Afyon Kocatepe University
Discipline

Public Administration

Afyon Kocatepe University

490

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Türk dış politikası'nda kültürel diplomasi: Yunus Emre Enstitüsü örneği

Devletler zora (güce) dayalı politikalardan ziyade ''kültürel diplomasi'' yoluyla dillerini, geleneklerini, göreneklerini ve kültürleri yaymak için çeşitli faaliyetler gerçekleştirmişlerdir. Örneğin, İngiltere British Council, Almanya Goethe Enstitüsü ve İspanya ise Cervantes Enstitüsü gibi kültür enstitüleri ile kültürel diplomasi faaliyetleri gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Türkiye de bu sürecin bir parçası olmuş ve Yunus Emre Enstitüsü bünyesinde kendi kültürel birikimini tanıtmak ve yaymak adına çeşitli adımlar atmıştır. Dolayısıyla, son dönemlerde literatüre giren ve Türk dış politikasında da kullanılmaya başlanan yumuşak gücün bir parçası olan ''kültürel diplomasi''nin mahiyeti ve Türkiye'nin bu alanda ne gibi faaliyetlerde bulunduğu ve bu bağlamda Yunus Emre Enstitüsü'nün faaliyetleri ve bu faaliyetlerin etkinliği incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kültürel Diplomasi, Yumuşak güç, Yunus Emre Enstitüsü, Kültür Enstitüleri.

DiplomasiKamu diplomasisiKültürel diplomasi+3
Abuzer Er
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği terörle mücadele politikasının üyelik sürecine yansımaları

Yaşanan terör olayları sonrası AB nezdinde, Avrupa değerleri ile senkronize bir şekilde oluşturulan terörle mücadele politikasının AB üyelik müzakerelerinde aday ülkelere etkileri, çalışmanın genel çerçevesini oluşturmaktadır. 11 Eylül 2001 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde meydana gelen terör saldırıları AB terörle mücadele politikasının oluşumunda bir dönüm noktası oluşturması sebebiyle, AB terörle mücadele politikasının 2004 ve sonrası Avrupa Birliği üyelik sürecine dahil olan her bir aday ülkenin uyum çalışmalarına nasıl yansıdığı, ne oranda tutarlı olduğu; AB ilerleme raporlarından yararlanılarak tespit edilmektedir. Tespit edilen bulgular ışığında, uzun yıllar boyunca Avrupa Birliğine tam üye olma yolunda önemli çaba sarf eden ve 2005 yılından beri müzakereci ülke konumunda bulunan Türkiye'nin, AB ile terörle mücadele konusunda ortaya çıkan anlaşmazlıklarının nedenleri de açıklanmaya çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Terörle Mücadele Politikası, 2004 genişlemesi, İlerleme Raporları, Türkiye ve Avrupa Birliği.

Avrupa BirliğiTam üyelikTerör+3
Uğur Erbaş
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yavaş şehirler (cittaslow) ve kentsel yaşam kalitesi üzerindeki etkileri: Seferihisar halkının algısı üzerine bir araştırma

Yerleşik hayata geçiş sürecinde toplumlar, kendileri için elverişli olan bölgelere yerleşerek köyleri, bu köylerin zaman içerisinde gelişmesiyle de kentleri meydana getirmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra hem dünya nüfusunun hızlı bir şekilde artması hem de teknoloji ve sanayileşme alanında yaşanan gelişmeler sonucunda kentlerin daha çekici hale gelmesi insanların kırsal bölgelerden kentlere doğru göç etmesine neden olmuştur. Kentlerde giderek büyüyen iletişim ve ulaşım alanındaki teknolojik gelişmelerin, zaman ve mekân sınırını ortadan kaldırması ile gerçekleşen küreselleşme olgusu da üretim ve tüketimde hız kavramının gelişmesine zemin hazırlamıştır. Aşırı kentleşme ve küreselleşmenin doğayı göz ardı eden yaklaşımlarına karşı, çevre ve kaynakların gelecek nesillere sürdürülebilir bir şekilde aktarılmasını, yerel ekonomi, kültür ve değerlerin ön plana çıkarılmasını ve kentsel yaşam kalitesinin artırılmasını amaçlayan Yavaş Şehir (Cittaslow) Hareketi bir tür tepki olarak geliştirilmiştir. Bu çalışma kapsamında; yürütülen alan araştırmasına temel olması amacıyla sürdürülebilirlik, sürdürülebilir kentleşme, küreselleşme, kentsel yaşam kalitesi ve yavaş şehir kavramları incelenerek sürdürülebilir kentleşme bağlamında yavaş şehirlerin kentsel yaşam kalitesine etkileri üzerinde durulmuştur. Alan araştırması olarak farklı bölgelerde farklı kişi ve kurumlar tarafından yapılan çalışmalar sonucu ortaya konulan kentsel yaşam kalitesi kriterleri esas alınarak hazırlanan anket formu ile, Seferihisar'ın Yavaş Şehir Birliği'ne üyeliğinin kentsel yaşam kalitesi üzerindeki etkisini ölçmeye yardımcı olacak bir anket çalışması uygulanmıştır. Verilerin analizinde Student T-Test ve One-Way Anova testlerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda; Seferihisar halkının yavaş şehir hareketine ve yavaş şehir statüsünün Seferihisar'daki kentsel yaşam kaliteleri üzerindeki etkilerine ilişkin kanaatleri belirlenmiş, analiz edilmiş ve memnuniyet seviyelerinin düşük olduğu hususlara vurgu yapılarak, kentsel yaşam kalitesini artırmaya yönelik öneriler geliştirilmiştir. Bu kapsamda fiziksel, ekonomik ve sosyal göstergeler dâhilinde altyapı, gelir düzeyi, nüfus artışı ve diğer bazı konularda Seferihisar halkının olumsuz görüşlere sahip olduğu anlaşılmıştır. Bu sonuca istinaden kentte, altyapı ve üstyapı çalışmalarının hızlandırılması, ekonomik anlamda yerli üreticiye teşvik politikalarının uygulanması, belirli planlamalar ekseninde nüfus artışının kontrol altına alınması vb. söz konusu öneriler arasındadır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilir Kentleşme, Yavaş Şehirler (Cittaslow), Kentsel Yaşam Kalitesi, Seferihisar.

Eskişehir-SivrihisarKentsel yaşamSürdürülebilir kentleşme+2
Okan Akpınar
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kemal Tahir'in eserlerinde Türkiye'de Tek Parti Dönemi

Türkiye Cumhuriyeti'nde 1923- 1946 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi tek parti olarak iktidarı elinde bulundurmaktadır. Kuruluşundan itibaren otoriter eğilimler gösteren Cumhuriyet Halk Partisi, Kemal Tahir'in eserlerinde eleştiri konusunu oluşturmaktadır. Çalışmanın konusunu dönemin tanığı olan Kemal Tahir'in eserleri üzerinden tek parti döneminin incelenmesi oluşturmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde "Kemal Tahir'in hayatı ve eserleri"; ikinci bölümünde "Kemal Tahir'de tarih, toplum ve siyaset"; üçüncü bölümünde "Kemal Tahir ve Türkiye'de tek parti dönemi" yer almaktadır. Sonuç bölümünde ise Türkiye'de tek parti dönemi hakkında genel kapsamda değerlendirme yer almaktadır.

EmperyalizmKemal TahirKimlik+5
Merve Dinç
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyetçilik düşüncesi çerçevesinde Hannah Arendt: Özgürlükçü cumhuriyetçilik

Bu çalışmada, cumhuriyetçilik düşüncesi Hannah Arendt açısından ele alınmış ve özgürlükçü cumhuriyet yaklaşımı açıklanmıştır. Hannah Arendt, Antik Çağ değerlerine dönüş yaparak ve modern dönemin toplumsal ve siyasal düzenine eleştiriler getirerek, modern sorunlara cumhuriyetçi bir yaklaşımla çözüm önermiştir. Arendt, bireysel çıkarın ve araçsal aklın eleştirisini yaparak, ulus devletin sebep olabileceği totalitarizmin yükseliş tehdidine karşı, yurttaşlık erdemlerine vurgu yapmış, kamusal alanın ve siyasal katılımın aktif olması gerekliliği üzerinde durmuştur. Toplumsal farklılık ve çeşitlilik üzerine kurulmuş bir toplumda, ortak çıkarın tesis edilmesi ve bireysel özgürlüğün insanlık değerleri ile uyumlu bir şekilde sürdürülmesi gerekliliği vurgulanmıştır.

Arendt, HannahCumhuriyetçilikKamusal alan+2
Minel Ağca
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk siyasal hayatındaki gelişmelerin politik mizaha yansıması: 'Akbaba Dergisi' örneği (1922-1977)

Politik mizah, doğası gereği eleştirel bir bakış açısına sahiptir. Bu eleştiri; iktidardan muhalefete tüm siyasal aktörlere yöneliktir. Türk siyasal hayatının her döneminde yönetim sistemi değişiklikleri, liderler ve uyguladıkları yönetim biçimleri, seçim sistemleri, darbeler ve akabinde oluşturulan anayasalar toplumsal hayatı şekillendirmiştir. Bu tez çalışmasında, Türk Siyasal Hayatında yaşanan gelişmelerin politik mizaha yansıması incelenmiştir. Cumhuriyet tarihinin en uzun soluklu mizah dergisi olan, 1922-1977 yılları arasında Orhan Seyfi Orhon ve Yusuf Ziya Ortaç tarafından yayımlanan Akbaba dergisi ele alınmış; Türk siyasal hayatında yaşanan gelişmelerin dergideki yazı ve karikatürlerde nasıl yer bulduğu incelenerek günümüz Türk siyaseti ile olan bağlantısı tartışılmıştır

Akbaba dergisiDergilerMizah+4
Özhan Turhanlı
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

28 Şubat sürecinin yükseköğretimdeki yansımaları

Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasi tarihi, askeri darbeler tarihidir. Darbeler Türk milletinin tarih boyunca alışkın olduğu ve neredeyse her on yılda bir gerçekleşen olaylar olarak içerisinde yaşadığımız topluma yön vermişlerdir. Bu çalışmamda "28 Şubat 1997 Askeri Darbesi ve Türk Eğitim Sistemine Etkileri" araştırılmıştır. 28 Şubat 1997 post-modern askeri darbesi çok yakın bir geçmişe sahip olmasına karşın ülkemize ve milletimize toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki açılardan birçok etkisi olmuştur. Yaşanan bu askeri müdahale Türkiye'nin miladı olarak değerlendirilmiştir. Askeri darbeyle, anayasa askıya alınmış, baskı ve zor kullanarak hukuk dışı yollara başvurulmuş, millet iradesi hiçe sayılmış, seçilmiş hükümetler darbe girişimleri sonucunda iktidardan uzaklaştırılmış, devlet ve toplum yapısında ve eğitim sisteminde önemli değişiklikler olmuştur. 28 Şubat 1997 Askeri darbesinden sonraki süreçte de devlet ve toplum yapısında siyasal, sosyal, ekonomik ve hukuki açılardan birçok değişiklikler meydana gelmiş, hatta bu değişiklikler eğitim sistemimize de yansımıştır.

28 Şubat 1997 kararlarıAskeri müdahaleSiyasal etki+4
Özlem Birsen Memiş
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişimi sonrası olağanüstü hâl uygulamalarının incelenmesi (21 Temmuz 2016-19 ocak 2017)

Olağanüstü yönetim usulleri veya olağanüstü hâl rejimleri devletin, hukuk düzeninin olağan kurallarıyla üstesinden gelinmesine imkân olmayan olağanüstü bir tehdit veya tehlike karşısında başvurduğu usullerdir. Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) tarafından 15 Temmuz 2016 günü düzenlenmiş olan darbe girişiminin ardından 21 Temmuz günü olağanüstü hâl ilan edilmiştir. 7 kez uzatılmasının ardından 18 Temmuz 2018'de toplam 2 yıl (730 gün) süren olağanüstü hâl süreci sonlanmıştır. Bu tez çalışmasında 21 Temmuz 2016 ile 19 Ocak 2017 tarihleri arasındaki 2 dönem boyunca yürürlükte kalan olağanüstü hâl uygulamaları ele alınmıştır. Bu çalışma 15 Temmuz darbe girişiminin bilimsel açıdan incelenmesi; toplumsal, hukuki, siyasal, iktisadi, kültürel sonuçlarının yanı sıra darbeye teşebbüs eden kişi ve kurumların bilimsel verilere göre aydınlatılması; darbe girişimi sonrasındaki sürecin olağanüstü hâl kapsamında ele alınması, 21 Temmuz 2016-19 Ocak 2017 dönemlerinde çıkan kanun hükmünde kararnameleri incelemesi ve Türkiye tarihinde yaşanan diğer olağanüstü haller ile karşılaştırılması temel amacından yola çıkılarak tasarlanmıştır. Bu çalışma sonucunda bir temel hak ve özgürlükleri kısıtlama yöntemi olan olağanüstü halin, 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi sonrasında etkin bir şekilde kullanıldığı görülmektedir. 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi'nin, Türkiye'de daha önce hiç rastlanmamış, kendine özgü niteliklere sahip bir darbe teşebbüsü olması dolayısıyla, sonrasında ortaya çıkan OHAL uygulamaları da diğer OHAL'lerden farklı olarak daha derin ve köklü etkileri olan sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Anahtar Kelimeler: Olağanüstü hâl (OHAL), 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, darbeler, cumhurbaşkanlığı kararnameleri, Türkiye siyasal tarihi

15 Temmuz 2016 müdahalesiAskeri müdahaleFETÖ/PDY+2
Büşra Yeşim Aslantaş
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde Türkiye'de idam cezası tartışmaları(1999-2017)

