Adnan Menderes University
Discipline

Nursing

Adnan Menderes University

1,213

Archived Theses

22

DOIs Assigned

2%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Nöroşirürji kliniğinde periferik intravenöz kateter uygulanan hastalarda flebit ve infiltrasyon gelişme durumu ve etkileyen etmenler

Bu araştırma, Nöroşirürji kliniğinde periferik intravenöz kateter uygulanan hastalarda flebit ve infiltrasyon gelişme durumunu ve etkileyen etmenleri incelemek amacıyla yapılmış, tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırmanın verileri anket ve gözlem formu ile 24 saatte bir kateter giriş alanı flebit ve infiltrasyon bulguları yönünden değerlendirilerek toplandı. Araştırmanın örneklemini; Nöroşirurji Kliniği'nde yatan, 18 yaş ve üstü olan, periferik kateter takılarak ilaç ve sıvı tedavisi uygulanan 325 hasta, 347 kateter oluşturdu. Flebit gelişme oranı %17.6 olarak saptandı. Gelişen flebitlerin tamamının (%100) 1. derecede flebit olduğu ve en fazla (%60.7) 2. gün flebit geliştiği saptandı. Mevcut hastalık, kateterin uygulandığı birim, kateterin vende kalış süresi, kateterin bölgeye uygulanma sıklığı, kateteri uygulayan kişinin öğrenim durumunun flebit gelişmesini etkilediği bulundu. Araştırmada infiltrasyon gelişme oranı %6.3 olarak saptandı. Gelişen infiltrasyonların tamamının (%100) 1. derecede infiltrasyon olduğu ve en fazla 2. gün (%81.8) infiltrasyon geliştiği saptandı. Sonuç olarak periferik İV kateterlerin flebit ve infiltrasyon skalası ile düzenli olarak değerlendirilmesi, hastalara uygulanan periferik İV kateterlerin maksimum 48-72 saatten sonra değiştirilmesi, uygulama bölgelerinin tekrarlı kullanımından kaçınılması, ilerleyen yaş gruplarında flebit ve infiltrasyon riskinin farkında olunması ve gerekli önlemlerin alınması, flebit ve infiltrasyon risk faktörlerini belirlemeye yönelik çalışmalar planlanması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Flebit, İnfiltrasyon, Nöroşirürji, Periferik İntravenöz Kateter

FlebitKateterizasyonKateterizasyon-periferik+2
Banu Cihan Erdoğan
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Mekanik ventilasyondan ayırma sonrası verilen pozisyonun prematüre bebeklerin spontan solunuma uyumlarına etkisi

Bu araştırma, mekanik ventilasyondan ayırma sonrası verilen pozisyonun prematüre bebeklerin spontan solunuma uyumlarına etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü deneysel düzende yapılmıştır. Araştırma verileri, Aralık 2012 - Aralık 2013 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde toplanmıştır. Araştırmanın örneklemine YYBÜ'de yatan randomizasyon yöntemi ile seçilen 30 çalışma ve 30 kontrol olmak üzere toplam 60 prematüre bebek alınmıştır. Araştırmanın verileri yenidoğan veri toplama formu ile toplanmıştır. Çalışma grubundaki bebeklere pron (yüzüstü) yatış pozisyonu verilmiş, kontrol grubundaki bebeklere supin (sırtüstü) yatış pozisyonu verilmiştir. Bebeklere mekanik ventilasyondan ayırdıktan sonra spontan solunuma geçtiklerinde ilk 120 dakika süreyle pozisyon verilerek her 20 dakikada bir kalp atım hızı, SpO2 ve solunum sayısı değerlendirilmiştir. Ayrıca bebekler solunum sıkıntısı belirtileri, solunum ritmi ve apne varlığı açısından izlenmiştir. Araştırma verilerinin analizinde, tanımlayıcı istatistiklerKi-kare testi, student-T testi, Mann-Whitney U testi, tekrarlı ölçümlerde tek faktörlü varyans analizi veFriedman testi kullanılmıştır. Tekrar ölçümlerin analizinde, p<0,007 düzeyindeki değerler vebağımsız grupların karşılaştırılması için yapılan analizlerde p<0,05 düzeyindeki değerler önemli olarak kabul edilmiştir. Araştırmaya alınan bebeklerin aileleri çalışma hakkında bilgilendirilmiş, ailelerdenyazılı olur alınmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için ilgili hastanenin başhekimliğinden ve etik kuruldan izin alınmıştır. Araştırma grubunda yer alan tüm bebeklerin kalpatım hızı ortalamalarının tekrarlayan ölçümlerde kendi içinde istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (p<0,007), bu farklılığa pozisyonun etkisinin olmadığı saptanmıştır (p>0,007). İzlem süresince yapılan ölçümlerde çalışma grubunun SpO2 ortalama değerleri, kontrol grubundan yüksek olmasına karşın bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. (p>0,007). Bu bulgu pozisyonun SpO2 ortalama değerlerine etkisinin olmadığını göstermiştir. Çalışma grubunda yer alan dört bebekte, aynı şekilde kontrol grubunda yer alan dört bebekte desaturasyon (SpO2 ≤%85) gelişmiştir. İzlem sürecinde kontrol grubundaki iki bebek spontan solunumu sürdüremediklerine karar verilerek tekrar mekanik ventilatöre bağlanmıştır. İzlem süresince yapılan ölçümlerde çalışma grubunun solunum sayısı ortalama değerleri, kontrol grubundan düşük olmasına karşın bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Buna göre pozisyonun solunum sayısı ortalama değerlerine etkisinin olmadığı görülmüştür (p>0,007). Bu çalışma sonucunda, mekanik ventilasyondan ayırdıktan sonra verilen pozisyonun, prematüre bebeklerin SpO2, kalp atım hızı ve solunum sayısı ortalama değerlerine, solunum ritmi, apne varlığı ve solunum sıkıntısı belirtilerineetkisi bulunmamıştır. Bu çalışma sonuçlarının; prematüre bebeklerin mekanik ventilasyondan ayırdıktan sonra spontan solunuma uyumlarının arttırılması için yapılacak girişimler konusunda yenidoğan yoğun bakım ünitesindeki bebeklere bakım veren hemşirelerin farkındalığının arttırılması ve uygun hemşirelik girişimlerinin planlanmasına katkı sağlaması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Mekanik ventilasyon, Prematüre bebek, Pron pozisyon, Spontan solunum, Supin pozisyon

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuşBebekler+4
Funda Güler
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Talasemili ergenlerin umut düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışma, talasemi majörlü ergenlerin umut düzeylerini ve umudun sosyodemografik değişkenlerle ilişkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, pediatrik hematoloji polikliniğinde takip edilen, 12-18 yaş grubundaki talasemi majörlü ergenler ile Muğla'da iki ilköğretim ve ortaöğretim okulunda okuyan sağlıklı ergenler oluşturmuştur. Araştırma, Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi, Muğla Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, S.B. Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, S.B. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, S.B. Aydın Devlet Hastanesi ve S.B. Denizli Devlet Hastanesi'nin Pediatrik Hematoloji polikliniğinde ve MEB Muğla 75.yıl İlköğretim Okulu'nun ikinci kademesinde ve Turgut Reis Anadolu Lisesi'nde yapılmıştır. Araştırma örneklemini olasılıksız örnekleme yöntemi ile seçilen, 12-18 yaş grubunda 112 talasemi majörlü ergen (vaka grubu) ve talasemi majörlü ergenlerin yaş ve cinsiyet özelliklerine göre eşleştirilen 12-18 yaş grubunda 121 sağlıklı ergen (kontrol grubu) oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, Talasemi Majörlü Ergenler İçin Sosyodemografik Veri Formu, Sağlıklı Ergenler İçin Sosyodemografik Veri Formu ve Ergenler İçin Umutluluk Ölçeği ile toplanmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, Student t-testi, Ki-kare testi, Mann Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Varyans analizi ve regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Talasemi majörlü ergenlerin umutluluk ölçeği puan ortalaması sağlıklı ergenlerin umutluluk ölçeği puan ortalamaları arasındaki istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Talasemi majörlü ergenlerin; cinsiyet, yaş grupları, öğrenim durumları, aile tipi, kardeş sayısı, yaşadıkları yer, aile gelir durumu, anne-babaların yaş grupları, anne-babaların çalışma durumu ve annelerin öğrenim durumlarına göre umutluluk ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Çoklu regresyon analizi sonucu babalarının ilkokul/ortaokul mezunu olmasının, ergenlerin düşük umutluluk puanı ile ilişkili olduğu (p<0,05); annenin ilkokul/ortaokul mezunu olmasının, talasemi nedeniyle yakınını kaybetmiş olmasının ve iki haftada bir kan transfüzyonu uygulanmasının ergenlerin düşük umutluluk puanı ile ilişkili olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Bu sonuçlara göre talasemi majörlü ergenlerin umut düzeylerini artırmaya yönelik Pediatri hemşireleri girişimler planlamalı ve umut düzeyleri ile ilişkili risk faktörlerinin belirlenmesi için sağlık profesyonellerinin farkındalığı artırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Ergen, Hemşirelik bakımı, Talasemi majör, Umutluluk

ErgenlerHemşirelikHemşirelik bakımı+3
Derya Demir Uysal
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Hastaların düşme riskinin belirlenmesinde Hendrich II ve İtaki düşme riski değerlendirme ölçeklerinin karşılaştırılması

Bu araştırma, Hendrich II Düşme Riski Ölçeği ve İtaki Düşme Riski Ölçeğine göre hastaların düşme risklerini ve düşmeyi belirlemedeki duyarlılıklarını saptamak amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 132 hasta oluşturmuştur. Veriler, bireylerin sosyo-demografik özelliklerini ve düşme için risk faktörlerini içeren tanıtıcı özellikler formu, Glaskow Koma Skalası, Hendrich II ve İtaki Düşme Riski Ölçeği ile düşme kayıt formu kullanılarak toplanmış, yüzdelik ve ROC analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmamızda hastaların hastanede yatış süreleri minimum 7 maksimum 30 gündür. Yatış süreleri ortalaması 12,8±4,87 gündür. Hastanede izlem sırasında düşen hastaların (s=8) %6,06'sında düşme gerçekleşmiştir. Düşmeler, hastaların servise kabulünün 2-16. günleri arasında meydana gelmiştir. Hendrich II ve İtaki Düşme Riski Ölçeğine göre her ikisinin de duyarlılık değeri %62,50 olarak bulunmuştur. Hemşirelerin düşme risk belirleme araçlarını kullanarak düşme riski olan hastaları belirlenmesi önemlidir. Her iki ölçeğin, düşme riski olan hastayı belirlemede orta derecede etkili olduğu görülmüş, ancak Hendrich II Düşme Riski Ölçeği'nin özgünlüğü ve gücü daha yüksek bulunduğu için kullanımı daha uygun bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Düşme riski, risk değerlendirme, düşmeler, hemşirelik, duyarlılık.

Düşme kazalarıHemşirelerHemşirelik+5
Gülnur Yaşar Çifci
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin el becerileri ve el becerilerini etkileyen etmenler

Bu araştırma, Hemşirelik öğrencilerinin el becerileri ve el becerilerini etkileyen etmenleri belirlemek amacıyla, tanımlayıcı ve analitik tipte bir çalışma olarak planlanmıştır. Araştırmanın verileri anket formu ve öğrencilerin el becerilerini değerlendirmek amacıyla Purdue Pegboard testi uygulanarak toplandı. Araştırmanın örneklemini; Adnan Menderes Üniversitesi Aydın Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümünde öğrenim görmekte olan 196 öğrenci oluşturdu. Öğrencilerin dominant el beceri puan ortalamaları 19.16±1.36, dominant olmayan el beceri puan ortalamaları 17.04±1.43, her iki el beceri puan ortalamaları 14.58±1.35, sağ el, sol el ve her iki el beceri puan ortalamaları 50.70±4.20 ve montaj beceri puan ortalamaları 38.55±6.02 olarak belirlendi. Öğrencilerin öğrenim görmekte oldukları sınıfın el becerileri üzerine etkisi incelendiğinde, dördüncü sınıf öğrencilerinde dominant el beceri puan ortalamalarının ikinci sınıf ve birinci sınıf öğrencilerine oranla, dominant olmayan el beceri puan ortalamalarının üçüncü sınıflara oranla, her iki el beceri puan ortalamalarının ikinci ve üçüncü sınıflara oranla, sağ el, sol el ve her iki el beceri puan ortalamalarının ikinci ve üçüncü sınıflara oranla ve montaj beceri puan ortalamalarının ise üçüncü sınıflara oranla anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Kız öğrencilerin Purdue Pegboard testinin tüm basamaklarındaki beceri puan ortalamalarının erkek öğrencilere oranla anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı ( p<0.001). Öğrencilerden normal vücut tipine sahip olanların (18.50 - 24.99 kg/m2 ) montaj beceri puan ortalamalarının, pre- obez ( > 25.00 kg/m2 ) gruba oranla anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Mesleği isteyerek seçenlerin dominant el beceri puan ortalamalarının (p=0.002), hobi/uğraşa sahip olanların montaj beceri puan ortalamalarının (p˂0.001) anlamlı derecede daha yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak hemşirelik öğrencilerinin el becerilerinin 4. Sınıfta daha yüksek olduğu, kızların, normal vücut yapısına sahip olanların, mesleği isteyerek seçen ve hobi/uğraşa sahip olanların el becerilerinin daha iyi durumda olduğu saptandı. Bu araştırmanın ileriki zamanlarda yapılabilecek diğer çalışmalara normatif bir veri oluşturacağı, eğitim etkinliklerini düzenlenme, eğitim hedeflerine ulaşma ve kaliteli bir eğitim sağlamada yol gösterici olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: El becerisi, Hemşirelik Eğitimi, Hemşirelik Öğrencileri, Purdue Pegboard Test

ElHemşirelerHemşirelik+6
Hürmüs Kuzgun
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olan bireylerin bakım bağımlılığının belirlenmesi

Bu araştırma "Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan bireylerin bakım bağımlılığının belirlenmesi" amacıyla yapılmış tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini bir üniversite hastanesinin Göğüs Hastalıkları Kliniğinde yatan üçüncü ve dördüncü evre 110 KOAH hastası oluşturmuştur. Araştırmanın verilerinin toplanmasında hastaların sosyodemografik özelliklerini içeren "Hasta Tanıtım Formu", "Bakım Bağımlılığı Ölçeği" ve "Bazal Durum Dispne" ölçeği kullanılmıştır. Veriler hastalar ile yüz yüze görüşülerek toplanmış, SPSS 18 paket programıyla analiz edilmiştir. Bağımsız grup karşılaştırmalarında Varyans Analizi, Kruskal Wallis Varyans Analizi ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmaya dâhil olan hastaların yaş ortalaması 61,55±9,15 olup, %87,3'ü erkek'tir. Hastaların, %55,5'i üçüncü evre, %44,5'i dördüncü evre KOAH hastasıdır. Bakım bağımlılığı ölçeği toplam puan ortalaması 48,80±9,48'dir. Hastaların bakım bağımlılığı ölçeğinin hareketlilik, gece/gündüz döngüsü, vücut temizliği, günlük aktiviteler ve eğlence aktiviteleri alanlarında oldukça bağımlı; beslenme, beden duruşu, giyinme-soyunma, vücut sıcaklığı, tehlikelerden kaçınma, iletişim, ibadet yapma, kurallara uyma ve öğrenme yeteneği alanlarında kısmen bağımlı olduğu saptanmıştır. Bakım bağımlılığı ölçek puan ortalaması ile; yaş, cinsiyet, eğitim durumu, meslek ve KOAH'ın evresi arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Bakım bağımlılığı ölçeği ile bazal durum dispne ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönde güçlü bir ilişki saptanmıştır. Sonuç olarak bakım bağımlılığı ölçeğinden alınan puana göre hastaların orta düzeyde bağımlı olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Bakım bağımlılığı, Hemşirelik, KOAH

