Afyon Kocatepe University
Faculty

Faculty of Medicine

Afyon Kocatepe University

246

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Tez
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glokom hastalarında uzun dönem takipte multimodal görüntüleme yöntemlerindeki değişimin elektrofizyolojik değişim ile ilişkisi

AMAÇ :Primer açık açılı glokom hastalarının takibinde OD OKT ve retina katmanlaraındaki değişiklikler ile MfERG sonuçlarında ki değişimlerin karşılaştırılması planlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM :Primer açık açılı glokom tanısı alan 44 hastanın katıldığı prospektif girişimsel olmayan bir çalışma planlandı. Çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan olgular 12 ay boyunca takip edildi. Hastalar Mean Deviasyon(MD) değerlerine göre iki gruba ayrıltıldı. Birinci grup -6 ve -6'dan büyük olan erken evre glokom hastaları, ikinci grup ise -6' dan küçük değerleri olan orta-ileri evre glokom hastaları olarak ayrıldı. Hastaların başlangıç, 6 ve 12. ay en iyi düzeltilmiş görme keskinliği(EİDGK), göziçi basınçları(GİB) ve santral kornea kalınlıkları(SKK) ölçüldü. Bütün kontrollerde optik koherens tomografileri (OKT) ve MfERG'leri çekildi. Retina 7 katmana ayrılmış şekilde ETDRS halkasında santral, perisantral ve periferik alanlarda değerlendirilmiştir. Elde edilen OD OKT, retina katmanları ve MfERG sonuçları gruplar arasında karşılaştırıldı. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen olgulardan 44 tanesi çalışmayı tamamladı. Çalışmaya dahil edilen hastaların 25'i erkek 19'u kadındı. Ortalama yaş 63±9.31/yıl olarak tespit edildi. Erken ve orta evre glokom grubu ile ileri evre glokom grupları arasındaki EİDGK farkı istatistiksel olarak anlamlı değildi. İkinci grupta başlangıç, 6 ve 12. Aylarda ortalama ppRNFL ölçümleri her kadranda birinci gruba göre düşük saptandı. Progresyona baktığımızda her iki grubunda ortalama ppRNFL değerlerinde anlamlı bir fark olmadığı görüldü. Perisantral ve periferik alandlarda mRNFL değerleri ikinci grupta düşük saptanmış ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. GCL, IPL ve INL katman ölçümleri bütün ETDRS alanlarında ikinci grupta düşük saptandı. Dış retina katmanlarında gruplar arasında anlamlı bir fark görülmedi. Retina katmanlarının progresyonunda her iki grupta anlamlı bir değişim görülmedi. İkinci grupta özellikle P1 ve N2 dalgalarının 1. Ve 2. Halka amplitütlerde azalma ve implisit zamanında ise uzama olduğu dikkat çekmektedir. Korelasyona baktığımızda özellikle temporal kadranlarda olmak üzere merkez kadranda da ppRNFL değerlerinde düşüklüğe 1. ve 2. Halkalarda P1 ve N2 dalgalarının amplitütlerinde düşüklük eşlik etmekte idi. İç katmanlarda ETDRS santral, perisantral ve periferal subalanlarında ile N1, P1 ve N2 dalga amplitüdleri arasında anlamlı korelasyon saptandı. Dış katmanlar ile MfERG sonuçları arasında anlamlı bir fark yoktu. SONUÇ : Sonuç olarak çalışmamızda orta ve ileri evre glokom grubu hastalarında OD OKT parametrelerinden ortalama ppRSLT kalınlığı her kadranda ince saptandı. Retina katmanlarına bakıldığında dış katmanlarda büyük bir değişikliğin olmadığı ve daha çok iç katmanlarda değişiklliğin olduğu görüldü. Ayrıca çalışmamızda mfERG parametrelerinden özelllikle 1. Ve 2. halkada P1 ve N2 dalgası amplitüt değerleri orta ve ileri evre glokom grubunda daha düşüş olabilmektedir. Özellikle temporal ppRNFL olmak üzere bununla birlikte retina iç katmanaları ile MfERG parametrelerinden N1, P1 ve N2 dalga amplitüdleri arasında anlamlı pozitif korelasyon mevcut.

