyana Genesis el yazmasının metin-resim ilişkisi, ikonografik, üslup ve teknik özelliklerinin detaylı olarak ele alınması çalışmanın ana konusunu oluşturur. Müze ve kütüphane çalışmalarının gerçekleştirildiği çalışmada, öncelikle Erken Bizans Dönemi Resimli Dini El Yazmaları başlığı altında Quedlinburg Itala, Ashburnham Pentateuch, Rabbula İncili, Paris Suriye Kutsal Kitabı, Aziz Augustus İncili, British Library Kanon Tabloları, Cotton Genesis incelenmiş, Viyana Genesis el yazmasıyla bağlantılı olduğu düşünülen Erken Bizans Dönemi Purpura Kodeksler başlığı altında Rossano İncilleri, Sinop İncili ayrı olarak ele alınmıştır. Araştırmanın bir sonraki aşamasını ve ana konu ise Erken Bizans Dönemi Resimli Dini El Yazmaları başlığı altında Viyana Genesis el yazmasının metin-resim ilişkisi, ikonografik, üslup ve teknik özellikleri belirlenmeye çalışılmış ve bu bilgiler ışığında söz konusu el yazmasının katalog çalışması yapılmıştır. Viyana Genesis el yazması, içerik açısından taşıdığı önemin yanı sıra biçim açısından da ayrı bir yerdedir. Bizans sanatında zenginlik ve asalet göstergesi olan purpura renginde üretilmiş el yazmaları arasında konularını Eski Ahit'ten alan günümüze ulaşabilmiş tek el yazmasıdır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda Eski Ahit sahnelerinin Ortodoks Bizans inancında kendisine yer bulması; bunun da ötesinde, Viyana Genesis el yazması örneğinde Yeni Ahit konularına yer verilmeden sadece Eski Ahit sahnelerinin betimlenmiş olması, henüz yeni kurumsallaşmakta olan bir inancın gelenekle kurduğu ilişki anlamında önemlidir. Helen kültürünün etkisini taşıyan Yahudi sanatının Eski Ahit konularının Hıristiyanlık temalarında kullanılmasına yol açması, coğrafi ve tarihi anlamda farklı kültürlerin birbirine hangi biçimlerde eklemlendiğini göstermesi açısından bilimsel veriler taşır. Konuyla ilgili ünik bir başka veri ise, Viyana Genesis el yazmasındaki bazı sahnelerin Eski Ahit'te de karşılığının olmamasıdır. Bundan dolayı Eski Ahit dışında diğer Yahudi kaynakları da incelenmiş, sahneler ile bağlantıları tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Bizans, El Yazmaları, Bizans Erken Dönem, Eski Ahit, Yaradılış, Purpura, 6. yüzyıl
Animasyonda korkunun temsili ve örnek bir uygulama filmi
Korku insanlık tarihi boyunca en güçlü duygulanım durumlarından biri olmuştur. En başta ölüm korkusu olmak üzere bütün korkuların temelinde var olan bilinmezlik, korku yerine kaygı durumu yaratmaktadır. İnsanoğlu bilinmezliğin getirdiği kaygıyla baş edebilmek için, bilinmeyen her şeyi bir biçime ve içeriğe kavuşturarak onu simgeleştirmiştir. Bilinmeyen olaylar ve nesneler hortlak, cin, hayalet gibi biçimlerle öncelikle sözlü ve yazılı edebiyatta simgeleşerek mitoloji ve dinlerin temel konularından biri haline gelmiştir. Sinemanın icadıyla birlikte korku simgeleri yeni bir alan kazanmış ve geçmişten gelen biçim ve anlamlarına yenilerini eklemiş ya da onları dönüştürmüştür. Sinemadan çok daha önce korku simgelerini kullanmaya başlayan animasyon ortamı, bilinmeyenleri belirli bir forma ve içeriğe kavuşturmada yapısı itibariyle sınırsız bir dünya sunabilmiştir. Böylece korkunun simgeleri ve animasyon arasında güçlü bir ilişki günümüze kadar gelmiştir. Bu araştırmada sözü edilen korku simgelerinin ve uylaşımlarının animasyon ortamıyla geçmişte nasıl bir ilişki kurduğu incelenmiş ve günümüzde geniş kitlelerin beğenisini ve takdirini kazanmış animasyon filmlerde nasıl işlendiği çözümlenmeye çalışılmıştır. Ortaya çıkan sonuçlar, korkunun günümüzde animasyon filmlerde nasıl temsil edildiğini ortaya koymuş ve belirli şablonlar sunarak korkunun animasyon sineması için önemi vurgulanmıştır. Bunun yanında araştırmanın sonuçlarına dayanarak bir uygulama filmi yapılmıştır.