Yaşam hakkı en dokunulmaz ve kutsal hak olarak tanımlanmaktadır. Sert çekirdek haklar arasında yer alan yaşam hakkının en büyük ihlallerinden birisi ise idam cezasıdır. Bu çalışmanın konusunu AB uyum süreci ile birlikte Türkiye'de kaldırılan idam cezası tartışmaları oluşturmaktadır. Bu çalışma ile amaçlanan Türkiye'de idam cezası tartışmalarının iç ve dış konjonktürden nasıl etkilendiğinin tespit edilmesidir. Ayrıca tartışmaya taraf olanların tutarlı-felsefi bir bakış açılarının olup olmadığının ortaya koyulmasıdır. Bu bağlamda Türkiye'de AB kriterleri çerçevesinde idam cezası kaldırıldıktan sonra ve 15 Temmuz darbe girişimi sonrası söz konusu cezanın yeniden getirilmesi etrafında yapılan tartışmalar ele alınmıştır. İdam cezası konusunun daha iyi anlaşılabilmesi adına insan haklarının gelişimine değinilmiş ve idam cezasının ortadan kaldırdığı yaşam hakkı konusu incelenmiştir. İdam cezasının Türkiye'de kaldırılmasına paralel olarak AB ile Türkiye ilişkilerinin gelişimi incelenerek idam cezası tartışmaları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: İnsan hakları, yaşam hakkı, idam cezası, Avrupa Birliği

Avrupa BirliğiCezaTartışma+4
Aliye Ak
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çin Halk Cumhuriyeti'nde milliyetçilik anlayışının dış politika üzerindeki etkileri

Günümüz uluslararası sistemi çok kutuplu yapıya sahip olduğu için, uluslararası olaylarda etkin rol oynayan ülkelerin sayısında da artış görülmektedir. Çin Halk Cumhuriyeti bu ülkelerden biridir. Özellikle, 1978 yılında Deng Xiaoping önderliğinde oluşturulan reform ve dışa açılma stratejileri, 1990'lı yıllar boyunca uygulanmaya devam edilmiştir. Bunun sonucunda Çin hem ekonomi hem de dış politika alanlarında etkisini arttırmıştır. Çin Dış Politikasına yön veren birçok araç vardır. Bunlardan bir tanesi de Çin milliyetçiliğidir. Çalışmada, Çin'de milliyetçiliğin doğuşu ve Çin dış politikasını nasıl etkilediği ele alınmıştır. Araştırma dönemi ise, milliyetçiliğin doğduğu 1840'lı yıllardan başlayarak, özellikle 1949-2019 aralığındaki 70 yıllık süreyi kapsamaktadır. Araştırmaya milliyetçilikle ilişkili olarak iç politikada yaşanan gelişmeler fazla dahil edilmemiş, ağırlıklı olarak dış politika olaylarına ve stratejileri incelenmiştir. Çalışma, Çin milliyetçiliğinin, dış politikayı yönlendiren önemli bir araç olduğunu, milliyetçiliğin etkisinin Çin dış politikasında belirleyici olduğu ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Çin Dış Politikası, Çin Milliyetçiliği, Çin Dış Politikası Unsurları

MilliyetçilikUluslararası ilişkilerUluslararası politika+1
Feyza Nur Demirel
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hatıratlarda Türkiye'de bürokrasi (1960-1980)

Devletlerin oluşum süreçlerinde ortaya çıkan bürokrasi, kararların alınmasında ve bunların yönetilmesinde siyasetin en önemli ortağıdır. Yönetimde kimi zaman çatışmalara yol açan siyaset-bürokrasi ilişkileri tarih boyunca tartışılan ve güncelliğini koruyan bir konu olmuştur. Devletlerin büyümesi ve yükünün artması bürokratikleşmeye neden olmuştur. Bu durum bürokrasiyi sevimsiz kılarak zamanla şikâyet edilen bir konuma getirmiştir. Siyaset bürokratikleşmiş, bürokrasi ise siyasallaşmıştır. Türk bürokrasisi, merkeziyetçi ve neopatrimonyal vesayetçi bürokrasi özellikleri göstermektedir. Türk kamu bürokrasisi Osmanlı bürokratik yönetim geleneğinden izler taşımaktadır. Türkiye'de bürokrasi; yöneten-yönetilen ayrımını derinden yaşayan halktan kopuk, modernleştirici ve rejimi koruyucu görevi üstlenerek kamu yararını yalnız kendisi tesis etmeye muktedir gören konumundadır. Çalışmada 1960-1980 dönemi siyasi olayları, siyaset-bürokrasi çatışması bürokrasinin yapısal ve işlemsel sorunları ve bunları gidermeye yönelik reform hareketleri hatıratlar perspektifinde incelenmiştir.

BürokrasiHatıratKamu yönetimi+2
Said Bahadır Sünnetçioğlu
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Disiplin işlemlerinde amaç unsuru

Disiplin denildiğinde her ne kadar aklımıza zorlayıcı tedbirler ve cezalar gelse de, sosyolojik olarak modern toplumlarda düstur ve kurallara uyma anlamında disiplin söz konusudur. Bu anlamda modern bir toplumu oluşturabilmek için özden gelen bir disiplin anlayışı içinde her alanda düzenin sağlanması gerekmektedir. Disiplinin hukuk alemine yansıması ise, bir kurum veya kuruluşta uyulması zorunlu olan kurallara, uymayan kişilere, kurumun yararına uygun düşmeyen davranışlarını cezalandırmak olarak yer bulmuştur. Disiplin yaptırımları denilen bu cezaların en temel amacı, kurumsal itibarı korumak ve kamu hizmetlerinde düzeni ve sürekliliği sağlayarak kamu yararını gerçekleştirmektir. Kamu yararının soyut bir kavram olması hasebiyle öğretide ve uygulamada tam olarak genel çerçevesi ortaya konulamamıştır. Bu soyutluk idari yargı mercilerinin denetim yaparken amaç unsurundaki sakatlıklarını tespit etme konusunda işini zorlaştırmaktadır. Çalışmamızda idari işlemin unsurlarından yola çıkarak amaç unsuruna yönelik yargı kararları ışığında ortaya konulan ilkeler ve görüşler bir araya getirilmiştir. Bu itibarla amaç unsurunu ortaya koyarken kamu yararı hedefinin sadece disiplin cezalarıyla sağlanamayacağı disiplin yaptırımlarının nitelikli ve liyakatli amirler eliyle yapıcı bir niteliğe kavuşturulması gerektiği ve kurumlarda verimliliğin artırılması için sadece cezalandırma yoluna değil ödüllendirme yoluna da gidilmesi gerektiği ortaya konulmuştur.

AmaçsallıkDisiplinDisiplin cezası+5
Ahmet Cahit Sarıcalar
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasi bir lider olarak Aliya İzzetbegoviç

Liderler, kitleleri etkileyerek siyasal ve sosyal yaşamlarını biçimlendirirler. İzzetbegoviç'te o liderlerden biridir. Liderliği toplumsal yaşam koşulları çerçevesinde belirlenen İzzetbegoviç'in, siyasal yaşam da lider olarak ortaya çıktıktan sonra toplumsal koşullardan etkilenmeyi sürdürmenin yanında, kendisi de bu koşulları değiştiren faktör olmuştur. Aliya izzetbegoviç'te o liderlerden biridir. Begoviç'in hem eylemlerinin hem de düşünce dünyasının merkezi kavramlarından birisini siyaset oluşturmaktadır. Bu durum onun siyasete dair düşüncelerini tahlil etmek için eserlerinin yanı sıra eylemlerinin de referans olmasına imkân vermektedir. Çünkü İzzetbegoviç eylemlerini ve siyasal pratiklerini birçok siyasetçiden farklı olarak, devraldığı siyaset kültüründen ziyade kendi siyaset felsefesi doğrultusunda sergilemiştir. Bu nedenle siyasi bir lider olarak incelemek bir sorumluluktur ve liderlik anlayışı doğrultusunda sergilenmiştir. Anahtar Kelimeler: Aliya İzzetbegoviç, lider, düşünce adamı, siyasi lider, siyaset felsefesi

Ahlak felsefesiLiderlikSiyaset felsefesi+2
Aynur Limon
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dış politikada din faktörü: İsrail örneği

Modern uluslararası ilişkilere Vestfalya sistemi hâkim olduğu için din dış politikayı belirleyici bir faktör olarak görülmemiştir. Ancak din bu dönemde araç olarak uluslararası ilişkilerde varlığını devam ettirmiştir. 1948 yılında İsrail devletinin, akabinde din temelli çeşitli uluslararası örgütlerin kurulması dış politikada dinin yeniden etkili olduğu bir dönemi başlatmıştır. 11 Eylül 2001 yılında ABD'de Pentagon ve İkiz Kulelere yönelik saldırılarla birlikte din, uluslararası ilişkilere tam bir dönüş yapmıştır. Yöneticilerin dini düşünce ve inançlarının, kutsal mekânların statüsü ve dini temelli iç çatışmaların dış politikaya etkisi gibi konularda görüldüğü gibi günümüzde din dış politikada önemli bir faktör haline gelmiştir. İsrail Devleti'nin kurucu ideolojisi olan Siyonizm, uluslararası toplumun onayını almak için laik temel üzerine inşa edilmiş olup tüm dünyadaki Yahudiler için bir devlet yaratma amacında idi. Bu amaç doğrultusunda kurulmuş olan İsrail devletinin Tevrat kaynaklı bir dış politika stratejisi izlediği görülür. Tevrat kaynaklı olarak Yahudiler, vaat edilmiş topraklar, seçilmiş halk oldukları iddiası ve varlığını devam ettirme bilinci ile hareket etmektedirler. Anahtar Kelimeler: İsrail, din, dış politika, dış politika analizi

DinDin politikasıUluslararası ilişkiler+2
Fatma Teker
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Haldun'un Mukaddime adlı eserinde yer alan şehir ve şehirleşmeye ilişkin görüşleri üzerine bir inceleme

İslam dünyasında sosyal bilimlerin babası olarak kabul edilen İbn Haldun, evrensel bir tarih denemesi olan Kitâb-ul İber adlı kitabına giriş mahiyetinde yazdığı Mukaddime adlı eserinde "umran bilimini" kurmuştur. Umran bilimini kurmaktaki amacı tarihsel ve toplumsal olaylardaki düzenliliklerin ve sürekliliklerin belirlenmesi ile bu olaylara içkin olan nedensellikleri ve kanunlulukları ortaya koymaktır. Böylece umran bilimi bir "mihenk taşı" gibi tarihsel ve toplumsal olaylarda mümkün olan olayları mümkün olmayanlardan ayırabilmeyi sağlayarak hakikate ulaşmayı sağlar. Umran bilimi ile İbn Haldun insanın toplumsal hayatı ve ondan zorunlu olarak meydana gelen olayları ve kurumları ortaya koyarak bunlar arasındaki düzenlilik ve kanunlulukları belirlemiştir. Böylece o Mukaddime adlı eserinde en basit göçebe toplumsal hayattan en karmaşık şehir hayatına kadar içtimaî hayatı, kurumlarını ve örgütlenme şekillerini incelemiştir. Bu kapsamda tez çalışmasının amacı İbn Haldun'un umran biliminde incelemiş olduğu şehir ve şehirleşmeye dair görüşlerini tespit etmek ve amaçlamış olduğu nedenselliklere ve kanunluluklara şehir ve şehirleşme alanlarında ulaşıp ulaşmadığını belirlemektir. Bu bağlamda modern dönem şehir kuramları da tez çalışması kapsamında incelenmiştir. Anakronizme düşülmeden değerlendirildiğinde İbn Haldun'un şehir, şehirleşme ve şehirliliğe ilişkin görüşlerinin temelde modern dönem için de büyük ölçüde geçerli olduğu bu tez çalışması ile tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İbn Haldun, umran bilimi, hadarî umran, şehir, şehir kuramları

KentlerKentleşmeKentsel yaşam+4
Ayşe Efe
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyalist Turan'dan Üçüncü Dünyacılık'a: Sultan Galiyev üzerine bir inceleme

Çarlık rejimi altında ezilen Türkler, siyasi faaliyetlere 1905 Devrimi sürecinde ağırlık vermeye başlamıştır. 1905 Devrimi'nin ardından çözülme sürecine giren Çarlık düzeni, 1917 Şubat'ında iflas etmiştir. 1917 Şubat Devrimi ile son derece güçlü biçimde esmeye başlayan hürriyet rüzgarları, Rusya baskısı altındaki diğer tüm milletler gibi Türkleri de, etkisi altına almıştır. Bu süreçte Türkler; ait oldukları boylara, inançlara ve benimsemiş oldukları farklı ideolojilere göre hassasiyet göstermiş ve çoklu biçimde kutuplaşmıştır. Sultan Galiyev, bu bol ideolojili ve kutuplu ortamda, Bolşeviklerin safında yer almayı tercih etmiştir. Sultan Galiyev gibi samimi biçimde Bolşevik safları tercih eden Türklerin seçiminde, Bolşeviklerin "ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ilkesi" ve bu ilke kapsamında Rus olmayan milletlere yönelik –dini özgürlükleri de kapsayan- özgürlük içeren vaatleri son derece etkili olmuştur. Sultan Galiyev, iç savaş sürerken Doğu Cephesi'nde Kızıl Ordu'nun, Beyaz Ordu'ya karşı başarı kazanmasında büyük pay sahibidir ve Kazan'da tehlike geçene kadar Bolşevik liderler, onun taleplerine ve siyasi hamlelerine hoşgörü ile yaklaşmıştır. Kazan'da gelen askeri başarı, devrimi güçlendirdiği gibi Moskova'daki Bolşevik liderlerin, Galiyev'in başını çektiği yerli Tatar komünistlerine olan ihtiyacını da son derece azaltmış ve hoşgörü yerini, yaptırımlara bırakmıştır. Bu noktada da hareket alanı kısıtlanan Galiyev ile Milliyetler Halk Komiseri olan Stalin arasında çekişmeler başlamıştır. Bu çalışmada, yukarıda değinmiş olduğumuz konular detaylı biçimde ele alınmaya çabalanmıştır. Bunların haricinde; Sultan Galiyev'in yaşamı ve mücadelesi üzerinde durularak, sömürgeler enternasyonali ve proleter millet gibi Galiyev'e özgü fikirler ve bu fikirlerin dönemini aşarak zamana meydan okuyabilme kabiliyetine de yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ekim Devrimi, Sultan Galiyev, Proleter Ulus, Sömürgeler Enternasyonali, Milli Komünizm