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifBağımlılık+4
Rabia Üstün
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin bakım davranışları ve mesleki profesyonel tutumları

Bu araştırma hemşirelerin bakım davranışları ve mesleki profesyonel tutumlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmış bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini Adnan Menderes Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Merkezi Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Pamukkale Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi, T.C. Sağlık Bakanlığı Aydın Devlet Hastanesi ve T.C. Sağlık Bakanlığı Denizli Devlet Hastanesi'nde çalışan 360 hemşire oluşturmuştur. Araştırmanın verilerinin toplanmasında hemşirelerin sosyo-demografik özelliklerini içeren "Hemşire Tanıtım Formu", "Bakım Davranışları Ölçeği-24", "Meslekte Profesyonel Tutum Envanteri" kullanılmıştır. Veriler hemşireler ile yüz yüze görüşülerek toplanmış, SSPS 18 paket programı ile analiz edilmiştir. Veri analizlerine geçilmeden önce veri seti normallik açısından Kolmogorov Simirnov ile test edilmiştir. Verilerin analizinde Sperman Brown Korelasyon tekniği, Kruskal Wallis Varyans Analizi ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmaya dahil olan hemşirelerin yaş ortalaması 30.83±8.02 olup, %87.8'i kadındır. Bakım Davranışları Ölçeği-24 (BDÖ-24) toplam puan ortalaması 5.20±0.6, ölçeğin alt boyutları puan ortalaması güvence boyutu 5.27±0.68, bilgi ve beceri boyutu 5.50±0.59, saygılı olma boyutu 5.10±0.74, bağlılık boyutu 4.93±0.82'dir. Meslekte Profesyonel Tutum Envanteri'nden aldıkları puan en yüksek 160, en düşük 67, ortalaması ise 137.39±16.29'dur. Mesleki profesyonel tutum puan ortalaması ile bakım davranışları puan ortalamaları ve ölçeğin alt boyutları olan "güvence", "bilgi-beceri", "saygılı olma", "bağlılık" arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki belirlenmiştir. Bakım davranışları puan ortalaması ile hemşirelerin çalıştığı kurum, yaş, çalışma yılı, çalıştığı klinik ve çalışma pozisyonu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanırken, cinsiyet ve eğitime göre anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Hemşirelerin mesleki profesyonel tutum puan ortalaması ile sadece hemşirelerin çalıştığı kurum arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak hemşirelerin bakım davranışları ve mesleki profesyonel düzeylerinin yüksek olduğu, bakım davranışları algısı ve mesleki profesyonel tutumları arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Hemşire, Hemşirelik bakımı, Kalite, Profesyonellik, Profesyonel tutum.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+3
Funda Erol
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan bebeklerin anne ve babalarında ebeveynlik davranışı ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Bu çalışma, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan anne ve babaların doğum sonrası erken dönemdeki ilk ebeveynlik davranışını değerlendirmek ve ilk ebeveynlik davranışını etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma analitik kesitsel tipte bir çalışma olup, Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesinde, düzey-3 ve düzey-2 olmak üzere, iki YYBÜ'de bebeği yatan 125 anne, 125 baba olmak üzere 250 ebeveyn ile Kasım 2014 - Haziran 2016 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri anneler, babalar ve bebekleri ile ilgili tanıtım formu ve Doğum Sonrası Ebeveynlik Davranışı Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallistesti kullanılmıştır. Çalışmada annelerin DSEDÖ puan ortalamaları babaların DSEDÖ puan ortalamasından yüksektir. Annelerin DSEDÖ puan ortalamaları 3,76±1,86 babaların DSEDÖ puan ortalamaları 2,98±1,79'dur ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır. Annelerin yakın temas, sevgiyle dokunma, sevgiyle konuşma, olumlu yorum yapma davranış öğeleri babalara göre istatistiksel olarak fazla iken, babaların mutluluk davranış öğesi annelerden fazladır. Bebeklerin tanıları ve cinsiyeti, annenin ve babanın yaşı, bebeğin istenme durumu, annenin gebeliği isteme durumu, evlilik süresi, annenin ve babanın mesleği, annenin ve babanın eğitim durumu, anne ve babanın gelir durumu, yaşanılan yer, ebeveynlerin eşleriyle ilişki durumu ebeveynlik davranışını etkilememiştir. Babanın yaşadığı aile tipi ebeveynlik davranışını etkilemezken,annenin çekirdek ailede yaşaması ebeveynlik davranışını olumlu etkilemiştir. Bebekte bulunan bazı alet ve ekipmanlardan, damaryolu ebeveynlik davranışını olumlu etkilerken; UVC ve ETT ebeveynlik davranışını olumsuz etkilemiştir. Bebeğin kilosu, boyu ve baş çevresi ebeveynlik davranışını etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Ebeveynlik Davranışı, Yenidoğan, Anne, Baba, Doğum Sonrası Dönem

Ana-babaBebek-yenidoğmuşBebekler+3
Aylin Keleş
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Romatizmal hastalıklarda hastalık modifiye edici ilaç tedavisi alan bireylerin tedaviye ilişkin agılarının uyuma etkisi

Bu araştırma romatizmal hastalıklarda, hastalık modifiye edici ilaç tedavisi(DMARD) alan bireylerin tedaviye ilişkin algılarının uyuma etkisini incelemek amacıylatanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini bir üniversite araştırma ve uygulama hastanesi İçHastalıkları Anabilim Dalı Romatoloji Polikliniği'ne başvuran, en az üç aydır romatizmalhastalığı nedeniyle DMARD tedavisi almakta olan, 18 yaş ve üzerinde 300 hastaoluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından düzenlenmiş anket formukullanılmıştır. Formda, bireye ilişkin özellikler (yaş, cinsiyet, eğitim durumu, çalışmadurumu, medeni durum, sosyal güvence), hastalığa ilişkin özellikler (tanı, tanı alma süresi,diğer kronik hastalıklar), tedaviye ilişkin özellikler (kullanılan ilaçlar ve ne kadar sürekullanıldığı), ilaç tedavisine uyum ve tedaviye ilişkin algılar ile ilgili sorular yeralmaktadır. Verilerin analizinde bireysel, hastalığa ve tedaviye ilişkin özellikler sayı, yüzdeile gösterilmiş; tedaviye ilişkin algıların, ilaç tedavisine uyumuna etkisi iki ortalamaarasındaki farkın önemlilik testi (t testi) ile değerlendirilmiştir.Bireylerin uyum puan ortalamaları 7.85 ± 2.28 olarak bulunmuştur. Sürekli ilaçkullanmanın günlük yaşamı etkilediği, ilaçların yan etkileri olacağı, sürekli ilaçkullanımında bağımlı olma algısının uyumu etkilemediği belirlenmiştir. İlaç kullanmanıngerekli olduğu, ilaçların yan etkileriyle baş edebilme, kullanılan ilaçların yakınmalarıazalttığı, kullanılan ilaçların yararlı olduğu, düzenli ilaç kullanımı ile hastalığınilerlemeyeceği algısının uyumu etkilediği bulunmuştur.Araştırmanın sonuçları doğrultusunda, bireylerin ve ailelerin tedavi ile ilgilialgılarının değerlendirilmesi, birey ve ailelerin gereksinimleri doğrultusunda kullandıklarıilaçlar ve hastalıkları konusunda bilgi verilmesi, uyuma etki eden faktörlere yönelikkalitatif çalışmalar yapılması önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Uyum, bağlılık, tedaviye ilişkin inançlar, tedavi algısı, ilaçuyumu, ilaç uyumu ve hemşirelik, hastalığı modifiye edici anti-romatizmal ilaçlar.

Dilek Sezgin
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Tip 1 diyabetli adolesanların sağlığı geliştirme modeline göre uygulanan hemşirelik girişimlerinin hasta bakım sonuçlarına etkisi

Amaç: Tip 1 diyabetli adölesanların diyabeti yönetmedeki engelleri ve gereksinimleri doğrultusunda, sağlığı geliştirme modeline göre evde uygulanan hemşirelik girişimlerinin hasta bakım sonuçlarına etkisini belirlemektir. Yöntem: Tez iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, tip 1 diyabetli adölesanların evde bakım engelleri ve gereksinimlerini saptamak için yapılan kalitatif çalışmadır. Yarı yapılandırılmış görüşmeler 18 tip 1 diyabetli adölesan ile tamamlanmıştır. Veriler içerik analizi metoduyla analiz edilmiştir. İkinci bölüm, Sağlığı Geliştirme Modeli kullanılarak deneysel tipte yürütülmüştür. Çalışma; deney grubunda 35, kontrol grubunda ise 36 tip 1 diyabetli adölesanla tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında; Diyabetli Adölesanı Tanılama Formu, Diyabet Davranış Değerlendirme Ölçeği, Genelleştirilmiş Öz-yeterlilik ölçeği ve Metabolik Kontrol Veri Değerlendirme Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde varyans analizi, regresyon ve yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Bulgular: Diyabetli adolesanların evde bakım gereksinimleri ve hastalık yönetimine ilişkin davranışları sürdürmede algıladıkları engeller sırasıyla 'bireysel tutum ve inançlar', 'çevrenin etkisi' ve 'sağlık hizmetlerinin sunumu' temalarından ve alt temalardan oluşmaktadır. Evde uygulanan hemşirelik girişimleri sonrası deney grubundaki tip 1 diyabetli adölesanların kontrol grubuna göre HbA1c düzeyi azalmış; öz-yeterlilik algısı, diyabet davranış sıklığı ve sorumluğu artmıştır (p<.05). Beden kütle indeksi açısından ise gruplar arası anlamlı fark saptanmamıştır (p>.05). Hastaneye başvurma sıklığı ve maliyet ortalamaları ise anlamlı düzeyde azalmıştır (p<.05). Sonuç: Tip 1 diyabetli adölesanlara öz-yönetim becerilerini geliştirmek ve glisemik kontrol sağlamak amacıyla evde hemşirelik girişimlerinin uygulanması ve periyodik izlemlerinin yapılması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Tip 1 diyabetes mellitus, Sağlığı Geliştirme Modeli, Evde bakım, Hemşirelik

AdolesanlarDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1+7
Kübra Pınar Gürkan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir ili acil servislerinde çalışan hemşirelerin travmatik stres belirtilerini etkileyen faktörler ve başetme yollarının incelenmesi

Giriş: Çalışma ortamında yaşanan travmalar hemşirelik için önemli bir sorundur. Travmanın sonuçları hemşireleri ve kurumları olumsuz olarak etkilemektedir. Amaç: Bu çalışmanın amacı acil serviste çalışan hemşirelerin travmatik stres belirtilerini etkileyen faktörleri ve hemşirelerin başetme yollarını incelemektir. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı niteliktedir. Araştırma örneklemini İzmir, Türkiye'de bulunan iki üniversite ve iki eğitim-araştırma hastanelerinin acil ünitelerinde çalışan ve araştırmaya gönüllü katılan 108 hemşire oluşturmaktadır. Travmatik stres belirtilerini değerlendirmek amacıyla Travmatik Stres Belirti Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonucunda hemşirelerin %38'inin travma yaşadığı belirlenmiştir. Travma yaşayan hemşireler meslek seçimleri konusunda pişmanlık duymakta, istifa etmeyi, işten uzaklaşmayı düşünmektedirler. Hemşireler hastalarla iletişimlerini azaltmakta ve hastalara karşı öfke duymaktadırlar. Hemşireler travmatik stres ile başetmede en çok önceki deneyimlerinden faydalanmaktadırlar. Sonuç: Hemşirelerin travmatik stres belirtileri konusunda bilgi verilmesi, hem bireysel hem de kurumsal olarak başetme yollarını güçlendirilmesi önerilir. Anahtar kelimeler: Travmatik stres, ikincil travma, başetme, acil servis, hemşirelik

Deniz Yasal
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral palsili çocukların özbakımlarını gerçekleştirme düzeyleri ve etkileyen etmenlerin incelenmesi

Araştırma, Serebral Palsili çocukların öz bakımlarını gerçekleştirme düzeyleri veetkileyen etmenleri incelemek amacıyla karşılaştırmalı tanımlayıcı olarak yapılmıştırAraştırmanın örneklemini üç Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve birÜniversite Hastanesi Serebral Palsi polikliniğine üç aylık veri toplama süresince gelen 3-6 yaş 42, 7-18 yaş 48 olmak üzere toplam 90 SP'li çocuğun annesi oluşturmuştur.?Tanımlayıcı Özellikler Soru Formu? ve ?Öz Bakım Soru Formu? kullanılaraktoplanan veriler Kruskal-Wallis, Mann Whitney U testi, Korelasyon analizi iledeğerlendirilmiştir.Öz bakım puan ortalaması 3-6 yaş grubunda 43,8±27,6 ve 7-18 yaş grubunda37,0±24,3'tür. 3-6 yaş grubunda kardeş sayısı, spastisiteyi azaltan ilaç kullanımına göre,her iki yaş grubunda çocukların cinsiyeti, anne eğitimi, haftalık rehabilitasyona gitmesıklığına göre öz bakım puan ortalamaları arasında fark bulunmamıştır. Her iki gruptaspastisite derecesi, 7-18 yaş grubunda ek sağlık sorunu olması ve spastisiteyi azaltan ilaçkullanımına göre gruplar arasında anlamlı farkın olduğu saptanmıştır. Annelerin özbakıma izin verme puanları 3-6 yaş ve 7-18 yaş grubunda sırasıyla 6,0±3,1 ve 5,1±3,1,annelerin öz bakımı destekleme puanları ise 4,2±2,4, 3,6±2,8 olarak yetersizbulunmuştur.Her iki yaş grubundaki çocukların yaş ortalamaları, annelerin çocuklarının özbakımlarına izin verme, destekleme/teşvik etme puan ortalamaları ile öz bakım puanortalaması arasında pozitif yönde, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu, anne yaşıile öz bakım puanı ortalaması arasında ise 3-6 yaş grubunda pozitif yönde anlamlı birilişki olduğu, 7-18 yaş grubunda ilişkinin olmadığı saptanmıştır.SP'li çocukların öz bakım düzeyleri yeterli olmayıp bu konuda çocuk ve annelerineğitime/desteğe gereksinimleri vardır.Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Öz Bakım, Çocuk

Betül Yavuz
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni Mezun Hemşirelerin Profesyonel Rollerine Geçiş Süreci algısı ve Etkileyen Etmenlerin İncelenmesi

Bu çalısma, yeni mezun hemsirelerin uyum programlarını nasıl degerlendirdiklerini, profesyonel rollerine geçis süreci algılarını ve etkileyen etmenleri incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıstır. Bir üniversite hastanesinde yürütülen bu arastırmanın örneklemine en az altı ay, en fazla iki yıldır çalısıyor olan yeni mezun ve arastırmaya katılmayı kabul eden 105 hemsire alınmıstır. Arastırmanın verileri yeni mezunların özellikleri, geçis süreci algıları ve deneyimleri ile isten ayrılma niyetlerini içeren bir anket formu ile toplanmıstır. Verilerin degerlendirilmesinde ki-kare ve korelasyon analizi kullanılmıstır. Yeni mezunların %66.7'si oryantasyon egitimi almıs, %93.3'ü bir rehber hemsire ile çalısmıstır. Oryantasyon programından beklentileri tümüyle karsılananlar %8.6 iken bu oran rehber hemsireyle çalısma için %64.3'dür. Geçis sürecinde yeni mezunların heyecan ve isteklilik gibi olumlu; kaygı ve tedirginlik gibi olumsuz duygular yasadıkları saptanmıstır. s yükü fazlalıgı, hastalara yeterince zaman ayıramama, kendini yetersiz hissetme stres yaratan faktörler olarak belirtilmistir. İşten ayrılmayı düsünenlerin oranı %65.7'dir. Yeni mezun hemsirelerin geçis süreci algı puan ortalaması (4.45±2.15) orta düzey bir zorluk yasandıgını göstermistir. Rehber hemsire ile çalısma süresi uzun olanlarda geçis süreci daha olumsuz algılanmıstır. Okulun mezuniyete hazırlayısı ile geçis süreci algısı arasında anlamlı (r = 0.60, p<0.01) bir iliski bulunmustur. Uyum programının süre, içerik, destek açısından iyilestirilmesine gereksinim oldugunu; geçis süreci kolaylastırılarak isten ayrılma isteginin azaltılabilecegini; okullarında mesleki sosyalizasyonu yeterli olanların geçis süreci algılarının daha olumlu oldugunu gösteren sonuçların etkili geçis programlarının hazırlanması için yol gösterici olacagı düsünülmektedir.

