
12
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Karadeniz Bölgesi'nin batısında güncel iklim özellikleri ile fosil polen bulguları arasında karşılaştırma: Abant ve Yeniçağa gölleri çevresi
Anadolu hem iklim hem de bitki örtüsü bakımından çeşitlilik gösteren bir coğrafyadır. İklim koşulları ve bitki örtüsü geçmişten günümüze kadar birçok değişim geçirmiştir. Bu değişime Holosen'den itibaren insanın neden olduğu değişimler de eklenmiştir. Batı Karadeniz Bölümü'nün iç kesiminde yer alan çalışma alanı, bitki örtüsü bakımından Türkiye'nin zengin alanları arasında yer alır. Bu alanda yapılacak ayrıntılı çalışmalar bu zenginliğin geçmişinin ortaya konulması ve değerlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, Karadeniz Bölgesi'nin batısında yer alan Abant ve Yeniçağa göllerinin çevresindeki bitki örtüsünün geçirdiği değişimlerin, European Pollen Database'den (EPD) alınan fosil polen analizleri verisi ile incelenerek, bölgede yaşanan iklim değişikliklerinin belirlenmesidir. Çalışmada kullanılan sıcaklık ve yağış verileri Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nden (MGM) alınmıştır. Bu iklim verileri, bölgenin güncel iklim özelliklerinin belirlenmesi ve çalışma alanının içinde yer aldığı iklim tiplerinin ortaya konulması için kullanılmıştır. Yapılan iklim analizleri, şekil, tablo ve grafiklerle gösterilmiştir. Fosil polen analizleri için kullanılan veriler Avrupa Polen Veri Tabanından (EPD) alınmıştır. Tilia programı kullanılarak Abant ve Yeniçağa göllerindeki polenlerin bulundukları derinlikteki yüzde değerlerin diyagramları oluşturulmuştur. Polen diyagramları yorumlanarak vejetasyon değişimine dayalı olarak geçmiş iklim özellikleriyle güncel iklim özellikleri arasında karşılaştırma yapılmıştır. Fosil polenlerden, günümüzde hala Anadolu'da yayılışı olanların ekolojik özellikleri incelenerek, Abant ve Yeniçağa gölleri çevresindeki güncel vejetasyon ile karşılaştırılmıştır. Dünya'da Holosen başlangıcından günümüze kadar gerçekleşen iklim değişikliklerinin etkilerinin Batı Karadeniz Bölümü'nde de görüldüğü sonucuna varılmıştır.
İklim değişikliği ile mücadelede döngüsel ekonominin rolü
İklim değişikliği, kendisini tehdit eden en büyük küresel sorunlardan biri olarak insanlığın karşısında durmaktadır. Son yıllarda iklim değişikliği sorununa karşı her ne kadar kamuoyu ilgisi, uluslararası çalışmalar ve bilimsel yayınlarda büyük bir artış olsa da; iklim değişikliğine neden olan insan kaynaklı etmenler ve iklim değişikliğinin olumsuz etkileri artarak devam etmektedir. Bu nedenle, iklim değişikliği ile mücadelede hedeflere ulaşılabilmesi için, daha fazla geç kalınmadan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri'ne uygun olarak yenilenebilir enerjiye geçiş ve enerji verimliliği ile birlikte materyal verimliliği ilkelerinin hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, mevcut üretim ve tüketim kalıplarında temel bir dönüşümü vadeden döngüsel ekonominin, iklim değişikliğine neden olan etmenlerin önlenmesi veya azaltılması yoluyla uluslararası iklim değişikliğiyle mücadeledeki potansiyel rolü incelenmiştir. Paris Anlaşması'na göre taraflar, sürdürülebilir üretim ve tüketim kalıplarının iklim değişikliği ile mücadeledeki rolünün önemini kabul etmişlerdir. Yapılan literatür çalışması sonucunda, döngüsel ekonominin azaltım potansiyeline ilişkin zengin bir kaynak olmadığı ve bununla birlikte somut örneklere ilişkin ise çok daha az kaynak yer aldığı fark edilmiştir. Bu çalışmada, iyileştirilmiş ve geniş ölçekte uygulanacak döngüsel bir ekonominin farklı ilkelerinin, önemli emisyon üreticisi çeşitli sektörlerde azaltıma ilişkin değişken sonuçları gösterilerek, bu alanda literatüre katkı yapılmıştır. Mevcut kaynakların incelenmesi sonucunda, genel olarak döngüsel ekonomi ilkelerinin azaltım potansiyelinin umut verici olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Dolaşımlı akışkan yataklı yakma sisteminde türk linyitinin yakılması ve CO2 tutmanın tekno-ekonomik analizi
