
218
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Çocuk gözünden Bolu kentinin grafiksel okuması
Bu çalışma, ilkokul ve ortaokul öğrencileriyle algısal gelişime dayalı olarak çocukların gözünden Bolu kentini grafiksel açıdan çizimlerinin değerlendirmesine dayalıdır. Araştırma Bolu 50. Yıl İzzet Baysal İlkokulu ve 50. Yıl İzzet Baysal Ortaokulu'nda okuyan 1-3. ve 5-7. Sınıf öğrencilerinden toplam 24 kişi ile yapılmıştır. Her sınıftan 3 kız ve 3 erkek öğrencinin resimleri Fotoses (Photovoice) yöntemi üzerinden analiz edilerek Bolu kentinin çocuk dostu bir kent olup olmadığına ilişkin nitel bir araştırma yapılmıştır. Yapılan farklı gözlem ve araştırmalarda çocukların kentsel algılarını en iyi resmederek açıkladıkları görülmüştür. Bu yüzden çocukların gelişim evrelerindeki dönemsel değişimlere bakılmaktadır. Çocukların şematik dönem, görünürde doğalcılık dönemi ve gerçekçilik dönemi olmak üzere algısal değişimlerinin takip edilebildiği üç evre vardır. Çalışmada da bu üç evreden yola çıkarak çocukların kent algılarının resmedilmesi üzerinden Bolu ili'nin çocuk dostu olup olmadığı, çocuk algısının değişimi ve kent yapısı ele alınmaya çalışılmaktadır. Bilindiği üzere farklı yaş dönemlerinde çocukların beklentileri de değişiklik göstermektedir. Çalışmada çocukların resim yapmalarındaki gelişim dönemleri doğrultusunda temsil çizimler üzerinden kent ve çevre algıları ölçülmek hedeflenmiştir. Araştırmanın bulguları, çocukların resimlerinin çocuk dostu kent çalışan farklı uzmanların çalışmaları ve UNICEF ilkelerinin değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan kriterler doğrultusunda incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda, çocukların resimleri üzerinden grafiksel okumalar yapılmış ve temsil resimler üzerinden çocuk dostu kent algıları önceden tanımlı ölçütlere göre kodlanmış ve üç dereceli kategorideki (var/yok/belirsiz) durumsal yaklaşım metodolojisi kullanılarak değerlendirilmiştir. Genel anlamda bakıldığında tüm katılımcı çocukların belirttiği resimsel anlatımlardan kentin orta derecede çocuk dostu kent kriterlerini karşıladığı anlaşılmaktadır.
İklim değişikliğine dirençli kentlerin tasarımında stratejik bir kentsel su yönetimi yaklaşımı: Edremit/Zeytinli Mahallesi suya duyarlı kentsel tasarım rehberi
Yaşamın temel taşı olan su, tarihin çok eski çağlarından bu yana uygarlığın gelişmesine katkı sunan, mekân ve insan pratikleri ile ilişkilenerek kentlerde özgün kültürel bir bağlamın oluşmasını sağlayan bir değerdir. Kentleşme ve ekonomik pratikler ile dönüşen dünyada su kaynakları bugün kirlilik baskısı ile boğuşmaktadır. Tüm bu pratiklerin bir sonucu olarak ortaya çıkan iklim değişikliği meselesinde de su, yine en çok etkilenen değer olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle, kentlerin iklim değişikliğine direnç kazanması suyun sürdürülebilir yönetimi ile ilişkilenmektedir. Günümüzde, havza ve kent ölçeğinde sürdürülebilir yağmur suyu yönetimi pratiği dirençli bir kent oluşturmada temel konulardan biri haline gelmiştir. Fakat, bugün birçok şehirde su ve kent ilişkisi mekanik olarak algılanmaya devam etmekle birlikte, bu yönde gerçekleştirilen planlama, tasarım ve altyapı faaliyetleri ile bu ilişkisi giderek zayıflamakta ve kentlerin iklim değişikliğine karşı kırılganlığı artmaktadır. Havza ölçeğinden kent ölçeğine, yaratılmış olan su-kent kültürünün korunarak sürdürülebilir bir yağmur suyu yönetimi ile birleştirilmesi gerekmektedir. Bu anlamda çalışma kapsamında, dünya literatüründen sürdürülebilir yağmur suyu yönetimi yaklaşımları ve rehber örnekleri incelenerek, su-kent kültürünün devam ettiği yerel ölçekteki bir deneyimin mekânı olan Zeytinli yerleşimine dair önerilerin getirilmesi amaçlanmaktadır. Bu bağlamda çalışma, incelenen rehberlerin bulundukları kenti ele alış biçimleri üzerinden yapılan sentezin, Türkiye'de bulunan bir yerleşim olan Zeytinli'ye nasıl aktarılabileceğine yönelik bir yöntem ortaya koymaktadır.
Kent morfolojisinin mahalle memnuniyetine etkisi: Kültürler arası karşılaştırmalı çalışma
Neighborhoods are fundamental units of cities and influence human well-being directly. Therefore, neighborhood satisfaction is highly related to life and community satisfaction. In literature, 'human-housing/neighborhood interaction' is mostly considered as sheltering and discussed mainly on economic, physical health and social planning perspectives. Influence of existing urban forms on neighborhood satisfaction has rarely been a topic of research. This study investigates spatial characteristics of neighborhoods with urban morphology approach and aims to compare neighborhood satisfaction in different urban fabrics. In this thesis, urban fabric classification is achieved through a new quantitative protocol Multiple Fabric Assessment in two study areas: French Riviera Region and Karşıyaka District in Izmir. Neighborhood satisfaction in French Riviera Region is gathered from a national survey. In Karşıyaka it is measured via a designed survey. In French Riviera nine, in Karşıyaka eight urban fabrics are found. An important influence of urban fabric on neighborhood satisfaction is observed especially in Karşıyaka case. However, when the sample is reduced by controlling location and SES groups, statistical findings failed to show such an important influence. In future studies, location and participants' characteristics should be controlled to achieve more accurate results. The results of this study are significant in building a comprehensive method which enables to measure and compare neighborhood satisfaction, and in inspecting the relationship between neighborhood satisfaction and diverse urban fabrics. Moreover, the results of this study have a potential to guide future urban planning and design projects, make contribution to real-estate market and studies.
Arkeolojik alanların kente entegrasyonu: Justinianus Köprüsü
19. yüzyıl sanayi devrimi sonrası şehirleşme ve artan kentsel gelişim baskısı sonucunda kent dokusu değişmiş ve arkeolojik alanlar tehdit altında kalmıştır. Bunun önüne geçmek amacıyla yeni koruma yaklaşımları geliştirilmiştir. Bunlardan birisi olan entegre koruma anlayışı, korumanın sadece arkeolojik varlıklara odaklanılarak değil ancak çevresiyle birlikte düşünüldüğünde başarılı olabileceği düşüncesine dayanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, kent çeperinde yer alan arkeolojik alanların korunması ve iyileştirilmesi için gerekli parametrelerin ortaya konularak bu alanların kent ile entegrasyonunu sağlayacak bir model önermektir. Literatür araştırması ve benzer çalışmaların incelenmesi neticesinde kentsel entegrasyonun gerçekleşmesi için gerekli müdahaleler mekânsal, çevresel, sosyal ve yönetsel boyutlar özelinde ele alınmıştır. Örnek çalışma alanı olarak Sakarya'da yer alan Justinianus Köprüsü Koruma Alanı belirlenmiştir. Arkeolojik alanın mimari ve tarihi özellikleri, çevresi ile olan ilişkisi incelenmiş, GZFT analizi yapılmış, yerel halkın koruma alanına ilişkin farkındalığının ölçülmesi amacıyla anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Alanda yapılan araştırmalar ve belirlenen faktörler doğrultusunda Justinianus Köprüsü Koruma Alanının kente entegrasyonunun sağlanması için yöntem geliştirilerek öneriler sunulmuştur. Sonuç olarak, kent çeperinde yer alan arkeolojik alanların daha iyi korunabilmesi ve kentin bir parçası olabilmesi adına bu alanların kente entegre edilmesinin gerektiği ortaya çıkarılmıştır. Çalışma sonucunda ortaya çıkan faktörlerin ve araştırma bulgularının kent çeperinde yer alan arkeolojik alanların korunmasıyla ve arkeolojik alanların kente entegrasyonuyla ilgili yapılacak çalışmalara katkı sağlaması beklenmektedir.
Kentsel mekanda yaşanan yabancılaşma bağlamında kamusal sanatın yeri ve önemi, İzmir kıyı bandı örneği
Kent hem Doğu hem Batı dillerinde medeniyet ile ilişkilendirilmiştir. İnsanlık tarihine yön veren medeniyetlerin izleri kentlere yansıması kentin fiziksel mekân olmaktan öte toplumu ortak değerler, inanç ve kültür etrafından birleştiren ve ileriye taşıyan bir yapı olduğunu göstermiştir. Yabancılaşma ise büyük medeniyetlerin önde gelen düşünürlerinin insanın varlığına ilişkin sorgulamalarıyla tartışılmaya başlanmıştır. Yabancılaşmanın izlerine insanın dünyadaki varlığının başlangıcına dair tartışmalarda rastlanmış, ardından toplumun değerleriyle, inançla ve kültürle bağdaşmayan, tanınmayan, bilinmeyenlerin yabancı, yabancılaşmış kişi ile ilişkilendirildiği görülmüştür. Kent, toplumu ortak değerler etrafında birleştirip ileri taşırken zaman içinde gelişen akılcı sistemler, topluma ilerlemeyi sağlayacak yeni imkanlar sunmuş ancak aynı zamanda toplumda uyulması gereken yeni kurallar ve benimsenmesi gereken yeni değerler yaratmıştır. Bu değişim kenti yabancılaşmanın merkezi, Sennett'in deyimiyle "yabancılarla karşılaşmanın kuvvetle muhtemel olduğu insani yerleşim alanı" haline getirmiştir. Kent ve yabancılaşma arasındaki tarihi ve kökensel benzerlik bu iki kavramın birlikte ele alınmasına olanak sağlarken günümüz modern kentlerinin yabancılaşma problemini merkezi olarak gösterilmesi ortaya çözülmesi gereken bir problem koymuştur. Bu çalışmada kentte artan yabancılaşma probleminin tespit edilmesi ve çözümüne katkı sağlanması amaçlanmış, yabancılaşmanın ölçülmesinde sanatın toplumu yansıtma gücünden yola çıkarak kamusal sanatın rolü irdelenmiştir. Çalışmada mekân olarak kent, araç olarak sanat kullanılmış, kent İzmir ile sanat ise kamusal sanat elemanlarından anıt ve heykel örnekleriyle sınırlandırılmıştır. Kent-yabancılaşma-sanat arasındaki kuramsal bağdan yola çıkarak İzmir özelinde kentlilerin kamusal sanat elemanlarına karşı farkındalıkları ve yabancılaşma düzeyleri ampirik yöntemlerle ölçülmüştür. Araştırma sonucunda yabancılaşma düzeyi yükseldikçe kamusal sanat elemanlarına karşı farkındalığın azaldığı ancak kentlilerin ortak değerleri yansıtan kamusal sanat elemanlarına karşı yabancılaşma düzeylerinden bağımsız olarak daha yüksek farkındalığa sahip olduğu görülmüştür.
Kültürel mirasın korunması ve sürdürülebilir kültür turizmi açısından üst ölçekli planların değerlendirilmesi; İzmir ili örneği
Tarihin farklı dönemlerine ait uygarlıkların kültürel birikimleri insanlığa miras olarak bırakılmıştır. Turizmin kültür odaklı gelişimine de olanak sağlayan kültürel miras; ülkenin, bölgenin veya şehrin tanınırlığı, kimliği, kültürün korunarak yaşatılması ve ekonomik değer açısından önem taşımaktadır. UNESCO dünya ülkelerinin kültürel miraslarını korumak amacıyla özgün yerleşimleri dünya tarih mirası listesine alırken; ICOMOS, Avrupa Konseyi, ICCROM vb. kuruluşlar uluslararası sözleşme ve tüzükler ile bu kültür mirasını korumada ve yaşatmada bağlayıcı ilke ve tavsiyeler ortaya koymaktadır. İzmir ili zengin kültürel mirasıyla kültürel turizm gelişimi göstermesi, kültürel mirası barındıran alanları bir çekim noktası haline getirirken, bu alanlar ile turizm arasında etkileşim oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı, kültürel mirasının korunması ve kültürel turizm stratejilerinin planlamada nasıl ele alındığının analiz edilmesi açısından üst ölçekli planları, uluslararası sözleşmeler doğrultusunda inceleyerek bütüncül planlamaya dair bir çerçeve oluşturulmasıdır. Kültürel mirasın korunması ve kültür turizmi konusunda uluslararası sözleşmelerde yer alan hedef ve politikalar planlamaya temel oluşturabileceği gibi, farklı mekânsal ölçekli kararların birbirini yönlendirme ve denetlemesini mümkün kılacak bir kademelenme ve birliktelik sağlayabilir. Bu kapsamda, bölgesel ölçekteki koruma karar ve stratejileri, kentlerin hızla büyüyen ve değişen sistemlerine entegre olma ve kültürel turizmin gelişimi ve kültürel miras yönetiminde önem taşımaktadır. Çalışma sonucunda, zengin kültürel mirasa sahip yerleşimleri koruma, sosyal ve ekonomik kalkınma gereci olarak kültürel turizm aracılığıyla değerlendirmede, üst ölçekli planlar çerçevesinde bölgesel politikaların ve bütüncül planlama yaklaşımlarının uygulanması kapsamında bir çerçeve ortaya konulmuştur.
Endüstriyel miras yapılarının kültür eksenli dönüşüm potansiyeli ve sorunları: İzmir yeni kent merkezi örneği
Endüstrisizleşme ve küreselleşme süreçleri ile neoliberal politikalar, kentlerdeki üretim işlevlerinin, emek maliyetlerinin düşük olduğu ülkelere kaymasına sebep olurken, kent içindeki Fordist üretim tarzındaki üretim ve sanayi alanları da rekabetçi kentlerin küresel ağa eklemlenme çabası içerisinde artık kullanım ve emek değeri ile değil, dönüşüm değeri ile ön plana çıkmaktadır. Bu yapılar özellikle merkezi alanlarda konumlanmış olmakla birlikte önemli bir kent imgesi, endüstriyel ve ekonomik gelişimin bir göstergesidir. Değişen ekonomi politikaları ve yaklaşımlar sonucunda birçok endüstriyel miras yapısı neoliberal politikaların kentteki en önemli silahı olan ekonomik getiri kaygısı içerisinde, koruma kurulu tarafından korunma altına alınmasına rağmen yok edilmiştir. Türkiye'de endüstri mirasının neden korunması gerektiği konusunda giderek artan bir bilinç oluşmuş olsa da nasıl ve kim tarafından korunacağı konusunda eksiklikler bulunmaktadır. Gerçekleştirilen örnekler üzerinden doğru tespitlerin yapılabilmesi bu önemli kent imgelerinin karakterlerini kaybetmeden nasıl yaşatılacağı konusunda gerçekleştirilebilecek dönüşümlere ışık tutacaktır. İzmir liman arkası bölgesi birçok farklı endüstriyel yapının birarada bulunduğu tarihi ve kültürel bir odak olmakla birlikte, kültür endüstrisi potansiyeli düşünüldüğünde bu alanların korunması, yeniden işlevlendirilmesi ve dönüşüm potansiyellerinin değerlendirilmesi araştırmanın ana yaklaşımını oluşturmaktadır. İzmir yeni kent merkezi sınırlarına dâhil olan alanda koruma ve yeniden işlevlendirme süreçlerine farklı inisiyatiflerden nasıl bakıldığının anlaşılabilmesi, Dünya ve Türkiye örnekleri üzerinden başarı ve başarısızlık kriterleri çıkartılarak bu alanların potansiyellerinin ve karşılaşabilecekleri risklerin belirlenebilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda örneklerin ve tarihsel gelişimlerinin irdelenmesi, kurumsallaşma süreçlerinin ve yasal dayanakların araştırılması büyük önem arz etmektedir.
