Dokuz Eylül University
Institute

Institute of Graduate Studies in Science

Dokuz Eylül University

820

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Tez
Master'sOpen AccessEN

3 boyutlu kent modelleri için LOD optimizasyonu

In addition to city planning, visual digital data and 3D models collected from the urban environment are an important source of inspiration for the field of urban design. As a contrast, the urban environments, rendered in traditional 3D city models, are highly representative and data-driven way. Equivalent to how the development of digital urban data (digitization) has created technologies such as computer-aided design (CAD), building information models (BIM), and geographic information systems (GIS), and made them the industry standard in the past; Industry 4.0; Advancements in 3D scanning technologies that provide realistic visualization of urban space; Increased capacities of graphics processors; The Digital Twin (DT) concept which combined with game engines, brings new perspectives to urban planning and design applications. In this study, besides the basics of a hypothetical LOD categorization to be built especially for the urban area, the qualitative connection between the LOD system optimization used in the field of graphics technologies and the 3D scanned models of the urban area has been examined.

Barkın Emirhan Güler
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Organik atıklardan biyobütanol üretiminde biyokimyasal reaksiyonların manipulasyonları ile üretimin iyileştirilmesi

Waste fig (Ficus carica) is a sugar-rich lignocellulosic fruit making it an excellent biomass candidate for biofuels. This thesis was designed to use waste fig (Ficus carica) for the generation of low-cost and renewable biobutanol through pretreatment followed by dark fermentation. The main aim was to enhance butanol production by checking the roles of certain metals and electron mediators. The study demonstrated the effectiveness of microwave (MW) and thermal process under pressure like autoclaving (AC) as potential pretreatment options for fig hydrolysis to yield high sugar concentrations to be used as a substrate for butanol production. The maximum total sugar concentration of 82.91 g/L and 70.02 g/L were obtained from MW and AC hydrolysis, respectively, with optimized hydrolysis conditions of MW as Dp = 370.72 µm, pH 4.96 and P = 253.67 W and for AC as Dp = 263.19 µm, pH= 3.02, T = 120ºC and t = 30.00 mins. Metals are important precursors in biochemical transformation pathways and also play major roles in microbial metabolism. In this thesis, the effects of metals on ABE (Acetone-Butanol- Ethanol) fermentation, organic acids, and hydrogen production with fig as biomass were extensively studied. Optimization studies were conducted within the ranges of the significant cations achieving ABE (6.3, 5.03, and 1.6 g/L, respectively), acetic and butyric acids (6.9 and 3.9 g/L, respectively) and hydrogen production rate (51,5 ml H2 /L/h). Furthermore, the role of metals in manipulating the ABE fermentation pathway to favur butanol production was successfully achieved.

Dried figMicrowaves
Wasıu Ayodele Abıbu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Polimer kompozitlerin ısıl karakterizasyonu için fototermal radyometri yönteminin incelenmesi

Considering the advances in material technology, determining the thermophysical properties of polymer composites has great importance for engineering design. Among characterization techniques, the photothermal radiometry (PTR) method is a noncontact and nondestructive method utilized to obtain the thermophysical characterization of various materials. The basis of PTR method relies on detecting variations in infrared radiation (IR) emitted by the modulated laser absorption beam from the material surface. Polymer composites are favorable samples for PTR measurements since they have strong IR emissivity that allows obtaining thermal diffusivity at low excitation power and low frequency range. In the scope of the thesis, a specially modified modulated PTR method with a low-frequency operating range and back detection configuration is designed and developed to measure the thermal diffusivity of the polymer composites. The accuracy and validation of the experimental setup are determined. For this purpose, the experimental measurements are compared with the results from the classical PTR method. Finally, the thermal diffusivity of EPDM composites reinforced with carbon black and graphene nanoplatelets fillers and their hybrid combinations are investigated using the developed low frequency PTR method. Based on the results, the synergistic effect of carbon fillers on the thermophysical properties of hybrid polymer composites was investigated.