Ersan Çetinkaya
Afyon Kocatepe University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Afyon bölgesinde saptanan HBV ve HCV etkenlerinde genotip belirlenmesi, mutasyon ve ilaç direncinin araştırılması

Bu çalışma, Eylül 2007-Mart 2008 tarihleri arasında, Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesi polikliniklerine ve Kan Merkezine başvuran ya da rutin taramalarda hepatit saptanan bireylerden, toplam 74 hastada yapılmıştır. Bunların 44'ü HBV (25'i LAM tedavisi hiç almamış) 30'u ise HCV'li hastalardan seçilmiştir. HBV DNA açısından pozitif bulunan 44 serum örneğinde genotipleme, mutasyonel analiz ve antiviral ilaç direnci araştırmaları yapılmıştır. Hepatit B'de DNA Polimeraz geninin 80-260. kodonları arasındaki bölge PCR ile çoğaltılarak dizi analizi yapılmıştır. Hastaların tamamı genotip D olarak belirlenmiştir. Aynı dizilerde yapılan mutasyonel analiz ve ilaç direnci araştırmalarında ise;6 hastada (%13.6) M204I mutasyonu (LAM direnci), 2 hastada (%4.5) Q215S mutasyonu (LAM direnci), birer hastada (%2.3) V214A mutasyonu (ADV direnci), L80I+M204I mutasyonu (LAM direnci), A181T+N236T mutasyonu (ADV direnci), V84M+V173L mutasyonu (ADV ve LAM direnci), L80V+M204I mutasyonu (LAM direnci), Q215S+M204I mutasyonu (LAM direnci), ve M204I+L180M mutasyonu (LAM direnci) saptanmıştır. Geri kalan 29 hastada (%65.9) ise mutasyon ya da ilaç direnci saptanmamıştır. HCV RNA açısından pozitif bulunan 30 serum örneğinde ise dizi analizi yöntemi ile genotipleme yapılmıştır (ABI 310, AB). Genotipleme için HCV genomunun 5'NCR bölgesindeki genotip belirleyici dizileri analiz edilmiştir. HCV RNA'sı pozitif toplam 30 hastanın 19'unda (%63.3) subtip 1b, 6'sında (%20) subtip 1a, 4'ünde (%13.3) subtip 4a, 1'inde (%3.3) subtip 1c bulunmuştur. Toplam 26 hastada (%86.6) genotip 1 baskın olan genotip olarak belirlenmiştir. Sonuçta, HCV'li hastaların çoğunluğunda genotip 1b, HBV'li hastaların da tamamında genotip D saptanmış olup; belirlenen genotip, antiviral ilaç dirençleri ve mutasyonların, bölgemizdeki kronik hepatitli hastaların takip ve tedavisinde yol gösterici olacağı düşünülmektedir.