Yayalaştırma uygulamalarının ticari aktivitelerin canlılığı üzerindeki etkileri: Antalya, Abdi İpekçi–Şarampol caddeleri örneği
Kentlerin içsel dinamikleri ile şekillenen göç ve nüfus artışı, kentsel alanlarda hızlı bir değişim ve dönüşüm süreci başlatarak kentlerin çeperlerde büyümesini tetiklemiştir. Artan nüfusa paralel olarak büyümeye başlayan kentler farklı yaşam biçimlerine ve kültürlere sahip kitleleri bir araya getirmiş, farklı yaşam dinamiklerinin bir araya geldiği kentlerde yolculuk talepleri farklılaşmış ve karayollarındaki araç sayıları artmıştır. Bu artış başta çevresel sorunlar olmak üzere pek çok kentsel problemin de ortaya çıkmasına neden olmuştur. Trafik sorunlarına çözüm bulmak amacıyla dünyadaki pek çok yerel yönetim, insan hareketliliği arttırmada ve çevreyi iyileştirmede önemli bir rol oynayan yayalaştırma çalışmaları yapmaya başlamıştır. Yayalaştırma projeleri, günümüzün otomobil odaklı kentlerinde trafik sakinleştirmenin yanı sıra sürdürülebilirliği ve yaşanabilirliği arttırmak için bir kentsel canlandırma stratejisi olarak da uygulanmaktadır. Dolayısıyla yayalaştırma projeleri gerçekleştirildikleri alanlarda, gerek mekânsal canlılığı gerekse ekonomik hareketliliği arttırmada önemli etkiler yaratmaktadır. Bu çalışma ile yayalaştırma uygulamaları sonrasında meydana gelen mekânsal dönüşümün, uygulama yapılan caddelerdeki ticari canlılığı ve mekânsal hareketliliği arttırmadaki etkisi sorgulanmaktadır. Yayalaştırılan alanlardaki mekânsal dönüşümün ve ticari birimlerdeki işlevsel dönüşümün, işletmeler ve alanın canlılığı üzerindeki etkileri değerlendirilerek gelecekte uygulanacak yayalaştırma projelerinin başarılı olabilmesi ve uygulamadaki aksaklıkların en aza indirilebilmesi hedeflenmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Yayalaştırma, Ticari Sokakların Yayalaştırılması, Mekânsal Kalite, Canlılık, İşlevsel Dönüşüm
Kentsel yeşil alanların değişimlerinin, yeterliliklerinin ve erişilebilirliklerinin değerlendirilmesi: Taşkent örneği
Hızlı nüfus artışı ve kırdan kente göç, kentlerin hızla büyümesine ve yayılmasına neden olmakta, kentlerin plansız gelişimi doğal kaynakların yok olmasına neden olmakta, ekolojik çevrenin olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır. Kentsel yeşil alanlar doğal kaynakların ve çevrenin korunması, kentlerin estetiği, kentlilerin mental ve fiziksel sağlığı açılarından kentler için çok önemlidir. Bu nedenle, kentsel alanlarda doğal kaynakların korunması, yeterli yeşil alanların bulunması ve bunların korunması önemlidir. Bu çalışmada uzaktan algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) verileri, analiz ve yöntemleri kullanılarak mevcut yeşil alanların tespit edilmesi, zaman içerisindeki değişimlerinin belirlenmesi, yeterliliklerinin ve erişilebilirliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma alanı olarak, Özbekistan Cumhuriyeti'nin başkenti Taşkent şehri seçilmiştir. Çalışmada Landsat 8 OLI uydu görüntüleri, Open Street Map (OSM) verileri ve demografik veriler kullanılmıştır. Yeşil alanlar 2013, 2019 ve 2022 yılları Landsat 8 OLI uydu görüntülerinden Normalize Fark Bitki Örtüsü İndeksi (NDVI) kullanılarak belirlenmiş, değişimleri tespit edilmiştir. 2022 yılı için OSM verilerinden elde edilen yeşil alanlar ile NDVI analizi sonuçları birlikte değerlendirilerek aktif kentsel yeşil alanlar belirlenmiştir. Yeşil alanların yeterlilikleri, kişi başına düşen alanlar hesaplanarak farklı ülkelerin kentsel planlama standartları ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca, CBS analizleri kullanılarak kentsel yeşil alanların erişilebilirlikleri incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular, Taşkent şehrinde kentsel yeşil alanların zaman içerisinde azaldığını ve yeterli olmadığını ortaya koymuştur. Öte yandan yeşil alanların kent merkezinde yoğunlaştığı ve kent dışına doğru azaldığı, erişilebilirlik açısından da kent merkezinin daha avantajlı olduğu görülmüştür.
Kentsel erişilebilirlik kavramı bağlamında komşuluk üniteleri ve transit odaklı planlama yaklaşımları; Antalya kenti örneği
Komşuluk ünitesi ve transit odaklı gelişme (toplu taşım odakları çevresinde gelişim) kavramları sürdürülebilir bir kentsel gelişme için hayati kavramlar olmasına rağmen kentlerde bu yaklaşımların uygulamaya geçirilmesi aşamasında eksiklik ve yetersizlikler gözlemlenmektedir. Bahsi geçen yaklaşımların yeterince uygulamaya geçirilememesi özellikle toplu taşıma, bisiklet ve yaya erişebilirliği bağlamında düzensiz ve çarpık bir kentsel gelişim ortaya çıkarmıştır. Toplu taşıma, bisiklet ve yaya odaklı planlamanın yetersizliği, ulaşımda bireysel otomobil kullanımının cazibesinin her geçen gün daha da artmasına neden olmakta, bu da hareketsizlik, hava kirliliği, karbon salınımı, küresel iklim değişikliği vb. konular bağlamında kentlerde yaşayan bireylerin sağlıklı ve kaliteli bir çevrede yaşam sürebilme imkân ve kabiliyetlerini giderek azaltmaktadır. Dolayısı ile bu çalışmanın amacı kentsel erişilebilirlik konusu bağlamında komşuluk ünitesi ve transit odaklı gelişme kavramlarının sürdürülebilir bir kentsel gelişme açısından nasıl tasarlanabileceğini ortaya koymak ve bu konuda çalışan araştırmacı ve karar vericilere katkı sağlamaktır. Tezin hipotezi transit odaklı gelişme ve komşuluk ünitesi yaklaşımının kentsel erişilebilirliği kayda değer oranda iyileştireceği üzerine kurulmuştur. Bu kapsamda kentsel erişilebilirlik, transit odaklı gelişme ve komşuluk ünitesi olarak 3 temel alanda detaylı bir literatür araştırması ortaya konmuştur. Literatür araştırmalarından elde edilen birikim çalışma alanları için önerilen planlama yaklaşımlarının olgunlaştırılmasında kullanılmıştır. Çalışma alanı olarak üst ölçekte Antalya kent bütünü ve alt ölçekte Konyaaltı, Uncalı mahallesi seçilmiştir. Çalışma alanlarında öncelikle komşuluk ünitesi ve TOG yaklaşımları bağlamında ilk aşamada planlar ve mevcut durum analizleri sonrasında GZFT analizleri yapılarak temel sorunlar ve potansiyeller belirlenmiştir. İlgili alanlarda yapılan literatür araştırmaları ve GZFT analizleri öncülüğünde geliştirilen öneriler transit odaklı gelişme komşuluk ünitesi odaklı kavramsal şemalar biçiminde ve detaylı açıklamalarla desteklenerek bu ve benzeri konularda çalışan kent planlamacı, araştırmacı ve karar vericilere yol göstermek üzere sunulmuştur. Çalışma alanlarında komşuluk ünitesi ve TOG yaklaşımları bağlamında geliştirilen kavramsal şema ve öneriler pek çok kentin mevcut planlama süreçlerinde dikkate alınmayan fakat uygulanması halinde kentin toplu taşım, bisiklet ve yaya erişebilirliğini önemli ölçüde iyileştirebilecek bir planlama yaklaşımı sunması açısından bu ve benzeri konularda çalışan kent planlamacı, araştırmacı ve karar vericilere önemli bir katkı sağlama potansiyeline sahiptir.
Antalya kentinin son 50 yıllık planlama sürecinde yeşil altyapı sistemindeki değişimin incelenmesi
Sanayileşme süreciyle birlikte, Dünyada yaşanan üretim biçimindeki değişimler, tüketim alışkanlıkları, hızlı nüfus artışı, teknolojideki yenilikler, ulaşım ve inşaat sektörlerinde yaşanan gelişmeler kentsel büyümenin hızını daha da arttırmıştır. Özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren izlenen hızlı nüfus artışları ile günümüzde kentsel nüfus oranı %60'lara ulaşmış, yakın gelecekte ise %70'lere ulaşacağı öngörülmektedir. Bu gelişmeler hem kentlerin çeperlerine doğru hızla yayılmasına hem de kent içindeki açık alanların yapılaşmasına yol açmıştır. Yaşanan hızlı, dengesiz ve plansız gelişim kent içindeki ve kent çeperindeki doğal ve ekolojik kaynakları tahrip etmiştir. Bu bağlamda, dengesiz ve plansız kentsel büyümenin olumsuz etkilerini azaltarak daha dirençli kentlerin oluşturulması için son yıllarda başvurulan en önemli uygulamalardan biri yeşil altyapı sistemidir. Kent bütününde yeşil altyapı bileşenlerinin birbirleri ile ilişkisi kurularak planlanması durumunda kentlerin ekolojik alanlarının tahrip edilmemesi, kırsal alanlar ve kentsel alanlar arasındaki geçişi kontrol ederek planlı kentsel büyümenin yönlendirilmesine katkı sağlayarak kent makro-formunun belirlenmesine olumlu etkileri olacaktır. Bu genel çerçevede, örneklem alanı olarak seçilen Antalya kentinin geçmişten günümüze kentsel büyümenin artması ile oluşan arazi kullanımındaki değişimin etkisi ile yeşil altyapı sisteminde izlenen değişimin birbirleri ile ilişkisi tespit edilerek planlama açısından geleceğe yönelik mekansal gelişme stratejileri seti oluşturulması hedeflenmektedir. Aynı zamanda kentsel büyümenin daha kontrollü olabilmesi ve plansız gelişimin olumsuz etkilerini en aza indirebilmek için yeşil altyapı sistemlerinin yıllar içinde nasıl bir etkisi olduğunun, mevcut durumdaki yeşil altyapı bileşenlerinin belirlenmesini ve gelecekte nasıl planlanması gerektiğine dair önerilerin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Diğer bir ifadeyle, planlama sürecinde alansal, noktasal ve çizgisel yeşil altyapı sistemlerinin kent bütününde birbirine bağlanarak bütünleşik doğal sistemlerin oluşturulması, parçalı yaklaşımlarla kentsel alanlarda oluşan fonksiyonel kayıplar dengelenerek ekosistemin korunması büyük önem taşımaktadır. Yeşil altyapı bileşenleri; merkez, alan ve bağlantılardan oluşmaktadır. Alansal nitelikler sergileyen merkezler; yeşil altyapı ağlarını birbirine kenetleyen yaban yaşamı ve ekolojik süreçlerin birbirine doğru hareketlerinin başlangıç ve varış noktalarını içine alan geniş habitat alanları olarak açıklanabilir. Noktasal özelliğe sahip alanlar; geniş bağlantılı iletişim alanları ve bölgesel sürdürülebilirlik sistemleri olmamasına rağmen ekolojik ve sosyal değerlere katkı sağlayan küçük yeşil bölgeler olarak tanımlanabilir. Çizgisel mekanlardan oluşan bağlantılar ise; yaban hayatı popülasyonlarının sürekliliği ii açısından önem taşıyan, sistemi bir arada tutarak tarihi alanların korunmasını sağlayan, rekreasyonel kullanımlar için fırsatlar oluşturan mekansal izlerdir. Bu doğrultuda, çalışmanın üç aşaması bulunmaktadır. İlk aşamada; Antalya kentinin geçmiş yıllara ve günümüze Corine verileri ve Antalya'nın imar planları kullanılarak arazi kullanımındaki değişimler incelenerek kent bütününde yaşanan hızlı, denetimsiz ve plansız kentsel büyümenin olumsuz etkileri ve yeşil alan sitemlerindeki değişimler tespit edilecektir. İkinci aşamada kentteki ormanların, bölge parklarının, koruma alanlarının, kentsel cep parkların, akarsuların, taşkın alanlarının ve koruma koridorlarının merkezler, alanlar ve bağlantılar olmak üzere yeşil altyapı bileşenleri kapsamında incelenecektir. Son olarak üçüncü aşamada; üretilen tüm haritalar ile Antalya kentinin kentsel büyüme ve yeşil altyapı sistemlerinin birbiri üzerindeki ilişkileri ve etkileşimleri planlama yönünden değerlendirilecektir. Bu çerçevede, çalışmada kullanılan veriler ile kentsel büyüme ve yeşil altyapı sistemlerine yönelik yapılan detaylı dönemsel analizler neticesinde, son 50 yılda verilen plan(lama) ve arazi kullanım kararlarının Antalya kentinin makro-form oluşumunu ve aynı zamanda alansal, noktasal ve çizgisel ekolojik alanlarını ve bölgelerini önemli düzeyde etkilediği tespit edilmiştir. Ayrıca Antalya kentinin yeşil altyapı ve kentsel büyüme arasındaki ilişkisi tespit edilerek, kentin sahip olduğu mevcut yeşil altyapı sistemlerinin sürdürülebilmesi ve kentsel büyümeye karşı daha dirençli olabilmesi için planlama açısından öneri yeşil altyapı bileşenleri ve stratejilerinden oluşan bir veri seti sunulacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Arazi Kullanımı, Kentsel Büyüme, Sürdürülebilirlik, Yeşil Altyapı Sistemleri
Tarihi dokudaki kimlik oluşumunun ve değişiminin morfolojik analizi: Antalya Kaleiçi
Bu çalışma, Antalya kentinin tarihsel çekirdeğini oluşturan Kaleiçi kentsel sit alanının mekânsal dönüşümünü, morfolojik gelişimini ve koruma planlama süreçlerini kentsel planlama ve koruma bağlamında incelemektedir. Araştırmada, Kaleiçi'nin Hellenistik dönemden günümüze uzanan fiziksel ve mekânsal evrimi, tarihsel katmanları ile kentsel formundaki değişimler ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir. Cumhuriyet dönemi sonrası hazırlanan koruma amaçlı imar planları, plan kararları ve mekânsal stratejiler, Kaleiçi'nin özgün dokusu ve morfolojik bütünlüğü üzerindeki etkileri açısından analiz edilmiştir. Bulgular, Kaleiçi'nin mekânsal karakterinin biçimlenmesinde tarihsel süreklilik, topografik yapı, planlama yaklaşımları ve koruma kararlarının belirleyici unsurlar olduğunu göstermektedir. Çalışma, kentsel kimlik kavramını destekleyen ancak Antalya'nın genel kent kimliğinden ziyade Kaleiçi özelinde morfolojik çözümleme, tarihsel katmanlaşma ve plan kararları ekseninde şekillenen bir yaklaşım sunarak, gelecekteki koruma ve planlama çalışmalarına yol gösterici öneriler geliştirmektedir.
Bölgesel ekonomik kalkınma ve kırılganlık- dayanıklılık ilişkisi: Denizli Sanayi Kümesi örneği
Günümüz küresel ekonomik ortamı, sıkça meydana gelen ve derin etkiler yaratan çeşitli şoklar ve krizlerden etkilenmektedir. Bu krizler hem ulusal hem de küresel düzeyde çeşitli sorunlar yaratarak sektörler üzerinde ciddi ekonomik etkilere yol açmaktadır. Krizler, sektörel ve mekansal boyutlarda farklı sonuçlar doğurmaktadır. Bu farklılaşmalar, krizlere adaptasyon ve dirençlilik kazanma anlamında bölgelerin ve sektörlerin farklı ölçeklerde ele alınmasını gerektirmekte ve bu kapsamda yerel ve ulusal düzeyde krizlerin nasıl tecrübe edildiğini ve etkilerinin nasıl yönetildiğini anlamak açısından farklı çözümlere ışık tutabilmektedir. Özellikle bazı sektörler kriz dönemlerinde diğer sektörlere göre göre daha çok etkilendiği görülmektedir. Bu durum, sektörlerin şoklara karşı geliştirdiği direnç ve uyum stratejileri ile doğrudan ilişkilidir. Krizlerin etkilerini minimize etmek ve sürdürülebilir bölgesel kalkınmayı sağlamak ve amacı ile bölgelerin ve sektörlerin özel koşulları ve ihtiyaçları göz önünde bulundurularak, hedeflenmiş strateji ve politika önlemleri geliştirilmesi gerekmektedir. Çalışmanın temel amacı, sanayi bölgelerinde bölgesel kalkınma politikalarının etkin bir şekilde benimsenip benimsenmediğini araştırmak ve 2000 yılından bu yana yaşanan krizlerde etkilenme düzeyleri üzerindeki etkilerini incelemek ve bölgenin kırılganlıklarını belirlemektir. Çalışmada bir dönemin Anadolu Kaplanı olarak tanımlanan Denizli sanayisi üzerinde bir alan araştırması tasarlanmış ve üç yıldız analizi sonuçları doğrultusunda öne çıkan tekstil sektöründe faaliyet gösteren 118 firma ile yarı yapılandırılmış görüşme formu üzerinden yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Popülasyonunu özelliklerini daha iyi anlamak amacı ile tabakalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Görüşmeler sonucunda elde edilen veriler çapraz tablolar, korelasyon ve regresyon modeli ile analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Yapılan analizlerde, görüşülen 118 firmadan 36'sının yerleşim alanları içinde faaliyet gösterdiği, 63'ünün sanayi bölgelerinde yer aldığı ve 19'unun Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir. Bu dağılım, firmaların yer seçimlerinin kriz dönemlerindeki etkilerini anlamak, firma özelliklerini açıklamak ve firmalar arası iş birliklerinin seviyesini değerlendirmek açısından önemli bir bağlam sunmaktadır. Literatür taramasından yola çıkılarak belirlenen göstergeler ışığında sektörün kırılgan olduğu değişkenler tanımlanmış ve bulgular sonucunda görüşülen firmaların büyük bir kısmında, teknolojik uyum faaliyetleri, araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) faaliyetleri, nitelikli işgücü istihdamı, çevresel adımlar (yeşil dönüşüm faaliyetleri), yenilenebilir enerji kullanımı ve sürdürülebilirlik politikaları konularında farkındalık düzeylerinin yetersiz olduğu belirlenmiştir. Bu eksiklikler, firmaların kriz dönemlerinde daha fazla olumsuz etkilenmelerine neden olmakta ve çeşitli türlerdeki krizlerle başa çıkma kapasitelerini sınırlamaktadır. Yapılan analizler, yer seçiminin krizlere karşı dayanıklılık üzerindeki etkilerini de ortaya koymuştur. Firmaların yer seçimlerinin, sürdürülebilirlik stratejilerinin farkındalığı ve uygulanması üzerinde belirgin bir etkisi olduğu ve bu durumun krizlere karşı dayanıklılık üzerinde önemli bir rol oynadığı gözlemlenmiştir. Bu bulgular, kriz dönemlerinde firmaların daha iyi bir yönetim ve dayanıklılık geliştirmelerine yönelik stratejik politika ve planlama önerilerinin kapsamlı bir şekilde sunulmasını gerektirmektedir. Çalışma sonucunda firmaların olası krizler karşısındaki kırılganlıklarını azaltmaya yönelik politika ve planlama önerileri sunulmaktadır.
