Parents
751 theses under this subject heading
Epilepsili çocukların uyku durumlarının, anne ve babalarının yaşam ve uyku kalitesi seviyelerinin değerlendirilmesi
Epilepsi çocukluk çağında en sık görülen nörolojik hastalıktır. Yaşamı tehdit etmesinin yanında uyku problemlerini de beraberinde getirir. Epilepsili çocukların uyku kalitesinde azalma olması ve bunun sonucu olarak ebeveynlerin uyku ve yaşam kalitesinde düşüş olduğu görülebilmektedir. Bu da zaten çocuklarının nerde, ne zaman, nasıl nöbet geçireceği konusunda endişesi yüksek olan ebeveynlerin çocuklara yaklaşımında daha da stresli olmasına ve epilepsi tedavisinin veriminin düşmesine sebep olmaktadır. Çalışmamızda epilepsili çocuklar ve kontrol grubu uyku kalitesi açısından karşılaştırılmıştır. Vaka ve kontrol grubundaki çocukların ebeveynlerinin yaşam ve uyku kalitesi açısından farkları karşılaştırılmıştır. Çalışmaya nöbet tanılı 67 çocuk ve 67 kişilik kontrol grubu dahil edilmiştir. Vaka grubuna ve kontrol grubuna Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), Erişkin Yaşam Kalite Ölçeği (SF-36) ve Çocuklar için Uyku Ölçeği (ÇUÖ) uygulanmıştır. Vaka grubunun yaş ortalaması 11,67±3,38 yıldır. En sık görülen nöbet türü jeneralize tonik klonik nöbettir. Hasta grubunun uyku kalitesinde kontrol grubuna göre azalma olduğu, epilepsili çocuğa sahip ebeveynlerin de kontrol grubuna göre yaşam ve uyku kalitesinde azalma olduğu tespit edilmiştir. Nöbetlerin kontrol altına alınması için ebeveynlerin çocukların uyku kalitesinin önemi hakkında yeterli bilgiye sahip olması hastalığın tedavisinde son derece önem arz etmektedir. Anne babanın yaşam ve uyku kalitesi de göz önünde bulundurularak aile merkezli epilepsi tedavileri uygulanması hastalığın yönetiminde daha başarılı olunmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Nöbet, Uyku, Yaşam, Epilepsi, Yaşam Kalitesi, Uyku Kalitesi
Öğretmen motivasyonunu etkileyen veli tutum ve davranışları
Bu araştırma, öğretmen motivasyonlarının veli tutum ve davranışlarından etkilenip etkilenmediğinin ve eğer etkileniyorsa bunun olumlu ya da olumsuz etkilerinin neler olduğunu tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma nitel araştırma desenlerinden durum çalışması kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma, 2021-2022 eğitim öğretim yılı içerisinde Konya ile Karatay ilçesinde resmi ortaokul ve imam hatip ortaokullarında görev yapmakta olan öğretmenlerin katılımları ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubu maksimum çeşitlilik örneklem yöntemine göre seçilmiş olup katılımcıların cinsiyeti, branşı, mesleki kıdemi, mezuniyet durumu, görev yaptığı kurumun türü, çalıştığı okuldaki velilerin sosyoekonomik durumları ve katılımcıların öğrenci velisi olup olmama durumları göz önünde bulundurularak seçim yapılmıştır. Araştırma süreci içerisinde verilen kriterlere uygun 19 öğretmenle görüşme gerçekleştirilmiştir. Çalışma sürecinde, katılımcı görüşleri doğrultusunda öğretmenlerin motivasyonlarının veli tutum ve davranışlarından etkilenip etkilenmediği sorgulanmıştır. Öğretmenlerin ifadeleri doğrultusunda karşılaştıkları olaylar ve araştırma amacına yönelik görüşleri alınmıştır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin tamamının veli tutum ve davranışlarından etkilendiği tespit edilmiştir. Yine katılımcıların çoğunluğunun görüşleri doğrultusunda bu etkinin olumsuz olduğu görülmüştür. Öğretmenlerin olumlu ya da olumsuz etkilenmelerinin veli tutum ve davranışına göre değiştiği tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan öğretmenlerin görüşleri doğrultusunda takdir edilme, öğrenci ile ilgilenme, velilerin bilinçlenmesi, güven, destek ve saygı gibi temaların öğretmen motivasyonunu yükselttiği; destek olmama, güvensizlik, saygısızlık, takdir etmeme, bilinçsizlik ve yetersizlik gibi temaların ise öğretmen motivasyonunu düşürdüğü tespit edilmiştir. Sonuç olarak, öğretmen motivasyonunu olumlu ve olumsuz yönde etkileyen veli tutum ve davranışları araştırılırken öğretmenlerimizin eğitim öğretim sürecinde ne gibi zorluklarla karşılaştıkları ve bu sorunlara ne gibi çözüm yolları uyguladıkları tespit edilmiştir. Öğretmenlerin görüşleri doğrultusunda, sürecin daha iyi işlemesi ve öğretmen-veli ilişkisinin daha sağlam temellere oturtulması adına görüş ve öneriler alınmıştır. Veli tutum ve davranışlarının öğretmenlerin mesleki motivasyonları üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu ve özellikle motivasyonlarını düşüren tutum ve davranışların önüne geçilmesinin gerekliliği sonucu çıkartılmıştır.
Pediatrik onkoloji hastalarının anksiyete ile yaşam kalitesi: Ebeveyn ve çocuk bakış açısı
Bu çalışmanın amacı onkolojik sorunu olan çocukların anksiyete düzeyini, yaşam kalitesini çocuk ve ebeveyn bakış açısıyla incelemek ve bu parametreler arasındaki ilişkiyi değerlenmektir. Araştırma Mart 2022-Nisan 2023 tarihleri arasında, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Kliniği'nde yatan ve Polikliniği'nde tedavi alan 7-12 yaş grubu çocuk ve ebeveyni ile yapıldı. Araştırma evrenini bu hastanedeki kayıtlı olan 158 onkolojik sorunu olan çocuk ve ebeveynini oluşturdu. Örneklemi ise dahil etme kriterlerine uyan 124 çocuk ile oluşturdu. Araştırmanın verileri "Çocuk Tanıtıcı Formu", "Ebeveyn Tanıtıcı Formu", "7-12 Yaş Pediatrik Onkoloji Hastaları Yaşam Kalitesi Ölçeği Çocuk Formu", "7-12 Yaş Pediatrik Onkoloji Hastaları Yaşam Kalitesi Ölçeği Ebeveyn Formu" ve Çocuk Anksiyete Duyarlılığı İndeksi" ile toplandı. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics Standard Concurrent User V 26 istatistik paket programında değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzde, ortalama, min-max. değerler, standart sapma, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi, Spearman korelasyon katsayısı kullanıldı. İstatistiksel olarak p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Araştırmaya katılan çocukların cinsiyetinin %54'ü kız, medyan yaşının 9,30±1,65 olduğu, %72,6'sının ALL tanısı aldığı tespit edildi. Yaşam kalitesi çocuk formu ölçeği ortalamasının 106,34±27,15 puan, Yaşam kalitesi ebeveyn formu ölçeği ortalamasının 111,94±22,85 puan, ÇADİ ölçeği ortalamasının 37,53±7,30 puan olduğu belirlendi. Yaşam Kalitesi çocuk formu ile çocuğun cinsiyeti, okula gitme durumu ve aile tipi değişkenleri arasında anlamlı ilişki bulundu. Yaşam Kalitesi ebeveyn formu ile çocuğun tanı alma süresi, sınıf düzeyi ve ebeveyn eş eğitim durumu değişkenlerinde istatistiksel olarak anlamlılık bulundu (p<0,05). ÇADİ ile çocuğun tanı alma süresi ve ebeveyn eş eğitim durumu değişkenlerinde istatistiksel olarak anlamlılık bulundu (p<0,05). Çocuğun yaş ve sınıf ile yaşam kalitesi (ebeveyn formu) ve ÇADİ arasında negatif yönlü; yaşam kalitesi (çocuk formu) arasında ise pozitif yönlü olduğu bulundu. Ebeveyn yaş ve ebeveyn eş yaş ile ÇADİ arasında negatif yönlü ilişki bulundu. Onkolojik sorunu olan çocukların yaşam kalitesi (çocuk formu) ile yaşam kalitesi (ebeveyn formu) arasında negatif yönlü ilişki bulundu. Yaşam kalitesi (ebeveyn formu) ile ÇADİ arasında negatif yönlü ilişki bulundu. Yaşam kalitesi (çocuk formu) ile ÇADİ arasında pozitif yönlü ilişki bulundu. Sonuç olarak anksiyete ve çocuk ve ebeveyn bakış açısı ile yaşam kalitesinin onkolojik sorunu olan çocuklar üzerinde farklı sonuçlarda olduğu görüldü. Bu nedenle pediatri hemşirelerinin; hastanın yaşam kalitesini yükseltici, anksiyete düzeyini azaltıcı uygulamalar yapması önerilebilir.
