Aksaray University
Discipline

Health Management

Aksaray University

218

Archived Theses

12

DOIs Assigned

6%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Sağlık hizmetlerine erişim: Kadınların meme ve rahim kanseri tarama hizmetlerine erişimine yönelik bir nitel çalışma

Kansere bağlı ölümler arasında kadınlarda ilk sırada meme kanseri dördüncü sırada ise rahim kanseri yer almaktadır. Dünya genelinde ise meme kanseri ikinci sırada rahim kanseri ise yedinci sırada kanser ölümlülüğünün nedenleri arasındaki önemlerini korumaktadır. Pek çok ülkede önemli bir halk sağlığı müdahalesi olarak bu kanser türlerine bağlı mortalite ve morbiditeyi azaltmak için kanser tarama programları yürütülmektedir. Ancak tarama programlarının etkinliği büyük oranda kadınların tarama yaptırma motivasyonlarına bağlıdır. Bu bağlamda meme ve rahim kanseri tarama hizmetlerine erişim son yıllarda araştırmacıların üzerinde durduğu önemli konulardan biri haline gelmiştir. Bu nitel tez çalışmasının amacı, kadınların meme ve rahim kanseri tarama hizmetlerine erişim hakkındaki görüşlerinden yola çıkarak erişimi zorlaştırıcı veya kolaylaştırıcı durumları keşfetmektir. Çalışma temel nitel araştırma desenine göre yürütülmüştür. Bu kapsamda Trabzon iline bağlı bir aile sağlığı merkezi ve bir Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezine başvuran 19 kadınla bireysel ve altı kadınla odak görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Görüşme için kavramsal çerçeve ve literatürden yararlanılarak oluşturulan yarı-yapılandırılmış görüşme formundan yararlanılmıştır. Görüşmeler katılımcının onayı alındıktan sonra ses kayıt cihazı ile kaydedilerek kelimesi kelimesine yazıya dökülmüştür. Elde edilen metinler her görüşmenin ardından deşifre edilerek araştırma soruları geliştirilmiştir. Görüşmeler araştırmacı tarafından yeni cevaplar gelmediği anlaşılana kadar devam etmiştir. Metinlerin analizinde NVivo 12 nitel analiz programı kullanılmıştır. Elde edilen metinlere, NVivo 12 nitel analiz yazılımı kullanılarak temaları, kategorileri ve kodları belirlemek için içerik analizi uygulanmıştır. Çalışma kapsamında elde edilen model altı tema ve 24 kategori altında toplanmıştır. Temalar kodlama sıklıklarına göre kadınların meme ve rahim kanseri tarama hizmetlerine erişimlerini zorlaştıran veya kolaylaştıran durumlar hakkındaki görüşlerini içeren "bireysel özellikler", "hizmet sunum sistemi", "psikolojik özellikler", "çevresel ve sosyokültürel yapı", "coğrafi özellikler" ve "sağlık politikasından" oluşmaktadır. Bireysel özellikler teması kapsamında genel olarak kadınlar kendilerinde risk görmemeleri nedeniyle tarama yaptırmaya gerek duymadıklarını belirtmiştir. Hizmet sunum sistemi teması kapsamında kadınlar en çok bekleme süreleri ve hizmet sunucunun tutum ve davranışları gibi konuların genel olarak taramaya erişimi zorlaştırıcı yönleri hakkında görüş bildirmiştir. Psikolojik özellikler teması kapsamında kadınların çoğu tarama öncesi, tarama süreci ve tarama sonrası korku ve kaygılarını dile getirmiştir. Çevresel ve sosyokültürel yapı teması kapsamında kadınlar genel olarak hizmet sunucu cinsiyetinin, coğrafi özellikler teması kapsamında mesafe ve ulaşımın ve sağlık politikası teması kapsamında ise finansman ve sağlık eğitiminin taramaya erişimi zorlaştırıcı ve kolaylaştırıcı yönleri hakkındaki görüşlerini ifade etmiştir. Sonuç olarak elde edilen bulgular literatürde yer alan araştırmalarla benzerlik ve farklılıklar göstermiştir. Bu çalışmaya özgü ortaya çıkan önemli bulgulardan bazıları kadınların kanser ve tarama hizmetleri hakkındaki doğru bildikleri yanlışlar, olumsuz doğum deneyimleri nedeniyle ortaya çıkan jinekolojik masa korkusu ve özellikle kırsal kesimde yaşayan kadınlar için yaz mevsiminde mevsimsel göçün başlaması ve tarımsal faaliyetlerin artması nedeniyle taramaya erişimde güçlük yaşamasıdır. Bu nedenle araştırmacıların bu konuda farklı bağlamlarda çalışmalar yapması, politika yapıcıların finansman, eğitim, iş gücü, tedarik ve personel eğitimlerine yönelik konularda iyileştirme yapması ve uygulayıcıların hasta merkezli hizmet sunumuna özen göstermesi önerilmektedir.

CinsiyetErişimGenital neoplazmlar-kadın+7
Şafak Kıran
Sakarya University · Institute of Business Administration
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu hastanelerinde sağlık teknolojilerinde inovasyon, entelektüel sermaye ve kurumsal performans ilişkisi

