
İstanbul Technical University
2.915
Arşivlenen Tez
1
DOI Atanmış
6
Enstitü
0%
DOI Oranı
Son Eklenen Tezler
Tümünü GörÇoklu ajan sistemleri ile inşaat sektörü için bir yüklenici seçimi modeli
Yapım projesinin temel aktörlerinden biri olan yüklenicinin seçimi, işveren açısından önemli ve zorlu karar süreçlerinden birisi olarak ön plana çıkmaktadır. Yapım projeleri birçok belirsizlik ve risk içermektedir. Bunun yanı sıra yapım projeleri, katılımcıların hedeflerini gerçekleştirebilmeleri ve başarılı olabilmeleri için ilgilenmek zorunda oldukları yaygın olarak kendine özgü ve karmaşık görevler içermektedir. Bir yapım projesinin hedeflerine ulaşabilmesi için tüm kaynakların etkin ve verimli bir şekilde kullanılması gerekmektedir. Bu nedenle, bir yapım projesinin hedefine ulaşabilmesi, başarılı olabilmesi, kaynakları kullanacak olan yapı üretim süreci katılımcılarının en doğru ve en uygun şekilde belirlenmiş olmasıyla doğrudan ilişkilidir. İnşaat sektöründe Yüklenici Seçme (CS) probleminin, yüklenici önyeterlilik (CP) ve yüklenici seçimi olarak iki yönlü ele alınması gereklidir. Önyeterlilik, yeterlilik sahibi yüklenicilerden kısa liste oluşturulması ve işverenin kararlarına etkin bir şekilde destek sağlayan bir aşamadır. Kuşkusuz yüklenicilerin belirli faktörlere veya unsurlara (kriterlere) göre ayırt edilmesi gerekmektedir. Uygulamada kullanılan baskın ve belirleyici faktörün genellikle "teklif fiyatı" olduğu görülmektedir. Ancak "teklif fiyatı" karar almada tek başına yeterli bir ölçüt değildir. Bu nedenle işverenlerin yüklenici seçimindeki kararlarına destek olması amacı ile çeşitli CP kriterleri tanımlanmış ve bunlar çoğu zaman Çok Kriterli Karar Verme (MCDM) konusu altında incelenmiştir. Bunlara ek olarak Karar Destek Sistemleri (DSS) tabanlı yöntemler geliştirilmiştir. Yüklenici önyeterlilik ve seçimi süreci ihale süreçleri altında değerlendirilmelidir. Bunun nedeni inşaat sektöründe, projenin önceliklerine bağlı olarak ihale sürecinde göz önüne alınan proje teslim sistemi, ihale usulü, sözleşme türü gibi karar noktalarının olmasıdır. Bu noktaların yüklenici seçimi konusunda doğrudan veya dolaylı etkisi olduğu literatürden tespit edilmiştir. Buna ek olarak özel sektör, kamu sektörü ayırtımı da sürecin esnekliğini ve süreç içerisinde yer alan yöntemleri etkileyen önemli bir konudur. İşverenin kamu kurumu olması, değerlendirme sürecinin çeşitli yasa, yönetmelik ve prosedürlere dayalı olarak keskin sınırlarla çevrilmesine sebep olmakta ve fiyatı esas alan bir değerlendirme sistemini ortaya çıkarmaktadır. Öte yandan, işverenin özel sektör olması, sürece belirli bir esneklik getirmekte ve fiyat dışında da var olan veya var olabilecek diğer unsurların da rasyonel bir biçimde süreç kapsamında değerlendirilmesine ortam yaratmaktadır. Buna rağmen insan müdahalesi ile gerçekleşen ihale yönetim süreçleri açısından kriter değerlendirme ve doğru yükleniciyi seçme noktalarında literatürde boşluklar olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın temel hedefi inşaat sektörü yüklenici seçimine yönelik Çoklu Ajan Sistemler (MAS) tabanlı bir model geliştirmektir. Öte yandan bu çalışmada (1) literatür incelemesi sonucu elde edilen yüklenici seçme model ve sistemlerinin açıklanması, (2) yüklenici önyeterlilik, yüklenici seçimi ve yüklenici kriterleri konularına yönelik akademik çalışmaların Meta Sınıflandırma ve Analiz çalışması ile