Doğum sonu anne ve babaların güvenlik hissi ile durumluk kaygı ilişkisinin incelenmesi
Doğum sonu dönem anne ve babaların fiziksel, duygusal ve sosyal değişikliklerin yaşandığı önemli bir geçiş dönemidir. Doğum sonu dönemdeki anne ve babaların değişikliklerden kaynaklı yeni yaşam koşullarına ve rollerine uyum sağlamaya çalışmaları güvenlik hissini ve durumluk kaygıyı etkilemektedir. Bu çalışma, doğum sonu anne ve babaların güvenlik hissi ile durumluk kaygı ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi Konya il merkezinde bulunan bir hastanede doğum yapmış, doğum sonu dönemdeki 88 anne ve 88 babadan oluşmuştur. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından oluşturulan anneler için anket formu, babalar için anket formu, Annelerin Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği, Babaların Doğum Sonu Güvenlik Hisleri Ölçeği ve Durumluk Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Mann-Whitney U, Kruskall Wallis H, Pearson Korelasyon analizi, Sperman's rho korelasyon analizi, doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Doğum sonu anne ve babaların %43,2'sinin eğitim durumu ilköğretim mezunudur. Annelerin %35,2'nin ilk gebeliği ve %64,8'inin gebeliği planlı bir gebeliktir. Annelerin Güvenlik Hisleri Ölçeği ile Durumluk Kaygı Ölçeği negatif yönde ve anlamlı düzeyde bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur (p< .001). Babaların Güvenlik Hisleri Ölçeği ile Durumluk Kaygı Ölçeği negatif yönde ve anlamlı düzeyde bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur (p< .001). Anne ve babaların güvenlik hisleri arasında pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki belirlenmiştir (p< .001). Anne ve babaların durumluk kaygıları arasında da pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki belirlenirken (p.<001), güvenlik hisleri ve durumluk kaygı düzeyleri arasında negatif yönde ve anlamlı düzeyde ilişkisi bulunmuştur (p< .001). Annelerin doğum sonu güvenlik hisleri düzeylerin durumluk kaygı düzeylerini negatif yönde ve anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir ( β = -,779, p < ,001). Babaların doğum sonu güvenlik hisleri düzeylerinin durumluk kaygı düzeylerini negatif yönde ve anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir ( β = -,466, p < ,005). Annelerin güvenlik hissi, durumluk kaygı düzeylerindeki varyansın %52,4'ünü açıkladığı ve babaların güvenlik hissi, durumluk kaygı düzeylerinin %24,3'ünü açıklamaktadır. Sonuç olarak, doğum sonu dönem anne ve babaların güvenlik hissi düzeyleri ile durumluk kaygı düzeyleri arasında negatif yönde ve anlamlı düzeyde ilişki olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda, doğum sonu dönemde hemşirelerin bakım sürecinde ve eğitimlerinde uyguladıkları güvenlik hissi ve durumluk kaygı taramalarının arttırılması ve taramalar sonucunda durumun değerlendirilmesi ve bakımın aile merkezli planlanması önerilebilir.
Denı̇zlı̇ ilı̇ merkez ilçelerı̇ndekı̇ anaokullarında öğrenı̇m gören öğrencı̇lerı̇n anne-babalarında çocukluk çağı aşılarına yönelı̇k kararsızlık ve ilı̇şkı̇lı̇ etmenler
Aşı hizmetlerinin mevcut olmasına rağmen aşıların kabulünde veya reddinde gecikme olarak tanımlanan aşı kararsızlığı dünya genelinde artış göstermektedir. Aşı kararsız anne ve babalarla, nasıl iletişim kurulacağının ve endişelerinin nasıl giderileceğinin daha iyi anlaşılması, aşıların bilimsel faydalarının uygulamaya dönüştürülmesi için hayati önem taşımaktadır. Anne ve babaların aşı kararsızlığının nedenlerini belirlemek, artan aşı direncini anlamak ve bu konuda önlemler almak için önemlidir. Bu araştırmada anaokullarında öğrenim gören öğrencilerin anne ve babalarında aşı kararsızlığı ve ilişkili etmenleri araştırmak amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki araştırmanın evrenini Denizli ilinin merkez ilçeleri olan Pamukkale ve Merkezefendi ilçelerindeki Milli Eğitim Bakanlığına bağlı anaokullarında öğrenim gören öğrencilerin velileri oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak ailenin sosyodemografik özelliklerini ve aşı kararsızlığıyla ilişkili etmenleri sorgulayan 44 soruluk anket formu uygulanmıştır. Aşı kararsızlığı 9 soruluk Aşı Kararsızlığı Ölçeği kullanılarak ölçülmüştür. Araştırma öncesinde etik kurul izni ve gerekli kurumsal izinler alınmıştır. Veri analizi için SPSS 17.0 programı kullanılmıştır. Ölçümsel değişkenlein karşılaştırılması Mann Whitney U veya Kruskall Wallis Testleri, aşı kararsızlığıyla ilişkli bağımsız faktörlerin belirlenmesinde lineer regresyon analizi (backward) kullanılmıştır. Araştırmada 638 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcıların %74,3 annedir. Araştırmaya katılan ebeveynlerin %12,9'u en az bir aşıda kararsız kalmış veya aşıyı geciktirmiştir. Yapılan regresyon analizine göre; çocuğunda aşı sonrası yan etki gözlemleyenlerde, çevresinde aşı sonrası yan etki olan kişi tanıyanlarda, aşı kaynağı olarak hekimleri kullanmayanlarda, aşı yapılmadığında çocuğuna bir zararı olmayacağını düşünenlerde, aşı ve güvenliği konusunda bilgisini yetersiz bulanlarda, aşılarla ilgili olumsuz bilgi duyan anne ve babalarda aşı kararsızlığı daha yüksek saptanmıştır. Sonuç olarak bu araştırmada yaklaşık her 10 ebeveynden biri en az bir aşıda kararsız kalmış veya geciktirmiştir. Aşı kararsızlığı farklı örneklem ve yaş gruplarında aralıklı olarak değerlendirilmelidir.
Zihinsel yetersizliği olan çocukların ebeveynlerinde bakım verme yükü ve ilişkili etmenlerin belirlenmesi
Zihinsel yetersizlik; gelişimsel evre boyunca başlayan, zihinsel işlevlerde kısıtlılığa neden olan nörogelişimsel bir bozukluktur. Zihinsel yetersizliği olan çocukların aileleri yakınlarının kronik ve geri dönüşsüz olan bu durumdan etkilenirler. Kronik tıbbi ve psikiyatrik hastalıklarda bakım verme yükünü değerlendiren çok sayıda araştırma olsa da kronik seyirli ve yaşam boyu bakım gereksiniminin olduğu Zihinsel Yetersizlik (ZY) ile ilgili veriler kısıtlıdır. Bu çalışmada ZY tanılı çocuk ve ergenlerin bakım verenlerinde bakım verme yükünü, depresyon düzeylerini ve sosyal uyumlarını değerlendirmek, bu değişkenlere etki eden etmenleri incelemek amaçlanmıştır. Araştırma örneklemini, Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine başvuran 6-17 yaş arasındaki ZY tanılı çocuklar oluşturmaktadır. Araştırmaya 90 olgu ve primer bakım veren ebeveyni dahil edilmiş, ebeveynlerden Zarit Bakım Yükü Ölçeği, Sosyal Uyum Kendini Değerlendirme Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeğini doldurmaları istenmiştir. Ayrıca, komorbid tanıların belirlenmesi amacıyla Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi– Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli-DSM-5 Kasım 2016- Türkçe Uyarlaması (ÇDŞG-ŞY-DSM-5-T) uygulanmıştır. Sosyodemografik özellikleri kapsayan bilgi formu ebeveynle yüz yüze görüşme yöntemiyle araştırmacı tarafından doldurulmuştur. Çalışmamızın sonucunda, ZY tanılı çocuklarının çoğunun ağır olmayan ZY tanısına sahip olduğu ve ZY şiddetinin bakım yüküne, depresyon düzeyine ve sosyal uyuma etki etmediği saptanmıştır. Çocuk ve ergenlerin yaşları ile sosyal uyum arasında aynı yönde ilişki saptanmıştır. Komorbid psikiyatrik tanı sayısı ile bakım verme yükü ve depresyon düzeyi arasında ilişki olduğu belirlenmiştir. Komorbid DB ve/veya KOKGB varlığı bakım verme yükünde ve depresif semptomlarda artış ve sosyal uyumda bozulmayla ilişkilidir. İlaç kullanan olguların bakım verenlerinde kullanmayanlara göre bakım vermenin zorlaştığı, depresif semptomların arttığı ve sosyal uyumlarının bozulduğu saptanmıştır. Antipsikotik kullanımı ile bakım verme yükü ve depresyon düzeyi artışı, antiepileptik kullanımı ile sadece bakım verme yükü artışı ilişkili bulunmuştur. Sosyal Uyum Kendini Değerlendirme Ölçeği ile Beck Depresyon ve Bakım Verme Yükü ölçek puanları arasında ters yönde ilişki olduğu, Beck Depresyon ölçeği ile Bakım Verme Yükü arasında aynı yönde ilişki olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, çalışmamız ZY tanılı çocuk ve ergenlerin bakım verenlerinde bakım verme yükü, depresyon düzeyi ve sosyal uyumun değerlendirilmesi açısından önemlidir. Bakım veren ve hasta sağlığı açısından, ZY tanısı sonrasında bakım verenlerin ihtiyaçlarının belirlenmesi, ruhsal olarak desteklenmesi, komorbid hastalıkların tedavi edilmesi yararlı olabilir. Anahtar Kelimeler: Zihinsel Yetersizlik, bakım verme yükü, sosyal uyum, depresyon