Yenilikçi uygulamaların en büyük kaynaklarından ve kullanıcılarından biri olan sağlık sektöründeki entelektüel sermaye, kurumlar arasında fark yaratan ve kurumlara sürdürülebilir rekabet avantajı sağlayan en kritik unsurlardan biri olarak kabul edilmektedir. Bilgiye yapılan vurgunun artmasıyla birlikte, entelektüel sermaye bilgi ve deneyiminin birleşimi, kurumların başarısı ve performansının anahtarı olmuştur. Bu açıdan çalışma, kamu hastanelerinde sağlık teknolojileri inovasyonu, entelektüel sermaye ve kurumsal performans arasındaki ilişkiyi incelenmesi açısından değerli olacaktır. Çalışmanın amacı, sağlık teknolojilerinde inovasyon, entelektüel sermaye ve kurumsal performans arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Çalışmanın evrenini İstanbul İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı kamu hastaneleri oluşturmaktadır. Örneklem grubuna yapılan ön görüşmeler sonrasında inovatif davranış gösterdiği tespit edilen beş kamu hastanesinde çalışan 388 sağlık personeli dahil edilmiştir. Veri toplama yöntemi olarak, kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın verileri 27 Haziran ve 1 Temmuz 2022 tarihleri aralığında toplanmıştır. Anketin bölümleri sırasıyla; sosyo-demografik bilgi formu, sağlık teknolojileri inovasyonu ölçeği, entelektüel sermaye ölçeği ve son olarak kurumsal performans ölçeği şeklinde sıralanmaktadır. Veri analizinden önce sağlık teknolojileri inovasyonu ve entelektüel sermaye ölçeklerin güvenilirlik ve faktör analizleri yapılmıştır. Verilerin analizlerinde SPSS 26 programı kullanılmıştır. Çalışmada sağlık teknolojileri inovasyonu ölçeği, entelektüel sermaye ölçeği ve kurumsal performans ölçeği puanları hesaplanmış ve puanların normal dağılıma uygunluğunun belirlemesi için basıklık ve çarpıklık katsayıları incelenmiştir. Puanların normal dağılım göstermesi nedeni ile çalışmada parametrik test teknikleri kullanılmıştır. Analiz kapsamında entelektüel sermaye ve sağlık teknolojilerinde inovasyon arasındaki ilişkiyi, entelektüel sermaye ve kurumsal performans arasındaki ilişkiyi ve sağlık teknolojilerinde inovasyon ve kurumsal performans arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Diğer yandan sağlık teknolojilerinde inovasyonun kurumsal performans ile ilişkisinde entelektüel sermayenin aracı rolünü incelemek amacıyla da regresyon analizi sonuçları incelenmiştir. Analiz sonucunda Sağlık teknolojileri inovasyonu ile entelektüel sermaye ilişkisinde (r=0,522) ve sağlık teknolojileri inovasyonu ile kurumsal performans ilişkisinde (r=0,517) orta düzeyde pozitif yönde ilişki tespit edilmiştir. Entelektüel sermaye ve kurumsal performans ilişkisinde (r=0,848) güçlü düzeyde pozitif yönde ilişki saptanmıştır. Ayrıca aracı etki için kurulan regresyon modelinde, kurumsal performans sağlık teknolojileri inovasyonu (β=0,517) üzerinde etkilidir. Kurumsal performans entelektüel sermaye (β=0,848) üzerinde etkilidir. Kurumsal performans birinci adımdaki regresyon analizine dâhil edildiğinde; entelektüel sermaye ile sağlık teknolojileri inovasyonu arasındaki ilişkide (β=0,297) azalma meydana geldiğinden kısmi aracılık etkisi sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlara göre kamu sağlık kurumları performanslarını artırmak için entelektüel sermaye ve inovatif uygulamalarına ağırlık vermeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İnovasyon, Entelektüel Sermaye, Kurumsal Performans, Sağlık Teknolojileri

Nurcan Gökmen Güleç
Sakarya University · Institute of Business Administration
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlık hizmetlerinde bilgi mahremiyeti endişesi ve korunma davranışlarını etkileyen faktörler üzerine bir araştırma

Bu çalışmanın temel amacı, bireylerin sağlık bilgi mahremiyeti endişesi düzeylerini, endişeye etki eden faktörleri ve bilgi mahremiyeti endişesi nedeniyle sergilenebilecek korunma davranışlarını ve bu davranışlara etki eden faktörleri belirlemektir. Ayrıca, bu amaçlar doğrultusunda Türkçe bir ölçme aracının uyarlaması da amaçlanmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, mahremiyet ve mahremiyet endişesi kavramları ile bu endişenin olası nedenleri ulusal ve uluslararası literatürde göre tartışılmıştır. İkinci bölümde, çalışmanın yöntemi açıklanmış ve kullanılan ölçme aracı tanıtılmıştır. Üçüncü bölümde, çalışmanın amaçları doğrultusunda gerçekleştirilen istatistiksel analizlerin bulguları sunulmuştur. Son bölümde ise elde edilen bulgular tartışılmış ve öneriler geliştirilmiştir. Bu çalışmada, veri toplama aracı olarak Türkçe uyarlaması yapılan bilgi mahremiyeti endişesi ölçeği ve ilgili literatürden elde edilen anket formları kullanılmıştır. Veri toplama sürecinde Ankara ilinde toplam 692 katılımcıdan veri elde edilmiştir. Elde edilen verilerin geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularında katılımcılar arasında, kişisel sağlık bilgilerinin gizliliği endişesi nedeniyle bilgi saklama eğilimi ve sağlık hizmetlerini ertelemek gibi korunma davranışları gözlemlenmiştir. Araştırma, bilgi mahremiyeti endişesinin bilgi toplama, bilgi hatası, yetkisiz erişim ve ikincil kullanım olmak üzere dört boyuttan oluştuğunu ortaya koymuştur. Bulgulara göre, bireylerin bilgi toplama endişesiyle doktordan ve sağlık kurumundan bilgi saklama davranışları arasında bir ilişki vardır. Bilgi toplama endişesi, bireylerin kişisel sağlık bilgilerini daha az ifşa etmelerine ve bilgi saklama olasılığının artmasına yol açmaktadır. Ayrıca, bilgi toplama endişesi, bireylerin doktorlarına bilerek yanlış sağlık bilgisi verme davranışını artırırken, sağlık hizmetlerini ertelemeleri veya almamaları olasılığını da artırmaktadır. Mahremiyet ihlali deneyimleri ve medyada mahremiyet ihlali haberlerine maruz kalmanın bireylerin endişelerini ve davranışlarını etkilediği belirlenmiştir. Önceden sağlık bilgilerinin ihlal edildiğini düşünen bireyler, bilgi toplama endişesi, bilgi saklama, doktordan ve sağlık kurumundan bilgi saklama, doktordan hakkındaki bilgiyi kaydetmemesini isteme ve başka bir tanı yazılmasını isteme olasılıklarının arttığını göstermektedir. Hasta-hekim iletişimi ve teknolojik mekanizmalara olan güvenin, sağlık bilgileriyle ilgili endişeler ve korunma davranışları üzerinde önemli bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Hekimleri ile iyi iletişim kuran katılımcılar, sağlık bilgilerinin ikincil kullanımı konusunda daha fazla endişe duymaktadır, ancak sağlık hizmetlerini ertelememe veya almama olasılıkları daha düşük olduğu görülmüştür. Ayrıca, bireylerin kendilerini internet ve bilgi teknolojilerini anlama ve kullanma konusunda yeterli hissetmeleri, sağlık bilgilerinin ikincil kullanımı endişesini arttırmaktadır. Bu durumun aksine sağlık hizmeti kalitesini yüksek değerlendiren katılımcıların bilgi toplama endişesi olasılıklarının daha düşük olduğu görülmüştür. Bu araştırmanın bulguları, sağlık hizmetlerindeki bilgi mahremiyeti politikalarının güçlendirilmesi ve iletişim stratejilerinin geliştirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Hasta haklarıHastalarKişisel Verilerin Korunması Kanunu+6
Cihan Unal
Sakarya University · Institute of Business Administration
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Hastanelerin idari ve mali birimlerinde görevli personelin kararlarının elektroensefelografi aracılığı ile incelenmesi