ele alınması, (3) Türk inşaat sektöründe yüklenici önyeterlilik kriterlerinin alan incelemesi ile analizi, (4) Türk inşaat sektörü açısından yüklenici önyeterlilik kriterlerinin önem ve etkililik düzeylerinin karşılaştırılması, (5) sektördeki son kullanıcılara yönelik CP ve CS işlemlerinin yürütülebileceği bir Çevrimiçi İhale Yönetim Sistemi (WOTSYS) önerilmesi, (6) oluşturulan sistemin doğrulanması ve analizi amacı ile Petri Ağları (PA) tabanlı bir simülasyon modeli önerilmesi alt hedefler olarak konulmuştur. Bu çalışmada öncelikle yüklenici önyeterlilik, yüklenici seçimi ve kriter ağırlıklandırma konularında, 1992 – 2013 yılları arasında hakem değerlendirmesi ile yayınlamış 133 akademik çalışma incelenmiş ve Meta sınıflandırma çalışması ile sınıflandırılmıştır. En çok tercih edilen araştırma yöntemleri irdelenmiş ve alandaki çalışmaların son yıllarda artışı açıklanmıştır. Meta analizi ile yüklenici önyeterlilik ve seçimi konusundaki kriterlerden önemli olanları ana ve alt kriterler olarak belirlenmiştir. Uzman görüşleri ve istatistiksel güvenirlik testleri ile doğrulanan alan çalışması Türk inşaat özel ve kamu sektörleri örnekleminde 106 katılımcıya uygulanmıştır. Elde edilen verilerden Türk inşaat sektörü açısından kriterlerin önem ve etkililik düzeyleri incelenmiş ve önemli bulgular istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Katılımcıların görüşleri doğrultusunda kriterlerin ağırlıklandırması gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma da CP ve CS problemi makine öğrenimi disiplini altında ele alınmış ve yapay zekâ ortamında çoklu ajan tabanlı çözüm yaklaşımı getirilmiştir. Bu nedenle bilgi tabanlı sistemler, ÇAS ve PA konularında detaylı inceleme yapılmış ve gerekli tanımlar paylaşılmıştır. Yüklenici ön yeterliliğine ve seçimine yönelik MAS tabanlı modelleme çalışmaları yapılmıştır. İş modellerinin oluşturulmasında PA yöntemi benimsenmiştir. Ajanlar, kriter ağırlıklarının, ihale ve yüklenicileri bilgilerin depolanması gibi veri yönetimi konularına yönelik olarak modellenmiştir. Oluşturulan modeller bütünü bir ihale yönetim sistemi geliştirilerek bununla entegre edilmiştir. Sistem web tabanlı oluşturularak açığa WOTSYS çıkarılmıştır. Belirtilen sistemin doğrulanması ve simülasyonu için PA tabanlı bir simülasyon modeli oluşturulmuş ve sisteme entegre edilmiştir. Oluşturulan sistem bütünün son kullanıcıya yönelik bir prototip yazılımı geliştirilmiş ve açıklanmıştır. Son yıllarda gerçekleşmiş üç ihale çalışması örnek olay çalışması olarak ele alınmış ve önerilen modeller bütünün ilk sonuçları paylaşılmıştır. Sonuçlar sistemin tutarlı çözümler geliştirdiğini ve işveren ve yükleniciye taleplerin optimizasyonu ve toplam faydanın maksimizasyonu konularında fırsatlar sağladığı görülmüştür. Bu tez çalışması şu şekilde yapılandırılmıştır; öncelikle araştırmanın amacı, konusu, kapsamı, problemi, yöntemi ve hipotezleri açıklanmıştır. İhale süreçleri ve güncel ihale çalışmaları irdelenmiştir. Geniş bir literatür incelemesi yapılmış sınıflandırma ve analiz çalışması gerçekleştirilmiştir. Alan araştırması ve bulgular paylaşılmıştır. Önerilen modelin alt yapısındaki noktalar incelenmiş ve modelleme çalışmaları paylaşılmıştır. Sistem geliştirme çalışması ve oluşturulan prototip programın yapısı açıklanmıştır. Örnek olay çalışmaları gerçekleştirilmiş ve sonuç ve tartışma bölümü ile tez çalışması sonlandırılmıştır.