Okul öncesi çocuklardaki yıkıcı davranışların çocuğun dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirtileri ile ebeveynin depresyon, anksiyete ve stres düzeyi bağlamında değerlendirilmesi
Yıkıcı davranışlar hem içe yönelim hem de dışa yönelim bozukluklarında ortak bir belirti olarak karşımıza çıkabilirler. Boyutsal yaklaşım yıkıcı davranış belirtilerinin, içe yönelim ya da dışa yönelim bozukluklarından hangisiyle ilişkili olabileceğine dair fikir vermektedir. Araştırmalar yıkıcı davranışlar ile dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) sıklıkla birbirlerine eşlik ettiklerini göstermektedir. Gelişimsel olarak 3-6 yaşta büyük yaştaki çocuklara göre bakımverene daha fazla ihtiyaç duyulmasına bağlı olarak ebeveynin psikopatolojisini anlamadan çocuktaki ruhsal bozuklukları bir çerçeveye oturtmak neredeyse imkânsız olacaktır. Tüm bu bahsedilenler doğrultusunda çalışmamızda okul öncesi çocuklardaki yıkıcı davranış alt boyutlarını, alt boyutlarla ilişkili olabilecek ve onları öngörebilecek olası değişkenler (sosyodemografik özellikler, doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası dönem özellikleri, çocuk ve ailenin fiziksel ve ruhsal sağlık durumuyla ilgili veriler) ile çocuğun DEHB belirtileri ve ebeveynin depresyon, anksiyete ve stres düzeyini dikkate alarak araştırmayı amaçladık. Araştırmanın evrenini 2021-2022 eğitim öğretim yılında, randomize olarak seçilen Denizli ili Pamukkale ve Merkezefendi ilçelerindeki anaokuluna giden 3-6 yaş arasındaki çocuklar oluşturmaktadır. Bu okullardaki öğrencilerin ebeveynlerine müdür ve müdür yardımcıları aracılığıyla çevrim içi anket formu gönderilmiştir. Anket formunu eksiksiz şekilde dolduran 336 gönüllünün katılımıyla çalışma tamamlanmıştır. Araştırmaya katılan ebeveynler tarafından Sosyodemografik Veri Formu, Okul Öncesi Yıkıcı Davranışların Çok Boyutlu Değerlendirilmesi Ölçeği (YDÇBDÖ), Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Derecelendirme Ölçeği-IV Okul Öncesi Versiyonu ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği-21 doldurulmuştur. Çalışmamızın sonucunda çocuğun cinsiyetine göre yıkıcı davranış puanlarının farklılık göstermediği bulgulanmıştır. Çocuğun yaşı arttıkça YDÇBDÖ Karşı Gelme puanlarının azaldığı, diğer yıkıcı davranış boyut puanları üzerine yaşın anlamlı etkisinin olmadığı belirlenmiştir. YDÇBDÖ Toplam, Öfke Nöbeti, Karşı Gelme, Saldırganlık ve Diğerleri için Düşük Endişe puanlarının tümünü çocuğun hiperaktivite/dürtüsellilk puanları ile ebeveynin stres puanlarının öngördüğü saptanmıştır. Çocuktaki dikkat eksikliği puanlarının YDÇBDÖ Toplam, Saldırganlık ve Karşı Gelme puanlarını yordadığı, ancak Öfke Nöbeti ve Düşük Endişe puanlarının yordayıcıları arasında yer almadığı bulunmuştur. Çocukta kronik hastalık varlığının Öfke Nöbeti puanlarının yordayıcılarından biri olduğu saptanmıştır. Ebeveynin stres puanları yıkıcı davranış ve alt boyut puanlarının tümünü öngörürken ebeveynin depresyon ve anksiyete puanlarının öngörücü etkisinin olmadığı bulunmuştur. Sonuç olarak; çalışmamız, çocuğun yıkıcı davranış boyutlarını prenatal-postnatal değişkenler, çocuğun psikiyatrik başvurusu, DEHB belirtileri ile ebeveynin depresyon, anksiyete ve stresi ile ilişkilendirilmesi açısından önemlidir. Bu sayede araştırmamız, yıkıcı davranışlara yönelik risk faktörleri ve koruyucu faktörlerin belirlenebilmesi; risk altındaki öğrencilere yönelik erken müdahalede bulunulabilmesi konusunda alanyazına katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: okul öncesi, yıkıcı davranış, DEHB, ebeveyn stresi
Otizmli çocuğa sahip ebeveynlerin otizm algıları ve aile özellikleri ile benlik saygıları arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışma tanımlayıcı tipte bir araştırma olup, otizmli çocuğa sahip ebeveynlerin otizmi algılayışları ve aile özelliklerinin ebeveynlerin benlik saygıları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma Ankara ilinde bulunan etik kurulda açık isimleri belirtilmiş olan özel bir eğitim merkezi ve bir devlet okulunda Kasım 2014- Haziran 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini özel eğitim merkezine kayıtlı otizmli öğrenci ebeveynlerinden 51 anne ve 40 baba, devlet okuluna kayıtlı otizmli öğrencilerin ebeveynlerinden olan 9 anne oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında ebeveynlerin sosyodemografik özelliklerini belirleyecek bir form, Aile Değerlendirme Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve araştırmacılar tarafından literatür taranarak geliştirilmiş yarı yapılandırılmış görüşme soruları kullanılmıştır. Elde edilen verilerin IBM SPSS Statistics 21.0 paket programında ortanca, çeyreklikler arası genişlik değerleri, minimum – maksimum, Bonferroni düzeltmeli ikili karşılaştırma, Kruskal Wallis H ve Mann Whitney U testi kullanılarak analizi yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Çalışmada ebeveynlerin otizmli çocuklarına ilişkin görüşleri ebeveynin, anne ya da baba olma durumuyla farklılık göstermemektedir (p>0.05). Babaların aile işlevleri annelere göre daha sağlıklı bulunmuştur. Ebeveynler arasında Rosenberg Benlik Saygısı Ölçek puan ortancaları bakımından farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Ebeveynlerin Aile Değerlendirme Ölçeği alt boyut ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği puan ortancaları arasında zayıf, doğrusal ve pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır. Çalışmada ebeveynlerin bilgi eksikliklerinin tanı sürecinde gecikmeye neden olduğu görülmüş, bu konuda bilgi ve ebeveynlerin otizme ilişkin olumlu algılarının artırılması için ebeveynlere sosyal ve psikolojik destek programlarının yapılması önerilmektedir.
Epilepsili çocukların tedaviye uyum düzeyinin belirlenmesi
Bu araştırma ebeveynlerin epilepsili çocuklarının tedaviye uyumlarına ilişkin görüşlerini ve hastalığa ilişkin bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmanın evrenini Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Nöroloji Polikliniğinde epilepsi tanısıyla takip edilen 125 epilepsili çocuk ve ebeveynleri oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından literatür taranarak hazırlanan; epilepsili çocukların ve ebeveynlerin tanıtıcı özelliklerini sorgulayan 11 soru; tedaviye uyumlarını değerlendiren 19 sorudan oluşan anket formu oluşturulmuştur. Epilepsili çocuğa sahip ailelerin epilepsiye yönelik bilgilerini değerlendirmek 'Ebeveyne Yönelik Epilepsi Bilgi Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde ve ortalama, Mann-Whitney U Testi (Demografik bilgiler ve hastalığa ilişkin özellikler-ölçek puanları), Shapiro-Wilk testi ile Kruskal Wallis 20 Testi (ölçek puanları) analizi testi kullanılmıştır. Bu araştırma doğrultusunda, 125 eplilepsili çocuğun yaş ortalaması 11 (min-maks:2-19), ebeveynlerin yaş ortalaması 37 yıl (min-maks:22-56) dır. Hasta çocukların % 56.8'si (n=71) erkektir. Çalışmamızda ebeveynlerin % 24.2' sinin (n=30) tedavi için ilaç dışı yöntemlere başvurdukları belirlenmiştir. Annenin eğitim düzeyine göre ilaç dışı yöntemlere başvurma durumunun farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p=0.001). Babanın eğitim düzeyine göre ilaç dışı yöntemlere başvurma durumunun farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p=0.002). Nöbetler bitince ilaçları bırakmayan ebeveynlerin bilgi puanı bırakan ebeveynlere göre daha yüksek olsa da aradaki fark sınırda anlamsız çıkmıştır (p=0.055). Ebeveynlerin epilepsi bilgi ölçeği puan ortancası 12 (min-maks:6-17) olarak bulunmuştur. Çalışma grubumuzun tedavi uyumları yüksek bulunmuştur.