Bilişsel bir süreç olan bireysel karar verme, sağlık kuruluşlarının etkili ve verimli yönetilmesi bakımından kritik öneme sahiptir. Bireylerin karar verme davranışlarının beyin sinyalleri aracılığıyla ölçülmesine yönelik ekonomi, finans ve pazarlama gibi farklı alanlarda çalışmalar yapılmış olmasına rağmen sağlık yönetimi alanında bu yöntemi kullanan herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışmanın amacı hastanelerin idari ve mali birimlerinde görevli sağlık çalışanlarının karar verme süreçlerinde beyinde meydana gelen elektrofizyolojik yanıtları araştırmak; söylem ve uygulama üzerinden rasyonel ve sezgisel karar verme davranışlarını belirlemektir. Çalışmaya, hastanelerin idari ve mali birimlerinde görev yapan sağlıklı kadın (n=32) ve erkek (n=24) katılımcılar dahil edilmiştir. Çalışma üç aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu aşamada hastanelerin idari ve mali birim yöneticileri yapılan görüşmelerden elde edilen veriler analiz edilerek söylem ve uygulama analizinde kullanılacak kararlar ve bu kararların verilmesi sürecinde görülebilen hataların sonuçlarına ilişkin sözcükler ve uygulamalar belirlenmiştir. İkinci aşamada nicel yöntemlerden yararlanılarak çalışmaya katılan bireylere uygulanan bir anketle rasyonel ve sezgisel karar verme özellikleri belirlenmiştir. Son aşama, deneysel süreçlerden oluşmaktadır. Bu aşamada sözcüksellik etkisi altında sezgisel ve rasyonel karar vermeyi ölçmek için sözcükler içeren bir paradigma oluşturulmuştur. Bu paradigma, aynı zamanda kararların hastaneleri zarara uğratma riski taşıyan davranışlarla ilgili belge örnekleri içeren uygulama esnasında rasyonel karar verme sorularını da kapsamaktadır. Çekimlerden elde edilen beyin sinyalleri, olaya ilişkin osilasyonlar yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Analizlerde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, tekrarlı ölçümler t testi, tekrarlı ölçümler ANOVA testi, bağımsız örnekler t testi, tekyönlü varyans analizi ve Kolmogorov Smirnov testi kullanılmıştır. Analizler %95 güven aralığında (p=0,05) gerçekleştirilmiştir. EEG analizlerinde delta ve theta yanıtlarından yararlanılmıştır. Delta yanıtları çoğunlukla anlık karar verme mekanizmaları, sezgi ve dikkat tahsis süreçleri ile ilişkilidir ve kognitif görevler sırasında frontal, santral ve parietal lokasyonlarda artmaktadır. Tetha yanıtları çoğunlukla çalışma belleği kapasitesi ve dolayısıyla hatırlanması gereken ögelerin sayısı ile ilişkilidir. Bellek çağrışımları ve geçmiş deneyimlerden öğrenilenleri hatırlamayı kolaylaştırır. Bu durum karar verme süreçlerini desteklemektedir. Rasyonel ve sezgisel karar verme davranışını değerlendiren bulgulara göre hem bölgesel olarak hem de soru tiplerine göre delta ve theta yanıtlarında anlamlı farklılıklar vardır. Rasyonel kararın uygulanması esnasında karar vermedeki tepki hızları sözcüksellik etkisinde sezgisel ve rasyonel karar verme türlerine göre farklılık göstermektedir. Kadınlar sözcüksel karar verme sırasında beynin parietal ve temporal bölgelerini; erkekler ise beynin santral bölgesini aktif olarak kullanmaktadır. Güç analizi bulgularına göre, sözcüksellik etkisi altında karar verirken beynin herhangi bir bölgesinde anlamlı bir yanıt gözlemlenmemesine karşılık, uygulama esnasında rasyonel karar verme davranışı sırasında frontal bölgede theta yanıtının ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın sonuçları, karar verme sürecinde cinsiyet farklarının ve bölgesel beyin aktivitesinin kullanılabileceğini göstermektedir. Bu sebeple kritik karar verme gerektiren alanlarda EEG deneylerinden yararlanarak personel seçimi yapılabilir ve çalışanların kariyer planlarının yapılmasında bu deneylerin sonuçları kullanılabilir.

Zeynep Merve Dinler
Sakarya University · Institute of Business Administration
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bireylerin sosyal sağlık düzeyinde sosyal statünün rolü: Kocaeli ili örneği

Sosyal statü, bir kimsenin toplum içindeki durumunu ifade etmektedir ve yaşamın birçok alanında etkisini göstermektedir. Bireylerin sosyal sağlık düzeyinde sosyal statünün etkisinin değerlendirilmesi; sağlık hizmetlerinin etkili, verimli ve hakkaniyete uygun bir şekilde organize edilmesini ve sunulmasını amaçlayan, toplumsal refahın artmasında etkili olan sağlık yönetimi için önem arz etmektedir. Çalışmanın nihai amacı, bireylerin sosyal sağlık düzeyleri ve sosyal statüleri arasındaki ilişkinin ve sosyal statünün sosyal sağlık düzeyine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışma, Kocaeli ilinde araştırmaya katılmayı kabul eden 25 yaş ve üzeri 405 birey ile gerçekleştirilmiştir. Nicel araştırma yöntemi kullanılan çalışmada veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Anket; sosyo-demografik bilgi formu, Erkoç (2021) tarafından Türkçeye uyarlanan Sosyal Sağlık Ölçeği, Adler ve diğerleri (2000) tarafından geliştirilen MacArthur Sosyal Statü Ölçeği'nden oluşmaktadır. Elde edilen verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, güvenirlik ve geçerlilik analizleri, bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans (ANOVA) analizi, korelasyon analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışma bulgularına göre, bireylerin öznel sosyal statü ve nesnel sosyal statüleri ortanın üzerindedir. Sosyal sağlıkları orta düzeyde olup; aile alt boyutu ortalaması en yüksek; toplum alt boyutu ortalaması en düşüktür. Bireylerin öznel sosyal statüleri ve sosyal sağlık düzeyleri arasında anlamlı, pozitif yönde ve düşük bir ilişki saptanırken; nesnel sosyal statüleri ve sosyal sağlık düzeylerinde anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Araştırmada, bireylerin öznel sosyal statülerinin sosyal sağlık düzeylerini etkilediğine ulaşılmaktadır. Bu doğrultuda hem politika yapıcıların hem de bireylerin öznel sosyal statü ve etkilerini daha iyi bir şekilde anlamlandırabilmesi için bireylerin öznel sosyal statülerini değerlendirirken göz önünde bulundurdukları unsurların incelenmesi ve sağlıkta eşitsizlikleri azaltacak, toplumsal katılımı artıracak politikaların geliştirilmesi önerilmektedir.