Süleymaniye ve Sulukule yenileme alanlarındaki uygulamaların karşılaştırmalı değerlendirmesi
İnsanlığın ortak mirası olan kültür varlıklarının korunması günümüzde üzerinde önemle durulan evrensel bir konudur. Tarihsel süreç içerisinde toplumların yaşam tarzında meydana gelen değişiklikler yaşadıkları alanların da fiziksel ve sosyal yapısında değişiklikleri beraberinde getirmiştir. İnsanların devamlı bir gelişim süreci içinde olmalarına paralel olarak kentlerin de bir gelişim ve değişim süreci içerisinde olmaları kaçınılmaz olmuştur. Özellikle sanayileşme süreci sonrasında hızla gelişen kaynakların plansız tüketimi, artan nüfus hareketleri, kültür turizm hareketleri kültür mirasının korunması ve yönetilmesi konusundaki kaygıları artırmış, kaynakların kullanımı ve korunması konusunda yeni yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Kentlerin maruz kaldığı baskılar sonucunda ortaya çıkan sorunları çözmek amacıyla ortaya çıkan "Kentsel Yenileme" kavramı; tarihi kent dokularının korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasında da kullanılan bir araç olmuştur. Özellikle tarihi kent merkezlerinin yenilenmesi konusunda önemli deneyimler yaşamış olan ABD ve Avrupa ülkeleri karşısında ülkemizde tarihi kent merkezlerinin yenilenmesi konusu fiziksel, mekânsal ve sosyal boyutuyla tartışmaları beraberinde getirmiştir. Zaman içinde eskimiş ve yıpranmış kent dokularının günün sosyal ve ekonomik şartlarına uygun olarak değiştirilmesini sağlayan bir süreç olan "kentsel yenileme" konusunda ülkemizde; 5366 sayılı "Yıpranan Kent Dokularının Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun" koruma mevzuatımızdaki yerini almış olup; bu konuda yapılan yasal düzenlemeler sonrasında yavaş yavaş uygulama örneklerini vermeye başlamıştır. Kültürel mirasın korunması ve yönetilmesi, ülkelerarası işbirliğinin organize edildiği uluslararası düzeydeki örgütlenmeler ile desteklenmekte olup; bir yerin UNESCO Dünya Miras Alanı ilan edilmesi o yer için küresel ölçekte bir prestij kaynağı olup aynı ölçüde sorumluluk doğurmaktadır. Bu kapsamda UNESCO bünyesinde oluşturulan Dünya Miras Merkezi; Dünya Miras Sözleşmesi'ni imzalayan ülkelerden "Dünya Miras Listesi"nde yer alan mirasa ilişkin olarak "Üstün Evrensel Değer"in nasıl korunacağı ve yönetileceğine dair ayrıntılı bir yönetim modeli oluşturulmasını şart koşmaktadır. İstanbul'un tarihi alanları, tarihi alanlar için yönetim planı kavramının daha gelişmediği bir zaman olan 1985 yılında bu listeye kabul edilmiştir. Bugün gelinen noktada ise; İstanbul Tarihi Yarımada yalnızca dört tane miras alanı ile değil; çevresiyle birlikte değerlendirilmesi gerekliliğinden yola çıkılarak Tarihi Yarımada'nın tamamı ve Kara Surları'nın çevresinde oluşturulacak bir tampon bölgeyi kapsayan "Yönetim Alanı" ile "Dünya Miras Listesi"ndeki varlığını korumaya çalışmaktadır. UNESCO Dünya Miras Komitesi'nin Dünya Miras Listesi'nde kalma koşulu olarak Yönetim Planı Hazırlanması şartı gereği; buna ilişkin yasal zemin oluşturularak İstanbul Tarihi Alanları'nın içinde yer aldığı Tarihi Yarımada Kentsel Sit Alanı ve çevresindeki tampon bölgeyi de içine alan Tarihi Yarımada Yönetim Planı'nın hazırlanması; Yönetim Planı ile 2011 yılında onaylanan Tarihi Yarımada (Fatih) Koruma Amaçlı İmar Planı'nın bağlantısının kurulmaya çalışılması; Yönetim Planı'nda miras alanlarının korunmasına yönelik olumlu kararlar alınması; Tarihi Yarımada'nın üstün evrensel değerinin korunmasına ilişkin politikalar üretilmesi olumlu gelişmeler olarak kaydedilmektedir. Ancak; sit alanı içerisinde tanımlanan ve parçacıl çözümler getiren "yenileme alanları" için aynı şeyi söylemek pek mümkün görünmemektedir. Bu çalışma kapsamında incelenen Süleymaniye ve Sulukule Yenileme Alanları 5366 sayılı "Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun" kapsamında Yenileme Alanı ilan edilmiştir. Söz konusu kanun kapsamında; Sulukule Yenileme Alanı ve Süleymaniye Yenileme Alanı'nda