Akdeniz University
Faculty

Faculty of Medicine

Akdeniz University

929

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Tez
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Temel yaşam desteği ve tek kişilik uzamış temel yaşam desteği girişimlerinde uygulayıcı performansının değerlendirilmesi

AHA tarafından yayınlanan 2000 yılı rehberine sadık kalınarak, TYD kavramının yeniden gözden geçirilmesi ve iyi eğitimli personelin, uzamış TYD durumlarındaki performansı, uygulayıcıdaki kardiyovasküler değişiklikler ve uygulanan TYD?nin; gerek ağızdan ağza gaz değişimi, gerekse temel yaşamsal fonksiyonları devam ettirilmeye çalışılan kurban üzerindeki olası olumsuz etkileri incelendi. Bu amaçla kurulan manken düzeneğinde, itfaiyeci, arama kurtarma görevlisi ve acil tıp çalışanı durumunda, fizik yeterliği olan uygulayıcılar, iki kere uzamış TYD uygulaması yaptılar. Her iki çalışmada da uygulayıcıların; kalp hızı, kan basıcı, pulsoksimetre değerleriyle birlikte endtidal solunum gaz değerleri kaydedildi. Yapılan çalışmaya 15 denek alındı. Gönüllü deneklerin 12?si (%80) erkek ve 3?ü (%20) kadındı. Yaş ortalamasının 31?5.05 olduğu saptandı. Yapılan gözlem ve değerlendirmelerde; çalışmaların hiçbir noktasında, deneklerde standart uygulama ritim ve gereklerinden sapma gözlenmedi. Deneklerde kalp hızlarında anlamlı yükselmeler saptandı (p=0.000). Başlangıç ve sürekli ölçülen ETCO2 düzeylerinde de anlamlı değişiklikler tespit edildi (p=0.000). Bazı yayınlarda gösterildiği üzere, uygulayıcıların sağlıklı ve egzersiz sahibi olmaları hâlinde dahi görülen anlamlı yorgunluğa rastlanmadı veya rastlananlar ihmal edilebilecek düzeyde kaldılar. Uzamış TYD uygulaması, uygulayıcı üzerinde önemli bir kardiyovasküler yük getirmektedir. Ek olarak, TYD uygulamasının son geliştirilen rehber eşliğinde uygulanmasıyla, uzamış sürelerde bile temel yaşamı destekleyebileceği çalışma ile gösterilmiştir. Bunun yanı sıra, uygulama kısa veya uzun olsa dahi, 15 kalp baskısından hemen sonra derin nefes almadan uygulanacak ağızdan ağza solunumda, kurbana daha yüksek karbondioksit oranında hava gönderilmiş olacaktır. Takip eden kılavuzlarda TYD uygulamasının uygulayıcılar üzerindeki olası etkilerine hem de uygulayıcının solunum performansına yönelik uyarılara yer verilmelidir.

Alev Banu Culbant
Akdeniz University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut miyokard enfarktüslü hastaların başvuru EKG'sinin ve acil servis değerlendirmesinin prognostik önemi

Göğüs ağrısı ile acil servise başvuran bir hastada AKS öncelikle tanınması ya da ekarte edilmesi gereken bir hastalık grubudur. Acil servis hekimleri başta odaklanmış hikâye, yeterli fizik muayene ve EKG olmak üzere AKS tanısına yönelik girişimleri ve hastanın risk değerlendirmesini hızla ve uygun şekilde yapabilmelidir. Çalışmamızda Akdeniz Üniversitesi Acil Servisine 01.01.2003 ile 31.12.2003 tarihleri arasında başvuran ve sonuç tanısı AME olan 236 hastanın demografik verilerini, acil servis hikâye ve muayene bulgularını, EKG değişikliklerini, kardiyak enzim değerlerini ve bunların ilk 3 aylık sağ kalım ile ilişkisini inceledik. 236 hastadan 182?si STYME ve 54?ü STYOME tanıları aldı. Hastalarımızın 184?ünün erkek (%78) ve 52?sinin (%22) kadın olduğu tespit edildi. Hasta grubumuzun yaş ortalamasının 59,8+12,2 (E=57,9+12,1, K=66,5+9,5) olduğu bulundu. Hasta takiplerinde ilk 3 ayda 236 hastadan 30?unun (%12,7) öldüğü saptandı. Erken dönem ölüm ile hastanın yaşı, başvuru anındaki Killip skoru ve kardiyak enzim değerleri ve NSR dışı bir ritim varlığı arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulundu. Göğüs ağrısının başlangıcı ile acil servise başvuru arasında ve dolayısı ile tedavi arasında geçen süre arttıkça sağ kalım oranlarının da azaldığı saptandı. Acil servislerde AME tanısı alan hastaların başvuru anındaki yaşları, fizik muayene bulguları, EKG?de saptanan ritimleri ve kardiyak enzim değerleri hastaların erken dönem mortalitesini öngörmede faydalıdır. Bu hasta grubunda koroner açıklığı sağlamak ve oluşabilecek komplikasyonları engellemek için erken reperfüzyonla beraber uygun tedavinin verilmesi sağ kalım oranlarını artırabilir.