Polymer compositesThermal conductivityThermal diffusion
Halil Doğacan Koca
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Cezaevi mimarlığı: 21. yüzyıl güncel yarışmalar üzerinden bir değerlendirme

Suç ve ceza kavramları insanlık tarihinin başlangıcından günümüze her toplumda var olmuştur. İntikam, kefaret ve ibret anlayışlarıyla temellenen ve tanımı günden güne genişleyen cezalandırma, Orta Çağ'a kadar, işkence, vücut bütünlüğünün bozulması ve yaşamın sonlandırılması gibi bedene yönelik uygulamalar aracılığıyla devam etmiştir. O döneme kadar ikinci planda kalan hapis cezaları Orta Çağ'da, aslında yapılış amacı hapsetme olmayan ve esasen bedenin hedef alındığı cezaların uygulanacağı zamana kadar bir bekleme alanı olarak kullanılan mekânlarda infaz edilmiştir. Reform hareketleri sırasında hümanist düşüncenin gelişmesiyle beraber, ölüm cezaları yerine özgürlüğün kısıtlanması ve bireyin haklarının askıya alınması gibi fikirler ortaya atılmıştır. Böylelikle, beden-ceza ilişkisi artık şekil değiştirmiş, asıl amacı hapsetme olan cezaevleri üretilmeye başlamış ve cezanın odağı, suçluyu kapatıp özgürlüğünü kısıtlamaya doğru kaymıştır. Bu süreçte, mahkûmu yalnızlaştırmaya, sessizleştirmeye ya da sürekli baskı altında tutmaya yönelik, disiplin üzerine kurulu birçok sistem önerilmiştir. Yirminci yüzyıla gelindiğinde, gözetleme mekanizması muhafaza edilerek, mahkumların birbirleri ile iletişime geçmelerine ve kendilerine daha fazla kişisel alan sunulmasına fırsat sağlayan bir anlayış geliştirilmiş, hapishane mimarisinde farklı model arayışları başlamıştır. Günümüzde ise cezaevleri konusu, ulusal ve uluslararası platformlarda düzenlenen mimari yarışmalar aracılığıyla tekrar gündeme taşınmaktadır. Cezaevleri kapsamında açılan mimari yarışmaların, bu alanda üretilen mimarlığın yetersiz kalmasından ve nitelikli bir tasarımın ihtiyaç haline gelmesinden dolayı düzenlendikleri düşünülmektedir. Ayrıca hala tartışmalı olan, cezaevlerinin asıl amacının cezalandırma mı yoksa rehabilitasyon mu olduğu sorusuna cevaben, hüküm giymiş suçluların özgürlüklerinin kısıtlanarak zaten cezalandırıldıkları ve bu nedenle artık kapatıldıkları mekân aracılığıyla rehabilitasyonlarının sağlanması gerektiği düşünülmektedir. Dolayısıyla hükümlüyü, içinde bulunduğu mekân aracılığıyla, tekrar cezalandırmanın önüne geçecek ve onlara, yaşanabilir bir ortam sunarak iyileştirebilecek nitelikte yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğu söylenebilir. Buradan yola çıkarak, bu çalışmanın amacı, mimari yarışmalar aracılığıyla, cezaevleri konusunun günümüzde nasıl ele alındığını, aktörler arasındaki ilişkilerin nasıl kurgulandığını, mahkûmun rehabilitasyonu için sunulan farklı bakış açılarını ve tüm bunların nasıl mekânsallaştığını ortaya çıkararak, cezaevi mimarlığında yeni yaklaşımlar hakkında bir tartışma zemini hazırlamaktır.

Hapis cezasıHürriyeti bağlayıcı cezalarMimari yarışmalar
İpek Güney
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kum köpekbalığı (Carcharinus plumbeus) Muğla kıyı alanlarında güncel mevcut durumu: Boncuk Koyu özelinde bir çalışma