Kentsel dönüşümün lokomotifi olarak Tuna ve Sava nehirleri – Belgrad kıyısının gelişim süreci
Bu tez çalışması, Belgrad şehrinin Tuna ve Sava nehirleriyle kurduğu tarihsel, mekânsal ve stratejik ilişkiyi inceleyerek, kıyı bölgelerinin kentsel dönüşüm süreçlerindeki rolünü analiz etmektedir. Temel amaç, Belgrad kıyı alanlarının tarihsel ve güncel plan belgeleri ışığında nasıl evrildiğini ortaya koymak ve bu süreci Tuna nehri kıyısında yer alan diğer başkentler – Viyana, Budapeşte ve Bratislava – ile karşılaştırarak, Belgrad'ın özgün pozisyonunu daha geniş bir Avrupa bağlamında değerlendirmektir. Araştırmada nitel analiz yöntemi benimsenmiş, Belgrad'ın 1923, 1950, 1972, 1985, 2003/2021 ve 2022/2041 yıllarına ait Genel Kentsel Planları sistematik olarak incelenmiştir. Bu belgelerde nehir kıyılarına atfedilen işlevler, mekânsal öncelikler ve önerilen müdahaleler analiz edilmiş, ayrıca Belgrade Waterfront, Lineer Park ve Dostluk Parkı gibi üç güncel proje mekânsal analizler ve görsel karşılaştırmalar aracılığıyla değerlendirilmiştir. Belgrad örneği, Viyana, Budapeşte ve Bratislava ile karşılaştırmalı olarak analiz edilmiş; bu analiz beş stratejik kriter çerçevesinde gerçekleştirilmiştir: kamusal alan organizasyonu, nehir-şehir entegrasyonu, sosyo-ekolojik yaklaşımlar, kültürel kimlik ve katılım. Söz konusu kriterler literatürden değil, doğrudan analiz edilen kent strateji belgelerinden türetilmiş ve bu yönüyle çalışmaya kuramsal ve uygulamalı özgünlük kazandırmıştır. Elde edilen bulgular, Belgrad kıyı şeridinin üç temel dönüşüm modeliyle şekillendiğini göstermektedir: yoğun yeniden yapılandırma (ör. Belgrade Waterfront), kademeli adaptasyon (ör. Donji Dorćol - Lineer Park) ve kamusal süreklilik (ör. Dostluk Parkı). Bu modeller, Belgrad'ın nehirle kurduğu çok katmanlı ilişkinin farklı mekânsal yansımalarını temsil etmektedir. Karşılaştırma analiz ise Belgrad'ın sahip olduğu güçlü fiziksel ve sembolik potansiyele rağmen, katılım mekanizmaları, stratejik plan bütünlüğü ve ekolojik duyarlılık gibi alanlarda diğer Tuna metropollerinin gerisinde kaldığını ortaya koymuştur. Bu çalışmanın özgünlüğü, yalnızca fiziksel mekânın değil, aynı zamanda kolektif hafıza, kültürel kimlik, yönetişim biçimleri ve toplumsal katılımın da planlama analizine dahil edilmesinde yatmaktadır. Ayrıca, mekânsal analizlerin görsel verilerle desteklenmesi ve özel olarak geliştirilen grafikle dönüşüm modellerinin zamansal-fonksiyonel yansımalarının gösterilmesi, çalışmanın uygulanabilirliğini artırmıştır. Tez, hem teorik hem de pratik açıdan katkı sunmayı hedeflemektedir. Kuramsal olarak, kamusal alan kuramı, kültürel peyzaj, sürdürülebilir kent kuramı ve ekosistem hizmetleri gibi yaklaşımlarla ilişkili çok boyutlu bir tartışma ortaya konmuştur. Pratik olarak ise, Türkiye'deki kıyı kentleri (ör. İstanbul, İzmir, Mersin) ile Sırbistan'daki karar vericiler ve kent plancıları için mekânsal strateji geliştirme, katılımcı planlama ve sürdürülebilir dönüşüm açısından referans teşkil edebilecek öneriler sunulmuştur. Bununla birlikte, bazı belge ve projelere erişimin sınırlı olması, ayrıca projelerin henüz tamamlanmamış olması, çalışmanın belli kısıtlarını oluşturmaktadır. Gelecekte yapılacak çalışmalar, daha fazla örnek alan, kullanıcı görüşleri ve uzaktan algılama gibi dijital araçlarla zenginleştirilebilir. Sonuç olarak, bu tez, nehirlerin yalnızca doğal kaynaklar değil, aynı zamanda kolektif hafızayı taşıyan, stratejik planlamayı yönlendiren ve kent kimliğini yeniden kuran mekânlar olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda çalışma, Belgrad özelinde geliştirilmiş olsa da, tüm kıyı kentleri için uygulanabilir, karşılaştırmalı ve bütüncül bir model sunmaktadır.
Hava kirliliği ve kentleşme ile COVID-19 ilişkisinin coğrafi bilgisistemleri kullanılarak belirlenmesi
Hava kirliliği, ekolojik dengeyi bozan ve insan sağlığına zarar veren en önemli çevre sorunlarındandır. Kentleşmeyle birlikte artan nüfus, sanayi faaliyetleri, fosil yakıt kullanımı, motorlu taşıt kaynaklı egzoz emisyonları gibi unsurlar, atmosferde zararlı gazların birikmesine yol açmakta; bu durum hem hava kalitesini düşürmekte hem de solunum yolu hastalıklarının artmasına neden olmaktadır. Son yıllarda, özellikle COVID-19 gibi solunum yolu hastalıkları ile hava kirliliği arasındaki ilişkinin ortaya konması, hava kirliliğinin halk sağlığı üzerindeki etkilerine yönelik farkındalığın artmasına neden olmuştur. Bu nedenle, yaşanabilir bir çevre ve sağlıklı toplumlar için hava kalitesinin korunması büyük önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasında, hava kirliliği ile COVID-19 pandemisi arasındaki ilişki, uzaktan algılama yoluyla elde edilen uydu verilerinin Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamında analiz edilmesiyle incelenmiştir. Çalışmada hava kirliliği ve kentleşme ile COVID-19 vakaları arasındaki ilişkinin uzaktan algılama verileri ve CBS teknikleri kullanarak analiz edilmesi amaçlanmıştır. Türkiye genelinde ve beş büyükşehir (İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya) özelinde gerçekleştirilen analizlerde, 2019–2022 yılları arasında karbonmonoksit (CO), kükürtdioksit (SO₂), azot dioksit (NO₂) hava kirleticilerine ilişkin veriler Sentinel-5P uydu verilerinden Google Earth Engine (GEE) platformu kullanılarak elde edilmiştir. Uydu verileri, Türkiye sınırları ve bulut maskesi uygulanarak aylık ortalamalar hâlinde işlenmiş ve daha sonra tematik haritalara dönüştürülmüştür. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının hava kalitesi izleme istasyonlarından alınan CO, SO₂, NO₂ verileri ve uydu verileri karşılaştırılmıştır. COVID-19 vaka verileri, 2021 yılına ait haftalık bazlı verilerden aylık verilere dönüştürülerek grafiksel analizler yapılarak incelenmiş ve alınan veriler ile beş büyükşehir uydu verileri arasındaki ilişkiyi görmek için çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Beş büyükşehir için istasyon verileriyle, aynı noktalara karşılık gelen uydu verileri karşılaştırılmış ve bu sayede iki veri kaynağı arasındaki tutarlılık analiz edilmiştir. Kent yerleşim alanları ve termik santral alanları mekânsal olarak haritalandırılmış ve uydu görüntüleriyle birlikte değerlendirilmiştir. Kentsel yerleşim alanları, Organize Sanayi Bölgesi (OSB) alanları, termik santraller, nüfus gibi sosyo-mekansal değişkenlerle COVID-19 vakaları arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Elde edilen bulgular, hava kirliliğinin sadece çevresel bir sorun olmakla kalmayıp halk sağlığı açısından da önemli sonuçları olduğunu ortaya koymaktadır. Elde edilen sonuçlar, kent planlaması ve çevre yönetimi açısından yol gösterici niteliktedir. Analizler sonucunda, bazı kirleticilerle COVID-19 vaka sayıları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler saptanmış; hava kalitesi ile vaka sayılarının ilişkili olduğu gözlemlenmiştir. Öte yandan, pandemi döneminde yapılan kısıtlamaların hava kalitesinde iyileşme sağladığı ortaya koyulmuştur. Çalışma hava kirliliğinin halk sağlığı üzerindeki etkilerini bir kez daha ortaya koymakta ve kent planlamasında hava kalitesine daha fazla önem verilmesi gerektiğini göstermektedir.
Kent planlamada demografik dönüşüm etkileri ve yaş dostu kentler, Antalya kenti örneği
Azalan doğurganlık oranları, teknolojik gelişmeler, uzayan yaşam süresi ile doğru orantılı olarak artan yaşlı birey sayısı, dünya çapında toplam nüfus içindeki yaşlı nüfus oranını artırmaktadır. Demografik dönüşüm olarak adlandırılan, yaşlı nüfus oranının artması ile meydana gelen bu değişimler sonucu oluşan sosyo-ekonomik etkiler ve farklılaşan yaşlanma kavramı, şehirlerin yönetim ve planlanmasında yeni yaklaşımlara olan gereksinimi beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda, şehirlerin daha yaşanabilir, katılımcı, kapsayıcı ve sürdürülebilir hale gelmesi için yaş dostu planlama önem kazanmaktadır. Yaş dostu kent planlama, şehirlerin fiziksel ve sosyal çevrelerini yaşlılar için daha erişilebilir kılmayı ve yaşam kalitelerini yükselten mekanlar haline getirmeyi hedefleyerek yaşlı bireylerin ihtiyaçlarını önceliklendiren, erişilebilir ve güvenli mekanların oluşturulmasını amaçlamaktadır. Bu çalışma, hızla yaşlanan nüfusun kentsel yaşam üzerindeki etkilerini inceleyerek yaş dostu kent kavramının şehir planlama süreçlerine nasıl entegre edilebileceğini araştırmaktadır. Yaş dostu kent olarak adlandırılan planlama anlayışı, yaşlılıkta yaşam kalitesini iyileştirmeyi, aktif ve sağlıklı yaşlanmayı amaçlayan politikaları benimsemektedir. Yaş dostu şehirler, kentin daha kapsayıcı olması için insan merkezli bir yaklaşım esasını benimseyerek şehirlerin tüm sakinleri için daha iyi yaşam koşulları sunmasını sağlamaktadır. Buradan hareketle çalışma, aktif yaşlanma ve yaş dostu kent ilkeleri bağlamında Türkiye için öneriler oluşturmayı ve literatüre katkı sağlamayı hedeflemektedir. Bu bağlamda, nüfus yaşlanmasının etkileri üzerinde durularak Antalya ilinde yaş dostu kent planlaması ile yaşlı nüfusun yaşam kalitesini nasıl iyileştirebileceği Dünya Sağlık Örgütü yaş dostu kent planlaması kriterleri ve gereklilikleri referans alınarak erişilebilirlik, güvenlik, ulaşım ve sosyal katılım gibi alanlarda incelenmiştir. Çalışma alanı olarak, halihazırda Türkiye' de en çok yaşlı dostu sosyal tesise sahip il olan, yaş dostu kentler ağına Türkiye'den ilk üye olan yerleşim ünvanına sahip ve Raoul Wallenberg Enstitüsünün İnsan Hakları Kentleri çalışmasına dahil olan, yaşlı dostu kente dönüşüm bağlamında potansiyeller içermesi ve küresel çapta etkin olması nedenleriyle Antalya ili, Muratpaşa ilçesi ön plana çıkmıştır. Buradan hareketle tarihi, turistik yapısı ve %31 ile en fazla yaşlı nüfusu barındıran Bahçelievler Mahallesi örneklem alan olarak seçilmiştir. Antalya'nın mevcut durumu analiz edilerek, yaş dostu kent prensibinin bu şehre nasıl entegre olabileceği üzerine odaklanılarak Antalya'nın daha yaşanabilir, kapsayıcı, sürdürülebilir ve hem bireysel hem de toplumsal düzeyde yaşam kalitesi yüksek yaş dostu bir şehir olma hedefine nasıl katkı sağlayabileceği irdelenmiştir Çalışmada, vaka analizi/ yerinde gözlem ve literatür taraması metotları kullanılarak yaş dostu planlama ilkeleri çerçevesinde yapılan akademik çalışmalar ve uygulama örnekleri incelenmiştir. Araştırma sonucu elde edilen bulgular kapsamında mekânsal ve sosyal politikalar önerilerek bunların Bahçelievler Mahallesi üzerinde nasıl uygulanabileceği ele alınmıştır. Bu doğrultuda, Bahçelievler Mahallesi'nde yaş dostu kent kriterlerinin mevcudiyeti görseller ve haritalar üzerinden incelenmiştir. Çalışma sürecinde Antalya'daki mevcut kentsel planlama belgeleri, yerel yönetim politikaları ve yaşlı bireyler için sunulan hizmetler irdelenmiştir. Ayrıca, WHO'nun yaş dostu kent kriterleri esas alınarak mahalledeki erişilebilirlik, hareketlilik, sosyal katılım ve güvenlik gibi temel başlıklarda mevcut durum tespit edilmiştir. Bulgular, mahallenin yaş dostu kent ilkelerine kısmen entegre olduğunu gösterse de özellikle fiziksel erişilebilirlik ve yaş dostu özelliklerin eşit dağılımı açısından yetersiz kalındığını ortaya koymaktadır. Çalışmada, bu sorunları çözmek için, mahallenin doğal, tarihi ve turistik özelliklerini korumak ve yaşlılara uygun, kapsayıcı bir ortam oluşturmak arasında denge kuran planlı ve kapsamlı müdahalelere ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır. Araştırmanın sonucunda, Bahçelievler Mahallesi özelinde uygulanabilecek yaş dostu kent stratejileri geliştirilmiş, bu stratejilerin mahalleyi daha kapsayıcı, dayanıklı ve sürdürülebilir hale getirebileceği ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda önerilen mekânsal ve sosyal politikaların, Antalya gibi gelişen kentlerde hem güncel ihtiyaçlara çözüm getireceği hem de geleceğin şehirleri için örnek oluşturabileceği öngörülmektedir. Antalya'nın doğal ve kültürel mirasına saygılı bir planlama anlayışı çerçevesinde geliştirilecek yaş dostu akıllı kent politikaları, yalnızca yaşlı nüfus için değil tüm kentliler için kapsayıcı daha erişilebilir ve yaşanabilir bir çevre oluşturulmasına katkı sunacaktır.
İstanbul'da ileri yaş gruplarında ulaşım engellerinin ve alternatif ulaşım çözümlerinin değerlendirilmesi
Erişilebilirliğin kentliler bağlamında doğru ve fayda sağlayıcı bir şekilde iyi bir sistem aracılığıyla sağlanması işi elbette ki günümüz büyükşehirlerinde çözülmesi gereken başlıca meselelerden biridir. Kentliler içerisinden erişilebilirlik anlamında hem sosyal hem fiziksel açıdan bazı engellere ve kısıtlamalara daha fazla maruz kalarak sorunların üstesinden gelmeye çalışmak suretiyle yaşamını devam ettirme çabası süren ileri yaş gruplarındaki kent sakinleri, belki de bu konuda en fazla görmezden gelinen gruplardır. Bu tezde halihazırda gündemde olan, İstanbul Sürdürülebilir Hareketlilik Planı'nın bu konuya ilişkin bakış açısının ve üretilen çözümlemelerin sınırlılığı tartışılmıştır. Bu çalışma, bahsedilen dezavantajlara yaş alma ile birlikte birtakım fiziksel kısıtlamalara maruz kalma durumu da artmış olan, ileri yaş gruplarının seyahat türlerinin incelendiği bir keşfedici araştırmadır. Bu bağlamda kent içi hareketliliğin yoğun olduğu, nüfusu her yıl yaşlanan ve hareketliliğin çeşitliliğin de yüksek düzeyde olduğu bir alan olarak, İstanbul Kenti çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Çalışmadaki odak grup 50 yaş ve üzeri kentlilerdir. Kullanılan seyahat türleri içerisinden sarkaç ve kişisel hareketlilikler incelenmiştir. Bu anlamda İstanbul örneği değerlendirilirken, bilimsel araştırmada literatür taraması yapılmış ve anket kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan anket, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmıştır. Ayrıca bu anket verileri ulaşım planlarında halen kullanılmakta olan, geçerli bir ankettir. Anket verileri çapraz sorgu mantığıyla derlenip, çalışma konusuna ışık tutan veriler elde edilmiştir. Bahse konu verilerin analizi aşamasında ANOVA analizi kullanılmıştır. ANOVA analizi sonucunda: Hareketlilik düzeyi anlamında ilçe grupları arasında anlamlı bir fark tespit edilmiştir. Ayrıca buna bağlı olarak, ulaşımda belirtilen sorunların oranında da ilçe grupları aralarında anlamlı bir fark bulunmaktadır. Bu tezde ulaşım engelleri konusunda, alternatif ulaşım önerilerinin ne gibi olanaklar sunabileceğinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Ayrıca tezin, gelecek çalışmalara yol göstermesi ve bir altlık oluşturması beklenmektedir.
