Master'sOpen Access

The impact of technology and traces of national representation on Eurovision stages

Is this your thesis?

This record came from a bulk archive import. If it’s yours, link it to your profile.

2017
0 views
0 downloads

Abstract (TR)

Eurovision Şarkı Yarışması ilki 1956 yılında, İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa kıtasını birleştirmek ve barışa katkı sağlamak amacıyla EBU, Avrupa Yayıncılar Birliği tarafından düzenlenen, her yıl tekrarlanan bir şarkı yarışmasıdır. Yılın en büyük eğlence etkinliği olarak gösterilen yarışma, Olimpiyatlar ve uluslararası fuarlarla karşılaştırılıyor: Uluslar, özgünlüklerini temsil edebilecek ve kültürel rekabete girebilecekleri bir ortama daha sahipler, bu da set tasarımına yansıyor. Bu çalışma, üzerinde performansların gerçekleştiği platformun tasarımının yıllar içerisindeki değişimini ve bu değişimin etkenleri çalışıyor: Eurovision aslında, bir ürünün farklı sürümlerinin teknoloji, trendler ve üreticinin vizyonu gibi dış etmenlerle nasıl gelişeceğinin örnek vakası olarak ele alınıyor. Yarışmanın galibinin düzenleme imkanını kendi ülkesine getirmesi kuralı, katılımcıların, oylama yönteminin ve kazananların sahne düzenlemesini de etkilemesine neden oluyor. İlki 1956'da yedi ülkeyle başlayan macera,altmış iki sene boyunca teknik ve artistik çıtayı yükselterek genişledi ve eski Sovyet ülkeleri, İsrail ve Avusturalya dahil toplam 50 ülkenin çeşitli yıllarda parçası olduğu büyük bir organizasyona dönüştü. Bu coğrafi büyüme hem prodüksiyonun ölçeğini değiştirdi, hem de yarışmayı özellikle uluslararası medyada kendine yer bulamayan Doğu ülkelerinin ulusal kimliklerini sundukları bir vitrin haline getirdi. Aynı zamanda 1997'de halk oylamasının devreye girmesiyle, Avrupa içerisindeki diasporalar da kendi varlıklarını gösterme imkanı buldular. Tüm bunların sonucunda, organizasyona Batı, Güney, Kuzey, Doğu Avrupa'dan toplam 26 ülkenin yaklaşımını inceleme fırsatı oluştu. Eurovision'u bir tasarımcı ve akademik bir çalışma için ilgi çekici kılan nokta, altmış iki sene boyunca her sene yayınlanan televizyon programının gerektirdiği özünde aynı olan tasarım problemine altmış bir farklı çözüm getirilmiş olmasıdır. Sahneleri benzer kılan ve çehresini değiştiren kültürel, teknolojik etmenlerin analizi, hem ulusal kimliklerin temsili hem de tasarım tarihi ile geleceği adına daha genel çıkarımlara yol açacaktır. Bu çalışmanın amacı da, zamanın, teknik yeterliliğin, coğrafyanın, kültürün aynı ürün üzerindeki etkilerini incelemek. Oluşturulan zaman çizelgesinde de , kırılmalar ve trendler görülebiliyor. Konuyu araştırmayı kolaylaştıran, incelenen nesnenin amacına uygun kullanımının, videoya kayıtlı ve arşivlerin internet üzerinden rahat erişilebilir olması idi, ama sadece görüntüler tasarımların motivasyonlarını anlamak için yeterli görülmedi. Yarışma üzerine yapılan akademik çalışmalar kısıtlı olduğundan, konu üzerine çekilmiş belgeseller, tasarımcılarla ve katılımcılarla yapılan röportajlar, aktarılan haberler de kaynak olarak kullanıldı. Ayrıca Servet Işık, Michael Grogan ve Florian Wieder'la, yani farklı dönemlerdeki Eurovision sahnesi tasarımcılarıyla özel görüşmeler yapıldı. Tüm bu kaynakların yardımıyla ilk olarak altmış bir farklı sahnenin tanımlayıcı analizleri yapıldı. Onları farklı kılan noktalar ve ilham kaynakları, temel motivasyonları özellikle vurgulandı. Tanımlayıcı analiz sırasında gözlemlenen farklılıklar ve ortak motivasyonlar, tasarım yol haritası tekniğinden esinlenen bir zaman çizelgesi üzerine işaretlendi. Ürünlerin zamanla "Pazar çekimi" ve "teknoloji itimi" gibi iki karşıt arasında şekillendiğini öneren tasarım yol haritası fikrinin Eurovision Şarkı Yarışması