Sosyal sağlıkSosyal statü
Aleyna Cebeci
Sakarya University · Institute of Business Administration
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık hizmetlerinde yapay zekâ: Bir araştırma

Sağlık sektörü, kaliteli sağlık hizmeti üretmek üzere sürekli olarak yeni teknoloji arayışı içindedir. Bu teknolojilerden biri de sağlık hizmetlerinde verilen hizmetin kalitesini artırarak sağlık hizmetinin daha verimli şekilde sunulmasını destekleyen yapay zekâ uygulamalarıdır. Yapay zekâ, insan görevlerini yerine getiren veya insan zekâsı gibi davranan bir makine olarak tanımlanmaktadır. Aslında birçok yapay zekâ teknolojisi, insanların idari ve klinik sağlık hizmeti süreçlerini kolaylaştırmak üzere ortaya çıkmaktadır. Günümüzde ortaya çıkan bu yapay zekâ uygulamaları, işletmelerin performanslarını geliştirmek ve işlevlerini günlük olarak verimli bir şekilde yerine getirmek üzere işletmelerin temel faaliyetlerinde hızla yerini almaktadır. Buradan hareketle bu araştırmada, sağlık kurumları işletme faaliyetlerinde yapay zekâ uygulamaları hakkında güncel literatür taranarak kavramsal bir çerçeve oluşturmak ve sağlık kurumunda çalışan hekim, hemşire ve idari personelin yapay zekâ uygulamalarına ilişkin bilgi ve görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yapay zekâ kavramı, sağlık hizmetlerinde kullanımı, yapay zekânın sağlık hizmetlerinde kullanılmasının avantajları ve dezavantajları ile yapay zekâ türleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde sağlık kurumları temel işletme faaliyetlerinde (insan kaynakları, muhasebe-finans, üretim, pazarlama) yapay zekâ uygulamalarının kullanım alanları, önemi ve ilgili birimlerdeki yapay zekâ uygulama örneklerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde araştırmanın yöntemine ait bilgiler yer almaktadır. Son olarak araştırma sonucunda elde edilen bulgular değerlendirilip sağlık kurumlarının işletme faaliyetlerinde yapay zekâ uygulamalarına ilişkin öneriler sunulmuştur. Çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler (frekans, yüzdelik dağılım), Mann-Whiyney U testi, Kruskal Wallis-H testi ve Ki-Kare analizi kullanılmıştır. Veriler %95 güven düzeyinde (p=0,05) analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre katılımcıların sağlık kurumları temel işletme faaliyetlerinde; insan kaynakları yapay zekâ uygulamaları konusunda %44,1'inin, sağlık hizmetlerinin üretim faaliyetlerinden hastaların teşhis ve tedavi edilmesinde yapay zekâ uygulamaları hakkında %32,2'si ile reçete yazma destek sistemi, eczane destek sistemi ve teşhis odaklı klinik karar destek sistemleri hakkında %30,9'unun, pazarlama faaliyetleri yapay zekâ uygulamaları konusunda %61,8'inin bilgi sahibi olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca araştırmada hekimlerin %30,7'sinin hastaların teşhis ve tedavi edilmesinde yapay zekâ uygulamaları hakkında ve %23,07'sinin reçete yazma destek sistemi, eczane destek sistemi ve teşhis odaklı klinik karar destek sistemleri hakkında bilgisinin olmadığı saptanmıştır. Bu sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda hekimlerin yapay zekâ uygulamalarını kullanmalarına rağmen uygulamalara ilişkin bilgilerinin sınırlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Beyza Büyükkaya
Sakarya University · Institute of Business Administration
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Duygusal zekânın hasta merkezli bakım algısına etkisi: Hasta perspektifinden bir araştırma

Son yıllarda sağlık sektöründe yaşanan değişim ile hekim merkezli yaklaşımdan hasta merkezli yaklaşıma geçilmektedir. Odağında insan olan sağlık sektöründe hastaların tanı, tedavi, klinik işlemler ve bakım sürecine dâhil edilmesi önem arz etmektedir. Hasta ve hekimin ortak karar alması sonucunda hasta memnuniyetine olumlu katkı sağlayacağı, sağlık hizmeti alımındaki maliyet ve eşitsizlikleri azaltacağı, bakım kalitesi arttırılarak sağlığın gelişimine katkı sağlanacağı öngörülmektedir. Bu faydalara duygusal zekâya sahip bireyler ile erişilebileceği düşünülmektedir. Bu çıkış noktası ile çalışmanın amacı, duygusal zekâ düzeyinin hasta merkezli bakım algısına etkisini belirlemektir. Çalışma üç ana bölümden oluşacaktır. Birinci bölümde hasta merkezli bakım kavramı ile bu kavramların tarihsel gelişimine değinilecektir. İkinci bölümde duygusal zekâ kavramı ve sessizlik kavramı açıklanacaktır. Üçüncü bölümde ise çalışmanın metodoloji kısmına yer verilecektir. Araştırma belirlenen il sınırları içerisinde bulunan 18 yaş üstü bireylerde anket uygulanarak yürütülecektir. Araştırma verileri Hasta Merkezli Bakım Ölçeği, Rotterdam Duygusal Zekâ Ölçeği ve sosyo-demografik soru formu ile toplanacaktır. Çalışmanın sonuç bölümünde ise araştırma ile ilgili sonuç ve önerilere yer verilecektir. Araştırmanın tamamlanması ile duygusal zekâ düzeyinin hasta merkezli bakım algısına etkisinin olup olmadığının ortaya konması ve katılımcıların duygusal zekâ ve hasta merkezli bakım algısı düzeylerinin belirlenmesi hedeflenmektedir.