Bu tez çalışmasında, Türkiye'de yer alan Çan Termik Santrali örneği üzerinden, dolaşımlı akışkan yataklı yakma sistemlerinde Türk linyitinin yakılması ve karbondioksit (CO2) tutmanın tekno-ekonomik analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında üç farklı senaryo değerlendirilmiştir: Baz senaryo (klasik dolaşımlı akışkan yatak sistemi), Oksi-yanma teknolojisi entegrasyonu ve dolaşımlı akışkan yatak sistemine Ca-döngüsü karbon tutma teknolojisinin entegre edilmesi. Her bir senaryo için enerji verimliliği, CO2 emisyon miktarları, yakıt tüketimi, elektrik üretim maliyetleri, indirgenmiş elektrik maliyeti (LCOE), CO2 tutma ve sakınma maliyetleri, geri ödeme süresi ve net bugünkü değer (NPV) parametreleri üzerinden değerlendirmede bulunulmuştur. Tez kapsamında yapılan analizlerde, çevresel sürdürülebilirlik açısından karbon yakalama teknolojilerinin önemine dikkat çekilmiş ve ekonomik fizibilite bakımından en uygun çözüm önerileri karşılaştırmalı olarak sunulmuştur. Hesaplamalarda Çan linyitinin özgül ısıl değeri, bileşimi ve santralin ortalama yıllık işletme verileri kullanılarak özgün teknik değerlendirmeler yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, baz senaryoda karbon tutma uygulanmadığından CO2 emisyonu 3,1 Mt/yıl ile en yüksek seviyededir ve enerji verimi %42 ile en yüksek düzeydedir. Oksi-yanma senaryosunda emisyonlar 0,3 Mt/yıl seviyesine kadar önemli ölçüde azalmış olsa da, oksijen üretim süreçleri nedeniyle enerji verimi %34-35 aralığına düşmüş ve maliyet artmıştır. Ca-döngüsü senaryosunda ise enerji verimi %35-37 aralığında olup emisyonlar yine 0,3 Mt/yıl seviyesindedir. Yüksek karbon tutma oranı ile birlikte göreceli olarak daha düşük yatırım ve işletme maliyetleri sayesinde, Ca-döngüsü senaryosu en dengeli çözüm olarak öne çıkmaktadır.
Datça yarımadası vadilerinde bitki örtüsü özellikleri
Datça Yarımadası Akdeniz flora bölgesi içinde Türkiye'nin güneybatısında Ege Denizi üzerinde yer almaktadır. Datça Yarımadası sahip olduğu coğrafi konum, jeolojik, jeomorfolojik ve iklimsel özellikleri ile Akdeniz ekosistemine özgü zengin bitki tür çeşitliliğine sahip bir bölgedir. Doğu batı doğrultusunda engebeli ve dağlık jeomorfolojik karaktere sahip yarımadada yükselti değerleri deniz seviyesinden itibaren kısa mesafelerde artmakta ve birçok genç vadiyle yarılmaktadır. Bu tez çalışmasında, zengin bitki tür çeşitliliğine sahip bu vadilerdeki bitki örtüsü özelliklerinin alfa (α), beta (β) ve gama (γ) tür çeşitlilik bileşenleri ile çevresel faktörler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışma kapsamında bitki örtüsü dağılış özellikleri orman formasyonu, çalı formasyonu ve kumul formasyonu olarak ayrı başlıklar altında ele alınmıştır. Orman (Pinus brutia, Pinus pinea, Cupressus sempervirens, Liquidambar orientalis, Populus tremula, Phoenix theophrasti), çalı (Pistacia lentiscus, Pistacia terebinthus, Arbutus andrachne, Arbutus unedo, Quercus coccifera, Quercus ilex, Quercus aucheri) ve kumul (Medicago marina, Pancratium maritimum, Ammophila arenaria) formasyonlarına ait başlıca türleri kapsayan bitki örtüsü dağılış haritası oluşturulmuştur. Yarımada genelinde belirlenen örnek vadilerde alan içi çeşitlilik alfa (α), alanlar arasındaki çeşitlilik beta (β) ve alanın toplam çeşitliği gama (γ) tür çeşitlilik bileşenleri kullanılarak hesaplanmıştır. Belirlenen 4 örnek vadi boyunca 21 örnekleme alanında 30 farklı bitki türü tespit edilmiştir. Alfa (α) çeşitliliği ile eğim ve pürüzlülük indeksi ile pozitif yönlü; radyasyon indeksi, sıcaklık indeksi, topoğrafik pozisyon indeksi, BIO3 ve BIO7 iklim değişkenleriyle ise negatif yönlü ilişki olduğu belirlenmiştir. Beta (β) ve gama (γ) çeşitlilik sonuçları ise yarımadanın kuzeyinde yer alan, eğim, engebelilik ve gölgelenmenin yüksek olduğu Çakal deresi vadisinin, bitki çeşitliliği bakımından daha zengin olduğunu göstermiştir.