Serap Gülerbaşlı İleri
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin derin ven trombozu konusundaki bilgi düzeylerinin saptanması

XÖZETBu araştırmada derin ven trombozu (DVT) hastalığı konusunda bu hastalığıngörülme sıklığı en fazla olan ortopedi ve travmatoloji hemşirelerinin, dahili branştandahiliye hemşirelerinin ve DVT hastalığı görülme sıklığı en az olan kulak-burun-boğaz(KBB)-Göz hemşirelerinin hastalık hakkında bilgi düzeylerinin saptamasıamaçlanmıştır.Araştırma Ekim 2005-Mayıs 2006 tarihleri arasında 45 ortopedi vetravmatoloji, 45 dahiliye, 30 KBB-Göz olmak üzere 120 hemşire arkadaşa DVThastalığının risk faktörleri, fizyopatolojisi, hemşirelik bakımı ve hastalığınkomplikasyonu hakkında bilgi düzeyini ölçmek için bir anket çalışması uygulanmıştır.Toplanan veriler bilgisayarda SPSS 11.0 programında değerlendirilmiştir.Bu çalışmada, hemşirelerin DVT hastalığı hakkındaki bilgi düzeylerinehemşirelikteki meslek yılının, o klinikteki deneyiminin, eğitiminin etkisi araştırılmıştır.Sonuçta DVT görülme sıklığı yüksek olan ortopedi ve travmatoloji servishemşirelerinin fizyopatoloji hariç; hastalığın risk faktörleri, bakımı, komplikasyonlarıkonusunda bilgi düzeylerinin dahiliye, KBB-Göz hemşirelerine göre yüksek olduğusaptanmıştır. Hastalığın fizyopatolojisi hakkında ankete katılan hemşirelerde genel birbilgi eksikliği saptanmıştır. Bilgi düzeyine hemşirelikte çalışmışlık yılının etkisiolmadığı, klinikteki deneyimin ve eğitimin etkili olduğu belirlenmiştir.Anahtar kelimeler: Ortopedik cerrahi, hemşire, derin ven trombozu, pulmoner emboliPDF created with pdfFactory trial version www.pdffactory.com

Naime Eryiğit
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Yataklı tedavi kurumlarında çalışan hemşirelerin iş doyumları ve hastaların hemşirelik hizmetlerinden memnuniyeti

Amaç: Hemşire iş doyumu ve hasta memnuniyetini birlikte inceleyen çalışmalara duyulan gereksinim nedeniyle yapılan bu araştırmanın amacı, hemşire iş doyumu ve hasta memnuniyetini etkileyen etmenleri belirlemek; hemşire iş doyumu ile hasta memnuniyeti arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türdeki araştırmanın örneklemine, iki kamu hastanesinin 28 kliniğinde çalışan 140 hemşire ve bu kliniklerde yatan 280 hasta alınmıştır. Hemşirelerle ilgili veriler, sosyodemografik özellikler bilgi formu ve 32 maddelik İş Doyumu Ölçeği ile toplanmıştır. Ölçek beşli likert tipindedir ve puanın artması doyumun arttığını göstermektedir. Ölçeğin bu çalışmadaki güvenirlik katsayısı 0.92'dir. Hastalar için veri toplama araçları, sosyodemografik özellikler bilgi formu ve 27 maddeden oluşan Hemşirelik Hizmetlerinden Memnuniyet Ölçeğidir. Ölçekten alınabilecek en düşük puan 27 en yüksek puan 135'tir. Tek boyutlu ve beşli likert tipinde yanıtlanan ölçekte puanın artması memnuniyetin arttığını göstermektedir ve ölçeğin bu çalışmadaki güvenirlik katsayısı 0.98'dir. Verilerin analizinde t testi, Kruskal-Wallis testi, tek yönlü varyans, basamaklı regresyon ve pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular ve Sonuçlar: Araştırma sonuçları hemşire iş doyumunun orta ve düşük düzeyde olduğunu göstermiştir. Hemşire iş doyumunun demografik ve mesleki özelliklere göre değişiklik göstermediği; sadece cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin doyum düzeyinin dahiliye kliniklerinde çalışanlardan yüksek olduğu saptanmıştır. Hastaların, hemşirelik bakımından yüksek düzeyde memnun oldukları ve memnuniyet düzeyinin hastaların demografik ve hastalık sürecine ilişkin özelliklerine göre değişiklik gösterdiği belirlenmiştir. Başta hastaların kendi sağlık durumları ile ilgili algıları olmak üzere incelenen hasta özelliklerinin, hemşirelik bakımından memnuniyetin %48'ini açıkladığı gösterilmiştir. Hemşire iş doyumu ile hasta memnuniyeti arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Araştırma sonuçlarına göre hemşire ve hasta memnuniyetinin iyileştirilmesine ilişkin öneriler sunulmuştur.

Hasta memnuniyetiİş doyumu
Havva Arslan Yürümezoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Tiroidektomi ameliyatı öncesi hemşirenin bilgilendirici rolünün hastaların ameliyat sonrası anksiyete düzeylerine etkisi

1ÖZETTiroidektomi, tiroid bezinin kısmen veya tamamen çıkartılması işlemidir. Cerrahigirişime aday hastalarda genel anesteziye bağlı ölüm riski ve ameliyat sonrası oluşacakağrıdan korkma önemli endişelerdir. Bu endişelerin yanı sıra, tiroid ameliyatı olacakhastalarda ameliyat yerinin özelliğinden dolayı estetik görünümün etkilenmesi, sesinkaybedilme korkusu veya ses kalitesinin etkilenmesi gibi sorunlar endişeleri daha daarttırmaktadır. Bu araştırma, tiroidektomi ameliyatı planlanan hastalarda hemşireninbilgilendirici rolünün, ameliyat sonrası anksiyete düzeylerine etkisini belirlemekamacıyla planlanan tanımlayıcı bir çalışmadır.Araştırma, Afyon Kocatepe Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi genelcerrahi servisinde 6 Kasım 2006 - 25 Nisan 2007 tarihleri arasında gerçekleştirildi.Tiroidektomi ameliyatı planlanan 30'u kontrol, 30'u araştırma grubu olmak üzeretoplam 60 kadın hasta üzerinde gerçekleştirildi. Kontrol ve çalışma grubu hastalarınDurumluk-Sürekli Anksiyete Envanteri (State-Trait Anxiety Inventory) ile anksiyetedüzeyleri ölçüldü. Hastaların anksiyete düzeyini etkileyebilecek yaş, meslek ve eğitimdurumu ayrıca sorgulanarak demografik veriler oluşturuldu. Kontrol grubundakihastalara ameliyat hakkında rutin bilgi verilirken araştırma grubundaki hastalaraameliyat hakkında detaylı bilgi verildi. Çalışmaya katılan hastalar ile ameliyat sonrasıtekrar görüşülerek durumluk anksiyete envanteri ile anksiyete düzeyleri ölçüldü. Eldeedilen veriler SPSS programına yüklendi. statistiksel analiz için paired t-testi, studentt-testi ve varyans analizi uygulandı. statistiksel olarak p<0.05 anlamlı kabul edildi.Sonuç olarak: çalışmamızda ameliyat öncesi rutin bilgilendirmenin ameliyatsonrası hasta anksiyete düzeyini etkilemediğini gördük. Ancak, detaylı bilgilendirmeninameliyat sonrası hasta anksiyete düzeyini arttırdığını saptadık.Anahtar Kelimeler: Tiroidektomi, Anksiyete, Durumluk-Sürekli AnksiyeteEnvanteri, Hemşirelik Eğitimi

Saniye Ala
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertil çiftlerin depresyon durumları ve başa çıkma yollarının incelenmesi

Bu araştırma Akdeniz Üniversitesi Araştırma Uygulama Hastanesi Doğum ve Kadın Hastalıkları Ana Bilim Dalı Üremeye Yardımcı Tedavi Ünitesi'nde, infertil çiftlerin depresyon durumları ve başa çıkma yollarının incelenmesi amacıyla ayrıca hemşirelik uygulamalarına katkıda bulunmak üzere, tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 10.3.2000- 10.11.2000 tarihleri arasında, Üremeye Yardımcı Tedavi Ünitesine baş vuran 130 infertil çift oluşturmuştur. Veri toplama araçları olarak sosyo-demografık özellikleri içeren anket formu, Beck Depresyon Envanteri ve Stresle Başa Çıkma Yolları ölçeği kullanılmıştır. Veri toplama araçları, araştırmacı tarafından, eşlerle ayrı, ayrı görüşülerek uygulanmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde yüzdelik, t- testi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan kadınların % 33.10'unda, erkeklerin % 10.00'unda klinik depresyon bulguları olduğu saptanmıştır. Kadınların depresyon puan ortalaması (3c = 12.77) erkeklerin puan ortalamasından (x = 6.73) daha yüksek olup, aralarındaki fark anlamlı bulunmuştur. Kadınların depresyon puanı ile yaş ve eğitim durumu arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur. Kadınların depresyon puanı ile infertilite süresi, tedavi süresi ve yardımcı tedavi tekniği uygulanma sayısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Erkeklerin depresyon puanı ile yaş, eğitim durumu, infertilite süresi, tedavi süresi ve yardımcı tedavi tekniği uygulanma sayısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Kadınların başa çıkma yolu olarak kullandıkları, kendine güvenli ve iyimser yaklaşım puan ortalamaları, erkeklerin kendine güvenli ve iyimser yaklaşım puan ortalamalarından daha düşük olup, aralarındaki fark anlamlı bulunmuştur. Kadınlarınkendine güvensiz ve boyun eğici yaklaşım puan ortalamaları, erkeklerin kendine güvensiz ve boyun eğici yaklaşım puan ortalamalarından daha yüksek olup, aralarındaki fark anlamlı bulunmuştur. Kadınlar ve erkeklerin sosyal destek arama yaklaşımı puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Kadınlar ve erkeklerin kendine güvenli, iyimser, kendine güvensiz, boyun eğici ve sosyal destek arama yaklaşımı ile depresyon puanı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler. Infertilite, Depresyon, Başa çıkma ve Hemşirelik.

Gülşen Ak
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde sağlık davranışlarının sosyal destek ve benlik saygısı ile ilişkisinin incelenmesi

Üniversite öğrencilerinde Sağlık Davranışlarının Sosyal Destek Ve Benlik Saygısı İle İlişkisinin İncelenmesi Figen Işık ESENAY Araştırma, üniversite birinci sınıf öğrencilerinin sağlık davranışlarının benlik saygısı ve sosyal destek düzeyleri ile ilişkilerini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Mersin Üniversitesi'nde 2001-2002 eğitim öğretim yılı güz döneminde Yenişehir kampusunda bulunan 4 fakülte ve 1 yüksekokulun birinci sınıflarına kayıtlı 242 öğrenci araştırma kapsamına alınmıştır. Veri toplama aracı olarak sağlık davranışları anketi, Coopersmith benlik saygısı ölçeği ve çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde varyans analizi, korelasyon ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, yaş, cinsiyet ve sağlıkla ilgili bir bölümde okuyup okumama durumu ile sağlık davranışları arasında ilişki olmadığı saptanmıştır. Öğrencilerin benlik saygı ve sosyal destek düzeyleri ile sağlık davranışları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Regresyon analizine göre öğrencilerin benlik saygısı ve sosyal destek düzeylerinin sağlık davranışları üzerine etkili olduğu bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Adolesan, sağlık davranışları, benlik saygısı, sosyal destek

Figen Işık Esenay
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukların kalp sağlığını geliştirme tutum ölçeğinin Türkiye'deki geçerlik güvenirlik çalışması

ÖZET ÇOCUKLARIN KALP SAĞLIĞINI GELİŞTİRME TUTUM ÖLÇEĞİNİN TÜRKİYE'DEKİ GEÇERLİK GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI Meryem Öztürk Bu araştırma çocuklarının kalp sağlıklarını geliştirme tutum ölçme aracının Türkçe formunun güvenirlik ve geçerliğini değerlendirmek için yapılmıştır. Araştırmaya İzmir ilinde alt, orta ve üst sosyoekonomik düzeyi temsilen seçilen üç ilköğretimokulunun altıncı sınıfında okuyan toplam 315 öğrenci katılmıştır. Arvidson tarafından 1990 yılında geliştirilen ölçeğin 16 maddesi vardır. İç tutarlık güvenirlik katsayısı 0.80 olan ölçeğin içerik ve yapı geçerliği mevcuttur. Ölçek dil geçerliği için Türkçe'ye çevrildikten sonra ön uygulama için örneklem grubuyla benzer özellikleri taşıyan bir başka öğrenci grubuna uygulanmıştır. Ön uygulamadan sonra ölçek örneklem grubuna test tekrar test için 15 gün arayla iki kez uygulanmıştır. Türkçeleştirilen ölçeğin güvenirliğini değerlendirmek için yapılan iç tutarlık güvenirlik katsayısı iyi düzeyde ( oc=0.75), alt grupların iç tutarlık güvenirlik katsayıları 0.50 ile 0.74 arasında değişen değerlerde bulunmuştur. Ölçeğin güvenirliğini değerlendirmek için yapılan pearson korelasyon analiziyle hiçbir maddenin ölçekten çıkartılmamasına karar verilmiştir. Ölçeğin tüm maddelerinin katıldığı test tekrar test güvenirlik katsayısı ise orta düzeyde bulunmuştur (r=0.58). Türkçeleştirilen ölçeğin geçerliğini değerlendirmek için yapılan faktör analizi sonucunda formun gerçek ölçekle benzeyen dört faktörlü bir yapıya sahip olduğu ve benzer maddelerin aynı faktörler altında toplandığı bulunmuştur. Sonuç olarak, bu formun farklı gruplara uygulanması ve bu gruplardaki geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: kardiyovasküler sağlığı geliştirme, çocuk, geçerlik,güvenirlik.