1 Ocak 2022 - 31 Aralık 2022 arasında yapılan çalışmada sualtı, su üstü kamera görüntüleri incelenmiş, Muğla sınırları içerisinde yer alan dalış okulları çalışanları ve su ürünleri kooperatifine kayıtlı balıkçılar ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda7.448 saatlik sualtı kamera görüntüleri incelenmiş ve 11.102 kum köpekbalığı gözlemi yapılmıştır. Gözlemlerin aylara göre dağılımı Ocak 0, Şubat 0, Mart 0, Nisan 3.204, Mayıs 4.140, Haziran 1.448, Temmuz 397, Ağustos 51, Eylül 582, Ekim 1.458, Kasım 3 ve Aralık 0 şeklinde olmuştur. Bu gözlemlerin mevsim, saat, su sıcaklığı, suda bulunan oksijen miktarı (ppm) ve suda çözünmüş oksijen miktarı (%) ile ilişkisiincelenmiştir. Analizler için sayma veri (count) regresyon modeli kullanılmış ve bunun sonucunda karşılaşma sıklığının sıcaklık ile ilişkisi olmadığı, suda bulunan oksijen miktarı (ppm) arttıkça kum köpekbalığı görülme sıklığının arttığı ayrıca suda çözünmüş oksijen satürasyonu (%) arttıkça kum köpekbalığı sıklığının azaldığı görülmüş, en sık 12:00-15:00 saatleri arasında karşılaşmanın gerçekleştiği, tür ile en sık karşılaşılan mevsimin ilkbahar olduğu bulunmuştur. Su üstü kamerasındaki arıza nedeni ile sadece yılın son 5 ayında görüntü alınabilmiş fakat anlamlı bir veri elde edilememiştir. Ayrıca arazi çalışmaları kapsamında çeşitli su ürünleri kooperatiflerine kayıtlı 78 balıkçı ile47 dalış okulu çalışanı ile görüşülmüş fakat sadece köpekbalığı gözlem kaydı verebilen 8 balıkçı, 3 dalış okulu çalışanı ile olmak üzere sadece 11 anket yapılabilmiştir. Bu anketlerin yapılma amacı türün bilinmeyen bir toplanma alanı olup olmadığının tespitidir. Fakat tür ile karşılaşan kişilerin azlığı ve tüm anketlerde sadece bireysel karşılaşmaların olması nedeni ile anlamlı bir veri elde edilememiştir.

Bengi Atay
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir bölgesinde yetişen kantaron (Hypericum perforatum) bitkisindeki uçucu bileşenlerin tayini

Sarı kantaron, doğal olarak yetişmekte olan ve içerdiği sekonder metabolitler açısından oldukça zengin olan aromatik bir bitkidir. Bu lisansüstü tez çalışmasında, İzmir'in Ödemiş ve Seferihisar bölgelerinde yetişmekte olan sarı kantaron bitkisinin çiçek ve yaprak kısımlarındaki uçucu bileşenlerin tayini amaçlanmıştır. Sarı kantaron bitkisinde bulunan uçucu bileşenler tepe boşluklu katı faz mikroekstraksiyon ve su buharı destilasyon yöntemleri kullanılarak ekstrakte edilmiş ve ardından gaz kromatografisi/kütle spektrometresi cihazı ile analizleri gerçekleştirilmiştir. Tepe boşluklu katı faz mikroekstraksiyon yöntemi ile Seferihisar bölgesine ait sarı kantaron bitkisinin çiçek ve yaprak kısmında 62 ve 70 adet pik ve Ödemiş bölgesine ait bitkide ise 64 ve 90 adet pik tanımlanmıştır. Su buharı destilasyonu yöntemiyle tanımlanan pik sayıları, Seferihisar'a ait sarı kantaron bitkisinin çiçek ve yaprak kısmında 13 ve 29 adet ve Ödemiş bölgesine ait bitkinin çiçek ve yaprak kısmında ise 16 ve 33 adet olarak bulunmuştur. Katı faz mikroekstraksiyon yöntemi ile tanımlanan bileşik gruplarından seskiterpen ve seskiterpenoidler, diğer terpen gruplarına göre daha fazla tanımlanmış pike sahiptir ve alan yüzdeleri daha yüksektir. Katı faz mikroekstraksiyon yöntemi ile tanımlanan alan yüzdesi fazla olan bileşikler, α- pinene, β-pinene, (E)-caryophyllene, (E)-β-farnesene, γ-amorphene, cis-linalool oxide, trans-linalool oxide, α-humulene, (E)-β-ocimene, β-selinene, α-selinene, α-cyclocitral, trans-carveol, 2-methyldodecane ve 2-methyloctane olarak tanımlanmıştır. Su buharı destilasyonu yöntemi sonucunda alan yüzdesi fazla olan bileşikler ise eugenol, spathulenol, widdrol, longifolene, α-cedrene, thymol, α-ionene, trans-isoeugenol, α-terpineol ve nonacosane olarak tanımlanmıştır. Bitkinin yetiştirme koşulları, bitkinin kullanılan bölgesi ve kullanılan analiz yöntemin farklılığı bitkilerdeki kimyasal uçucu bileşenlerde gözlemlenen farklılıkların ana nedenlerinden olduğu bilinmektedir.