hazırlanan avan projeler İstanbul Yenileme Alanları KVKBK'unca onaylanarak Sulukule'de uygulama tamamlanmış olup; Süleymaniye'de ise onay süreci ve uygulama aşaması devam etmektedir. Söz konusu alanlarda bu çalışmalar devam ederken; bu süreçte UNESCO Dünya Miras Komitesi Tarihi Yarımada Yönetim Planı Alanı'nın çeşitli uygulamalarla önemli tehditlere maruz kaldığını 2006, 2007,2008 ve 2009 yıllarına ait raporlarında yinelemiştir. İstanbul Kara Surları Dünya Miras Alanı içerisinde yer alan Sulukule'de; yapılan uygulamaya yönelik gerek ulusal gerekse uluslararası boyutta yapılan eleştiriler; ne yazık ki uygulamanın fiziksel ve sosyal zemininin oturtulamadığını göstermektedir. Sulukule Yenileme Alanı Projesi'nin hazırlama ve uygulama süreçlerini yöneten Fatih Belediyesi tarafından projenin amacı olarak; İstanbul'un tarihsel süreci içinde çok önemli yeri olan ve bir dönemin mimarisini ve yaşam biçimini yansıtan bu bölgesinin, yaşam kalitesi yüksek sağlıklı bir çevre haline getirilmesi; Proje ile tarihi bölgenin, imar planı ve tarihi doku ile uyumlu, mevcut ada ve sokak dokularının korunduğu, yeterli sosyal donatı alanlarına sahip, otoparkları ile çağdaş konutlu yaşam alanlarına sahip olması olarak ifade edilmiştir. Ayrıca, yapı kalitesi ve işlevsel acıdan çöküntü bölgesi haline gelen bu alanın; fiziksel ve sosyal olarak iyileştirilmesinin hedeflendiği belirtilmiştir. Edirnekapı ile Vatan Caddesi arasında, Kara Surları bitişiğinde ve Sur Koruma Bandı sınırları içerisinde yer alan Yenileme Alanı'nın büyüklüğü 91.731,46 m²'dir. Fatih Belediyesi tarafından yürütülen ve farklı eksenlerde tartışmalara konu edilen Sulukule (Fatih Hatice Sultan-Neslişah Mahalleleri) Yenileme Projesi; özellikle bölgede yaşayan Roman nüfusun yaşam alanlarında kurdukları ilişki ağlarını ve bölgenin kendi içindeki sürekliliğini koparması konusuna odaklanmıştır. Her ne kadar çeşitli sivil toplum örgütleri ve mesleki grupların çabalarıyla yenileme projesi sürecinde gelişen toplumsal travmayı azaltmaya yönelik çalışmalar yapılmış olsa da Sulukule'de artık yeni bir yaşam başlamış ve proje kapsamında üretilen yeni konutlar da yeni sahiplerini bulmuştur. Beş etapta tamamlanması düşünülen ve 77 uygulama alanından oluşmakta olan Süleymaniye Yenileme Projesi ise yaklaşık olarak 938,178 m²'lik bir alanı kapsamakta olup; bulunduğu bölge hem UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer almakta hem de 1995 yılından itibaren Kentsel ve Tarihi Sit Alanı sınırları içerisinde yer almaktadır. Söz konusu projede birinci aşamayı ayakta kalan kültür varlıklarının restorasyonu oluşturmaktadır. İkinci aşama yıkılmış ya da yanlış uygulama yapılarak kaybedilmiş olan kültür varlıklarından bilgisi ve belgesine ulaşılanların aslına uygun olarak yeniden yapılması; üçüncü aşama ise bilgisi ve belgesi olmayan boş parsellerde veya üzerinde niteliksiz yapı bulunan parsellerde yeni yapı yapma aşaması olarak belirlenmiştir. Çok kapsamlı ve uzun vadeli çabalar gerektiren projede; sivil toplum örgütleri ve toplumsal ölçekte büyük çaplı eleştirilerin söz konusu olmadığı yenileme projesinde eleştiriler çoğunlukla tarihi yapılarda restorasyon, rekonstrüksiyon ve tarihi çevrede yeni yapı sorunsalı üzerinde odaklanmıştır. Bugün gelinen noktada; yenileme projesi sonrasında Sulukule de uygulama tamamlanmış; anıt eser ve kültür varlıkları dışında fiziksel ve sosyal yapı tamamen değişmiştir. Süleymaniye Yenileme Alanı'nda ise; bazı yapıların 5366 sayılı yasa öncesinde restorasyon gördüğü bir yana bırakılırsa; Süleymaniye'nin özgün konut dokusunun ne derecede korunacağı ve Tarihi Yarımada'nın ruhuna uygun olup olmayacağı söz konusu kanun kapsamında yapılan uygulamalar tamamlandığında ortaya çıkacaktır. Ancak; yenileme projesi kapsamındaki yapılar değerlendirildiğinde; küçük müdahalelerle kurtarılabilecek pekçok yapı bulunduğu ve bunların doğru restorasyon uygulamaları ile özgün hallerinin korunabileceği görülmektedir.