Pers kültüründe kanatlı güneş diski sembolü
"Pers Kültüründe Kanatlı Güneş Diski Sembolü" adlı bu çalışmada, I. Dareios Dönemi'nden itibaren Pers sanatında tasvir edilmeye başlanan kanatlı güneş diski sembolü ele alınmıştır. Söz konusu sembol, Akhaemenid İmparatorluğu'nun yıkılmasının ardından Frataraka sikkeleri üzerinde de görülmektedir ancak sonrasında kullanım görmemiştir. Tüm bu süreç içerisinde çeşitli arkeolojik eserler üzerinde farklı ikonografik özelliklerde tasvir edilmiştir. Öncelikle sembolün dinle ilişkili bir yönünün olması sebebiyle Perslerin dini Zoroastrianizm ile ilgili bilgilere değinilmiştir. Sonrasında sembolün kökeni hakkındaki görüşlere yer verilmiş ve Pers kültüründeki sembolün genel özellikleri değerlendirilmiştir. Ardından ise sembole atfedilen anlamlar üç ayrı başlık altında tartışılmıştır. Bu tartışma sırasında hem arkeolojik materyaller üzerindeki tasvirler değerlendirilmiş hem de Zoroastrianizm'in kutsal kitabı Avesta'dan faydalanılmıştır. Son olarak ise sembolün ikonografik açıdan incelemesi yapılmıştır.
Sümer'den Bizans'a çoban ikonografisi
Antik Çağ'dan günümüze, gerek mesleki gerekse dini açıdan önemini kaybetmeden süregelmiş olan 'çobanlık' kavramı, tabletler başta olmak üzere birçok kaynakta devamlı olarak karşımıza çıkmaktadır. Çobanlık, gerek önemli bir geçim kaynağı olması, gerekse din ve devlet adamlarının dahi gelişim zamanlarında hayata hazırlanmaları için verilen bir eğitim olmasından dolayı oldukça önem arz etmektedir. Bunun yanı sıra tapınaklarda tanrıya sunmak için hayvanları büyüten, seçen ve hazırlayan kişinin 'çoban' olması da, bu mesleği kutsal kılmaktadır. Bu tezde öncelikle kronolojik bir sırayla Sümerler'den başlayarak, Akkad, Assur, Babil ve devamında Hititler, Urartu, Frig dahil olmak üzere tabletler ışığında çobanlığın günlük hayatta ne ifade ettiği ve bu halkların benimsedikleri dinlerde hangi tanrıya bu sıfatı verdikleri araştırılmıştır. Sonrasında Antik Yunan ve Roma'da çobanlık kavramı ve pagan dinlerdeki önemi aktarılmaya çalışılmıştır. Bizans Dönemi'ne gelindiğinde dönemin şartlarından dolayı bu mesleğin izleri daha farklı kaynaklarda yer aldığı için (mozaik, fresk, heykel, kabartma gibi), bu somut kaynaklar ele alınmıştır. Bizans döneminin başlangıcında Hristiyanlığın benimsenmeye başlanmasıyla birlikte, "İyi Çoban İsa" betimi ortaya çıkmış ve pagan dinlerdeki tanrılar bu betime uyarlanmıştır. Çalışmanın devamında bu sıfatın veya ünvanın hangi tanrılar için kullanıldığı, özellikle fresklerde betimlenen figürün tanımı üzerine çalışılmıştır. Son bölümde ise İncil, Kur'ân ve Tevrat gibi kutsal kitaplarda çobanlığın geçtiği kısımlar incelenmiştir. Böylece çeşitli açılardan çobanlık mesleğinin önemi araştırılmış ve aktarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: çobanlık, Sümerler'de çobanlık, Hititler'de çobanlık, Antik Yunan'da çobanlık, Antik Roma Dönemi'nde çobanlık, Bizans Dönemi'nde çobanlık, İyi çoban İsa, İyi çoban Orpheus