Google Earth Engine platformu kullanılarak mevcut güneş tarlalarının belirlenmesi ve güneş tarlaları için yer seçimi
Yenilenebilir enerji kaynakları iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin azaltılması, sürdürülebilirlik ve çevresel değerlerin korunması açısından önemlidir. Bu çalışmada, yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş enerjisine yönelerek önce güneş tarlalarının mevcut konumlarının uzaktan algılama verileri ve makine öğrenme algoritmaları ile tespit edilmesi, sonrasında da yeni yapılabilecek kurulum alanları için uygun yer seçimi önerilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada başlıca üç aşama bulunmaktadır: (i) Mevcut güneş tarlalarının Makine Öğrenme Algoritmaları kullanılarak belirlenmesi, (ii) Güneş tarlaları için uygun alanların Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) tabanlı Çok Kriterli Karar Analizi (Multi-Criteria Decision Analysis - MCDA) yöntemleri kullanılarak tespit edilmesi ve (iii) Mevcut güneş tarlaları ile potansiyel alanların karşılaştırılması ve değerlendirilmesi. İlk aşamada çalışma alanı olarak belirlenen Antalya ili için sahip olduğu mevcut güneş tarlası kurulu gücünün bulut tabanlı Google Earth Engine (GEE) Platformu kullanılarak Rastgele Orman (Random Forest - RF), Destek Vektör Makineleri (Support Vector Machines - SVM) ve Sınıflandırma ve Regresyon Ağaçları (Classification and Regression Trees - CART) Makine Öğrenme Algoritmaları aracılığıyla sınıflandırma yapılması ile güneş tarlalarının tespit edilmesi üzerine çalışılmıştır. Kullanılan uydu görüntülerine; Arazi Yüzey Sıcaklığı, Dijital Yükseklik Modeli (Digital Elevation Model - DEM) ve bitki örtüsü, su, toprak, nem ve kentsel alanlara ilişkin indeks görüntüleri, ek bant olarak eklenmiş ve hiper parametre ayarlaması yapılmıştır. Ek bantların doğruluk sonuçları üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Sınıflandırma algoritmalarının doğrulukları Hata Matrisi ve McNemar's Test yöntemleri ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre Antalya ili için güncel güneş tarlası haritası oluşturulmuştur. İkinci aşamada MCDA yöntemleri ile güneş tarlaları için uygun alanların tespit edilmesi amacıyla yer seçimi yapılmıştır. Bu aşamada Analitik Hiyerarşi Süreci (Analytic Hierarchy Process, AHP) ve İdeal Çözüme Benzerliğe Göre Sıralama Tekniği (Technique for Order Preference by Similarity to Ideal Solution, TOPSIS) yöntemleri kullanılmıştır. Literatür taraması ve uzman görüşleri doğrultusunda iklim, lojistik ve coğrafyaya yönelik kriterler belirlenmiştir. Belirlenen kriter haritaları oluşturulduktan ve kriter ağırlıkları elde edildikten sonra AHP için Ağırlıklı Çakıştırma (Weighted Overlay) analizi, TOPSIS için Ters Mesafe Ağırlıklandırması (Inverse Distance Weighted, IDW) enterpolasyon yöntemi kullanılarak potansiyel açıdan uygun alan haritaları oluşturulmuştur. Son aşamada ise tespit edilen mevcut güneş tarlası alanları ile belirlenen uygun alanlar karşılaştırılmış ve sonuçları planlama açısından değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, mevcut güneş tarlalarının belirlenmesinde en doğru sonucu %89 genel doğruluk değeri ile SVM algoritması vermiştir. Genel doğruluk değeri RF algoritması sonucu için %86, CART algoritması sonucu için ise %72 olarak hesaplanmıştır. Hata Matrisi ile elde edilen bu değerler, McNemar's Test ile yapılan ikili karşılaştırma matrisi sonucunda tutarlı ve anlamlı çıkmıştır. Yer seçimi sonuçlarına göre AHP ile çalışma alanının %27,46'sı güneş tarlası yer seçimi için çok uygun çıkmıştır, TOPSIS sonuçlarında da bu oran %34,93'tür. AHP ile elde edilen sonuçlar daha detaylı iken; TOPSIS ile elde edilen sonuçlar enterpolasyonun etkisiyle daha genelleyici bir dağılım göstermiştir. AHP ve TOPSIS ile elde edilen çok uygun alanların kesişimi alındığında ise bu oranın %15,28 olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Dayanıklı kentlerin inşası sürecinde tarihi çevrenin korunması: Hatay, Antakya örneği
Dayanıklılık; ekolojik, sosyal ve fiziksel sistemlerin dışsal şoklara, ani değişimlere ve risk unsurlarına karşı adaptasyon yeteneğini tanımlayan çok boyutlu bir kavram olup (Folke, 2006), özellikle kentleşme, iklim değişikliği ve doğal afetler gibi tehditlere karşı sistemlerin ayakta kalabilme ve dönüşebilme kapasiteleri açısından büyük önem taşımaktadır. Ancak bu kavramın tarihî çevreler özelinde ele alınışı literatürde oldukça sınırlıdır; geçmişin değerlerini koruyarak geleceğe aktarma amacı güden, aynı zamanda afet risklerine karşı fiziksel ve yönetsel dayanıklılığı hedefleyen bütüncül yaklaşımların eksikliği dikkat çekmektedir (Jigyasu, 2002). Oysa tarihî çevrelerin korunması yalnızca kültürel bir sorumluluk değil, aynı zamanda kentlerin sosyo-mekânsal belleğini ve kimliğini devam ettirmesi açısından stratejik bir gerekliliktir. Bu nedenle koruma planlaması, mevcut değerlerin muhafazasını olduğu kadar, bu alanların gelecekte karşılaşılabilecek depremler, seller ve yangınlar gibi afetlere karşı dayanıklı hâle getirilmesini de içermelidir (UNESCO, 2011).Türkiye gibi zengin kültürel mirasa sahip ülkelerde, bu değerler yasal mevzuattaki eksiklikler, koruma ve yönetim süreçlerindeki koordinasyon yetersizlikleri ile sık yaşanan doğal afetler nedeniyle ciddi tehdit altındadır (Yıldırım, 2012). Dolayısıyla tarihî çevrelerin dayanıklılığı yalnızca fiziksel güçlendirme ile sınırlı tutulmamalı; mekânsal planlama, toplumsal farkındalık, yönetişim ve risk yönetimi gibi bileşenleri içeren bütüncül bir çerçevede ele alınmalıdır (Roders, 2011). Bu bağlamda, bu çalışmanın temel amacı, tarihî çevrelerin sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde, gelecekteki olası tehditlere karşı dayanıklı hâle getirilmelerini amaçlayan bir dayanıklılık yaklaşımı geliştirmektir; böylece yalnızca korunmaları değil, aynı zamanda afetler karşısında işlevselliklerini sürdürebilmeleri de sağlanabilecektir.
Kıyı alanlarında uygulanan kentsel tasarım projelerinin mekânsal değişime ve kullanıcı gruplarına etkisi: Antalya ili örneği
Kentsel kamusal mekân olarak tanımlanan kıyı alanları; toplumu oluşturan bireylerin her birinin eşit ölçüde kullanım hakkının bulunduğu ve bu önemi dikkate alınarak planlanması ve tasarlanması gereken alanlardan oluşmaktadır. Bu mekânların "kamusallık" işlevini sürdürebilmesi için kamuyu oluşturan tüm vatandaşların erişimine ve kullanımına açık olması ve aynı zamanda da teşvik edici olması gerekmektedir. Bu niteliğinin sağlanması için özellikle kentsel doku içerisinde yer alan kıyı alanlarının, tüm vatandaşların eşit olarak kullanabilmesine olanak sağlayacak şekilde tasarlanması gerekmektedir. Değişen yaşam koşulları içerisinde siyasal, ekonomik ve toplumsal değişimler ile birlikte önem kazanan kamusal mekân konusu, özellikle gelişmekte olan ülkeler için kentsel ve toplumsal yapıyı yansıtması açısından büyük önem taşımaktadır. Tüm kentliler tarafından kullanılması hedeflenen ve bu amaçla tasarlanan kentsel kamusal mekânlar her zaman arzulanan sonuçlara ulaşmada yeterli olmamaktadır. Yapılan tez çalışması ile kentsel kamusal mekânda uygulanan tasarım projesinin, kullanıcı gruplarının sosyo-mekânsal farklılaşması üzerindeki etkisinin en aza indirilebilmesi için, planlama, tasarım ve uygulama süreçlerinde, sürece müdahale edilmesi, geliştirilmesi ve değiştirilmesi gereken noktaların tespitinde faydalı olması hedeflenmektedir.
Sinemada mekân kullanımının filmin atmosferine olan etkisi: Türkiye sineması özelinde bir değerlendirme
Planlama ve sinema disiplinlerinin ara kesitinde yürütülen bu çalışmanın amacı; sinemada yönetmen ve sanat ekibi tarafından oluşturulması hedeflenen film atmosferinin mekân kullanım tercihleriyle nasıl şekillendirildiğinin ve izleyici üzerinde filmin bıraktığı mekânsal algıda bu tercihlerin rolünün incelenmesidir. Bu doğrultuda Türkiye Sineması değerlendirmeye alınmıştır. Filmlerin içerisinde karakterler kendi mekân deneyimlerini yaşarken bir yandan da yönetmenin mekân kullanım tercihleriyle birlikte beyazperdenin önündeki izleyicilerin mekân algısı şekillenmektedir. Hem yönetmenin mekânı kullanma biçimi hem de anlatıda karakterin mekân ile olan etkileşimi; senaryoya ilaveten renk, ışık, çerçeve/mizansen ve sesten oluşan film atmosferini iki koldan da beslemektedir. Çalışma bu yüzden film içerisindeki karakterlerin mekân deneyimlerinin iyi analiz edilmesine paralel olarak izleyici üzerinde mekânın etkisinin daha anlaşılır olduğu ve mekânın atmosfere etki edebilmesi için "mekân üretiminin" gerçekleşmesi gerektiği fikrinden yola çıkmaktadır. Bir mekânın üretiminin gerçekleşmesinin; "mekânın deneyimlenmesi" kavramının oluşmasına bağlı olduğunu belirten kent filozofu Henri Lefebvre için kavram üç temel unsurdan oluşmaktadır. Mekânın toplumsal ve zihinsel bir üretim biçimi olduğunu belirten Lefebvre; hem her üretim tarzında ve toplumda mekân üretiminin anlamlandırılmasına hem de zihinsel düzeyde toplumsal ile fiziksel mekânların karşılıklı ilişkilerini incelemeye imkân sağlayan "mekânsal üçlü" analizini önermektedir. Çalışma bu noktada karakterlerin film içerisindeki mekân deneyimlerini önerilen mekânsal üçlü bağlamında incelemiştir. Diğer yandan aslında karakterler ile film süresince etkileşim halinde olan izleyicinin yönetmenin ona sunduğu ölçüde elde ettiği mekân deneyimi ise sinema literatüründe Gillian Rose tarafından "iyi göz" tekniği üzerinden ele alınmıştır. Böylelikle hem karakterin hem de izleyicinin elde ettiği mekân deneyimi bağlamında sinemada mekân üretimin nasıl gerçekleştiği açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmada yöntem olarak hem sosyal bilimlerdeki nitel araştırma yöntemlerinden biri olan "betimsel analiz tekniği" hem de güzel sanatlar eğitiminde kullanılan görsel araştırma yöntemlerinden biri olan "kompozisyonel analiz tekniği" birlikte kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini oluşturan 688 adet film arasında; Türkiye Sineması'nın mekân tercihinde uzun yıllar biricikliğini korumuş İstanbul, çalışmanın mekânsal eksenini oluşturmuştur. Bu doğrultuda daha önce çalışma içerisinde mekânsal analizi yapılmamış olma, yurtdışı film festivallerinde ve güçlü atmosfer yaratımındaki önemi nedeniyle kurgu dalında herhangi bir başarı elde etme kriterlerini bir arada sağlayan filmler tespit edilmiştir. Tespiti yapılan ve mekân kullanımı konusunda derinlikli incelemeye elverişli olan; Emin Alper'in yönettiği Abluka (2015), Ceylan Özgün Özçelik'in yönettiği Kaygı (2017) ve Ramin Matin'in yönettiği Son Çıkış (2018) filmi olmak üzere üç adet filmin detaylı olarak incelemesi yapılmıştır. Yapılan incelemeler sonucu gerçek mekânlarda çekilmesine rağmen "distopik" bir atmosfer yaratmayı başardığı sinema literatüründe de belirtilen üç filmde; yönetmenin bu mekânsal üretimi nasıl gerçekleştirdiği ve izleyicinin mekânsal algısını nasıl etkilediği okuyucuya aktarılmıştır. Abluka (2015) filmi için 19 adet sinemasal plan ve 21 adet görsel imge, Kaygı (2017) filmi için 23 adet sinemasal plan ve 32 adet görsel imge son olarak Son Çıkış (2018) filmi için 23 adet sinemasal plan ve 32 adet görsel imge incelenerek filmlerin "kuşatan mekân" algısı ortaya çıkarılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Mekân Deneyimi, Mekân Felsefesi, Sinema-Kent İlişkisi, Sinemada Mekân
Filistin'de tahrip olmuş kentsel alanlar için afet yönetimi sistemi araçları olarak yeniden planlama stratejileri ve politikaları
İnsanlık tarihinde, devam eden afetler (doğal/insan yapımı) nedeniyle tahrip olan kentsel alanların rehabilitasyonu süreci (yeniden planlama/yeniden yapılanma) günümüze hala önemli bir mimarlık sorundur. Yeniden planlama süreç, acil durum şoklarından sonra, kentsel çevreyi (sosyal, ekonomik ve kültürel olarak) rehabilitasyonun sağlanmasında önemli bir bileşendir. Bu bilgiler ışığında bu tez çalışmasında, Filistin'de Tahrip olmuş kentsel alanlar için afet risk yönetim sistemi araçları olarak yeniden planlama stratejileri ve politikaları tartışmaktadır. Aynı zamanda, 2014 yılında Gazze'ye yönelik savaş neticeyle, tahrip edilen bir kentsel alana, bu politikalar ve stratejilerin uygulanması için bir model sunmakta ve olası çözüm ve alternatifleri araştırmaktadır. Çalışmaya doğru bir kuramsal çerçeve ile yaklaşabilmek amacıyla, afet yönetimi ile ilgili kavramlar ve afet risk yönetim sisteminin uygulama aşamaları hakkında inceleme yapılmıştır. Aynı zamanda, Filistin'de afet yönetimi uygulamaları ve stratejileri, ve yeniden planlama ve yeniden yapılanma politikalarından bahsetmiştir. Bu tez çalışmasının amacı, Filistin'deki afetlerin net bir şekilde anlaşılması ve doğru yönetilmesi için çalışmaktadır, sonradan afet zararlarını azaltmaya yönelik yeniden planlama politikalarını kalkınma planlarının bir parçası haline getirmek için yönlendirmektedir.
Kentsel mekanın gelişim süreci: Endonezya-Makassar kenti örneği
Bir kentin gelişimi, zamanın işleviyle yakından ilişkilidir ve burada tarihsel yönler, kentin morfolojisinin şekillenmesinde çok önemli bir rol oynar. Zaman işlevine ek olarak, kentsel morfolojinin yoğunluk, işlev ve makro biçim yönleri olmak üzere 3 ana yönü de vardır. Aynı şekilde, Endonezya'daki şehirler de gelişimlerinde geçmişte meydana gelen tarihten ayrılamazlar. Makassar Şehri'nin zaman zaman morfolojisi büyümeye devam ediyor ve arazi kullanımında ve kentsel formda periyodik değişikliklere neden olan hızlı bir gelişme yaşıyor. Bu olgu göz önünde bulundurularak, dönemler bazında incelenen Makassar Kenti'nin büyüme sürecini görmek ve geleceğe yönelik alternatif planlamalar bulmak için bu araştırmanın yapılması önemlidir. Bu çalışma, Makassar kentinin mekânsal oluşum sürecini, bu kentin içinden geçtiği 4 önemli döneme dayanarak incelemeyi amaçlamaktadır: Koloni dönemi (1945 öncesi), bağımsızlık sonrası dönem (1945-1967), Yeni Düzen dönemi (1967-1998) ve reform sonrası dönem 1998-şimdiye kadar). Ayrıca, bu çalışma Makassar şehrinin morfolojisini yoğunluk, fonksiyon ve makroform olmak üzere 3 şehir morfolojisine dayalı olarak belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu üç husus, Makassar şehrinin mekansal gelişiminin periyodik haritalarını üreten ArcGIS uygulamasının yardımıyla Overlay Analizi kullanılarak analiz edildi. Çalışmanın sonuçları kentin morfolojik gelişiminde dönemsel değişimler olduğunu göstermektedir. Makroform Açıda, koloni döneminde şehir eşmerkezli olarak gelişti ve şehir merkezi, hükümetin merkezi olarak Makassar Limanı ve Rotterdam Kalesi çevresindeki yüksek ticaret faaliyetlerinden etkilendi. Bağımsızlık sonrası dönemde ise sabit bir yelpaze şeklini almış ve bir önceki dönemde olduğu gibi merkezde kalmıştır. Büyümeye devam eden Makassar, sonraki dönemde birçok yeni aktivite merkezi ile Parçalı bir şehir tarzında gelişti ve reform sonrası dönemde şehrin doğu ve batı tarafında 2 kısma ayrıldığı bölünmüş bir şehir haline geldi. Yoğunluk açısından Makassar Şehri, her dönemden her zaman gelişen yerleşik arazi alanına göre incelenir. Koloni döneminde 231 Ha, bağımsızlık sonrası dönemde 1376 Ha, Yeni Düzen döneminde 7144 Ha idi ve reform sonrası dönemde 11.859 meskûn araziye ulaşarak büyümeye devam etti. Arazi fonksiyonu açısından, Makassar Şehri, her dönemde arazi işlevinde bir değişiklik yaşadı ve yerleşim alanı işlevi en büyük işlev haline geldi, yani koloni dönemde arazi alanının %48'I (368 Ha), Bağımsızlık sonrası dönemde %32 (725 Ha), Yeni Düzen Döneminde ise %33 (6108 Ha)ve reform sonrası dönemde %37 (6,674 Ha)'e büyümeye devam ediyor. Makassar kenti her yıl büyümeye devam etmektedir ve bu çalışmada ayrıca 2015-2035 Makassar Kentin Mekansal Planlaması alınarak Makassar kentinin gelecekteki gelişim yönü de analiz edilmiştir. Bölgedeki ıslah faaliyetleri sonucunda Makassar ilçesi güneye ve doğuya doğru gelişecektir.