Reliability analysis of heavy duty vehicle components based on long term warranty data
In this work a big automotive company truck's warranty data is used to perform reliability analysis of heavy duty vehicle components. Automotive manufacturers produce and sale the vehicle to the customer. Warranty period of vehicle starts when customer buy a new vehicle. Every manufacturer has different warranty policies. Warranty data occurs while the customer brings their vehicles to the automotive dealer service to fix their problems during the warranty period. Reliability analysis was completed on the problems within 24 months which is the warranty period of the truck. Manufacturers spend more money per year to resolve warranty related issues. To reduce this huge amount of warranty related costs, they have always been interested in knowing their product reliability and failure causes. The knowledge of product reliability will help them to designing warranty policies. Firstly, keywords of thesis definition are completed such as reliability, failure, failure rate. Then functions, statistical distributions and types of analysis which is used in reliability analysis are described in details. Secondly, mentioned that importance, definition and types of warranty data. Warran-ty data collection and warranty data analysis are explained as well. In results & conclusions, five components have been selected to perform analysis via Weibull distribution which is the best fit distribution according to the actual data. Components cumulative hazard curves determined to define failure rates such as increasing failure rate, constant failure rate and decreasing failure rate according to the Weibull shape parameter. These provide information about how the product can be developed. If the result is decreasing failure rate, we can comment that manufac-turing issues which is called also early life failures. If the result is constant failure rate, we can comment that accident or random failure events (e.g. stones pecking against vehicle body). If the result is increasing failure rate, we can comment that wear out or degradation of a part due to fatigue, corrosion, wear, creep. As a continuation of cumulative hazard curve, components reliability and failure probability curves have been determined. Secondly, service life of each component has been compared based on different model year. This provides to discover burn issues and components life situation over the years. Lastly, components reliability and failure probability performance metrics have been compared according to the vehicle types. We saw that an analysis based on vehicle types is very important to hit the right notes to fix the problems.
Ev tipi çamaşır makinelerinde vücut teması ile oluşan kirlerin giderilmesine yönelik gömlek yıkama programının oluşturulması
Tekstil ürünleri çok uzun zamanlardan beri insan hayatında önemli bir yere sahiptir. İlk insanlardan bu yana yiyecek bulma, barınma ve örtünme ihtiyaçları temel ihtiyaç olarak görülmektedir. İlk zamanlarda sadece ihtiyaç olarak görülen ve doğanın kötü koşullarından korunmak için kullanılan giysiler; sonraları insanların zevk ve arzularına göre değişim göstermiştir. Renkler, desenler ortaya çıkmış ve insanlardaki farklı olma istekleri artmıştır. Bu duruma paralel olarak çeşitli giyim tarzları geçmişten günümüze oluşmuştur. Gömlek kullanımı tarihsel süreç içerisinde yaygınlaşmış ve moda akımının etkisiyle değiştiği bilinmektedir. Bu nedenle değişik kalite ve modelde gömlekler üretilmektedir. Gömlek kullanımının artması çeşitli problemleri ve şikâyetleri ortaya çıkartmaktadır. Her bireyin kalite algısı ve eskime yıpranma tanımı farklılık göstermektedir. Bazı kullanıcılar ilk kullanım sonrasında meydana gelen tüm değişmelerden rahatsız olurken, bazı kullanıcılar zaman geçtikçe yıpranma, tüylenme, aşınma, çekme ve buna benzer etkiler nedeni ile rahatsız olabilmektedirler. Kullanım ve tekrarlı yıkamalar sonrasında yaka ve manşetlerde aşınma ve yıpranma, renklerde matlaşma, kat yerlerinde kalıcı izlerin oluşması gibi