Apollonia ad Rhyndacum heykeltıraşlık eserleri
Tez çalışması kapsamında incelenen heykeltıraşlık eserler, antik dönemde Bithynia bölgesi sınırları içerisinde yer alan Apollonia ad Rhyndacum antik kentinde ve çevresinde bulunmuştur. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın izniyle Bursa Müzeler Müdürlüğü Başkanlığında Uludağ Üniversitesi adına Prof. Dr. Mustafa Şahin'in bilimsel danışmanlığında 2015- 2018 yılları arasında sondaj ve kurtarma kazıları yapılmıştır. Tez kapsamında sondaj ve kurtarma kazıları dışında Bursa Arkeoloji Müzesine daha önce intikal etmiş olan Apollonia a. R. kökenli heykeltıraşlık eserler de değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında Apollonia a. R. Nekropolü, Kız Adası ve Nişli Alanda (Kutsal Alan) yapılan kazılar dışında müzeye intikal etmiş toplam 18 adet heykeltıraşlık eseri incelenmiştir. Farklı tipolojiye ve ikonografiye sahip olan eserler pişmiş toprak, mermer, bronz, kemik gibi çeşitli malzemelerden üretilmiştir. Değişik materyallerden üretilmiş olan plastik buluntular özellikle karakterlere göre alt grup ve tiplere ayrılarak ele alınmışlardır. Çalışma konusunu oluşturan heykeltıraşlık eserlere daha geniş bir açıdan bakabilmek adına farklı merkezlerde bulunan benzer örnekler incelenmiştir. İnceleme sonucunda Apollonia a. R. kentinin heykeltıraşlık eserlerin üretildikleri dönem, stil özellikleri ve ikonografik gelişimleri belirlenmeye çalışılmıştır. Değerlendiren eserler MÖ 4. yüzyılın ikinci yarısından MS 3. yüzyıla kadar geniş bir tarih aralığı içerisinde üretilmiş oldukları sonucu ortaya çıkmıştır. Anahtar Sözcükler: Bithynia, Apollonia ad Rhyndacum, İkonografi, Heykeltıraşlık Eserleri, Terakota
Dura-Europos'ta tek tanrılı dinlere ait duvar resimleri: Metin ve duvar resimlerinin karşılaştırlması
Günümüzde Suriye'nin doğusunda bulunan antik Dura-Europos kentinin keşfi, Arkeoloji ve Sanat Tarihi açısından bir dönüm noktasıdır. Dura araştırmacılarından biri olan Hopkins, ortaya çıkarılan hazine değerindeki resimleri "soluk topraktan fışkıran resim vahası" olarak ifade etmiştir. Nitekim Dura'nın en önemli özelliklerinden biri, özellikle sivil ve dini yapılarda keşfedilen çok renkli duvar resimleri konusundaki sanatsal zenginliğidir. Bunlar arasında en dikkat çekici ve araştırmamın da odak noktası olan, duvarları resimlerle süslenmiş sinagog ve bilinen en erken tarihli Hıristiyan kilise/vaftizhanesidir. Bu tez, metin ve görüntü olmak üzere iki farklı sanat ortamı arasındaki etkileşimi açıklığa kavuşturmak için her iki yapıdaki duvar resimlerinin şemasını incelemektedir. Bu çalışmada, sinagog panellerinde Tanah'ın (Yahudi kutsal kitap literatürü) yanı sıra Rabbinik literatürünün