Kıyı erişilebilirliğinin ölçülmesi: CBS ortamında yöntemsel denemeler
Erişilebilirlik kavramı yaşam kalitesini belirleyen önemli unsurlardan biridir. Kentsel ve bölgesel ölçekte farklı amaç ve tekniklerle gerçekleştirilebilen erişebilirlik analizleri, özellikle ulaşım ve erişebilirlik alanında karşılaşılan problemleri tanımlamaya yardımcı olur, kullanıcılara ve karar vericilere karar destekleri sağlar, ulaşım planlamasında öncelikleri, aciliyetleri belirler. Erişilebilirlik ölçümü ve modellemesi pek çok alanda Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) desteği ile başarılı bir şekilde yapılabilmektedir. Erişebilirlik modellemesi ile ilgili yazın (literatür) incelendiğinde, farklı erişilebilirlik türlerini ölçmek için kullanılan çok sayıda çalışmanın olduğu görülmektedir. Kentsel veya bölgesel ölçekte, günlük kullanım için önem arz eden eğitim, sağlık, emniyet vb. noktasal donatı alanları erişilebilirliğini ölçen çok sayıda çalışma bulunmakla birlikte, günlük insan çekiminin fazla olduğu, insanların yoğun talep gösterdiği ve bölgesi için önemli turizm ve rekreasyon potansiyeli yaratan alanlardan olan göl kıyıları, nehir kıyıları, deniz kıyıları vb. gibi lineer donatı alanları erişilebilirliği üzerine çalışmaların son derece kısıtlı olduğu gözlenmektedir. Yazındaki bu boşluktan yola çıkarak yürütülen çalışmada lineer donatı alanları özelliği gösteren kıyı alanları erişilebilirliğinin karşılaştırmalı olarak CBS ortamında nasıl ölçülebileceği adına senaryo bazlı yöntemsel denemeler yapılması amaçlanmıştır. Çalışma alanı olarak büyük ölçekte Antalya ve Mersin kentleri, küçük ölçekte ise Kaş kenti seçilmiştir. Antalya ve Mersin Türkiye'de önemli kıyı turizmini ve kıyı kullanımını barındıran üst ölçekte iki komşu kenttir. Bununla beraber küçük ölçekli bir sahil kenti olmasının farkındalığıyla beraber, aynı yöntemsel denemelerin karşılaştırmaya dâhil olan iki büyük kente göre, daha küçük bir ölçekte nasıl sonuç verdiğini tartışmak amacı ile Kaş kenti de seçilmiştir. Çalışma alanı olarak seçilen kentler için yapılan farklı erişilebilirlik analizlerinin sonuçları erişilebilirlik düzeyleri arasındaki farkları daha iyi anlamak için kıyaslanmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçların lineer özellik gösteren donatı alanlarından olan kıyı alanları erişebilirliğinin nicel olarak ölçülebilmesi ve karşılaştırılabilir bir yapıya kavuşturulabilmesi adına ilgili yazına önemli bir katkı sağlayacağı ve gelecekte benzer çalışmalara altlık oluşturacağı düşünülmektedir.
Hafif raylı toplu taşıma sistemi durak erişilebilirliğinin yürünebilirlik kalitesi açısından incelenmesi; Antalya ili Antray Muratpaşa durağı örneği
Toplu taşıma sistemlerine ve bu sistemlerin sahip olduğu duraklara erişimde kullanılan güzergâhlar, toplumdaki her kesimin eşit ölçüde kullanım hakkının olduğu ve bu hakkın dikkate alınarak planlanması ve tasarlanması gereken alanlardan oluşmaktadır. Bu güzergâhların erişilebilirlik ve yürünebilirlik işlevini tam anlamıyla yerine getirebilmesi için toplumu oluşturan tüm bireyler tarafından rahatlıkla ve kolaylıkla erişim sağlayabilmesi ve aynı zamanda teşvik edici olması gerekmektedir. Bu iki ana niteliğin sağlanabilmesi için durağa erişim sağlayabilen güzergâhların, tüm kullanıcıların eşit olarak kullanabilmesine olanak sağlayacak şekilde mekânsal ve algısal başlıklar altında erişilebilirlik ve yürünebilirlik göstergeleri kapsamında tasarlanması ve düzenlenmesi gerekmektedir. Değişen ve gelişen dünya düzeninde genişleyen ve kopuk yerleşimlerin bağlantılarını sağlayan toplu taşımalar önem kazanmaktadır. Toplu taşıma sistem duraklarına erişimde ise erişilebilirlik ve yürünebilirlik göstergeleri kapsamında düzenlenmiş güzergâhlar kullanıcılar tarafından daha çok tercih edilmektedir. Toplu taşımayı kullanma amacı güden tüm kullanıcılar tarafından kullanılması hedeflenen toplu taşıma durağına erişim sağlayan güzergâhlar her zaman istenilen sıklıkta tercih edilmemekte, kullanıcı yoğunluğu düzenlenmiş bir veya birkaç güzergâhta toplanmaktadır. Bu kapsamda yapılan tez çalışması ile hafif raylı sistem toplu taşıma duraklarına erişimde kullanılan mekânsal ve algısal göstergelerin karşılandığı yürünebilirlik kalitesi yüksek olan güzergâhların, durağa erişmek isteyen kullanıcılar tarafından tercih edilip edilmediğine ilişkin durak erişilebilirliğini değerlendirebilecek bir yöntem geliştirmek hedeflenmektedir. Bu sürecin planlanması ve güzergâhların tasarlanması, kullanıcılar açısından sadece erişilebilirlik odaklı ele alınmamalı, gerek fiziksel nitelikler açısından gerekse algısal olarak güvenli, sürekliliği olan, farklı işlevlerle zenginleştirilmiş ve konforlu yaya mekânları olarak ele alınmalıdır.
Küresel krizlerin Antalya kent makroformuna etkisi Aksu ilçesi Çalkaya kentsel dönüşüm ve gelişim alanı örneği
1980'li yıllardan beri tartışmalara konu olan küreselleşme olgusu, bir ülkenin diğer ülkelere bağlılığının yüksek olması sonucunu getirmekte ve dünyanın farklı bölgelerinde gelişen olumlu ve olumsuz koşulların diğer ülkeleri de etkilemesi anlamına gelmektedir. Küresel düzlemde bir ülkede yaşanan kriz, diğer ülkeleri hızla etkisi altına almaktadır. Türkiye de bu süreçte bölgesel ve küresel ölçekte krizlerin yansımaları ile karşı karşıya kalmaktadır. Tüm dünya ülkelerini etkisi altına alan COVID-19 Pandemisinin hemen ardından Rusya ve Ukrayna arasında 2022 yılında patlak veren sıcak savaş dönemi, deniz komşusu olan Türkiye'yi de etkilemiştir. Bu tez, küresel krizlerden olumsuz etkilenen Türkiye'de yabancı göç ve ikamet sayısındaki artış açısından iller arasında ikinci sırada yer alan Antalya'da, kentsel büyümenin kentin makroformu üzerindeki biçimsel etkilerini incelemektedir. Özellikle kentsel büyüme sürecinin hızla geliştiği dönemlerde yerel yönetimlerin kentsel yönetim ve kaynakların sürdürülebilirliği açısından bilgiye dayalı politikalar üretmesi son derece önemlidir. Bu nedenle, kentlerin büyüme süreçlerini şekillendiren itici güçlerin, iç ve dış dinamiklerin tespit edilebilmesi, kentsel saçaklanmanın boyutunun ölçülebilmesi ve tanımlanabilmesi önemlidir. Araştırma alanı olarak iç ve dış dinamiklerden çarpıcı biçimde etkilenen Antalya ilinde yer alan; Altıntaş ve Güzelyurt Mahallelerinin tamamı ile Hacıaliler, Mandırlar, Kemerağzı Mahallelerinin bir bölümünü kapsayan "Çalkaya Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı" seçilmiştir. Araştırma kapsamında öncelikle Antalya kent makroformunda 1990-2018 yılları arası dönem, kendi dinamikleri açısından incelenmiştir. 2020 yılında yapılaşmanın önünde hukuki engellerin kaldırıldığı araştırma alanında, savaş sonrası göçe bağlı kentsel alandaki artış küresel etkiler ışığında analiz edilmiştir. Yöntem olarak nicel ve nitel araştırmaların birlikte değerlendirildiği karma metot kullanılmıştır. Literatür taraması ile daha önce yapılan çalışmalar incelenmiş, kurumlar tarafından yayımlanan istatistiki veriler temin edilmiş, ek olarak nitel analiz yöntemlerinden biri olan derinlemesine mülakat yöntemi ile sahada paydaş görüşmeleri gerçekleştirilerek, araştırma alanını etkileyen ekonomik ve sosyal koşullar belirlenmiştir. Bu çerçevede nicel analiz yöntemlerinden olan CORINE arazi kullanım verisinden yararlanılarak kent makroformunda kentsel büyümenin artışı ortaya konulmuş, fraktal analiz yönteminden yararlanılarak kentsel büyümenin boyutu ve büyüme biçimi belirlenerek Antalya kent makroformundaki yeri tespit edilmiştir. Seçilen alanda hazırlanan ilk akademik çalışma olması ve mekansal etkilerin sosyo-ekonomik koşullar ışığında değerlendirilmesi bu çalışmanın özgün taraflarıdır.
İklim değişikliği bağlamında Antalya kent merkezinin kentsel dayanıklılığının incelenmesi
21. yüzyıl ile beraber kentlerde yaşanan hızlı değişim artan küreselleşme süreci ile beraber tüketimin artmasına neden olmuştur. Hızla değişen ve geleceği öngörülemeyen kentlerde, iklim değişikliği süreci hızlanmakta ve sürdürülebilirlik tehdit altına girmektedir. İklim değişikliğinin kentler üzerindeki etkilerinden korunmak için literatürde "kentsel dirençlilik" veya "kentsel dayanıklılık" kavramları ile tanımlanan ve kentsel kalkınmanın ana prensiplerinden biri olarak görülen "urban resilience" kavramı karşımıza çıkmaktadır. Kentlerin iklim değişikliğine karşı dayanıklılığının arttırılması ve iklim değişikliğinin etkilerinin en aza indirgenmesi etkin politika ve planlamalar ile mümkün görünmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, günümüzdeki kentsel paradigmalar sonucu oluşan küresel iklim değişikliği ve afet risklerine karşı kentsel dirençliliğin kentsel riskler temelinde tanımlanması, kentin gelecekteki mekânsal kurgusuna yönelik dirençli kent planlaması bağlamında dayanıklı ve dayanıksız bölgelerin incelenmesidir. Bu amaç kapsamında, orman, su kaynakları ve yeşil alan bakımından zengin, aynı zamanda kentleşmenin getirdiği negatif etkilerin de yaşandığı, Türkiye'nin tarım, turizm, tarih ve en önemli kıyı kentlerinden biri olan Antalya'da kentsel dayanıklılık kavramının iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik bağlamında bileşenlerini ortaya koyarak tanımlamak ve sürdürülebilirlik, iklim değişikliği ve afetler bazında kentsel dayanıklılık kapsamında direnci daha az olan bölgelerin tespit edilerek, bu bölgelerin daha dirençli hale getirilmesi hedeflenmektedir. Bu çalışmada, güncel kentsel kalkınma paradigmalarının hem sebep olduğu hem de direk etkilendiği en önemli çevresel problemlerden biri olan iklim değişikliğine karşı, sürdürülebilirliğin sağlanmasına yönelik Dayanıklı Kent (Resilient City) planlaması ile etkin ve sağlıklı politikalar üretilebileceği savunulmaktadır. Çalışma kapsamında, betimsel çıkarımlara imkan sağlayan "içerik analizi" metodu ile tespit edilen farklı kriter ve göstergelerin birlikte ele alınması ile, Antalya kenti özelinde belirlenebilecek ve verisine erişilebilecek olan 5 temel başlıkta 30 alt gösterge oluşturulmuştur. Belirlenen göstergeler "Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemlerinden biri olan Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP)" yöntemi ile uzman görüşleri doğrultulusunda ağırlıklandırılmış, CBS tabanlı ArcGIS Programı ile mekânsal haritalar oluşturularak, elde edilen matematiksel formüller ile indeks değerleri belirlenmiş ve en dayanıksız bölgeler tespit edilmiştir. Dayanıklılık kavramının tanımındaki "tehlikelere maruz kalmış sistemler" ifadesi göz önünde bulundurulduğunda çalışma; kent planlamanın iklim değişikliği riskleri ile birlikte değerlendirilerek, dirençli kentsel yerleşimlerin elde edilmesinde içselleştirilebilecek yaklaşımların geliştirilmesi, Antalya Kentinin iklim değişikliği ile mücadelede nerede durduğunu, eksiklik ve potansiyelleri belirlemek, dirençli kente erişebilme açısından önem taşımaktadır. Çalışmanın Antalya kentinin sürdürülebilir, dayanıklı kentsel gelişimi ve planlanmasının sağlaması hususunda faydalı bir kaynak olmasının yanında, sonraki kentsel çalışmalar için de faydalı olacağı düşülmektedir.
Mekansal kalite ve yer oluşturma özellikleri açısından kentsel kamusal kıyı düzenlemeleri İzmir ve Bodrum örnekleri
Kentsel yapının bir parçası ve kamusal mekan olan kıyı alanlarının tasarım kalitelerinin, tasarım süreleri ve pratiğinin kentleşme ve kentsel yaşam açısından oldukça önemli olduğunu belirtebiliriz. Kıyı alanları nitelikli düzenlemeler ile kentlerde önemli kamusal mekanların gelişimine katkı sağlayabilir. Aynı zamanda söz konusu düzenlemeler ile kıyı alanları kentli bireyler için "yer" e dönüşebilir. Kıyı alanlarındaki düzenlemeler yaşam kalitesinin arttırılmasının yanı sıra kent kimliğine de katkıda bulunur. Bu nedenle, bu çalışma kapsamında öncelik kamu mekanı olan kıyı alanlarının tasarımında dikkat edilmesi gereken ilkelerin neler olduğu tartışılmıştır. Çalışmada çeşitli dünya kentleri ve Türkiye kentlerindeki kıyı alanı düzenlemelerine yer verilerek kıyı alanlarında geliştirilmiş tasarım yaklaşımları irdelenmiştir. Söz konusu örnekler kıyı alanı düzenlemelerinin kamusal yaşama katkılarını göstermektedir. İzmir-Bostanlı ve Bodrum örnekleri ise daha kapsamlı ele alınmış ve anket görüşmeleriyle kıyı alanlarında yapılan son düzenlemelerin kullanıcılar üzerindeki etkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Kamu mekanları olan bu alanların kullanıcı perspektifleri ve tasarım ilkeleri araştırmacı tarafından değerlendirilmiştir. Bu tartışmalar sonucunda varılan noktada ise; tüm örneklerin sahip olduğu sosyal, ekonomik, fiziksel, toplumsal, özellikler ve sorunlar, ihtiyaca yönelik çözümlerle alanlara özel geliştirilen stratejiler değerlendirilerek; genelde kıyı alanı tasarımına ilişkin ve özelde tezin çalışma alanları olan İzmir – Bostanlı ve Bodrum kent merkezi kıyı alanlarına yönelik tasarım strateji ve ilkeleri önerilmektedir.
Kıyı alanlarında kamusal kullanımın geliştirilmesine yönelik tasarım stratejilerinin belirlenmesi:Çeşme/İzmir örneği
Ülkemizde uzun yıllar turizm planlamasına hâkim olan parçacı planlama anlayışı; kıyı kesimlerinde aşırı yığılma, altyapı yetersizlikleri, doğal kaynakların hızla tüketilmesi, yere ait özgün değerlerin yok olması, mekanların kitlesel turizm ekseninde tek tipleşmesi, yerel kimlik ve aidiyet duygusunun yitirilmesi gibi pek çok sorunu beraberinde getirmiştir. Özellikle son yıllarda kıyı alanlarına olan artan ilgi, kamuya ait olması gereken bu tür alanlarda önemli oranda özel kullanımın hayata geçmesine neden olmuştur. Otel, tatil köyü, yat limanı, özel plaj, ikinci konut ve benzeri kullanımlar yoluyla kıyı alanlarının belirli bir grubun kullanımına tahsis edilerek özelleştirildiği görülmektedir. Bu durum, kıyılarda kamusal alan ve kamusal kullanımda önemli oranda azalmaya neden olmakta, dengesiz ve yerel bölge bütünlüğünden uzak bir yapılaşmayı beraberinde getirmektedir. Bu çalışma, kıyı alanlarındaki kamusal alan ve kamusal kullanımın değişen niteliğini ülkenin önde gelen turizm beldelerinden biri olan İzmir ili, Çeşme ilçesi örneği üzerinden ele almaktadır. 90'lardan itibaren ilçenin kıyı alanlarında artış gösteren turizm amaçlı özel kullanımlar günümüzde kıyının kamusal kullanımına önemli ölçüde zarar vermiştir. Turizm sektörü özelinde gerçekleşen bu dengesiz büyümenin sadece bölgenin doğal ekolojik yapısında gerçekleşen bozulma değil, aynı zamanda yerel halk ile gelen ziyaretçilerin sosyal ve kültürel profili arasındaki uçurum biçiminde olumsuz sonuçları olmuştur. Bu çalışma kıyı alanlarında kamusal kullanımı kısıtlayan arazi kullanım türlerinin Çeşme Yarımadası genelinde en yoğun yer seçtiği alt bölgelerdeki değişimine odaklanmakta ve kıyıda kamusal kullanımın geliştirilmesine yönelik kentsel tasarım ölçeğinde stratejiler geliştirmeyi hedeflemektedir.