Cem Ertan
Akdeniz University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntrakraniyal anevrizma ve ağır kafa travmasında peroperatif serebrospinal sıvı sistatin-c düzeylerinin prognostik etkisinin araştırılması

Sonuç olarak şöyle söyleyebiliriz; Anevrizma hastalarımızdan iskemi gelişmiş olanların klip sonundaki sistatin?c düzeyleri istatiksel olarak yüksek çıkmıştı.Aynı şekilde GOS değerleri düşük olan hastalarında klip sonu sistatin-c düzeyleri yüksek bulunmuştur. Bu durumda iskemiye sekonder sistatin-c düzeyinin yükseldiği bilgisini literatürler dahilinde desteklemektedir. Gruplar arası ve içi yapılan hemodinamik karşılaştırmalarda birtakım anlamlı sonuçlar elde ettik.Bunlardan kısaca bahsedecek olursak; Grup I hastalarının (kafa travması) dura açılması,duraplasti,cilt kapanması ve operasyon sonu dönemlerinde sistolik kan basıncında, giriş değerlerine göre anlamlı düşüklük bulduk. Aynı şekilde giriş değerlerine göre; duraplasti, cilt kapanması, operasyon sonu diastolik kan basıncı değerleri ve duraplasti dönemindeki ortalama kan basıncı anlamlı düşük saptanmıştır. Kafa travması hastalarında sistatin- c düzeyleri açısından yapılan karşılaştırmalarda anlamlı sonuç elde edemedik. Bu durumun dekompresyon yapılıp ta, postoperatif tomografisinde iskemi bulgusu saptanmayan sadece 3 kişi olduğundan dolayı ististiğe sokulamamasından kaynaklandığını düşünmekteyiz. Dekompresyon yapılıp da, postoperatif dönemde iskemi bulgusu saptanan 10 kişinin p değeri bu yüzden hesaplanamamştır. Fakat dekompresyon sonu alınan sistatin-c değerlerinin ortalaması ve standart sapması hepsinden farklı olarak belirgin yüksek gözükmekteydi (3,19±7,36). Grup II nin (Anevrizma hastaları); Cilt insizyonu dönemindeki sistolik-diastolikortalama kan basıncı değerleri lumbal ponksiyon dönemine göre anlamlı yüksek bulunmuştur. Gene, cilt insizyonu dönemindeki EtCO2 ve ısı, lumbal ponksiyon dönemine göre düşük saptanmıştır. Bu dönemde kemik kaldırılması dönemine göre SPO2 hariç tüm parametreler anlamlı yüksek olarak elde edilmiştir. Ve giriş sistolik-diastolik ?ortalama kan basıncı değerleri, operasyon sonuna göre anlamlı yüksek bulunmuştur. Grup II nin kalıcı klip ve geçici klip dönemleri arasında hemodinamik farklılıklar elde edilmiştir.Kalıcı klip döneminde, sistolik kan basıncı ve EtCO2 geçici döneme güre anlamlı yüksek; Kalp hızı ise anlamlı düşük saptanmıştır. Grup II nin preoperatif dönemdeki GKS değerlerinin ve GOS değerlerinin çoğunluğu iyi düzeyde olduğu için karşılaştırma yapılmamıştır.Yüzde olarak verilmiştir. Grup II hastalarının, preoperatif ve postoperatif transkranyal doppler sonuçları arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Preoperatif ve postoperatif transkranyal doppler arasında bir korelasyon vardı.Fakat sonuçlar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Ayrıca, pre ve postoperatif transkranyal doppler sonuçları ile giriş, klip sonu, postoperatif sistatin-c düzeyleri arasında anlamlı bir korelasyon bulunamadı. Gruplar arasında dekompresyon ve klip aşamaları birbirinden farklı olduğu için karşılaştırmaları yapılmadı. Grupların, sigara içimi ile sistatin-c düzeyleri arasında bir korelasyon olup olmadığına bakıldı. Grup I için; Sigara içimi ile giriş sistatin-c arasında ve Grup II için de giriş sistatin-c ile sigara içimi arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Sonuçta, sistatin ? c düzeylerinde meydana gelen yüksekliklerin, iskemik durumlarda organizmanın bir kompanzatuar mekanizması olarak düşünebiliriz. İki vakada global iskemi meydana geldiğinde, bakılan BOS örneklerinde sistatinc düzeyleri yüksek bulunmuştur. Her iki vakada da klinik olarak beyin ölümü meydana gelmiştir. Bu da gösteriyor ki sistatin-c hem nörodejeneratif, hem de nöroprotektif proçeslerde rol oynayabilir. Ve sistatin ?c nin yüksekliği iskeminin şiddeti ile korele gözükmektir.