problemlere de çok sık rastlanmaktadır. Tekstil ürünleri kullanım özellikleri bakımından dış ortamla sürekli etkileşim halindedir. Bu etkileşim sonucunda fiziksel kuvvetler tekstil ürünlerinin kullanım ömürlerinin azalmasına neden olmaktadır. Yıkama esnasında ortaya çıkan aşındırıcı fiziksel etkiler ve temizleme esnasında kullanılan kimyasallardan kaynaklanan etkilerin azaltılmasının gömleklerin kullanım ömründe iyileşmeye neden olacağı aşikârdır. Gerçekleştirilen bu tez çalışmasında tüketicilerin sıklıkla kullandıkları gömlek ürününün kullanım ömrünü azaltan etkenler belirlenmiştir. Bu belirlenen etkiler özelinde daha kısa sürede etkin temizleme sağlayabilecek yeni bir yıkama algoritması geliştirilmiştir. Literatürde daha önce yapılan çalışmalarda ön işlem kimyasalı kullanılarak etkin temizleme ve sürenin kısaltıldığı, düşük sıcaklıkta yıkama yapılan bir çalışmaya rastlanmamıştır. Yapılan anket çalışması ile tüketicilere 24 faklı soru sorulmuştur. 141 kişinin katıldığı anket sorulana verilen cevaplar analiz edilmiştir. Değişen hayat şartları, iş profilleri, kişilerin giyim şekillerindeki değişmeler de göz önüne alındığında gömlek kullanımının arttığı belirlenmiştir. Kullanımın artmasına paralel olarak temizleme sıklığının da arttığı ankette katılanların sorulan sorulara verdikleri yanıtlardan çıkan bir diğer sonuçtur. Pamuklu ve pamuk karışımı tekstillerin son tüketici tarafından tercih edildiği yapılan anket çalışmalarından alınan sonuçlarla örtüşür niteliktedir. Buradan yola çıkılarak %100 pamuklu bezayağı dokunmuş kumaş ön çalışmalarda kullanılmıştır. Bireylerin temizleme yöntemlerine bakıldığında ön işlem kimyasalı kullanımının sıklıkla uygulanan bir işlem olduğu bilinmektedir. Yapılan ön çalışmalarda piyasada kolaylıkla bulunan ön işlem kimyasallarının tez çalışması kapsamında hazırlanan anket sonuçları ve literatürde yer alan aşınma, yıkama çalışmaları da göz önüne alınarak seçilen tekstil tipine olası zararları incelenmiş ve kullanılan deterjanın getirdiği mukavemet kaybına ek bir hasar getirmediği belirlenmiştir. Yine anket sorularından alınan cevaplara göre tüketicilerin %66'sı insan kiri sebum ve toz karışımı nedeniyle temizleme işlemi gerçekleştirmektedir. Kirin simule edilebilmesi için Bey sebum, karbon siyahı ve aseton karışımı ile kumaş yüzeyinde laboratuvar koşullarında tekrar üretilebilen kirler oluşturulmuştur. FTT firmasından temin edilen, deterjan üreticileri için geliştirilmiş kontrollü olarak kirletilmiş yaka numunelerinin temizlenme performansına etki eden parametrelerin belirlenebilmesi için deneysel çalışmalarda 5 değişkenli, tam faktörlü olarak deneysel tasarım hazırlanmış ve parametreler Minitab 16.0 programında istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Simülatör olarak kullanılan yazılımı değiştirilebilen çamaşır makinesinde temizleme performansına etki eden sıcaklık, süre, mekanik hareket yüzdesi, yaka tipi, ön işlem kimyasalının etkisi gibi parametreler irdelendikten sonra optimizasyon yapılarak nihai program belirlenmiştir. Hızlanan hayat ve sosyal yaşam çerçevesinde temizleme işlemine ayrılan zamanın da minimuma indirilmesi zorunlu bir hal aldığı gerçeği ankete katılanların sorulan sorulara verdikleri cevaplarla da örtüşmektedir. Hazırlanan programın süresinin kısaltılması konusunda ek çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Deneysel tasarım soncunda oluşturulan programın hasar etkisinin analiz edilebilmesi amacıyla piyasada bulunan gömleklerden 5 farklı tip kalite seçilmiş "Gömlek 40 °C" ve yeni program arasındaki tekstil hasarı farkları Minitab 16.0 ile analiz edilmiştir. Tekstil hasarının standartlara uygun olarak ve daha kısa sürede gözlemlenebilmesi için EMPA standart bezleri ile hasar testleri ve analizleri yapılmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda mevcutta bulunan "Gömlek 40 °C" programına göre yeni hazırlanan programın ön işlem kimyasalı Ticari A kullanılarak, 30 °C sıcaklıkta, 70 dakika süre içerisinde %65 mekanik hareket yaparak etkin temizleme sağlandığı ve daha az tekstil hasarlanmasına sebep olduğu görülmüştür.