Egzotik ağaç türlerinin ekolojik özellikleri ve iklim değişimi: Mimaroba (Büyükçekmece ilçesi-İstanbul) örneği
Araştırma sahası, İstanbul ilinin güney-batısında yer alan Büyükçekmece ilçesine bağlı Batıköy mahallesinde bulunan bir yerleşim birimidir. Mimaroba kentinin her üç tarafı da Marmara denizi ile çevrilidir. 2008 yılından önce Mimarsinan beldesine bağlı bir yerleşme iken 2008'de çıkan yasa ile Büyükçekmece İlçe Belediyesine bağlanmıştır. Yapılan bu çalışmanın amacı araştırılan sahanın iklim verilerini kullanarak, sahada tespit edilen belli başlı egzotik ağaç türlerinin anavatanlarındaki iklim verileriyle karşılaştırmak ve küresel iklim değişikliği açısından değerlendirmektir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde araştırma sahasının iklim özellikleri çeşitli veriler kullanılarak oluşturulmaya çalışılmış, grafiklendirilmiş ve yorumlanmıştır. İkinci bölümde Mimaroba'da tespit edilen belli başlı egzotik ağaç türlerinin doğal yaşam alanlarındaki iklim özellikleri ile Mimaroba' daki iklim özellikleri karşılaştırılmıştır. Bunun için, ilk aşamada çalışma sahasında yer alan egzotik ağaç türleri tespit edilmiştir. Çalışmanın bölümünde ise iklim değişikliği değerlendirmesi yapılmıştır. Söz konusu hava koşullarında, küresel ölçekte, son yarım asırdır ciddi değişmeler söz konusudur ve bu değişimlerden en fazla etkilenen ve etkilenecek olan ülkelerden bir tanesi de Türkiye'dir. Yapılan iklim modellemeleri ve bilimsel senaryolar küresel çapta iklimde bir değişmenin olduğuna işaret etmektedir. Bu bağlamda iklim değişikliği meselesini, çok genel bir yaklaşımla, nedeni ne olursa olsun iklim koşullarındaki geniş ölçekli ve önemli yerel etkileri olan, uzun süreli ve yavaş gelişen değişimler olarak görmek mümkündür. İklim değişikliğine bağlı olarak yapılan modellemelerin ve iklim senaryolarının genelinde, Türkiye için sıcaklıkların 1 ile 6 °C arasında artacağı ve yağışta ise düzensizliklerin daha sık hale geleceği rapor edilmektedir. Bu bağlamda ulusal ve uluslar arası çapta iklim değişikliği ile ilgili yapılan iklim modellemeleri ve senaryolarının Türkiye ve özellikle zengin biyolojik çeşitliliği üzerine olan etkileri, oluşturulan projeksiyonlar doğrultusunda incelenerek, iklim değişikliğinin etkileri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İklim, Mimaroba, Egzotik Ağaç Türleri, İklim Değişikliği, Biyolojik Çeşitlilik
İklim değişikliğine bir çözüm önerisi olarak kentsel taşıma kapasitesinin değerlendirilmesi
