Şehir meydanı savunusu; kamusal mekanın toplumsal üretimi-Sultanahmet–Beyazıt–Taksim Cumhuriyet meydanları
Is this your thesis?
This record came from a bulk archive import. If it’s yours, link it to your profile.
Abstract (TR)
Şehir meydanları ile kamusal mekân arasındaki ilişki, "kamusal" kavramının tarihsel olarak ilk kez ortaya çıktığı Antik Çağ Yunan şehir devletlerinin agoralarından günümüze birliktelik içerisindedir. Şehir meydanları geçmişten günümüze dek ait oldukları toplumların gündelik pratiklerine ve geçirdiği tüm toplumsal değişimlere de tanıklık etmişlerdir. Esasen, şehir hayatına ait tüm coşkulu anlar; bazen büyük kutlamalar, bazen büyük kalabalıkların itirazları, eğlencesi, tüm kucaklaşmalar ve hesaplaşmalar tarihe not düşülmek üzere meydanlardan sokaklara yayılarak şehirlere nüfuz eder. Meydanlar, ait oldukları toplumların tüm sahnelerinin gerçekleştiği mekânlardır ve toplumların geçirdiği tüm dönüşümlerin mekânsal, işlevsel ve anlamsal izlerini taşımaktadır. Şehir ölçeğinde düzenlenmiş her meydan egemen olanın temsil kabiliyetlerinin izi ve gölgesidir. Onun adını alır, ona adanır. Meydanın gerçekliği siyasal egemenin şehre kendi damgasını vurması ve şehirle beraber tüm sakinlerinin üzerinde de hakimiyetini ilanından doğar. Şehir meydanları toplumun ve siyasetin, egemenin ve karşıtının üretildiği ve yeniden üretildiği sonsuz bir döngü içinde yaşamlarına devam eder. Meydan politiktir, egemen olan her ne ve kim ise bazen bir diktatör veya kilise, bazen burjuvazi veya aristokrasi ya da sermaye veya saray onun hükmündedir. Üstelik bu tarihsiz bir gerçektir; Atina Agora'sından, Place de la Concorde'a bu gerçek değişmemiştir. Günümüzdeki işgal hareketleri (occupy) Madrid-Puerto de Sol Meydanı'ndaki 15M Hareketi'nden, Kahire-Tahrir Meydanı'ndaki Mısır Devrimi'ne, İstanbul- Taksim Cumhuriyet Meydanı'ndaki Gezi Park Hareketi'ne; hepsi bu gerçeğin birer göstergesidir; taleplerinin yanı sıra yer seçimleri de benzeşir: demokrasi ve şehir meydanları. Oysa "kamusal" mekânlar, mekânsal bilimler literatüründe son derece demokratik tarif edilmektedir; kamu mülkiyetinde ve/veya kamunun kullanımında, erişilebilir, kar amacı gütmeyen, tüm sokaklar, açık mekânlar ve diğer kamu tesisleri (UN-Habitat, 2016). Bizim bu çalışmaya temel olan sorun tespitimiz kamusal mekânların, mekânsal bilimler literatüründe yaygınca görülebilecek olan idealize edilmiş tanımlamaları ile söz konusu mekânların gerçeklik deneyimleri arasındaki çelişki üzerindedir. Gerçekten de ne ait olduğumuz toplumların bireyleri olarak, ne de şehir planlama disiplini mensubu olarak mekânsal bilimler çerçevesinde ürettiğimiz yayınlarda veya dinlediğimiz seminerlerde idealize ettiğimiz "kamusal" mekânları, gerçeklikte güçlükle deneyimleyebiliyoruz. Söz konusu sorun tespitimizin yanıtlarını tespitimizin kendi içinde arayarak, demokrasi ve meydan kavramlarının yan yana getirilmesi gerektiği öngörüsüyle bu çalışmanın temel motivasyonu; sosyal bilimler ve mekânsal bilimleri bir araya getiren bütüncül bir yaklaşım ve düşünce biçiminin çerçevesini tarif etmektir. Sorun tespitimiz doğrultusunda bu çalışmanın temel amacı, politik temsiliyet ifadesiyle kamusallığın yapısal dönüşümü