Antenatal hidronefroz tanılı hastaların postnatal izlemi
2024
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Sema Akman
Abstract (TR)
GİRİŞ: Hidronefroz, böbrek pelvikalisiyel sisteminin genişlemesi olarak tanımlanmakta olup, antenatal dönemde en fazla tespit edilen genitoüriner sistem anomalisidir. Gelişmiş olan tanısal görüntüleme yöntemleri sayesinde prenatal takiplerde erken dönemde saptanabilen HN zamanla gerileyebileceği gibi takiplerde HN derecesinde ilerleme görülebilmektedir. Çalışmalarda antenatal HN'u olan bebeklerin postnatal dönem değerlendirme ve takip planıyla ilgili görüş birliği sağlanamamıştır. Doğum öncesi izlemlerinde HN tanısı konulan bebeklerin takiplerinin düzenli yapılamadığı durumlarda tekrarlayan üriner sistem enfeksiyonları, böbrek parankiminde hasar oluşumu, büyüme ve gelişme geriliği, böbrek fonksiyonlarında bozulma ve böbrek yetmezliği riski bulunmaktadır. AMAÇ: Çalışmamızda, antenatal HN tanısıyla takip edilen olgularda retrospektif olarak demografik verilerin, etiyolojik nedenlerin, algoritmaya uygun takip edilen hastaların prognozunun değerlendirilmesi ve hastaların takibi için öneri oluşturulması amaçlanmıştır. GEREÇ- YÖNTEM: Mart 2016- Mart 2021 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Nefrolojisi Bilim Dalında prenatal HN tanısı ile izlenen ve ek olarak antenatal takipli olmayıp postnatal ilk 6 ayında HN tespit edilen 150 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışma retrospektif olarak yürütülmüş olup hastalardan herhangi bir tetkik istenmemiş ve veriler ilk 5 yaş antenatal, demografik, biyokimyasal, tam idrar tetkiki, USG, ileri görüntüleme, cerrahi girişim ve izlem sonu bulguları kaydedilmek üzere taranmıştır. BULGULAR: Çalışmamızda antenatal HN tanısı ile değerlendirmeye alınan 150 hastanın 117'si (%78) erkek, 33'ü (%22) kız, erkek kız oranı 3,54'tü; ilk başvuru yaş ortanca değeri 1 ay (IQR 0-2 ay) idi. Hidronefroz, hastaların 116'sında (%77,3) antenatal dönemde, 34'ünde (%22,7) ise postnatal ilk 6 aylık dönemde tespit edildi. Antenatal dönemde HN tanısı alan 116 hastadan 65'i (%56) 2. trimesterde, 51 (%44) hasta ise 3. trimesterde yapılan fetal USG ile tanı aldı. Başvuru anında (0.ay) 150 hastanın 144'üne USG yapılmış olup 75 (%52) hastada tek taraflı HN, 61 (%42,3) hastada bilateral HN, 8 (%5,7) hastada ise antenatal dönemde tespit edilen HN'un başvuruda yapılan USG'de görülmediği saptandı. Tek taraflı HN saptananlarda sol böbrekte hidronefroz oranı %73,3'tü. Hastaların 76'sının (%50,7) izlemde İYE geçirme öyküsünün olmadığı, 56 (%37,3) hastanın ateşli İYE, 18'inin (%12,0) ise ateşsiz İYE öyküsünün olduğu görüldü. Ağır derece HN'lu hastalarda İYE görülme oranının hafif derece HN'lu hastalara göre yüksek bulunmuştur (%73/ %36). Çalışmamızda postnatal izlemde %48,7 oranı ile en fazla fizyolojik/ geçici HN, %14,7 ile ikinci sırada ÜPBD, %8,7 oranında VUR, %6,7 ÜVBD, %6 çift toplayıcı sistem, %6 MKDPB, %4 PUV, %3,3 renal agenezi ve %2 oranında diğer tanılar konuldu. Başvuruda yapılan USG'de hem PÖAÇ ölçümüne, hem de SFU sınıflama sistemine göre HN'un şiddeti arttıkça obstrüktif patolojilerin görülme sıklığının arttığı, VUR tanısının öngörmede ultrasonografi bulgularının tahmin gücünün yetersiz olduğu görüldü. USG bulguları ilk 1 yıl içerisinde tamamen düzelen HN'lu olguların %90,6'sının başvuruda yapılan USG'de hafif derece HN, %3,1'inin ise ağır derece HN olduğu, yine ikinci yıl içerisinde HN bulguları tamamen düzelen hastaların başvuruda yapılan USG'de %63,2 hafif derece HN, %5,3'ünde ağır derece HN olduğu tespit edildi. Çalışmamızdaki hastalarında 59'una VCUG çekilmiş olup bunların 23'ünde reflü tespit edilmiştir. Reflü tespit edilen hastaların ise 19'unda DMSA sintigrafisi çekilme öyküsü mevcut olup bu hastaların 11'inde skar varlığı mevcut idi. Skar varlığı tespit edilen VCUG'ta reflüsü saptanan 11 hastanın 9'unda yüksek dereceli VUR, 2'sinde düşük dereceli VUR olduğu ve yüksek dereceli VUR'da skar gelişme riskinin düşük dereceli VUR'a (grade <3) göre 2,72 kat artmış olduğu görüldü ve bu durum yüksek dereceli VUR'da, böbrekte skar gelişimi ve bunun sonucunda da işlev kaybı ile ilişkilendirildi. Çalışmamızda 150 hastanın 46'sında cerrahi gereksinimi olmuştur. ÜPBD tanılı hastalar %41,3 oranı ile en sık cerrahi gereksinimi olan grup idi. Başvuru USG'de ağır derece ve SFU evre 3-4 HN olan hastalarda cerrahi tedavi gereksiniminin anlamlı şekilde arttığı tespit edildi. SONUÇ: Antenatal HN tanılı hastaların izlemleri sonucunda çoğunluğunda patolojik olmayan (fizyolojik/ geçici HN) HN tespit edilse bile patolojik tanılı HN'ların saptanması önemlidir. Postnatal USG'de ağır HN tespit edilen hastaların idrar yolu enfeksiyonu, obstrüktif patolojiler, böbrek parankim hasarı yönünden takiplerinin titizlikle yapılması gerektiği; hafif HN tespit edilen hastalarda ise invaziv tetkiklerin, tekrarlı ve sık izlemlerin oranının azaltılması gerektiği ve Akdeniz Üniversitesi algoritmasının tek taraflı HN'lu hastalarda güvenle kullanılabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar sözcükler: Hidronefroz, USG, Postnatal izlem, Obstrüktif patolojiler
Author
Dr. Gonca Şahan Nalbant
How to Cite
Gonca Şahan Nalbant (Tıpta Uzmanlık Tezi). Antenatal hidronefroz tanılı hastaların postnatal izlemi, 2024, Akdeniz University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Akdeniz University
- Spin-1 Blume-Capel ve karma spin (1/2, 1) Ising modellerinin termodinamik geometri çerçevesinde incelenmesi(2024)
- Hava kirliliği ve kentleşme ile COVID-19 ilişkisinin coğrafi bilgisistemleri kullanılarak belirlenmesi(2025)
- Orman yangını risk alanlarının tespiti ve haritalanması: Kaş, Antalya örneği(2025)
- Christopher Marlowe'un eserlerinde değerlerin analizi(2022)
- Andriake Granarium'u ve sosyo-ekonomik etkileri(2022)
- Migrenli hastalarda transkranial ultrasonografi yoluyla beyin dokusu değişikliklerinin incelenmesi ve depresyonla ilişkisi(2023)