2019 yılı verilerine göre Dünya nüfusu 7.7 milyar kişi olup bu nüfusun yaklaşık %55'i kentlerde yaşamaktadır. 2050 yılı projeksiyonlarına göre Dünya nüfusunun 9.6 milyar kişi olacağı ve bu nüfusun %75'inin kentlerde yaşayacağı tahmin edilmektedir. Daha fazla nüfus daha fazla su, gıda, konut, enerji, altyapı, ulaşım, sağlık ve eğitim hizmeti anlamına gelmektedir. Bu arazi kullanım fonksiyonlarının hepsi için yeniden üretilme olanağı olmayan ama en fazla yok edilen doğal kaynaklardan biri olan toprak gereklidir. Sonsuz olan insan ihtiyaçlarını karşılamak için sınırlı doğal kaynaklara yapılan her müdahale (tahrip, tüketme, kirletme vs.), doğal ekosistemlerin dengesini bozmakta ve bugün baş etmek zorunda olduğumuz en büyük sorunlardan biri olan iklim değişikliği sürecini hızlandırmaktadır. Sanayileşme sonrası yaşanan teknolojik gelişmelerle birlikte karbon salımları hızlı bir artış göstermiş ve atmosferin ısınmasıyla hava olaylarında önemli değişiklikler yaşanmaya başlamıştır. Günümüzde kentler, küresel emisyonların %74'ünden sorumlu tutulmaktadır. Nietzsche bundan 70 yıl önce şöyle söylemiştir; ÇÖL BÜYÜYOR… Burada metafor olarak kullanılan çöl, gezegenin eşiklerini aşarak güvenli sınırların ötesine tehlikeli bölgeye geçtiğimizi haber verirken aynı zamanda günden güne şiddetlenen doğal ve ekolojik yok oluşları anlatmaktadır. Dünyadaki doğal kaynak rezervine göre; sürdürülebilir olarak ihtiyaçlarımızı karşılamak ve ürettiğimiz atıkları geri dönüştürmek için kişi başına 1.8 hektar biyolojik alana sahip olmamıza rağmen kişi başına biyolojik alan tüketimimiz 2.7 hektardır. Bu oran Dünyanın taşıma kapasitesinin %50 üzerindedir. Bu durum Dünyanın, nüfusun 1 yılda tükettiği doğal kaynakların yeniden üretimi ve atmosfere salınan CO2'nin tutulması için 1,5 yıla ihtiyacı olduğu anlamına gelmektedir. Yani nüfus olarak yaptığımız tüm tüketim faaliyetlerinin karşılanabilmesi için fazladan yarım Dünyaya daha ihtiyacımız vardır. Doğal kaynakların kendini yeniden üretebilmesi, iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması ve ekosistem ömrünün uzatılması için maksimum tüketimden ve emisyondan sorumlu olan kentlerin fiziksel, sosyal ve ekonomik koşulları içinde taşıma kapasitelerinin gözden geçirilmesi gerekmektedir. Çalışma kapsamında, kentsel taşıma kapasitesi modeli şehir planlama bakış açısıyla incelenmiş olup, ilgili literatür kapsamında modelin kavramsal çerçevesi çizilmiş, sağladığı faydalar ile sahip olduğu kısıtlar tespit edilmiştir. Kavrama ilişkin geliştirilen yaklaşımlar ile taşıma kapasitesi belirleme yöntemlerine de yer verilerek, imar planlarında yapılabilecek çalışmalara ilişkin öneriler sunulmuştur.