DevrimlerKomünizmProleterleşme+5
Murat Gürbüzer
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir Körfezi`nde sürdürülebilir gelecek için kıyı yönetimi

ÖZET Deniz ve karaları birleştiren kıyılar, sundukları doğal, ekolojik ve ekonomik özelliklerinin yanı sıra tarihsel, kültürel ve estetik özelliklere de sahip olan doğa parçalarıdır. Tarihin her döneminde stratejik noktalar olarak görülen kıyılar, günümüzde çok ciddi kullanım problemleri ile karşı karşıyadır. Her geçen gün artan nüfus baskısı, kıyılarda beliren yok olma sürecini hızlandırmakta, kıyılar, özellikle düzensiz yapılaşma ve kirlilik sonucu sahip oldukları doğal kaynak özelliklerini giderek kaybetmektedirler. Kıyılar üzerindeki tüm bu baskılar ve yanlış kullanımlar, bu alanların etkin bir şekilde yönetilmeleri ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu amaçla ortaya atılan kıyı yönetimi anlayışı, bütünleşik bir yönetimi ifade etmektedir. Başka bir deyişle, kıyı alanlarının kullanımından etkilenen tüm kesimlerin, bu alanların yönetilmesine yönelik karar alma süreçlerine katıldığı bir yönetim arzulanmaktadır. 8333 km.lik kıyı uzunluğuna sahip olan Türkiye'nin en önemli kıyı kesimlerinden biri de İzmir Körfezi kıyılarıdır. İzmir Körfezi, özelikle 1960'lı yıllarda atılan sanayileşme hamleleri ile önemli bir çekim merkezi haline gelen İzmir'de yoğun kullanımlara konu olmuştur. Yıllardır körfeze deşarj edilen atıklar, bir zamanlar balık tutulup yüzülen körfez sularını yoğun bir kirlenmeye maruz bırakmıştır. Atık deşarjı olmadığı bir ortamda kendi kendini temizleme yeteneğine sahip olan İzmir Körfezi, günümüze kadar geçen dönemde evsel ve endüstriyel atıkların boşaltım noktası olarak görülmüş, "kamu yararı senaryoları"yla bilinçsizce doldurulmuş ve körfez bu özelliğini kullanma fırsatını bulamamıştır. Finansman sorunları nedeniyle yıllardır bitirilmeyen İzmir Büyük Kanal Projesi'nin 2000 yılı itibariyle kısmen hizmete açılması, körfez kirliliğin durdurulması için atılan önemli bir adım olmuştur. Ancak bu projenin başarılı olabilmesi, sorumlu kuruluşların etkin bir yönetim ve denetim sağlayabilmesine bağlıdır.Yönetim problemi, İzmir Körfezi kıyıları için bugün de önemini korumaktadır. İzmir Körfez kıyıları üzerinde yapılan her türlü faaliyet, büyük yasal ve idari mücadelelere konu olmuştur. Gerek mali gücün işlevsel olmayan projeler için heba edilmesi gerekse uzun süren mücadelelerle yitirilen zaman, zaten yetersiz durumda bulunan kentsel kaynakların yok olmasına neden olmuştur. İşte buna benzer tabloların yaşanmaması için İzmir kentinde yaşayan ve kentsel projelerden etkilenen her kesimin "bütünleşik" bir kıyı yönetim modeli içinde karşılıklı ve yapıcı etkileşimleri söz konusu olmalıdır. İzmir Körfez kıyılarında yönetsel bir işlevselliğin sağlanması, daha proje aşamasında gerçekleştirilecek bir koordinasyona bağlıdır. Bu tür bir yaklaşım kentsel kaynak kullanımındaki israfı önleyecektir. Çünkü İzmir için harcanan her kuruş, kentlinin kendi parasıdır. Kentli, parasının doğru ve yararlı projeler için kullanılmasını ister. Günümüzde 3 milyon kişiyi aşan İzmir nüfusunun, gelecekte körfez kıyıları üzerinde daha büyük bir baskı yaratacağı açıktır. Bir İzmir'lî olarak bize düşen görev, İzmir için atılacak her adımı izlemek, kamuya gerçekten yararlı olabilecek projelere, merkezi ve yerel yönetimiyle, akademik ve bilimsel kurumlarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve sorunun merkezinde yer alan yerel halkın sorumluluğuyla birlikte imza atmaktır. Habitat ve Gündem 21 ile ortaya atılan "aktif katılım", "yerel sorumluluk" ve "çözümde ortaklık" gibi slogan kavramlar, İzmir kenti için yapacağımız tüm çalışmalarda hareket noktamız olacaktır. Bu çalışmada sürdürülebilirlik açısından kıyıların önemi, kıyı kullanımlarına yönelik tehditler, kıyı yönetimlerine yönelik idari, yasal ve kurumsal sorunlar açıklanmış, konu daha sonra İzmir Körfezi ölçeğinde ele alınarak, İzmir Körfezi'nde sürdürülebilirliği sağlamak amacıyla karşılıklı etkileşime dayanan bir yönetim modeli Oluşturulmaya çalışılmıştır. VI

Kıyı kullanımıKıyılarSürdürülebilir gelişme+2
Gökhan Tenikler
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
00
DoctorateOpen AccessTR

Belediyelerde kentsel katı atık yönetimi: İzmir Büyükşehir Belediyesi örneği

Katı Atıklar, dünyanın hızla artan kentsel nüfusu için önemli çevresel ve yönetsel sorunlarındandır. Kentsel katı atık yönetimi, yerel yönetimlerin başlıca sorumlu olduğu bir konudur. Bununla birlikte, katı atık yönetimi ve uygulamaları kent yönetimi kapsamında hızla artan ilgi odağı olmaktadır. Katı atıkların ekonomik, teknik, sosyal, çevresel uygun ve kabul edilebilir koşullarda yönetimi uygun kurumsal kapasite ve başlıca toplumsal, kamusal, özel ve sivil toplum aktörleri arasında işbirliği ve yardımlaşmayı gerektirmektedir. Katı atık yönetimi yerel bir konudur. Bununla birlikte konunun yasal, ekonomik ve finansal özellikleri gelişmekte olan ülkelerde katı atık yönetimi konularının başta yerel ardından bölgesel, ulusal, uluslararası ve ulusüstü gündemlere gelmesini gerektirmektedir. Yerel yönetimler katı atıklarla ilgili yaratıcı strateji, plan ve programlar geliştirmelidir. Konu aynca çevresel, teknik ve ekonomik özellikleri ile kamuoyu ilgisi çekmektedir. Diğer taraftan katı atık yönetimi planlaması ve uygulamaları kent yöneticileri ve hemşehriler için de yeni yönetim anlayışı olarak "kentsel yönetişimi" uygulamak anlamında büyük bir fırsattır. Bu çok yönlü kamusal hizmet, çoğu belediyede yetersiz hukuki, kurumsal, örgütsel, teknik, finansal ve sosyal özelliklerle yerine getirilmektedir. Bu alanda Türkiye'de katılımcı ve uygulanabilir pratiklerin geliştirilmesine çok büyük gereksinim duyulmaktadır. Bu tez, katılımcı ve uygulanabilir özellikleriyle ülke ve İzmir metropoliten alanı için ilk girişim olarak, katılımcı katı atık yönetim sistemini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Aynca tezde, katı atıkların uygun ve başarılı yönetimi için diğer büyükşehir belediyelerine de yol gösterici nitelikte "Katı Atık Genel Müdürlüğü" oluşturulması önerilmektedir. Yerel Gündem 21, bir araya gelerek çalışma anlamında en uygun platformlar olarak değerlendirilmektedir. Katı atık yönetiminde "katılımcı-sorumlu-yapabilir kılıcı modelin" tabanını, İzmir'de Yerel Gündem 21 deneyimi oluşturmaktadır. İzmir'in işbirliği ve katılıma uygun sosyal ve yönetsel iklimi ilgili çalışmaların planlanması ve eşgüdümünde yararlı olacaktır.

BelediyelerBelediyelerKatı atıklar+4
Hamit Palabıyık
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye`de siyasetin kent yönetimine etkisi

ÖZET "Türkiye'de Siyasetin Kent Yönetimine Etkisi" adlı bu doktora çalışmasında kent yönetimleri, 1580 Sayılı Belediye Kanunu'na tabi belediyeler ve 3030 Sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu'na tabi belediyeler olmak üzere iki grupta ele alınmıştır. Türkiye'de kent yönetimlerinin yürütmekle görevli oldukları yerel kamu hizmetlerini gereği gibi yerine getiremedikleri bilinmektedir. Bunun temel nedeni ise, yerel yönetim sisteminin demokratik yerel yönetim ilkeleri çerçevesinde yeniden yapılandırılamaması ve yönetim sistemindeki "merkeziyetçi" anlayış karşısında "yerelliği" geliştirici yönde tedbirler alınamarriasıdır. Kent yönetimlerinin, kamu hizmetlerini yürütürken karşılaştıkları en önemli sorunlardan biriside bu yönetimlerin "örgütsel yapıları"ndan kaynaklanmaktadır. Başkan, meclis ve encümen yapılanmasında demokratik eksiklikler önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tezde, sistem yaklaşımı çerçevesinde Türkiye' deki kent yönetim sistemi açıklandıktan sonra kentsel siyaset çerçevesinde kent yönetimlerinin karar alma sürecini etkileyen "aktörler" üzerinde durulmuştur. Kent yönetimi-siyaset ilişkisi içerisinde karşımıza çıkan bu aktörler; merkezi yönetim, siyasi partiler, baskı grupları ve uluslararası bazı kuruluşlar olarak ele alınmıştır. Kent yönetimlerinin, karar alma ve almış oldukları bu kararları yürütme noktasında bu aktörlerden olumsuz olarak etkilenmemeleri için güçlü bir yapıya kavuşturulmaları gerekmektedir. Özellikle idari ve mali özerkliklerinin sağlanması gerekir. Bu tezin temel amacı, kent yönetimlerinin bu güçlü yapılanma gerekliliği noktasında temel eksiklerinin ortaya konması ve Türkiye'de şu günlerde devam etmekte olan yerel yönetimlerin yeniden yapılandırılması çalışmalarına ışık tutacak kuramsal bir çerçeve belirlemektir.

BelediyelerBelediyelerDemokrasi+9
Erdal Bayrakcı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu çerçevesinde polisin müdahale sorumluluğu

Temel haklar bireyleri özgürlüklerine ve mülkiyetlerine yapılacak saldırılara karşı korur, bu temel halkalardan birisi olan ve kişinin kendisini ifade ederek, dar alandaki düşüncelerini geniş alanlara yayabilme aracı olan Toplantı ve gösteri yürüyüşü yapabilme hakkı, milletlerarası sözleşmeler, anayasa ve kanunlar ile güvence altına alınan, kişinin kendisini, kendi gibi düşünen insanlarla birlikte ifade etmesi anlamını taşır. Bu önemli hakkın insanlar tarafından kullanımında polis hakkın kullanıcılarına dönük daima Anayasanın ilkeleri ışığında, insan haklarını göz önünde bulundurarak çalışmalıdır. Aksi halde bu hakkın kullanımında polisten kaynaklanan hak ihlalleri ile karşılaşmak mümkün olacaktır. Toplumsal olaylar çok boyutlu düşünülmesi gereken olaylardır, nitekim uygulamada toplumsal olaylarla ilgili uygulanan 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ve uygulamasına dair yönetmeliğine geniş perspektiften yaklaşmak gerekir. Özellikle ulusal mevzuattaki düzenlemelerin, uluslar arası hukuk normlarına uygun hale getirilmesi gerekmektedir. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri özgürlüğü açısından hukuk normlarına uygun hareket etmesi beklenen idarenin, polisi aracılığı ile topluma karşı tam donanımlı ancak adil davranması beklenir. Polis tarafından yapılacak hatalı güç kullanımı hakkın korunması değil fakat hakkın ihlali anlamına gelebilecektir. Bu çalışmada, insanların toplumda kamuoyu yaratmak suretiyle belli bir konuyu benimsetmek amaçlı yaptıkları ve bu faaliyet sırasında sürekli olarak karşılaştıkları polis ve polisin müdahalesi ele alınmıştır. Çalışmanın ana amacı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri özgürlüğünün boyutlarını ortaya koyarak bu çerçevede düzenlenen ulusal ve uluslar arası mevzuat ve polisiye uygulamaların değerlendirilip, ülkemizdeki polisiye uygulamalara ışık tutması ve sağlıklı analiz edilmesidir. İnceleme yapılırken konuya Anayasa, 291 1 sayılı kanun ve uygulamasına dair yönetmelik, Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği açılarından yaklaşılarak özellikle de yüksek mahkeme içtihatlarından faydalanılmıştır.

