Master'sOpen Access

L'instrumentalisation de l'énergie dans la politique étrangère Russe et ses effets sur la politique énergétique de l'Union Européenne

2013
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Mehmet Arda

Abstract (TR)

Üretim sektöründe ve diğer sektörlerde yaşanan hızlı gelişimin sonucu olarak Avrupa ülkelerinde artan enerji ihtiyacı Norveç, Cezayir, Mısır, Libya, Suudi Arabistan ve en önemlisi de Rusya gibi yakın coğrafyada bulunan enerji üreticisi ülkeler ile enerji ilişkilerinin kurulmasını kaçınılmaz hale getirmiştir. Bunlar arasında, AB-Rus enerji ilişkileri uzun bir zamandır istikrarlı ve yapıcı bir çizgi izlemiş olmasına ragmen, söz konusu müştereken faydalı ilişki son 10 yılda özellikle Vladimir Putin'in iktidara gelmesinin ardından hassas bir sürece girmiştir. Nitekim iktidarı ele almasının akabinde Putin'in ülkenin enerji kaynaklarına ilişkin bazı yaklaşımlar ve prensipler belirlemesiyle birlikte, dünyanın en büyük hidrokarbon kaynaklarınaa sahip olan Rusya petrol ve doğalgazda en büyük ve rakipsiz üretici konumuna yükselmiş, bu kaynaklar Rusya'nın ekonomik ve siyasî konumunda ve komşu ülkeler ve AB ülkeleri ile ilişkilerinde belirleyici bir etken haline gelmiştir. Rusya'nın Avrupa ekonomisi için önemli olan petrol ve doğalgaz gibi iki ürünüzerindeki hâkimiyeti ve enerji kaynaklarını bölgesinde nüfuzunu yeniden artırma ve uluslararası arenadaki konumunu güçlendirme yolunda siyasî bir araç olarak kullaması eski Sovyet Bloğu ülkelerinde endişelere sebep olmaktadır. Nitekim Baltık ülkeleri gibi bazı Avrupa ülkeleri tüm gaz ve petrol ihtiyaçlarını Rusya'dan ithalat ile karşılamaktadır. Ancak Rus kaynaklarına bu denli bağımlılık ve Rusya'nın enerji kaynakları konusunu dış politikasında bir araç olarak kullanması AB için enerji güvenliği ikilemi oluşturmaktadır. Ulusal güvenlik konusundaki yaklaşımına uygun olarak Rusya çevre ülkeler üzerinde etki sahası kurmayı amaçlamaktadır ki bu yaklaşım AB'nin enerji üreten ülkelere yönelik menfaatleri ve politikalarıyla ve bu ülkeler ile enerji ilişkileri kurmaya dönük politikasıyla olduğu kadar Doğu Avrupa ülkelerini barındıran Rusya ile "ortak alandaki" menfaat ve politikalarına da ters düşmektedir. AB ülkelerinin Rus enerji kaynaklarına olan mutlak bağımlılığının farkına daha çok varan AB Komisyonu ise üye devletlerin enerji alanında süpergüce olan bağımlılığı azaltmak amacıyla makul bir strateji oluşturma çabasına girmiştir. Rusya ve Ukrayna arasında 2006 yılında patlak veren ve Avrupalıları kış ortasında enerjisiz bırakan krizin ardından Komisyon iki ayaklı bir stratejiyi hayata geçirmeye dönük çabalarını artırmıştır: Komisyon bir taraftan, AB'nin kurumsalcı ve normatif yaklaşımı çerçevesinde, dahili anlamda AB Enerji piyasasının Moskova karşısında güçlendirilmesini, harici anlamda ise kendi piyasa prensiplerinin Rusya'ya ihracını hedefleyen çok taraflı politikasına hız vermiş, diğer taraftan da yapılacak yeni boruhatları ile getirilecek Rus enerjisine alternatif yeni kaynaklar sayesinde Birlik enerji kaynaklarını çeşitlendirmeyi hedeflemiştir. Bu bağlamda Birlik bir taraftan bir dizi enerji