Afrika'da bazı ağaç türlerinin iklim senaryolarına göre yayılışlarındaki değişimler
İklim değişikliğinin etkisi Dünya'nın çeşitli yerlerinde farklı biçimlerde ve şiddette kendini göstermektedir. Sonuçlarından yaşayan tüm bitki ve hayvan türleri doğrudan ve/veya dolaylı olarak etkilenirken, yeryüzünün kimi bölgeleri daha hassas ve daha hızlı bir biçimde bu etkiye maruz kalabilmektedir. Gelecekte bitki ve hayvan türlerinin bu değişikliklerden nasıl etkileneceğini öngörebilmek ve koruma çalışmalarının planlamasına yardımcı olmak için farklı çalışmalar yapılmaktadır. Bunların büyük kısmı da iklim senaryolarına göre çeşitli modellerin kullanılmasına dayanmaktadır. Bu çalışmada Doğu şempanzelerinin (Pan troglodytes schweinfurthii) Afrika kıtasındaki yayılış alanında doğal olarak ortaya çıkan belli başlı ağaç türlerinden bazılarının iklim değişikliğinden nasıl etkileneceğinin ortaya konulması hedeflenmiştir. Arboreal bir tür olan dolayısıyla belirli ağaç türleriyle yakın ilişki içinde olan Pan troglodytes schweinfurthii türünün yayılış alanı da bu ağaç türlerinin varlıklarının korunmasına bağlı olduğu açıktır. Zira şempanzelerin beslenme ve yuvalama amacıyla özellikle Ficus ve Celtis türlerini kullandıkları bilinmektedir. Bu sebeple şempanzelerin kullandığı bu ağaç türlerinin iklim değişikliğine karşı olası etkilerini değerlendirmek çalışmanın temel amacıdır. Bunun yanında çalışmada modellemesi yapılan ağaç türlerinin sadece şempanzeler tarafından değil birçok farklı canlının yaşam alanı ve besin kaynağı olması bu ağaçların taşıdığı değeri ve kuşkusuz çalışmanın da önemini arttırmaktadır. Bu ağaçların bir diğer özelliği ise insanların bu ağaçları çeşitli şekillerde faydalanması sebebiyle sahip olduğu kültürel özelliklerdir. Anahtar Kelimeler: İklim Değişikliği, dağılım modelleri, gelecek senaryoları, Afrika.
İklim değişikliğine neden olan doğal etmen ve süreçler
İklim mekanizması içerisinde ve onun değişikliğinde birbiri ile oldukça karmaşık ilişkiler içerisinde bulunan gerek doğal gerekse de antropojenik unsurların ortaya çıkardıkları etkilerin ayrımı konusu oldukça zordur. Bu zorluk günümüzdeki insan kaynaklı iklim değişikliği'nin sınırlarının çizilmesi ve gelecekte ortaya çıkarabileceği etkileri değerlendirmede bir takım eksik yönler bırakmaktadır. Bunun yanında farklı bilim disiplinlerinde yapılan çalışmalar, genellikle iklim değişikliği konusunda sadece hedeflenen bir etmen üzerinden yapıldığından, diğer etmenler arasındaki bağlantılar açıkça ortaya koyulamamakta, bu ise iklim değişikliklerinin bütünsel işleyişinin anlaşılmasında zorluklar yaratmaktadır. Bu nedenle iklim değişikliklerine neden olan kısa ve uzun dönemli doğal etmen ve süreçleri mekanizmaları ile ele almak ve ortaya çıkardıkları etkileri belirlemek oldukça önemlidir. Bu bakış açısı ile tezde, küresel iklim değişikliğine neden olan doğal etmenler, çeşitli mekanizmaları ile ayrı ayrı ele alınmış, ortaya çıkardıkları önemli iklim değişikliği süreçleri Prekambriyen devrinden günümüze kadar olan zaman aralığında incelenmiştir. Çalışma sonucunda Dünya jeolojik tarihi boyunca iklim değişikliği sürecini tetikleyen bir ana unsur olsa dahi diğer birçok doğal değişkenin ve etmenlerin sürece dahil olduğu saptanmış, iklim değişikliklerinin şiddeti ve süresi üzerinde önemli değişimler ortaya çıkarmışlardır. Buna paralel olarak iklim değişikliği süreçleri'nin tek bir nedene bağlı olarak değil de daha geniş bir bakış açısı ile tüm iklim elemanlarının, doğal ve antropojenik etmenlerin birlikte değerlendirilmesinin, iklim değişikliği süreçlerinin daha iyi kavranması ve doğuracağı sonuçların daha iyi tahmin edilebilmesini sağlayabileceği sonucuna varılmıştır.