de kullanıldığı tespit edilmiş, böylece Yahudi ve Hıristiyan ikonografisinin gelişim sürecinin izlenmesinde resimlerin büyük önemi olduğu ortaya konularak, karşıtlık teorisinin de geçersizliğini doğrulanmıştır. Ayrıca, sinagog ve Hıristiyan şapelindeki resim stilinin analizi yapılırken, Dura'daki ve Dura dışındaki resimler karşılaştırılmış, Dura-Europos'daki eserlerin yerel atölyeler tarafından yine yerel uygulamalardan uyarlandığı görülmüştür. Anahtar Sözcükler: sinagog, kilise, erken Hıristiyanlık, Midraş, Tevrat, duvar resimleri, Roma Dönemi, Suriye, ikonografi, Rabbinik yahudilik, Vaftizhane
Anadolu'daki Roma kolonizasyon sikkeleri ve ikonografisi
Anadolu, geçmişten günümüze birçok medeniyete ve kültüre ev sahipliği yapmıştır. Özellikle antik çağlarda bunu görebilmek çok daha mümkündür. Yunanlılar ve öncesi, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Osmanlılar ve günümüz medeniyetleri bu bölgede yer almıştır. Özellikle MÖ 133'te III. Attalos, krallığını Roma'ya bıraktıktan sonra Romalılar Anadolu'yu daha çok tanımaya başlamıştır ve bu tarihten sonra Anadolu'da irili ufaklı kentler kurmaya başlamışlar, ayrıca koloni hareketleri ile beraber koloni kentleri kurmuşlardır. Tezimizin de ana konusu olan Roma kolonizasyon kentlerinin ticari, siyasi, dini ve benzer konuların sikkelere yansımasını inceleyerek belirli bir sonuca varılmak istenmiştir. Bu sebeple çalışma konusu seçilmiştir. Bu kolonize kentlerin bastırmış olduğu sikkeler üzerinde yer alan ikonografiler ele alınarak bütün tiplerin Roma kolonizasyon politikaları içerisinde ne sebeple tercih edildiği ve kullanıldığı, hangi kentin hangi imparator tarafından kolonize edildiği ve hangi sebeplerden dolayı kolonize edildiği detaylı bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca, geniş çaplı bir sikke katalogu yapılarak bir katalog oluşturulmuş ve bu sikkelerdeki kentlerin öneminden bahsedilmiştir. Son olarak da birtakım öneriler verilip, sorunlara çözümler üretilmek istenmiştir.
Geç Antik Çağ mozaik döşemeleri üzerinde Kantharos tasarımları ve ikonografisi
Kantharos, Antik çağda sıkça kullanılmış bir kap formudur. İçki kabı olarak bilinen kantharos Tanrı Dionysos'un atribütüdür. Kantharos tasviri birçok alanda olduğu gibi mozaikler üzerinde de sıkça kullanılmıştır. Bazen süsleme elemanı bazen de ana tema olan mozaikler üzerindeki kantharos tasarımları bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Basit süsleme elemanı olarak kullanılan kantharos tasarımları, Geç Antik Çağ'da Hıristiyanlığın yaygınlaşmasıyla ikonografik açıdan büyük önem kazanmıştır. Kantharos bu dönemde Hıristiyanlığın babası olan Hz. İsa ile ilişkilendirilmiştir. Bu tezde Geç Antik Çağ'a tarihlenmiş mozaik döşemeler üzerindeki kantharos tasarımlarının hem tipolojik hem de ikonografik açıdan incelenmesi amaçlanmıştır.