Meryem Öztürk
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde hemşire, sağlık memuru ve ebelerin kadrolama durumları ve hareketliliklerinin incelenmesi

ABSTRACT A STUDY ABOUT STAFFING AND STAFF MOVEMENT OF NURSES AND MIDWIFES AT İZMİR ATATÜRK TRAINING AND RESEARCH HOSPITAL The shortage of health personnel is a problem of great importance. One of the important problems experienced is the maldistribution of personnel, the other is the movement inside and outside the hospital which affects the productivity of the staff in a negative way The assessment of the present condition in the planning of health manpower will be a good guide for the future plans to be made. From this point of view, the aim of this study is to examine the distribution of nurses and midwifes among the units, their staffing profile, working hours, patient-nurse ratio on each shift, nursing hours, their movement trends inside and outside the institution and affecting factors. Data were obtained from 460 nurses and midwifes staffed in a teaching hospital during the May of 2001. The questionnaire included items about demographics, working conditions and movement profile of the sampling. The data for the staffing profile obtained from the monthly patient-nurse records in every unit. The number of nurses working at clinics ranged from 6-8. The number of patients per nurse ranged from 4.5 and 8.8 during the day shift and 13.6 and 30.9 during the night shift in medical and surgical units. Nursing hours per patient day ranged from 1.4 and 2.7 hours for medical and surgical clinics and ranged from 4.8 and 24.0 for intensive care units. The time spent for direct care was less than the indirect care in the day shifts. It has been determined that 15.6% of the nurses have been moved once a year, 1.5% of them have been moved twice a year in the institution. There has been no significant effect of demographic characteristics and working conditions on movement in the institution. Results showed that 83.7% of the sampling have been moved 1-7 times between the health care institutions throughout working life. The reasons of movement outside the institutions were marital status, individual desire, willing to be close to their family, education, desire to live in big cities, difficult working conditions in villages, obligatory appointment, resignation, temporarily appointment. The movement number has been found high among the married with 2 or more children, among the graduates baccalaureate and associate degree programs, among the staff older than 30. Implications for planners, nurse managers and researchers from the research are recommended. Key Words: Staffing, Movement, Nursing. VIbelirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre planlamacılar, hastane başhemşireleri ve araştırmacılar $in öneriler sunulmuştur Anahtar Kelimeler: Kadrolama, Hareketlilik, Hemşirelik. IM5X0MAWTASYON MmMMİ

Nurcan Uysal
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi öğrencilerinin stresle başa çıkma tarzları ve intihar olasılıkları arasındaki ilişki

ÖZET ZONGULDAK KARAELMAS ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİLERİNİN STRESLE BAŞA ÇIKMA TARZLARI VE İNTİHAR OLASILIKLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ Neslihan PARTLAK Bu araştırma Zonguldak Karaelmas Üniversitesi öğrencilerinin stresle başa çıkma tarzları ve intihar olasılıkları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2001-2002 yılında öğrenim gören 293 birinci ve dördüncü sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak sosyo-demografik özellikleri içeren anket formu, stresle başa çıkma tarzları ölçeği (SBTÖ) ve intihar olasılığı ölçeği (İOÖ) kullanılmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, çoklu korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin devam ettikleri sınıf ile intihar olasılıkları puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır(p>0,05). Öğrencilerin devam ettikleri sınıf ile stresle başa çıkma tarzları arasında yapılan analizde, dördüncü sınıfların istatistiksel olarak anlamlı derecede kendine güvenli yaklaşımı daha fazla kullandığı belirlenmiştir(p<0,05). Öğrencilerin stresle başa çıkma tarzları ve intihar olasılığı arasındaki ilişkiye bakıldığında; kendine güvenli yaklaşımda bulunmalarının intihar olasılığını %18 oranında negatif yönde etkilediği belirlenmiştir(p<0,05). İyimser yaklaşımda bulunmalarının intihar olasılığını %13 oranında negatif yönde etkilediği belirlenmiştir(p<0,05). Öğrencilerin intihar olasılığı ve çaresiz yaklaşımda bulunma düzeyi arasında yapılan analiz sonucunda çaresiz yaklaşımda bulunmanın intihar olasılığını %33 oranında pozitif yönde etkilediği bulunmuştur(p<0,05). Boyun eğici yaklaşım tarzı ile intihar olasılığı arasında yapılan analizde boyun eğici yaklaşımda bulunmanın intihar olasılığını %6 oranında pozitif yönde etkilediği belirlenmiştir.(p<0,05). İntihar olasılığı ile sosyal destek arama arasında yapılan çoklu korelasyon analizinde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır(p>0,05). Araştırmanın sonuçlarına bağlı olarak üniversitelerin Mediko-Sosyal ve Sağlık Danışma bölümlerinde etkili başa çıkma programları ve güvenli yaklaşımı artıracak grup çalışmaları yapılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Stresle Başa Çıkma, İntihar Olasılığı, Adölesan, Üniversite Öğrencileri, Hemşirelik

Neslihan Partlak
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2003
00
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi, tutum ve vicdan algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi düzeyi, tutumları ve mesleki vicdan algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipteki bu araştırmanın evrenini Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 2., 3. ve 4. sınıfta öğrenim gören 420 öğrenci oluşturmuştur. Örneklem seçimine gidilmemiş; araştırmaya dahil edilme ölçütlerini karşılayan ve gönüllü 302 öğrenci (evrenin %71.9’u) ile yürütülmüştür. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Basınç Ülseri Önlemede Bilgi Değerlendirme Ölçeği (PUPKAI-T), Basınç Ülserlerini Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği (BÜÖYTÖ) ve Vicdan Algısı Ölçeği (VAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS 22 programında tanımlayıcı istatistikler, t testi, tek yönlü varyans analizi, Kruskal-Wallis analizi ile Pearson ve Spearman korelasyon analizleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Öğrencilerin %91.4’ü 17-24 yaş grubunda, %72.5’i kadındır. Bilgi ölçeği toplam puan ortalaması 11.14±3.56 (~%42.8) ile yeterlilik için kabul edilen %60 eşiğinin altında; tutum ölçeği toplam puan ortalaması 40.48±4.82 (~%77.8) ile olumlu düzeyde; vicdan algısı ölçeği toplam puan ortalaması ise 62.29±11.95 ile orta düzeyin üzerinde bulunmuştur. Öğrencilerin bilgi düzeyi ile tutumları (r=0.035; p>0.05) ve bilgi düzeyi ile vicdan algıları (r=0.075; p>0.05) arasında anlamlı bir ilişki saptanmazken; tutum ile vicdan algısı arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r=0.189; p<0.01). Sonuç: Hemşirelik öğrencilerinin basınç ülseri önlemeye yönelik bilgi düzeyleri yetersiz, tutumları olumlu ve mesleki vicdan algıları orta düzeyin üzerindedir. Bilgi ile tutum ve vicdan birbirinden bağımsız gelişirken, tutum ile vicdan algısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Bu doğrultuda lisans eğitiminde basınç ülseri önleme içeriğinin güçlendirilmesi ve etik duyarlılığı geliştiren yöntemlerin müfredata eklenmesi önerilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Basınç ülseriBilgiHemşirelik öğrencileri+2
Asude Nur Biçer
Erzincan Binali Yıldırım University · Institute of Health Sciences
2026
41
doi.org/10.71008/ebyu.thesis.2026.249
Master'sOpen AccessTR

Yaşlı hastalarda postoperatif hipoterminin incelenmesi

Bu araştırma, Dokuz Eylül Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde batın ameliyatı olan yaşlı hastalarda, postoperatif hipotermi oluşmasını ve yeniden ısınma süresini etkileyen etmenleri incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Batın ameliyatı geçirmiş 65 yaş ve üzerinde olan 34 hasta araştırma kapsamına alınmıştır. Veri toplama aracı olarak üç bölümden oluşan hasta tanıtım formu kullanılmıştır. Formun ilk bölümü, hasta tanıtım bilgilerini, ikinci bölümü operasyon ve vücut ısısına ilişkin bilgileri, üçüncü bölümü postoperatif dönemde ölçülen ısı değerlerini ve yeniden ısınma değerlerini içermektedir. Ameliyattan bir gün önce batın ameliyatı olacağı belli olan 65 yaş ve üzerindeki 34 hastanın operasyon bitişindeki ve servise gelişteki vücut ısısı değerleri ile yeniden ısınma süreleri bu çalışmanın bağımlı değişkenlerini oluşturmuştur. Elde edilen veriler yüzde ve ortalama hesaplamaları, korelasyon analizi, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi yöntemleri ile değerlendirilmiştir. Hastaların, operasyon öncesi, operasyon bitişi ve servise gelişteki vücut ısıları arasında istatistiksel olarak oldukça anlamlı farklılıklar bulunmuştur (F=113.97) (p<0.001). Operasyon bitişindeki vücut ısısını etkileyen etmenler incelendiğinde, kronik hastalık süresi ile operasyon bitişi vücut ısısı arasında istatistiksel olarak anlamlı, orta düzeyde korelasyon saptanmıştır (r=0.59; p<0.05). Operasyon bitişindeki vücut ısısı ile, yaş, kronik hastalık süresi, operasyon öncesi vücut ısısı, ameliyathane ısısı, operasyon süresi ve ameliyathanede kalma süresi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Operasyon bitişindeki vücut ısısı ile servise gelişteki vücut ısısı arasında orta düzeyde, istatistiksel olarak oldukça anlamlı korelasyon saptanmıştır (r=0.70; p<0.05). Yeniden ısınma süresini etkileyen etmenler incelenmiş, operasyon bitişindeki vücut ısısı ile yeniden ısınma süresi arasında düşük düzeyde, istatistiksel olarak anlamlı negatif korelasyon bulunmuştur (r=0.38; p<0.05). Servise geliş vücut ısısı ile yeniden ısınma süresi arasında da orta düzeyde, istatistiksel olarak oldukça anlamlı negatif korelasyon bulunmuştur (r=0.69; p<0.05). Servisteki oda ısısı ile yeniden ısınma süresi arasında orta düzeyde negatif korelasyon bulunmuştur ve bu sonuç istatistiksel olarak çok anlamlıdır (r=0.58; p<0.05).

Fatma Vural
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
1997
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir il merkezi Sağlık Bakanlığı'na bağlı devlet hastanelerinde hemşirelere yönelik hizmet içi eğitim programlarının incelenmesi

SUMMARY THE EXAMINATION OF İN- SERVİCE EDUCATİON PROGRAMMES ON NURSES AT STATE HOSPİTALS OF HEALTH MINISTRY İN THE CITY OF İZMİR FİLİZ KANTEK This study has been planned, as a descriptive öne, to examine the current situation of in-service training programmes for nurses at state hospitals of Health Ministry in the city of izmir. The study covers the nurse who work at 6 hospitals of Health Ministry in the city of izmir and who 've participated in education programme at least tvvice. Ali of the education coordinators are included in the research. in order to collect data for the research, 3 data collection forms and observation technique based on related literatüre, have been used..Form 1- The data collection form vvhich includes the information abtained form abservation forms,.Form 2- The In-Service Education evaluation form of In-Service education coordinators,.Form 3- Education programmes evaluation form of the nurse who have participated in the in-service education. in the evaluation of data, frequency analysis has been made by using. BMDP (Bio Medical Data Processing) package programmes. Data have been collected betvveen 5 January- 30 March, 1998. VVhen the in-service education observation forms are examined, it's been found that the aims and methods of education tools and materials and evaluation of the education are not sufficiently defined. It's also been determined that 83.4% of the nurse who--participated in the inT>, service education have been informed about the aims of the programme, 53.8 % of them need the subject of the programme and 70.9 % of them haven't approved the content of the education subject it's been seen that there are deficiencies when the education programme is carried out 71.7% of the nurses have used sbme of the knovvledge they received from in-service education in thein vvorking enviranment52.0% of the in-service education participants have stated that in-service education programmes contribute to the development of Self-confidence, 65.6% of them stated that they contribute to the development of professional knowledge skills and abilities, 55.5% of the participant nurses have stated that those programmes also contribute to the development of communication establishing abilities. 84.0% of the nurses have declared that in-service education programmes do not have any contribution asfor being raised to a higher rank in their programme have said that the same programmes do not contribute for gaining respect in or out of the hospital. Key words:ln-service Education, Nursing

HemşirelerHizmet içi eğitim
Filiz Kantek
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin otonomi düzeylerinin belirlenmesi ve etkileyen faktörlerin incelenmesi

ÖZET HEMŞİRELERİN OTONOMİ DÜZEYLERİNİN BELİRLENMESİ VE ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN İNCELENMESİ Bu araştırma, Üniversite Hastanesi, Sağlık Bakanlığı Hastanesi ve Sosyal Sigortalar Kurumu Hastanesi'nin dahili klinikleri, cerrahi klinikleri ve yoğun bakım ünitelerindeki tüm hemşirelerin otonomi düzeylerini belirlemek ve otonomi düzeylerini etkileyen faktörleri. incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Dahili kliniklerde, cerrahi kliniklerde ve yoğun bakım ünitelerinde görev yapan Sağlık Meslek Lisesi, Önlisans ve Lisans mezunu hemşireler araştırma kapsamına alınmıştır. Veri toplama aracı olarak iki bölümden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Birinci bölümde, hemşirelerde otonomi düzeyini etkileyen faktörler, ikinci bölümde ise, sosyotropi-otonomi ölçeğinin 30 maddelik otonomi alt ölçeği ( kişisel basan, özgürlük, yalnızlıktan hoşlanma ) kısmı yer almaktadır. Araştırmanın bağımlı değişkeni, hemşirelerin otonomi düzeyleridir. Bağımsız değişkenler ise, otonomiye etki edebileceği düşünülen; çalışılan hastane, yaş, çalışma pozisyonu, çalışma yılı, çalışılan servis, eğitim durumu, daha önce yaşadığı yer, medeni durumu, nöbet durumu ve sayısı, iş doyumudur. Elde edilen veriler yüzde ve ortalama hesaplamaları, yaryans analizi yöntemleri ile değerlendirilmiştir. Üniversite Hastanesindeki hemşirelerin otonomi puan ortalaması 79.10±15.19, SB. Hastanesi hemşirelerinin 84.80±13.63 ve Sosyal Sigortalar Kurumu Hastanesi hemşirelerinin 83.87±15.61 olarak saptanmıştır. Kurumlardaki hemşireler arasında otonomi düzeyi açısından anlamlı fark bulunmuştur. Ayrıca, kişisel basan ve özgürlük düzeyleri arasındaki fark da anlamlıdır. Yalnızlıktan hoşlanma düzeyleri açısından anlamsız fark saptanmıştır. Sağlık Meslek Lisesi, Önlisans ve Lisans mezunu hemşirelerin otonomi puan ortalaması sırasıyla 85.37±14.68, 82.30114.44 ve 79.38+15. 12'dir. Eğitim durumlarına göre hemşirelerinlotonomi düzeyleri arasındaki fark istatistiksel olarak çok anlamlı bulunmuştur. Ancak kişisel basan, özgürlük ve yalnızlıktan hoşlanma alt ölçeklerinden aldıktan puan ortalaması arasındaki fark anlamsızdır. Hemşirelerin çalışma yıllarına göre 5 ve altında çalışma yılı olan hemşirelerin otonomi puan ortalamaları 79.52±15.33, 6 - 10 yıl arasındakilerin 82.89±14.45, 11 yıl ve üzerindekilerin 84.94±14.49 olarak saptanmıştır. Çalışma yılına göre hemşirelerin otonomi düzeyleri arasında çok anlamlı fark bulunmuştur. Kişisel basan düzeyi arasındaki fark çok anlamlı bulunurken, özgürlük ve yalnızlıktan hoşlanma düzeyleri anlamsız olarak saptanmıştır. Daha önce başka bir kurumda çalışmamış olan hemşirelerin otonomi puan ortalamaları 84.04+15.45, daha önce çalışmış olan hemşirelerin ise 80.62±14.32'dir. Buna göre otonomi düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Kişisel basan, özgürlük ve yalnızlıktan hoşlanma düzeyleri de istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Hemşirelerin iş doyum düzeylerine göre otonomi puan ortalamaları; iş doyumu ' l' puan olanların 84.01+13.43, '2' puan olanların 83.11±15.75, '3' puan olanların 80.34±15.52, '4' puan olanların 81.22±13.75 ve '5' puan olanların 87.12±14.22 olarak bulunmuştur. İş doyum düzeylerine göre hemşirelerin otonomi düzeyleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Kişisel basan ve özgürlük düzeyleri arasındaki fark anlamlıyken, yalnızlıktan hoşlanma düzeyleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamsızdır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara yönelik önerilerde bulunulmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Otonomi, Hemşirelikte Otonomi, Hemşirelikte Karar Verme Süreci, Hemşirelikte Yetkilendirme.