Antiviral ajanlarGenotipHepatit B virüsü+3
Raike Kalaycı
Afyon Kocatepe University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Raloksifen ve risedronatın serum biyokimyasal belirteçleri üzerine olan etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı postmenopozal osteoporoz tedavisinde raloksifen ve risedronat tedavisinin kemik döngüsü belirteçleri ve kemik mineral yoğunluğu (KMY) üzerine etkilerini karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: 2004 ve 2007 yılları arasında postmenopozal osteoporozu olan toplam 90 hasta çalışmaya alındı. Hastalar rastgele üç çalışma grubuna dahil edildi: Kontrol, raloksifen ve risedronat gruplarına sırası ile, 1000 mg elementer kalsiyum + 400 IU D vitamini/gün, 1000 mg elementer kalsiyum + 400 IU D vitamini/gün + 60 mg raloksifen/gün ve 1000 mg elementer kalsiyum + 400 IU D vitamini/gün + 35 mg risedronat/hafta verildi.Hastaların yaş ortalamaları kontrol, raloksifen ve risedronat grubunda sırası ile 57.5 ± 8, 60.5 ± 7.6 ve 60.9 ± 8.2 yıl olarak bulundu. KMY, tedavinin başlangıcında ve 12 ay sonunda DXA ile ölçüldü. Kemik döngüsü belirteçlerinden osteokalsin ve CTX serum düzeyleri, tedavi öncesi ve 3., 6., 9. ve 12. aylarda ölçüldü. İstatistiksel analiz için SPSS (version 13) bilgisayar paket programı kullanıldı. Gruplar arası karşılaştırmada Tek-Yönlü ANOVA testi kullanıldı. Tekrarlayan testlerde grup içi değerlendirmede Friedman ve Wilcoxon testi kullanıldı.Bulgular: Tedavi gruplarında L1-L4 KMY ve femur total KMY değerlerinde kontrol grubuna göre anlamlı bir artış görüldü (p<0.001 ve p<0.05). Femur boyun ve trokonterik KMY değerlerinde de kontrol grubuna göre artış oranı daha fazlaydı ama bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Serum osteokalsin ve CTX değerlerinde tedavi gruplarında kontrol grubuna göre tedavinin 6. ayından itibaren anlamlı oranda düşük bulundu (sırasıyla, p<0.05 ve p<0.001).Sonuç: Postmenopozal osteoporoz takibinde ve tedavinin etkinliğini değerlendirmede, KMY ölçümleri ve biyokimyasal belirteçler -özellikle tedavinin erken döneminde- çok faydalıdır.

Osteoporoz-postmenopozal
Abdurrahman Yeter
Afyon Kocatepe University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Roma III kriterlerine göre tanı alan fonksiyonel dispepsili hastalarda gastrik inflamasyonun özellikleri

Fonksiyonel dispepsi, gelişiminde çeşitli patofizyolojik mekanizmaların rol oynadığı, birbirinden farklı semptom kompleksleri ile karakterize klinik bir sendromdur. Roma III komitesi fonksiyonel dispepsi hastalarını epigastrik ağrı sendromu (EPS) ve postprandial rahatsızlık sendromu (PDS) olmak üzere iki alt kategoride incelemeyi önermiştir. Bu çalışmanın amacı, EPS ve PDS alt kategorileri ile mide mukozasındaki histopatolojik değişiklikler arasındaki ilişkiyi araştırmaktı.Roma III kriterlerine göre fonksiyonel dispepsi tanısı konan 50 hasta (41 kadın, 9 erkek; yaş ortalaması 38,0+/- 9,6) çalışmaya alındı. Mide mukozasındaki histolojik değişiklikler revize edilmiş Sydney sistemine göre değerlendirildi. Klinik olarak semptomlar günlük aktiviteyi etkilemesine göre dörtlü skalada derecelendirildi.Roma III kriterlerine göre 13 hasta EPS ve 14'ü PDS tanı aldı. 23 olguyu EPS ve PDS'nin örtüştüğü hastalar oluşturdu. Gruplar arasında Helicobacter pylori (H. pylori) enfeksiyonu sıklığı ve mide mukozasındaki histopatolojik değişiklikler bakımından farklılık yoktu. Genel grupta H. pylori sıklığı %90 idi. Tüm hastalarda kronik gastrit vardı ve 36 (%72) olguda kronik gastrit aktif idi. H. pylori yoğunluğu tüm topografik alanlarda nötrofil aktivitesi ve kronik inflamasyon ile anlamlı korelasyon gösterdi (sırasıyla antrum, r=0,694, p<0,001; korpus, r=0,679, p<0,001; angulus, r=0,682, p<0,001 ve antrum, r=0,453, p=0,001; korpus r=0,288, p<0,042; angulus, r=0,484, p<0,001). Mide mukozasındaki histopatolojik değişikliklerin şiddetine göre semptom skorlarında anlamlı bir farklılık saptanmadı.Sonuç olarak, fonksiyonel dispepsinin alt kategorileri olan EPS ve PDS hastalarında kronik gastrite ait özellikler ayırt edici değildir.