direktif paketiyle tamamen liberal ve rekabetçi bir elektrik ve gaz piyasası oluşturmaya ve böylece Gazprom'un iç piyasadaki monopolist eylemlerine karşı üye devletler arasında birliği sağlamayı hedeflerken, Enerji Şartı Anlaşması ve Enerji Diyalogu yoluyla kendi piyasa ilkelerini Rusya'ya benimsetmeye çalışmaktadır. Ne yazık ki üye devletlerin bu türden bir politikaya yaklaşımları tutarsız olduğundan bütünleşmiş ve liberalleştirilmiş bir piyasa tesis etmek oldukça zordur. Söz konusu tutarsızlık kısmen üye ülkelerin enerji güvenlikleri konusundaki yetkileri ulusüstü bir kuruluşa devretmek istememeleri kısmen de enerji alanında kendi çıkarları peşinde koşmalarından kaynaklanmaktadır. Öte yandan Rusya da, Komisyon'un Avrupa enerji piyasaları üzerindeki Rus nüfuzunu kırmaya yönelik çabaları karşısında Birliğin önde gelen üye ülkeleriyle ile ikili düzeyde ilişkilerini yürüterek "böl ve yönet" politikası uygulamakta, bu sayede de üye devletler arasında ortak enerji politikasına yönelik ayrılıkları daha da derinleştirmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda, Rusya'nın enerji kaynaklarını kullanımı yoluyla takip ettiği dinamik dış politika ile AB'nin bu kaynaklara olan bağımlılığı ve Birlik üyesi ülkeler arasında ortak enerji politikasına ilişkin var olan ihtilaflar ışığında elinizdeki tez, tarafların uluslararası ilişkilere bakışı, diğer bir ifadeyle Rusyanın jeopolitik gerçekçiliği ile AB'nin kurumsalcılığı çerçevesinde, AB-Rusya enerji ilişkilerine ilişkin bir değerlendirme sunacaktır. İki bölümden oluşan tezin ilk bölümünde Rus enerji kaynaklarının belirleyici bir dış politika faktörü olarak gelişimini ele alınacaktır. Bu çerçevede ilk olarak Rus enerji profili tasvir edilecek ve akabinde Sovyet zamanından 2000'li yıllara kadar Rus enerji sektörünün gelişim süreci incelenerek bu kapsamda söz konusu sektörün 1990'lı yıllarda maruz kaldığı özelleştirme ve Putin dönemindeki yeniden devletleştirme döneminde geçirdiği dönüşüm üzerinde durulacaktır. Sonrasında, enerji varlıklarının devletleştirilmesi ve enerji endüstrisi üzerinde devlet kontrolünün sağlanması sonrasında yabancı yatırımcıların karşılaştığı sorunlar masaya yatırılacak, bilhassa çarpıcı nitelikteki Sakhalin ve Kovykta gibi örneklere odaklanılacaktır. Birinci bölümde aynı şekilde enerji sektörü üzerindeki etkileriyle birlikte 1998 ekonomik krizi ve enerji fiyatlarının yükselişi ile birlikte gelen ekonomik toparlanma dönemi ele alınacak sonrasında da enerji sektörünün bugün yaşadığı sorunlar üzerine bir değerlendirme yapılırken Rus ekonomisi üzerinde kronik bir etki bırakan "Hollanda hastalığı" konusuna değinilecektir. Takip eden kısımda Putin'in enerji kaynaklarına ilişkin görüşleri ve bu kaynakları komşu ülkelerle ilişkilerinde stratejik bir araç olarak kullanmak suretiyle ülkeyi siyasî açıdan güçlendirme çabalarına değinilecektir. Bu çerçevede, Rusya'nın eski Sovyet nüfuz alanına yönelik enerji politikası, AB, ABD ve Çin gibi bölgeyle enerji bağları kurmak isteyen yeni aktörler de dikkate alınmak suretiyle değerlendirilecektir. Bu kısmın sonunda bilhassa Çin'in son yıllarda üstlenmeye başladığı rol