MüdahalePolisPolis vazife ve selahiyeti+2
Güven Şeker
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Askeri Yargılama Hukukunda tutuklama

Maddi gerçeğin araştırılarak bulunması amacında olan ceza yargılamasında, suç işlediği iddia edilen kişiye yönelik koruma tedbirlerinin en önemlilerinden birisi tutuklamadır. Hakkında verilmiş kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü aranmaksızın, yargılama hukuku açısından zorunlu hallerde, bir kişinin özgürlüğünün hakim kararı ile geçici olarak kaldırılması şeklinde tanımlanan tutuklama, milletlerarası sözleşmelerle ve anayasalarla güvence altına alınan, bazı temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması gibi önemli bir anlam taşımaktadır. Kişi üzerinde ceza gibi veya daha ağır etkileri olan tutuklama tedbirine baş vururken daima ceza muhakemesinin ilkeleri ve insan hakları göz önünde bulundurulmalıdır. Aksi takdirde insan hakları ihlalleriyle karşılaşmak mümkün olabilir. Hukuki niteliği itibariyle bir koruma tedbiri olan tutuklama amaç değil, araçtır ve geçicidir. Tutuklamaya ancak gecikmezlik, haklı görünüş koşullarının ve oranlılık ilkesinin varlığı halinde başvurulmalıdır. Tutuklamada bakılacak genel şart, öncelikle sanığın suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasıdır. Bundan sonra gelen diğer önemli şart ise, kanunda yazılı olan tutuklama nedenlerinin olayda varolmasıdır. İnsanın, insan olmasından kaynaklanan haklarından en önemlisi olan kişi özgürlüğü ve güvenliğini sınırlandıran ve bazı açılardan ayrı özellikler taşıyan askeri yargılama hukukunda tutuklama kurumu, tez konusu olarak ele alınmıştır. Bu çalışmada, askeri yargıdaki tutuklama ile ilgili hükümler, CMUK ve İ.H.A.S.'ın tutuklamayla ilgili hükümleri ile karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde genel olarak askeri yargının özellikleri ve tutuklama kavramı, amacı, ön şartları incelenmiştir. İkinci bölümde tutuklamanın şartları, sebepleri, komutanın askeri savcılığa soruşturma açtırması ve tutuklama talebi, tutuklamanın hükümleri, tutuklamanın sona ermesi ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, tutuklamanın sonuçları, özel tutuklama halleri ve tutuklama konusunda askeri yargıdaki diğer düzenlemeler incelenmiştir.

Askeri ceza hukukuAskeri mahkemelerAskeri suçlar+4
Tülay Delibaş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
DoctorateOpen AccessTR

Siyasi partilerin büyükkent yönetimi karar organlarına etkileri (Konya Büyükkent örneği)

Demokratik bir toplumda, yerel yönetimlerin özellikle belediyelerin üzerinde siyasi partilerin etkilerinin olduğu görülmektedir. Belediyeler siyasi partilerin etkilerine açık yerel yönetim birimleridir. Bu nedenle, yerel yönetimlerin faaliyetleri ve karar alma sürecine siyasi partilerin görüşlerini ve ideolojilerini yansıtmaları da doğal olarak karşılanmalıdır. Parti çıkarlarının öncelikli olduğu, yerel ve siyasi çıkarlar ile uzlaştırılmadığı durumlarda belediyeler tarafından sağlanan hizmetlerin bazı siyasi etkiler nedeniyle engellenmesi söz konusu olmaktadır. Bu çalışmada, kent yönetiminin kurumsal boyutu ve yönetim modelleri açıklanmış, belediyelerin karar organları incelendikten sonra yerel yönetim birimlerinde yerel politikaların ortaya çıkmasına neden olan faktörler ele alınmıştır. Bu çalışmanın bir diğer amacı da yerel politikaların ortaya çıkış sürecini analiz etmektir. Bu çerçevede Konya Büyükkent Belediye meclis üyeleri ile bir anket çalışması yapılmış ve ortaya çıkan sonuçlar tablolar halinde gösterilerek analiz edilmiştir.

Belediye meclisiBelediyelerBelediyeler+7
Osman Tekir
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
DoctorateOpen AccessTR

Bilgi teknolojilerinin Türkiye'de kamu personel yönetimi üzerine etkileri

Teknoloji kavramı; uygarlık tarihi, ekonomi tarihi, bilim tarihi ile birlikte geçmişten günümüze değin uzun bir gelişim süreci geçirmiştir. Evrensel açıdan tarım toplumundan sanayi toplumuna, özellikle buradan bilgi toplumuna geçilirken, "teknoloji" faktörü çok önemli bir anahtar kavram olmuştur. Diğer yandan teknoloji; önce analog, sayısal, bilgi teknolojileri; sonra enformasyon, robot, uzay ve biyoteknoloji gibi başlıklarda sayılabilecek bir sınıflandırma içinde gelişmiştir. Günümüzde hızla ülkelerin kamu yönetimi/KPY; BT ve ardından gelen teknolojik yönlü diğer gelişimlerden etkilenmektedir. Ülkemizin ise bu gelişimi; zamanında ve yerinde takip edemediği; bir anlamda henüz BT'ne geçmenin ilk safhalarında bulunduğu düşünülmektedir. Bu durum Türkiye'nin bilimsel ve teknolojik göstergelerinde de belirgindir. Bu çalışmada ülkemizin Cumhuriyet dönemine ilişkin kalkınma planları, hükümet programları, koalisyon protokolleri ve kamu personel rejimine ilişkin mevzuat ve içtihat kararları; bir nevi içerik analizi yapılarak incelenmiş ve BT yönlü gelişmelerle, kamu personeli/KPY ilişkisi aranmıştır. Ayrıca ülkemizin teknoloji/BT politikası ortaya konulmaya çalışılmış ve KPY işlevleri ile yönetim bilimi ve yönetim teknikleri üzerine BT etkisi geniş biçimde incelenmiştir. Türkiye'de Bilgi Teknolojilerinin Kamu Personel Yönetimi üzerine Etkilerine İlişkin bir Model geliştirilmiş, alan araştırması anket çalışması ile test edilerek, istatistiki açıdan analiz edilmiş; model ve hipotezler ışığında sonuçlar değerlendirilmiştir. Bir diğer ifadeyle çalışmamızda 21.yüzyılda dünyada BT hatta robot teknolojileri uygulamaları ile küreselleşme sürecine gidilirken; Türkiye'de kamu yönetiminin BT politikası oluşturması ve bu konuda kararlı ve etkin atılımlara girişilmesi gereğine değinildikten sonra, kamu yönetiminde reformun önemli bir gereklilik olduğu, AB'ye uyum sürecinde kamu yönetimi/KPY'nde stratejik ve çağdaş yaklaşımların uygulanması ve bu konularda zamanın ve fırsatların hızla azaldığına dikkat çekilmiştir.

Kamu personeliMemurlarTeknoloji
Ayşe Yıldız Özsalmanlı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Organize sanayi bölgeleri ve kentsel gelişmeye etkileri (Manisa organize sanayi bölgesi örneği)

ÖZET Kentleşmenin düzenli gelişimi açısından Organize Sanayi Bölgeleri'nin rolü, bu tezde incelenen en önemli konudur. Ancak, konuya sadece kentleşmeyle Organize Sanayi Bölgesi ilişkisi açısından yaklaşılmamış, Organize Sanayi Bölgeleri çeşitli yönleriyle geniş biçimde incelenmiştir. Bu çalışmada önce sanayileşme ve kentleşme kavramları ile sanayileşme ve kentleşme arasındaki ilişki ele alınmıştır. Sanayi faaliyetlerinin çoğu zaman kent doğurucu bir etki yarattığı bilinmektedir. Bundan kasıt, sanayileşen bölgelerin göç alması ve kentleşme sürecinin hızlanmasıdır. Bu ilişkinin hem Türkiye hem de dünyadaki durumu ortaya konulmuştur. Organize Sanayi Bölgeleri ile kentleşme arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilmek için bu konular öncelikle analiz edilmiştir. Organize Sanayi Bölgeleri kavramı ise öncelikle teorik anlamda anlatılmış daha sonra da Türkiye'de Organize Sanayi Bölgesi'nin önemi ve kurulması ile ilgili açıklamalara yer verilmiştir. Bu açıklamaların ardından Organize Sanayi Bölgeleri ile ilgili mevzuat incelenmektedir. Bunun yanında Türkiye için bölgesel dengesizlik konusundaki mevcut durum nüfus, GSYİH, kişi başına GSYİH, kamu yatırım tahsisleri, kır ve kent nüfusu bağlamında incelenmiştir. Ayrıca, Türkiye'nin doğusu ve batısı arasındaki gelişmişlik farkları analiz edilmiş ve ardından hem gelişmekte hem de gelişmiş ülkelerde ortaya çıkabilen bölgesel dengesizlik konusuna Organize Sanayi Bölgeleri kavramıyla getirilebilecek olan çözüm önerileri ele alınmıştır. Bu çalışmada, Türkiye'deki Organize Sanayi Bölgeleri konusundaki mevcut durumun analizi yapılmış ve sonuç bölümünde Organize Sanayi Bölgeleri'nde bugün yaşanan sorunlarla ilgili çözüm ve yönetim modeli önerileri geliştirilmiştir

EndüstrileşmeKentleşmeKentsel gelişme+2
Yunus Emre Özer
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme ve yerelleşme dinamiğinde ulus devlet

1492'de Avrupalılar' m Doğu'nun zenginliklerine ulaşma amacıyla başlattıkları girişimler yeni bir kıtanın keşfiyle sonuçlanmıştır. Amerika'nın keşfinin ardından Avrupa'ya akıtılan altın ve gümüş madenleri ile yeni besin ürünleri Avrupa'daki serveti arttırmış ve aynı zamanda yeni bir sınıfın oluşmasını sağlamıştır. İlk başlarda yeni kıtadan elde edilen ürünlerin ticaretini yapan bu yeni sınıf (burjuvazi) zaman içinde yeni icatları üretime uygulama yoluna gitmiştir. Kısa zaman sonra ticaret burjuvazisi sanayi burjuvazisine dönüşmüş ve gücünü arttırmıştır. Ekonomik gücü ele geçiren burjuvazi, ürettiği ürünlerin satışı sırasında yaşadığı her bir feodal birime farklı bir gümrük vergisi ödeme sorununu monarkları destekleyerek aşmıştır. Monarklara verdiği destek ile mutlak monarşilerin kuruluşunda etkili olan burjuvazi, mutlak monarşilerle birlikte daha homojen bir pazara kavuşmuştur. Bir süre sonra iktidara doğrudan talip olan bu sınıf devrimle iktidarı ele geçirmiştir. Fransız Devrimi ile iktidarı ele geçiren ve ortak alışveriş yasalarını saptayan burjuvazi, ortak hukukun geçerli olduğu sınırlar içinde ulusun ve ulus devletin biçimlenmesinde de birincil aktör olmuştur. Fransız Devrimi'nin ardından Avrupa'da yayılan ulus devlet modeli 1950'den sonra da Üçüncü Dünya'da yaygın devlet modeli haline gelmiştir. Batı'da 2. Dünya Savaşı ardından refah devleti ve üçüncü dünyada ise ulusal kalkınmacılık ile güçlenen ulus devlet 1970'lerle birlikte Fordizm'in Batı'da girdiği krize bağlı olarak sorgulanmaya başlamıştır. Serbestleşme, özelleştirme, kuralsızlaştırmaya bağlı olarak ilerletilen küreselleşme süreci temelde ekonomiktir ve Fordizm'in 1970'lerle birlikte girdiği krizi çözmeye yöneliktir. Bu nedenle sorun ulus devletin sorgulanmasından çok Fordizm'in krizini çözmek amacıyla Üçüncü Dünya pazarlarını hedef pazar seçmesinden ötürü Üçüncü Dünya' nın kalkınmacı devlet modelinin sorgulanmasıdır. Bu bağlamda yerelleşme ile birlikte yürütülen küreselleşmenin sorguladığı devlet modeli genel olarak ulus devlet değil, Üçüncü Dünya'nın kalkınmacı ulus devlet modelleridir.

DevletKüreselleşmeUlus-devlet+2
Evren Haspolat
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye`de 12 Eylül 1980 sonrası siyasi iktidar-bürokrasi ilişkisi

Bu çalışmanın amacı Türkiye'de 1980 sonrası siyasi iktidar ve bürokrasi ilişkilerinde meydana gelen değişimi incelemektir. Çalışmanın I. Bölümünde bürokratik güç ve egemenlik, bürokrasiye güç sağlayan faktörler açıklanmıştır. Bürokrasi ve siyasi iktidar ilişkilerinin, çeşitli siyasi sistem ve hükümet biçimlerinin gösterdikleri değişim incelenmiş ve bürokrasiyle demokrasi ilişkisi sorgulanmıştır. İkincibölümde bürokrasi ve siyasi iktidar ilişkilerinin Osmanlı son dönemlerinden, 12 Eylül 1980'e kadar izlediği süreç incelenmiştir. Türk siyasi hayatında önemli değişimlerin yer aldığı 1980 sonrası dönem üçüncü bölümde ele alınmış; bürokrasi ve siyasi iktidar ilişkilerindeki değişim ve siyasi iktidarın bürokrasinin gücünü azaltmaya yönelik eylemleri tesbit edilmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümde, Türkiye'de üst düzeyde bulunan kamu bürokratlarının siyasi iktidar ve güce yaklaşımları, kendilerine atfettikleri rolün araçsal mı yoksa amaçsal mı olduğu anket çalışmasıyla tespit edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca bürokrasinin gücünde azalma gözlenen 1983-1989 ANAP iktidarı döneminde bürokrasi ve siyasi iktidar ilişkilerindeki değişim tespit edilmeye çalışılmıştır. Anket çalışması Bürokrasi ve siyasi iktidar ilişkisinin tarafları olan siyasetçiler ve bürokratlarla gerçekleştirilmiştir.