Ebru Kaplan Göksu
Akdeniz University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Travma dışı akut pankreatit olgularında prognostik kriterlerin sonuç üzerine etkisi

Akut pankreatit acil servise karın ağrısı yakınması ile başvuran hastalar içindeki insidansı düşük olmasına rağmen yüksek oranda mortaliteye neden olduğu için önemlidir. Mortaliteyi erken dönemde ön görebilmek tedavi yaklaşımını değiştirebileceği için çok sayıda kriter geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, acil servisten istenen herhangi bir tetkik ile akut pankreatit tanısı veya ön tanısı alan ve hastaneye yatırıldıktan sonra kesin tanısı pankreatit olarak belirlenen hastalarda tanıyı ve prognozu öngörmek için kullanılan amilaz değerleri, Ranson ve Balthazar kriterleri ile ultrasonografi sonuçlarını karşılaştırmaktır. Bu geriye dönük kesitsel çalışmada 01/09/2001 ile 31/05/2005 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi?ne başvuran travma dışı akut pankreatit tanısı veya ön tanısı alarak tetkik ve tedavi edilen 15 yaş üzerindeki tüm yetişkinler incelenmiştir. Hastaların dosya bilgileri taranmış, amilaz değerleri, ultrasonografi sonuçları, Ranson skoru, ve eğer bilgisayarlı batın tomografisi çekildi ise Balthazar skoru hesaplanarak değerlendirilmiştir. Hastaların demografik özellikleri ve acil servis ve yattığı servisteki sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Çalışma süresinde acil servise başvuran ve acil servis veya yatırıldığı servisteki sonuç tanısı akut pankreatit olan 116 hasta incelenmiştir. Hastaların %58.6?sı erkek idi. Biliver pankreatit kadınlarda %83 oranında iken, erkeklerde bu oran %44.1 olarak bulundu. Erkek hastalarda alkole bağlı pankreatit %38 oranında idi. Ultrasonografinin akut pankreatitteki sensitivitesi %25.6 olarak tespit edildi. Toplam iki hastanın yattığı serviste eksitus olduğu belirlendi. Acil serviste yapılan tetkikler sonucu belirlenen Ranson kriteri ile hastaların yattığı yerdeki sonuçları karşılaştırıldığında 3 ve daha yüksek Ranson değerinin mortaliteyi belirlemede, tomografi çekilen 38 hasta için hesaplanan Balthazar skoru karşılaştırıldığında 4 ve daha yüksek skorun mortaliteyi ön görmede istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü Acil serviste akut pankreatitin şiddetini ve mortalitesini belirlemek için Ranson ve Balthazar kriterleri kullanılabilir. Ancak hasta acil serviste iken başta tomografi olmak üzere istenecek görüntüleme yöntemleri için bedel-etkin endikasyonların belirlenmesi gereklidir.

Ebru Karaca
Akdeniz University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artritte lökosit peptidilarjinin deiminaz aktivitesi ve serumda sitrulinlenmiş peptitlere karşı gelişen antikor seviyelerinin hastalık aktivitesiyle ilişkisi peptidilarjinin deiminaz ile nitrik oksit arasındaki ilişki

...

Ebru Yurdakonar
Akdeniz University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ağır kafa travmalı hastalarda sinüzit sıklığı ve sinüzit tanısında b-mod ultrasonografi ile bilgisayarlı tomografinin karşılaştırılması

Prospektif ve klinik olan bu çalışmada, kafa trauması olan hastalarda maxiller sinüzit sıklığını belirlenmesi ve maxiller sinüslerde sıvı varlığının teşhisinde USG?nin BT ile karşılaştırılarak sensitivitesinin ve spesifisitesinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ağır kafa trauması olan 40 hasta çalışma kapsamına alındı. Beyin BT?si sırasında hastalara paranazal BT de çekildi ve BT sonuçları, hastanın kliniği ve bulgularından habersiz olan bir radyolog tarafından yapılan maxiller sinüs USG?sinin sonuçları ile karşılaştırıldı. Klinik ve radyolojik olarak sinüzit belirtileri olan hastalarda maxiller sinüsün drenajı ve mikrobiyolojik değerlendirme için örnek almak amacı ile sinoJect kullanılarak transnazal ponksiyon yapıldı. Ağır kafa traumalı 40 hastada 100 maxiller sinüs muayenesi yapıldı ve çalışma grubunda sinüzit sıklığı %32.5 (13 hasta) olarak bulundu. En sık izole edilen ajanlar sırası ile pseudomonas sp. (%37.5), Escherishia coli (%20.8) ve peptostreptococ (%16.7) idi. Aspiratların 5 tanesi polimikrobialdi. BT ile karşılaştırılan B-mod USG?nin radyolojik sinüzit tanısında sensitivite, spesifisite, pozitif prediktif değer ve negatif prediktif değerleri sırası ile %92.2, %81.6, %83.9, %90.9 olarak bulundu. USG, özellikle radyoloji ünitesine transport edilemeyecek ağır hastalar için maxiller sinüste sıvı varlığını tespit etmede ilk tercih edilecek tanı yöntemi olarak kullanılabilir.

