Sosyo-ekonomik ilişkiler bağlamında İzmir gecekondularında kimlik yapılanmaları: Karşıyaka-Onur Mahallesi ve Yamanlar Mahallesi örnekleri
2002
0 views
0 downloads
Advisor: Prof.dr. Sezai Göksu
Abstract (TR)
in ÖZET Bir "değişim" süreci içerisinde bulunuyoruz. Yalnızca gördüklerimiz, yaşadıklarımız değil, tariflerimiz ve anlamlandırma biçimlerimiz de değişti. Ancak hayatımızın her alanını kasıp kavuran ve bizlere herşeyi bir altüst oluş biçiminde gösteren gelişmeleri, tarihsel bir dönüm noktası olarak ele alırken, değişmeyen üretim ilişkileri ve yönü değişse de hep var olan merkez-çevre kutuplaşmalarını gözden kaçırmamak gerekiyor. Çünkü önümüze yeni formlarda sunulmuş olan herşeyin, aslında süreklilik arz eden bir işleyişin uzantısı olduğunu gösteren bu veriler, "Yeni Zamanların da, önceki zamanlara ait bozulma ve dağılmışlıkların yeniden adlandırılmış bir durumu olduğunu anlamamızı sağlıyor. Bu bozulma ve dağılmalar içerisinde çarpıcı bir biçimde artan toplumsal ve mekansal yarılmalar ve"yeni kentsel yoksulluk" olarak kavramsallaştırılan durum ise, kentlerin bugünkü toplumsal ve mekansal yapılanmasını belirleyen sosyo-ekonomik süreçlerin ve bu süreçlere konu olan tüm unsurların, sorgulayıcı bir biçimde ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu çalışma da, son dönemde ön plana çıkan ve çok geniş bir alana işaret eden "Kimlik" temelli kavramsallaştırmaları, böyle bir şüpheci ele alış içerisinde değerlendirmeyi ve bireye, özneye referansla ortaya konan özgürleştirici içeriğinden öte, telafi edici rolü ve araçsal konumu açısından tartışmayı amaçlamaktadır. Böyle bir araçsal rolü. Türkiye'nin özgün koşullan ve yine özgün bir deneyim olarak yaşadığı "gecekondu"nun değişen içeriği bağlanımda tariflemekte ve doğrudan bir örnek alana odaklanarak, somut veriler çerçevesinde çözümlemeye çalışmaktadır. Böylece, Türkiye'de genel olarak "kimlik krizi" nitelemesi ile sorunlu bir alana işaret eden ve çoğunlukla medya aracılığıyla, tüketim kültürünün hizmetine sunulan, buIV oluşumun, küresel etkileşimlerin yanırıra, hangi yerel koşulların etkisi altında, hangi içerikte ortaya çıktığı ve kentsel yapıları nasıl biçimlediği sorularına da yanıt aranmaktadır. Türkiye'nin belki ilk kez dünya ile eş zamanlı olarak yaşadığı bir deneyim olmakla birlikte 1980 sonrası gelişmeler, dünyadaki örneklerinden önemli ölçüde kopan özellikler içermektedir. Öncelikle liberal politikalar aracılığıyla dışa açılmaya çalışan bir azgelişmişlik pratiğinin, henüz tamamlanmamış bir modernite projesi üzerine inşa etmeye çalıştığı bir yeni durum oluşu ile, modernlik ile post-modernlik arasında sıkışıp kalmaktadır. Bu açıdan bir arada kalmışlık deneyimi olarak ortaya çıkmakta, ama aynı zamanda söz konusu arada kalmışlıktan doğan gerilimleri de içerisinde barındırmaktadır. Böyle bir gerilimin en temel göstergesi ise, kentleri çepeçevre kuşatmakta olan ve giderek farklılaşan özellikleri çerçevesinde "arka mahalle" ya da "varoş" gibi dışlayıcı tanımlamalar içerisinde ele alınmaya başlayan "gecekondulardır. Türkiye'nin kentleşme pratiğine 1950'li yıllarla birlikte damgasını vuran bu oluşum, hem kentleşmenin yeni dinamikleri hem de göçün değişen şartlan çerçevesinde, büyük bir dönüşüme uğramış ve bugünkü ilişkiler düzeninin önemli bir elemanı halini almıştır. Özellikle 1980 sonrasındaki liberal ekonomik politikalar, yani rant dağılımındaki yeni politikalar aracılığıyla kentsel kapital piyasasında yaşanan hareketlenme ve giderek şiddeti artan rant savaşları çerçevesinde ortaya çıkan yeni konumu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden gerçekleşmiş olan "yoksul göçü" ile daha da belirginlik kazanmıştır. Böylece giderek kentsel ölçekte bozulan dengelerin ve artan "kentsel yoksulluk" un merkezinde yer almaya başlayan söz konusu "göçle oluşmuş yaşama bölgeleri" aynı zamanda yeni yaşama stratejilerinin de üretilme noktaları olarak bambaşka bir içeriğe kavuşmuşlardır. Böyle bir gelişme ise, kentsel yapının varoş ve kent bağlanımda varolan ikili yapısını, çok farklı dinamikler ile temellenen yeni