HemşirelerÖzerklik
Şeyda Seren
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakımda hemşire aktivitelerine harcanan zamanların saptanması ve Tedavi Girişimleri Skorlama Sistemi (TGSS)

ÖZET YOĞUN BAKIMDA HEMŞİRE AKTİVİTELERİNE HARCANAN ZAMANLARIN SAPTANMASI VE TEDAVİ GİRİŞİMLERİ SKORLAMA SİSTEMİ (TGSS) Necmiye KILIÇASLAN Bu araştırma, TGSS-28 kullanılarak yoğun bakını ünitelerinde hasta-hemşire oranını ve yoğun bakım hemşirelik aktivitelerine harcanan zamanı belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışmada, TGSS-28 formu kullanılarak 10 hafta süresince yoğun bakıma yatan 416 hastanın günlük TGSS puanlan hesaplanmıştır. Hemşirelik bakım kategorilerindeki hemşirelik aktivitelerinin süresini saptamak üzere iş örneklem yöntemi kullanılmıştır. 10 haftalık bir örneklem matriksi hazırlanarak haftanın yedi günü ve 08.-00-16.00 saatlerinde hemşirelik işlemleri gözlenmiştir. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları " TGSS-28 Formu" ve "Yoğun Bakım Hemşire Aktiviteleri İş Örneklem Formu" dur. Araştırmanın yürütüldüğü yoğun bakım servisinde, 08.00-16.00 saatleri için ortalama TGSS-28 puanı 40.41 'dir. Bir TGSS-28 puanı 1 1.88 dakikalık hemşire zamanına eşit bulunmuş ve 40-50 TGSS puanının bir hemşire için günlük bakım aktivitelerini temsil ettiğine ilişkin literatür bilgisini desteklemiştir. Altı kategoride toplanan yoğun bakım hemşirelik aktivitelerine ayrılan süreler şöyledir : TGSS-28'de yer alan, hemşirelik aktivitelerini içeren I.kategori %44.25; TGSS-28'de yer almayan direkt bakım aktivitelerini içeren II.kategori %12.87; indirekt bakım aktivitelerini içeren III.kategori %25.89, tıbbi olmayan indirekt bakım aktivitelerini içeren IV.kategori %6.21; kişisel aktiviteleri içeren V.kategori %10.64 ; diğer aktivitelerin yer aldığı Vl.kategori %0.15'dir. Kategori Fin TGSS-28 'i temsil ettiği ve TGSS puanı yükselirken kategori I için hemşire aktivitelerine harcanan zamanın arttığı gösterilmiştir. Bu sonuçlar, TGSS-28 'in yoğun bakımda hasta-hemşire oranının belirlenmesinde kullanılabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler : TGSS (Tedavi Girişimleri Skorlama Sistemi), Yoğun Bakım, Hemşirelik Bakım Aktiviteleri, İş Örneklemesi, Personalizasyon.

Hemşirelik bakımıYoğun bakım üniteleriİş örneklemesi
Necmiye Kılıçaslan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan hastaların yaşam kaltelerinin incelenmesi

Bu Çalışma; Zonguldak il sınırlan içinde bulunan Sosyal Sigortalar Göğüs ve Meslek hastalıkları hastanesine yatan Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olan hastaların yaşam kalitelerini belirlemek, yaşam kalitesi ile sosyodemograflk değişkenler ve hastalık ile ilgili değişkenler arasındaki ilişkileri araştırmak amacı ile tanımlayıcı olarak uygulanmıştır. Ocak ve Mart aylan arasında hastaneye yatan, örneklemin özelliklerine uygun olan 60 KOAH'lı hasta örnekleme alınmıştır. Verilerin toplanmasında iki form kullanılmıştır. Birinci form; araştırmacı tarafindan ilgili literatür incelenerek hazırlanmıştır. Bu form bireylerin sosyo demograflk özelliklerini ve hastalık ile ilgili değişkenleri içermektedir. İkinci form; yaşam kalitesini ölçmek üzere geliştirilen ve Pınar(16) tarafindan ülkemize uyarlanan SF-36 adlı yaşam kalitesi ölçeğidir (Short form health survey-36). Araştırmanın bağımlı değişkeni yaşam kalitesi ölçeğinden elde edilen puan, bağımsız değişkenleri ise sosyo demografik özellikler ve hastalık ile ilgili değişkenlerdir. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde, varyans analizi, Tukeys B testi, t- testi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlannda, çalışmamıza katılan 60 kişiden 57'si (%95) yaşam kalitesi ölçeğinden 50 puan ve altında,3 kişi (%5) 51-70 puan arasında almıştır. Yaşam kalitesi ölçeğinde alınabilecek en üst puan 100 puandır. Buna göre KOAH'lı hastalann yaşam kalite puanlan oldukça düşüktür. Yaşın fonksiyonel durum, iyilik hali, genel sağlık ve toplam yaşam kalitesi puanı üzerinde etkili olmadığı, cinsiyetin ise yaşam kalitesi puanlan arasında sadece iyilik hali bölümünde anlamlı fark oluşturduğu, diğer üç bölümde fark oluşturmadığı saptanmıştır. Hastalann eğitim durumunun, çalışma yıllarının, medeni durumlannın, bireylerin toplam yaşam kalitesi puanını etkilemediği belirlenmiştir. Hastalann mesleklerine göre yaşam kalitesi puanlanna bakıldığında fonksiyonel durum, genel sağlık ve toplam yaşam kalitesi alanında, meslek gruplan arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamazken, iyilik hali alanında anlamlı bir fark bulunmuştur. Bu farkın hangi gruptan geldiğini anlamak amacıyla yapılan Tukey's B testi sonucunda emekli grup ile çiftçiler arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Araştırma sonucuna göre hastalann hastaneye yatış sayılan ve hastalık süresi arttıkça yaşam kalite puanlannın azaldığı görülmektedir. KOAH'lı hastalann yaşam kalitesinin alt boyutlan ile toplam yaşam kalitepuanlan arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılan korelasyon analizi sonucuna göre fonksiyonel durum, iyilik hali, genel sağlık anlayışı ile bireylerin toplam yaşam kalitelesi puanları arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırma sonuçlan doğrultusunda hasta ve ailesinin yaşam kalitelerini yükseltmek amacıyla hemşirelere önerilerde bulunulmuştur.

Kamer Atagöz
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Yaratıcı düşüncenin hemşirelik yüksekokulu öğrencilerinde incelenmesi

IV ÖZET YARATICI DÜŞÜNCENİN HEMŞİRELİK YÜKSEKOKULU ÖĞRENCİLERİNDE İNCELENMESİ Bu araştırma, Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu öğrencilerinde yaratıcı düşünceyi etkileyen bazı etmenleri incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 1997-1998 öğretim yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu'nda öğrenim gören 170 öğrenci oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak, Torrance Yaratıcı Düşünme Testi Sözel-A Formu kullanılmıştır. Bu araştırmada testin akıcılık, esneklik ve özgünlük boyutları ile öğrencilerin yaş, sınıf, en uzun süre yaşanan yer, ekonomik durum, ailede yaşayan birey sayısı, anne eğitim düzeyi ve baba eğitim düzeyi, öğrenci yerleştirme sınavı hemşirelik yüksekokuluna giriş puam, akademik basan puanı arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Elde edilen veriler, yüzde, ortalama hesaplamaları, tek yönlü varyans analizi, duncan ve scheffe testleri, stepwise çoklu regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Genel olarak öğrencilerin akıcılık boyutu puan ortalamaları yüksek bulunmuştur. Bunu sırasıyla özgünlük ve esneklik puan ortalamaları izlemektedir. Öğrencilerin sınıf, ekonomik düzeyleri, baba eğitim düzeyi arttıkça akıcılık/ esneklik/ özgünlük boyutları puan ortalamaları artmaktadır. Bu bulgular doğrultusunda hemşirelik eğitimi, eğitimcisi ve araşurmacılanna yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Yaratıcılık, yaratıcı düşünme, yanal düşünme, ıraksak düşünme, yakınsak düşünme, akıcılık, esneklik, özgünlük, zekanın yapısı, sorun çözme, yaratıcı sorun çözme süreci.

Hatice Şen
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
1999
00
Master'sOpen AccessTR

Katarakt cerrahisinde ameliyat öncesi ve sonrası görme ve genel sağlığa bağlı yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Koçak, Y. (2026). Katarakt Cerrahisinde Ameliyat Öncesi ve Sonrası Görme ve Genel Sağlığa Bağlı Yaşam Kalitesinin Değerlendirilmesi. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Atlas Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı, İstanbul. Katarakt, dünya genelinde geri dönüşümlü görme kaybının en sık nedenlerinden biridir. Görme keskinliğinde azalma ve günlük yaşam aktivitelerinde kısıtlılığa sebep olarak yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkileri vardır. Katarakt ameliyatı, saydamlığını yitirmiş lensin çıkarılarak yerine yapay lens yerleştirilmesi işlemidir. Günümüzde yüksek başarı oranına sahip etkili bir tedavi yöntemidir. Ameliyat öncesi dönemde hastalarda görme keskinliği düştüğü için okuma, araç kullanma gibi günlük aktivitelerde zorlanma ve bu sebeple psikososyal etkiler sık görülmektedir. Bu tez çalışmasının amacı katarakt ameliyatı öncesi ve sonrası dönemde hastaların görme fonksiyonları ile yaşam kalitesi üzerindeki değişimi değerlendirmektir. Çalışma, Nisan 2024 – Kasım 2024 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı'na bağlı özel bir dal hastanesinde katarakt cerrahisi uygulanan 110 hasta ile gerçekleştirildi. Veriler WHOQOL-BREF. Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği, NEI VFQ-25/TR Görme İşlevi Anketi ve Tanıtıcı Özellikler Formu aracılığıyla ameliyat öncesi ve sonrasında toplandı. Verilerin analizi R (R Core Team, 2024), Microsoft Excel ve SPSS 20.0 programları kullanılarak gerçekleştirildi. Anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edildi. Sonuç olarak, katarakt cerrahisi uygulanan hastalarda ameliyat sonrası hem genel yaşam kalitesi hem de görmeye bağlı yaşam kalitesinin anlamlı olarak arttığı bulundu.

Katarakt çıkartılması
Yasin Koçak
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyat öncesi anksiyete ve ağrı korkusunun ameliyat sonrası ağrı ve konforla ilişkisi

Bu çalışmada, planlı ameliyat uygulanan hastalarda ameliyat öncesi anksiyete ve ağrı korkusunun ameliyat sonrası ağrı ve konforla ilişkini belirlemek amaçlandı. Tanımlayıcı tipteki bu araştırma, 04 Mart-02 Nisan 2024 tarihleri arasında Antalya'nın Gazipaşa ilçesinde bulunan 90 yatak kapasiteli Gazipaşa Devlet Hastanesi'nin üroloji, genel cerrahi ve ortopedi servislerinde yürütüldü. Araştırmanın örneklemini bu kliniklerde ameliyat edilen 100 hasta oluşturdu. Veriler, "Hasta Bilgi Formu", "Cerrahi Anksiyete Ölçeği", "Ağrı Korkusu Ölçeği-III", Sayısal Ağrı Ölçeği" ve "Genel Konfor Ölçeği-Kısa Formu" ile toplandı. Veri analizinde bağımsız örneklem t testi, varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve doğrusal regresyon analizi kullanıldı. Hastaların ameliyat öncesi anksiyete puanının 28,56±11,14 (68 puan üzerinden), ağrı korkusu puanının 70,58±18,38 (150 puan üzerinden) olduğu, ameliyat öncesi orta düzey anksiyete ve ağrı korkusu yaşadıkları belirlendi. Ameliyat sonrası yapılan değerlendirmede, yaşadıkları ağrı şiddeti puanının 6,52±1,85 (10 puan üzerinden), genel konfor düzeyi puanının 3,64±0,59 (6 puan üzerinden) olduğu, şiddetli ağrı yaşadıkları ve konfor düzeylerinin orta olduğu saptandı. Ameliyat öncesi anksiyete ve ağrı korkusu ile ameliyat sonrası ağrı şiddeti ve genel konfor düzeyi arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu (p<0,05), anksiyete ve ağrı korkusu artıkça ağrı şiddetinin ve genel konfor düzeyinin arttığı saptandı. Regresyon analizi, ameliyat öncesi ağrı korkusunun hem ağrı şiddetini hem de konfor düzeyini etkilediğini gösterdi (sırasıyla p<0,034; p<0,009). Araştırma bulguları; hastaların ameliyat öncesi orta düzeyde anksiyete ve ağrı korkusu yaşadıklarını, ameliyat sonrası şiddetli düzeyde ağrı deneyimlediklerini ve konfor düzeylerinin orta olduğunu, ağrı şiddeti ve konfor üzerinde anlamlı etkiyi ağrı korkusunun oluşturduğunu gösterdi. Bu sonuçlar doğrultusunda hemşirelerin, ameliyat öncesi tüm hastaların anksiyete ve ağrı korkusunu, ameliyat sonrası ise ağrı şiddetini ve genel konforlarını değerlendirmeleri ve sonuca göre bireyselleştirilmiş bakım girişimlerini uygulamaları önerilmektedir. onra doldurulacaktır

Münire Güney
Alanya Alaaddin Keykubat University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp ameliyatları sonrası klinikte izlenen hastalarda gelişen uyku bozuklukları ve nedenlerinin belirlenmesi

Araştırma bir devlet hastanesinin kalp damar cerrahisi kliniğinde yatan ve açık kalp ameliyatı geçiren hastaların ameliyat sonrası uyku bozukluklarını ve nedenlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı türde yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu, Uyku Düzenini Etkileyen Etmenler Formu (UDEEF) ve Richards Campbell Uyku Ölçeği (RCUÖ) kullanılmıştır. Veri toplama araçları hastalar ile yüz yüze görüşülerek soru cevap şeklinde doldurulmuştur. Veriler Şubat- Eylül 2024 tarihleri arasında, Alanya Eğitim Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği'nde toplanmış olup, araştırma kapsamına 63 hasta alınmıştır. Veriler yüzdelik, standart sapma, varyans analizi (ANOVA) kullanılarak hesaplanmıştır. p<0,05 düzeyi istatistik olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmada hastaların yaş ortalaması 62,83 ± 8,65 yıl olup, çoğunluğunun (%76,2) erkek olduğu, %71,4'nün koroner arter bypass greft ameliyatı geçirdiği belirlendi. Bu çalışmada hastaların %84,1'inin açık kalp ameliyatı sonrası uyku bozukluğu yaşadığı ve %61,9'unun uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. Hastaların uyku durumlarını etkileyen etmenlerden; hastalıkla ilgili kaygılar, yapılacak girişimler ve hastalıkla ilgi yeterli bilgi verilmemesi, çevredeki gürültü, gündüzleri yapacak faaliyet olmaması ve sürekli yatmak, uyku öncesi alışkanlıkları uygulayamama, hastanenin uyuma ve uyanma saatleri hastaların uyku kalitesini kötü olarak etkilemiştir. Araştırmada UDEEF puan ortalaması 63,89 ± 10,36, RCUÖ puan ortalaması 52,16 ± 22,36 olarak belirlenmiştir. RCUÖ puan ortalaması hastaların iyi bir uyku kalitesine sahip olmadığını göstermektedir. UDEEF ve RCUÖ arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). UDEEF'ndan alınan puan arttıkça uyku kalitesi düşmüştür. Çalışmada hasta ile 24 saat birlikte olan ve bütüncül bakım veren hemşirelerin açık kalp ameliyatı sonrası hastaların uykusunu etkileyebilecek etmenleri saptamaları ve gerekli hemşirelik girişimlerini uygulayarak uyku kalitesini arttırmaları önerilmiştir.