Ceyda Ataç
Sakarya University · Institute of Business Administration
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarında psikolojik sermaye algıları ile sağlıkta şiddete karşı güven ve güvenlik düzeyi arasındaki ilişki: Acil servis çalışanları üzerine bir araştırma

Bu araştırmada acil servislerde çalışan sağlık çalışanlarının psikolojik sermayelerinin sağlıkta şiddete karşı güven ve güvenlik düzeylerine olan etkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesi'nde görevli 136 acil servis çalışanı birey oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında anket yönteminden yararlanılmıştır. Kullanılan anket formu üç bölümden oluşmaktadır. Formun birinci kısmında katılımcıların cinsiyeti, yaşı, eğitim durumu, medeni durumları, görevi, meslekte çalışma süresi ile acil serviste çalışma sürelerine ilişkin bilgileri soran sosyo-demografik bilgi formu bulunmaktadır. Formun ikinci kısmında 2013 yılında Kowalenko ve meslektaşları tarafından 2013 yılında geliştirilmiş ve 2018 yılında Şengül ve arkadaşları tarafından Türkçe 'ye uyarlanan Sağlık Profesyonellerinin Şiddete Karşı Güvenlik ve Güven Ölçeği yer almaktadır. Ölçek iki alt boyut ve toplamda 7 sorudan oluşmaktadır. Ölçek alt boyutları Güvenlik ve Güven boyutlarından oluşmaktadır. Ölçeğin üçüncü kısmı ise Luthans ve arkadaşları (2007) tarafından geliştirilen Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik Çetin ve Basım (2012) tarafından yapılan Örgütsel Psikolojik Sermaye Ölçeği yer almaktadır. Ölçek dört alt boyuttan (iyimserlik, psikolojik dayanıklılık, umut ve öz yeterlilik) ve 24 ifadeden oluşmaktadır. Verilerin analizinde normal dağılım özelliği içinde yer aldığı için parametrik testlerden yararlanılmıştır. Fark analizinde de değişken sayısı 2 olanlar için t testi, değişken sayısı 3 ve üzeri olan gruplarda da tek yönlü varyans analizinden yararlanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkinin yönünü ve gücünü belirlemede Pearson korelasyon analizinden, değişkenlerin birbirine etkisini belirlemede ise çoklu regresyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen bulgulara göre acil servis çalışanlarında şiddete karşı güvenlik ve güven toplam ile güven alt boyut düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Yapılan regresyon analizi sonuçlarına göre de öz yeterlilik düzeyleri ile şiddete karşı güvenlik ve güven düzeyleri arasında pozitif yönde yordayıcı ilişki saptanmıştır. Bunun yanında cinsiyet, medeni durum ve meslek ile hem şiddete karşı güvenlik ve güven hem de psikolojik sermaye arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Sonuç olarak acil servis çalışanlarında şiddete karşı güvenlik ve güven toplam ile güven alt boyut düzeyleri arttıkça psikolojik sermaye, psikolojik dayanıklılık, umut ve öz yeterlilik düzeylerinin de arttığı bulunmuştur. Bu sonuçlar dahilinde çalışanların güvenlik algısını artırmak için şiddet olaylarına etkili müdahale stratejileri öğretilmelidir. Aynı zamanda, psikolojik dayanıklılığı güçlendirmek adına çalışanlara yönelik psikolojik destek programları oluşturulmalıdır. Bu programlar, stresle başa çıkma ve işyerindeki zorluklarla başa çıkma konularını kapsamalıdır. Bu yaklaşımlar, acil servis çalışanlarının güvenliği ve psikolojik sağlığı üzerinde olumlu etkiler yaratabilir.

Sağlıkta şiddet
Nesrin Özkan Eraslan
Sakarya University · Institute of Business Administration
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Özel diş hekimliği hizmetlerinin tercihinde hizmet alıcılarının özellikleri ve fiyatlandırma üzerine bir alan araştırması

Bu çalışmanın temel amacı diş hekimliği hizmetlerindeki fiyatlandırmanın, bireyin kurum tercihinin ve tutumunun nasıl etkilediğinin belirlenmesi ve değerlendirilmesidir. Bu amaç doğrultusunda çalışma dört bölümden oluşacak şekilde tasarlanmıştır. Birinci bölümde ağız-diş sağlığı ve diş hekimliği hizmetlerine yönelik ulusal ve uluslararası literatür tartışılmıştır. İkinci bölümde fiyatlandırma sürecine ilişkin bilgilere ve bireylerin sağlık kurumu tercihinde etkili olan faktöre yer verilmektedir. Üçüncü bölümde araştırmanın yöntemi açıklanmaktadır. Dördüncü bölümde ise elde edilen bulgular paylaşılmaktadır. Veri toplama aracı olarak Çiftçi (2010) tarafından geliştirilen ölçek kullanılmıştır. Yapılan bu çalışma için Kocaeli ilinde yaşayan, 18 yaş üstü, en az bir kez özel diş hekimliği kurumlarından hizmet almış, gönüllü 389 bireye anket uygulanmıştır. Verilerinin analizinde IBM SPSS Statistics 22 programı kullanılmıştır. Verilerin analizi için tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, bağımsız örneklerde T Testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Kruskal-Wallis Testi, Mann-Whitney U Testi, Ki-kare Analizi ve Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Çalışma kapsamında yapılan anketler sonucunda bireylerin sağlık kurumu tercihinde cinsiyet, gelir aralığı, kurum değiştirme sıklığı, muayene ücretlerinin önemi ve fiyat kampanyalarının etkili olduğu tespit edilmiştir. Erkek bireylerin daha yüksek hizmet beklentilerinin olduğu; gelir düzeyi yüksek olan bireylerin konfor alanlarını daha fazla önemsediği; bir problem yaşadığında kurum değiştiren bireylerin uzun süre hizmet veren, tanınan ve güvenilir kurumlardan hizmet almayı önemsediği; muayene ücretlerini önemseyen bireylerin maliyetleri ve hizmet kalitesini önemsediği ve fiyat kampanyalarından etkilenen bireylerin maliyetlerde, hizmet kalitesinde ve kurumun kapasitesinde meydana gelebilecek değişiklikleri önemsediği görülmektedir. Ayrıca cinsiyete göre kurum değiştirme sıklığının, muayene ücretlerine verilen önemin ve muayene ücret bilgisinin kaynağının farklılık gösterdiği ve gelir aralığına göre muayene ücretlerine verilen önemin ve fiyat kampanyalarının etkisinin farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Kadın bireylerin daha fazla kurum değiştirdiği, muayene ücretlerini daha fazla önemsediği ve ücret bilgisini hastaneden aldığı görülmektedir. Gelir düzeyi düşük bireylerin muayene ücretlerini daha fazla önemsediği ve gelir düzeyi orta düzeyde olan bireylerin fiyat kampanyalarından daha fazla etkilendiği görülmektedir. Araştırma sonuçlarına göre diş hekimliği hizmetlerinde fiyatlandırmanın bireylerin kurum tercihinde ve buna bağlı olarak kurumların kapasite kullanımında etkili olduğu, bireylerin hizmete erişiminde ve dolayısıyla bireylerin sağlık ve refahı üzerinde önemli bir rol oynadığı yorumu yapılmıştır. Son olarak kurumlara; Sağlık Uygulama Tebliğinin ve Türkiye Diş Hekimleri Birliğinin belirlediği ücret skalası doğrultusunda kendi misyonuna uygun bir fiyatlandırma politikası benimsemesi, hizmet sunumunda fiyat dengesini gözetmesi ve kurumun kapasitesinin üzerinde hasta kabul etmemesi önerilmektedir.