doğrultusunda şehir meydanlarının işlevsel, mekânsal ve anlamsal evrimini ortaya koymaktır. Bu çalışmanın şehir planlama ve kentsel tasarım literatürüne en önemli katkısı, şehir meydanlarının tarihsel evrimini sosyal ve mekânsal bilimleri biraraya getirerek tartışmaya açmasıdır. Bu amaç ve motivasyon çerçevesinde ortaya koyduğumuz araştırma soruları aşağıda belirtilmiştir: (1) Kamusallık kavramının mekânsal ve sosyal bilimler çerçevesinde ele alınışları arasında nasıl bir ilişki vardır? (2) Egemen ve karşıt kamusallıkların temsiliyet mekânlarının toplumsal üretim süreci nasıl gerçekleşir? (3) Tarihsel süreç içerisinde şehir meydanları, değişen egemen ve karşıt kamusallıkların varlığında nasıl bir evrim geçirmiştir? Bu kapsamda çalışmanın ilk bölümünde kamusallık kavramının sosyal ve mekânsal bilimler çerçevesindeki ele alınışları "kamusal alan" ve "kamusal mekân" kavramlarıyla betimlenmiştir. Sosyal bilimler çerçevesinde "kamusallık", politik temsiliyet kabiliyeti ve görünürlülükle (appearance), bir başka deyişle eylem ve söylem aracılığıyla toplumsal yaşama dahil olmak olarak tanımlanır (Arendt, 1998). Kamusal alan kavramı ise kamusallığın fiziksel sınırlarının ötesini ifade eder (Habermas,1991). Kamusal alan ve kamusal mekân kavramlarına dair birbirinden farklı ele alışları, Iveson (2007) eylemsel ve topografik yaklaşımlar ayırımıyla tanımlamaktadır. Buna göre topografik yaklaşımlar "kamusal" kavramını mekânsal boyutlarıyla herhangi bir şehir dokusu içerisinde, o şehrin haritalarında belirli bir renkle ifade edilebilecek yine "belirli bir mekân türü" olarak ele alırken; eylemsel yaklaşımlar ise kamusal olanı, kolektif eylem ve diyaloğun gerçekleşebildiği "her yer veya herhangi bir yer" olarak ifade etmektedir. Genel olarak, kamusal alan kavramı "kamuoyu yaratma" eylemi ile ilişkilendirilirken, kamusal mekân "mülkiyet ve erişilebilirlik" düzeylerinde tartışılmıştır. Bu bağlamda kamusal alan kavramına dair geliştirilen tanımlamalar her ne kadar kamusallığın karmaşık doğasını, temsiliyetlerin mücadelesini anlamakta yardımcı olsa da, iletişimsel ve aracı bir fiziksel ortam gerekliliğinden bahsetmemekle mekânla ilişki kurmamaktadır. Bu bağlamda her yer ve ortam potansiyel olarak bir ifade kanalıdır. Oysaki ifade kanallarına erişim, düşünce, konuşma ve toplanma özgürlüğü liberal koşullarda dahi herkese sadece ideal olarak sunulmuştur (Iveson, 1998). Bu anlamda, toplumsal eşitsizlik koşullarında tekil bir kamusal alanın evriminden değil, çoklu kamuların (multi-publics) varlığı ve çoklu kamuların içerisinden doğan "egemen kamular" (dominant publics) ve onlara muhalif "karşıt kamuların" (counter publics) varlığından bahsetmek mümkündür (Fraser,1990). Bu anlamda kamusal alan, egemen kamular ve karşıt kamular arasındaki mücadeleler ile yeniden ve yeniden üretilir; kamusal alan mücadelelerin savaş dışı yollarla karara bağlandığı ortamdır (Kluge, 1993). Diğer taraftan, kamusal mekân kavramına dair geliştirilen tanımlardaysa kamusallığın politik ifadesiyle karmaşık doğası ve görünürlüğü (appearance) eylemsel ve söylemsel bir ifadeyle değil "gözle görünür olma" (visibility) ve "fiziksel erişim" (accessibility) ile sayısallaştırmaktadır. Burada