Sürdürülebilirliğin bir aracı olarak eko-kentler: Akyaka (Muğla) örneği
Dünya eko-sisteminin, artan nüfus ve bilinçsiz tüketim nedeniyle uzun vadede sürdürülebilirliğinin imkansız olduğu öngörülmektedir. Bilinçsiz tüketimin sebep olduğu iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik kaybı, tüm dünyanın çözüm üretmesi gereken önemli problemler haline geldiğinden doğal kaynakların akılcı ve verimli kullanılmasına yönelik uluslararası politikalar geliştirilmekte ve Türkiye'de de buna yönelik düzenlemeler yapılmaktadır. Bu kapsamda eko-kentler kentin ve kalkınmanın sürdürülebilirliği için dünya çapında sürdürülebilir kentleşmenin bir uygulama aracı olarak görülmektedir. Çünkü eko-kentler sürdürülebilirliği temel ilke olarak benimsemektedir. Çalışma dünyada eko-kent üzerine yapılan uluslararası çalışmalar incelemiştir. Ayrıca dünyadaki eko-kent örneklerini ele alıp, mevcut eko-kent kriterlerini ve standartları değerlendirilmiştir. Ardından durum Türkiye için incelenerek gerçekte Türkiye'de eko-kent modeli için dayanak olacak mevzuatın olduğu ancak eko-kent modelinin ve bu modele ilişkin standartların geliştirilmediği ortaya konmuştur. Çalışma yaptığı değerlendirmelere göre AB eko-kent kriterlerini Türkiye'de kullanılabilir kriterler olarak belirlemiştir. Bu belirleme, Muğla İlinin Ula İlçesi sınırlarında olan Akyaka Mahallesi'nde uygulanabilirliği kapsamında ele alınmıştır. Akyaka AB eko-kent kriterlerine göre bölgesel ve kentsel kapsam, ketsel yapı, ulaşım, enerji ve materyal akışı ve sosyo-ekonomik durumu şeklinde altı ana başlıkta değerlendirilmiş ve Akyaka'nın potansiyel ve sorunlarına göre önerilerde bulunulmuştur. Önerilerde, Akyaka'nın mevcut durumu ve yürürlükte olan planları gözetilmiştir. Sonuçta çalışma Akyaka'nın eko-kent olabileceğini ortaya koyarken sürdürülebilirliğin bir aracı olan eko-kentlerin eko-kentlerin Türkiye'de de uygulanabilirliğine yönelik literatüre katkı sağlamıştır.
Göçle oluşmuş yaşama bölgelerine yönelik dönüşüm projelerinde müzakereler
Ülkemizde kırdan kente göçün başladığı aşamadan itibaren geçerli normlardan farklı ilerleyen yer değiştirme, ikamet etme ve yaşam alanı yaratma süreci, kentlerin mekansal gelişimini önemli biçimde etkilemiştir. Fiziksel ve sosyal açıdan kente dair kalıpların ve esasen kentin kenarında kalmış olan söz konusu göçle oluşmuş yaşama alanları kentle ilişkilerini hep bir müzakere üzerinden kurmaya çalışmışlardır. Müzakerenin niteliği zamansal olarak, kurumsal, işlevsel, ekonomik ve politik süreçlere bağlı olarak değişiklik göstermiştir. Bugün gelinen aşamada ise, göçle oluşmuş yaşama alanları, kentsel dönüşüm uygulamalarının ağırlıklı olarak hedef grubu olmaları çerçevesinde farklı bir müzakerenin de konusu haline gelmişlerdir. Projelerden etkilenen kişilerin kendi yaşama alanlarına dair karar üretme süreçleri müzakere üzerinden yürütülürken, kentsel alan çok sayıda tarafın da dahil olduğu bir müzakere ortamı haline dönüşmüştür. Bu çok paydaşlı yapı mülkiyet hakları üzerinden gerçekleşen bir pazarlık ortamı ile birlikte müzakerenin tüm aşamalarda yer aldığı bir süreç ortaya çıkarmıştır. Bu çalışma böyle bir müzakere ortamının özelliklerini İzmir'de göçle oluşmuş ve kentsel dönüşüm alanı ilan edilmiş üç farklı alan üzerinden ve mevzuatın tanımladığı farklı yetkiler açısından aktör temelli bir ele alışla incelemektedir. Bu kapsamda öncelikle, böyle bir müzakere ortamını yeniden inşa eden ve 6306 ve 5393(73) kanunlar uyarınca Resmi Gazete'de ilan edilen Kentsel Dönüşüm alanlarının Türkiye genelinde hangi ölçüde yaygınlık kazanmış olduğu ve dağılım biçimi ortaya konmaktadır. Bu bağlamda örnek alan incelemelerinin seçildiği İzmir kentindeki durum ise ayrıntılı olarak ve alan çalışmaları üzerinden değerlendirilmektedir.
İzmir kentinin mekânsal ve toplumsal değişim sürecinde mübadillerin iskân alanları ve günümüzdeki dönüşüm dinamikleri: Eşrefpaşa/İzmir örneği
19.yüzyıldan itibaren Doğu Akdeniz'deki en önemli liman kentlerinden İzmir kent merkezinin yüzyıllardır nüfus dinamiklerini yönlendiren göç sürecinin mekânsal etkileri başta olmak üzere demografik, kültürel, ekonomik ve sosyolojik etkilerine değinilen bu çalışmada, mübadeleye odaklanılmıştır. Mübadele kapsamında Türkiye ve Yunanistan'da mekânsal, sosyolojik, ekonomik ve kültürel birçok alanda gerçekleşen bir dönüşüm süreci söz konusu olmuştur. Dönüşüm sürecini yönlendiren mübadeleye ait bilgi oluşumu ise Türkiye'de 1990'lı yıllara kadar gerçekleşememiştir. Oysa böylesi önemli bir evreye ilişkin veri oluşturan çokça belge bulunmaktadır. Tasfiye talepnameleri, sözlü anlatımlar ve mekânın kendisi bu noktada önemli kaynaklardır. Bu kaynaklar İzmir kentinin tarihi gelişimini anlamayı mümkün kılacak bir içerik yaratmakta olup, kentin bugünden geleceğe taşınmasına aracılık edecek her türlü karar ve strateji için de temel oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada tasfiye talepnameleri üzerinden mübadillerin tayin edilen iskân alanları belirlenmeye çalışılmıştır. Mübadillerin kent merkezindeki ilk yaşam alanlarından ve kentin giriş kapılarından biri olan, kent merkezine eklenen bir göçmen yerleşimi niteliğindeki Eşrefpaşa semti ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu özgün incelemede 20.yüzyıla ait haritalar ve planlardan yararlanılmış, başta mübadil ve muhacirlerin yerleşimi ile oluşan ve göç mıntıkası niteliğini günümüze kadar koruyan Eşrefpaşa semtinin tarihi, demografik ve sosyo-kültürel karakterine ilişkin karşılaştırmalar ve bu doğrultuda morfolojik analizler yapılmıştır. Semtin mekânsal dönüşüm süreci, geçmişten günümüze incelenen göç temelli demografik değişimlerin fiziksel çevreyi etkileme biçimleri kapsamında, planlama pratikleri doğrultusunda irdelenmiştir. Böylece mekânsal ve toplumsal açıdan çok katmanlı olan Eşrefpaşa semtinin ihtiyaç, problem ve potansiyelleri irdelenmiş olup, kentsel kolektif belleğin önemli bir parçası olması nedeniyle, semtin plan kararları çerçevesinde sağlıklı bir kentsel yaşam sunarak kente eklemlenmesi gerektiğini vurgulanmıştır.
Raylı sistemlerin mekansal etkileri: İzmir metrosu örneği
Özellikle büyük şehirlerde artan nüfus ve kentleşme ulaşım ihtiyacının ve talebinin artmasına neden olmuş bu da toplu taşıma yatırımlarının artışını beraberinde getirmiştir. 1970'lerden bu yana da hem Türkiye'de hem de dünyada kentsel raylı sistem yatırımlarında önemli bir artış yaşanmıştır. Bu çalışmanın temel amacı 2000 yılında hizmete alınmış İzmir Metro hattının çevresinde meydana gelen mekânsal değişimlerin incelenmesi ve planlama pratiğinin bu değişim ve gelişimdeki yerinin irdelenmesidir. Bu kapsamda izlenecek yöntem İzmir Metro hattının kent bütününde yarattığı demografik ve çevresel etkilerin metro hattının inşası ile arasındaki ilişkinin incelenmesi ve ilgili kurumlarca metro hattının 1000 metrelik kesitinde gerçekleştirilen plan değişikliklerinin incelenerek metro hattı inşası ile plan tadilatları arasındaki ilişkinin analiz edilmesidir. Gerçekleştirilen araştırma ve analiz çalışmaları sonucunda İzmir Metro hattının çevresinde Kazımdirik mahallesi dışında anlamlı bir mekânsal değişim bulunamamış, yapılan plan tadilatları tekil talepler üzerinden devam etmiş, kapsamlı değişimler gerçekleştirilmediği tespit edilmiştir. Bununla birlikte; mahallelerin metro duraklarına erişilebilirliğiyle gerçekleştirilen tadilat sayıları arasında istatiksel açıdan 0,10 düzeyinde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Mekânsal etkilerin anlamlı hale gelmesi için planlama ve ulaşım pratiklerinin entegrasyonu ve eşgüdümlü çalışması son derece önemlidir. Bu kapsamda kentlerde yapılan ulaşım yatırımlarının kentsel mekânda meydana gelen dönüşümleri daha anlamlı, gerçekleştirilebilir ve planlanabilir hale getirebilmesi planlama pratiği ile olan ilişkisinin ne düzeyde olduğu ile doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu da bu çalışmanın bilime olan katkısını oluşturacaktır.
Kentlerin rekabetçi özellik kazanmasında kentsel dönüşüm projelerinin rölü: İzmir örneği
Küreselleşmenin getirmiş olduğu etkiyle tekrar gözden geçirme vurgusu taşıyan rekabetçilik, kentin dinamik ve sistematik bir şekilde gelişmesinin, büyümesinin, ilerlemesinin ve zenginleşmesinin araçlarından olmaktadır. Ülkelerde ve şehirlerde kalkınmanın sağlanması, ekonomik canlılık kazanılması ve refahın artırılması için çoğu ülke rekabet içerikli projeleri kullanmıştır. Rekabetçilik, yapılan çalışmalar ve araştırmalar ile içerisinde barındırdığı yapıların, kavramların ve unsurların gelişmesine de hizmet etmiştir. Kentsel dönüşüm çerçevesinde rekabetçilik konusu özel ekonomi bölgelerinin, şehirlerde kümelenmenin, bölgesel, kentsel ve kentler arası rekabetin, yaratıcı ve öğrenen kentlerin ve rekabet gücünün ele alınmasıyla rekabetçilik perspektifinin gelişmesine katkı sağlamaktadır. Çalışmamızda, kentsel dönüşümün rekabetçi yapısı göz önünde bulundurularak yapılmasının, kentlerin rekabet edilebilirliğinin geliştirilmesinin ve kentin rekabet gücünün artırılma prensibi ile dönüştürülmesinin kentsel refahın artmasında, kente ekonomik canlılık sunmasında, kentin zenginleşmesinde, ilerlemesinde ve gelişmesindeki etkisinin ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Bu amaç göz önünde bulundurularak İzmir il genelinde riskli alan ilan edilmiş tüm alanlar incelenmiş ve Karabağlar kentsel dönüşüm alanı tercih edilmiştir. Karabağlar kentsel dönüşüm projesi yapılan çalışmalar incelenmiş ve irdelenmiştir. Kentsel dönüşüm alanına istinaden rekabetçilik göz önünde bulundurularak çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Bu öneriler kapsamında Karabağlar kentsel dönüşüm alanına dair tek boyutlu kentsel dönüşüm uygulamasından ziyade rekabetçiliği sağlayacak unsurlar ön plana çıkarıldığında İzmir'in prestijine ve marka değerine katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Rekabetçilik, kentsel dönüşüm, kentler arası rekabet, İzmir
Türkiye'de kentsel koruma kavramının değişim sürecinin lisansüstü çalışmalar ve yasal düzenlemeler üzerinden değerlendirilmesi
Koruma kuramı ve pratiği, 19. yüzyıldan günümüze kavramsal gelişmeler, uygulanacak yöntemler ve koruma eyleminin uygulama aşamasına dair birçok tartışma sonucunda değişime uğramış, yeni yaklaşımlar ve kavramlar geliştirilmiş, değişiklikler önerilmiş ve bilimsel çalışmalar yapılmıştır. Tarihi ve kültürel alanların sürekliliğinin sağlanması adına üretilecek politikaların hassasiyeti önem taşımaktadır. Bu sebeple korumaya bilimsel açıdan bakılmalı ve koruma politikalarında süreklilik sağlanmalıdır. Bu yüzden Türkiye'de geçmişten günümüze kentsel korumaya ilişkin politikaların gidişatını yasal ve akademik düzlemlerle ilgili süreçlerin evrensel koruma ilkeleriyle ne ölçüde bağdaştırıldığının irdelenmesi ve birbirleri arasındaki ilişkinin boyutunun anlaşılmaya çalışılması gerektiği düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, kentsel koruma alanına yönelik üretilen lisansüstü çalışmaların ve yasal düzenlemelerin birbirleriyle etkileşim içerisinde olduğu varsayımıyla, bu ilişkinin ne boyutta yönlenmiş olduğunun içerik analizi yönetimi ile analiz edilmesidir. Tezin amacına yönelik olarak üç aşamalı bir yöntem izlenmiştir. Birinci aşamada; Kentsel Koruma alanına yönelik üretilen lisansüstü tez çalışmaları, içerdikleri anahtar kelimeleri üzerinden kentsel korumanın boyutları ile ilişkilendirilerek içerik analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir. İkinci aşamada; kentsel korumaya yönelik çıkarılan yasa metinlerinin kentsel koruma süreci boyutlarına ne ölçüde değindikleri irdelenmiştir. Üçüncü ve son aşamada ise; birinci aşamada ortaya konulan Kentsel Koruma alanına yönelik üretilen lisansüstü tez çalışmalarına ilişkin analiz ile ikinci aşamada ifade edilen kentsel korumaya yönelik çıkarılan kanunlara ilişkin analiz birlikte değerlendirilerek sonuç olarak; lisansüstü tez çalışmaları-kentsel koruma mevzuatı arasında hangi yönde bir ilişki olduğu ortaya konularak ileride gerçekleştirilecek çalışmalara, rehber niteliğinde bir zemin oluşturulacaktır.
Kent içi ulaşımda diğer toplu taşıma sistemlerinin hafifraylı sistemler ile entegrasyonu: Samsun örneği
Son yıllarda artan kentsel nüfus sonucunda, kentsel alanlar giderek yayılarak genişlemeye başlamış ve bu durum birçok soruna da beraberinde getirmiştir. Kentsel nüfusun artması ile birlikte kentlerde trafikte aktif kullanılan otomobil sayısı da artış göstermiş, bu durum trafik sorunlarına yol açmıştır. Özel taşıt kullanımına bağlı yaşanan sorunların önüne geçilmesi ancak kentlerde toplu taşıma kullanımının yaygınlaştırılması ile mümkün olabilmektedir. Yapılan çalışma ile; kentlerde mevcutta hizmet veren toplu taşıma sistemlerine HRS'lerin dâhil edilmesinin ardından, diğer toplu taşıma sistemlerinin analiz edilerek belirlenen önem sırasına göre HRS ile hat bütünleşmesi ve zaman tarifesi başta olmak üzere entegrasyon kavramı incelenmiş, tüm toplu taşıma sistemlerinin sistematik bir şekilde işletilmesine dair yapılması gereken uygulanabilir çözümler ortaya koymak amaçlanmıştır. Çalışmada kullanılan yöntemler; literatür taraması, yerinde yapılan tespitler, toplu taşıma işleticileri ile yapılan görüşmeler, toparlanan tüm verilerin toplu taşıma entegrasyonu kapsamında ÇKKV sistemlerinden 'PROMETHEE' yöntemi kullanılarak değerlendirilmesi olarak sıralanabilir. Yapılan çalışmalar neticesinde elde edilen tüm veriler değerlendirilerek Samsun kentinde toplu ulaşım sistemlerinin mevcut durumu ortaya konulmuştur. Sonuç olarak sistemler arası uygulanabilir bir entegrasyon sistemi sağlanabilmesi için bir takım öneriler getirilmiştir.