Güzide Çelikbilek
Akdeniz University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postoperatif intravenöz, subkutan ve epidural hasta kontrollü analjezi (HKA)yöntemlerinin postoperatif analjezi kalitesi ve yan etki görülme sıklığı yönünden karşılaştırılması

Postoperatif ağrı tedavisinde hasta kontrollü analjezi (HKA) etkin bir yöntem olup, giderek daha yaygın kullanılmaktadır. HKA, etkin analjezi oluşturmasının yanı sıra, minimal analjezik kullanımı ile ilaç tüketimi ve yan etki olasılığının azalması, hızlı iyileşme, uygulamanın hasta tarafından gerçekleştirilmesi ile hekim ve hemşire iş gücünden tasarruf sağlanması gibi pek çok üstünlüğe sahiptir. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı?nda yaptığımız bu prospektif, randomize, tek kör klinik çalışmada total abdominal histerektomi planlanan ASA I-II grubunda, 18-65 yaş arası 75 hasta bulunmaktadır. Bu hastalarda intravenöz (n=25), subkutan (n=25) ve epidural (n=25) hasta kontrollü analjezi yöntemleri kullanılarak gruplar arasında analjezi kalitesi, morfin tüketimleri, hemodinamik stabilite, yan etkiler, ek analjezi gereksinimi ve hasta memnuniyeti yönünden karşılaştırma yapılması amaçlanmıştır. Çalışmamızın sonucu olarak, 1. Analjezi kalitesi, morfin tüketimi ve ek analjezi yönünden epidural HKA?nın i.v. ve s.c. HKA yöntemine göre daha üstün olduğu 2. Hemodinamik stabilite, yan etkiler ve hasta memnuniyeti yönünden ise gruplar arası farklılık olmadığı 3. Hasta memnuniyetinin tüm gruplarda yüksek oluşu nedeni ile, HKA yönteminin hastaya güven verdiği ve postop. ağrı gidermede etkin olduğu saptanmıştır.

Levent Bülent Tuncer
Akdeniz University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner bypass olgularında n-asetil sisteinin böbrek fonksiyonlarına etkisi