12-17 yaş arası adölesanların siber zorbalık deneyimleri ve ebeveynlerin siber zorbalık konusundaki farkındalık durumlarının incelenmesi
Araştırma 12-17 yaş arası adölesanların siber zorbalıkla karşılaşması ve ebeveynlerin siber zorbalık konusundaki farkındalık durumlarının incelenmesi amacıyla Ankara il merkezinde ilköğretim ikinci kademe ve ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören 1129 adölesan ve 778 ebeveyn ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Veriler Adölesan ve Ebeveyn Anket Formu, Yenilenmiş Siber Zorbalık Envanteri II (Revised Cyber Bullying Inventory-RCBI) ile toplanmıştır. Değerlendirmede sayı, yüzde, ortalama, ortanca, Pearson Chi-Square, Mann Whitney U testleri ve Lojistik Regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan adölesanların %50.2'sinin erkek, %50.3'ünün ortaokul düzeyi öğrenim gördüğü belirlenmiştir. Adölesanların %90.3'ünün akıllı telefon ile internete eriştiği, %88.9'unun interneti eğitim amaçlı kullandığı, %89.0'unun herhangi bir sosyal medya hesabı bulunduğu, %25.1'inin her gün internet kullandığı ve %44.0'ünün internet kullanımının anne/babası tarafından kontrol edildiği, %65.5'i siber mağdur, %56.6'sı siber zorba olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin %67.5'inin adölesanın annesi, %36.2'sinin lise mezunu, ortalama 2925.87±1773.657 TL gelire sahip olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin çocuklarıyla ilgili verdikleri yanıtlara göre çocuklarının %97.5'i sosyal medya hesabı olduğunu bildiği, %93.3'ü internette hoşlanılmayacak mesaj almadığını, %98.8'i siber zorbalık yapmadığını ve %94.6'sı siber mağdur olmadığını belirttiği saptanmıştır. Siber mağdur ve zorba olan adölesanların internette günlük ortalama üç saatten fazla zaman geçirdikleri, siber zorbalık ve siber mağduriyet ile internette geçirilen süre, okul türü, sınıf düzeyi, internete erişim sıklığı, erişim için akıllı telefon ve internet kafe kullanma, sosyal medya hesabı bulunma, kişisel bilgilerini paylaşma, ebeveyn eğitim durumu, çocuk sayısı, internette riskli davranışlara yönelik eğitim verme arasında istatistiksel farkın anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda; ebeveyn ve adölesanların konu hakkında eğitilmeleri ve hemşirelik alanıyla ilgili farklı çalışmalar yapılması önerilebilir.
Enürezis nokturna ile ilgili ailelerin bilgi ve tutum düzeyi
Giriş ve amaç: Enürezis Nokturna çocukluk çağının en sık karşılaşılan üriner sistem problemlerinden biridir. Uykuda yatağa ya da giysilere yineleyen bir biçimde idrar kaçırma enürezis olarak tanımlanır. Bir diğer ifade ile doğuştan ya da kazanılmış santral sinir sistemi defekti olmayan 5 yaşın üzerindeki çocuklarda istemsiz olarak uykuda gece altını ıslatma enürezis nokturna olarak adlandırılır. Enürezis nokturna çocuk ve ailesi için yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen bir problemdir. Enürezisin yarattığı stresli durum nedeni ile ileride anksiyete ve özgüven eksikliği gibi enürezis nokturna kaynaklı psikolojik sorunlar ortaya çıkabileceği düşünülmektedir. Yaygın bir sağlık sorunu olmasına rağmen ailelerin enüresis nokturna sebepleri, tedavi gerektirip gerektirmediği ve /veya hangi yöntemlerle tedavi edilebileceği konusundaki farkındalıkları yeterli ve uygun düzeyde olmayabilir. Bu sebeple çalışmamızda ailelerin enürezis enürezis nokturna hakkında bilgi ve tutumlarının belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve yöntem: Araştırmamız 29 aralık 2015 ve 29 mart 2016 tarihleri arasında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Yenimahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine başvuran ailelerle gönüllülük esas alınarak , yüzyüze anket çalışması şeklinde yapıldı. Bulgular: Çalışamaya 319 u erkek 684 ü bayan olmak üzere toplam 1003 kişi katılmıştır. Katılanlar %94 çoğunlukla evlidir. Bireylerin %46,2 si 2 çocuk sahibi, %30,5 i ise 1 çocuk sahibidir. Katılımcılar %41,9 çoğunlukla üniversite mezunudur. Katılımcıların %37,8 i ev hanımı %25,9 u ise memurdur. Bireylerden 690 tanesi il merkezinde yaşamaktadır. Bireyler %45,4 oranla 2500 liradan fazla aylık kazanca sahiptir. Bireyler %72,8 çoğunlukla çocuklarda gece altını ıslatma olabileceğini belirtmişleridir. %62,7 si gece altını ıslatma konusunda bilgi sahibidir. Bu bilgi çoğunluk olarak arkadaş yada komşu (%25,3), aile hekimi (%24,9) ve TV den (%21,9) öğrenilmiştir. Katılımcılar %32,2 oranla her iki cinsiyette de gece altını ıslatmanı olabileceğini ifade etmişlerdir. Bireylerin %71,1 i bu durumun tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu olduğunu düşünmektedirler. Bireylerin %44,2 si bu durumun ilaçla tedavisi hakkında fikri olmadığını belirtmiştir . Sonuç: Enürezis sık görülen sağlık sorunudur ve ailelerin bu konudaki farkındalığı ve tedavi arayışları eğitim ve sosyokültürel seviyeleri ile yakından ilişkilidir. Mevcut sebeplerin araştırılması ve bilinmesi, önlenebilir faktörlerin ortadan kaldırılmasında büyük öneme sahiptir. Ailelerin enürezisin tedavi edilebilir bir hastalık olduğu konusunda bilgilendirilmesi, tanı alamayan olguların belirlenmesi için saha ve okul taramalarının yapılması, kamu spotlarının oluşturulması, tanı alan olguların uygun yöntemlerle tedavi edilmesi önemlidir. Bu noktada enürezis birinci basamakta tanı alıp takip edilebilecek bir hastalık olup, ailelerin en kolay, uygun ve doğru bilgiye aile hekimleri aracılığı ile ulaşabilecekleri düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: çocuk , enürezis nokturna,anne, baba. bilgi ve tutum düzeyi
Ev kazası geçirmiş çocukların ebeveynlerinin kaza algıları, deneyimleri ve çocuk ev kazaları konusunda bilgi, tutum, davranışları: Kalitatif bir çalışma