İrem Babashlı
Sakarya University · Institute of Business Administration
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının kalite çalışmalarına yönelik tutumları ile klinik liderlik özellikleri arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik bir araştırma

Sağlık hizmetlerinde kalite yönetimi günümüz rekabet ortamında kurumların gücünü arttırmada etkili ve önemli faktörler arasında yer almaktadır. Ayrıca merkezine hastaları ve çalışanları alan, takım çalışmasına önem veren, çalışanların liderlik yönlerini ön plana çıkaran ve bu yönlerini geliştirmelerine imkan sağlayan süreç odaklı bir yönetim anlayışıdır. Sağlık hizmetlerinin karmaşık yapısı, ertelenemez olması, hatalara toleransının olmaması vb. kendine has özelliklerinin yanında hasta beklentilerinin ve hasta güvenliğine verilen önemin artması gibi hususlar hizmetin kaliteli sunulmasını gerekli kılmaktadır. Ancak sağlık hizmetlerinde kalitenin uygulanması zor bir süreçtir. Bu zorlu sürecin, birbirine bağımlı ekipler tarafından yürütülmesi çalışanların bilgi ve yeteneklerinin arttırılmasını, karar alma ve problem çözme becerilerinin geliştirilmesini, özellikle de klinisyenlerin kalite çalışmalarını benimseyerek hızla değişime, yeniliğe ve sürekli iyileştirmeye odaklanmasını gerektirir. Sağlık hizmetlerinde kalite farklı bileşenlere ayrılmaktadır ve liderlik, bu bileşenleri birbirine bağlayan önemli bir köprü görevi görmektedir. Bu bağlamda bu uygulamaları içeren kalite çalışmalarını başlatan ve sürdüren güçlü bir liderlik uygulamasına ihtiyaç duyulur. Çünkü sağlık kurumları bünyesinde farklı kuruluşları ve kişileri bulunduran aynı zamanda tüm bunların senkronize bir şekilde çalışmasını gerektiren karmaşık bir yapıya sahiptir. Bununla beraber sağlık sistemlerinde yaşanan yeniliklerin ve değişimlerin olması ve bunların fark edilerek kurumlara yansıtılması kolay değildir. Bu yenilikleri ve değişimleri gören, bunları kurumlarına entegre eden liderlerin olması önemlidir. Ayrıca kalite çalışmalarının başlatılması, sürdürülmesi ve kalitenin bir kültür haline getirilmesi, klinik liderlik yetkinliğini gösterebilen klinisyenler ile kolaylaşacaktır. Bu durumda klinik liderler, kurumlarının hedefleri doğrultusunda sorumluluk alan, kalite ve sürekli iyileştirme çalışmalarında önemli bir fonksiyon üstlenen sağlık profesyonelleridir. Bu tez çalışmasında özel bir hastanede görev yapan klinisyenlerin kalite çalışmalarına yönelik tutum ve algıları ile klinik liderlik özelliklerini belirlemenin yanı sıra klinisyenlerin klinik liderlik özellikleri ile kalite tutum ve algıları arasında bir ilişki olup olmadığı araştırılmak istenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde sağlık hizmetlerinde kalite kavramı, kalitenin önemi ve özellikleri, kalite yönetim ilkeleri ve sağlık hizmetlerinde kalite ile ilgili uygulamalar hakkında bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde liderlik kavramı, liderlik yaklaşımları, liderliğin sağlık kurumlarında önemi, klinik liderlik ve klinik liderlik yetkinlik modelinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde araştırma yöntemi, dördüncü bölümde ise araştırma sonucunda elde edilen bulgular, son bölümde de sonuç ve tartışmaya ilişkin bilgiler yer almaktadır. Bu araştırma Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan özel bir hastanede klinisyen olarak görev yapan mesleki gruplar (hekim, hemşire, ebe, terapist, psikolog, tekniker vd.) üzerinde yapılmıştır. Araştırmada kullanılan anket ilgili hastanede çalışan ve gönüllü olan çalışanlara (251 kişi) uygulanmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS Statistics 29 paket programından yararlanılmıştır. Güvenilirlik ve normallik testleri yapıldıktan sonra analiz yöntemleri belirlenmiş ve tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis- H testi ve spearmen korelasyon testi kullanılmıştır. Klinisyenlerin kalite çalışmalarına yönelik pozitif tutum ve algıları ile klinik liderlik özelliklerinin yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Çalışmaya katılan klinisyenlerin kalite çalışmalarına yönelik tutum ve algıları ile klinik liderlik özellikleri arasında pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Klinisyenlerin kalite çalışmalarına yönelik tutum ve algılarının sosyo-demografik özelliklerine göre farklılık analiz sonuçlarına göre cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, meslek grubu, meslekteki toplam çalışma süreleri ve sağlıkta kalite üzerine eğitim alma durumlarına göre anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Klinisyenlerin klinik liderlik özelliklerinin sosyo-demografik özelliklerine göre farklılık analiz sonuçlarına göre ise klinik liderlik eğitimi alma durumlarına göre farklılık gösterdiği ancak cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, meslek ve meslekteki toplam çalışma sürelerine göre anlamlı bir farklılık göstermediği saptanmıştır.