Gıotto ve Cimabue sanatında kullanılan figüratif dil
Her sanat dalı gibi, resim sanatı da ortaya çıktığı dönemin sanatsal bir ürünü olarak o döneme özgü etkileri yansıtmaktadır. Sanatçılar yaşadıkları dönemin ve toplumun sosyal, kültürel, ekonomik, politik durumundan, tarihsel, sanatsal geçmişinden ve inançlarından etkilenerek o dönemi yansıtan eserler vermişlerdir. Cimabue, Giotto gibi sanatçılar 13. yüzyılın sonları 14. yüzyılın başlarında, İtalya'nın Gotik döneminden rönesans dönemine geçişi sağlayarak, İtalyan resim sanatının temellerini atarak resim sanatının oluşmasını sağlamıştır. Cimabue sanat hayatında geleneksel Bizans etkilerini sürdürürken, 13.yüzyılın sonlarına doğru Bizans üslubundan vazgeçme konusunda ilk adımları atmış ve Giotto da onu takip etmiştir. Giotto sanata yeni bir üslup getirmiş, sanatı daha beşerî bir anlatıma ve natürele yönlendiren yenilikçi bir yaklaşım ortaya koymuştur. Giotto'nun sanatı gelişmiş perspektif yöntemlerine sahip olmasa bile eserlerindeki figürlerin kütlesel görünüşleri ve perspektifin önemi, iki boyutlu sanatın aşılmasındaki konusunda ilk adımlar olarak değerlendirilmektedir. Bu tez, Cimabue ve Giotto'nun eserlerindeki figüratif dili inceleyerek, her iki sanatçının üslup ve teknikleri aracılığıyla yaşamış oldukları döneme ve resim sanatı tarihine etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Cimabue'nin figüratif dili, dini tema ve simgelerle ifade edilmiş, figürler düz hatlar ve iki boyutlu stilize edilmişken; Giotto'nun figüratif dili, insani duyguların ön plana çıktığı, insan vücudunun ve anatomisinin doğru yansıtıldığı, üç boyutlu derinlik hissinin olduğu, ışık ve perspektifin kullanıldığı daha dinamik ve doğal bir ifadeyi yansıtmaktadır. Çalışmanın odak noktası, Cimabue ve Giotto'nun 13. yüzyılın İtalyan resim sanatını temellerini atarak, resim sanatına kazandırmış oldukları figüratif dillerinin sanatlarında temsil ettiği anlamı, yapmış oldukları sanat eserlerinde şekil, renk, kompozisyon ve anlatım unsurlarının benzerlik ve farklılıklarını ifade etmektir. Sonuç olarak, Giotto ve Cimabue eserlerindeki figüratif dili sanat tarihinde önemli değişimlere sebep olmuş, eserleri dönemin kültürel ve toplumsal dinamiklerini etkilemiştir. Dolayısıyla 13. yüzyılın sonları 14. yüzyılın başlarında sanat ve insan algısının nasıl evrildiğini eserleriyle göstermişlerdir.
Titian (Tiziano Vecellio) tablolarında dini ikonografi
Tezimizin konusu; Titian (Tiziano Vecellio) tablolarında dini ikonografili tasvirler ve ikonografik çözümlemeleridir. Çalışmamız kapsamındaki dini ikonografi konulu 59 tablonun dört adedi Musevi, diğerleri ise Hristiyan ikonografisiyle bağlantılı eserlerdir. Sanatçı eserlerinde çoğunlukla ikonografiye bağlı kalmakla beraber bazen de bireyselliği ağırlık kazanmıştır. Titian, Maniyerist Dönem içerisinde yer almasına rağmen, Rönesans ve Barok Dönem özelliklerini de eserlerine yansıtması ile Sanat Tarihi açısından farklı ve önemli bir konuma sahip olmuştur. Birden fazla üslubu tablolarına yansıtan sanatçı eserlerinde kullandığı renklerin çeşitliliği ve uyumunu kendi yeteneği ile birleştirip başarılı biçimde harmanlamıştır. Rönesans' da optik gözleme dayalı perspektifin ve akılcı ışığın eserin her yerine yayılması, Maniyerist Dönem' de Klasik Rönesans anlayışından uzaklaşılıp deformasyon ve abartının verilmesi, Barok Dönem' de ise Protestanlığın yayılmasıyla birlikte gücü tekrar elinde tutmak isteyen Katolik inancın etkisiyle yeniden dini konulu eserlere ağırlık verilmiştir. Sanatçının her bir eseri Panofsky Metodolojisinde ki "Olgusal Anlam", "İkonografik Anlam ve İfadesel Özellik" ve "İkonolojik Anlam" bakımından kapsamlı biçimde tanıtıldıktan sonra kendi aralarında ve diğer sanatçıların eserleri ile karşılaştırılıp değerlendirilerek Avrupa Tasvir Sanatı' ndaki yeri belirlenmeye çalışılmıştır.