GastritHelicobacter pylori
Mustafa İhsan Uslan
Afyon Kocatepe University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabetes mellitus hastalarında huzursuz bacak sendromu sıklığı ve uyku kalitesine etkisi

AMAÇ:Bu çalışmada Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları polikliniğine başvuran ardışık 100 tip 2 diyabetli hastada Huzursuz Bacak Sendromu sıklığı araştırıldı ve bu hastalarda uyku kalitesi ile uyku bozukluklarına Huzursuz Bacak Sendromunun etkisi incelendi.GEREÇ VE YÖNTEM:Çalışmaya 22 HBS'li (yaş ortalaması 55,2 ± 6,8 yıl, 6'sı erkek) ve 28 HBS saptanmayan tip 2 DM'li (yaş ortalaması 51,6 ± 7,0 yıl, 20'si erkek) hasta dahil edildi. Hastaların metabolik parametreleri için kan ve idrar örnekleri alındı. Ayrıca antropometrik ölçümleri yapıldı. Diyabetin kronik komplikasyonları araştırıldı. Uyku kalitesini değerlendirmek amacıyla aynı hekim tarafından Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) anketi uygulandı ve hastalar uyku laboratuarında bir gece yatırılarak polisomnografik kayıtları yapıldı.BULGULAR:Çalışmaya alınan 50 Tip 2 diyabetli hastanın (24 kadın, 26 erkek) yaş ortalaması 53.2±7.0 yıl, ortalama diyabet süresi 11.4±6.3 yıl, ortalama beden kitle indeksleri (BKİ) 29.7±5.1 kg/m2 olarak tespit edildi. Gruplar yaş, diyabet süresi, hipertansiyon, hiperlipidemi, BKİ açısından benzerdi. Tip 2 DM'li 100 hastanın 25'inde (%25) HBS saptandı. Huzursuz bacak sendromu kadın cinsiyette anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p=0.002). Huzursuz Bacak Sendromu olan ve olmayan hasta gruplarının laboratuar ve metabolik parametreleri karşılaştırıldığında, HBS olanlarda hemoglobin değeri normal değer aralığında ancak HBS olmayanlara göre daha düşük bulundu (p=0.017). Diğer parametreler açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Hastaların DM'un kronik komplikasyonları taraması sonucunda diyabetik retinopati ve nöropatili hasta sayısı HBS olan grupta istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek tespit edildi (p=0.019, p=0.002). Hastaların son bir aylık subjektif uyku kalitesi PUKİ anketi kullanılarak değerlendirildi. Huzursuz Bacak Sendromu olan hasta grubunda global skor HBS olmayan gruba göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek saptandı ve Huzursuz Bacak Sendromu grubunda uyku kalitesi daha kötü olarak tespit edildi (p<0.001). Hastaların polisomnografik kayıtlarında her iki hasta grubunda da uyku yeterliliği normale göre daha düşük bulundu (ortalama %75.4). REM uyku evreleri her iki grupta normale göre daha düşük bulundu (ortalama %15.6), REM uyku süresi açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Uyanıklıktan uykuya dalmaya geçiş (yüzeyel uyku) olarak tariflenen NREM evre 1 süresi, her iki grupta normale göre uzamış olarak tespit edildi (ortalama %11.4). Fakat gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. NREM evre 2 süresi açısından her iki grup ortalaması normal-üst sınırda tespit edildi (%57.4). Derin uyku olarak adlandırılan NREM evre 3-4 sürelerine bakıldığında her iki grup ortalaması normal süreye göre daha düşük saptandı (%15.2) ancak gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0.796). Uykuda peryodik bacak hareketleri açısından HBS olan grupta PLMS Total İndeks ve NREM PLMS İndeksi istatiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0.001, p<0.001). Hastaların EMG ölçüm sonuçlarında HBS olan grupta diyabetik nöropatili hasta sayısı 15 (%68.2) olarak saptanırken HBS olmayan grupta 7 (%25) olarak saptandı (p=0.002). Sural sinir duyusal ölçümleri HBS olan grupta anlamlı olarak daha düşük bulundu (p=0.019, p=0.044).SONUÇ:Sonuç olarak değişik tipte uyku bozukluğunun sıkça görüldüğü DM'ye HBS'nin eklenmesi ile uyku kalitesinin daha da düştüğü tespit edildi. Tip 2 diyabetiklerde kötü uyku kalitesi ile kadın cinsiyet, retinopati varlığı, nöropati varlığı ve HBS'li olma ilişkili bulundu.