1980 sonrasıBürokrasiSiyasi iktidar+2
Muhittin Tataroğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
Master'sOpen AccessTR

Büyük kent belediyelerinin eğitim ve kültür hizmetlerine siyasal parti ideolojilerinin yansıması

Merkezi yönetimin iç ve dış güvenlik, adalet ve diplomasi gibi klasik görevlerinin yanında, diğer birçok hizmetin üretimini de kendi görev alanına sokması devletin büyümesi sonucunu doğurmuş ve Türk kamu yönetiminde etkin ve verimli hizmet sunulması büyük ölçüde güçleşmiştir. Eğitim hizmetleri de devletin asli görevleri arasında sayılmaktadır. Ancak zaman içinde -devletin gözetim ve denetim hakkı saklı tutulmak koşuluyla- özel kuruluşların bu alandaki faaliyetlerine olanak tanınmıştır. Bu gelişme, eğitim ve kültür hizmetlerinde yerelleşme sürecinde önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir. Büyük kent belediyelerine yasalarca eğitim ve kültür hizmetleri konusunda çeşitli görevler verilmiştir. Ancak söz konusu yönetimlerin örgün eğitim ve öğretim hizmetlerini yürütme yetkileri bulunmamaktadır. Eğitim ve kültür içerikli hizmetler, büyük kent belediyelerinde öncelikli hizmetler grubunda değerlendirilmemekle beraber, "halk eğitimi", "kültür ve sanat" ve "örgün eğitim ve öğretime destek" gibi alanlarda sürdürülmektedir. Türk kamu yönetiminde yaşanmakta olan yönetsel ve siyasal yozlaşma olgusuna büyük kent belediyelerinin eğitim ve kültür hizmetlerinde de rastlanmaktadır. Bu hizmetlerde en çok karşılaşılan yozlaşma türleri; "adam kayırmacılık", "siyasal kayırmacılık", "hizmet kayırmacılığı" ve "gönül yapma' 'dır. Yerel demokrasiyi güçsüz bırakan bu tür yozlaşmaları gidermede yasal ve kurumsal önlemler yanında, ahlak değerlerinin yerel yönetimlerde egemen kılınması da önemli bir çözüm yolu olarak kabul edilmektedir. Türkiye'de siyasal parti ideolojilerinin, büyük kent belediyelerinin eğitim ve kültür hizmetlerine yansıdığı görülmektedir. Bu durum belli ölçülerde meşru olarak kabul edilmekle birlikte, bu uygulamaların "demokratik davranış", "sosyal adalet", "açıklık (şeffaflık)" ve "tarafsızlık (yansızlık)" ilkelerinden oluşan yerel demokrasi ilkelerine aykırı bulunmaması ve kayırmacılık türü bir yozlaşmaya neden olmayacak bir hizmet politikasının temel alınması gerekmektedir.

Büyükşehir belediyeleriEğitimKültür+3
Ethem Kadri Pektaş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
Master'sOpen AccessTR

Türk siyasal partilerinde örgütlenme ve liderler oligarşisi

Siyasal sitemde yaşanan sorunlar ile parti yapıları ve lider davranışları arasında yakın ilişki bulunmaktadır. Liderin parti içi iktidar dağılımında etkin duruma gelmesi parti içi demokrasiyi sınırlamakta bu da sistemdeki demokratik gelişmeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çlışmada Türkiye'de ilk siyasal partilerin kuruluşundan günümüze kadar olan dönemde toplumsal yaşamda etkin olan partilerin örgüt yapıları, parti içi iktidar dağılımı ve liderlik konulan incelenmeye çalışılmıştır. Siyasal partilerle ilgili yasalar ve tüzüklerle, daha önce yapılmış araştırmalardan ve gazetelerden yararlanılarak Türkiye'nin yakın tarihinin sorunları ile siyasal parti geleneği arasındaki bağlantılar incelenmiştir. VI

LiderlikOligarşikSiyasi partiler+1
Hatice Erol
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
DoctorateOpen AccessTR

Demokratikleşme sürecinde devlet-sivil toplum ilişkisi ve Türkiye örneği

ÖZET 1990'larda, demokratikleşme sürecine ilişkin tartışmalarda devlet-sivil toplum ilişkisinin merkezi bir konuma oturduğu gözlenir. Sözkonusu çalışmalar, hangi tür devlet-sivil toplum ilişkisinin demokratikleşme sürecini başarıya ulaştıracağı, demokratik sivil toplumdan beklenen İşlevlerin hangi koşullar altında gerçekleşeceği konusuna odaklanmaktadır. Özellikle doğu ve orta Avrupa'da yaşanan gelişmeler sonucu ortaya çıkan yeni demokrasilerin tercihlerinde demokratik sivil toplumun etkinliği bu ilgiyi arttıran bir unsur olmuştur. Demokratikleşme sürecinin basan koşullarını inceleyen çalışmalar, sürecin hem toplum hem de devleti kapsayacak şekilde çift yönlü işlemesi gerektiğini ileri sürerler. Demokratik sivil toplum demokratik devletin sürekliliğini sağlarken, ancak demokratik bir devlet içinde demokratik sivil toplumun oluşabileceğini vurgularlar. Bu çalışma, demokratikleşme sürecinde devlet-sivil toplum ilişkisi bağlanımda Türkiye'deki işleyişi incelemektedir. Osmanlı tarihsel mirasından, günümüze dek devlet-sivil toplum ilişkisini belirleyen dmamiklerini araştırır. 1980'lerden sonra ortaya çıkan yeni koşullar içinde sivil toplumun görünümü üzerinde durur. Türkiye'de devlet-sivil toplum ilişkisinin temel belirleyeni devlet olup, güçlü devlet karşısında zayıf bir sivil toplumun varlığı dikkat çeker. Bunun en önemli sonucu, sistemin demokratikleştirilmesi yönündeki talep ve düzenlemelerin devlet merkezli olmasıdır. Sivil toplumun örgütsel zayıflığı yüzünden sistem ve devlet üzerindeki denetim gücü de zayıftır. Ortaya çıkan boşluk çoğu zaman ordu tarafından doldurulmakta, fatura ise sivil topluma çıkarılmaktadır. Özellikle 1980 sonrasında getirilen yasal düzenlemeler sivil toplumun alanını daraltıcı niteliktedir. 1990'lardaki görünüme bakıldığında, sivil toplum alanında bir canlanma gözlenmekle birlikte, demokratikleşme sürecinin başarısı açısından öncelikle devlet ile sivil toplum arasındaki ilişkinin demokratikleştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

DemokratikleşmeDevletKamusal alan+3
Gülgün Tosun
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1998
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk kamu yönetiminde başbakanlık

Günümüz Türk idare yapısının merkezinde ye» olan Başbakanlık kurumu, her ne kadar Fransız idari sisteminden esinlenerek oluşturulmuş olsa da, kurumun bugünkü yapısının biçimlenmesinde ülkemizin tarihsel, kültürel ve toplumsal dinamiklerinin etkisini üzerinde taşımaktadır. 1982 Anayasası'nın temel karakteristiği, merkezileşme ve siyasal makamların idare mekanizmasının oluşumunda ve işleyişinde daha etkin hale getirilmesidir. Yürütmenin hızlandırılması, iktisadi-mali kararların tek elden yürütülmesi amacıyla doğrudan Başbakan'a bağlı, bürokrasiden ayrı çalışan kurullar oluşturulmuş, genel bütçeden ayrı çalışan fon sistemi ile mevcut yasama ilkelerinden farklı bir yasama gücü demek olan KHK gibi formüllerle yürütme ve dolayısıyla da Başbakan güçlendirilmiştir. Bundan başka hizmet gerekleri gerekçesiyle Başbakanlık merkez teşkilatı ana hizmet birimleri ve personel sayısı; Başbakanlığa bağlanan ya da ilişkilendirilen örgütlerin sorumluluğunu Başbakandın tek başına üstlenemeyeceği gerekçesi ile de Devlet Bakanları' nın sayısı arttırılmıştır. Bu nedenlerle devlet idaresinde ortaya çıkan verimsizlik ve etkinsizlik gibi sorunlara çözüm olarak uygulamaya konulan idari reform ve yeniden yapılanma uygulamaları da, Başbakan'ın daha fazla güç ve yetki sahibi olmasına hizmet etmiştir. Sonuçta görülmektedir ki genel olarak Türk kamu yönetimindeki, özel olarak da Başbakanlıktaki mevcut sorunlar, salt kanunlarla giderilebilecek nitelikte değildir. Aslolan sorunlara ilişkin yasal ve biçimsel düzenlemeler yapmak değil, sosyal-sİyasal sorunların temelini araştırıp doğru teşhisler koymak ve buna uygun tedavi yöntemleri uygulamak yani mikro plandaki sosyo-ekonomik ve kültürel tedbirler ile çözüm getirmektir.

BaşbakanlıkFransaKamu yönetimi+2
İlknur Türe
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1999
00
DoctorateOpen AccessTR

Belediye yönetim kararlarında sivil toplum kuruluşlarının etkinliği (Gaziantep-Kahramanmaraş-Bingöl örneği

Toplumsal sorunların artması ihtiyaçların çeşitlenmesi ve Globalleşme süreci bireylerin yönetsel işleyişe yönelik modelleri gözden geçirmelerine/ geliştirmelerine yol açmıştır. Bu çerçevede merkezi yönetimlerin sorunları gidermekte yaşadıkları güçlükler ve temsili demokrasi modeli üzerindeki sorgulamalar bireylerin/toplumsal kesimlerin yönetsel yapılarda yer alma talepleriyle birleşince ortak/birlikte yönetim-katılıma demokrasi modelleri gündeme gelmiştir. Katılımcı yönetim modeli esas olarak toplumsal kesimlerin oluşturduğu örgütlerin Devlet erki, merkezi/yerel yönetimlerle ile birlikte sorumluluk paylaşma ve karar alma sürecinde etkin olma anlayışıyla şekillenmiştir. Bununla birlikte sivil toplum kuruluşları adı verilen, Devlet erkinden bağımsız olarak belirli amaç ve tutumları savunmak/geliştirmek üzere oluşturulan toplumsal örgütlenmeler yönetimde aktör olarak yer almışlardır. Katılımcı yönetim modeli ve bu model içinde sivil toplum kuruluşlannın yönetsel etkinlikleri ve konumlan ülkeler arasmda farklı içerikler taşımakla birlikte, özellikle yerel katılım noktasında uluslararası metinlerde bazı standartlar getirilmiştir. Özellikle Avrupa ile bütünleşme çabası içinde olan Türkiye uluslararası metinlerde yer alan katılımcı yönetim modellerini uygulamak durumundadır. Ancak yaşanan merkez- yerel, yöneten-yönetilen çekişme ve mücadelesi söz konusu katılımcı yönetim anlayışının uygulanmasını geciktirmektedir. Devlet ve toplumsal kesimler arasından yaşanan karşılıklı güven eksikliğinden ideolojik kaygılara kadar geniş bir yelpazede yer alan diğer nedenler ortak/katılımcı yönetim modelinin yerel düzeyde kurumsallaşmasının önündeki engeller olarak görünmektedir. Yasal, kurumsal ve düşünsel engellere karşın özellikle sivil toplum kuruluşları katılımcı yönetim anlayışının yerel düzeyde laırumsallaştırılmasına yönelik olumlu yaklaşımlar sergilemektedirler. Sivil toplum kuruluşlarının yaklaşımları bu kuruluşların birikim ve potansiyeüerinin yönetsel işleyişe ve topluma aktarılmasına yönelik kolaylaştırıcı bir unsur olarak görünmektedir. Gaziantep-Kahramanmaraş ve Bingöl illerindeki sivil toplum kuruluşları ve belediye meclis üyelerine yönelik olarak gerçekleştirilen çalışmamız katılımcı yönetim modeline yönelik bu unsurların yaklaşım, bilgi ve potansiyellerini ortaya koymak amacıyla gerçeldeştirilmiştir.

BelediyelerBelediyelerSivil toplum örgütleri+2
Şerif Öner
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2000
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu sektörü ve özel sektör çalışanlarının motivasyonları üzerine karşılaştırmalı çalışma: Antalya’da yapılan bir araştırma

Bu çalışmada motivasyon kavramı, motivasyonla ilgili kavramlar irdelenmiş vemotivasyona ilişkin genel kabul görmüş çalışmalara, teorilere yer verilmiştir. Çalışmada kamusektörü ve özel sektörde motivasyon konusuna da değinilmiştir.Çalışanların motivasyonlarını etkileyen faktörlerden yola çıkılarak kamu sektörü ve özelsektör çalışanlarının motivasyonları üzerine bir alan araştırması yapılmıştır. Bu kapsamda heriki sektör çalışanlarının kişisel özellikleri, motivasyon öncelikleri sıralamaları,motivasyonlarını etkileyen faktörlerin ne derece yerine getirildiği ve iki sektörün genelmotivasyon düzeyleri ele alınmıştır. Araştırma sonucunda her iki sektör için elde edilenbulgular değerlendirilmiş, yapılan analizler sonucu farklılık olan veya farklılık bulunmayannoktalar belirtilmiş, buna istinaden edinilen sonuçlar aktarılmış ve değerlendirme yapılmıştır.Uygulanan araştırmada önermelere ilişkin bulgular genelde kamu sektöründemotivasyonun daha iyi düzeyde olduğu yönünde sonuç vermektedir. Ancak genel motivasyondüzeyine ilişkin yapılan t testi sonuçları her iki sektör çalışanlarının motivasyon düzeyleriarasında pek fazla fark olmadığını göstermiştir.

Gülden Göncü
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de insan hakları ile ilgili kurumsal yapının güçlendirilmesi girişimleri: Antalya il ve ilçe insan hakları kurulları örneği

Toplumsal iliskilerin düzenlenmesine iliskin, bugün insanlık olarak sahip oldugumuz, deger korumaya yönelik en temel ilkeler, temel insan hakları dedigimiz ilkelerdir. Tarihsel süreç içerisinde, insan hakları alanında gerçeklestirilen mücadelelerin en büyük basarısı, insan haklarını koruma gerekliliginin farkına varılması ve kabul edilmesi olmustur. Ancak, insan haklarını hukuk devleti anlayısı içerisinde güvence altına alma; demokratik sistemler içerisinde kurma, kurumları islevsel hale getirme ve hakları koruyacak olanların yine kisiler oldugunu unutmadan etik sorumluluga sahip kisileri yetistirme çabası çagımızın belli baslı sorunları olmaya devam etmektedir. Arastırmanın amacı, Türkiye'de insan hakları ile ilgili kurumsal bir yapının olusturulması sürecinde alınan hukuksal ve siyasal kararların insanın degerini ne ölçüde koruyabildigini görmek, kisilerde insanın degerini korumayı ve insanın olanaklarını gerçeklestirmeyi amaç edinerek olusturulan kurumların, kurulus amaçlarını uygulama düzeyine ne kadar yansıtabildiklerini saptamaya çalısmak ve insan haklarını korumakla yükümlü kisilerin insan haklarının kurumsallasma sürecine ne ölçüde katılabildiklerini saptamaya çalısmaktır. Arastırmada Türkiye'de insan haklarını koruma ve ihlallerin önlenmesini saglama iddiası ile kurulan kurumların yapısı, görevleri yönetsel nitelikli ilkeleri irdelenmekte, teoride kendilerine atfedilen ideal özelliklerinin uygulamada yerine getirilip getirilemeyecegi tartısılmaktadır. Arastırma alanı olarak Basbakanlık nsan Hakları Baskanlıgı bünyesinde 81 il ve 850 ilçede kurulan l ve lçe nsan Hakları Kurullarından ?Antalya l ve lçe nsan Hakları Kurulları? örnek seçilmis, kurulun amacı, yapısı ve isleyisi inceleme konusu yapılırken, Antalya l ve lçe nsan Hakları Kurulu üyelerine uygulanan anket teknigi ile kurulun islevselligi sorgulanmıs bulgular ve çözüm yolları tartısılmıs ve önerilere yer verilmistir. Bu anlamda çalısmanın amacına ulastıgı söylenebilir.