mekânsal bilimlerin kavrayamadığı belki de en önemli nokta, egemenin temsiliyetinin karşıt kamuların da varlığına muhtaç olmasıdır. Zira temsiliyet, daima başkalarının varlığını gerektirir; görülmek ve duyulmak durumundadır. Dolayısıyla, fiziksel erişim her mekânı "kamusal" kılmayabilir. Kısaca her iki bilim alanı birbiriyle ortaklaşa bir zemin ifade etmese de, gerçek hayatta kamusallığın oluşmasının mutlak aracı konvansiyonel anlamda bile olsa "kamusal" mekândır. Egemen olanın kendini temsil edebilmesi için diğer kamuların varlığına ve kendi hükmünün devamlılığı için onların yokluğuna olan eş zamanlı ihtiyacı "politik temsiliyet paradoksu" ile açıklanmaktadır. Aynı paradoksal yapı ile işlerlik kazanan temsili demokrasi sisteminde, halkı temsil etmek üzere ve halkın oyları ile seçilen temsilciler, seçilebilmek için onların varlığına, fakat onları temsil edebilmek için eş zamanlı olarak onların yokluğuna ihtiyaç duyar. Doğrudan temsil kabiliyetini ispat eden, kitlesel itirazlarla varlığını, dolayısıyla da kamusallığını kazanan topluluklar temsilcilerine ihtiyaçları olmadığı veya o kitleyi artık temsil etmediği mesajını verdiği ölçüde, temsili demokrasi sistemi çökmeye başlar. Bu eş zamanlı varlık ve yokluğun egemen olanın temsiliyetini sarsmadan bir çeşit dengede kalmasının koşulu "itirazsızlık kuramı" (non-objection), yani "sessizlik" ile açıklanmaktadır (Pitkin,1967 & Runciman, 2007). Aksi takdirde egemen olan hükmünü kaybetmekle karşı karşıyadır; ancak yine de bugünün "karşıt" kamusu, yarının "egemen" olanı haline gelebilir. Diğer taraftan, "itirazsızlık" hem "kamusallık" hem de "demokrasi" kavramlarının özü ile birebir çelişki teşkil etmektedir. Dolayısıyla buraya kadar geliştirilen kavramsal tartışmadan çıkan en önemli sonuç, şehir meydanlarının neden karşıt kamuların temsiliyetine kapalı olduğu veya "işgal" (occupy) halinde olduğu konusunda fikir vermektedir. Hem İngilizce'de hem Türkçe'de kelime anlamı ile de karşılığı "bir yeri geçici süre ile ele geçirme" olan "işgal" hareketleri, "kamusal" mekânın "geçici karşıt kamusallıklar" sağladığına işaret etmektedir. Bu noktada, karşıt kamusallıkların temsiliyet mekânlarının toplumsal üretim sürecinin nasıl geliştiğini anlamak üzere Harvey (2012), Lefebvre (1970)'in heterotopik mekân tanımını hatırlatır; "düzendışı gruplar heterotopik mekânlar inşa eder, bunlar da nihayetinde egemen söylem tarafından ele geçirilir". Bu yönlendirmenin şu ana kadar geliştirdiğimiz tartışmayla birebir örtüşmesi nedeniyle ikinci araştırma sorumuza yanıtlar aramak üzere, Lefebvre'in mekân üretiminin çoklu/üçlü diyalektikleri yeniden yorumlanarak; özellikle heterotopik ve izotopik mekân kavramları, bu amaç doğrultusunda operasyonel hale getirilmiştir. Bu yeniden okumada Lefebvre'in farklı çerçevelerde birbiri üzerine geliştirdiği, birbiriyle örtüşmeden değişen gerilimlerde varolmaya devam eden üçlü mekân diyalektiklerinin; kapitalist üretim biçiminde egemen/soyut mekân ve kendilenen/farklılık mekânı arasındaki ikili bir gerilimi işaret ettiği görülmektedir. Burada egemen/soyut mekân değişim değeriyle eşdeğer işaret ve kodlarla, kendilenen/farklılılık mekânı ise kullanım değeri, mekânsal deneyimler ve