Ebru Aksoy
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

UNESCO tehlikede olan dünya miras alanlarında somut ve somut olmayan kültürel mirasın koruma sorunları üzerine bir değerlendirme

UNESCO, 1972 yılında gerçekleştirdiği Genel Konferansı'nda kabule edilen Dünya Mirası Sözleşmesi, miras kavramı ve kültürel mirasın korunmasının gerekliliğini, tüm ülkelerin kendi sınırlarında bulunan Dünya Miras Alanları'nı korumakla kalmayıp, diğer ulusların mirasılarını da koruması gerektiğini belirtmiştir. Bununla birlikte çeşitli nedenlerle tahribata uğrayan Dünya Miras Alanları'nın korunması ve bu alanların yaşatılması gerekliliği verilen zararın tüm dünyayı etkileyeceği bu sözleşme kapsamında ele alınmıştır. Sözleşmenin 11. maddesinde de UNESCO'nun, çeşitli riskler karşısında tehlikeye giren dünya miras alanlarının "Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi (TADML)" başlıklı listesi altında, miras alanlarının durumları gerektirdikçe düzenleyeceği, güncelleyeceği ve yayınlayacağını belirtilmiştir. TADML'ye doğal ve kültürel miras alanlarını oluşturan varlıkların, çeşitli yangınlar, depremler, volkanik patlamalar, su baskınları gibi doğal kaynaklı tehlikelerin yanında hızlı ve çarpık kentleşme, yoğun turizm yükü, toprağın yanlış kullanım ve mülkiyetindeki değişikliklerin neden olduğu tahribat, çeşitli nedenlerle kültürel bir varlığın terkedilmesi, varlıkların çeşitli doğal afetler yaşaması, varlıkların içerisinde silahlı bir çatışmanın çıkması veya olası çatışma tehdidi gibi insan kaynaklı riskler ile tehlikelerin tehdidi altında bulunan alanlar alınmaktadır. Ocak 2023 itibariyle TADML'de Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi'nde 16'sı doğal, 39'u kültürel olmak üzere 55 alan bulunmaktadır. UNESCO Dünya Miras Komitesi tarafından, 1979'dan bugüne kadar miras alanlarının korunma durumlarının süreç içerisindeki gelişimi ve potansiyelini tanımlamak amacıyla kapsamlı analiz ve raporlamalarını içeren Koruma Durumu Sistemi hazırlanarak veri tabanı oluşturulmuştur. KDS veri tabanı DMA'ların son yıllarda karşı karşıya kaldığı riskleri tespit ederek, anlamak için önemli bir kaynak olmuştur. Hazırlanan çok sayıda analiz ve rapor çalışmalarında çeşitli doğa ve insan kaynaklı risklerden etkilendiği UNESCO tarafından belirtilmiştir. Bu raporlar sonucunda yayınladığı uygulama rehberlerinde UNESCO, bu alanların risk faktörlerini belirtmiştir. Kültürel miras değerlerinin tehlike altına alınmasına neden olan faktörleri, doğal ve insan kaynaklı olarak iki ana başlıkta ele alan bu Çalışma kapsamında, Dünya Miras Alanları'nın tehlikeye girme nedenleri risk etmenleri başlıkları ile incelenmiştir. Bu incelemeler sonucu kültürel miras alanlarında somut ve somut olmayan miras değerlerine etkileri ortaya çıkarılmıştır. Bu etkilerin miras alanlarında yarattığı doğrudan veya dolaylı olarak ortaya çıkan sorunlar belirlenmiş ve tez çalışmasının son bölümünde bu alanlardaki koruma sorunları değerlendirilmiştir.

UNESCO
Zeynep Berfin Ersayın
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Geniş yeraltı metro istasyonlarının inşasında yeni Avusturya tünel inşaat yönteminin uygulanabilirliğinin incelenmesi

Tunneling, as it was in the past, remains an essential construction activity today, serving purposes such as water supply, sewage, drainage, and transportation to meet humanity's basic needs. The increasing population and fundamental requirements, especially in the field of transportation, have necessitated tunnel construction within urban areas. During tunnel excavations, deformations occur within a specific influence area of the tunnel. These deformations can particularly damage structures around the tunnel, and in the event of tunnel collapse, they can even lead to settlement in buildings. To prevent these deformations, it has been emphasized that the geological, hydrological, geotechnical characteristics of the tunnel excavation area, as well as the carefully selected tunnel depth and diameter, need to be thoroughly examined. The anticipated levels of deformation before tunnel excavations were initially predicted using empirical methods proposed by various researchers. These values were then compared with site measurements and analyses conducted using the finite element method. While empirical methods and FE analysis results showed similar values, greater deformations were observed in site measurements. This was attributed to the precision displayed during site excavations. With the existing methods, the anticipated surface settlements were found to be beyond acceptable limits, prompting additional measures and improvements to mitigate these deformations within the scope of this thesis. The conducted work demonstrated that deformations decreased by approximately 36-43 percentage compared to the existing situation.