Giriş ve Amaç: Ev kazaları en önemli risk grubunu çocuklar, yaşlılar, fiziksel, mental ve sosyal engeli olanlar oluşturmaktadır. Tüm dünyada sık görülmeleri, ölüm ve sakatlıklara yol açmaları önlenebilir olmaları nedeniyle halen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırmanın amacı çocuğu ev kazası geçirmiş ebeveynlerin kaza algıları, daha önce yaşadıkları çocuk ev kazaları, sonrasındaki tutum ve davranışları, bu konudaki bilgi düzeyleri, bilgi kaynakları ve önerilerini tespit etmek; ayrıca önlenebilen bir olay olarak çocuk ev kazaları konusunda koruyucu sağlık hizmetlerinin merkezinde olan aile hekimlerine düşen görevlere dikkat çekmektir. Gereç ve Yöntem: Bu tez çalışması nitel bir araştırma olarak planlanmış olup, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Dr. Sami Ulus Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniklerinde, 01.05.2017-31.12.2017 tarihleri arasında ev kazası nedeniyle yatarak tedavi gören çocukların ebeveynleri ile yapılan görüşmelerden oluşmaktadır. Görüşmelerde, konuyla ilgili literatür taranarak oluşturulan, açık uçlu sorulardan oluşan bir görüşme formu kullanıldı. Yapılan tüm görüşmeler, derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak yüz yüze yapıldı. Bulgular: Bu çalışmaya ev kazası nedeniyle yatarak tedavi gören 22 çocuğun 21 ebeveyni dahil edildi. Bir kazada aynı anda iki kardeş etkilenmesinden dolayı anne ile ortak görüşme yapıldı. Görüşme yapılan 21 ebeveynin 19'u kadın 2'si erkek olmak suretiyle anne babalardan oluşmaktaydı. Çalışmamızda ev kazası nedeniyle yaralanan 22 çocuğun 15'i (%68,1) erkek, 7'si (%31,8) kız çocuğuydu. Yaralanan çocukların en küçüğü 9 aylık, en büyüğü 3 yaş 6 aylık olup, yaş ortalaması ise 1 yaş 10 ay olarak tespit edildi. Vakaların 4'ü düşme, 8'i yabancı cisim aspirasyonu/yutulması, 10'u koroziv madde alımı nedeniyle hastanede yatmaktaydı. Çalışmaya katılan ebeveynlerin 19'u kazaların önlenebileceğini belirtirken içlerinden, iki ebeveyn ise kazaların önlenemeyeceğini ifade ettiler Sonuç: Çalışmamızda ebeveynlerin bilgi eksikliği, dikkat dağınıklığı, riskli davranışları, küçük çocukları birkaç yaş büyük olan kardeşine emanet etmeleri ve misafirliğe gidilen evlerde kontrolün sağlanamaması, kullanılan ev güvenlik araçlarının yetersiz kalması gibi nedenler kazalarda önemli etkenler olarak karşımıza çıkmaktadır. Anne babaların aldıkları önlemlerde en belirleyici faktörün ise çevrelerinden duydukları yaşanmış ev kazaları ile kendi tecrübeleri olduğu görüldü. Bunun yanında kaza sonrası çocuğa daha fazla zarar verebilecek hatalı uygulamalar da dikkat çekmektedir. Kazayı önlemek için kazayı öngörmek, risk faktörlerini belirlemek, doğru ve etkin önlemleri almak gerekir. Bunun içinde kazanın tipi, oluş şekli, sıklığı, hangi yaş grubunda hangi kazaların daha sık görüldüğü, ne şekilde sonuçlandığı gibi çeşitli bilgileri içeren kaza istatistikleri olmalıdır. Bu veriler kazalar, önlemler konusunda bilgi sağlarken zaman içerisinde alınan önlemlerin ne kadar etkin olduğunu, kazaların ne kadarını önleyebildiğimizi de gösterecektir. Çocuklarda yaralanmaya neden olan kazalar, alınacak önlemler ve kaza sonrasında yapılması/yapılmaması gereken uygulamalar birinci basamak sağlık merkezlerinde aile hekimleri ve diğer sağlık çalışanları tarafından verilmelidir. Bu bilgiler aşı takipleri sırasında ebeveynlere tekrarlanarak anlatılmalı, broşürler dağıtılarak ve yaşanan ev kazalarından örnekler verilerek farkındalık sağlanmalıdır. Bu sadece anne babalar ile sınırlı kalmayıp diğer aile bireyleri, aile büyükleri, çocuk bakıcıları, çocuğa bakım ve eğitim veren tüm kuruluşlara yayılmalıdır. Konuyla ilgili en etkin çözüm yolunun, devlet ve sivil toplum kuruluşlarının sorumluluğu paylaşmasıyla gerçekleşebileceğini düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: çocuk, ev kazası, ev yaralanması, kalitatif (nitel) çalışma
Türkiye'de babalığın kuşaklararası aktarımı: Nitel bir çalışma
Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de babalığın kuşaklararası aktarımını üç kuşak babanın deneyimleri ve algıları üzerinden derinlemesine incelemektir. Bu çalışmada babaların deneyimlerini ve babalığa yönelik algılarını ortaya çıkarmak amacıyla, üç ayrı kuşakta yer alan babalarla yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Katılımcıları seçmek için amaçlı örnekleme tekniklerinden ölçüt örnekleme tekniğinden yararlanılmıştır. Veri toplama aracı olarak Demografik Bilgi Formu ile Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu uygulanmıştır. Görüşmeler yüz yüze veya çevrimiçi bir biçimde gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Veri analizi sürecinde uzman görüşüne başvurulmuş, tek kodlayıcı güvenirliği hesaplanmıştır. Araştırma bulguları genel olarak değerlendirildiğinde, babaların disiplin sağlayıcı ve öğretici yönlerinde kuşaklararası aktarımın gerçekleştiği; ancak, kuşaklar arasında disipline etme yolları ve öğretilen konu alanlarının değişime uğradığı belirlenmiştir. Ek olarak, üçüncü kuşağa doğru geçildiğinde, babalığın evin geçimini sağlayan yönüne yapılan vurgunun azaldığı; çocuğa yönelik duygusal desteklerin, çocuk bakımına ve ev işlerine katılımların artış gösterdiği tespit edilmiştir. Ayrıca, üç kuşaktan babanın da kendi babalarından gördükleri babalığın olumsuz veya eksik olduğunu düşündükleri yönlerini telafi etmeye çalıştıkları; olumlu ve uygun değerlendirdikleri babalık davranışlarını ise rol model aldıkları belirlenmiştir. Özellikle, ikinci kuşakta yer alan babaların telafi davranışları görece daha yüksek düzeyde ortaya çıkarken; üçüncü kuşak babaların olumlu rol model alma davranışlarında söylem frekansları artış göstermiştir. Çocuk yetiştirme sürecinde babaların eşleri ile nasıl hareket ettiklerine ilişkin görüşleri ele alındığında ise anne temelli çocuk yetiştirme süreçlerinin sürdüğü; ancak, üçüncü kuşağa gelindiğinde çocuk yetiştirme sürecine ilişkin baba katılımı ve iş birliğinin arttığı belirlenmiştir. Ayrıca, üç kuşaktan babanın da babalığın anlamını; olumlu duygular hissetme, sorumlulukların artması, hayatın anlamı ve aile birlikteliği olarak nitelendirdikleri öğrenilmiştir. Yaşanılan yerin, sosyal çevrenin, ekonomik durumun, kültürel ve ahlaki değerlerin, mesleki özelliklerin, kişilik özellikleri ve deneyimlerin, çocuğun cinsiyeti ve çocuğun davranışlarının babalığı etkileyen faktörler olarak öne çıktığı belirlenmiştir. Araştırma bulguları raporlanmış, ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır.
Eğitimde veli katılım ölçeğinin spora uyarlanması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışmada, eğitimde veli katılımı ölçeğinin spora uyarlanarak psikometrik özelliklerinin geçerlik ve güvenirlik ölçütlerini sağlayıp sağlamadığı incelenmiştir. Orijinal ölçek Gürbüztürk ve Şad (2010a) tarafından geliştirilmiştir. Veli Katılımı Ölçeği, 5 seçenekli (Her zaman-Hiçbir zaman) Likert tipi bir ölçek olup velilerin çocuklarının eğitimlerine katılım düzeylerini ölçmeyi amaçlayan toplam 8 alt ölçek ve 39 maddeden oluşmaktadır. Ölçeğin uyarlanmasında sırasıyla kapsam geçerliliği, yapı geçerliliği, yakınsak geçerlilik, ıraksak geçerlilik ve ölçüt geçerliliği analizlerine tabii tutulmuştur. Çalışmada NFI, CFI, GFI, RMSEA uyum indeks değerleri hesaplanmıştır. Ayrıca ölçeğin güvenirliliği iç tutarlılık katsayısı ve test tekrar test güvenirlik katsayısı hesaplanarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak veri toplama aracının spora uyarlanmış versiyonu için güvenilir ve geçerlik ölçütü olan, uyum indeks değerlerine göre de 36 madde ve 8 faktör olarak iyi uyum gösterdiği tespit edilmiştir.