sahiplenmelerle tariflenmektedir. Egemen ve soyut mekânlarla eşleşen izotopyalar birbiriyle aynılaşmış, karakteristik özellikleri silinmiş, önceden varolanı reddeden, homojen bir yapı sergilerken; kendilenen/farklılık mekânları eşleşen heterotopyalar egemen mekânın içsel çelişkilerinden doğarak geçici olarak bir şehir dokusunda varolan, heterojen ve nihayetinde egemen söylem tarafından ele geçirilen mekânlar olarak ortaya çıkmaktadır. Açıkça egemen mekân ve farklılık mekânlarının toplumsal üretimi, egemen kamusallıklar ve karşıt kamusallıklar arasındaki mücadelelerin mekânsallaşmasını işaret etmektedir. Buraya kadar geliştirdiğimiz teorik tartışma çerçevesinde, şehir meydanlarının evrimi ve kamusallığın yapısal dönüşümü; Antik Çağ'dan günümüze dek Avrupa örnekleri üzerinden, somut örneklerle altı karakteristik dönem içerisinde tanımlanarak zenginleştirilmiştir. Literatür araştırması, coğrafi veri üretimi ve haritalandırma yöntemleriyle sunduğumuz bu tarihsel dönemleme ile ulaştığımız sonuçlar aşağıda belirtilmiştir: (1) Tarihsel olarak şehir meydanlarının kökeni olarak kabul gören Agora'nın mekânsal organizasyonu, ancak demokrasi koşulları altında önem kazanmıştır. (2) Agora'nın içinde varolduğu, tarihin bilinen ilk "Doğrudan Demokrasi" modeli olan Atina Demokrasisi, "vatandaşlık" haklarıyla sınırlı olup; kadınlar, köleler, yaşlılar, çocuklar ve yabancıların dahil olmadığı sadece genç ve özgür Yunan erkeklerinin kamusallığı ile kısıtlı bir ifadesidir. Bir diğer deyişle şehir meydanları, varoluşundan itibaren değişen grupların kamusallığıyla kısıtlanmıştır. (3) Farklı yönetim biçimleri altında gözlemlenebildiği üzere, şehir meydanları ezici büyüklüğü ve gösterişli olduğu ölçüde toplumun daha geniş bir kısmının kamusallığı kısıtlanmıştır (Roma Cumhuriyeti – Roma İmparatorluğu veya feodal oligarşi ile mutlak monarşi dönemlerine ait şehir meydanlarının mekânsal organizasyonunda bu fark billurlaşır). (4) Tarih boyunca mekânsal organizasyon pratikleri, egemenin pragmatik taleplerine yanıt vermiş ve kamusallığın kısıtlanmasında araçsal bir rol edinmiştir. (5) Şehir meydanları hem egemenin hâkimiyet hem karşıt kamusallıkların dahil olma mücadelesinin mekânlarıdır. (6) Günümüz koşullarında şehir meydanları, neoliberal kentleşme politikalarının ve temsili demokrasinin paradoksal yapısının egemenliğindedir. Bu çerçevede, her tarihsel dönem için farklı şehir örnekleri sunmuş olmamız nedeniyle çıkarımlarımızda bir genelleştirme tehlikesiyle karşı karşıya kalmamak, bilakis doğrulamak ve detaylandırmak amacıyla şehir meydanlarının ve barındırdığı kamusallıkların evrimini; tek bir şehrin kendi tarihsel gelişim süreci içinde incelemek gerekli görülmüştür. Bu amaçla çalışmamızın son bölümünde yine Antik Çağ'dan günümüze İstanbul - Sultanahmet Meydanı (Hipodrom), Beyazıt Meydanı ve Taksim Cumhuriyet Meydanı örnekleri ele alınmıştır. Çalışmamızın bu bölümünde 1) literatür araştırması, 2) gazete arşiv taraması 3) coğrafi veri üretimi ve haritalandırma 4) mekânsal bilim profesyonelleriyle yapılan derinlemesine mülakat yöntemleriyle detayda geliştirilen bir araştırma sunulmuştur. Amacımız doğrultusunda dört karakteristik dönemde tanımladığımız bu