Yunus Özer
Afyon Kocatepe University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel olarak oluşturulan abdominal kompartman sendromunun gastroözefagial reflü ve akciğer aspirasyonu oluşumu üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı abdominal kompartman sendromunda intra-abdominal basınç artışının gastroözefagial reflü ve akciğer aspirasyonu üzerine etkisinin araştırılmasıdır.Gereç ve yöntem: Bu deneysel çalışma deneysel bir çalışma olarak planlandı. Ağırlıkları 22-26 kg arasında olan 6 miks cins erişkin erkek köpek çalışmaya alındı. Köpekler genel anestezi altında entübe edildi. İntraabdominal olarak plastik kateter yerleştirildi. Bu kateterden intraabdominal basınç serum fizyolojik ile arttırılırken üç yollu musluk ile basınç ölçümü yapıldı. Oral olarak mideye yerleştirilen diğer kateterin yeri transabdominal olarak palpasyonla tespit edildi. Bu tüpten sintigrafik madde verildi. Sülfür kolloid 5mCi Tc99m ile işaretlendikten sonra 30 ml süt ile karıştırılarak oragastrik kateterden verildi. 20 ml su ile kateter yıkandı. İntraabdominal basınç 5 dakikada 2 cm H2O artırılarak basınç 40 cm H2O ya ulaşana kadar dinamik kayıt yapıldı. Kompartman basıncında köpekler üç saat bekletilerek sitatik sintigrafik görüntü kaydedildi. Çalışma sonunda sintigrafik görüntülerden bazal, gastroözefagial reflü başlanğıcı, gastrik içeriğin farenkse geldiği basınçlar ile aspirasyon gözlenen köpekler tespit edildi.Bulgular: Bazal İAB'lar 10 cm H2O değerinin altında ölçüldü. Gastroösefagial reflü gözlenen ortalama İAB 17.83±4.07 cm H2O (11-23 cm H2O) olarak ölçüldü. Gastrik içeriğin farenkse geldiği ortalama İAB 29.83±3.25 cm H2O (26-35 cm H2O) olarak ölçüldü. İki köpekte aspirasyon olarak kabul edilen sintigrafik görüntü gözlendi.Sonuç: AKS erken tanı ve tedavisi yapılmadığı durumlarda mortalitesi yüksek seyredebilmektedir. Bu hastalarda cerrahi gerektirmeyen basınçlarda gastoösefagial reflü ve akciğer aspirasyonu gözlenebilmektedir. Endotrakeal tüp kaflarının şişik olması aspirasyonu engellememektedir. AKS'nda İAB artışının akciğerlere mekanik basıya bağlı meydana gelen restriktif akciğer hasarına akciğer aspirasyonun eklenmesi bu hastalarda mortaliteyi artıran ve kalıcı akciğer hasarına neden olabilir.