Nagihan Cesur
Alanya Alaaddin Keykubat University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyat öncesi hastaların sağlık okuryazarlık, siberkondri, anksiyete ve korku düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışma, ameliyat öncesi erişkin hastaların sağlık okuryazarlığı, siberkondri, anksiyete ve cerrahi korku düzeylerini belirlemek, bu kavramları etkileyen faktörleri ve aralarındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı tipteki bu araştırma 20 Kasım 2024 - 31 Mart 2025 tarihleri arasında Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesinin cerrahi kliniklerinde planlı ameliyat olmak için kliniğe yatırılan 122 hasta ile gerçekleştirildi. Veriler Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu, Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği, Siberkondri Ciddiyet Ölçeği Kısa Formu, Cerrahi Korku Ölçeği ve Durumluk Anksiyete Ölçeği kullanılarak toplandı. Veri analizinde bağımsız örneklem t testi, varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve doğrusal regresyon analizi kullanıldı. Araştırma sonucunda, hastaların Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği, Siberkondri Ciddiyet Ölçeği Kısa Formu, Cerrahi Korku Ölçeği ve Durumluk Anksiyete Ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalamaları sırasıyla 54,35±11,24, 29,61±8,99, 27,84±23,50 ve 40,66±11,01'di. Bu puanlara göre hastaların sağlık okuryazarlık düzeyleri orta düzeyin üzerinde, siberkondri, cerrahi korku ve anksiyete düzeyleri ise orta düzeyin altında idi. Sağlık okuryazarlık düzeyi ile siberkondri ciddiyet düzeyi arasında pozitif yönde, sağlık okuryazarlığı ile cerrahi korku ve anksiyete düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişki vardı (p<0,05). Siberkondri düzeyi ile cerrahi korku ve anksiyete düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişki saptandı (p<0,05). Cerrahi korku ile anksiyete düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptandı (p<0,05). Bu bulgular ışığında hastaların orta düzeyin üzerinde sağlık okuryazarlığına sahip oldukları ve düşük düzeyde siberkondri, cerrahi korku ve anksiyete deneyimledikleri, bu kavramlar arasında ilişki olduğu belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda ameliyat öncesi dönemde hemşirelerin bu kavramları değerlendirerek sağlık okuryazarlık düzeyini geliştiren ve siberkondri düzeyini azaltan uygulamaları bakıma entegre etmesi ile hastaların cerrahi sürece ilişkin korku ve anksiyetelerinin azaltılabileceği düşünülmektedir.

Kübra Ersoy Doğan
Alanya Alaaddin Keykubat University · Institute of Graduate Studies
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner bilgisayarlı tomografi anjiyografi öncesi verilen eğitimin hastaların anksiyete ve görüntü kalitesine etkisi

Bu çalışma, koroner bilgisayarlı tomografi anjiyografi yapılacak hastalara, görüntüleme öncesi verilen eğitimin anksiyete ve görüntü kalitesine etkisini belirlemek amacıyla deneme öncesi çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma, 15 Kasım 2024 - 30 Haziran 2025 tarihleri arasında, Başkent Üniversitesi Alanya Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin radyoloji bölümünün, tomografi ünitesine başvuran ve koroner bilgisayarlı tomografi anjiyografi yapılan 180 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında "Hasta Veri Toplama Formu", ''STAI-TX-1(durumluk anksiyete) ve 'STAI-TX-2 ( sürekli anksiyete)'' ölçekleri kullanılmıştır. Veriler analizinde tek yönlü varyans analizi, t testi, Wilkonson signed runk test ve pearson korelasyon testleri kullanılmıştır. Hastaların STAI-1 durumluk anksiyete puan ortalamalarının eğitimden sonra istatistiksel olarak anlamlı ölçüde azaldığı tespit edilmiştir (p< 0.001). STAI-2 puan ortalamaları ≥40 olan hastaların (n = 96) görüntü kalite puanlarının daha düşük (p >0,05), olduğu ve daha az görülebilir segment olduğu (5.61'e karşı 6.35, p = 0.0026) saptanmıştır. Eğitim sonrası STAI-1 anksiyete puan ortalaması <35 olan hastaların (n = 146) segment görünürlüğünün anlamlı oranda artmış olduğu tespit edilmiştir (6.09'a karşı 5.38, p = 0.0117). Kalp hızı eğitimden sonra anlamlı olarak azalırken (p = 0.045); kan basıncında anlamlı bir değişiklik görülmemiştir. Beden Kitle İndeksi (BKİ) daha yüksek (25>) ve cinsiyeti kadın olanlarda görüntü kalitesinin daha kötü olduğu saptanmıştır (sırasıyla p = 0,026 ve p = 0,015). Sonuç olarak, koroner koroner bilgisayarlı tomografi anjiyografi, öncesi yapılandırılmış görsel-işitsel eğitim, özellikle yüksek bazal kaygısı olan hastalarda kaygıyı önemli ölçüde azaltıp, tanısal görüntü kalitesini iyileştirerek, fizyolojik stabilizasyona ve koroner damar görünürlüğünün artmasına katkıda bulunmuştur.

AnksiyeteGörüntü kalitesiHasta eğitimi+3
Funda Doğmuş
Alanya Alaaddin Keykubat University · Institute of Graduate Studies
2026
00
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi, tutum ve vicdan algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi düzeyi, tutumları ve mesleki vicdan algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipteki bu araştırmanın evrenini bir üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 2., 3. ve 4. sınıfta öğrenim gören 420 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş; 302 öğrenci (evrenin %71.9’u) ile yürütülmüştür. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Basınç Ülseri Önlemede Bilgi Değerlendirme Ölçeği (PUPKAI-T), Basınç Ülserlerini Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği (BÜÖYTÖ) ve Vicdan Algısı Ölçeği (VAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, t testi, tek yönlü varyans analizi, Kruskal-Wallis analizi ile Pearson ve Spearman korelasyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin %91.4’ü 17-24 yaş grubunda, %72.5’i kadındır. Bilgi ölçeği toplam puan ortalaması 11.14±3.56 (~%42.8) ile yeterlilik için kabul edilen %60 eşiğinin altında; tutum ölçeği toplam puan ortalaması 40.48±4.82 (~%77.8) ile olumlu düzeyde; vicdan algısı ölçeği toplam puan ortalaması ise 62.29±11.95 ile orta düzeyin üzerinde bulunmuştur. Öğrencilerin bilgi düzeyi ile tutumları (r=0.035; p>0.05) ve bilgi düzeyi ile vicdan algıları (r=0.075; p>0.05) arasında anlamlı bir ilişki saptanmazken; tutum ile vicdan algısı arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r=0.189; p<0.01). Sonuç: Hemşirelik öğrencilerinin basınç ülseri önlemeye yönelik bilgi düzeyleri yetersiz, tutumları olumlu ve mesleki vicdan algıları orta düzeyin üzerindedir. Bilgi ile tutum ve vicdan birbirinden bağımsız gelişirken, tutum ile vicdan algısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Bu doğrultuda lisans eğitiminde basınç ülseri önleme içeriğinin güçlendirilmesi ve etik duyarlılığı geliştiren yöntemlerin müfredata eklenmesi önerilmektedir.

Basınç ÜlseriBilgiHemşirelik Öğrencileri+2
Sevinc Tuncer
Erzincan Binali Yıldırım University · Institute of Health Sciences
2026
50
doi.org/10.71008/ebyu.thesis.2026.237
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Hipertansiyon hastalığı olan bireylerde kan basıncı farkındalığı, içgörü durumu ve akılcı ilaç kullanımın incelenmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı, hipertansiyon hastalığı olan bireylerde kan basıncı farkındalığı ve içgörü düzeylerinin akılcı ilaç kullanımı üzerindeki etkisini incelemektir. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı türde planlanan bu araştırmanın evrenini, bir hastanenin dahili ve cerrahi kliniklerinde yatarak tedavi gören hipertansiyon hastaları oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise dahil edilme kriterlerini karşılayan (18 yaş ve üzeri olan, en az 6 aydır hipertansiyon tanısı bulunan, sözel iletişim engeli olmayan, bilişsel problemi bulunmayan, tanılanmış psikiyatrik hastalığı olmayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden) toplam 206 hipertansiyon hastası oluşturdu. Araştırma verileri Hasta Tanıtım Formu, Kan Basıncı Farkındalığı ve İçgörü Ölçeği (KFİÖ) ile Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği (AİKÖ) kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Veriler IBM SPSS 27 paket programı kullanılarak tanımlayıcı ve çıkarımsal istatistiksel yöntemlerle değerlendirildi. Bulgular: Araştırmada hastaların KFİÖ puan ortalaması 6.49±1.63, AİKÖ puan ortalaması ise 64.54±8.93 olarak belirlenmiştir. KFİÖ düzeyi; çalışma durumu, meslek, ek hastalık varlığı, hipertansiyon ilaçlarını düzenli kullanma, kullanılan hipertansiyon ilacı sayısı ve evde kan basıncı ölçüm sıklığına göre anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). AİKÖ puanlarının ise çalışan, eğitim düzeyi yüksek, hipertansiyon ilaçlarını düzenli kullanan, düzenli kan basıncı ölçümü yapan, doktor kontrolüne düzenli giden, hastalığa ve ilaç tedavisine yönelik eğitim alan bireylerde anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). KFİÖ ile AİKÖ arasında negatif yönlü anlamlı ilişki olduğu ve KFİÖ’nün AİKÖ’deki değişimin %4.2’sini açıkladığı belirlenmiştir. Sonuç: Bu araştırmada hipertansiyon hastalarının kan basıncı farkındalığı-içgörü ve akılcı ilaç kullanımı düzeylerinin orta düzeyin üzerinde olduğu; ancak kan basıncı farkındalığı-içgörü düzeyi arttıkça akılcı ilaç kullanımının azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda, hipertansiyon hastalarında kan basıncı farkındalığı ve içgörü düzeyini doğru ilaç kullanımı davranışıyla ilişkilendiren eğitim ve danışmanlık girişimlerinin planlanması önerilmektedir.

Akılcı İlaç Kullanımıİçgörü DurumuHemşirelik+2
Safiye Yanmış Karaca
Erzincan Binali Yıldırım University · Institute of Health Sciences
2026
40
doi.org/10.71008/ebyu.thesis.2026.235
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Tip 2 diyabet hastalığı olan bireylerin hastalığa yönelik farkındalık ve kabul durumu ile psikolojik insülin direncinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı, Tip 2 diyabet hastalığı olan bireylerin hastalığa yönelik farkındalık ve kabul durumu ile psikolojik insülin direncinin değerlendirilmesidir. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı türdeki bu araştırmanın evrenini Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi dahili ve cerrahi kliniklerinde Ekim 2024 –Mart 2025tarihleri arasında yatarak tedavi gören Tip 2 diyabet tanılı hastalar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise belirtilen tarih aralığında, araştırma amacı doğrultusunda belirlenen dahil edilme kriterine uygun 210 tip 2 diyabet tanılı hastalar oluşturmaktadır. Veriler, Hasta Tanıtım Formu, Diyabetli Hastalarda Psikolojik İnsülin Direnci (PİD) Ölçeği, Diyabet Farkındalık ve Kabul Ölçeği (DFKÖ) kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Veriler, SPSS for Windows 22 paket programı ile analiz edildi. Bulgular: Araştırmada katılımcıların DFKÖ puan ortalaması 70.72±22.61, PİD ölçeği puan ortalaması ise 35.84±12.00 olarak belirlendi. Eğitim düzeyi yüksek, çalışan, gelir durumu iyi olan, diyete uyum sağlayan, ilaçlarını düzenli kullanan, düzenli kontrole giden, diyabet eğitimi alan ve egzersiz yapan bireylerin diyabet farkındalık ve kabul düzeyleri ile psikolojik insülin direnci puanlarının daha yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Ayrıca yaş ile DFKÖ ve PİD Ölçeği puanları arasında negatif yönlü anlamlı ilişki bulunurken (p<0.05) bu iki ölçek arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu saptandı (p<0.05). Sonuç: Araştırmamızda Tip 2 diyabet hastalarının diyabet farkındalık ve kabul düzeyleri ile psikolojik insülin direncinin orta düzeyin üzerinde olduğu saptandı. Diyabet hastalarında farkındalık ve kabul düzeyi arttıkça psikolojik insülin direncinin de arttığı sonucuna ulaşıldı.

FarkındalıkHemşirelikİnsülin Direnci+2
Safiye Yanmış Karaca
Erzincan Binali Yıldırım University · Institute of Health Sciences
2026
40
doi.org/10.71008/ebyu.thesis.2026.232
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde bilişim teknolojileri kullanımı ile dijital bağımlılık ve psikolojik zihinlilik arasındaki ilişkinin incelenmesi

ERGENLERDE BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ KULLANIMI ile DİJİTAL BAĞIMLILIK ve PSİKOLOJİK ZİHİNLİLİK ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ Dilan ALTÜN Tez Danışmanı: Doç. Dr. Burcu DEMİR GÖKMEN Amaç: Ergenlerde bilişim teknolojileri kullanımı ile dijital bağımlılık ve psikolojik zihinlilik arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Materyal ve Yöntem: Değişkenler arasındaki ilişkinin belirlenmesi için ilişkisel tarama modeli kullanılan bu araştırma Ağrı ili Eleşkirt ilçesinde 15.03.2024-10.06.2024 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Eleşkirt ilçesindeki lise öğrencileri oluşturmuştur ve basit rastgele örnekleme yöntemiyle seçilen 310 lise öğrencisi de araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırma sürecinde veriler; Tanıtıcı Bilgi Formu, Bilişim Teknolojileri Kullanım Ölçeği (BTKÖ), Ergenler için Dijital Bağımlılık Ölçeği (EDBÖ) ve Ergenler için Psikolojik Zihinlilik Ölçeği (EPZÖ) ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans (ANOVA), Pearson korelasyon analizleri ve Tukey post-hoc testi kullanılmıştır. Tüm bu analizlerde SPSS programından yararlanılmıştır. Analizlerde p<0,05 (%95 güven aralığı) anlamlılık düzeyi esas alınmıştır. Bulgular: Araştırmadaki ergenlerin %64,2'si kadındır, %85,5'inin akıllı telefonu, %70,6'sının sosyal medya hesabı vardır ve yaş ortalamaları 15,38±1,08'dir. Ergenlerin bilişim teknolojilerini kullanımlarının, dijital bağımlılıklarının ve psikolojik zihinliliklerinin orta düzeyde olduğu bulunmuştur. Araştırmada ergenlerin bilişim teknolojilerini kullanımları ile dijital bağımlılıkları arasında pozitif yönde bir ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Araştırmada ergenlerin psikolojik zihinlilikleri ile bilişim teknolojilerini kullanımları arasında bir ilişki yoktur. Ergenlerin psikolojik zihinlilikleri ile dijital bağımlılıkları arasında bir ilişki yoktur. Sonuç: Ergenlerin bilişim teknolojilerini kullanımları, teknolojik aygıtları ve uygulamaları kullanımları arttıkça dijital bağımlılıkları artmaktadır. Ergenlerin psikolojik zihinlilikleri ile bilişim teknolojilerini kullanımları ve dijital bağımlılıkları arasında bir ilişki bulunmadı. Ergenlerin psikolojik zihinliliklerini arttıracak ve bilinçli teknoloji kullanımı konusunda farkındalığı geliştirecek psikoeğitim programlarının düzenli aralıklarla yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Bilişim, Dijital Bağımlılık, Ergen, Psikolojik Zihinlilik, Teknoloji.

Dilan Altün
Ağrı İbrahim Çeçen University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde bebeği yatan annelerin öz şefkat, depresyon ve anksiyete düzeyi ile anne-bebek bağlanması arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde (YYBÜ) bebeği yatan annelerin özşefkat, depresyon ve anksiyete düzeyleri ile anne-bebek bağlanması arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Materyal ve Metot: Araştırmanın evrenini Nisan-Aralık 2024 tarihleri arasında Bitlis Ahlat Devlet Hastanesi YYBÜ'de bebeği yatan anneler, örneklemini ise araştırma seçim kriterlerine uyan 192 gönüllü anne oluşturdu. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu, Öz Şefkat Ölçeği, Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EDSDÖ), Durumluluk Anksiyete Ölçeği (STAI) ve Anne-Bebek Bağlanma Ölçeği (ABBÖ) kullanılarak toplanıldı. Verilerin analizinde aritmetik ortalama, standart sapma, çarpıklık ve basıklık katsayıları, bağımsız gruplarda t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), grup varyanslarının homojen olmadığı durumlarda Welch ANOVA, Post Hoc analizler için Bonferroni testleri ve korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Araştırmada annelerin öz şefkat ölçeği puan ortalaması 77.00±11.21, EDSDÖ puan ortalaması 10.61±3.11, STAI puan ortalaması 42.37±5.87 ve ABBÖ puan ortalaması 5.25±2.07 olarak bulundu. Depresyon ve anksiyete düzeyleri ile anne-bebek bağlanma arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanırken, özşefkat düzeyi ile bağlanma arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlendi (p<0.05). Annenin eğitim düzeyi, eşin eğitim düzeyi, algılanan gelir durumu, aile tipi, kronik hastalık varlığı ve ilaç kullanımı gibi özelliklerin öz şefkat, depresyon ve bağlanma puanları üzerinde anlamlı farklılık yarattığı belirlendi (p<0.05). Sonuç: Annelerin öz şefkat, depresyon ve anksiyete düzeylerinin anne-bebek bağlanması üzerinde belirleyici bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Yenidoğan yoğun bakım hemşirelerinin yalnızca bebek bakımıyla değil, annelerin duygusal ihtiyaçlarını fark etme, değerlendirme ve uygun destek yaklaşımlarıyla yönlendirme konusunda aktif rol üstlenmeleri gerektiği sonucuna ulaşıldı. Bu bağlamda, özşefkati artırıcı psikososyal müdahalelerin yapılandırılması, depresyon ve anksiyete risklerinin erken dönemde taranması ve gerekli desteklerin sağlanması önerilmektedir. Ayrıca, çocuk sağlığı hemşirelerinin anne-bebek bağlanmasını destekleyici temas fırsatlarını artırmaları, annelere eğitim ve danışmanlık sağlamaları ve öz şefkati güçlendirmeye yönelik girişimlerde bulunmaları, bakım kalitesini artırarak bağlanma sürecini güçlendirebilir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, anne-bebek bağlanması, depresyon, şefkat, yenidoğan yoğun bakım ünitesi.