Aslı Işık
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Türk siyasal yaşamında merkezin nitelik değişimi; 3 Kasım 2002 genel seçimlerine yansıması

Demokratik yönetimlerde, yönetilenler dedigimiz halk kendisini yönetenleri seçmek için `seçimler' aracılıgıyla tercihini kullanarak siyasi iktidarı belirlerler. Ülkemizde, toplumda ki sosyo - ekonomik yapıda ki degisim, toplumda birtakım sosyolojik sonuçlara yol açmıstır. Toplumsal hareketlilik, sınıfsal degisim, siyasal tercihlere de yansımaktadır. Yapılan tercihler, iktidar- muhalefet konumunu belirlerken, seçmenlerin oyları da seçimden seçime merkez sag ve merkez sol arasında kaymalar göstermistir. 6 Kasım 1983 seçimleri ile baslayan ANAP iktidarları dönemi 20 Ekim 1991 seçimleri ile sona ermistir. 3 kasım 2002 seçimlerine kadar ise hiçbir parti tek basına iktidara gelememistir. Her seçimde en çok oyu alan partiler sürekli olarak degismistir. Seçmenlerin merkez sag ve merkez sol partilere olan destekleri de her seçimde biraz daha azalmıstır. Sonuç olarak ise, 3 Kasım 2002 genel seçimi , uç partilerin merkeze yaklasması ile sonuçlanmıstır. Bu çalısmada ise, Türkiye'de 1950 sonrası yapılan genel seçimler düzeyinde, merkezin niteligi incelenerek, olusan degisiklikler siyasal ve sosyolojik perspektifle ortaya konulmaya çalısılmıstır.

Funda Kemahlı
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların toplumsal ve siyasal katılımlarının göstergesi olarak Antalya"da kadın dernekleri ve üye yapılarının sosyo-ekonomik analizi

Günümüzde kadının aile içinde erkekle paylastıgı sorumluluklar ve toplum yasamında giderek artan islevinin incelenmesi önemli bir konudur. Kadın, aile ve toplum arasında bir köprü görevi görmektedir. Kadınlar, toplumlarda yerine getirdigi görevleri ile, toplumsal sistemin isleyisine büyük katkıda bulunurlar. Bu açıdan kadının toplumdaki konumu incelenirken, önce onun birey olarak kisiligini kazanması düsünülmelidir. Bu baglamda, bireyle toplum ve bu ikisi ile devlet arasında iletisim kuran sivil toplum kuruluslarında kadınların yer alması önemlidir. Tarihimizin en eski dönemlerinde, Türklerde kadın aile yasamında esit olarak sosyal, ekonomik ve hatta askerlik alanlarında her zaman erkegin yanında yer almıstır. Türk tarihinin derinliklerine inildiginde, Orta Asya'da bilinen eski Türk Devletlerinin egemenliginin sürdügü dönemlerde, devleti baskan (hakan) ile karısı (hatun) birlikte temsil etmislerdir. Türk devletlerinde birçok hakka sahip olan kadın, slamiyet'in benimsenmesinden sonra geri planda kalmıstır. Osmanlı mparatorlugu'nda kadının kurtulusu hareketinin kalkıs noktası Tanzimat Dönemi'nde yer almaktadır. Türklerin Batı uygarlıgına gerçek yönelis ve alıstırmaları da bu dönemde baslamıstır. Bu dönemde, kadın dernekleri amaçlarını benimsetmek, kitlelere yaymak için, yayın ve konferans gibi araçlara basvurmuslardır. Kadın dernekleri; yardım; egitim amaçlı, kültür amaçlı; ülke sorunlarına çözüm arayan; feminist; ülke savunmasına yönelik; siyasal amaçlı ve siyasal partilerin kadın dernekleri, olarak gruplanabilir. Bu derneklerden ülke sorunlarına çözüm bulmayı amaçlayan derneklerden bahsetmek gerekirse; yerli üretimi yaymak, yerli malı kullanımını tesvik için1913'te Melek Hanım tarafından kurulan ?Mamulat-ı Dahiliye stihlakı Kadınlar Cemiyet-i Hayriyyesi? bu grubun önemli örneklerindendir. Cumhuriyet'in ilk yıllarında gerçeklestirilen devrimlerde önemli rol oynayan Türk Ocakları, kadın haklarının tanıtılması ve halka benimsetilmesi faaliyetlerinde bulunan önemli cemiyetler arasında yer almıstır. Türk Ocakları, kadın hakları konusunda aktif bir tutum sergilemis ve düzenledigi konferanslar ve yaptıgı yayınlarla kamuoyunu etkilemistir. Türk Ocakları, kadınlara siyasal hakların verilmesi sırasında yapılan çalısmalarda yer alırken ülke çapında bir propaganda da baslatmıstır. 1924'te Egitim ve Ögretim Birligi Kanunu; 1926'da Medeni Kanun ve 1928'de Harf devriminin kabulü, 1934 yılında milletvekili seçimlerinde, seçme ve seçilme hakkının verilmesi ile Cumhuriyet'in ilanını izleyen ilk on yıl içinde Atatürk'ün önderliginde kadınların ailede, egitimde, toplumsal yasamda ve siyasette ?esit haklara sahip birey? olmalarını saglayan yasal ve yapısal devrimler hızla yasama geçirilmeye çalısılmıstır. Ülkemizde kadınlar, birçok Avrupa ülkesinden daha önce seçme ve seçilme hakkını elde etmelerine ragmen, günümüzde kadınlar açısından cinsiyet ayrımının en yogun olarak yasandıgı alan siyasal etkinlikler alanıdır. Siyaset erkek alanı olarak algılanıp, kadınların yalnız oy vermeyle yetinmeleri istenmekedir. Burada kadınlar açısından iki önemli nokta ortaya çıkmaktadır. Birincisi kadınların toplumu kendilerinden yana dönüstürebilmek için en basta siyasal alan olmak üzere toplumun her düzeyindeki karar organlarına katılmalarının gerekliligidir. kincisi de bunun kendi basına gerçeklesemeyecek ölçüde ciddi ve karmasık engellere dayanmasıdır. Bu karmasık engelleri, kadının bireysel çabalarıyla asması pek söz konusu degildir. Bu anlamda, kadınların siyasal karar verme organlarına katılımı ne kadar önemliyse, bu katılımı özendirecek veya kolaylastıracak, en azından kadının bir birey olarak topluma faydalı olmasını saglayacak sivil toplum kurulusları da bir o kadar önemlidir. Sivil toplum kurulusları, bireyle toplum ve bu ikisi ile devlet ve bütün siyasal karar mekanizmaları arasında iletisim kuran, talepleri olusturan kuruluslardır. Dünyanın bir çok ülkesinde barıs, çevrenin korunması, kadın hakları, insan hakları açısından yapılan faaliyetler içinde yer alan sivil toplum kurulusları, günümüzde dünyanın politik-ekonomik-çevresel bütünlesmesinin sonucunda ve iletisim imkanlarından da yararlanarak uluslararası arenada da etkindirler. Ülkemizde sivil toplum kuruluslarının en yaygın biçimi derneklerdir. Dernek kurma hak ve özgürlügü ile ilgili Avrupa Birligi'ne giris sürecinde yapılan degisikliklerle önemli yol katedilmistir. Derneklerin faaliyetlerini kısıtlayan birçok hüküm ya tamamen kaldırılmıs ya da degistirilmistir. Günümüzde gerek ulusal gerek uluslararası alanda hükümetler ve kuruluslar, kadın sorununa daha fazla yer vermekte ve toplumsal cinsiyet esitliginin gerçeklestirilmesi konusunda hemfikirdirler. Kadın statüsünün iyilestirilmesi mücadelesinde kadın sivil toplum kurulusları önemli bir güç olusturmaktadır. Antalya'daki kadın dernekleri, faaliyet alanları açısından genis bir yelpazede çalısmalar yürütmektedir. Ayrıca bir dernegin birden çok alanda faaliyet gösterdigi de görülmektdir. Ayrıca bazı derneklerin gerçek amaçlarını yansıtmamak için tüzüklerinde amaçlarını farklı gösterdikleri de görülmektedir. Tüm bu güçlüklere ragmen Antalya'daki kadın dernekleri, 1. Egitim amaçlı dernekler 2. Siyasal amaçlı dernekler 3. Yardım amaçlı dernekler 4. Ekonomik (stihdam) amaçlı dernekler olmak üzere 4 sınıfa ayrılmıstır. Sempozyum, panel, seminer vb.yollarla kadınları egitmek amacıyla kurulmus dernekler arasında, Kadın Adayları Destekleme Dernegi, Antalya Soroptimist Kulübü Dernegi, Uluslararası Kadınlar Dayanısma Dernegi, Antalya s Kadınları Dernegi, Akdeniz Hanımlar Kültür ve Yardımlasma Dernegi ve Sütçüler Kadınları Dayanısma Dernegi sayılmaktadır. Bu tür dernekler, üyelerine okuma-yazma kursları, aile ve kisisel gelisim seminerleri, hukuksal ve psikolojik danısmanlık hizmetleri vermektedir. Siyasal amaçlı kadın dernekleri arasına Kadın Adayları Destekleme Dernegi ve Cumhuriyet Kadınları Dernegi girmektedir. Kadın Adayları Destekleme Derneginin amacı, kadınların seçimle ve atamayla gelinen tüm karar verme mekanizmalarında ve politikada biran önce etkili ve giderek esit temsilini saglamaktır. Bunun için de, kadın sorunları ve politikaları konusunda is ve güç birliginin gelismesi için mücadele edilmekte, aday kadınlara çesitli konularda egitim verilmekte ve siyasi partilerde kadınlar için lobi çalısması yapılmakta ve kamuoyunun kadın temsilinin önemi konusunda bilinçlenmesi için çalısmaktadır. Görüldügü üzere, Kadın Adayları Destekleme Dernegi aynı anda iki islevi birden yerine getiren bir dernektir. Siyasal amaçlı hizmetlerinin yanında, kadınların egitimi konusunda da çalısmalar yapmaktadırlar. Cumhuriyet Kadınları Dernegi, Cumhuriyet Devrimleri ile kazanılmıs olan ekonomik ve siyasal bagımsızlıgın, özgürlük, demokrasi ve aydınlanmanın korunması, savunulması, ülke ve halk yararına gelistirilmesi için çalısmaktadır. Yardım amaçlı derneklerin arasına, Türk Üniversiteli Kadınlar Dernegi, Türk Anneler Dernegi, Akdeniz Hanımları Kültür ve Yardımlasma Dernegi girmektedir. Bu tür derneklerde, yardıma muhtaç ailelere yiyecek ve giyecek yardımı yapılmakta, üniversite ögrencilerine burs saglanmaktadır. Akdeniz Hanımlar Kültür ve Yardımlasma dernegi, yardım amaçlı bir dernek olmakla birlikte, yukarıda belirtildigi gibi aynı zamanda egitim amaçlı kurulmus olan bir dernektir. Kadınlara istihdam saglamak amacıyla kurulmus dernekler arasına, Akdeniz Kadın stihdamı Dernegi, Antalyalı Kadınlar Dayanısma Dernegi, Antalyalı Kadınlar Danısma ve Dayanısma Dernegi ve Sütçüler Kadınları Dayanısma Dernegi girmektedir. Bu tür derneklerde, kadınların el emeklerini degerlendirerek kadınlara istihdam saglamaktır. Bu yolla ev ekonomilerine katkıda bulunmalarını saglamaktır. Sütçüler Kadınları Dayanısma Dernegi ekonomik amacının yanında, aynı zamanda çesitli paneller ve konferanslar yoluyla kadınlara ulasan egitim amaçlı bir dernektir. Ele aldıgımız Antalya'daki kadın derneklerinde 151 katılımcı üyenin 46 kisisi yardım amaçlı derneklere, 40 kisisi istihdam amaçlı derneklere, 39 kisisi egitim amaçlı derneklere, son olarak da 26 kisisi siyasal amaçlı derneklere üye olmustur.

Gözde Yuva
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Kentlileşme sürecinde kentsel yaşamda kalite, Antalya Yeşilbahçe mahallesi örneği.