bölüm, bir önceki bölümde daha genel olarak sunduğumuz çıkarımlarla beraber yorumlanmıştır. Bu bölümde ulaştığımız sonuçlar aşağıda belirtilmiştir: (1) Egemen temsiliyet her zaman kendini sadece konvansiyonel anlamda şehir meydanı olarak tanımlanan mekânlarda görünür kılmamıştır; Konstantinopolis Hipodrom'u bir şehir meydanı işlevi kazanmıştır. (2) Atmeydanı mekânsal organizasyonu sağlanmamış olmasına karşın, Hipodrom'un sosyo-mekânsal hafızasını korumuş; Osmanlı İstanbul'unun şehir meydanı işlevini kazanmıştır. (3) Egemen olanın kendini görünür kıldığı mekân ifadesiyle Hipodrom ve Atmeydanı örnekleri, mekânsal bilimler çerçevesinde ele alınandan farklı biçimde, sosyo-politik bir gerçeklik olarak şehir meydanı tanımı sağlamıştır. (4) Değişen mekânsal karakteristiklerine karşın merkezi konumu, ticaret ve yönetim gibi günlük hayatın parçası olan işlevlerle ilişkiselliği şehir meydanlarının değişmeyen özelliğidir. Zira temsiliyet kalabalıklara hitap etmektedir. (5) Teknik bir bilim gibi ele alınan ulaşım planlaması, kamusallıkların şehir meydanlarında görünürlülüklerini engellediği ölçüde (Beyazıt ve Taksim Cumhuriyet Meydanları'nda olduğu gibi) sosyolojik bir konu haline gelmektedir. (6) Gezi Park İşgal Hareketi ile Taksim Cumhuriyet Meydanı, karşıt kamusallıkların heterotopik mekân inşasına ve onun nihayetinde egemen söylem tarafından ele geçirilmesine örnek teşkil etmektedir. (7) Taksim Cumhuriyet Meydanı'nın 15 Temmuz 2016'da gerçekleşen darbe girişimi sonrasında Demokrasi Nöbetleri süresince kullanımı, paradoksal bir yapı ile işlerlik kazanan temsili demokrasinin mekâna yansıması örneği olarak ele alınmaktadır. (8) Yenikapı Dolgu Alanı'na "şehir meydanı" denilmesi, günümüzün işaretsizleştirilmiş, temsiliyetsizleştirilmiş mekânına ve kurulduğu günden buyana huzursuz demokrasisinin soyut mekân üretimine örnek olarak gösterilmektedir. Bu çalışma, mekânsal bilimlerde gerçekleştirilen "meydan" çalışmalarının sosyal bilimler çerçevesindeki farklı bakış açılarıyla entegre edilmesi sonucunda, disiplinlerarası bir model geliştirmiştir. Aynı zamanda çalışma, şehir meydanlarının mekânsal organizasyonuna dair araştırma ve uygulama çalışmalarının sosyo-politik boyutunun önemine dikkat çekmeyi hedeflemiştir.
Author
Meriç Demir Kahraman
Institution

İstanbul Technical University
Şehir ve Bölge Planlama Bilim Dalı
How to Cite
Meriç Demir Kahraman (Doktora Tezi). Şehir meydanı savunusu; kamusal mekanın toplumsal üretimi-Sultanahmet–Beyazıt–Taksim Cumhuriyet meydanları, 2017, İstanbul Technical University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from İstanbul Technical University
- Moebius elektrolizi anot çamurlarından platin grubu metallerin uzaklaştırılması ve geri kazanımı(2015)
- Metrolarda yangın güvenlik önlemleri(2015)
- Bir eylem/eğlen[ce] laboratuvarı olarak fun palace: Mekansal deneyim açılımları ve yansımaları(2015)
- Dynamic analysis of adaptive aircraft wings modelled as thin-walled composite beams(2015)
- Darpa Suboff denizaltı modeli ile bu modelden yeni türetilen formların hesaplamalı akışkanlar dinamiği (HAD) ile sayısal direnç hesabı(2015)
- Zemin ankrajlarının taşıma gücü ve imal yöntemlerinin taşıma gücüne etkisi(2015)