Araştırmamızda elektif koroner bypass cerrahisi planlanan, ASA fiziksel skoru II-III olan hastalarda NAS ve SF verilerek hemodinami, kan ve biyokimya değerleri, idrar çıkışları, ekstübasyon zamanları, yoğun bakımda ve hastanede kalma süreleri karşılaştırıldı. Çalışma 18-80 yaş arası 43 erkek ve 7 kadın hasta olmak üzere 50 hasta üzerinde yapıldı. Hastalar rastgele olarak 25?er kişilik 2 gruba ayrıldı. 1.gruptaki hastalara (grup 1) operasyondan 10 dk önce IV 100 mg/kg bolus ve operasyon süresince 20 mg/kg/saatten infüzyon olarak N- asetil sistein (NAS), 2.gruptaki hastalara (grup 2) aynı dozda serum fizyolojik verildi. 18 yaş altı, 80 yaş üzeri, akut MI geçiren, akut böbrek yetmezliği, renovasküler hastalık hikayesi olan, vazopresör kullanan, peritoneal veya hemodializ yapılan, kreatinini 5 mg/dl üzerinde ve kardiyojenik şokta olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Ayrıca 2. kez pompaya giren hastaların çalışmadan çıkarılması planlandı. Her iki gruptaki hastalara operasyondan 1 gece önce 10 mg oral diazepam ile premedikasyon yapıldı. Operasyon öncesi hastaların kanda BUN, kreatinin, kreatinin klerensi Na, K ,glomerül filtrasyon hızı (GFR), idrarda Na, protein, dansite, kreatinin 24 saatlik idrar miktarı kaydedildi. Operasyon sabahı hastalar ameliyat masasına alınarak, monitörizasyon ve kateterizasyon sonrası entübe edildi. İndüksiyon öncesi hemodinamik ölçümler;kalp hızı (KAH),sistolik-ortalama-diastolik kan basıncı (SAB,OAB,DAB) oksijen saturasyonu (SPO2) kaydedildi. 1.grup hastalara operasyondan 10 dakika önce intravenöz 100 mg/kg bolus NAS verildi. Operasyon süresince 20 mg/kg/saat dozunda infüzyon olarak NAS verilmeye devam edildi. Her iki grupta 10 ?gr/kg/dk fentanil, 0.1 ?g/kg/dk sisatrakuryum, %1 izofluran ve 4lt/dk %50-50 hava ve oksijen karışımı ile anestezi devam ettirildi. Operasyon öncesi, entübasyon sonrası, operasyon başlangıcı, bypass öncesi, bypass sonrası ve operasyon sonunda SAB, DAB, OAB, KAH, SPO2, Pulmoner kapiller wedge basıncı (PCWP), idrar miktarı kaydedildi. Operasyon öncesi, bypass öncesi, bypass sonrası ve operasyon sonunda kangazı analizleri yapıldı. Operasyon sonunda toplam verilen sıvı, kan, plazma, toplam idrar miktarı, mannitol, lasix dozları, toplam kros klemp, bypass, cerrahi süreleri, hemofiltrasyon kullanılıp kullanılmadığı, ani hipotansiyon olup olmadığı ve ek sıvı replasmanı gerekip gerekmediği kaydedildi. Hastalar operasyon sonunda mekanik ventilasyon desteğinde Kalp Damar Cerrahisi yoğun bakım ünitesine çıkarıldılar.Yoğun bakımda SAB, DAB, OAB, KAH, PCWP, SPO2, toplam verilen sıvı ve idrar miktarı, kanda bun, kreatinin, Na, K, kreatinin klerensi, GFR, idrarda Na, K, kreatinin, protein, dansite değerleri kaydedildi. Hastalar hemodinamik olarak stabil ve normotermik (vücut ısısı >360C) olduklarında, belirgin aritmi olmaması, göğüs tüpü drenajları < 100 ml/saat, idrar çıkışı > 50 ml/kg/saat olması koşuluyla weaning işlemine başlandı. Hemodinamik olarak stabil olduklarında, yeterli SPO2 (maske ile FiO2< 0.5 iken >90), kontrol edilemeyen aritmilerin bulunmaması, inotrop yada vazopresör ihtiyacının olmaması, göğüs tüpü drenajının < 50 ml/saat olması, nöbet olmaması ve yeterli idrar çıkışı olması (0.5 ml/kg/saat) durumunda yoğun bakım ünitesinden çıkarıldılar. Hemodinamik ve kardiyak ritm açısından stabil olduklarında, insizyon yerinin temiz ve kuru olması, ateş olmaması, idrar ve gaita yapabilmesi, bağımsız hareket edebilme ve yemek yiyebilmesi durumlarında ise hastaneden taburcu edildiler. Hastaların yaşları, cinsiyetleri, boyları, kiloları, ekstübasyon zamanları, yoğun bakım ünitesinde ve hastanede kalış süreleri kaydedildi. Hiçbir hastaya hemofiltrasyon uygulanmadı. Ani hipotansiyon görülmedi. Ek sıvı ihtiyacı olmadı. Gruplar arası karşılaştırmada preoperatif ve postoperatif kanda BUN, kreatinin, kreatinin klirensi, GFR, Na, K, idrarda Na, protein, dansite farklı değildi. Grup içi karşılaştırmada ise; grup 1?de kreatinin klirensi, idrar proteini ve GFR?da operasyon sonrası değerlerde, operasyon öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı bir yükselme görüldü.BUN, kreatinin, Na, K, idrar Na, idrar kreatinini ve idrar dansite değerlerinde operasyon öncesi ve sonrası farklılık görülmedi. Grup 2?de; kreatinin klirensinde ve idrar kreatininde operasyon sonrası değerde operasyon öncesine göre anlamlı bir düşüş görüldü. Kanda Na, K, idrarda Na ve protein miktarlarında operasyon sonrası değerlerde operasyon öncesi değerlere göre anlamlı bir yükselme görüldü. BUN, kreatinin, GFR, ve idrar dansitesinde farklılık görülmedi Gruplar arası yapılan karşılaştırmada operasyon öncesi, cilt insizyonu ve ekstübasyon sonrası idrar miktarlarında anlamlı bir değişiklik görülmedi. By pass sonrası ve operasyon sonu idrar miktarı grup 2?de belirgin olarak düşük bulundu. Gruplar arası karşılaştırmada operasyon sırasında verilen sıvı miktarlarında farklılık görülmedi. Yoğun bakımda ekstübasyon sonrasında ise grup 2?de verilen sıvı miktarı anlamlı olarak az bulundu. Sonuç olarak; koroner arter bypass cerrahisi geçiren olgularda 100 mg/kg bolus ve 20 mg/kg/saat infüzyon NAS?nin böbrek fonksiyonlarına etkisini incelediğimiz çalışmamızda, NAS verilen grupta preoperatif BUN, kreatinin, kreatinin klirensi, idrar protein ve kreatinin değerlerinde postoperatif verilerle karşılaştırdığımızda değişkenlik saptamadık. SF uyguladığımız kontrol grubunda ise, olası bir geçici böbrek fonksiyon bozukluğunu gösteren veriler elde ettik ve NAS?nin koroner arter bypass cerrahisi operasyonlarında böbrekleri koruyucu etkisinin olduğu kanısına vardık.