Kentsel yaşam kalitesi, kentlilerin kentten elde ettikleri doyum ve kentten beklentilerinin kent yönetimleri tarafından karşılanması olarak ele alınmaktadır. Kentsel yaşam kalitesi araştırmaları, günümüzde artmış ve önemli bir yere sahip olmaya başlamıştır. Çünkü, tüm dünyada ve ülkemizde, kentlerde yaşayan nüfusun artması, bunun kentsel hizmetlerin artmasına neden olması ve buna bağlı olarak kentlilerin ihtiyaçlarının ve beklentilerinin yükselmesi gündeme gelmiştir. Türkiye'de; kentsel yaşam kalitesi hem kavram hem de araştırma konusu olarak yeni olduğundan henüz konuya gereken önem gösterilmemektedir. Kentlilerin ihtiyaçlarının ve haklarının yerel yönetimler tarafından önemsenmemesi, kentlerimizde yaşam kalitesinin temel koşullarının yerine getirilmemesine neden olmaktadır. Kentlilerin bu konudaki sorunlarının çözümlenmesi ve kentlerde yaşam kalitesine ulaşılabilmesi için, ülkemizde de öncelikle kentlerin ve buna bağlı olarak kentlilerin temel sorunlarının belirlenmesi önem taşımakta, periyodik olarak kentsel yaşam kalitesi araştırmaları yapılarak önlemlerin alınmasına gereksinim ortaya çıkmaktadır. Antalya; kentsel sorunları olan, kentsel yaşam kalitesi ölçütlerinin temel koşullarının henüz yerine getirilmediği ve kentsel yaşam kalitesine ulaşabilmenin önünde engellerin bulunduğu bir kenttir. Kentliler kendi özel yaşamlarında yaşam kalitesini yakalasalar bile kentsel sorunlar nedeniyle, kentsel yaşam kalitesine ulaşamamaktadırlar. Bu bağlamda araştırmanın konusu; ?Kentlileşme Sürecinde Kentsel Yaşam Kalitesi ve Antalya Yeşilbahçe Mahallesi Örneği?dir. Mahallede yaşayan kentlilerin; gelir ve eğitim seviyelerinin yüksek olması nedeniyle kendi özel yaşamlarında yaşam standartlarını yakalamış olabilecekleri için kentsel yaşamdan beklentileri de yüksek olmaktadır. Bu bağlamda, kentsel yaşam kalitesine ulaşılması için Antalya'da alınması gereken önlemlerin başında kentlilerin güvenliği ve katılım sorunlarının çözümlenmesi gelmektedir.

Yonca Çolakoğlu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya'da dezavantajlı gruplardan kadınların kentsel korku ve şiddet durumlarının irdelenmesi

Şebnem Salim
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Bölgesel güvenlik; Türkiye ve Rusya işbirliği

viiÖZETİkinci Dünya Savaşı'nın ardından ortaya çıkan iki kutuplu dünyada ideolojilerinçekişmesinin yol açtığı Soğuk Savaş'ın ardından güvenlik algılamaları, tehdit kavramındakidönüşüme paralel olarak değişmiştir. Tehdit kavramındaki değişim, güvenlik politikalarına dayansımış kolektif güvenlik anlayışı yerini bölgesel güvenlik anlayışına bırakmıştır.Bölgesel güvenlik anlayışına geçiş; ön yargıların bir kenara bırakılmasını da zorunlukılmıştır. Çağımızda yıllardır birbirleriyle mücadele eden toplumların bölgesel çaptakiişbirliği girişimlerine şahit olmaktayız.Türkiye ve Rusya da etki alanlarının çakışmasından ötürü birbirleriyle bu bölgelerinegemenliği için uzun süreler mücadele etmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu ve Çarlık Rusyasıdöneminde her iki taraf, Balkanlar ve Kafkasya'nın egemenliği uğruna birbirlerine karşımücadele içinde olmuşlardır. Rusya Federasyonu'nun kurulmasından sonra Ankara veMoskova kısmen Balkanlar'da, ancak daha çok Orta Asya ve Kafkaslar'da nüfuz mücadelesiiçinde olmuşlardır. Rusya ve Türkiye'nin etki ve güvenlik alanlarının aynı olmasındankaynaklanan siyasi soğuklukları, bölgenin kaderini çoğu kez olumsuz yönde etkilemiştir.Buradan hareketle çalışma; her iki ülkenin etki alanları olan Balkanlar, Kafkaslar,Orta Asya ve Orta Doğu'da bölgesel çapta bir işbirliğine gidip gidemeyeceğini ele almaktadır."Bölgesel Güvenlik; Türkiye ve Rusya İşbirliği" konulu araştırmada genel olarakTürkiye ve Rusya'nın Orta Asya-Kafkasya, Orta Doğu ve Balkanlar ekseninde bölgesel veküresel aktörlerle ilişkileri ele alınmıştır. Araştırmada Balkanlar, Orta Asya ve Orta Doğu ileKafkaslar'da gelişen olaylar irdelenirken Türkiye ve Rusya arasında bölgesel çapta işbirliğiolasılığı sorgulanmıştır.Araştırma; Türkiye ve Rusya'nın bölgelerine yönelik olarak siyasi ve ekonomikişbirliği yapabileceği sonucuna varmıştır. Buna ek olarak Türkiye'nin Rusya ile kuracağıişbirliğinin, Avrupa Birliği'nin en önemli enerji tedarikçisi olan ve örgütle ilişkilerini yüksekdüzeyde tutma çabasındaki Rusya ile örgüte üye olmayı hedefleyen Ankara açısından olumluolabileceği sonucuna varılmıştır. Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkasya coğrafyasına etki edenbu iki bölgesel aktörün çıkar çatışmalarının sona erdirilmesi, anılan coğrafyaların istikrarakavuşması yolunda atılmış önemli bir adım olacağı sonucu çıkmaktadır.

Özge Işık
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı batı ülkeleri (Amerika Birleşik Devletleri, Federal Almanya, İngiltere ve Fransa) ile karşılaştırmalı olarak Türk kamu personel yönetiminde sınıflandırma ve ücretlendirme sistemleri

ÖZETBu çalışmanın konusu, ?Türk Kamu Personel Yönetiminde Sınıflandırma veÜcretlendirme Sistemleri?dir. Araştırma kapsamında kamu personel yönetimi sınırlı olarak,sınıflandırma ve ücretlendirme sistemleri ise ayrıntılı olarak incelenmiştir. Sınıflandırma veücretlendirme sistemlerinin gelişimi ve özellikleri incelenirken Federal Almanya, AmerikaBirleşik Devletleri, ngiltere ve Fransa'da kullanılan sistemler araştırılmış ve Türkiye'deuygulanan sistemle karşılaştırılmıştır. Sınıflandırma ve ücretlendirme sistemlerininülkemizdeki gelişimi incelenirken konuyla ilgili yasal düzenlemelere geniş ölçüde yerverilmiş ve bu sistemlerin sağlam temellere oturtulamamasının nedenleri ortaya konulmayaçalışılmıştır.Araştırmada, kuramsal çerçeveyi oluşturmak amacıyla kaynak taraması yapılarak,konuyla ilgili kitaplar ve makalelerden yararlanılmış ve yasal düzenlemeler incelenerekyorumlanmıştır.

Özgül Başar
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki belediyeler ile sivil toplum kuruluşlarının Avrupa Birliği'ne uyum sürecini desteklemeye yönelik işbirliği modelleri: Avrupa evi örneği

Avrupa Birliği'ne uyum çalışmalarının yüksek bir ivme kazandığı son yıllarda, bu konuya yönelik olarak yapılan pratik çalışmalar da önem kazanmaya başlamıştır. Özellikle, mevzuatların Avrupa Birliği müktesebatına uyarlanması ve bunu gerçekleştirebilmek için ard arda gelen Anayasa değişiklikleri, uyum paketleri ve ulusal programlar, Avrupa Birliği'nin hazırlamış olduğu Katılım Ortaklığı Belgeleri ile Türkiye'ye yön vermiştir.Yapılan bu değişiklikler, özellikle yerel yönetimler ve sivil hak ve özgürlükler konularında olmuştur. Avrupa Birliği'nin, siyasal ve anayasal bir birliğe doğru yol aldığı bu günlerde, yerel ve bölgesel yönetimler ile yurttaş bilinçliliğine verdiği önem müktesebatında ve bu konuya yönelik olarak desteklediği eğitim ve araştırma projelerinde gözlemlenmektedir. Bu sebeple, çalışmanın konusu ve amacı ile de birebir örtüşen bu konular bağlamında çalışma bir model önerisine dönük olarak hazırlanmıştır.Çalışmada öncelikli olarak Türkiye'deki sivil hak ve özgürlüklerin ortaya çıkışı ve küresel değerler ve kavramlar bağlamındaki gelişimi, ardından Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri incelenmiştir. Daha sonraki bölümde, Türkiye'de yerel yönetimlerin ortaya çıkışı ve Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde geçirdiği değişimler incelendikten sonra, Türkiye'deki sivil toplum ? yerel yönetim ortaklığını geliştirmeye yönelik olarak uygulanan örneklere yer verilmiştir. Son bölümde ise, yapılan Avrupa Evleri araştırma gezisinde gözlemlenen Avrupa Evleri tek tek açıklandıktan sonra, Antalya'da yerel yönetim ? sivil toplum ortaklığında kurulabilecek bir Avrupa Evi modeline yer verilmiştir.

Avrupa BirliğiYerel yönetimler
Serkan Doru
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlık hizmetlerinin dönüşümü sürecinde yerel yönetimlerin tutum ve beklentileri: Büyükşehir belediyeleri örneği

Bu çalışma, temel olarak, kamu hizmeti kuramını ve en önemli kamu hizmetleri arasında yer alan sağlık hizmetlerini, kamu yönetimi çerçevesinde ele almayı, ayrıca, sağlık hizmetlerine yönelik yerelleşme çabalarını, yönetim bilimi bağlamında irdelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, genel olarak kamu hizmeti kuramı ve bu kuramın dönüşümü irdelenmektedir. Bu bölümde, öncelikle, hizmet ve mal kavramlarına ilişkin açılımlara yer verilmektedir. Daha sonra, kamu hizmeti kavramı değerlendirilmektedir. Bu çerçevede, kamu hizmeti kuramını etkileyen çağdaş gelişmelerin anlatılmasını, bu hizmetlere ilişkin kuramsal açılım ve tartışmalar takip etmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde, ayrıca, sağlık ve sağlık hizmetleri kavramları da kuramsal bağlamda irdelenmektedir. Bu çerçevede, sağlık hizmetlerinde yerelleşme süreci, yerelleşme türleri, yerelleşmenin olumlu ve olumsuz etkileri, yerelleşme sürecine ilişkin dinamikler belirtilmektedir. Yerelleşme uygulamalarına yönelik olası engel ve direnç noktalarından söz edildikten sonra, sağlık hizmet yerelleşmesinin ortaya çıkarabileceği güçsüz, zayıf ve olumsuz yönler irdelenmektedir. Bu bağlamda, sağlık hizmet yerelleşmesine ilişkin küresel deneyimler de ayrıca değerlendirilmektedir. İkinci bölümde, Türk sağlık hizmetleri derinlemesine irdelenmektedir. Türk sağlık hizmetlerinin tarihsel gelişimi, bu süreçte ortaya çıkmış değişik siyasalar, Türk sağlık hizmetlerinin temel sorun alanları, sağlık reformuna uygun ortam hazırlayan sebep ve gerekçeler, sağlık yerelleşmesi sürecinden önce gerçekleştirilmiş reform ve projeler aktarılmaktadır. Türk sağlık hizmetlerinde yerelleşme süreci ve yerel yönetimler konusu olabildiğince ayrıntılı bir şekilde işlenmektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, sağlık hizmet yerelleşmesine yönelik yerel seçilmişlerin tutum ve beklentilerinin, bir alan araştırması yoluyla tespitine yer verilmektedir. İlgili alan araştırması sonucunda ortaya çıkan veriler istatistiksel olarak analiz edilmekte ve yorumlanmakta, sonuçta, Türk sağlık yerelleşmesinin başarılı biçimde gerçekleştirilmesine yardımcı olabilmek amacıyla uygulanabilir siyasa önerileri sunulmaktadır.

Naci Karkın
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Yerel demokrasi ve yerel siyasal liderlik: Türkiye'de belediye başkanlarının siyasal liderlik özellikleri

Yerel demokrasi ve yerel siyasal liderlik kavramları üzerine yapılan tartışmalar günümüz yönetim ve siyaset anlayışının değişim dinamiğinde önemli bir yere sahiptir. Yerelde güçlü demokratik yapılar için, katılımcı vatandaşlar ve güçlü yerel siyasal liderlere ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmada yerel demokrasi ve yerel siyasal liderlik kavramları irdelenerek Batı toplumlarının ve Türkiye'nin yerel yönetim yapısının tarihsel süreçte geçirdiği dönüşümler ile yerel siyasal liderlik modelleri ve tipolojileri ortaya konulmuştur. Çalışmanın amacı, Türkiye'deki il ve ilçe belediye başkanlarının liderlik özellikleri Avrupa'da on yıl ara ile iki tur yapılan European Mayor çalışması ile karşılaştırmalı olarak ele alınmasıdır. Bu kapsamda, Avrupa ülkelerinde ve Türkiye'de yerel siyasal liderler konumundaki belediye başkanlarının sergiledikleri siyasal liderlik özellikleri arasında benzerlik bulunmaktadır hipotezi incelenmiştir. Belediye başkanlarına uygulanan anket verilerinin analiz edilmesinden elde edilen bulgular, yazındaki bilgiler eşliğinde değerlendirilerek sahip oldukları yerel siyasal liderlik özelikleri karşılaştırmalı olarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Siyasi liderlikYerel demokrasi
Murat Yetiş
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de 1973-1980 döneminde CHP'nin karşı hegemonya mücadelesi

Türkiye'de 1961 Anayasası ile sağlanan örgütlülük haklarıyla güçlenen sol siyasal hareketi, 1971 Askeri Muhtırası ile ezilmiştir. Bu dönemde CHP, kendisini ilk kez ortanın solunda bir parti olarak nitelendirmiştir. Bülent Ecevit, bu sloganı sahiplenmiş ve bu politikayla 1972'de partinin genel başkanı olmuştur. Böylelikle parti içi sol kanat, CHP içinde gücünü arttırmıştır. CHP'nin 1973 yılında hapisteki sol görüşlü aydınlar ve öğrencilere yönelik yasalaştırdığı af ile sol siyasi hareketle olan ilişkileri güçlenmiştir. Tohumlarını 1960'lar itibariyle atıp 1970'ler boyunca açığa vuran ekonomik, toplumsal ve kültürel değişimler 1973-80 yıllarının organik kriz dönemine dönüşmesine sebep olmuştur. Bu çalışmada; Türkiye'nin organik kriz döneminde CHP'nin karşı hegemonya mücadelesini üstlendiği varsayımı üzerinden hareket edilmiştir. Bu dönem, Gramsci'nin siyasal kavramları temelinde incelenmiştir. CHP'nin karşı hegemonya mücadelesini nasıl kurduğu araştırılmıştır. Bunun Gramşiyan perspektifte bir karşı hegemonya mücadelesi olarak okunup okunamayacağı değerlendirilmiştir. Bu alanda literatür taraması yapıldığında, Türkiye'de çeşitli dönemler ve çeşitli siyasal partiler temelinde yürütülen karşı hegemonik mücadelelere ilişkin yapılan çalışmalar olduğu görülmüştür. Bununla birlikte 1973-80 organik kriz dönemi temel alınarak CHP'nin Gramşiyan anlamda bir karşı hegemonik mücadelesine ilişkin bir tez çalışmasına rastlanılmamıştır. Bu çalışmada, 1973-80 dönemi arası parti dokümanları, gazeteler, dergiler ve diğer belgeler dahilinde literatür taraması yapılmıştır.