Demir çağda kutsal fahişe figürü: Kökeni, ikonografisi ve yayılımı
Çağdaş zihinlerimize göre, ''kutsal'' ve ''fahişe'' sözcükleri birbiriyle çelişkili kavramlardır. ''Kutsal'' sözcüğü, ilahi bir ruha kendini adamayı akla getirirken, ''fahişe'' ise, insan bedeninin kirletilmesini düşündürmektedir. Tarihsel süreç içerisinde Tanrıça: Sümer'de İnanna, Akad'larda İştar, Fenikeli'lerde Astarte, Yunanistan'da Aphrodite, Roma'da Venüs adını taşıyarak yüzyıllar boyu çeşitli toplumların efsanelerinde yaşamıştır. Sümerlilerin yaratmış olduğu tanrıça kendinden sonraki birçok toplumun panteonunda kendine yer bulmuş ve varlığını devam ettirmiştir. Toplumlar kadınlarda görmek istedikleri bütün nitelikleri, tanrıçanın şahsında toplamışlar, onu yüceltmiş, ona tapmış ve hakkında yığınlarla şiir, hikâye yazarak ölümsüzleştirmişlerdir. O, güzelliğin, çekiciliğin, şefkatin, hırsın, kavganın, önderliğin, kurnazlığın ve en önemlisi bereketin ve çoğalmanın sembolü olmuştur. Aşkı ve seksiyle, insanlara, doğaya yenilenme, çoğalma gücü vermiş, adına yapılan tapınaklarda, onun yerine seks görevi yapmak için toplumların en saygın kadınları yarışmıştır. Demir Çağ'da; Anadolu-Kıbrıs arasında, bütün Levant ve Batı Akdeniz boyunca yayılmış olan "Astarte-Aphrodite Kültü"nün seramikler üzerindeki yansıması olarak karşılaştığımız "Kutsal Fahişe Figürü" bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Demir Çağ ve öncesinde "Kutsal Fahişe Figürü"nün kökenini oluşturan tanrıçalara ait kültler tanıtılmış ve bu kültlere ait yazılı ve arkeolojik kanıtlar ayrıntılı olarak incelenmiştir. İncelenen kültürlerdeki arkeolojik malzemelerin ikonografileri ele alınarak geçiş bölgeleri tespit edilmiştir. "Lotus" ve "Kutsal Fahişe Figürü" ilişkisi arkeolojik buluntularla ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Demir Çağ, Kutsal Fahişe Figürü, İnanna, İştar, Astarte, Aphrodite.
Gotik sinemada mizansen kurulumu: Tim Burton sineması
Gotik, ortaçağda mimari bir üslup olarak ortaya çıkmış ve zamanla edebiyat, resim, heykel, müzik ve sonunda sinemada yer edinmiş bir kavramdır. Modern bir kavrama dönüşen gotik, sadece sanat dallarında değil popüler kültürde de yüzyıllar boyu adapte olarak varlığını korumuştur. Gotik üslubun etkileri, sinemanın ilk yıllarından itibaren filmlerde de görülmektedir. Son dönemde özellikle auteur kabul edilen yönetmenlerin, içerisinde gotik unsurlar barındıran filmler çektikleri görülmektedir. Çalışma, gotik üslubun kendinden önceki sanat dallarından sonra sinema sanatına geçişini hangi yollarla yaptığını, kendini nasıl temsil ettiğini ve bunu mizansen unsurlarıyla ne şekilde kurduğunu Tim Burton'ın filmleri üzerinden tespit etmeye çalışmaktadır. Gotik mimarinin ve dışavurumcu üslubun hâkim olduğu set kurulumları, dışavurumcu sinema ışığı, gotik modasına uygun kostüm seçimi, gotik edebiyatta sıkça rastlanan nesneler ve sembollerin kullanımının görüldüğü filmlerin özgün bir mizansen kurulumuna ve ikonografiye sahip olması ile Tim Burton'ın auteur olarak oluşturduğu tarzın en önemli faktörün gotik ögelerin kullanımı olması tez çalışmasının hipotezleri arasındadır. Bu bağlamda çalışmanın birinci bölümünde gotik kavramı, kullanım mecraları, film türü tartışmaları ve ikonografi ele alınmıştır. İkinci bölümde mizansenin tarihçesi, kurulumu ve unsurları üzerinde durulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise mizansen kurulumu açısından barındırdığı gotik unsurlar çerçevesinde Tim Burton'ın 2000 yılı öncesi ve sonrasına ait 4'er filmi olmak üzere toplam 8 film, mizansen eleştirisi aracılığıyla incelenmiştir. Tez çalışmasında Tim Burton'a ait filmlerin; taşıdıkları unsurlar bağlamında, gotik ögelerin, bundan sonra yapılacak film araştırmalarında ikonografik nitelikler olarak değerlendirilebileceği; nitekim gotik kavramının sinemada kullanımında sunulabilecek benzer/ortak niteliklerin de yer aldığı tespit edilmiştir.