Mehtap Selçuk
Akdeniz University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter bypass cerrahisi geçiren hastalarda postoperatif analjezi sedasyon amaçlı kullanılan midazolam deksmedetomidinin hemodinamik etkilerinin karşılaştırması

Araştırmamız, Hastane Etik Komite izni alınarak, elektif koroner arter bypass cerrahisi planlanan ASA fiziksel skoru II-III olan, 18-70 yaş arası, 36 erkek 4 kadın hasta olmak üzere toplam 40 hasta üzerinde yapıldı. Hastalar rastgele olarak 20?şer kişilik Grup 1 (dexmedetomidin) ve Grup 2 (midazolam) olarak iki gruba ayrıldılar. Anestezi indüksiyonundan önce, hastalara lokal anestezi eşliğinde sol antekubital vene 14 G venöz intraket, sol radial artere 20 G radial arter kanülü, sağ jugularis internaya ise 7 F intradüser yerleştirilerek devamlı CO ölçer termodilüsyonlu pulmoner arter kateteri (Baxter) takıldı. Saatte ortalama 300 ml olacak şekilde sıvı replasmanı başlandı. İndüksiyon öncesi hemodinamik ölçümler; kalp hızı (KH), sistolik-ortalama-diastolik kan basıncı (SAB,OAB,DAB), santral venöz basınç (CVP), pulmoner arter basıncı (PAP), pulmoner kapiller Vec basıncı (PCWP), kardiyak output (CO), atım volümü (SV), pulmoner vasküler rezistans (PVR), sistemik vasküler rezistans (SVR), oksijen satürasyonları (SpO2) kaydedildi. Bu ölçümler ; preoperatif, infüzyonun 10. dakikasında, entübasyon, cilt insizyonu, sternotomi sonrası, bypass öncesi, bypass sonrası, yoğun bakım ünitesine varış, birinci saat, ikinci saat, dördüncü saat, ekstübasyon öncesi ve sonrası, birinci, ikinci, dördüncü ve yirmidördüncü saatlik dönemlerde tekrarlandı.İndüksiyon öncesinde tüm hastalar 3 dakika süreyle % 100 O2 ile solutuldu. Dexmedetomidinnin 2 ml.lik ampullerinde ml.de 100?g olup salin ile dülüe edilerek ml.de 1g olacak şekilde ayarlanarak, 10 dk 1gr/kg/saat dexmedetomidine hemodinamik ölçümler alındıktan sonra Ramsey sedasyon skalası 3 olduğunda infüzyon 11 dk?da 0.2-0.4 gr/kg/saate düşüldü. Fentanil 20- 30 gr/kg dozda 5 dkda infüzyon şeklinde başlandı. Torax rijiditesi kaydedilerek, entübasyon için 0.15 mg/kg cisatracuryum uygulanacak.%100 O2 ile manuel ventilasyon uygulandı. Midazolam 0.05-0.07 mg/kg sonrası hemodinamik ölçümler alındıktan sonra Ramsey sedasyon skalası 3 olduğunda.Fentanil 20-30 ?gr/kg dozda 5 dkda infüzyon şeklinde başlanarak.toraks rijiditesi kaydedildi ve entübasyon için 0.15 mg/kg cisatracuryum uygulanacak.%100 O2 ile manuel ventilasyon uygulandı. Birinci gruptaki hastalara (Grup 1) dexmedetomidin + fentanil, ikinci gruptaki hastalara (Grup 2) midazolam + fentanil verildi. Fentanil 20-30 g/kg yükleme dozu takiben 0,15 g/kg idame doz olarak verildi, ekstrakorporal dolaşım sırasında idame infüzyonlara devam edildi ve gerektiğinde ek dozlarda fentanil ve kas gevşetici puşe olarak pompadan takviye edildi. Entübasyonu takiben, deksmedetomidin 0.4 g/kg/saat, 0.15 g/kg/saat fentanil yada midazolam 0.05-0.1mg/kg/saat, 0.15 g/kg/saat fentanil dozunda infüzyonlara başlandı Her iki grupta da oksijen + kuru hava ile volatil anestezik ajan olarak sevofluran (MAC 0.8-1 ) kullanıldı. Kas gevşetici ajan olarak cis-atrakuryum entübasyon dozu 0,15 mg/kg.dan verilerek infüzyon kullanılmadı, aralıklı bolus dozlarda kullanıldı. Postoperatif yoğun bakım takibinde infüzyonlar doz titrasyonu yapılarak 24 saat infüzyon şeklinde sürdürüldü. Hastalar yoğun bakım ünitesine alındıktan sonra Grup 1e dexmedetomidin 0.2- 0.4 g/kg/saat infüzyon hızından, Grup2?ye midazolam 0.05-0.1 mgr/kg/saat infüzyon hızından başlandı. Ekstübasyon için weaning kriterleri oluşuncaya kadar infüzyonlara aynı dozlarda devam edildi. Ek sedasyon ihtiyacı olursa, infüzyon hızları Ramsay Sedasyon Skoru 3-4 , olacak şekilde titre edildi. Ek analjezi ihtiyacı olursa 0.05 0.1 mg fentanil verildi Gruplar arasında yaş, cins, boy, kilo, vücut yüzey alanı ve kros klemp süresi arasında istatistiksel olarak fark saptanmadı. Yoğun bakımda kalış süreleri her iki grupta da benzer tespit ettik, hastalar postoperatif ikinci günde mobilize edilerek, oral almaya başladılar, uzun süren mekanik ventilasyon ve yoğun bakım desteğine ihtiyaçları olmadığını gördük Çalışmamızda; deksmedetomidin grubundaki hemodinamik verilerimizin gerek perioperatif gerekse postoperatif yoğun bakım dönemlerinde daha stabil seyrettiğini gözlemledik. Midazolam Grubu?nda infüzyon onuncu dakikası, entübasyon sonu, cilt insizyonu, bypass öncesi ve yoğun bakıma geliş değerleri düşük ; yoğun bakıma geliş dördüncü saat ve ekstübasyon sonrası birinci saat değerlerinin yüksek seyrettiğini