Klinik liderlikLiderlikSağlık hizmetleri+1
Fatma Selen Polat
Sakarya University · Institute of Business Administration
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık kurumlarında faaliyet tabanlı maliyetleme: Kamu hastanesi yoğun bakım biriminde uygulama

Bu araştırmada, bir kamu hastanesinin 1. Basamak Yoğun Bakım (YB) Servisinde yatan hastanın sağlık kuruluşuna maliyeti faaliyet tabanlı maliyetleme (FTM) yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Araştırma sonucu elde edilen hasta başı maliyeti, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) tarifesine göre gerçekleştirilen geri ödeme ile FTM yöntemi kullanılarak hesaplanan maliyet karşılaştırılarak değerlendirilmektedir. Araştırmada, öncelikle FTM yönteminin uygulanabilirliğini değerlendiren çalışmalar yapılmış ve bu yöntemin kolay ve anlaşılabilir bir model olarak sunulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda araştırmanın çalışma grubunu 2019 yılında 1. Basamak YB servisinde tedavi görmüş hastalar oluşturmaktadır. Araştırmanın çalışma grubu geniş olduğundan tesadüfi olarak 60 hastanın seçilmesin karar verilmiştir. Araştırmanın sonucuna göre çalışma grubunda yer alan hastalar için katlanılan giderlerin %67'sini personel giderleri, %18'ini genel üretim giderleri ve %15'ini ilk madde ve malzeme ile laboratuvar ve radyoloji dış kaynak kullanım maliyet giderleri oluşturmaktadır. Çalışma grubunda yer alan 60 hasta için genel üretim giderleri, ilk madde ve malzeme ile laboratuvar ve radyoloji dış kaynak kullanım maliyet giderleri ile personel giderlerinin toplam maliyeti ₺97.221,61 olarak tespit edilmiştir. FTM yöntemi sonuçları ile SGK geri ödeme tutarının toplamı karşılaştırıldığında, SGK, bu hastalar için sağlık kurumuna toplam maliyetin %49,5'ine denk gelen ₺48.141,32 tutarında ödeme yapmıştır. Sağlık kurumunun katlandığı maliyet ile SGK'nın geri ödemesi arasındaki fark, toplam maliyetin %50,5'ine denk gelen ₺49.080,44 olarak tespit edilmiştir. FTM yöntemi ile 60 hasta için ayrı ayrı hesaplanan maliyetlerin SGK geri ödeme tutarlarından yüksek olduğu görülmektedir. Geri ödeme ve FTM yöntemi arasındaki farklılıkların ilk yatış ve taburculuk günü hariç yatış günü başına yapılan ödemenin, SUT tarifesine göre hizmet başına gerçekleştirilen ödemelerdeki tutarın yetersiz olduğu değerlendirilmektedir. Sağlık kurumları, personel verimliliğini artıracak eğitim programları ve teknolojik yatırımlar yaparak, elektronik sağlık kayıt sistemleri ve otomatik ilaç dağıtım sistemleri gibi çözümlerle maliyetleri azaltmalıdır. Ayrıca, iş akışlarının optimize edilmesi ve yatak doluluk oranının artırılması için hasta kabul süreçlerinin hızlandırılması, görev tanımlarının netleştirilmesi ve veriye dayalı yönetim kararları uygulanarak verimlilik artırılabilir ve maliyetler düşürülebilir. Akademik çalışmalar, FTM yönteminin sağlık sektöründe uygulanabilirliğini ve etkinliğini kapsamlı ve çok merkezli araştırmalarla değerlendirmeli, ayrıca yapay zeka ve büyük veri analitiği kullanarak maliyet öngörüsü ve optimizasyonu yapan sistemler geliştirmelidir. Personel giderlerini azaltmak için esnek çalışma saatleri, tele-sağlık uygulamaları ve hibrit iş modelleri gibi yenilikçi yaklaşımlar araştırılmalı ve uygulanabilirliği test edilmelidir. Anahtar Kelimeler: Faaliyet Tabanlı Maliyetleme, Yoğun Bakım Servisi, Hasta Başı Maliyet, Maliyet Analizi

Abdullah Emre Karaca
Sakarya University · Institute of Business Administration
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çevresel belirsizlik algısı, yaratıcı düşünce ve stratejik düşünce arasındaki ilişki: Özel hastane yöneticileri üzerine bir araştırma

Hastaneler belirsizliğin ve dinamizmin yoğun olduğu bir çevrede faaliyet göstermektedir. Böylesi dinamik bir çevrede faaliyet gösteren kurumların yöneticileri geleceğe yönelik kararlar alırken ve tahminde bulunurken bir takım düşünme becerilerine ihtiyaç duymaktadır. Bu noktada çevresel tehdit ve fırsatları algılayabilen ve rakiplerin nihai durumunu sorgulayabilen bir düşünme biçimini öngören stratejik düşünce ön plana çıkmaktadır. Stratejik düşünürlerin farklı yaklaşımları sergileyebilmesinin ve rakiplerinin önüne geçebilecek kararlar almasının temel şartlarından birisi yaratıcı düşünce becerisidir. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı çevresel belirsizlik algısı, yaratıcı düşünce ve stratejik düşünce arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Araştırmanın evrenini Kocaeli ve İstanbul illerinde üst düzey pozisyonlarda görev yapan özel hastane yöneticileri oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri 01.01.2024 ile 12.05.2024 tarihleri arasında anket yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı, bireylerin sosyo-demografik özellikleri ile Desarbo vd., (2005) tarafından geliştirilen, Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik analizi Ark (2008) tarafından yapılan "Algılanan Çevresel Belirsizlik Ölçeği", Doyague (2008) tarafından geliştirilen, Çiçek (2011) tarafından Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik analizi yapılan "Yaratıcı Düşünce Ölçeği" ve Pisapia vd., (2005) tarafından geliştirilen, Çiçek (2011) tarafından Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik analizi yapılan "Stratejik Düşünce Ölçeğinden" oluşmaktadır. Veriler yüz yüze ve online şekilde toplanmış olup; verilerin analizinde tanımlayıcı istatiksel yöntemler, güvenilirlik analizi, fark analizleri (bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi), korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, çevresel belirsizlik ile yaratıcı düşünce, çevresel belirsizlik ile stratejik düşünce ve yaratıcı düşünce ile stratejik düşünce arasında pozitif yönlü ve yüksek seviyede bir ilişki vardır. Çevresel belirsizlik algısının stratejik düşünce üzerinde orta seviyeye yakın olumlu ve anlamlı, yaratıcı düşüncenin stratejik düşünce üzerinde yüksek seviyeye yakın olumlu ve anlamlı etkisi bulunmaktadır. Yöneticilerin sosyo-demografik özelliklerine (cinsiyet, medeni durum, yaş, eğitim durumu, ünvan ve çalışma süresi) göre çevresel belirsizlik algısı, yaratıcı düşünce ve stratejik düşünce düzeylerinde farklılıklar bulunmaktadır. Çalışmanın sonuçlarına göre belirsiz bir çevrede faaliyet gösteren hastane yöneticilerinin stratejik düşünce yeteneğine ihtiyaç duyduğu görülmektedir. Ayrıca belirsiz bir çevrede faaliyet gösteren kurumların stratejik düşünce yeteneğini daha etkin şekilde kullanabilmeleri için; kendini motive ederek, hayal kurarak, esnek bir düşünme biçimine sahip olarak, olaylara ilişkin kavram haritaları oluşturarak, olaylara daha geniş bir bakış açısıyla bakmayı öğrenerek ve yeni şeylerin ortaya çıkmasının zaman alacağının bilincinde olarak yaratıcı düşünce becerilerini geliştirmeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hastane, Çevresel Belirsizlik Algısı, Yaratıcı Düşünce, Stratejik Düşünce.