Epilepsi tanılı çocuk hastaların ebeveynlerindeki anksiyete durumunun nöbet sıklığına etkisi
Giriş ve Amaç: Epilepsi, tekrarlayan nöbet ile karakterize pediatrik yaş grubunda en sık görülen kronik nörolojik hastalıdır. Nöbetler hastalığın temel belirtisi olup epilepsi tedavisinin başarısını belirleyen temel faktörlerden biridir. Bu çalışmadaki amacımız, epilepsili çocuk hastaların ebeveynlerinde anksiyete bozukluğu sıklığını ve ebeveynlerdeki bu anksiyete bozukluğunun çocuklarının epilepsi tedavisi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Hastanemiz çocuk nöroloji polikliniğine başvuran, 1-18 yaş aralığında ve en az 6 ay epilepsi tanısı ile takip edilen hastalar çalışma grubuna alındı. Hastaların epidemiyolojik özellikleri, fizik muayene bulguları, epilepsi tipi, EEG bulguları, radyolojik bulguları, kullandığı ilaçlar, başlangıçta nöbet sıklığı ile şu anki nöbet sıklığı geriye dönük olarak incelenip kayıt altına alındı. Ebeveynlerdeki psikopatolojiyi tanımlamak için ebeveynlere Beck Anksiyete Ölçeği uygulandı. Bulgular: Hastalarımızın %54,2'si kız, %45,8'i erkek ve yaş ortalaması 8,46±4,41 yıl ve epilepsi süresi ortalama 3,81±3,5 yıl bulundu. Beck Anksiyete Ölçeği sonuçlarına göre ebeveynlerin %69'unda anksiyete mevcuttu. Ayrıca annelerdeki anksiyete düzeyinin babalara göre anlamlı yüksek olduğu görüldü (15,81±11,73 p=0,033). Ebeveynlerdeki anksiyete düzeyi ile nöbet sıklığı arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p=0,475). Sonuç: Çalışmamızda epilepsi tanılı çocukların ebeveynlerinde anksiyete düzeyinin normal popülasyona göre yüksek olduğu ve annelerin babalara nazaran daha fazla kaygı bozukluğu yaşadığı saptandı. Sonuç olarak; epilepsi tanılı çocuk hastanın yönetiminde epileptik çocuğa sahip ebeveynlerin ruhsal açıdan desteklenmesi ve bu durumun olguların tedavisinin yönetimindeki etkisinin göz ardı edilmemesinin hem daha başarılı hem de daha ekonomik bir yaklaşım olacağı kanısındayız. Anahtar Sözcükler: Anksiyete, ebeveyn, epilepsi,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde konuşma bozukluğu olan ve olmayan çocukların ebeveyn ve öğretmenlerinin, konuşma bozukluklarına yönelik tutum ve bilgilerinin incelenmesi- lefkoşa örneklemi
Çalışmanın amacı, Lefkoşa örneklemi ile KKTC'de konuşma bozukluğu olan ve olmayan çocukların ebeveyn ve öğretmenlerinin konuşma bozukluklarına yönelik tutum ve bilgilerini belirleyebilmektir. Toplam 191 katılımcıdan 34'ü konuşma bozukluğu olan çocukların ebeveyni, 57'si konuşma bozukluğu olmayan çocukların ebeveyni, 64'ü konuşma bozukluğu olan öğrencisi bulunan öğretmen, 36'sı konuşma bozukluğu olan öğrencisi bulunmayan öğretmenden oluşmaktadır. Çalışma betimsel bir araştırma olup veri toplama aracı olarak Toğram ve Maviş'in (2009) çalışmasında yer alan "Dil ve Konuşma Bozukluklarına Yönelik Tutum ve Bilgi Anketi" kullanılmıştır. Anket ile ebeveyn ve öğretmenlerden oluşan katılımcı gruplarının, konuşma bozukluğu olan çocukların akademik/sosyal başarısına yönelik tutumları ve konuşma bozukluklarının nedenleri ve terapisine yönelik düşünceleri betimlenmiştir. Toplanan veriler her grubun konuya ilişkin bilgisini ortaya koymak için karşılaştırılırmıştır. Araştırmanın sonucunda konuşma bozukluğu olan ve olmayan gruplardaki ebeveyn ve öğretmenlerin konuşma bozukluğu olan çocuğun akademik/sosyal başarısı ve terapi gereksinimleri hakkındaki tutumlarının belirgin olarak farklılaşmadığı bulunmuştur. Ayrıca dil ve konuşma bozukluklarının nedenleri ve terapi eksikliklerine yönelik bilgilerinde grupların öncelikli sıralamalarının da farklılaşmadığı görülmüştür
Gelişimsel yetersizliği olan çocukların ebeveynlerinin sosyal destek ve öz yeterlik düzeyleri ile yaşam doyum düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; erken çocukluk döneminde bulunan (0-6 yaş) ve gelişimsel yetersizliği olan çocukların ebeveynlerinin algıladıkları sosyal destek düzeyleri, öz yeterlik düzeyleri ile yaşam doyumları arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve bu ilişkinin yordayıcı olabilecek değişkenlerini belirlemektir. Araştırmanın çalışma grubunu, Eskişehir ve Zonguldak illerinde yaşayan ve Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ile bir üniversite bünyesindeki araştırma ve uygulama merkezine devam etmekte olan erken çocukluk döneminde bulunan gelişimsel yetersizlik tanısı olan çocukların 225 ebeveyni oluşturmaktadır. Katılımcıların 139'unun kadınlar, 86'sını ise erkekler oluşturmaktadır. Araştırmada gelişimsel yetersizliği olan çocuklara ve ebeveynlerine ait kişisel bilgileri elde etmek üzere, araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek düzeyi "Yenilenmiş Ana Baba Sosyal Destek Ölçeği/YASDÖ" kullanılarak ölçülmüştür. Ebeveynlerin öz yeterlikleriyle ilgili algılarını belirlemek üzere; "Ebeveyn Öz Yeterlik Ölçeği Türkçe Versiyonu/EÖYÖ-TV" kullanılmıştır. Son olarak ebeveynlerin yaşam doyum düzeyleri "Yaşam Doyum Ölçeği/YDÖ" kullanılarak belirlenmiştir. Araştırmanın sonucunda, ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek ve bu destekten memnuniyet düzeyleri ile gelir düzeyleri arasında düşük düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca, ebeveynlerin öz yeterlik algılarının çocuklarının tanı türlerine farklılaştığı belirlenmiştir. Bununla birlikte, ebeveyn öz yeterliği ve sosyal destek değişkenleri ile ebeveynlerin yaşam doyumu puanları arasında yüksek düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İki değişkenin birlikte yaşam doyumundaki toplam varyansın önemli bir bölümünü açıkladığı belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda, her iki değişkenin de yaşam doyumu üzerinde önemli (anlamlı) birer yordayıcı olduğu ortaya çıkmıştır. Bulgular tartışılmıştır. Anahtar sözcükler: Gelişimsel yetersizlik, gelişimsel yetersizliği olan çocuğa sahip ebeveynler, sosyal destek, öz yeterlik, ebeveyn öz yeterliği, yaşam doyumu.
İşitme kayıplı çocuğu kaynaştırmaya devam eden ebeveynlerin sorunlarının ve gereksinimlerinin belirlenmesi
Son yıllarda ülkemizde kaynaştırma uygulamaları hem özel eğitimi hem de genel eğitimi ilgilendiren önemli bir eğitimsel olgu olma niteliği göstermektedir. Bunun doğal sonucu olarak özel gereksinimli öğrencilerin genel eğitim sınıflarında yaşıtlarıyla birlikte eğitilmeleri gerektiği savunulmakta, eğitim uygulamalarının arttığı görülmektedir. Böylece özel gereksinimli öğrencilere akranlarıyla eşit eğitim fırsatı sağlanacağı, bu eğitimde başarılı olacakları ve kazanacakları yaşantılarla topluma uyum sağlamalarının daha kolay olacağı belirtilmektedir. Bu nedenle dünyada ve Türkiye'de işitme kayıplı çocukların eğitiminde kaynaştırma uygulamalarının yaygınlaştığı görülmektedir. Kaynaştırma uygulamalarında hem ebeveynlerin hem de çocuklarının bazı sorunlar yaşadığı bilinmektedir. Bu anlamda araştırmada Eskişehir ili merkez ilçelerinde işitme kayıplı çocuğu ilkokul ve ortaokula devam eden ebeveynlerin kaynaştırma uygulamalarına ilişkin sorunlarının ve gereksinimlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede nitel veri toplama teknikleri ve nicel veri toplama aracının birlikte kullanılması planlanmıştır. Çalışmada derinlemesine bilgi elde edilebilmesine olanak sağlayan nitel araştırma tekniği olan yarı yapılandırılmış görüşme (n=14) yapılmış ve elde edilen verilerin tümevarım yaklaşımıyla analizi yapılmıştır. Bunun sonucunda ebeveynlerin sorunları ve gereksinimlerine ilişkin 6 ana tema ortaya çıkmıştır. Bunlar sırasıyla (1) kaynaştırmanın aileler için anlamı, (2) kaynaştırma uygulamasında yaşanan sorunlar, (3) kaynaştırma uygulamalarının olumlu yönleri, (4) kaynaştırma uygulamalarının başarısını etkileyen faktörler, (5) ailelerin gereksinimleri ve (6) ailelerin beklentileri ve önerileridir. Bunun yanı sıra toplamda 35 alt temaya ulaşılmıştır. Veriler hem sorun ve gereksinim belirleme verisi hem de görüşme sonrası geliştirilen anket formunun dayanağı olarak kullanılmıştır. Görüşme verilerine, alan yazına, uzman görüşüne dayalı olarak hazırlanan İşitme Kayıplı Çocuğu Kaynaştırmaya Devam Eden Ebeveynlerin Sorunlarını ve Gereksinimlerini Belirleme Anketi aracılığı ile Eskişehir merkez ilçelerinde çocuğu kaynaştırmaya giden 59 ebeveynden 52'sine uygulanmıştır. Anket sonuçlarına nicel betimsel analiz yapılarak bulgular nitel bulgularla birlikte verilmiştir. Böylelikle daha geniş örnekleme ulaşma olanağı doğmuş, nitel verinin nicel teknikle elde edilmiş veriyle desteklenme olasılığı da olmuştur. Mevcut çalışmanın bulgularında işitme kayıplı çocuğu kaynaştırmaya devam eden ebeveynlerin kaynaştırma uygulamaları boyunca çeşitli sorunlar yaşadıkları ve çok çeşitli gereksinimleri olduğu görülmüştür. Örneğin ebeveynlerin en çok kaynaştırma eğitiminde öğretmenlerle ve destek eğitimin olmayışından sorunlar yaşadığı ayrıca yasal hakları ve işitme kayıplı çocuğunun eğitimi konusunda bilgilendirmeye gereksinim duyduklarını belirtmişlerdir. Son olarak da devletten, okul yönetimi ve öğretmenlerden beklentilerini belirtip, sorunların üstesinden gelinmesine ve diğer özel gereksinimli çocuğu olan ya da olmayan ebeveynlere yönelik önerilerde bulunmuşlardır. Sonuç olarak Milli Eğitim Bakanlığı'nın özellikle kaynaştırmanın uygulandığı okullarda hem ebeveynlere hem de kaynaştırma öğrencisine yönelik destek hizmetlerin sağlanabileceği düzenlemeler yapmasının kaçınılmaz olduğu söylenebilir. Anahtar kelimeler: Özel eğitim, Kaynaştırma, İşitme kayıplı çocuklar, İşitme engellilerin eğitimi, Ebeveynlerin sorunları ve gereksinimleri.