gözlemledik. Gruplar arasında yapılan istatistiksel karşılaştırmada ; kalp hızı değerleri benzer iken, bypass çıkışı kalp hızı değerleri Deksmedetomidin Grubu?nda, Midazolam Grubu?na göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Kalp hızındaki bu yükselme ; pompadan çıkış aşamasında kullanılan inotropik destek tedavisinin neden olabileceğini düşündük Gruplar arasında yapılan istatistiksel karşılaştırmada, Deksmedetomidin Grubunda SAB değerleri Midazolam Grubu ile karşılaştırıldığında daha stabil olup özellikle yoğun bakım ve ekstübasyon sonu değerleri anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Midazolam Grubu?nda infüzyon onuncu dakikası, entübasyon sonu, cilt insizyonu, bypass öncesi ve yoğun bakıma geliş SAB, DAB, OAB değerleri birbirine paralel olup Deksmedetomidin Grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Midazolam grubunda yoğun bakıma geliş dördüncü saat ve ekstübasyon sonrası birinci saat SAB , DAB , OAP değerleri bir birine paralel olup; Deksmedetomidin Grubuna göre anlamlı derecede yüksektir. Gruplar arasında yapılan istatistiksel karşılaştırmada, Midazolam Grubunda infüzyonun onuncu dakikası, ekstübasyon sunu, ekstübasyon?un birinci, dördüncü ve yirmi dördüncü saatlerindeki CVP değerleri Deksmedetomidin Grubuna göre anlamlı derecede yüksek iken sternotomi sonrası CVP değerleri Midazolam Grubunda daha düşük saptandı Midazolam grubundaki anstabil seyreden hemodinamiye uygun olarak sternotomi döneminde toraksın açılması ile toraks içi negatif basıncın ortadan kalkması ve azalmış venöz dönüşe bağlı olarak CVP de azalma olduğu kanısına vardık. Midazolam Grubunda preoperatif, ekstübasyon sonu, ekstübasyon sonu birinci ve dördüncü saatlerdeki MPAP ve WPAP değerleri Deksmedetomidin Grubu?na göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur Midazolam Grubunda entübasyon sonrası, bypass sonrası, yoğun bakıma geliş dördüncü saat, ekstübasyon sonrası, ekstübasyon sonrası dördüncü ve yirmi dördüncü saatlerdeki ölçülen MPAP ve WPAP değerleri yüksek iken , sternotomi sonrası değerler düşük olarak gözlendi (p<0,05). Midazolam grubundaki instabil seyreden hemodinamiye uygun olarak sternotomi döneminde toraksın açılması ile toraks içi negatif basıncın ortadan kalkması ve azalmış venöz dönüşe bağlı olarak MPAP ve WPAP da da azalma olduğu kanısına vardık. Deksmedetomidin grubunda; özellikle postoperatif dönemdeki bu yüksek MPAP , WPAP değerlerinin olmaması, bu ajanın yapmış olduğu sempatolitik, analjezik ve hemodinamik stabilizasyon yapıcı olumlu özelliklerine bağlı olabileceği kanısına vardık. Midazolam Grubunda bypass sonrası, yoğun bakıma geliş, ekstübasyon sonrası, ekstübasyon sonrası dördüncü ve yirmi dördüncü saatlerdeki ölçülen CO ve CI değerleri, Deksmedetomidin Grubu?na göre yüksek bulduk. Midazolam Grubunda infüzyonun onuncu dakikası, cilt insizyonu, yoğun bakıma geliş, yoğun bakıma geliş birinci saat, ekstübasyon sonrası ve ekstübasyon sonrası dördüncü saatde ölçülen SVR değerleri Deksmedetomidin Grubu?na göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Bizim çalışmamızda Deksmedetomidin Grubunda SVR değerleri literatür bilgileri ile uyumlu olarak yüksek seyretmiştir. Midazolam Grubuna bypass öncesi ve yoğun bakım birinci saatte SpO2 değerleri deksmedetomidin Grubu?na göre klinik olarak anlamlı olmayan bir düşme göstermiştir Midazolam Grubunda ki infüzyonun onuncu dakikası ve ekstübasyon'un dördüncü saatindeki ölçülen vücut ısısı değerleri, deksmedetomidin Grubu?na göre istatistiksel olarak anlamlı ancak klinik olarak önemsiz derecede düşük bulunmuştur. Yoğun bakımda kalış süreleri her iki grupta da benzerdi, hastalar postoperatif ikinci günde mobilize edilerek, oral almaya başladılar, uzun süren mekanik ventilasyon ve yoğun bakım desteğine ihtiyaç olmadı. Sonuç olarak ; koroner arter bypass cerrahisinde deksmedetomidin + fentanil uygulanan grupta trakeal entübasyon ve cerrahi uyaranlarla oluşan sempatik yanıtı midazolam + fentanil uygulanan gruba oranla daha iyi baskıladığını elde edilen hemodinamik verilerle ortaya konulmuştur. Deksmedetomidin, koroner arter bypass cerrahisi geçiren hastalarda ; intraoperatif ve postoperatif analjezi ve sedasyon amacıyla; güvenli olarak kullanılabileceği, ek doz analjezik ihtiyacını azaltarak, hemodinamik düzenleyici etkisinin olması, solunum depresyonu yapmaması, erken ekstübasyon, mobilizasyon ve kooperasyona olanak sağlaması nedeniyle daha avantajlı olduğu yapmış olduğumuz bu çalışmada da elde edilen hemodinamik verilerle desteklenmiştir