İklim değişikliğinin İç Anadolu Bölgesi'nde şeker pancarının tarımsal üretim ekonomisi üzerine olası etkileri
Dünyada üretimi yaygın olarak yapılan şeker bitkileri, şeker kamışı ve şeker pancarıdır. Ilıman kuşak bitkisi olan şeker pancarı, Türkiye için gerek şeker ve yan ürünlerinin üretimi gerekse diğer sektörlere katkısından dolayı önemli bir tarım ürünüdür. İklim değişiminin dünyada yaratacağı etkilerin tartışıldığı son yıllarda, IPCC'nin yaptığı iklim projeksiyonlarına istinaden Türkiye'de şeker pancarı tarımı ve ekonomisindeki değişimler incelenmiştir. Türkiye'de şeker pancarı üretiminin yüzde 70'i İç Anadolu Bölgesi'nde yapılmaktadır. MGM'den temin edilen bölgenin en çok üretim yapan sekiz ilinin rasat istasyon verileri, gelecek senaryolarına göre analiz edilmiş ve sonuçlar günümüz koşulları ile karşılaştırılarak gelecekte olabilecek şeker pancarı ve şeker verimi tahmin edilmeye çalışılmıştır. Bazı istasyonların meteorolojik verilerinde önemli eksikliklerin olması çalışmayı zorlaştırmıştır. Gelecekte şeker pancarı üretiminde büyük bir değişiklik yaşanmayacağı ancak nüfus artışına bağlı olarak şeker arzının yetersiz olacağı beklenmektedir. Aynı zamanda sıcaklık artışı ve yağış azalışlarına bağlı olarak su kaynaklarındaki yetersizlik, tarımsal sulamada tasarruf sağlanabilmesi için modern sulama tekniklerini zorunlu hale getirmektedir. Şeker arzının yetersizliğinin ancak dekarda şeker pancarı veriminin artırılarak giderilebileceği savunulmaktadır. Verimin arttırılmasına yönelik çalışmaların yapılmaması gelecekte hem şeker hem de yan ürünlerinde dışa bağımlılığa neden olacaktır. Şeker pancarı tarımının diğer sektörlere olan katkısı da düşünüldüğünde sürdürülebilirliğinin sağlanması büyük bir önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Şeker Pancarı Tarımı, İç Anadolu Bölgesi, İklim Değişikliği, Gelecek Analizi, Tarımsal Üretim Ekonomisi
İklim duyarlılığı ve KOBİ'lerin organizasyon davranışlarına etkileri: Gebze örneği
İklim değişikliği literatüründe büyük firmaları konu alan birçok çalışma yapılmış olmasına karşın KOBİ'leri, özellikle de sahip-yöneticilerin kişisel bilgi ve farkındalık düzeylerini ele alan çalışmalar konusunda bir eksiklik söz konusudur. Hem Dünya hem de Türkiye ekonomisi içinde büyük bir yer kaplamalarına rağmen, KOBİ'lerin çevresel etkileri çoğunlukla ihmal edilmektedir. Fakat son yıllarda KOBİ'lere yönelik gerçekleştirilen çalışmalar, KOBİ'lerin bireysel olarak anlamlı bir çevresel zorlama unsuru yaratmamalarına rağmen, bölgesel ve küresel bağlamda büyük çevresel etkilere sahip olduklarını göstermektedir. Bu anlamda literatüre katkı sağlamak için, bu çalışmada firma sahip-yöneticilerinin iklim değişikliği konusundaki bilgi düzeyi, çevreye yönelik tutum ve davranışlarının, firmadaki "çevre/iklim yanlısı" organizasyonel davranışı ne yönde etkilediği sorusuna cevap bulmak amaçlanmıştır. KOBİ'lerin karar alma mekanizmaları üzerinde büyük etki sağladığı varsayılan sahip-yöneticilerin iklim duyarlılığı, sahip-yöneticilerin bilgi düzeyi, tutum ve davranışları ile ilişkilendirilmiştir. Çalışma Gebze alt bölgesinde Doğu Marmara Kalkınma Ajansı Temiz Üretim Mali Destek Programı kapsamında destekten yararlanmış olan KOBİ'ler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu firmaların seçilme nedeni ise temiz üretim mekanizmasından haberdar olan ve bu konuda proje yürütme kabiliyetine ve altyapısına sahip olan bu firmaların, çevre/iklim yanlısı davranışa sahip olma/geliştirme kabiliyetlerinin ortalamaya oranla yüksek olduğunun varsayılmasıdır. Firmalar üzerinde gerçekleştirilen anket ve yarı yapılandırılmış görüşmeler ışığında, katılımcıların iklim değişikliği konusunda yüksek bir bilgi düzeyine sahip olduğu belirlenmiştir. Kişisel olarak özellikle elektrik ve su kullanımı konusunda çevre yanlısı davranışlar gösteren sahip-yöneticilerin iklim değişikliği konusundaki bilgi düzeyi, tutum ve davranışlarının, firmanın çevre/iklim yanlısı firma faaliyetleri konusunda anlamlı bir etkiye sahip olmadığı belirlenmiştir. Kar amacını önceleyen her ticari işletme gibi, katılımcıların da çevre ve iklim değişikliği konularında öncelikli olarak kar maksimizasyonu ve hayatta kalma saikleriyle hareket ettikleri belirlenmiştir.