Gastroözofageal reflü
Arif Halil İbiş
Afyon Kocatepe University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Portal hipertansif tavşanlarda pantoprazol infüzyonunun hepatik arter ve portal akım hemodinamisi üzerine akut etkileri

Amaç: Çalışmamızın amacı parsiyel portal ven ligasyonu oluşturulmuş tavşanlarda somatostatin ve pantoprazol infüzyonun portal ven basıncı, hepatik arter basıncı, sistemik arter basıncı ve nabız sayısı üzerine akut etkileri karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Denekler üç gruba ayrıldı. Birinci gruba sham operasyonu, ikinci ve üçüncü gruba parsiyel portal ven ligasyonu uygulandı, dört hafta sonra anestezi altında laparotomi yapılarak femoral arter, portal ven ve hepatik arter kanüle edilerek, sistemik arteriyel basınç (SAB), nabız, hepatik arter basıncı (HAB) ve portal ven basıncı (PVB) monitörize edilerek ölçüldü. Bazal ölçümler yapıldıktan sonra 2. gruba i.v. somatostatin (1-1.5 µg/kg iv bolus, 1-1.5 µg/kg iv infüzyon) ve 3. gruba i.v. pantoprazol (1 mg/kg iv puşe, 0,1 mg/kg/h infüzyon) uygulandı, 30. dakikada ölçümler tekrarlandı. İnfüzyon öncesi ve infüzyonun 30. dakikasındaki ölçümler karşılaştırıldı. Sham grubunda bazal portal ven basıncı, hepatik arter, ortalama arteriyel basınç ve nabız sayısı ölçüldü serum fizyolojik infüzyonu (1ml/kg/dk) uygulanarak infüzyonun 30. dakikasında aynı ölçümler tekrarlandı.Bulgular: Pantoprazol, somatostatin grubu ile sham grubu portal ven basıncı ölçümleri karşılaştırıldı. Portal ven basıncı pantoprazol (11,4 mmHg) ve somatostatin (12,2 mmHg) grubunda sham grubuna (7,7 mmHg) göre anlamlı derecede yüksek tespit edildi (P<0.05). Dolayısıyla PPI ve somatostatin grubunda portal hipertansiyonun oluştuğu gösterildi.Pantoprazol infüzyonu öncesi ve sonrası değerler karşılaştırıldı; ortalama arteriyel basıncını etkilemediği, buna karşılık nabız, hepatik arter ve portal ven basıncını anlamlı olarak azalttığı saptandı.Somatostatin infüzyonu ile hepatik arter, portal ven basıncında istatistik olarak anlamlı düşme olduğu, ortalama sistemik arteriyel basınçta istatistiksel olarak fark olmadığı görüldü (P=0,77).Somatostatin grubunda portal ven basıncında pantoprazol grubuna göre anlamlı olarak daha fazla düşüş saptandı. (P=0,014). Pantoprazolün PVB'ı azaltmakla birlikte bu etki SMS'nin etkisi kadar güçlü olmadığı tespit edildi.Sham grubunda olası plasebo etkisini dışlamak amacıyla serum fizyolojik infüzyonu yapılarak bazal ve 30. dakikalardaki ölçümler karşılaştırıldı, istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi.Sonuç: Pantoprazolün somatostatin kadar güçlü etkili olmamakla birlikte portal ven basıncını anlamlı olarak düşürür. Üst GİS kanamalarında etyoloji bilinmeksizin başlanılan pantoprazol infüzyonu özellikle sirotik hastalarda mide asidini azaltıcı etkisine ek olarak portal hipertansiyonu azaltması kanama kontrolünün sağlanmasında ek fayda sağlayabilir. Çalışmamız, ileride pantoprazolün portal hemodinamiğe etkilerinin belirlenmesi için yapılacak insan çalışmalarına ışık tutabilir.