HegemonyaKrizOrganik kriz+3
Yusuf Davazlı
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Acele kamulaştırma ve sermaye birikimi

Acele Kamulaştırma, idarenin mülkiyet ilişkilerine kamu yararı için yaptığı istisnai bir müdahale biçimi olarak tanımlanır. Koşullara bağlı olarak bu yöntem, istisnai özelliğini yitirmiş ve idarece sık kullanılan bir araç haline gelmiştir. Acele kamulaştırmada görülen bu değişimin arka planında; idarenin hem yönetsel süreçlerde işlettiği rutin uygulamalar hem de bazı sektörel alanların yeniden düzenlenmesi için kullanıldığı fark edilmektedir. Ayrıca kamu politikasının müdahale aracı olarak da belirmektedir. Bu çalışma, acele kamulaştırma yönteminde, yıllar içinde meydana gelen değişim ve eğilimleri, sermaye birikim modeli ışığında analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, sermaye birikim sürecinde gerçekleşen acele kamulaştırma işlemlerinin etkisi, bunun yarattığı dönüşüm ve yönteme yüklenen yeni işlevler irdelenecektir. Aynı zamanda, kamu yararı kavramı, mülkiyet ilişkileri, acele kamulaştırmayı gerçekleştiren kurumlar vb. önemli unsurlar ele alınacaktır. Bu unsurlar arasındaki içsel ilişkiler, söz konusu dönüşümü açıklamak için önem taşımaktadır.

Acele kamulaştırmaKamu yararıKamulaştırma+3
Sercan Mutlu
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu alımlarında yerli malı tercihi: Bilgisayar ve teknoloji ürünleri örneği

Türkiye uzun zamandır cari açık problemi ile mücadele etmektedir. Cari açığın en temel sebeplerinden biri de ithal ürünlerin tüketilmesidir. Yaşadığımız teknolojik gelişmeler neticesinde bilgisayar ve teknoloji ürünleri de en çok tüketilen ve ithal edilen ürünler arasında yer almaktadır. Verdikleri hizmetlerde kullanmak üzere kamu kurum ve kuruluşları da bilgisayar ve teknoloji ürünlerini satın almaktadır. Kamu kurum ve kuruluşları piyasadan mal ve hizmet satın alırken belli kurallar çerçevesinde hareket etmek zorundadır. Kanun koyucu özellikle bilgisayar ve teknoloji ürünü gibi ürünlerin kamuya alınması esnasında yerli malı teklif eden istekli lehine %15 oranında fiyat avantajı uygulanmasını istemektedir. 4734 sayılı kanunla da bu konudaki iradesini açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Ancak kanunların uygulayıcısı olan bürokratlar çeşitli nedenlerle, kanunun öngördüğü neticenin ortaya çıkmasına yardımcı olamamaktadırlar. Bu çalışmada bilgisayar ve teknoloji ürünleri örneğinde kamu alımlarında yerli malı tercih edilme durumu ortaya konulmaya çalışılacaktır. Öncelikle Kamu İhale Kurumu'nun kamuya açık verileri üzerinden yerli malı lehine % 15 oranında fiyat avantajı uygulanma durumu ile ilgili istatistiki tablolar oluşturularak değerlendirmeler yapılmıştır. Sonrasında ise kamu ihalelerine teklif veren 15 adet firma ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve konu ile ilgili çeşitli soruların cevaplanması istenmiş ve elde edilen bilgi, görüş ve öneriler tablolaştırılarak veri havuzu oluşturulmuştur. Modernleşme ile tüketim alışkanlıklarında meydana gelen değişmelerin Türk tipi bürokratta oluşturduğu etkiler ile araştırma sonucunda elde edilen veriler birlikte değerlendirilerek gerek kanuni gerekse idari anlamda yapılması gerekli düzenlemeler ile ilgili görüş ve önerilerde bulunulmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Modernleşme, Kimlik, Tüketim, Kamu Alımları, Yerli Malı.

Gösterişçi tüketimKamu bürokrasisiKamu ihalesi+1
Ahmet Gülderen
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de koronavirüs salgınıyla mücadelede büyükşehir belediyeleri: Ankara, İstanbul ve Kocaeli örnekleri

Aralık 2019'dan bu yana Çin'de ortaya çıkan ve hızla küresel bir afete dönüşerek yayılan, ölümcül COVID-19 pandemisiyle mücadelede ülkeler, salgının etkilerini en aza indirebilmek amacıyla ulusal ve uluslararası ölçekte çabalarda bulunmaktadır. Ülkeler bu sürece yalnızca ulusal düzeydeki politika önlemleri ile müdahale etmekle kalmamış, aynı zamanda yerel yönetimler aracılığıyla birçok girişim ve uygulamayla katılmıştır. Çalışmanın amacı, koronavirüsle mücadele sürecinde büyükşehir belediyeleri tarafından gerçekleştirilen uygulamaları ve yapılan belediye uygulamalarının vatandaş tarafından algılanma düzeylerinin incelenmesidir. Çalışmada, İstanbul, Ankara ve Kocaeli Büyükşehir Belediyelerinde ikamet eden 960 vatandaşın katılımıyla anket yöntemi kullanılarak veriler toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programında T testi ve ANOVA testi kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda; COVID-19 uygulamaları alt ölçeklerinden yerli maske ve dezenfektan üretimi İstanbul, Ankara ve Kocaeli olmak üzere gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmemektedir. Buna karşın kamuoyunu bilgilendirme ve bilinçlendirme faaliyetlerini yürütmek, dezenfekte ve temizlik çalışmalarını yürütme faaliyetleri, sosyal yardım ve destek hizmetleri, koronavirüs salgınına yönelik alınan tedbir ve kısıtlamalara ilişkin denetim çalışmalarını yürütme faaliyetleri, kültür, sanat, spor ve psikolojik destek hizmetleri, salgına yönelik önleyici ve hafifletici faaliyetlerde katılımcıların ikamet ettikleri şehirlere göre farklılıklar olduğu belirlenmiştir. COVID-19 uygulamaları ölçeği ile katılımcıların ikamet ettikleri il grupları arasında anlamlı farklılık göstermektedir. Ankara ortalama değerinin Kocaeli ortalama değerinden, Kocaeli ortalama değerinin de İstanbul ortalama değerlerinden yüksek olduğu görülmektedir.

Nimet Nur Terzioğlu
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
11
Master'sOpen AccessTR

Sinema ve siyaset bağlamında Emin Alper filmlerinin ideolojik yönden içerik analizi

Toplumsal yapılar zamana, kültüre, coğrafyaya, politik duruma göre bireyin bilincini inşa eder. Birey doğduğu, büyüdüğü toplumda kendi dışında bulunan toplumsal yapılar tarafından açık ya da örtük bir şekilde bilincinin inşa edilmesine maruz kalmaktadır. Bu inşa sürecini devlet, kendisine bağlı ideolojik aygıtlar aracılığıyla yapmaktadır. Althusser'e göre ideolojik aygıtlar başta bireyin doğduğu aile kurumu olmak üzere okul, din, medya, sendikalar ve haberleşme alanlarını kapsamaktadır. Bu bağlamda her toplumda egemen iktidar, iktidarlarının meşru bir zeminde süreklilik kazanması için toplumsal yapıların inşa ettiği ideolojik sürece hâkim olmak ister. İdeolojik inşa, bireyin bilincinin inşasında olduğu gibi birey bilincinin yarattığı alanları da kapsamaktadır. Dolayısıyla egemen iktidarlar bilim ve sanatın ortaya çıkardığı/yarattığı alanlara da müdahil olmaktadır. Bu çalışma, Althusser'in ideoloji kuramı çerçevesinde Emin Alper'in Tepenin Ardı (2012), Abluka (2015), Kız Kardeşler (2019), Kurak Günler (2022) filmlerini ideolojik yönden içerik analizi yöntemiyle incelemiştir. Toplumsal yapılar aracılığıyla bireyin günlük yaşamına sirayet eden ideolojinin çerçevesinin daha iyi anlaşılması niyetiyle kuramsal çerçeve bölümüne hegemonya ve hakikat kavramlarına ayrı başlıklar açılmıştır. Dolayısıyla filmlerin ideolojik analizi yapılırken ideolojinin hegemonik süreçte aldığı rol ve hakikat ile ilişkisi incelenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: İdeoloji, Hakikat, Hegemonya, Sinema, Emin Alper, Araçsal Bilinç

Vedat Demirtaş
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Aşkın imlenişlerin yıkımı: Ebru Ojen'in Lojman romanına yapısökücü bir bakış

Bu çalışma kapsamında Jacques Derrida tarafından gün yüzüne çıkarılan, yapısöküm hareketi ele alınmıştır. Yapısöküm okumasını daha anlaşılır bir zemine oturtmak adına onunla ilişkili kavramların analizleri yapılmıştır. Différance, iz, pharmakon kavramlarının yanı sıra Derrida'nın bulunuş/mevcudiyet metafiziği olarak eleştirilerinin merkezine yerleştirdiği Batı metafizik geleneği irdelenmiştir. Yapısöküm hareketinin edebi metinlerin incelenmesinden hukuk metinlerine, mimariye, dil ve din felsefesi metinlerine kadar geniş bir yelpazede işlenir olması yapısökümün bu çalışma açısından Ebru Ojen'in Lojman romanın çözümlenmesine uygulanabilirliği ele alınmıştır. Bu bağlamda Lojman romanının aşkın imlenişleri var mıdır, Lojman romanında kararverilemez anlar hangileridir, Lojman romanında tohumlanan, aşılanan ve böyelikle anlam saçılımına uğrayan sözcükler yer almakta mıdır? sorularının cevapları ışığında Lojman romanının karakterleri, kurgusu, aşkın göstergeleri, kararverilemez anları, çatışkıları, aporileri, dikotomileri ve mekanlarıyla nasıl bir yapısökücü jeste sahip olduğu aynı zamanda tüm bu halleriyle romanın kendi kendini nasıl yapısöküme uğrattığı ele alınmıştır. Lojman romanında Batı metafizik geleneği düşünce sisteminden devralınan aşkın imlerin imlenenlerinin başka anlamlarının nasıl bir şiddete maruz kaldığı ve nasıl baskılandığı ortaya konulmuştur. Yapısöküm okumasıyla ilişkili; erteleme, yıkma, sökme, parçalama, aşı, tohumlama, saçılım, tekrar, gösterge, şimdi-buradalık ifadelerinin roman çözümlenişi açısından konumlanışları ortaya konulmuştur.

Derrida, JacquesYapısöküm
Nazif Çiftçi
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Locke ve Kant'ta direnme hakkı

İktidar mücadelesi olarak siyasetin yöneten ve yönetilen arasındaki ilişki olduğu söylenebilir. Tiranlık kavramının da bu mücadelede bir problematik olduğu ileri sürülür. Bu tezin konusu yönetilenin tirana karşı direnme hakkının John Locke ve Immanuel Kant'ın fikirleri üzerinden incelenmesidir. Tezin yöntemi ana düşünürlerin metinlerinin analiz edilmesi üzerinden nitel araştırma yöntemine dayanmaktadır. Sonuç kısmında direnme hakkının Kant için yaşama hakkının özgürlüğe öncelenmesi adına önemsiz olduğu; Locke için ise bu hakkın özgürlüğün öncelenmesi adına önemli olduğu iddia edilmiştir.

Cemal Tunç Oral
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Seçim kampanyalarında amerikanlaşmanın seçmenin oy verme davranışına etkisi-Düzce örneği

Bu çalışma, siyasal pazarlama kavramının tarihsel gelişimini ve seçim kampanyalarının Amerikanlaşma süreciyle geçirdiği dönüşümü kuramsal ve uygulamalı düzeyde ele almaktadır. Siyasal pazarlama, pazarlama disiplininin ilkeleri doğrultusunda siyasal aktörlerin seçmenle kurduğu stratejik iletişim sürecini yapılandıran bir yaklaşımdır. 1960'lı yıllardan itibaren pazarlama tekniklerinin siyasal alana uyarlanmasıyla birlikte, kampanya süreçleri kişiselleşmiş, medya merkezli, veri temelli ve profesyonel araçlarla yürütülen bir yapıya evrilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, siyasal pazarlama olgusunun kuramsal temelleri literatür taramasıyla ortaya konulmuş; Amerikanlaşma süreci kapsamında seçim kampanyalarının biçimsel ve içeriksel dönüşümüne ilişkin temel unsurlar (kişiselleşme, teknikleşme, medya özerkliği, seçmen pasifleştirme) analiz edilmiştir. İkinci bölümde ise seçmen davranışına ilişkin temel kuramsal modeller (psikolojik, sosyolojik, rasyonel) ve bu davranışı etkileyen sosyo-ekonomik, demografik, sosyo-kültürel ve siyasal faktörler sistematik biçimde ele alınmıştır. Uygulama bölümünde, Amerikanlaşmanın seçmen davranışı üzerindeki etkilerini ölçmek amacıyla Düzce ilinde 401 katılımcıyla anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS istatistiksel analiz programı ile değerlendirilmiş; kişisel bilgiler ve anket soruları doğrultusunda seçmen davranışını etkileyen değişkenler analiz edilerek yorumlanmıştır.

AmerikanlaşmaDüzceSeçim kampanyaları+1
Duygu Tezel Çakır
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2025
10