Ebeveynlerin çocuklarının boş zamanlarını organize etme tutumları üzerine sosyolojik bir inceleme: İstanbul'da bir saha çalışması
Bu çalışmanın amacı, İstanbul'daki farklı gelir gruplarından ebeveynlerin ortaokul çağındaki çocuklarının boş zamanlarını organize etme davranışları ile sahip oldukları sosyal, kültürel ve ekonomik sermayeleri arasındaki ilişkiyi sosyolojik olarak analiz etmektir. Ebeveynlerin çocuklarının hane içi ve hane dışı sosyalizasyonlarına yönelik tutumları çocukların eylemde bulunabilme kapasitesi (agency) odağında ele alınmaktadır. Çalışmanın örneklemi, 2016-2017 akademik yılında İstanbul'a bağlı Üsküdar ilçesinin farklı mahallelerindeki iki ortaokula giden çocukların ebeveynleridir. Nitel yöntemin benimsendiği bu çalışma kapsamında, amaçlı örnekleme tekniğiyle belirlenen 365 ebeveyne anket uygulaması yapılmış ve kota örnekleme tekniğiyle belirlenen 37 ebeveyn, öğretmen ve idareciyle yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Saha çalışmasından elde edilen veriler ışığında orta gelirli ailelerinin çocuklarının sosyalizasyon ortamlarının büyük ölçüde sokak gibi kurguya açık alanlardan kapalı mekânlara dönüştüğü ifade edilebilir. Sürekli hedef koyan pragmatist eğilimlere sahip ebeveynler, çocukların meşgul oldukları faaliyetleri daha yoğun ve çok yönlü biçimde gözetim altına almaktadır. Çocukların kendilerine özgü akran kültürü oluşturma süreçlerinin ebeveynlerin otoritesine doğrudan bağımlı olduğu tespit edilmiştir. Yeni medya araçlarının, ebeveynlerin evde ve dışarıda çocuklar üzerindeki denetim ve tahakküm alanlarını genişleterek bir süper gözetim aygıtı haline geldiği bulgulanmıştır. Anahtar Sözcükler: Çocuk, Boş zaman, Ebeveyn Otoritesi, Çocukluk Sosyolojisi,İstanbul.
Engelli çocuğu olan anne-babaların kaygı düzeyi ve başa çıkma stratejilerinin değerlendirilmesi
Araştırma engelli çocuğa sahip anne babaların kaygı düzeylerini belirlemek ve bu kaygı ile başa çıkma stratejilerinin değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır.Araştırmanın evrenini Malatya ili merkezinde Milli Eğitime bağlı 15 rehabilitasyon merkezine kayıtlı olan 1163 engelli çocuğun ebeveynleri oluşturmaktadır. Araştırmada 405 engelli çocuğa sahip ebeveyne ulaşılmıştır.Verilerin toplanmasında Tanıtıcı bilgi formu, Sürekli-Durumluk Kaygı Envanteri ve Başa Çıkma Stratejisi Ölçeği (BÇSÖ) ölçeği kullanılmıştır. Veriler Eylül 2011- Aralık 2011 tarihlerinde toplanmıştır. İstatistiksel değerlendirmede SPSS 18 paket programı, verilerin analizinde sayı, yüzdelik, ortalama, ki-kare, t testi ve ANOVA varyans analizi testleri kullanılmıştır.Araştırmaya alınanların %78.5 anne, %21.5 babalar oluşturmaktadır. Ebeveynlerin yaş ortalaması 38.00±9.1 olup en düşük 18, en yüksek 65 yaşında oldukları belirlendi. Araştırmaya alınan ebeveynlerin engelli çocuklarının %42.2'sinin 7-14 yaş grubunda, %55.3'ünün erkek, engellilerin %57'sinin zihinsel engelli türündedir. Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin %70.1'i çocuğunun engelli olmasından dolayı hiç kimseyi suçlamadığı, %23'ünün çevresi tarafından suçlandığı, %24.2'sinin yaşadıkları sıkıntılarla baş etmek için psikiyatrik destek aldığı saptandı.Bu sonuçlara göre engelli çocuğa sahip ebeveynlerin demografik verileri ile kaygı düzeyleri arasında istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmıştır. Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin çocuklarının çevre tarafından kabul görme, psikiyatrik destek alma, sıkıntılarını paylaşma durumu ile kaygı düzeyleri arasında pozitif yönde önemli bir ilişki saptanmıştır.Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin; yaş, ekonomik durum, ebeveyn cinsiyeti ile başa çıkma stratejileri arasında istatistiksel olarak önemli bir ilişki saptanmıştır.Araştırmada engelli çocuğa sahip ebeveynlerin kaygı düzeyleri ile kaçınma stratejisi arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır.Çalışmanın sonuçlarına göre; engelli çocuğa sahip ebeveynlerde psikolojik ve sosyal destek alan bireylerin kaygıları ile baş etme düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır.
Çocuklarını imam-hatip ortaokuluna gönderen veliler üzerine betimsel bir araştırma Çorum örneği
Bu araştırmada çocuklarını İmam-Hatip Ortaokuluna gönderen veliler üzerine betimsel bir inceleme yapmak amaçlanmıştır. Günümüz şartlarında bünyesinde 700 binin üzerinde öğrenci barındıran İmam-Hatip Ortaokullarını velilerin tercih etme nedenleri, bu okullardan eklentileri, ailelerin sosyal profili belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmamız nitel bir araştırmadır. Araştırmamızın evreni Çorum ili Merkez ilçesinde dört ayrı mahallede bulunan dört İmam-Hatip Ortaokulunda öğrenim gören 40 öğrencinin velilerinden oluşmaktadır. Araştırmamıza katılan velilerimiz 20 anne ve 20 babadan oluşmaktadır. Araştırma yöntemi olarak yarı yapılandırılmış mülakat(görüşme) tekniği seçilmiştir. Yapılan mülakatlar esnasında velilerimizin kendilerini rahat ifade edebilmeleri için kimlik bilgilerinin alınmayacağı belirtilmiştir. Yapılan mülakatlar sonucunda edinilen veriler başlıklarına göre incelenmiş ve ihtiyaç görülen yerlerde alıntılar yapılarak kullanılmıştır. Araştırmamız beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, araştırmamızın problemi, amacı, önemi, sınırlılıkları ve alanla ilgili yapılmış çalışmalardan oluşmaktadır. İkinci bölüm, yöntem, örneklem, veri toplama teknikleri, verilerin analizi başlıklarından oluşmaktadır. Üçüncü bölüm de araştırmamızın daha iyi anlaşılması için imam-hatip Okullarının tarihsel gelişimi ve günümüze kadar olan öğrenci haraketliliği ele alınmıştır. Dördüncü bölümde araştırma sonucunda elde edilen bulgular ortaya konmuş ve bu bulgular yorumlanmıştır. Beşinci bölümde ise araştırmamızın sonucuna yer verilmiş ve öneriler getirilmiştir. Araştırmamızın sonucunda elde etmiş olduğumuz bulgulara dayanılarak, ebeveynlerin öğrencilerini İmam-Hatip Ortaokuluna, Kur'an-ı Kerim'i öğrenmelerini, ibadetlerine dikkat eden terbiyeli ahlaklı bireyler olmalarını, iyi bir din eğitimi almalarını istedikleri için ve aynı zamanda akademik olarak da başarılı bireyler olmalarını istedikleri için gönderdikleri soncuna varılmıştır. Anahtar Kavramalar: Din, Din Eğitimi, İmam-Hatip Okulları, Tercih.