Mecmua-i murakkaat şah kuli mihrdar minyatürlerinde üslup ve ikonografi
Aslı Farsça olan ve derleme anlamına gelen murakkaa, Türkçe'ye murakka' şeklinde geçerek albüm terimi olarak karşılık bulmuştur. Murakkaât, terimin çoğul halidir. Birkaç kâğıdın; buğday nişastası, jelatin, şap, su gibi malzemeler kullanılarak hazırlanan yapıştırıcı maddeyle birleştirilmesiyle ortaya çıkarılan murakka' geleneksel Türk sanatlarımızdan minyatür, tezhip ya da ebru gibi alanlarda karşımıza çıkar. Murakka'ların birleştirilerek klasik üslupta ciltlenmesi ile kitap murakka'lar ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti'nde bilhassa minyatür sanatında rastladığımız murakka' genellikle minyatür albümleri ifade etmek için kullanılır. Şahkulu Mihrdar'ın Murakkaât" adlı eseri de bu türde ortaya konmuş eserlerden biridir. Mecmua-i Murakkaat Şah Kuli Mihrdar Osmanlı Devleti'nin 16. yüzyılına tarihlendirilen yazma eserlerinden biridir. Üç bölüm olarak ele alınan eserin birinci kısmı otuz bir adet varaktan meydana gelmiş olup Pançatantra, Kelile ve Dimne, Envar-ı Süheyli,Hümâyunnâme gibi farklı adlarla tanınan ancak konuları hükümdarlara ders vermek, yol göstermek, devlet büyüklerine yardımcı olmak olan hikâyeleri anlatan minyatürlerin yanı sıra kaynağını Şehname ve Mesnevi'den alan minyatürleride içerisinde barındırır. Eserdebulunan kırk bir adet minyatürlü varakta, seksen üç farklı minyatür yer almaktadır. Bunlarla birlikte Arapça, Farsça ve Çağatay Türkçesi ile yazılmış hatlara da yer verilmiştir. Murakkaat'ta yer alan minyatürler, 16. yüzyıl İran minyatürleriyle olduğu kadar, 16. yüzyıl Osmanlı minyatürleri ile de benzerlikler göstermektedir. Yapılan araştırmalar ve değerlendirmeler sonucunda minyatürlerin Kelile ve Dimne'ye değil bir Hümayunname'ye ait olduğu kanısına varılmıştır. Bu bağlamda minyatürlerin, tamamının değilse bile bir kısmının Şah Kuli ile öğrencisi Kara Memi ve ekibi tarafından yapıldıkları veya yapımında rol aldıkları sonucuna varılmıştır
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nde bulunan Derviş Mustafa'nın Şehnâme Tercümesi'nde (NEK TY 06131-06132-06133) üslup ve ikonografi
Günümüzde İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Nadir Eserler Bölümünde TY06131-06132-06133 numaralara kayıtlı Şehnâme Tercümesi'nin üç cildinde yer alan minyatürlerin üslup ve ikonografik değerlendirmesi, tez konusu olarak seçilmiştir. Bu üç ciltlik eserin birinci cildinin sonunda 1773 yılı ve istinsahının Derviş Mustafa olduğu kayıtlıdır. Bu eserde yer alan üç cildin, birinci cildinde; 46, ikinci cildinde; 23, üçüncü cildinde; 33 minyatür olmak üzere toplamda 102 minyatür bulunmaktadır. Ayrıca bu eser, Veliyyüddin Efendizade'nin metrukatı olması, bu minyatürlerin farklı dönemlerde, farklı nakkaş ya da nakkaşların hazırladığı eserler olması ve bu eserlerin vassale tekniğiyle bir araya getirilmesi bakımından önemlidir. İran'ın milli destanı, Firdevsî'nin Şehnâme adlı eseri Osmanlı Sultanları tarafından büyük ilgi görmüş ve bu eser örnek alınarak, Osmanlı