İstanbul'da kentsel katı atık kaynaklı sera gazı salımlarının hesaplanması
İnsan sağlığı ve çevre üzerinde yüzyıllardır yarattığı olumsuz etkilerinin yanında kentsel katı atık ayrıca sera gazı salımlarına katkı yapan bir kaynaktır. Enerji üretimi ve tüketimi, arazi kullanımı, arazi kullanım değişiklikleri ve ormancılık (LULUCF), sanayi gibi kaynaklara nazaran insan - kaynaklı sera gazı salımlarının daha azından (%5'in üzerinde) sorumlu olan atık sektöründen atmosfere önemli bir CO2-harici sera gazı olan metan salımı gerçekleşmektedir. Karbondioksitin ısıyı atmosferin içinde tutma potansiyelinden 25 kat fazla bir etkiye sahip olan bu metanın büyük bir kısmı da kentsel katı atığın uzaklaştırılmasından kaynaklanmaktadır. Tüm dünyada yaşanan nüfus artışı, ekonomik büyüme, tüketim alışkanlıklarının değişmesi gibi etkenlere bağlı olarak miktarı giderek artan ve içeriği karmaşıklaşan ve bir küresel ısınma kaynağı olan kentsel katı atığın, insanlığın başa çıkması gereken sorunlardan biri olduğu ortadadır. Türkiye tarafından 2016 yılı için hazırlanan ulusal sera gazı envanterinde, atık sektöründen (atıksu ve endüstriyel katı atık hariç) kaynaklanan toplam (brüt) sera gazları salımının 17,7 milyon ton CO2 eşdeğeri seviyesinde olduğu belirtilmektedir. Ulusal envanterde atık sektörü kaynaklı salımlar IPCC (2006) kılavuzunda sunulan metodoloji ve emisyon faktörleri kullanılarak hesaplanmıştır. Kişi başı katı atık oluşumundan yola çıkılarak tahminlerin yapıldığı envantere göre İstanbul'da kentsel katı atık kaynaklı toplam (brüt) sera gazı salımları 3,3 milyon ton CO2 eşdeğerine denk gelmektedir. Bununla birlikte Türkiye'de kentsel katı atık kaynağına dair veri kalitesinin zayıf olduğu ve ulusal envanterde çok genel kabullere dayanan belirsizliği fazla tahminler yapıldığı görülebilmektedir. Bu tez çalışmasında IPCC (2006) kılavuzunda belirtilen yöntemler ve İstanbul özelinde temin edilebilen veriler kullanılarak, ülkenin en kalabalık kenti İstanbul'da kentsel katı atık kaynaklı oluşan sera gazı salımları tahmin edilmiştir. Çalışma esnasında katı atıklarla ilgili tutulan kayıtların yeterince sağlıklı olmadığı, kimi yıllara ait verilere ulaşmanın neredeyse imkânsız olduğu açığa çıkmıştır. Veri toplama aşamasında yaşanan güçlüklere rağmen, İstanbul için kentsel katı atıklardan kaynaklanan toplam (brüt) sera gazları salımının ulusal envanterde verilen değerden daha yüksek olduğu (5,6 milyon ton CO2 eşdeğ.) belirlenmiştir. Bu çalışma doğrultusunda kentsel katı atık kaynaklı salımların yerel ölçekte hesaplanması, katı atık yönetimi ile ilgili verilerin düzenli olarak tutulması ve kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bayburt kent atmosferindeki iri mod partikül madde (pm10) ve ince mod partikül maddelerin (pm2,5) konsantrasyon ve karakterizasyonlarının belirlenmesi