Beden eğitimi ve spor dersinin ortaokul öğrencilerinin sosyalleşmelerine etkisine ilişkin veli görüşlerinin incelenmesi
Bu araştırmada, beden eğitimi dersinin öğrencilerin sosyalleşmelerine olan etkisine ilişkin veli görüşleri incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 2018-2019 eğitim öğretim yılında Çorum il merkezinde bulunan 4 ortaokul oluşturmuştur. Araştırma ortaokul öğrenci velileri üzerinde yürütülmüş olup araştırmada veri toplama aracı olarak anket kullanılmıştır. Anket 611 öğrenci velisine uygulanmış, ankete katılanların 263'ü erkek 343'ü ise kadın velilerden oluşmuştur. Velilerin öğrenim durumlarına göre yüzdelik dağılımları ise şu şekildedir: Okuryazar olmayanlar %1,6 okuryazar olanlar %4,6 ilköğretim mezunu olanlar %44,5 lise mezunu olanlar %27,0 üniversite mezunları %19,0 ve lisansüstü eğitim mezunları %3,3 şeklinde belirlenmiştir. Öğrenci velileri gönüllülük esasına göre rastgele (random) yöntemle seçilmişlerdir. İstatiksel çözümler için SPSS 20 paket programı kullanılmış olup kullanılan bu programda, anket sonuçlarına göre frekans, yüzde ve değişkenler arasındaki farkların bulunması için Ki-kare testi yapılmıştır.Ankette yer alan maddelerin iç tutarlılık katsayısı (Cronbach alpha) α=0,92 çıkmıştır. Cronbachalpha değeri .70'in üzerinde olması anketin güvenilir olduğunu göstermektedir. Araştırma sonucunda öğrenci velilerinin en çok katıldıkları ilk üç madde "Kaybetmeyi kabullenme ve kazananı takdir etme alışkanlıklarını kazandırmada etkisi vardır", "Öğretim süreci esnasında öğrencilerin birbirleriyle iletişim kurmalarına etkisi vardır" ve "Öğrencilerin arkadaşlarıyla iletişim kurmasına etkisi vardır'' maddeleri olmuştur. Katılımcıların en az katıldıkları üç madde "Diğer öğretmenlerle iletişim kurmasında etkisi vardır.'' "Öğrenci-aile ilişkilerinin gelişmesinde etkisi vardır." "Öğrencilerin bir topluluk içinde rahatça söz alıp konuşabilmelerine etkisi vardır.''maddeleridir. Öğrenci velilerinin öğrenim durumlarına göre "Beden eğitimi derslerinin öğrencilerin bir topluluk içinde rahatça söz alıp konuşabilmelerine etkisi vardır" ve "Beden eğitimi dersinin öğrencilerin diğer öğretmenlerle iletişim kurmasına etkisi vardır" maddelerine verdikleri yanıtların puan ortalamaları da yüksektir. Anahtar Kelimeler: Beden eğitimi, Öğrenci, Öğrenci velileri, Sosyalleşme.
Okul öncesi çocukların beslenme sürecinde anne tutumlarının değerlendirilmesi
Çocukların beslenme alışkanlıklarının kazanılmasında rol oynayan annelerin çocuklarını besleme süreciyle ilgili tutumlarını değerlendirmek önemlidir. Bu çalışma ile okul öncesi çocuğu olan annelerin beslenme süreci tutumlarının değerlendirilmesi ve bu tutumların çocukların beden kütle indeksi (BKİ) üzerindeki etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olan bu araştırma, 2019-2020 tarihleri arasında İç Anadolu Bölgesinde yer alan bir ilde Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı tüm bağımsız anaokullarında bulunan, örneklem seçim kriterlerine uyan 4-6 yaş arasındaki çocukların anneleri (n=322) ile yürütülmüştür. Veriler, "Annenin Tanıtıcı Özelliklerini, Çocukların Tanıtıcı Özelliklerini ve Çocukların Beslenme Özelliklerini İçeren Bilgi Formu" ile "Beslenme Süreci Anne Tutumları Ölçeği (BSATÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Ayrıca tüm çocukların BKİ'leri (kg/m2) belirlenmiştir. İstatistiksel analizlerde SPSS paket programı kullanılmış, uygun istatistiksel değerlendirmeler yapılmıştır. Araştırmada okul öncesi çocuğu olan annelerinin BSATÖ toplam puan ortalaması 60,09±17,60 olup, annelerin beslenme sürecine dair göstermiş olduğu tutumlar ile ilgili sorunlar orta düzeydedir. Araştırmada 1000-2000, 2000-3000, 3000-4000 ve 4000-5000 gram doğan çocukların annelerinin BSATÖ puan ortalamalarının sırasıyla; 74,25±22,69, 64,07±16,91, 58,47±17,00, 52,79±17,77 olduğu belirlenmiştir. Çocukların doğum ağırlıkları ile annelerin BSATÖ toplam puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu saptanmıştır (p=0,004). Araştırmadaki çocukların BKİ'ye göre %19,4'ünün zayıf, %10,0'ının zayıflık riski, %47,6'sının normal, %10,5'inin hafif şişman, %12,0'ının şişman olduğu belirlenmiştir. Çocukların BKİ'leri ile annelerin BSATÖ puan ortalamaları arasındaki farkın ileri düzeyde anlamlı oluğu görülmüştür (p<0,001). Sonuç olarak beslenme sürecindeki olumsuz anne tutumlarının çocuklarda büyüme ve gelişmenin göstergesi olan BKİ'sini olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Bu doğrultuda çocuk hemşirelerine; çocuklarda büyüme gelişmenin takibi, değerlendirilmesi, aynı yaştaki çocuklarla karşılaştırılması, normalden sapmaları erken dönemde belirleyerek anneleri bilgilendirmeleri ve olumlu tutum geliştirmeleri için annelere danışmanlık sağlamaları önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Okul öncesi çocuk, hemşire, beslenme, anne, tutum.
Hastanede çocuğu yatan ebeveynlerin hemşire destek düzeyleri ve sağlık bakım memnuniyetleri
Ebeveynlere, çocuklarının hastanede yatışı sırasında sağlanan hemşirelik desteği, hemşirelik uygulamasının hayati bir bileşenidir. Hemşireler hastanede çocuğu yatan ebeveynlere destek olduklarında, ebeveynlerin hastanede kalma sürecini daha iyi yönettiği, sağlık bakım memnuniyet düzeylerinde artış olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, hastanede çocuğu yatan ebeveynlerin hemşire destek düzeyinin ebeveyn memnuniyeti ile ilişkisinin ölçülmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ve kesitsel olan bu araştırma, Aralık 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında, bir eğitim ve araştırma hastanesi genel çocuk servislerinde çocuğu yatan ve çalışmaya katılmayı kabul eden ebeveynler (f=143) ile yürütülmüştür. Araştırma verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Hemşire Ebeveyn Destek Ölçeği (HEDÖ)" ve "PedsQL Sağlık Bakımı Memnuniyet Ölçeği (PedsQL-SBMÖ)" ile toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde; tanımlayıcı istatistikler, Cronbach's Alpha, bağımsız gruplarda t-testi (student t-test); tek yönlü varyans analizi (ANOVA) Mann-Whitney U testi, Kruskall-Wallis ve Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan ebeveynlerin yaş ortalamaları 32,30∓6,16 olup, ebeveynlerin HEDÖ ile PedsQL-SBMÖ toplam puan ortalamalarının sırasıyla; 64,16±20,75; 55,22±24,22 olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin yaşlarına göre HEDÖ kaliteli bakım verme desteği alt boyutundan aldıkları puan ortancaları ve ebeveynlerin öğrenim durumuna göre PedsQL-SBMÖ teknik beceri alt boyutundan aldıkları puan ortancaları arasındaki fark anlamlıdır (p<0,05). Araştırmaya katılan çocukların akut ya da kronik hastalığa sahip olma durumuna göre HEDÖ toplam puan ortancaları ile alt boyutlarından aldıkları puan ortancaları arasındaki fark anlamlıdır (p<0,05). Ebeveynlerin HEDÖ ile PedsQL-SBMÖ toplam puan ortalamaları arasındaki ilişki yüksek düzeydedir (r=0,755; p<0,001). Çocuğu hastanede yatan ebeveynlerin hemşire ebeveyn destek düzeyleri ve sağlık bakım memnuniyet düzeyleri orta düzeydedir. Ebeveynlerin hemşirelerden aldıkları destek düzeylerinin ve ebeveyn sağlık bakım memnuniyetinin istendik düzeyde olması için konu ile ilgili hizmet içi eğitimlerin verilmesi gereklidir.