Meral Maralcan
Afyon Kocatepe University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipovolemide izofluran ve sevofluranın hemodinami üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı sevofluran ve izofluran anestezisinin hipovolemi durumunda Minimum Alveolar Konsantrasyon (MAK) değerleri ve hemodinamik parametrelerinin karşılaştırılmasıdır.Gereç ve yöntem: Bu çalışmada yaşları 6 ile 9 ay arasında değişen 16 adet erkek Yeni Zelanda tipi tavşan kullanıldı. Sevofluran (n=8) ve izofluran (n=8) grubu olmak üzere iki grup oluşturuldu. Çalışma yapılacak ajanla anestezi indüksiyonu yapıldı. Tavşan direkt laringoskopi sonrası entübe edildi ve sürücü gaz olarak 2 l/dk Oksijenin kullanıldığı vaporizatöre bağlandı. Bazal MAK değerleri saptandı. Tavşanda 1 MAK değerine ulaşılıp hareketsizlik gözlendikten sonra, sol femoral arterden invaziv arter monitorizasyonu, sağ femoral venden santral venöz basınç monitörizasyonu yapıldı. 15 dakika sonra tavşanın bazal santral venöz basınç, arteriyel basınç, kalp hızı ve solunum sayısı kaydedildi. Hipovolemi oluşturmak için santral ven kateterinden 30 dakikada 15 ml/kg kan aspire edildi. Hipovolemi oluşturulduktan 30 dakika sonra sonra hipovolemideki MAK değeri kaydedildi. Tavşanın hipovolemideki santral venöz basınç, arteriyel basınç, kalp hızı ve solunum sayısı kaydedilerek çalışma sonlandırıldı.Bulgular: Bazal ve hipovolemik dönemlerde gruplar arası SVB, sistolik ve diyastolik kan basınçları, kalp hızı ve solunum sayısı açısından fark görülmedi. İki grup arasındaki bazal MAK değerleri anlamlı derecede farklı idi. Gruplardaki hipovolemik dönem ile bazal MAK değerlerinin değişim oranları iki grup arasında anlamlı derecede farklıydı.Sonuç:. Bu çalışmada eşdeğer anestezi düzeyi sağlayan bir MAK konsantrasyonlarında izofluran ve sevofluranın hemodinamik paremetreleri benzer şekilde etkilemektedir. Hipovolemik durumda sevofluranın MAK değerinin izofluranın MAK değerine göre daha fazla düşmektedir.

AnestetiklerHemodinami
Muhammed Yeğit
Afyon Kocatepe University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psödofakik gözlerde akomodasyonun Powerrefraktör II (Plus Optix CR03) cihazı ile ölçümü

AMAÇ: Akomodasyonu objektif olarak ölçen plus optix cihazı yardımı ile psödofakik göz grubunu fakik kontrol grubu ile kıyaslamakGEREÇ VE YÖNTEM: Bir gözünde katarakt olan ve başka patolojik bulgu izlenmeyen, diğer gözde ise muayene bulguları tamamıyla doğal olarak izlenen ve Snellen eşelinde görme keskinliği 1,0 olarak saptanan, Fakoemülsüfikasyon ve Sensar AR 40eTM GİL implantasyonu yapıldıktan sonra ameliyatlı gözünde ameliyat sonrası görme keskinliği Snellen eşelinde 1,0 olarak saptanan 30 hastanın opere olan 30 gözü psödofakik göz grubunu, fakik olan diğer gözleri ise kontrol grubunu oluşturdu. Ameliyat sonrası 1. gün, 1. hafta, 1.,3., ve 6. ay kontrollerinde ayrıntılı refraksiyon, ön segment ve fundus muayenesi yapılan hastaların biyometri ve akomodasyon ölçümleri 6. ayda yapıldı. İstatistiksel analiz student t testi ve Pearson korelasyon testi kullanılarak yapıldı.BULGULAR: Hastaların ortalama yaşı 54,13±6,46 yıl (37?61 yıl) olarak bulundu. Psödofakik göz grubunda yalancı akomodasyon ortalama 1,17±0,56 D ve kontrol göz grubunda akomodasyon gücü ortalama 1,50±0,61 D olarak saptandı. Kontrol göz grubunda akomodasyon gücü psödofak göz grubundaki yalancı akomodasyondan istatiksel olarak anlamlı daha yüksek bulundu (p=0,003).SONUÇ: Psödofakik göz grubunda akomodasyon gücünü kontrol grubuyla kıyasladığımızda anlamlı olarak düşük olarak saptamış olmakla birlikte psödofak gözlerde düşük miktarlarda da olsa bir miktar akomodasyonun olduğunu saptadık. Psödofak gözlerdeki akomodasyonu değerlendirebilmek için değişik ölçüm yöntemleri kullanılarak daha fazla sayıda araştırmaya ihtiyaç olduğuna inanmaktayız.