Kader Oğan
Ağrı İbrahim Çeçen University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin akılcı ilaç kullanımına yönelik tutumları ile evsel atık ilaç farkındalık düzeylerinin incelenmesi

Amaç: Araştırma, ebeveynlerin akılcı ilaç kullanımına yönelik tutumları ile evsel atık ilaç farkındalık düzeylerinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı nitelikte yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma Nisan-Ekim 2024 tarihleri arasında Ağrı Merkez 3 No'lu Aile Sağlığı Merkezine başvuran 0-12 yaş çocuğa sahip olan 400 ebeveyn ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında ''Ebeveyn ve Çocuk Tanıtıcı Bilgi Formu'', ''Akılcı İlaç Kullanımına Yönelik Ebeveyn Tutum Ölçeği'', ''Evsel İlaç Atık Yönetimi Farkındalık Formu'' kullanılmıştır. Verilerin analizinde aritmetik ortalama, standart sapma, çarpıklık ve basıklık katsayıları, normal dağılım gösteren gruplarda bağımsız gruplarda t-testi, tek yönlü varyans analizi, grup varyanslarının homojen olmadığı durumlarda Welch, normal dağılım göstermeyen gruplarda ise Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U analizleri kullanılmıştır. Post Hoc analizler için Bonferroni testleri kullanılmıştır. Bulgular: Ebeveynlerin %60,75'inin annelerden oluştuğu, yaş ortalamasının 36.30±7.27 olduğu, %49.25'inin çocuklarının 0-6 yaş grubunda olduğu, %57.5'inin 0- 12 yaş çocuğa reçetesiz ilaç kullanmadığı belirlenmiştir. Ebeveynlerin %55'inin uygun koşullarda saklanmamış, son kullanma tarihi geçmiş veya kullanılmayan ilaç atıklarını çöpe ya da lavaboya döküyorum diye cevap verdiği,%96'sının evde bulunan ilaçların son kullanma tarihlerini kontrol ettiği, %90.5'inin evde bulunan ilaçların saklanma koşullarını kontrol ettiği, %33.6'sının evde bulunan ancak sürekli kullanılmayan ilaç grubunun ağrı kesiciler olduğu, %83.5'inin reçete edilen ilaçlarını kullanma talimatına uygun şekilde bitene kadar kullandığı belirlenmiştir. Araştırmada, ebeveynlerin Akılcı İlaç Kullanımına Yönelik Ebeveyn Tutum Ölçeği doğru ve bilinçli kullanım alt boyutundan 125,81±17.11, etkili ve güvenli kullanım alt boyutundan 39.53±9.21 ve toplamda 165.29±21.36 puan aldığı bulunmuştur. Ebeveynlerin evsel ilaç atıklarına yönelik yaptıkları uygulamalar ve sosyodemografik özellikleri ile Akılcı İlaç Kullanımına Yönelik Ebeveyn Tutum Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Araştırma sonucunda ebeveynlerin akılcı ilaç kullanımına yönelik tutumlarının olumlu olduğu ve evsel ilaç atık farkındalıklarının orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Ayrıca aile tipi, yaşanılan yer, medeni durum, eğitim durumu, meslek ve reçetesiz ilaç kullanma durumlarının Akılcı İlaç Kullanımına Yönelik Ebeveyn Tutum Ölçeği puanı üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Çocuk sağlığı hemşirelerinin toplumun Akılcı İlaç Kullanımı ve evsel ilaç farkındalıklarını belirlemeye yönelik çalışmalar yapması, farkındalığın az olduğu bölgelerde böyle araştırmalara daha da ağırlık verilmesi önerilmektedir.

Hülya Polat
Ağrı İbrahim Çeçen University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Acile başvuran ebeveynlerin akılcı ilaç kullanımı ile siberkondri arasındaki ilişkinin incelenmesi

ÖZET ACİLE BAŞVURAN EBEVENYLERİN AKILCI ILAÇ KULLANIMI İLE SİBERKONDRİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELEMESİ NURİ SARI Yüksek Lisans Tezi Hemşirelik Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Dr. Öğr. Üyesi Ela VAROL 2025,74 Amaç: Bu araştırmada, acil servise başvuran ebeveynlerin siberkondri düzeyleri ile akılcı ilaç kullanımına yönelik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlamaktadır. Materyal ve Metot: Araştırma, 01.12.2024 -01.04.2025 tarihleri arasında Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Servisi'ne başvuran 389 ebeveynle yürütülen, kesitsel ve ilişkisel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Siberkondri Ciddiyet Ölçeği Kısa Formu ve Akılcı İlaç Kullanımına Yönelik Ebeveyn Tutum Ölçeği uygulanmıştır. Örneklem büyüklüğünün belirlenmesinde GPower 3.1 istatistik programı kullanılmıştır. Örneklem hesaplamasında, %95 güven düzeyi (α = 0.05) ve %5 hata payı (d = 0.05) esas alınmıştır. Analizlerde verilerin normal dağılım özelliklerine göre uygun parametrik ve nonparametrik testler ile Pearson korelasyon analizi uygulanmış; istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmada Akılcı İlaç Kullanımına Yönelik Ebeveyn Tutum Ölçeği puan ortalaması 160.31±21.34, Siberkondri Ciddiyet Ölçeği puan ortalaması ise 35.17±10.17 olarak bulunmuştur. Akılcı ilaç kullanımına yönelik tutumlar ile siberkondri düzeyi arasında negatif yönde zayıf bir ilişki olduğu (r=-0.271, p<0.001) belirlenmiştir Sonuç Araştırma, acile başvuran ebeveynlerin siberkondri düzeyi arttıkça akılcı ilaç kullanımına yönelik tutumlarının olumsuzlaştığını ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, eğitim, gelir, yaş ve kronik hastalık gibi demografik değişkenlerin bu tutumları anlamlı biçimde etkilediğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Akılcı İlaç Kullanımı, Ebeveyn, Siberkondri

Nuri Sarı
Ağrı İbrahim Çeçen University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk acil servise başvuran ebeveynlerin hemşirelik bakım algısı kaygı ve memnuniyet düzeylerinin incelenmesi

ÇOCUK ACİL SERVİSE BAŞVURAN EBEVEYNLERİN HEMŞİRELİK BAKIM ALGISI, KAYGI VE MEMNUNİYET DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ Ömer ŞİMŞEK Yüksek Lisans Tezi Hemşirelik Anabilim Dalı Tez Danışmanı Doç. Dr. Gamze YILMAZ Amaç: Bu araştırma çocuk acil serviste ebeveynlerin hemşirelik bakımına ilişkin algılarının, kaygı ve memnuniyet düzeylerinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Materyal ve Metod: Araştırmanın evrenini Nisan-Kasım 2024 tarihleri arasında Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Servisine başvuran 0-18 yaş arası çocukların ebeveynleri, örneklemi ise seçim kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 378 ebeveyn oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Ebeveyn Hemşirelik Bakım Algı Formu, Durumluk Kaygı Ölçeği, Çocuk Acil Birimine Başvuran Çocukların Ebeveynlerinin Memnuniyet Düzeyi Soru Formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde standart sapma, aritmetik ortalama, bağımsız gruplarda t-testi, çarpıklık ve basıklık katsayıları, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), grup varyanslarının homojen olmadığı durumlarda Welch ANOVA, Post Hoc analizler için Bonferroni testleri ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada ebeveynlerin Hemşirelik Bakımı Algı Formu puan ortalaması 100,90±25,94, Durumluk Kaygı Ölçeği puan ortalaması ise 44,24±11,19olarak bulunmuştur. Ebeveyn Hemşirelik Bakımı Algı Formu ile Durumluk Kaygı Ölçeği arasında orta düzeyde negatif yönde bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,001).Ebeveynlerin %37,8'inin acil birimde kullanılan araç ve malzemenin yeterliliğinden memnun, %49,7'sinin hemşirelerden genel olarak memnun, %50,3'ünün hemşire sayısının yeterliliğinden memnun, %49,7'sininise acil birimden genel olarak memnun olduğu belirlenmiştir. Memnuniyet düzeyi soru formuna göre memnun olan ebeveynlerin memnun olmayan ebeveynlere göre kaygı puanlarının daha düşük olduğu ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05).Hemşirelik Bakımı Algı Formu puanlarının ise memnun olan ebeveynlerde memnun olmayanlara göre daha yüksek olduğu ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda çocuk acil servise başvuran hastaların ebeveynlerinin hemşirelik bakımı algı, kaygı ve memnuniyet durumlarının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Ayrıca ebeveynlerin kaygı düzeyi azaldıkça hemşirelik bakımını olumlu algıladıkları sonuçlarına ulaşılmıştır. Hemşirelik bakımından memnun olma durumu kaygıyı etkileyen önemli bir faktör olduğundan hemşirelik bakım kalitesinin artırılması, çocuk ve ebeveynin kaygı düzeyinin azaltılması için çocuk acil servislerde uygun hemşirelik girişimlerin planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk acil servis, ebeveyn memnuniyeti, hemşirelik bakım algısı, kaygı.

Ömer Şimşek
Ağrı İbrahim Çeçen University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

3-6 yaş arası çocuğu olan ebeveynlerde çocuk ihmali ve istismarı farkındalığı ile ebeveyn öz yeterliliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, ebeveynlerin öz yeterlik düzeylerinin çocuk ihmal ve istismarı farkındalığı üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı, ilişki arayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırma Mayıs- Ağustos 2025 tarihleri arasında, yaş ortalaması 32.26 ± 5.74 olan 472 ebeveynler ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, Ebeveyn ve Çocuk Sosyo Demografik Bilgi Formu, Ebeveyn Çocuk İhmal ve İstismarı Farkındalık Ölçeği ve Ebeveyn Öz Yeterlik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), pearson korelasyon analizi, tukey testi ve basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların büyük çoğunluğu çocuk ihmal ve istismarı hakkında bilgi sahibi olduğunu (%91.7) belirtmiştir. Regresyon analizine göre, ebeveyn öz yeterlik düzeyinin, farkındalık düzeyi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir etkisi olduğu saptanmıştır (β = 0.450, p = 0.001). Öz yeterlik, farkındalıktaki varyansın %20.2'sini açıklamaktadır. Sonuç: Araştırma sonuçları, öz yeterliliği daha yüksek olan ebeveynlerin çocuk ihmal ve istismarı konusunda daha yüksek farkındalığa sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu bulgu, koruyucu programlarda ebeveynlerin bilgilerini artırmanın yanı sıra öz yeterlik düzeyini güçlendirecek müdahalelere de yer verilmesinin önemine işaret etmektedir.

Cansu Aydemir
Ağrı İbrahim Çeçen University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde helikopter ve dijital ebeveynlik tutumunun teknoloji kullanımı ve derse ilgi açısından incelenmesi

Amaç: Bu araştırma, ergenlerde helikopter ve dijital ebeveynlik tutumunun teknoloji kullanımı ve derse ilgi ile arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Yöntem: İlişkisel tarama ve kesitsel türde tasarlanan araştırma Nisan- Mayıs 2024 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini; Ağrı il Merkezinde bulunan 24 lisenin öğrencileri, tabakalı örneklem yöntemi ile belirlenen 3 liseden basit rastgele örnekleme ile evreni temsil edecek şekilde seçilen 430 öğrenci ise örneklemi oluşturmuştur. Araştırma 390 öğrenci ile tamamlanmıştır. Araştırmada veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Algılanan Helikopter Ebeveynlik Tutum Ölçeği", "Dijital Ebeveynlik Tutum Ölçeği", "Bilişim Teknoloji Kullanım Ölçeği" ve "Derse İlgi Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde, SPSS (26. versiyon) paket programında, tanımlayıcı analizler, bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans (ANOVA), pearson korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Analizlerde p<0,05 (%95 güven aralığı) anlamlılık düzeyi esas alınmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan ergenlerin, %62,82'si kız olup, %67,18'inin ekonomik durumu gelir giderine eşittir. Araştırmada ergenlerin, algılanan helikopter ebeveynlik ve dijital ebeveynlik tutumunun, bilişim teknolojilerini kullanım düzeylerinin orta seviyede olduğu, derse ilginin ise düşük seviyede olduğu bulunmuştur. Ergenlerin helikopter ebeveynlik tutumlarının düzeyi arttıkça bilişim teknolojilerini kullanım düzeylerinin de arttığı belirlenmiştir (p<0,05). Ergenlerin dijital ebeveynlik tutumu ile bilişim teknolojileri kullanım düzeyleri ile derse ilgi arasında bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Sonuç: Ergenlerde baba helikopter ebeveynlik tutumu olan 'temel güven ve yaşam becerileri' tutumu artıkça ergenin derse olan bilişsel ilgisinin azaldığı saptanmıştır. Dijital ebeveynlik tutumu artıkça bilişim teknolojileri kullanımı alt boyutları olan bilişim teknoloji aygıtları ve uygulamalarını kullanmanın ve sanal yaşam tercihinin azaldığı belirlenmiştir. Ergenlerin dijital oyun oynamaları ve sanal yaşam tercihleri artıkça derse olan duyuşsal ilginin artığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ders, ergen, ebeveynlik, helikopter, ilgi, teknoloji, tutum