döneminde çok sayıda resimli nüshaları hazırlanmıştır. Osmanlı'da Şehnâme Tercüme faaliyeti ise, Sultan II. Murad ile başlamış, XVIII. yy'a kadar azalarak devam etmiştir. Araştırmanın konusunu oluşturan İÜK. Şehnâme Tercümesi de XVIII. yy.'da Osmanlı'nın kültür-sanatta yönünü Batıya çevirdiği bir dönemde, dönemin önemli koleksiyonerlerinden biri Mehmet Emin Efendi farklı nüshalardan elde ettiği minyatürleri vassale tekniğiyle bir araya getirilmesini sağlamış ve böylece minyatürlerin dağılıp yok olmasının önüne geçilmiştir. Üç cildin bu teknikle birleştirilmesi sırasında kendi mi çalışmış, yoksa başka vassal ya da vassallar mı çalışmış bilinmemekte, fakat resimlerin özensiz bir araya getirilmesi, bu eserde farklı vassal ya da vassalların çalışmış olabileceğini düşündürmektedir. Yapılan inceleme sırasında ulaşılan XV.-XVIII. yy. arasında hazırlanan resimli Şehnâme nüshalarından seçilen örneklerle üç ciltteki tasvirlerin karşılaştırılması sonucunda, bu tasvirlerde Osmanlı ve Safevi üsluplarını bilen nakkaşların varlığı tespit edilmiştir. Tasvirlerin bazı farklılıklar dışında seçilen örnekler ile benzer ikonografik şemayı sürdürdüğü gözlenmiştir.
Kapadokya kaya kiliseleri'nde Hz. İsa mucizelerinin ikonografisi
İnsanoğlu kutsal kişilerin varlığını, gerçekleştirdikleri mucizeler ölçüsünde kabul etmektedirler. Hıristiyanlığın kitabı olan İncillerde, Tanrı tarafından İsa'ya atfedilen çok sayıda mucizeden bahsedilmektedir. İsa'ya atfedilen mucizeler arasında; hastalıkları iyileştirme, tabiata dair mucizeler ve diriliş mucizeleri yer almaktadır. İsa'nın mucizelerine, Hıristiyan İkonografisi'nde sıklıkla yer verilmiştir. Kapadokya Bölgesi, Hıristiyan İkonografisi'nin zengin örneklerini barındırması açısından önem taşımaktadır. Kapadokya kaya kiliselerinde İsa'nın mucizelerini anlatan duvar resimlerini konu alan bu çalışmanın amacı; her geçen gün gerek doğa gerekse insanlar tarafından tahribata maruz kalan duvar resimlerindeki mucize sahnelerini; belgelemek, ikonografik açıdan incelemek ve tek bir çalışma içerisinde toplamaktır. Çalışmada, dönem sınırlandırmasına gidilmeksizin bölgedeki tüm kaya kiliseleri ele alınmıştır. Bu bağlamda, İsa'nın mucizelerinin resmedildiği on altı kilisede kırk bir sahne tespit edilmiştir. Bu kiliselerden on dört tanesi kaya kilisesi, iki tanesi taş kilisedir. Bu nedenle çalışma içerisinde, konu kapsamına giren on dört kaya kilisesindeki otuz dokuz sahneye yer verilmiştir. Taş ile inşa edilen kiliselerdeki mucize sahnelerine karşılaştırma ve değerlendirme bölümünde değinilmiştir. Tespit edilen mucize sahnelerinden, El Nazar Kilisesi'ndeki, Lazarus'un dirilişini konu alan sahne günümüze ulaşamamıştır. Günümüze ulaşan sahnelerin bir kısmında yoğun tahrip görülmektedir. Bölgedeki mucize sahnelerinden üçünün daha önceki yayınlarda yanlış tanımlandığı tespit edilmiş ve düzeltilmiştir. Kapadokya Bölgesi'ndeki mucize sahnelerinin genellikle Hıristiyan İkonografisi'ndeki temel kalıp şemalarıyla benzer biçimde resmedildiği görülmektedir.