Mustafa Şanlı
Afyon Kocatepe University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Afyonkarahisar il merkezindeki anaokulu ve kreş öğrencilerinde kulak burun boğaz hastalıkları taraması

Bölgeler arasında sosyokültürel, ekonomik, etnik ve genetik farklılıkların olması hastalık ve patolojilerin, sıklığının ve çeşitliliğinin birbirinden farklı olmasına neden olmaktadır. Bu farklılıklar epidemiyolojik çalışmalar sayesinde ortaya konulmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Afyonkarahisar ilindeki ilkokul öncesi çocukların muayene edilip değerlendirilmesi suretiyle elde edilen verilerin literatür bilgisiyle karşılaştırmalı olarak başta KBB hekimleri olmak üzere tüm hekimlerin kullanımına sunulmasıdır. Çalışma 3-6 yaş arası 1122 çocuğun devam etmekte oldukları eğitim kurumlarında muayene edilmesiyle gerçekleştirildi. Ailelerin eğitim durumları, gelir düzeyleri, çocuğun mevcut kulak burun boğaz hastalığının olup olmadığı, alerji öyküsünün varlığı, uykuda horlama-ağzı açık uyuma gibi problemlerin varlığı, çocuğun sigara dumanına maruz kalıp kalmadığı sorgulandı. Yaş ve cinsiyet durumu kaydedilen çocuklara muayene sırasında orofarenks bakısı, anterior rinoskopi, otoskopi ve boyun muayenesi ile beraber timpanometrik inceleme yapıldı. Çalışma sırasında orofarenks bakısında; tonsil boyutları, uvula ve yumuşak damak patolojilerinin varlığı; anterior rinoskopilerde septal deviasyon varlığı, alt konka hipertrofisi, nazal kavitelerde mevcut olan sekresyon ve niteliği; kulak muayenelerinde aurikuler anomali, preaurikuler anomali, DKY patolojisi varlığı, timpanumda efüzyon varlığı özellikle araştırıldı. Boyun muayenesinde konjenital anomali ve kitle varlığı araştırılıp bulgular kaydedildi. Çalışma sonuçları Ki-kare ve Fishers Exact test istatistiksel analiz metodları ile değerlendirildi. Yaptığımız çalışmada 3-6 yaş grubunda en sık görülen patolojiler efüzyonlu otitis media, rinosinüzit, alerjik rinit olup daha az sıklıklada konka hipertrofisi ve septum deviasyonu saptanmıştır. Bu yaş grubunda uykuda horlama ve tanıklı apne gibi yakınmaları olan çocuklarda grade 4 tonsil hipertrofisi etyolojide önemli bir faktördür. Okul öncesi çocukluk çağında sık görülen efüzyonlu otitis medianın oluşumunda yaş ve nazal inflamatuar patolojiler önemli bir risk faktörü oluşturmaktadır. Efüzyonlu otitis media insidansı ile cinsiyet, ailenin gelir ve eğitim düzeyi, sigara dumanına maruziyet ve uykuda sorun olması arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Timpanometri EOM tanısında etkin bir tetkikdir. Ancak her zaman B tipi eğri beklenilmemelidir. EOM'lı olgularda timpanogramda %1 civarında tip A, %30 civarında da tip C eğri görülebilmektedir. Bifid uvula varlığı ile EOM insidansı arasında anlamlı bir ilişki söz konusudur. Bifid varlığı EOM gelişiminde önemli bir risk faktörüdür. Üç-altı yaş grubunda bifid uvula, preaurikuler skintag, kepçe kulak, DKY atrezisi, yarık damak, tiroglossal duktus kisti saptanabilecek konjenital baş boyun anomalileridir.

Ramazan Sargın
Afyon Kocatepe University
2007
00