Çetin Baybaş
Ağrı İbrahim Çeçen University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Premenstrüel sendrom ile baş etmeye yönelik semptom haritasına göre yapılandırılmış eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma, Premenstrüel Sendroma Özgü Yaşam Memnuniyeti Ölçeği'nin geliştirilmesi, geçerlik ve güvenirliğinin test edilmesi, psikometrik özelliklerinin değerlendirilmesi ve semptom haritasına göre yapılandırılmış eğitim etkinliğinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma, Eylül 2023 ile Şubat 2025 tarihleri arasında iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ilk aşaması metodolojik tipte olup Premenstrüel Sendromlu Bireylerin Yaşam Memnuniyeti Ölçeği geliştirilmiş ve psikometrik özellikleri değerlendirilmiştir. İkinci aşamasında ise randomize kontrollü bir müdahale çalışması gerçekleştirilerek PMS semptom haritasına dayalı eğitimin etkinliği değerlendirilmiştir. Veriler, tanıtıcı bilgi formu, Premenstrüel Sendrom Ölçeği, Görsel Analog Ölçeği, Depresyon-Anksiyete-Stres Ölçeği ve Premenstrüel Sendroma Özgü Yaşam Memnuniyeti Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS ve AMOS yazılımları kullanılarak, yüzdelik, ortalama, bağımsız t testi, bağımlı t testi, kikare testi, ANOVA ve Pearson korelasyon analizleri ile yapılmıştır. BULGULAR: Açıklayıcı faktör analizi ile 15 madde ve 3 boyut olarak belirlenen Premenstrüel Sendromlu Bireylerin Yaşam Memnuniyeti Ölçeği' nin doğrulayıcı faktör analizi uyum iyiliği değerleri, modelin kabul edilebilir olduğunu göstermektedir (RMSEA= .078; X2/df= 1,96; CFI=0.91; GFI=0.88; AGFI=0,83). Geliştirilen ölçeğin Cronbach Alpha'sı 0,880 olarak bulunmuştur. Çalışmanın ikinci aşamasında eğitim grubunda, Premenstrüel Sendrom Ölçeği, Fiziksel Belirtiler için Görsel Analog Ölçeği, Depresyon-Anksiyete-Stres Ölçeği puan ortalamaları kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük, Premenstrüel Sendroma Özgü Yaşam Memnuniyeti Ölçeği puan ortalamasının ise istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). SONUÇ: Geliştirilen ölçeğin güvenilir ve geçerli olduğu bulunmuştur. PMS' li kadınlara verilen eğitimin ağrı, yaşam memnuniyeti, depresyon- anksiyete- stres düzeyi ve premenstrüel sendrom semptomları üzerinde etkili olduğu bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Premenstrüel Sendrom, semptom haritası, eğitim, yaşam memnuniyeti, premenstrüel sendrom semptomlar

Ahsen Demirhan Kayacık
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Primipar annelerde iki farklı emzirme pozisyonunun emzirme öz yeterliliği, emzirme başarısı ve doğum sonu konfor üzerine etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma, primipar annelerde biyolojik emzirme ve koltuk altı (futbol) emzirme pozisyonlarının emzirme başarısı, emzirme öz-yeterliliği ve doğum sonu konforu üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: Randomize kontrollü deneysel araştırma tipinde planlanmıştır. Çalışmanın örneklemini girişim 1 grubunda (biyolojik emzirme pozisyonu) 34 ve girişim 2 grubunda (koltuk altı emzirme pozisyonu) 34 olmak üzere toplam 68 anne ve yenidoğan çifti oluşturmuştur. Veriler "Anne Tanıtıcı Bilgi Formu'', ''Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu'', "LATCH Emzirme Tanılama ve Değerlendirme Ölçeği Formu'', "Postpartum Emzirme Öz -Yeterliliği Kısa Formu'' ve ''Doğum Sonu Konfor Ölçeği'' kullanılarak toplanmıştır. Emzirme süresi ise kronometre ile süre tutularak ölçülmüştür. Araştırmada elde edilen veriler free trial version of SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. BULGULAR: Girişim 1 grubundaki annelerin emzirme süresi girişim 2 grubundaki annelere göre anlamlı derecede daha uzundu. Doğum sonu 24. Saatteki emzirmede girişim 1 grubunun LATCH puan ortalamaları girişim 2 grubuna göre anlamlı derecede fazlaydı. Girişim 1 ve girişim 2 grupları arasında doğum sonu konfor ve emzirme öz yeterliliği arasında anlamlılık yoktu (p>0,05). SONUÇ: Biyolojik emzirme grubunda emzirme süresi ve emzirme başarısı anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir. Biyolojik emzirme ve koltuk altı emzirme pozisyon grupları arasında doğum sonu konfor ve emzirme öz yeterliliği açısından fark yoktur. Anahtar sözcükler: Biyolojik Emzirme, Koltuk Altı Emzirme, Emzirme Öz-yeterliliği, Doğum Sonu Konfor, Emzirme Başarısı

Sema Uçaroğlu
Sakarya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ritmoterapi uygulamalarının fetal öğrenme, prenatal bağlanma ve prenatal strese etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmanın amacı; primigravidalarda ritmoterapi müdahalesinin fetal öğrenme ile fetal hafızaya, prenatal bağlanma ve prenatal strese etkisinin araştırılmasıdır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma deneysel tipte randomize kontrollü bir çalışmadır. Çalışma 3 gruplu (şarkı, ksilofon, kontrol) bir deneysel tasarıma sahiptir ve örneklemi 90 primigravida oluşturmaktadır. Veri toplama aşaması 10 hafta sürmüştür ve gebeler haftada iki defa ritmoterapi yapmışlardır. Tüm gruplara ön test-son test uygulanmıştır. Çalışmada ksilofon ve şarkı grubu ritmoterapi uygulamışlardır. Kontrol grubu ise istirahat etmiştir. Tüm gruplara fetal hareket takibi yapılmış ve mobil uygulama üzerinden fetal hareketleri var/yok şeklinde kodlamışlardır. Veriler IBM SPSS Statistics 26 programına aktarılarak tamamlanmıştır. BULGULAR: Tüm gebelerin yaş ortalaması ise 27,42±4,72'dir. Ksilofon, şarkı ve kontrol grupları için prenatal distres ölçeği ön test toplam puanları sırasıyla 13,07±5,04, 12,57±6,55, 11,87±5,37 ve son test toplam puanları sırasıyla 8,00±3,01, 7,47±2,53, 10,37±4,14 olarak bulunmuştur. Prenatal bağlanma envanteri ön test toplam puanları sırasıyla 60,90±7,77, 61,17±7,79, 59,10±9,41 ve son test toplam puanları 78,70±2,26, 80,97±1,81, 73,60±3,94 olarak belirlenmiştir. Ölçekler için Cronbach's alfa değeri hesaplanmıştır. Prenatal distres ölçeği (ön test) 0,780, (son test) 0,610, Prenatal bağlanma envanteri (ön test) 0,790, (son test) 0,705 bulunmuştur. SONUÇ: Ritmoterapi müdahalesinin fetal öğrenme ve fetal hafızayı etkilediği, fetüslerin ritmik seslere karşı duyarlı olduğu ancak anne sesine daha fazla fetal tepki verdikleri belirlenmiştir. Fetüslerin en az 1 hafta süren fetal bir hafızaya sahip oldukları, koşullanabildikleri ve alışkanlık edinebildikleri belirlenmiştir. Ritmoterapi uygulamalarının prenatal bağlanmayı arttırırken prenatal stresi azalttığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ritmoterapi, Fetal Öğrenme, Prenetal Bağlanma, Prenetal Stres, Fetal Hareket Takibi, Mobil Uygulama, Hemşirelik

Bilge Nur Yıldırım Bayraktar
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarına uygulanan bilinçli farkındalık temelli hemşirelik girişimlerinin psikososyal uyuma etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Hemodiyaliz tedavisi alan bireyler fizyolojik ve psikolojik birçok stresörlerle baş etmek zorunda kalmaktadır. Bu durum, bireylerin psikososyal uyumunu olumsuz etkileyebilir. Bu araştırma, bilinçli farkındalık temelli eğitim programının, hemodiyaliz hastalarının bilinçli farkındalık düzeylerine, hemodiyalize bağlı stresörlere ve psikososyal uyumlarına olan etkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu araştırmada randomize kontrollü deneysel bir tasarım ve karma yöntemlerden açıklayıcı sıralı desen kullanıldı. Araştırmanın örneklemini hemodiyaliz hizmeti alan 32 hasta (16 müdahale-16 kontrol) oluşturdu. Müdahale grubuna altı haftalık bilinçli farkındalık eğitim programı uygulandı. Kontrol grubuna herhangi bir girişimde bulunulmadı. Araştırmanın nicel verileri Kişisel Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Hemodiyaliz Stresör Ölçeği ve Hastalığa Psikososyal Uyum Öz-Bildirim Ölçeği kullanılarak toplandı. Nitel veriler ise müdahale programı sonrası yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığı ile toplandı. Araştırmada nicel verilerde bağımsız gruplar için t testi, bağımlı gruplar için t testi, nitel verilerin analizinde tematik analiz kullanıldı. BULGULAR: Müdahale grubunun bilinçli farkındalık ölçeği, hemodiyaliz stresör ölçeği ve alt boyutları, Hastalığa Psikososyal Uyum Öz-Bildirim Ölçeği ve sağlık bakımına oryantasyon, psikolojik baskı alt boyutlarının ön test-son test puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptandı (p<0.05). Nitel analizler çerçevesinde "Programın Kazanımları" ve "Programa Yönelik Görüş ve Öneriler" olmak üzere iki tema belirlendi. SONUÇ: Bu programın hemodiyaliz hastalarının bilinçli farkındalık düzeylerini artırdığı, hemodiyalize bağlı stresörlerle baş etmelerini kolaylaştırdığı ve psikososyal uyumlarını arttığı bulundu. Bilinçli farkındalık temelli uygulamalara hemşirelik bakımında yer verilmesi ve kullanımının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Bilinçli Farkındalık, hemodiyaliz, hemşirelik, psikososyal uyum, stresör

Psikiyatrik hemşirelik
Çiğdem Şen Tepe
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ev kadınlarında toplumsal cinsiyet rolleri tutumu, ruhsal durum ve eş-bağımlılığı arasındaki ilişki

GİRİŞ VE AMAÇ: Toplumun kadınlara ait kıldığı rol ve sorumluluklar vardır. Bu rol sorumluluklar kadının ruhsal durumunu ve eş-bağımlılığını etkileyebilmektedir. Araştırma, ev kadınlarında toplumsal cinsiyet rolleri tutumu, ruhsal durum ve eş-bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma 15 Aralık 2022- 15 Ocak 2023 tarihleri arasında, İstanbul ili Pendik ilçesinde bulunan Anne Çocuk Eğitim Merkezlerine (AÇEM) gelmekte olan 158 ev kadının katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Veriler "Kişisel Bilgi Toplama Formu", "Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği (TCRTÖ)", "Genel Sağlık Anketi-12 (GSA-12)" ve "Eş-Bağımlılık Belirleme Ölçeği (EşBBÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, t ve ANOVA testleri, pearson korelasyon analizi ve bağımlı değişken üzerinde etkili olan faktörlerin incelenmesinde ise lineer regresyon analizi kullanılmıştır. BULGULAR: Çalışmada ev kadınlarının bazı sosyo-demografik özelliklerine göre TCRTÖ, EşBBÖ ve GSA-12 puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). GSA-12 ile EşBBÖ / EşBBÖ ve TCRTÖ ölçek düzeyleri arasında da pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Katılımcıların toplumsal cinsiyet rolleri tutumu, eş bağımlılığı üzerinde pozitif bir etki göstermektedir (β=0,250, p=0,000). Katılımcıların genel sağlık durumu da eş bağımlılığı üzerinde pozitif bir etkiye sahiptir (β=0,350, p =0,000). SONUÇ: Kadınların toplumsal cinsiyet tutumları, eş- bağımlılık ve genel ruhsal durumları bazı sosyodemografik özelliklerine göre değişmektedir. Kadınların toplumsal cinsiyet tutumları ve genel sağlık durumları eş-bağımlılığı üzerinde etkilidir. Bu sonuçlar psikiyatri alanında çalışan hemşirelerin kadınlara multidisipliner bir bakım verebilmesi açısından önemlidir. Anahtar Sözcükler: Kadın, Toplumsal Cinsiyet, Toplumsal Roller, Eş Bağımlılığı, Ruhsal Sağlık

Toplumsal cinsiyetÇalışmayan kadınlar
Öznur Akman
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Tıbbi cihaz ilişkili basınç yaralanmasının önlenmesinde mobil teknoloji kullanımının hemşirelik bakımına etkisinin incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Araştırma tıbbi cihaz ilişkili basınç yaralanması (TCİBY)'na yönelik bakım ve takip sağlamak amacıyla geliştirilen Hi Nurse mobil uygulamanın kullanımının hemşirelerin bilgi düzeyi, bakım uygulamaları ve dolayısıyla insidansa etkisini belirlemek amacıyla planlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Yoğun bakım hemşirelerinin mobil uygulama kullanarak TCİBY hakkında bilgi düzeyini artırmak amacıyla tek gruplu, ön test-son test yarı deneysel tasarımda yapılmıştır. Çalışmada ilk olarak ''Hi Nurse'' mobil uygulama içeriği hazırlandı. Mobil uygulama kullanılmadan önce ve kullanıldıktan sonraki zamanı kapsayan altı aylık süreçte Göğüs Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesinde 1 Mart-1 Eylül 2024 tarihleri arasında yatmış olan 164 hastadan TCİBY insidans oranlarına bakıldı. Araştırmanın örneklem grubunu Sakarya'da Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesinde çalışmakta olan araştırmaya katılmaya gönüllü 13 hemşire oluşturdu. Hemşirelerden verilerin toplanmasında "Hemşire Bilgi Formu" ve "Tıbbi Cihazla İlişkili Basınç Yaralanması Bilgi Anketi (TCİBYBA -Anket)" kullanılmıştır. İlgili dönemlerde TCİBY insidansı için ''Hasta Tanılama Formu'',"Basınç Yaralanması İnsidans Formu", "Glaskow Koma Skalası", "Jackson Cubbin Risk Değerlendirme Ölçeği" ve "Braden Risk Değerlendirme Ölçeği" kullanıldı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler kullanıldı. BULGULAR: Çalışmada mobil uygulama öncesi hemşirelerin TCİBY ön test bilgi puanı 24.00∓3.49 iken, son test puanı 27.15∓2.19 olarak bulunmuş olup; TCİBY bilgi puanının ortalamasının mobil uygulama kullanımı sonrası yükseldiği istatiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05). Çalışma öncesi yoğun bakım ünitesi TCİBY insidansı 42.7 iken, çalışma sonrası bu oran 8.53 bulunmuştur. SONUÇ: Yoğun bakım hemşirelerinin klinikte Hi Nurse mobil uygulamayı kullanması, yoğun bakım ünitesi TCİBY insidans oranlarını düşürürken, hemşirelerin bilgi düzeyi ve farkındalıklarını arttırdığı klinik uygulamalarda fark edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Basınç yaralanması, Hi Nurse, Mobil Teknolojiler, Mobil Uygulama, Tıbbi Cihaz İlişkili Basınç Yaralanması

Mobil aplikasyonTeknolojiTıbbi cihazlar+1
Hilal Atmaca
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

D vitamini Kullanan ve Kullanmayan Kadınlarda Premenstural Sendrom Şiddeti

GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma doğurganlık çağındaki kadınların D vitamini kullanım durumunun premenstrual sendrom ile ilişkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve karşılaştırmalı nitelikte planlanmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM: Araştırma, Ekim 2024- Aralık 2024 tarihleri arasında bir devlet hastanesine başvuru yapan 18- 49 yaş aralığındaki 128 kadın katılımcı ile yürütülmüştür. Veriler yüz yüze anket uygulaması ile toplanmış olup anket formu; Katılımcıların Tanıtıcı Özelliklerini Kapsayan Bilgi Formu, Görsel Ağrı Skalası, Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği ve Premenstrual Sendrom Ölçeğini içermektedir. Veriler IBM SPSS Statistics 26 programına aktarılarak analiz edilmiştir. İstatistiksel olarak anlamlılık değeri p<0,05 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışmamıza katılan kadınların %36,7'sinde PMS saptanmıştır. D vitamini kullanan kadınlarda PMSÖ toplam puan ortalaması 102,67±39,42, D vitamini kullanmayan kadınlarda 128,59±44,78 olarak hesaplanmış olup istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. D vitamini kullanan kadınların görsel ağrı skalası toplam puan ortalaması 2,31± 2.34, D vitamini kullanmayan kadınların ise 3,81± 2,75 olarak bulunmuştur (p<0,05). Premenstrual Sendrom Ölçeği ve alt boyutları ile Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı derecede bir ilişki bulunmuştur (her biri için; p<0.05). SONUÇ: D vitamini takviyesi alan kadınlarda PMS semptomları daha az görülmektedir ve PMS şiddeti ve ağrı düzeyi D vitamini kullanmayan kadınlara oranla daha düşüktür. Güneşe daha uzun süre maruz kalan kadınların depresyon yaşama olasılığı daha düşüktür.

Gülnadiye Öçal
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2025
10