sahnelerinde sağlaması yapıldı. Görüldü ki, gerçekten bazı zamanlar Eurovision pazarının temel beklentisi olan ulusal kimlikler ön plana çıkarken, bazen salt teknolojik gelişmeleri deneme amaçlı tasarımlar yapılıyor. Hazırlanan zaman çizelgesi iki ana satıra sahip: tasarım amaçları ve teknoloji. Tasarım amaçlarının altında, ulusal kimlik yansması (ulus markalaştırma), trendler, yarışmanın kendi markası ve çeşitlilik grupları yer alıyor. Trendler ve çeşitlilik ya da logo uygulaması, diğer benzer prodüksiyonlarda da görülebilecek olgular olduğundan, Eurovision'un yapısıyla anlam kazanan ulusal kimlik bu tezde özellikle ön plana çıkarıldı. Sonuçta, ev sahibi ülkeler, yer yer ulusal duruşlarını sergileyerek, yer yer özdeşleştikleri objeleri, coğrafi özelliklerini ya da özgün mimari öğeleri konu edinerek özgünleşebiliyorlar ve bunların örnekleri ayrıca incelendi. Ulusal bir duruş sergileyenler arasında, Endüstriyel Devrim'in onurlu mirasçıları Birleşik Krallık var. En teknolojik, en inovatif ulus olduklarını kanıtlamak istercesine, yarışmayı düzenlemeyi hak ettiklerinde ya da başkaları adına bu görevi üstlendiklerinde, yenilik arayışında olduklarını ve ilk renkli canlı yayın, sahneye entegre ilk ekran gibi dönüm noktalarıyla özdeşleşiyorlar. Eski Sovyet ülkelerinden Estona ve Ukrayna, demokratik devrimlerini "masal" ve "uyanış" olarak niteleyerek, yakın tarihlerini ve bağımsızlık hikayelerini sahneye yansıtıyorlar. Rusya ise, büyük ve yenilmez olduğunu Eurovision'u düzenlediğinde de büyük ve kusursuz bir sahneyle tekrar iddia ediyor. Ülkelerin coğrafi yapısı başka bir kimlik göstergesi olarak Eurovision sahnelerine şekil vermiş. İskandinav ülkeleri İsveç ve Norveç buz imgesini kullanmayı tercih ederken; Dublin, Riga, Belgrad gibi şehirler üzerine kuruldukları nehirleri soyutluyotlar. Hatta 1994'ün fütüristik Dublin'inde ve Liffey Nehri'nin sahnedeki izdüşümünde, İrlanda folk danslarının çağdaş yorumu olan Riverdance örneğinde bir Eurovision sahnesi üzerinden uluslarası üne ulaşan ve İrlandalılıkla özdeşleşen yeni bir oluşum görüyoruz. İsviçre'yse yarışmayı düzenleme sırası ona geldiğinde, performanslar Alpler'in efsanevi zirvesi Matterhorn'un etrafında gerçekleşiyormuş hissini uyandırmaya çalışıyor. Eurovision Şarkı Yarışması kapsamında kültürel nesnelerin sahnede kullanımını da gözlemlemek mümkün. Hollanda özdeşleştiği lale imgesini yirmi iki yıl arayla iki kez kullanıp yarışmanın nerede yapıldığını izleyiciye net bir şekilde iletmeye çalışıyor. İrlanda, hem 18. Yüzyıldaki cam işçiliğindeki becerisine, hem de Kelt atalarının metal işçiliğindeki ustalıklarına atıfta bulunarak, tarihlerinde önemli yer tutan ürünleri ve takıları sahneye ilham kaynağı olarak kullanıyor. İlk ve tek İspanyol Eurovision sahnesi, ülkenin dünyaya mal olmuş sanatçısı Salvador Dali'nin heykelini sete entegre ediyor.Finlandiya, Asya enstrümanlarıyla akraba olduğu bilinen telli çalgı kanteleden esinlenen sahnesiyle, diğer Avrupalılardan farkını ön plana çıkarıyor. İsveç, Viking geçmişini bir Viking ejder gemisinin neredeyse bire bir örneğini sahnede modelleyerek vurguluyor, Danimarka da yine benzer motivasyonlarla gemicilik geleneğini kimliğinin belirleyicisi olarak görüyor ve sahneyi yapım aşamasındaki bir gemi olarak tasarlıyor. Hatta bu iki "gemi", aynı esin kaynağı olduğunda bile teknolojinin ve tasarım anlayışının sonucu ne kadar değiştirdiğini net gösteriyor. Bir başka ulusal kimlik göstergesi ise mimarlık üzerinden şekilleniyor. Ulusal yayın kuruluşları, yerel mimariden esinlenen sahneler üretmeyi de tercih edebiliyor. Versailles Sarayı'nın bahçesiyle birlikte soyutlanmasıyla başlayan süreç, Kudüs'te Mescid-i Aksa ve İstanbul'da Ayasofya'yı baz alan kubbelere yer