6360 sayılı kanun sonrası mahalleye dönüşen kırsal yerleşmelerin yerleşik alanlarının çevre düzeni/nazım imar planı kararları kapsamında yeniden değerlendirilmesi: Trabzon Ortahisar örneği
Sanayi devriminin ve endüstri alanındaki gelişmelerin etkisiyle dünyada ve ülkemizde yerleşim alanları üzerinde birtakım değişimler yaşanmıştır. 1950'li yıllardan sonra henüz savaştan yeni çıkmış olan ülkemiz sosyal, ekonomik, siyasal açıdan sancılı bir dönemin etkilerini ortadan kaldırmaya çalışırken, aynı zamanda kentleşme sürecine ayak uydurmaya çalışmıştır. Kentleşmeyle birlikte, göç hareketinin hızlanmaya başlaması ve insanların kırsal yerleşim alanlarından iş imkânlarının daha yüksek olduğu kentsel yerleşim alanlarına göç etmesi ile kent-kır ayrımı bariz bir şekilde görülmeye başlamıştır. Kent ve kır yerleşimleri arasındaki nüfus, işgücü, hizmet koşulları gibi özellikler arasındaki fark giderek büyümeye başlayınca "Metropoliten Kent (Büyükşehir)" olgusunu gündeme getirmiştir. 1960 sonrasında planlı döneme geçiş yapan ülkemiz, planlama anlamında yasal düzenlemelere girişmiş ve tüm dünyada yankı uyandıran metropoliten kent olgusu ülkemizin siyasal gündemine oturmuş ve bir takım hukuki adımlar atılmıştır. 1984 yılında ilk adımı olan "3030 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu" ile "Büyükşehir Belediyesi" hukuki anlamda tanımlanmış ve 20 yıl yürürlükte kalmasının ardından 2004 yılında 5216 Sayılı Yasa ile birtakım düzenlemelere gidilmiştir. 8 yıl yürürlükte kalan bu yasanın ardından yeniden bir düzenlemeye gidilerek 2012 yılında onaylanan "6360 Sayılı Yasa" ile Büyükşehir Belediyelerinin sınırları, yetkileri, görevleri gibi birtakım maddelerde düzenlemelere gidilerek bugünkü halini almıştır. Hala yürürlükte olan "6360 Sayılı Yasa" ile birlikte özellikle kırsal yerleşimler üzerinde olumsuz etkiler ortaya çıkmıştır. Bu çalışma kapsamında yasal süreçlerin kırsal yerleşimler üzerinde oluşturduğu etkileri ve tanımlanan yasal dayanaklar çerçevesinde analizlerle desteklenerek kırsal yerleşim alanlarının sınır tespiti yapılmıştır.
Krizlerin tarım sektörü ve çiftçilerin dayanıklılığı üzerindeki etkisi: Antalya örtüaltı tarım çiftçileri
Bu çalışmanın amacı, krizlerin tarım sektörünün ve çiftçilerin dayanıklılığı üzerindeki etkilerinin belirlenmesidir. Bu doğrultuda son yıllarda meydana gelen, politik kriz niteliğindeki 2015 Türkiye Rusya Uçak Krizi ve ekonomik kriz niteliğindeki 2018 Türkiye Ekonomik Krizi değerlendirmeye alınmıştır. Uçak Krizi'nin değerlendirmeye alınmasının sebebi, politik temelli ortaya çıkan bir kriz olmasının yanında, Antalya tarım sektörünün ana pazarının Rusya olmasıdır. 2018 Ekonomik Krizi'nin değerlendirmeye alınma sebebi ise meydana geliş tarihi ile etkilerinin halen devam ediyor olmasıdır. Çalışmada karma yöntem çerçevesinde, Antalya tarım sektörünün kriz dönemlerinden nasıl etkilendiğinin belirlenmesi ile birlikte, çiftçilerin genel çalışma şartlarının, ekonomik durumlarının, üretim koşullarının, tarım stratejilerine katılım düzeylerinin değerlendirilmesi, çiftçilerin krizler karşısındaki kırılganlıklarının ve krizlere uyum yöntemlerinin belirlenmesi, tarım sektörünün ve çiftçilerin, krizlere karşı kırılganlıklarının azaltılabilmesi ve uyum yöntemlerinin güçlendirilebilmesi için olası tavsiyelerde bulunulması amaçlanmaktadır. Çalışmanın sonucunda, çiftçilerin her iki kriz döneminden de olumsuz olarak etkilenmelerinin yanında, politik temelli bir kriz olan Uçak Krizi'nden daha yüksek düzeyde etkilendikleri belirlenmiştir. Çiftçilerin her iki kriz döneminde de dayanıklılıklarını azaltan kırılganlıklar, mevcut çalışma şartları, girdi maliyetleri, borçlanma, birliklere erişim eksikliği, yönetişim eksikliği ve politikalar olarak belirlenirken, krizlere karşı geliştirilen uyum yöntemleri ise destek ve/veya teşvik almak, yenilikçi üretim yapmak, tasarruf yapmak, komisyoncudan faizsiz kredi almak ve borçlanmak olarak belirlenmiştir. Ekonomik Kriz'den farklı olarak Uçak Krizi döneminde kırılganlık olarak tek pazara ve tek ürüne bağımlılık belirlenirken, uyum yöntemi olarak ürün çeşitliliğinin benimsendiği görülmüştür. Ulaşılan bir diğer önemli sonuç ise politikaların sektörün dayanıklılığı üzerinde ne denli önemli olduğu ve çiftçilerin sektörde devlet kontrolünü daha fazla hissetmek istedikleridir. Dayanıklılık, Kalkınma, Kriz, Politika, Tarım sektörü
Şehir planlamada bir yöntem olarak kent morfolojisi: Görele
Kent planlama pratiğinde, yerel karakter, toplumsal yapı, ekonomik ve çevresel faktörler kentlerin morfolojik yapısını etkileyen önemli etmenlerdir. Kentlerin gelişim süreçlerindeki morfolojik değişim-dönüşümü anlamak ve tanımlamak gelecekteki plan kararları için kritik öneme sahiptir. Bu da morfolojik analiz yaklaşım ve yöntemlerinin planlama sürecine dahil edilmesiyle mümkündür. Bu bağlamda tez çalışmasının amacı; kent planlama sürecine ve planlama pratiğine bir kontrol aracı olarak morfolojik analiz yöntemlerinin nasıl dahil edilebileceğinin sorgulanmasıdır. Bu doğrultuda imar planlarını yönlendirici bir morfolojik yöntemin tanımlanmasıdır. Çalışmanın ilk bölümünde; Kent planlama ve kent morfolojisine ilişkin genel bilgiler verilmiş, daha sonraki bölümlerde ise şehir planlama ve kent morfolojisi çalışmaları ile kent morfolojisine ilişkin analiz yöntemleri ve kentlerin mekânsal yapısını araştıran morfolojik yaklaşımlar incelenmiştir. Yapılan incelemeler doğrultusunda, kent planlama sürecine dahil edilebilecek, kentsel dokuların incelenmesi ve değerlendirilmesi için yönlendirici olabilecek bir morfolojik analiz yöntemi geliştirilmiştir. Tanımlanan analiz yöntemi Görele kenti için uygulanmıştır. Kentin dinamikleri, mekânsal katmanlaşma düzeyi, morfolojik yapısı değerlendirilerek sistemli bir biçimde analiz edilmiştir. Sonuçlar ve öneriler; çalışma alanı, kent planlama ve kentsel morfoloji ilişkisi olmak üzere iki başlıkta ele alınmıştır.
Ekolojik akıllı kent bağlamında kentsel dokuların değerlendirilmesi: Antalya-Konyaaltı örneği
Küreselleşme sürecinin etkisiyle hızlı ve düzensiz kentleşme beraberinde birçok çevresel sorunu getirmiştir. Bu sorunlara çözüm arayışında, akıllı kentlerin teknolojik sistemlerle kentlere uygulanabileceği öngörülmüştür. Ancak mevcut kent dokusunun bu teknolojik sistemlere genelde uyum sağlayamadığı belirtilmektedir. Bu çalışmada, mevcut kentlerin akıllı teknolojik sistemleri taşıyabilmesi için öncelikle hangi kriterlere odaklanması gerektiği sorusuna cevap aranmıştır. Akıllı kentlerin taşıması gereken özellikler ve akıllı kent örnekleri üzerinde detaylı bir literatür taraması yapılarak entegre bir şekilde incelenmiştir. Mevcut kent dokusunda ve yeniden inşa edilmiş kentlerde akıllı kent çözümleri ve uygulamaları, kentlerin vizyon ve potansiyellerine göre farklılık gösterse de kentlerin asıl amaçladığı noktaların kesiştiği görülmüştür. Bu bağlamda söylemler ve örnekler derlendiğinde, akıllı kent çözümleri uygulanırken; emisyon azaltma, enerji verimliliği ve yeşil altyapı olarak üç önemli ekolojik akıllı kent öncülleri ön plana çıkmıştır. Diğer çalışmalardan farklı olarak yeşil altyapının hem mevcut kentlerde hem de yeni akıllı kentlerde önemli bir yere sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Bu öncüller ve içeriğinde barındırdığı çözümler dikkate alınarak çalışmanın ana materyali olan, akıllı kent çözümlerinin etkin bir şekilde kentte sürdürülebilmesini amaçlayan Konyaaltı kenti özelinde bir inceleme gerçekleştirilmiştir. Konyaaltı için geleceğe yönelik, ekolojik akıllı kent öncülleri ile bir öneri sunmak için akıllı çözümler doğrultusunda çeşitli ölçeklerde analizler ve değerlendirmeler getirilmiştir. Akıllı kent statüsü kazanmak için altyapı geliştirme, teknolojik yatırımlar, güvenlik, enerji ve ulaşım konularına öncelik olarak yoğunlaşılsa da, mevcut kentsel dokuda bazı eksiklikler ya da yetersizlikler olduğu, buna karşın kentin sürüdürülebilirliğine katkı sağlayabilecek avantajlarının bulunduğu tespit edilmiştir. Yapılan tespitler kapsamında, akıllı kentleri mevcut kent dokusuna entegre ederken ekolojik akıllı kent çözümleri dikkate alınarak, eksikliklerin bu çözümler ile düzeltilerek, potansiyellerin korunarak sürdürülmesi gerektiği buna ek olarak teknolojik çözümlerin bu sistemlerle entegrasyonu sağlanarak uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Teknolojik çözümler her ne kadar akıllı kentlerin temelini oluşturuyor olsa da ekolojik çözümler ile desteklenen bir kent sürdürülebilirliğini kuvvetlendirecektir.
Eğitim alanlarının çocukların mekân algısı ve yaratıcılığı üzerindeki etkisi
Fiziksel çevrenin (konut çevresi, okul ve parklar vb.) çocukların mekâna yönelik bilgi, duygu, davranış ve yaratıcı düşünce performansını nasıl etkilediğinin, bu mekânları nasıl algıladıklarının ve nasıl dönüştürdüklerinin irdelenmesi tasarım disiplini ve yaşam kalitesini arttıran mekânların tasarlanması için önemli bir araştırma konusudur. Bu araştırma çocukların eğitim alanlarına dair bilişsel, duygusal ve davranışsal deneyimleri ile yaratıcı düşünceleri arasındaki olası ilişkilerin belirlenmesine yönelik özgün bir yöntem geliştirmeyi amaçlamıştır. 9-11 yaş aralığındaki 62 öğrenci ile dört okul alanında gerçekleştirilen çalışmanın ilk aşamasında, katılımcılar belirli bir süre içerisinde mevcut okul alanı ve çevresini, sonrasında ise hayal ettikleri okul alanını yazarak ya da çizerek ifade etmişlerdir. İkinci aşamada her katılımcı ile duygusal ve davranışsal deneyimlerine yönelik sözlü görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen veriler, öncelikle çocukların mekâna yönelik deneyimlerinde hangi ifade tekniklerini kullandıklarına göre, mekânsal algıları ile yaratıcı düşünce performansları arasındaki ilişki ise mekânsal farkındalık, mekâna yönelik duygu-davranışlar ve hayal edilen okul alanının özellikleri üzerinden incelenmiştir. Sonuçlar, katılımcıların mekânsal farkındalıkları ve yaratıcı düşünme performansları arasında doğrudan bir ilişki olmadığını, ancak eğitim, sosyo-kültürel çevre ve bireysel özelliklerin yanında mekânın da yaratıcılık ile dolaylı bir etkileşimde olduğunu, ayrıca eğitim alanlarının mekânsal organizasyonunun çocukların mekâna dair bilgi, duygu ve davranışlarını şekillendirdiğini göstermiştir. Bu çalışmadan elde edilen bulgular, eğitim müfredatı ve sosyal çevre kadar mekânın biçimsel özelliklerinin de çocukların bilişsel gelişimini ve yaratıcı düşünme eğilimini etkilediğine işaret etmektedir. Çocukların mekânsal farkındalığı, duygu, davranış ve yaratıcı düşünce performansının ölçülmesine yönelik geliştirilen özgün ve yenilikçi yöntem bu alanda yapılacak sonraki çalışmalara öncü olabilecektir.
Neoliberal kentleşme ekseninde mekânın yeniden üretimi: İzmir yeni kent merkezi örneği
1980 sonrasında dünyada yaşanan ekonomik ve politik değişimler, temelinde serbest piyasa, özelleştirme, deregülasyon ve serbest sermaye hareketleri olan neoliberalizmin tüm dünyada hâkim paradigma haline gelmesine neden olmuştur. Sermayenin kendini yeniden ürettiği mekân ile neoliberalizm arasında oldukça güçlü bir bağ bulunmaktadır. Kentler süreç içerisinde neoliberalizmin kendini yeniden ürettiği merkezlere dönüşmüşlerdir. Neoliberalizmin kentsel alana yoğunlaşması ile birlikte kent toprağının doğrudan rant sağlayan bir metaya dönüştürüşmesi sürecinde fonksiyonları, faaliyetleri ve ilişkileri yeniden ölçeklendiren neoliberal kentleşme kavramı ortaya çıktmıştır. Dünyada neoliberalizmin hâkim paradigma haline geldiği 1980'li yıllara dayanan Türkiye'nin neoliberalleşme süreci, 2000'li yıllar ile birlikte kentsel alanı büyük bir hızla dönüştürmeye başlamıştır. Sermayenin odağının, neoliberal kentleşmenin Türkiye'deki esas uygulama alanı olan İstanbul dışına çevrilmesi ile birlikte ülkenin diğer büyük metropol kentleri de neoliberalleşme sürecine dahil olmuştur. Bu kapsamda Türkiye'nin 3. büyük metropol kenti olan İzmir'in neoliberal kentleşme sürecçlerine sahne olduğu görülmektedir. İzmir'in neoliberal kentleşme sürecinin odağında ise neoliberal kentleşme politikalarının uygulama alanı bulduğu İzmir Yeni Kent Merkezi (YKM) bulunmaktadır. YKM'nin neoliberalleşme süreci, neoliberal kentleşme politikalarının önemli uygulama araçlarından biri olan ve kent mekânının yanı sıra ekonomik, sosyal ve kültürel alanlara da müdahale eden ve neoliberal kentleşmenin çıktılarından biri olan büyük ölçekli kentsel projeler aracılığıyla yürütülmektedir. Bu kapsamda çalışma, YKM'deki neoliberal kentleşme eksenli sürecin ve değişkenlerinin deşifre etmeyi ve bu kapsamda bölgedeki neoliberal mekânsal dönüşümü mekânın yeniden üretimi temelinde ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Kentsel yenileme bölgelerinde sürdürülebilirlik için bir yaklaşım – Antalya Balbey örneği
Kentsel yenileme projelerinde genelde, kullanıcı (yerel halk) ve katılımcılar (ziyaretçi, turist) tarafından benimsenmeyen, onların beklentilerine cevap vermeyen projelerin üretildiği ve uygulandığı görülmektedir. Hatta bu projeler hayata geçirildiğinde, yerel halkın bölgeyi terk etmesi ve kullanıcı profilinin değişmesi gündeme gelmektedir. Bu nedenlerle örnek bir alan üzerinden kentsel yenilemenin çok boyutlu bir eylem alanı olarak tariflenmesi ve proje tasarımının yerel kullanıcı beklentilerini ve sürdürülebilir olması için sağlaması gereken kriterler araştırılacaktır. Bu bağlamda; sürdürülebilir kentsel yenileme kavramının ilkelerini ortaya koymak, ekonomik, sosyal ve çevresel bileşenlerini incelemek ve sürdürülebilirliğin şartlarını değerlendirerek, örnek alan çalışması olarak Antalya Balbey Mahallesi'nde sürdürülebilir bir kentsel yenileme yaklaşımı önerisi ortaya koymak amaçlanmıştır. Çalışmada Balbey Mahallesi'nde yaşayanlara ve mahalleyi ziyarete gelen bireylere anket uygulanmıştır. Uygulanan anketlerden elde edilen veriler ve görüşlerden yola çıkarak gözleme ve çevre analizlerine dayalı bulgular ile tasarıma girdi oluşturulabilecek kriterler ortaya konulmuştur. Kent merkezine yakın konumu sebebiyle, ihtiyaç ve gereksinim doğrultusunda yaşam kalitesini arttıracak mekanların oluşturulması, alanda otopark kullanımının yaygın olması ve alanın karakteristik dokusunun okunamıyor olması, güvenlik ve teknik alt yapı yetersizlikleri sorunlarının çözülmesi, tarihi yapısının hem katılımcı hem kullanıcı tarafından belirtildiği üzere değişmemesi gerektiği, fiziksel yapısı ve doğal mimarisinin bozulmadan turizm merkezi ve cazibe merkezi haline gelmesi, alanın fark edilmesi ve algılanması için mahallenin çeperinde yer alan yüksek katlı yapılaşmanın kent dokusuna uygun siluete göre planlanması önerilmektedir.