Bu çalışma, Bayburt ili sınırları içinde yer alan yarı-kentsel bir alanda bulunan Baberti kampüsünde kaba mod toplam askıda partikül maddeler (TSP / PM10) ve ince mod partikül maddelerin (PM2,5) varlıklarının tesbiti, konsantrasyonlarının hesaplanması ve karekterizasyonlarının detaylandırması amaçlanmıştır. Bayburt ilinde yapılan bu çalışmada iki adet Techora marka High-Volume cihaz (yüksek hacimli hava örnekleyicisi: YHHÖ) kullanılarak aktif örnekleme yöntemi yapılmıştır. Bu amaçlar doğrultultusunda Baberti atmosferindeki iri mod partikül maddeleri (PM'ler) tutmak için TSP / PM10 başlıklı YHHÖ kullanılmıştır. İnce mod PM'lerin tutulması içinde PM2,5 başlıklı YHHÖ kullanılmıştır. Örnekleme çalışması aynı noktada ve eş zamanlı olarak zamansal ve mevsimsel yapılmıştır. Ayrıca çalışmada günlük olarak 24 saatte bir PM'leri üzerinde tutan cam fiber filtreler (GFF) kullanılmıştır. Mevsimsel olarak iki ay yaz ve ardından da iki ay kış sezonlarında örnekleme yapılmıştır. Örneklemelerin ardından toplanan filtreler laboratuar ortamına getirilerek muhafaza edilmiştir. Daha sonra uygun laboratuvar çalışmaları, gravimetrik analiz yöntemleri ile PM'lerin konsantrasyon hesaplamaları yapılmıştır. Aynı zamanda PM'lerin kartekterizasyonlarının belirlenmesinde, ayrı ayrı Meteorolojik faktörlerle etkileşimli ilşkileri istatistiksel ve bunları gösteren grafiksel yöntemler ile açıklanmıştır. Böylece PM'lerin varlığı, konsantrasyonları ve karakterizasyonlarının tesbiti başarılı bir şekilde yapılmıştır. Sonuç olarak, Bayburt kent atmosferinde PM2,5 ve PM10 açısından, benzer literatür çalışmaları ile kıyaslanıp, yorumlarla tartışılıp, genel sonuçlara varılmıştır. Bu çalışmada Baberti kampüsünden elde edilen verilere göre; kış aylarında atmosferik partikül fazdaki PM2,5'ların ortalama konsantrasyonu 28,80 ± 30,48 µg m-3 olarak belirlenmiştir. Yaz aylarında ise 54,18 ± 36,25 µg m-3 olarak bulunmuştur. Mevsimsel ve zamansal ortalamalar değerlendirildiğinde PM2,5 için genel yıllık ortalama konsantrasyonun 41,74 ± 35,69 µg m-3 olduğu görülmüştür. Benzer şekilde PM10'ların kış aylarında 36,03 ± 29,95 µg m-3 olarak belirlenirken, yaz aylarında ise 61,87 ± 38,91 µg m-3 olarak ortalama konsantrasyon değerleri ölçülmüştür. Yıl boyunca PM10'ların genel ortalaması ise 48,75 ± 36,86 µg m-³ olarak tespit edilmiştir. Meteorolojik parametreler, özellikle sıcaklık, yağış miktarı ve rüzgâr hızının, PM2,5 ve PM10 konsantrasyonları üzerinde pozitif veya negatif yönde anlamlı etkiler oluşturduğu saptanmıştır. Araştırma sonuçları, Baberti kampüsü atmosferinin PM2,5 ve PM10'lar açısından birçok büyük kentsel alana kıyasla daha düşük, benzer alanlara görede yüksek değerlere sahip olduğu görülmüştür. Aynı zamanda belirlenen bu değerler ile temiz hava kalitesi sınırlarında yer aldığını göstermektedir. Bu kapsamda elde edilen bulgular, bölgenin mevcut atmosferik yapısının izlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Aynı zamanda bu verilerin eldesi ile gelecekteki karşılaştırmalı çalışmalar ve hava kalitesi politikalarına ışık tutması açısından önemli bir ilk başlangıç basamağı şeklinde katkı sağladığına inanılmaktadır.