Economic development and the state: Industrial upgrading policies in Turkey, the case of Manisa
In the field of policy analysis, neoinstitutionalism suggests that state pursues policies through mediating contradictory benefits for common good of all social groups. Contrarily, I will argue from the field research in Manisa and policy document analysis that short-term benefits of certain groups, mostly capital groups, are determinant on state policies, and state does not prioritize industrial upgrading policies over other sectors like housing, finance, energy. If there is urgent need in industry, state makes necessary intervention occasionally. Besides, while there is absolute shift towards participation and subsidiarity mechanisms, Turkey's preexisting infrastructural and cultural dynamics challenges the efficiency of policies.
Approximate spectral clustering ensemble methods for clustering of large data sets
Clustering as an unsupervised approach is used to group or extract the natural taxonomy (clusters) of any data or entities. Thanks to its unsupervised nature, it is popular in knowledge extraction from large datasets. Various methods of clustering have been proposed in different fields. Among them, spectral clustering (SC) is one of the most favored and successful algorithms. SC is a manifold learning method based on eigendecomposition of graph Laplacian matrix constructed from pairwise similarities of data samples. It has advantages such as, significant ability in extracting irregularly shaped clusters, nonparametric modality and easy implementation. Therefore SC is commonly used in various areas such as image processing, computer vision and information retrieval. Although the eigendecomposition stage produces more accurate results, it causes high computational and memory costs which make the direct use of SC infeasible for large datasets. To address this challenge, approximate spectral clustering (ASC), which applies spectral clustering on a reduced set of data points (data representatives) selected either by sampling or quantization (SOVQ), has been proposed. The ASC not only makes spectral clustering feasible for large datasets but also provides some useful information like local density distribution of data points around representatives and sub-manifolds information to measure the similarity between representatives. However, ASC requires selection of sampling/quantization (SOVQ) methods together with an optimal similarity definition. In this study (supported by TUBITAK career grant no 112E195) we use selective sampling as sampling method, k-means++ and neural gas as quantization methods to obtain the representatives, since these methods outperformed other approaches for ASC in recent works. To utilize all available information for accurate similarity definition, this study uses various similarity measures such as Euclidean distance, local density distribution, geodesic distance and their hybrid variants. Based on SOVQ method or similarity criteria, the resulting clusters may differ since each method utilizes a different information. In addition, randomness in SOVQ and SC may also produce different partitionings. Moreover, these methods have parameters which must be set optimally through experiments. To adress these challenges we propose ensemble methods which merge the advantages of all methods. In this study, we propose two ensemble algorithms for ASC. The first method is to use the traditional majority voting among all ASC partitionings. Alternatively the second approach is a two-level graph based ensemble depending on similarity matrix which is defined by the number of samples extracted in the same clusters among all partitionings. We use three artificial benchmark datasets with five datasets from the UCI machine-learning repository, six medical datasets consisting of several diseases, patients' data and brain tumor images, as well as four remote sensing images for performance evaluation. We applied the SOVQ based ASC with various similarity criteria on these datasets. Then we merged all individual results with our proposed ensemble methods to reach a consensus and optimal clustering. We evaluated the individual and ensemble results by accuracy, cluster validity indices (CVI) and adjusted rand index (ARI). Thanks to exploitation of all possible information types, ensemble of clustering results demonstrates considerable improvement on accuracy while removing the need of selection the optimum similarity criterion or related parameters.