ve Orta Asya devletlerinin rezervleri üzerinde artan etkinliği incelenecektir. Tezin ikinci bölümünde ise, ilk olarak AB'nin enerji profili ve Birlik ülkelerinin ihtiyaç duyduğu kaynakların tedarikinde Rusya'nın üstlendiği görev ile iki aktör arasındaki enerji ilişkilerinin gelişimi ele alınacaktır. Akabinde ise iki tarafın aralarındaki enerji ilişkisine bakışı tarafların uluslararası ilişkilere bakışları perspektifinde değerlendirilecek bu kapsamda Avrupa'nın Enerji Şartı Anlaşması ve Enerji Diyalogu yoluyla piyasa ilkelerini Rusya'ya ihraç etme çabaları ve Rusya'nın bu stratejilere cevaben uyguladığı, AB içinde bütünlüğe zarar veren "böl ve yönet" yaklaşımı masaya yatırılacaktır. Yine bu bağlamda da Rusya'nın (bilhassa doğalgaz alanında) AB ile enerji ilişkilerini ikili bir düzeyde yürütümesi konusuna değinilecek, Almanya, Fransa ve İtalya gibi Avrupa'nın büyükleriyle geliştirdiği ilişki incelenecektir. İkinci bölümün son kısmında, AB doğalgaz kaynaklarının çeşitlendirilmesine ilişkin seçenekler ve zorluklar incelenecek, bu kapsamda Rus gazının alternatifi olmasa da gerçek manada ek bir kaynak olarak kayagazı konusuna yoğunlaşılacaktır. Bu kısımda yine Rus gazının alternatifi olabilecek pek çok seçeneğin bulunduğu kabul edilmekle birlikte bu kaynakların halihazırda Rus gazının tamamen yerini almasının zor hatta imkansız olduğu vurgulanacaktır. Zira bazı AB ülkeleri ve şirketleri mevcut statükonun değişmesi konusunda isteksiz davranmaktadır. Avrupa'nın en büyük doğalgaz şirketlerinin bir kısmı Rus kaynaklarının etkinliğini korumasından büyük menfaatler elde etmekte ve tek bir ülkeye bağımlı olunmasında bir sorun görmemektedir. Öte yandan unutmamak gerekir ki Rusya dünya genelinde sadece en büyük doğalgaz rezervlerine sahip ülke olmakla kalmamakta aynı zamanda doğal kaynaklarını Avrupa'ya bağlayan önemli bir altyapısı da bulunmaktadır. AB'nin Avrupa genelinde uyumlu bir enerji politikası geliştirmede karşılaştığı temel sıkıntı da Rusya'yla ilişkilere olumlu bakan yukarıdaki yaklaşımlar ile Rusya'ya bağımlılığı yüksek olan ve bu bağımlılığın en azından bir kısmını kıracak alternatifler bulunmadığı müddetçe, Moskova'nın Avrupa'nın bazı bölgelerinde enerji kaynaklarını siyasî bir kaldıraç olarak kullanacağından endişelenen diğer üye ülkelerin yaklaşımları arasında nasıl bir denge kurulacağında yatmaktadır. Hazar ve Orta Asya rezervleri, gazın gerek üretimi gerekse de transiti bağlamında AB'nin Rusya ile enerji ikilemini azaltmasına imkan sunmaktadır. Fakat Orta Asyave Hazar devletlerinin coğrafi olarak izole bir konumda bulunması ve Rusya'dan bağımsız doğalgaz hatlarının bulunmayışı söz konusu devletler ile Avrupa arasında bir enerji ilişkisinin tesis edilmesini zorlaştırmaktadır. Ancak burada asıl problem, Orta Asya ve Hazar devletlerini Avrupa'nın kendileriyle gerçek bir enerji işbirliği kurma konusunda kararlı olduğuna ikna edecek ve söz konusu devletlerin rezervlerini Avrupalı tüketicilere ulaştıracak tutarlı bir Avrupa stratejisinin eksikliğidir. Kuzey Afrika'da ise, Libya ve Mısır'da halihazırda devam eden hükümet geçiş süreçleri doğalgazın üretiminin artırılması