ayrışma biçimlerine dönüştürecek etkiler ortaya çıkarmıştır. Bu çerçevede enformel, marjinal, hukuk dışı, gibi karşıtlıklar içeren her türlü ayrışma biçimi geçerliliğini yitirirken, göçle oluşmuşyaşama bölgelerim toplumsal ve mekansal düzeyde ayrıştıran dayanışma formları da bambaşka içeriklere bürünmüştür. Dolayısıyla her türlü ilişki biçiminin içice geçmeye başladığı bir ortamda, dayanışma ilişkileri de yalnızca aile-akrabalık ve giderek hemşehrilik ile temellenen özelliklerini yitirerek, etnik dinsel ya da politik unsurların belirleyiciliği çerçevesinde yeniden örgütlenmeye, yeni farklılaşmalar ve ayrışma biçimleri ortaya koymaya başlamışlardır. Üstelik söz konusu farklılıklar ve ayrışmalar giderek, yeni post-modern kent imajının ve dolayısıyla tüketim kültürünün de ön plana çıkararak araçsallaştırdığı öğeler halini de almaya başlamışlardır. Böylece tam bir post-modernlik içerisine düşen kentler, bir yandan tek tek bireysel özneler aracılığıyla ön plana çıkan, sayısız çeşitlilikte, birbiri içine geçebilen, zaman içinde değişebilen, esnek kimlik öğeleri, diğer yandan da söz konusu kimlik öğelerini araçsallaştırarak kullanan değişik etnik dinsel ya da siyasi örgütlenmeler ya da popüler tüketim kültürünün sermayeye hizmet eden araçları ile donatılmış yapılar halini almışlardır. Böyle bir gelişmenin en çarpıcı biçimde yaşandığı kent ise "İstanbul" olmuştur. 1980'li yıllarla unutulmaya yüz tutmuş olan bölgesel rolünü yeniden elde etmeye başlayan kent, küreselleşmiş tüketim kalıplarının ve onlara eşlik eden her türlü kültürel akımın ülkeye taşınmasıyla son derece keskin bir kentleşme pratiği yaşamaya başlamıştır. Kendisini hem mekansal, hem de toplumsal düzeydeki kutuplaşmalar ile gözler önüne seren bu pratik, ayakta kalma mücadelesi veren kesimleri, sorgulamaksızın sözkonusu karmaşık ve birbiri içine geçen ilişki ağlarının içerisine çekmiş ve zaman zaman da çatışmalar düzeyine ulaşan ciddi gerilimlere yol açacak olan yapısıyla ön plana çıkarak, çeşitli araştırmalara konu olmuştur. Ne var ki, böyle özel bir pratiği tüm Türkiye kentleri için genelleştirmek ve tüm kentlerin benzer yarılmalar ve hatta çatışmalar yaşadığı sonucuna ulaşmak mümkün değildir. Çünkü her kent ve dolayısıyla her yerel ortam, değişen şartlar içerisinde yarılmalar ve çelişkiler yaşasa da öncelikle kendi özgün koşullan ve kendi potansiyelleri içerisinde biçimlenmektedir. Nitekim "İzmir" de, yaşamakta olduğu yoğun göç ve gecekondulaşma deneyimi, süreç içerisinde Türkiye'de ortaya çıkmışVI her türlü değişim ve dönüşümlerin etkilenerek değişmiş olan toplumsal ve mekansal mozaiği ile, özgün bir örnek olarak karşımızda durmaktadır. Ancak İstanbul gibi özel bir deneyimden farklı olarak, ülkesel düzeyde daha yaygın bir durumu temsil etmekte ve bu nedenle de belirli bir bağlama otursa da, göçle oluşmuş yaşama bölgelerinin bugünkü yapısını anlamayı sağlayacak önemli ipuçları sağlamaktadır. Dolayısıyla İzmir, Karşıyaka-Onur ve Yamanlar mahallelerine odaklanarak gerçekleştirilen bu çalışma, özgün ve belirli kriterle göre seçilmiş örnek bir alanın analizini yapan ama aynı zamanda da, Türkiye'nin 1980 sonrası kentleşme deneyimlerine ışık tutma ve dolayısıyla başlangıçta ortaya konan sorulara yanıt arama potansiyellerini de içerisinde taşımaktadır.
Author
Dr. Hayat Ünverdi
Institution
How to Cite
Hayat Ünverdi (Doktora Tezi). Sosyo-ekonomik ilişkiler bağlamında İzmir gecekondularında kimlik yapılanmaları: Karşıyaka-Onur Mahallesi ve Yamanlar Mahallesi örnekleri, 2002, Dokuz Eylül University.
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Dokuz Eylül University
- Açık plan ofislerde konuşma anlaşılırlığı parametrelerinin analizi(2021)
- AFAD gönüllülük sisteminin etkin müdahale açısından analiz(2020)
- W.A. Mozart' ın, J. N. Hummel' in ve C. M. Von Weber' in fagot konçertolarının müzikal analizleri(2006)
- Mars habitatlarının yapısal açıdan irdelenmesi(2022)
- 21. yüzyıl postmodernizmi bağlamında çevresel grafik tasarım ve kamusal enstalasyon(2022)
- Profesyonel dansçılarda kas iskelet sistemi yaralanmaları(2006)