Selim Aktaş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Makine öğrenimi teknikleri ile güneş ışınımı ve güç kestirimi

Son yıllarda iklim değişikliği ve özellikle küresel ısınmanın etkileri görüldükçe, enerji tasarrufu ve yenilenebilir enerjinin önemi giderek artmıştır. Yenilenebilir enerji alanında başta güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi olmak üzere jeotermal, biyokütle, dalga ve hidroelektrik enerji gibi pek çok enerji sistemi uygulaması mevcuttur. Yenilenebilir enerji sistemleri kurulmadan önce ekonomik ve çevresel sürdürülebilirliklerinin incelenmesi sistemlerden optimum verim elde etmek amacıyla önem taşımaktadır. Bu doğrultuda yenilenebilir enerji sistemlerinde güvenilirlik ve enerji tahmini çalışmaları sürdürülebilirlik bağlamında etkili çalışma alanları arasına girmektedir. Enerji sistemlerin geleceğe yönelik güvenilirlik ve enerji tahmininde makine öğrenimi metotları kullanılmaktadır. Yapılan çalışmada da kurulması planlanan bir güneş enerjisi sisteminin enerji tahmininde güneş ışınımı tahmini için Yapay Sinir Ağları, LightGBM (Hafif Gradyan Artırma Makineleri) ve LSTM (Uzun Kısa Zamanlı Bellek) gibi makine öğrenimi modelleri kullanılmıştır. Kullanılan makine öğrenimi modellerinin tahmin performansları çeşitli hata metrikleri ile karşılaştırılarak en başarılı sonuçları veren LightGBM modeli seçilmiştir. Seçilen modelin test verisi üzerinde Ortalama Mutlak Hata Yüzdesi (MAPE) değeri %21,29 olmuştur. Seçilen LightGBM modeli üzerinden yapılan güneş ışınımı tahminleri kullanılarak belirli parametrelerdeki bir güneş paneli sisteminin sonraki güne ait saatlik güç ve günlük enerji üretim kestirimi yapılmıştır.

Enerji sistemleri
Can Yunus Erözden
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hammaddeler için bütünleşik stok yönetim modelinin uygulanması

Rekabetin hızla geliştiği günümüz iş ortamında, tedarik zinciri yönetimi ve stok yönetimi işletmelerin maliyetleri düşürmesi, verimliliği artırması ve müşteri hizmet düzeylerini yükseltmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Tedarik zinciri yönetimi, malzeme temininden son tüketiciye kadar olan süreci optimize etmeyi amaçlayan stratejik bir yaklaşımdır. Bu sürecin etkin yönetimi, stok seviyelerini ve talep tahminlerini içeren karmaşık kararlar gerektirir. Bu bağlamda, hammadde stoklarının etkin bir şekilde yönetilmesi, üretim süreçlerinin kesintisiz devamını sağlamak ve operasyonel verimliliği artırmak adına kritik bir faktördür. Bu çalışma, tedarik zinciri yönetimi ve stok yönetimi alanlarının bütünleştiği bir perspektiften yaklaşarak, hammaddelerin etkili bir şekilde yönetilmesini sağlayan bütünleşik bir stok yönetim modelinin uygulanmasını incelemektedir. Uluslararası bir şirkette gerçekleştirilen uygulama örneği üzerinden ABC analizi, XYZ analizi ve istatiksel emniyet stok hesaplamaları yapılarak bütünleşik stok yönetim modelinin nasıl uygulandığı, tedarik zinciri performansının nasıl ölçüldüğü ve hammaddelerin stok seviyelerinin nasıl optimize edildiği ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. Bu tez, işletmelerin hammaddelerin stok yönetiminde daha etkili bir şekilde nasıl hareket edebileceğini anlamak isteyen araştırmacılar ve uygulamacılar için değerli bir kaynak olmayı hedeflemektedir. Aynı zamanda, bütünleşik stok yönetim modelinin işletmelerin süreçlerini nasıl iyileştirebileceğine dair geniş bir anlayış sunarak gelecekteki çalışmaların temelini oluşturabilir.

Oğuz Tokşen
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00