konusunda temel belirleyicidir. Her iki ülke de geniş gaz rezervlerine sahip olmakla beraber siyasî engeller söz konusu kaynakların geliştirilmesini kısıtlamaktadır. Öte yandan, Doğu Akdeniz'deki yeni keşifler de Avrupa'nın ihtiyacını karşılayacak potansiyel bir doğalgaz kaynağı sunabilir. Ancak ne İsrail'in ne de Kıbrıs'ın geniş çaplı doğalgaz projelerini hayata geçirebilecek birtecrübesi ve Avrupa pazarlarına ulaşılmasını sağlayacak mali açıdan sağlıklı bir ihracat stratejisi bulunmamaktadır ki bu iki husus İsrail ve Kıbrıs'ın gaz rezervlerini uluslararası piyasalara ulaştırma hedeflerine ket vurmaktadır. Kayagazına gelince, söz konusu kaynağın Avrupa'da oyunun kurallarını ne düzeyde değiştireceğinin belirsiz olduğu ve Avrupa'da bilhassa nüfusun yoğun olduğu bölgelerde çevresel faktörlerin kaya gazının geliştirilmesi konusunda temel faktör olacağı kabul edilecektir. Kaya gazı Kuzey Amerika doğalgaz piyasasında şüphesiz önemli değişikliklere neden olmuş ve ABD'nin neredeyse LNG ithalatını tamamen durdurmasını sağlayarak ülkenin enerji bağımlılığını ortadan kaldırmıştır. Söz konusu gelişme ekonomik durgunlukla birlikte küresel LNG piyasasında arz fazlasını sağlamış ve dünya genelinde gaz fiyatlarında düşüşü beraberinde getirmiştir. Ancak kaya gazı başlı başına Avrupa'daki enerji dengelerini henüz değişitrmiş değildir ve 2020 öncesinde de değiştirip değiştiremeyeceği belirsizliğini korumaktadır. Dolayısıyla üzerinde hala daha çok yoğunlaşılmasına ve LNG sıvılaştırma ve yeniden gazlaştırma tesisleri gibi önemli yatırımların yapılmasına ihtiyaç duyulan kaya gazı sektörünün Avrupa enerji piyasalarında önemli bir etki doğuracağını söylemek için henüz çok erkendir. Sonuç bölümünde ise Rusya'nın siyasî hedefler güden aktif enerji politikası ile AB ilkelerini ve Birliğin enerji kaynaklarını çeşitlendirme çabalarını sekteye uğratan nispeten başarılı görünen "böl ve yönet" yaklaşımı ilk bakışta AB-Rusya güç ilişkilerine dair asimetrik bir tablo çizse de, Rus iç piyasasının aksini gösterdiği ortaya konacaktır. Zira Rusya AB piyasasından gelen gelirlere önemli ölçüde bağımlı olduğu gibi gelecekte de böyle olmaya devam edecektir ki bu taraflar arasında iki yönlü bir bağımlılığın olduğuna işaret etmektedir. Rusya dünyanın en Batı büyük doğalgaz rezervlerine sahip olmasına rağmen, ülkenin toplam doğalgaz üretiminin % 60'ını teşkil eden Batı Sibirya'daki en büyük sahaları (Yamburg, Urengoy ve Medvezhye) tükenmeye başlamıştır. Dolayısıyla Barents denizindeki off-shore Shtokman sahası ve Yamal yarımadasındaki gaz sahaları başta olmak üzere yeni sahaların bir an evvel üretime geçmesi gerekmektedir. Fakat söz konusu sahalar coğrafi olarak Kuzey bölgesinin uç noktalarında bulunmakla beraber bulundukları coğrafyada teknoloji ve ekipman yetersiz kaldığından ve kaynak aktarımı için de uzun bir boru hattı gerektirdiğinden, bu sahaların geliştirilmesi oldukça maliyetli ve zor bir iştir. Dolayısıyla yeni sahaların geliştirilmesi konusunun Gazprom için oldukça maliyetli bir yük oluşturacağına şüphe yoktur. Yukarıdaki hususlar muvacehesinde, Gazprom'un ülke içi tüketimi karşılamaya devam ederken, dışarıya