Soylulaştırmanın tarihsel çevrelerin korunması üzerindeki etkileri: Alaçatı örneği
Geleneksel yerleşimler, özgün dokusal özelliklere ve sosyo-kültürel değerlere sahip olan tarihsel alanlardır. Bu tür yerleşimlerde yapılan koruma çalışmaları uluslararası alanda belirlenen koruma ilkeleri gözetilerek, tüm toplumsal sınıf ve katmanları kapsayacak nitelikte olmalıdır. Bununla birlikte kentlerin, sermaye birikim alanı olarak görülmesi doğru koruma yaklaşımlarının uygulanmasının önünde engel oluşturmaktadır. Tarihi yerleşim alanları piyasa mekanizmaları içinde ya sermaye birikim sürecine entegre olamayarak çöküntü alanlarına dönüşmekte ya da sahip oldukları konum ve otantizimleri dolayısıyla soylulaşma sürecine konu olmaktadırlar. Bu çalışmada soylulaşmaya konu olan tarihsel yerleşimlerde, soylulaşmayla gelen dönüşüm süreçlerinin koruma çalışmalarını nasıl etkileyebilecekleri araştırılmaktadır. Çalışma alanı olarak İzmir'in Çeşme İlçesi'nin Alaçatı Mahallesi belirlenmiştir. Turizm sektörünün yükselişe geçmesiyle birlikte Alaçatı'da yaşanan soylulaştırmanın, yerleşimin korunmasına ve tarihi dokuya etkileri mekansal ve sosyo-ekonomik analizlerle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Geleneksel dokuda yapılan sağlıklaştırma, restorasyon ve yenileme çalışmaları, yerleşimin mekansal büyüme ve arazi kullanım özelliklerinde gözlenen değişimler, dönemsel olarak karşılaştırılarak aktarılmıştır. Tarihi çevre koruma ve soylulaştırma konularındaki literatür tez kapsamında aktarılmış; elde edilen sonuçlar alan analizleri ile birlikte değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, Alaçatı'da yaşanan sürecin soylulaştırma olarak tanımlanması gerektiği; soylulaştırmanın kentin mekansal ve sosyal dokusuna önemli etkileri olduğu saptanmıştır. Bu saptamalara paralel olarak tarihi çevre koruma çalışmalarının yerleşimin yaşadığı dönüşümden etkilendiği ve uluslararası alanda belirlenen koruma ilke ve kriterleri ile uyumsuz uygulamalar ortaya konabildiği görülmüştür. Çalışmanın sonuç bölümünde sürecin olumsuz etkilerinin giderilmesine yönelik alınabilecek önlemler ve yerleşim için doğru koruma uygulamalarının nasıl bir yaklaşımla gerçekleştirilebileceği tartışılmaktadır. Çalışma Alaçatı özelinden başlayarak, benzer soylulaştırma sürecini yaşayan tarihi çevrelerde soylulaştırmanın tarihi doku üzerindeki etkilerini araştırarak, alınabilecek önlemleri tartışmaya açarak literatüre katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Kamusal mekan özelliklerinin sosyal yaşam aktiviteleri üzerindeki etkisi - Karşıyaka - Bostanlı örneği
Yapılar, sokaklar ve boşluklardan oluşan kentsel mekan, taşıdıkları özellikleriyle kişilerin kent yaşamında sosyal ilişkilerinin ve deneyimlerinin yaratılmasında, kendilerini ifade etmesinde ve toplumsal yaşama katılabilmelerinde etkili olmuştur. Herkesin erişimine açık olan ve kentin sokaklarından, açık alanlarından oluşan, toplumsal ilişkilerin üretildiği, farklı gruplardan insanların ve yabancıların bir arada bulunarak edindikleri deneyimler, iletişim ve etkileşimleri ile anlam kazanan kamusal mekanların aynı zamanda kentsel kimliğin oluşumu ve toplumsal gelişim açısından önemli etkileri bulunmaktadır. Günümüz kent planlama anlayışı çerçevesinde, kentler sürekli değişmekte, büyümekte ve yeni yerleşim alanları oluşturulmaktadır. Önemli olan, mevcutta olan ve planlanan kamusal mekanların, bireylerin sosyal ilişkiler kurmalarına olanak sağlayan, yalnızlaşma etkisinin yaratılmadığı, bireyler arası etkileşim ve iletişime olanak sağlayan, pasif temasları mümkün kılan ve bireylerin aidiyet duygularını geliştirmesini sağlayan kamusallık niteliklerinin tartışılması gereklidir. Kamusal mekanlar ile ilgili yapılan araştırmaların ve başarılı uygulamalarının çoğunda bir takım kamusal mekan özelliklerinin ve kamusal mekanları çevreleyen kentsel dokunun fiziksel tasarımının, kamusal mekanlardaki sosyal yaşam aktivitelerini etkilediği sonucuna ulaşılmaktadır. Tez çalışması kapsamında da söz konusu ilişki örnek alan araştırması ile incelenecektir. Tez kapsamında incelenecek olan örnek alan, İzmir ili, Karşıyaka ilçesi'nin Bostanlı semtinde bulunan, 1960'lı yıllardan itibaren kentsel gelişmenin hız kazandığı ve Emlak Bankası'nın çok ve az katlı toplu konutları ile imarlı apartmanların birlikte gelişme gösterdiği kentsel dokudur. 3 farklı morfolojik özelliğe sahip olan kentsel dokunun öncelikle tarihsel süreçteki gelişimi değerlendirilmiş ve kentsel imge, morfolojik, sosyal yaşam aktiviteleri ve mekan dizim analizi yöntemlerinin uygulanmasıyla, kamusal mekan özelliklerinin ve kentsel morfolojik özelliklerin sosyal yaşam aktivitelerinin gelişimi ile mekan ve sosyal yaşam arasındaki ilişki ve etkileşim tartışılmıştır.
Çok katmanlı kentlerde arkeolojik alanların yakın çevresinde yaşayanların arkeolojik varlıklar üzerine değerlendirmeleri: İzmir örneği
Ülkemiz dünya çapında büyük derecede arkeolojik potansiyelin olduğu topraklara sahiptir. İnsanoğlu yıllardır bu topraklarda farklı kültürleri yaşamış ve biriktirmiştir. Bu topraklarda bulunan kentlerin geçmişinde Antik Dönem kalıntılarıyla daha eski devirlere ait kalıntılar bulunmaktadır. Bazı kentlerimizde arkeolojik alanlar, kentle bütünleşik halde karşımıza çıkmaktadır. Çok katmanlı kent yerleşimlerinde karşımıza çıkan bu durum kentsel ve arkeolojik anlamda farklı kavramların oluşumuna neden olmuştur. Günümüzde karşılaştığımız kentleşme ve çağdaş gelişmeler dünyada binlerce yılda oluşan kent dokusunu keskin biçimde dönüştürmektedir. Koruma kavramıyla yöntemlerinin, çok katmanlı kentlerin sorunları karşısında yetersiz kalmasıyla 'kent arkeolojisi' kavramı çıkmış ve gelişmiştir. Bu kavram çok katmanlı kentlerin gelişmesiyle gelecekteki ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için geçmişlerinin anlaşılması gerektiği görüşüne dayanmaktadır. Amacı kent tarihini aydınlatmak ve kentsel strüktürü oluşturmak değil, kentin sosyal ve kültürel gelişimine katkıda bulunmaktır. Çok katmanlı kentlerde farklı kültür ve uygarlıkların izlerine rastlamak mümkündür. Burada önemli olan rastlanılan tarihi değerlerin kimlere hangi yollarla ulaştırıldığı ve kimlerle paylaşıldığıdır. Bu durum çok katmanlı kentlerde arkeolojik alanlara yönelik yaklaşımların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Sosyal/toplumsal arkeoloji kavramları, arkeolojik değerlerin sosyal hayata yansımasıyla topluma ulaşabilmesi açısından önemlidir. Bu kavramlar ışığında, tez çalışmasında İzmir kent merkezindeki iki arkeolojik alan çevresinde yaşayanların, kazı çalışmaları ve arkeolojik varlıklara yönelik ilgi, bilgi ve görüşleri üzerinde değerlendirme yapılmıştır. Bunun sonucunda kent ve kentli ile bütünleşmiş arkeolojik alanların, toplumun tarihi değerler ve kültürel miras konusunda bilinçlenip, koruma anlayışının oluşması açısından nasıl etkili olduğu, eksik kalınan noktalarda neler yapılması gerektiği bilgisine ulaşılmak istenmiştir. Kent içerisinde gerçekleştirilen arkeolojik çalışmalarının toplumla bütünleşik olarak gerçekleştirilmesi gerektiği, koruma algısının toplumun tarihi değerlere karşı bilinçlenmesiyle daha çok güçleneceği üzerinde durulmuştur. Anahtar kelimeler: Çok katmanlı kent kavramı, kentsel arkeoloji, kültürel varlıklar, sosyal/toplumsal arkeoloji, İzmir Örneği
Çok katmanlı kentlerin korunmasında tasarım destekli yöntem arayışları ve önlemsel yaklaşımlar: Eski Foça örneği
İnsanoğlunun yerleşik yaşama geçmesinin ardından bazı bölgeler, sunduğu coğrafya, doğal kaynaklar, jeolojik yapı gibi olanaklar sebebiyle sürekli yerleşime konu olmuştur. İnsanoğlunun yaşadığı çevreyi değiştirmesi ve dönüştürmesi de tarih boyunca süregelen bir olgudur. Bu sebeple, sürekli yerleşim alanı olarak seçilen bölgeler, üzerinde yaşayan topluma göre şekillenmiş ve değişmiştir. Her bir tarihsel süreç kendi toplumsal, ekonomik ve kültürel ilişkiler ağını kente yansıtmış ve izlerini bırakmıştır. Zaman içinde birikerek değişen ve dönüşen bu ilişkiler ağı, bazen birbiri içinde kaynaşmış, bazen terk edilmiş, kabul edilmemiş, yok edilmiş ve yeniden inşa edilmiştir. Ancak her türlü durumda birbiri üzerine biriken deneyim ve ilişkiler örgüsü kente yansıyarak çok katmanlı kentleri ortaya çıkarmıştır. Çok katmanlı kentlerden, hem tarihsel bağlamının yoğunluğu ve katmanlarının okunabilirliği hem de doğal ve kültürel varlıklarının koruma sınıflarının çeşitliliği bakımından örnek olarak seçilen Eski Foça kentinin yerleşim tarihi Tunç Çağı'na dayanmaktadır. Sonrasında gelişen on iki tarihsel katmanın her birinin izlerini günümüze taşıyan kent, modern kent yaşantısına da uyum göstermeye çalışmaktadır. Bu bağlamda, toprak üstündeki özgün kentsel doku ile toprak altındaki arkeolojik değerlerin (Phokaia antik kenti) yaşamlarını uyum içinde sürdürebilmelerine ilişkin temel yaklaşımların belirlenmesi ve önlemlerin alınmasına yönelik öneriler ortaya konmuştur. Geliştirilen önerilerle çok katmanlı kentlerin korunmasında geçmiş ve bugünün birlikte ele alınması, koruma ve kültür bilincinin topluma aktarılması yöntemleri aranmış, farklı coğrafyalarda yer alan çok katmanlı kentlerin korunmasına yönelik genel çerçeve değerlendirilmiştir.
2000 sonrası süreçte kentsel dönüşüm uygulamalarının kentsel mekana etkisi: Bursa örneği
Türkiye'de metropoliten kentler, neoliberal süreçlerde küresel sermaye açısından önemli düğüm noktaları olarak yeniden örgütlenmiştir. Bu örgütlenmeyle birlikte mekansal yapı da değişim ve dönüşüme uğramıştır. Bu bağlamda birikim hızının arttırılmasındaki engellerin aşılması için yasal ve yönetsel düzenlemeler, planlama ve imar düzeninin basitleştirilmesi ile bunların desantralizasyonu, basitleştirilmesi, deregülasyonu ve yeniden-regülasyonu gözlenmiştir. İmar ve planlama yetkilerinin çok büyük oranda yerel yönetimlere devredilmesi ve mekansal sabitler olarak kentsel dönüşüm uygulamalarının planlama pratiğine bir araç olarak girmesi mekanın metalaşmasını hedef alan birikim stratejisini kolaylaştırmıştır. Sermayenin yerelde devletle temasını arttırarak ona yeni birikim alanları açan bu stratejinin bir örneği olarak 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapılara ilişkin onay yetkisi Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na devredilmiştir. Bu çalışmanın temel amacı söz konusu yetki devrinin Bursa'da kentsel mekana etkilerinin ortaya konmasıdır. Bu kapsamda çalışmada izlenecek yöntem riskli yapı tespiti yapılan parseller ve yetki devri kapsamında riskli yapı tespiti halinde emsal artışı verilmesine ilişkin onaylanan plan değişiklikleri verilerinin; dönemsel, mekansal dağılımı ve yoğunlaşma eğilimleri ile kentsel mekana etkilerinin incelenmesidir. Çalışmada elde edilen bulgu sermayenin önündeki engellerin gevşetilmesi için yerelin yetkilendirilmesi yoluyla planlama ve imar düzeninin serbestleştirilmesi ve kuralsızlaştırılması sürecinin, dönüşümün kamusal yarar temelinden uzak, yaşam standartlarını düşüren parsel bazında uygulamalara evrilmesine neden olduğu ve kentsel dönüşümün mekandaki yöneliminin risk faktöründen çok ekonomik beklentiler temelinde acil müdahaleye ihtiyaç duymayan bölgelerde kendini gösterdiğidir.
Kentsel kamusal açık mekânların engelliler tarafından kullanımının Ankara, Çankaya örneğinde irdelenmesi
Kentleşmenin bir gereği olan ortak kullanım alanlarının toplumdaki tüm bireylerin kullanımına eşit ölçüde erişilebilir olması gerekliliği ve bu yönde mekâna aktarılan veya aktarılmaya çalışılan uygulamaların yetersizliği, kentteki yoğun kullanımların olduğu alanlarda daha fazla ön plana çıkmaktadır. Bu bağlamda çalışmada önemli mekânların ve yoğun olarak kullanılan kamusal alanların bulunduğu noktalar üzerinde, engellilere yönelik düzenlemelerin önceliğinin daha net vurgulanması yönünde saptamalar ve değerlendirmeler ortaya konmuştur. Ankara ili Çankaya ilçesinde seçilen üç farklı mahalle ve mahalle üzerindeki önemli güzergahlarda yapılan görsel tespitler, yüz yüze yapılan görüşmeler, belirlenen alanların engelli kullanımına yönelik durumları ve belirlenen ölçütlerin puanlanması ışığında uygunluk sırasına göre ortaya konulmuştur. Kent ölçeğinden araştırmaya başlandığında Türkiye genelinde engellilere yönelik kapsamlı araştırmaların güncelliğinin olmamasının fiziksel çevreye olumsuz yansımaları kaçınılmazdır. Engelli bireylere yönelik kesin tablonun bir başka deyişle nüfus, engel türleri, nedenleri, ihtiyaç alanları gibi sürekli olarak değişkenlik gösterebilen göstergelerin güncel ve net olmaması, engelliliğe yönelik genel çerçeveyi anlamak ve gerekli önlemleri almak adına kısıt veya darboğaz olarak nitelendirilebilir. Bu bağlamda kabul gören kurallar dizisinin fiziksel çevreye aktarılması aşamasında öncelikli olarak engellilere yönelik kapsamlı araştırmaların, değişkenlik gösteren koşullar dahilinde (ölümler, kazalar vs.) periyodik olarak yapılması ve paylaşılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde kapsamlı olarak değerlendirildiği üzere Türkiye'de ve dünyada önemli bir yeri olan engelli nüfusuna ilişkin gerçek boyutun ortaya konulmasıyla, fiziksel çevrede uygulanacak düzenlemelere yön verilmekle birlikte, ortak erişilebilir tasarım kararlarına yönelimin artmasına imkân sağlanacaktır.
İstatistiki bölgelere göre Türkiye'de 2000 sonrası tarım ve imalat (gıda-içki) sektörlerinde düzenlenen yatırım teşvik belgelerinin dağılımının değerlendirilmesi
Teşvikler, belirli ekonomik ve sosyal faaliyetlerin daha hızlı gelişmesini sağlamak amacıyla kamu tarafından verilen destekler olarak tanımlanabilirler. Yatırım teşvikleri, devletlerin önemli ekonomik politika unsurlarından biridir. Teşviklerin amacı sermayenin harcama maliyetini azaltmaktır ve ülkenin gelişmesi için daha faydalı görülen sektörlere kamu kaynaklarının kaydırılmasıdır. Teşviklerin bir diğer amaçları da; az gelişmiş bölgelere yatırımları çekerek bölgelerarası gelişmişlik farkını azaltmak, istihdamı artırmak ve yabancı sermayeyi ülkeye çekmektir. Yatırım teşvik belgeleri (YTB), devletin sağladığı desteklerden yararlanma olanağı sağlayan, yatırımcılar adına düzenlenen bir belgedir. Bu belge, devlet tarafından Türkiye'de 1968 yılından itibaren düzenlenmeye başlamıştır. Yatırımcıya parasal destek verilmesi söz konusu olmayıp belirli desteklerden faydalanması sağlanmaktadır. YTB düzenlemekle yükümlü mercii T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü'dür. Bu çalışmada; yerli ve yabancı sermaye yatırımlarının Türkiye içindeki mekânsal dağılımlarını, düzenlenen YTB aracılığı ile analiz etmek ve değerlendirmek temel konu edinilmiştir. Tarım ve imalat (gıda-içki) sektörlerinde, yerli ve yabancı sermaye için 2001-2018 yılları arasında düzenlenen YTB'ler kullanılarak İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırmasına (İBBS) göre dağılımlar değerlendirilmiştir. Çalışmada, yerli ve yabancı sermayenin teşviklerden ne kadar yararlandığı mekânsal olarak ortaya konulmuş, zayıf kalan bölgeler için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine dair öneriler geliştirilmiştir.