AnaljeziBilinçli sedasyonDeksmedetomidin+4
Nedim Özkan
Akdeniz University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ağrısız doğum uygulamasında hasta kontrollü analjezi: Kombine spinal-epidural analjezi ve epidural analjezi tekniklerinin karşılaştırılması

Çalışmamızda kombine spinal-epidural ve epidural analjezi yöntemlerinin analjeziye, doğum eyleminin seyrine, anne ve bebek üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. 36 haftadan büyük gebeliği, servikal açıklığı 3-5 cm, visüel ağrı skalası (VAS) 3, ASA I-II sınıfına giren 50 sağlıklı gebe çalışmaya alındı. Olgular gelişigüzel iki eşit gruba ayrıldılar. Epidural analjezi (EA) grubuna % 0.125 bupivakain + 2 g mL-1 fentanil solüsyonu bazal infüzyon 6 mL sa-1, bolus doz: 5mL, kilitli kalma süresi 10 dk olacak şekilde hasta kontrollü analjezi ile uygulandı. Kombine spinal-epidural analjezi (KSEA) grubuna 2.5mg bupivakain + 0.025mg fentanil subaraknoid aralığa enjekte edildikten sonra ilave analjezi için EA grubundaki protokol uygulandı. Hemodinamik parametreler, ağrı skorları, servikal dilatasyonun ilerlemesi, doğum evrelerinin süreleri ve kullanılan ilaç miktarları kaydedildi. 1. ve 5. dk Apgar skorları ve göbek kordonundan alınan kan örnekleri ile kan gazları analiz edildi. Sistolik arter basıncında (SAB) EA grubunda 4.saat hariç tüm zamanlarda, KSEA grubunda 3. ve 4. saatlerde giriş değerlerine göre anlamlı azalma saptandı. Diastolik arter basıncında (DAB) EA grubunda 1,2,3,4. saatlerde, KSEA grubunda 4.satteki ölçümlerde giriş değerlerine göre anlamlı azalma gözlendi. VAS skorlarının KSEA grubunda 2. saat dışındaki tüm ölçümlerde anlamlı olarak düşük iken, giriş skorlarına göre iki grupta da VAS skorlarının anlamlı şekilde düştüğü gözlendi. Doğumun birinci ve ikinci evrelerinin sürelerinin, toplam ilaç miktarının KSEA grubunda anlamlı olarak daha düşük olduğu saptandı. Servikal dilatasyonun KSEA grubunda hızlı olduğu, 1. ve 5..dk Apgar skorları ile göbek kordonundan yapılan kan gazları analiz sonuçlarının her iki grupta da benzer olduğu gözlendi

Nesil Değer Coşkunfırat
Akdeniz University
2005
00