dönük kontrat yükümlülüklerini yerine getirip getiremeyeceği konusunda giderek artan bir endişe söz konusudur. Uluslararası Enerji Ajansı Gazprom'un 2030 yılında kadar her yıl doğalgaz çıkarım ve üretim girişimlerine ve mevcut boruhattı altyapısının bakımlarına 17 milyar dolar ayırmak zorunda olduğuna işaret ederken, bazıları yeni sahaların sadece Rus mali kaynaklarıyla işletmeye alınmasının imkansız olduğunu savunmaktadır. Bu kanaat oldukça inandırıcı gelmektedir; zira Rus ekonomisinin diğer pekçok sektörü uluslararası düzeyde rekabetten yoksun olduğundan Rus enerji sektörünün gelişimini finanse edecek durumda değildir. Bu çerçeveden bakıldığında, Rusya'nın enerji sektörünün mevcut durumunu idame ettirebilmesi, ileri düzeye taşıması ve ekonomisinin diğer sektörlerini modernize edebilmesi için AB'nin enerji talebine bağımlı olduğu görülmektedir. Halihazırda, Rus doğalgaz ihracatının % 70'i AB ülkelerine gitmekte olup, Topluluk Gazprom'un üretiminin % 25'ini tüketmesine rağmen şirketin yıllık gelirlerinin üçte ikisini sağlamaktadır. Bu bağlamda, Gazprom'un Kremlin için ekonomik açıdan ne kadar önemli olduğunu görmek gerekir: Şirket ülkeye en büyük döviz akışını sağlamakta, vergi gelirleri Rus devleti federal gelirlerinin dörtte birini teşkil etmektedir. Dolayısıyla, her ne kadar Rus devleti realist açıdan enerjiyi bir dış politika aracı olarak görme eğilimideyse de, devletin önemli bir gelir kaynağını riske atmamak adına AB ile çatışmacı bir enerji ilişkisinden kaçınmasını gerektiren önemli ekonomik gerekçeler söz konusudur. Her ne kadar Moskova, AB'nin iç pazarda Rus downstream yatırımlarına yönelik kısıtlamaları artırması sebebiyle ilişkilerin gerildiği dönemlerde, sürekli olarak Doğu'ya daha fazla gaz satmayı planladığını dile getirse de, mevcut altyapısı ülkeyi Avrupa'ya bağımlı kılmaktadır. Boruhattı şebekelerinin inşası yıllar aldığından ve önemli yatırımlar gerektirdiğinden, Doğu'ya uzanacak yeni hatların tesis edilmesinin, mevcut yatırım sıkıntıları göz önüne alındığında, Gazprom için öncelik arz etmesi mümkün görünmemektedir. Üstelik Asya piyasalarına, bilhassa da Çin'e ihracat fikri AB ile mevcut ticarî ilişkilerden daha cazip görünmemektedir; zira Pekin doğalgaza Avrupa fiyatlarını vermeye yanaşmamaktadır. Sonuç olarak, ikili enerji ilişkileri bağlamında önemli bir çatışma potansiyeli ve farklı yaklaşımlar söz konusu olsa da Rusya'nın doğalgaz ihracatının varış limanı olarak Avrupa'nın yerine bir başkasını koyması en azından önümüzdeki süreçte mümkün görünmemektedir. Tersi için de aynı şey geçerlidir. Hal böyle olunca, Rusya için olduğu kadar AB için de, mevcut enerji ilişkileri her ne kadar sıkıntılı görünse de kaçınılmazdır; dolayısıyla iyi ya da kötü kısa ve orta vadede birbirlerine bağımlılıklarının devam edeceği sonucuna varılacaktır.

Author

Dr. Zeynel Kılınç

How to Cite

Zeynel Kılınç (Yüksek Lisans Tezi). L'instrumentalisation de l'énergie dans la politique étrangère Russe et ses effets sur la politique énergétique de l'Union Européenne, 2013, Galatasaray University.

Keywords

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University