verilmesi, Atina'nın sahnelerin başlangıcı olarak antik tiyatronun dijital ve ekranlı versiyonuna sahne olması gibi tarihi örneklerle devam ediyor. Bir başka örnekte Norveç, ülkenin ulaştığı refah seviyesinin de nedenlerinden olan Kuzey Denizi petrol kuyularını soyutlamaktayı tercih ediyor ve 2009 Rusya sahnesi hiç inşa edilmemiş bir efsane olan Tatlin Kulesi'nden ilham alıyor. Sahneler ölçek olarak büyüklükleri ve mekansallıklarıyla mimarlığa yakınsadığından, bu eğilimin yoğuluğu şaşırtıcı değil. Kimi durumlarda Eurovision sahneleri, geniş çaplı akımların etkisinde kalıyorlar. Örneğin yeni milenyuma, 2000 yılına yaklaşırken teknolojiyle ilgili beklentiler ve korkuların en yoğun olduğu yıllarda, sahnelerin de gelecek tasviri ve fütürizm çabasına girdiğini gözlemlemek mümkün. 2009'dan sonra daha çağdaş ve globalist yaklaşıma geçiliyor. Ayrıca yarışmanın yapısı gereği, postmodernizmin örneklerine de yer veriliyor. Adeta tüm sahnelerin ortak motivasyonu ve neredeyse kriteri olan bir tema ise, çeşitlilik. Bir gecede 26'ya, bir haftada 42'ye varabilen katılımcı sayısına ulaşan yarışma, üçer dakikalık şarkıların art arda çıkıp seyirciyi sıkmaması ve akılda kalıcı olması için değişik görseller en az değişik şarkılar kadar önemli. Ayrıca her şarkı farklı bir duygu durumunu anlatıyor ve her birini iyi yansıtabilmek için üstün çaba sarf ediliyor. İşte bu nedenlerle sahneler yer yer sadece renk değiştirerek, yer yer her türlü animasyona izin veren ekranlar sayesinde, yer yer ışık şovlarıyla katılımcılara eşlik edebilecek türlü mekanizmalar sunuyor. Özellikle video ekranlarının gelişmesi ve sık kullanılmasıyla girilen dönemde bu açıdan pek sıkıntı yaşandığı söylenemez ama önceki yıllardaki bir tasarımcı zorluklara rağmen iyi iş başarıyor. Hollandalı Roland de Groot'un, arkaplan için hazırladığı geometrik kompozisyonlar ve değişken fiziksel elementleri tüm katılımcılar için değişmeyi ve anlamlı kalmayı başararak dikkat çekiyor ve yarışmanın sahnesini 4 kez tasarlamasının da yolunu açıyor. Kültürel etmenler bir yandan gelişip değişirken, sahnenin fonksiyonlarını değiştiren şey teknoloji. Müzik, mikrofon, yayın, ışıklandırma, televoting ve ekran teknolojilerinin gelişiminin fiziksel yansıması da oluyor. Örneğin; yayının radyo ağırlıklıdan televizyon ağırlıklıya geçişi, siyah beyazdan renkliye geçişi ve yüksek kalitenin evlere girmesi. Mikrofonun ayaklı hali ve kablosuzu arasında katılımcıların hareket alanları hususunda büyük farklılıklar var. Halk oylaması, kazanan ülkelerin çehresini tamamen değiştirerek, yarışmanın Merkez Avrupa'dan uzaklaştığı sekiz yıla sebebiyet veriyor, böylelikle ülkelerin ulusal kimlik temsil ihtiyacını artırdığı gibi, temsil edilecek de farklı ulusal kimlikler seçiyor. Orkestranın yerini önceden kayıtlı sistemlere bırakması, orkestra gibi fonksiyonel ve geniş alan kaplayan bir elementin artık yer almamasına neden oluyor. Ekranlar, üst düzey ışıklandırma teknikleriyle beraber 21. yüzyılda artık kendine yer bulan ekran efektleri, sanal gerçeklik ile hologram teknolojinin hala önemli gelişmelere gebe olduğunu kanıtlıyor. Bu tez Eurovision'un en büyük fiziksel ürünlerini bir bağlama oturtup, periyodik ürünlerin zamana dayalı olarak nasıl incelenebileceğine dair bir vaka örneği sunuyor. sayesinde Binlerce insanın emeğinin geçtiği bu kültürün arkasındaki düşünce sistematiğini anlamak, geleceği de bir ölçüde tahmin edilebilir kılıyor.

Author

Fatma Merve Fettahoğlu

How to Cite

Fatma Merve Fettahoğlu (Yüksek Lisans Tezi). The impact of technology and traces of national representation on Eurovision stages, 2017, İstanbul Technical University.

Keywords

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from İstanbul Technical University