Rabia Bildik
Sakarya University · Institute of Business Administration
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının sosyal medya bağımlılığı ve sanal kaytarma

Bu çalışmanın amacı, sosyal medya bağımlılığı ve sanal kaytarma konusunu sağlık çalışanları özelinde araştırmaktadır. Bu bağlamda katılımcıların sosyal medya bağımlılığı ve sanal kaytarma durumları, sosyal medya bağımlılığı ve sanal kaytarma ilişkisi, sosyal medya bağımlılığının sanal kaytarmaya etkisi ele alınmaktadır. Ayrıca katılımcıların demografik özelliklerine göre farklılık olup olmadığının da ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. İnternet bağımlılığının bir türü olan sosyal medya bağımlılığı, kişinin sosyal ağ sitelerinde zaman geçirme ve sürekli çevrimiçi kalmaya aşırı istek duyması; bu mecraları normal yaşamını ve psikolojisini olumsuz etkileyecek derecede aşırı kullanmasıdır. Sanal kaytarma ise, mesai saatleri içinde kişinin işiyle ilgili olmadığı halde bilgisayar/ internet kullanması; bireysel internet kullanımı, interneti kötüye kullanma, eğlence maksatlı dolaşma ve lüzumsuz bilgisayar kullanması olarak ifade edilebilir. Bu araştırmada, veri toplama aracı olarak üç kısımdan oluşan soru formu (anket) kullanılmıştır. Formun birinci kısmında katılımcıların kişisel bilgileri; ikinci kısmında sosyal medya bağımlılığı; üçüncü kısmında ise sanal kaytarma ile ilgili sorular yer almaktadır. Kocaeli ilinde çalışmakta olan sağlık çalışanları araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Araştırma gönüllü katılımı kabul eden 426 kişilik örneklem üzerinden gerçekleştirilmiştir. Soru formu yoluyla toplanan verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, güvenilirlik analizleri, fark analizleri, korelasyon analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, sosyal medya bağımlılık düzeyinin genel ortalaması 2,51 olarak hesaplanmıştır. Buna göre katılımcıların sosyal medya bağımlılıklarının düşük düzeyde olduğu söylenebilir. Alt boyutlar arasında ise en yüksek ortalama, sanal tolerans boyutu 2,65; en düşük ortalama, sanal iletişim boyutu 2,34 olarak bulunmuştur. Sanal kaytarma genel ortalaması 2,49 olarak hesaplanmıştır. Buna göre katılımcıların sanal kaytarma davranışlarının da düşük düzeyde olduğu söylenebilir. Alt boyutlar arasında ise en yüksek ortalama, kişisel işlemler boyutu 2,92; en düşük ortalama ise kazanç sağlama boyutunda 1,69 olarak bulunmuştur. Araştırmada, katılımcıların sosyal medya bağımlılığı ve sanal kaytarma davranışı arasında pozitif yönlü orta düzeyli bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ulaşılan sonuçlara göre, sosyal medya bağımlılığının sanal kaytarma, kişisel işlemler, bilgi edinme, eğlenceli vakit, kazanç sağlama etkisini ortaya koyan modeller anlamlı ve olumlu yöndedir. Katılımcıların yaş ve sosyal medya kullanım sürelerine göre sosyal medya bağımlılığı ve tüm alt boyutlarında anlamlı farklılık söz konusudur. Yaş, medeni durum, sosyal medya kullanım süresi ve sanal kaytarma ve kişisel işlemler alt boyutunda anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Katılımcılar sanal kaytarmanın bilgi edinme ve kazanç sağlama alt boyutları cinsiyet değişkenine göre anlamlı farklılık göstermemektedir. Elde edilen bulgu ve sonuçlar doğrultusunda, sağlık kurumları ve çalışanlarının sosyal medya bağımlılığı ve sanal kaytarma konularını gündemlerine almaları ve proaktif önleyici araştırmalar/ çalışmalar yapmaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sağlık Çalışanları, Sosyal Medya, Sosyal Medya Bağımlılığı, Sanal Kaytarma.

Çağla Genç
Sakarya University · Institute of Business Administration
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Hastanelerde örgütsel demokrasi algısının iş tatminine etkisinde psikolojik güçlendirmenin aracılık rolü: Bilecik ili örneği

Günümüzde küreselleşme, teknolojik gelişmeler, uluslararası rekabet, müşteri tercih ve taleplerinin değişimi, çalışanların beklentilerinde meydana gelen değişimler, tüm örgütlerde olduğu gibi sağlık kurumlarında da etkisini göstermektedir. Bu kurumlar arasında yer alan hastanelerde toplumun ihtiyacı olan sağlık hizmetlerinin etkili ve verimli bir şekilde verilebilmesinde sağlık çalışanları önemli bir yere sahiptir. Sağlık çalışanlarının iş tatmini ile çalışmaları ise hem hizmet alanları hem de hastaneleri doğrudan etkilemektedir. Çalışanların tutum ve davranışlarının olumlu yönde şekillendirilmesine katkı sağlayan bir kavram olarak ifade edilen örgütsel demokrasinin hastanelerde hayata geçirilmesi ve çalışanların güçlendirilmesi ile sağlık çalışanlarının iş tatmini sağlanabilir. Bu çalışmada örgütsel demokrasi algısının iş tatminine etkisinin belirlenmesi ve bu etkide psikolojik güçlendirmenin aracılık rolünün ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda çalışmanın evreni araştırmanın yapıldığı dönemde Bilecik ilinde faaliyet gösteren hastanelerde görev yapmakta olan 1203 sağlık çalışanından (hekim, hemşire-ebe, tıbbi sekreter, sağlık teknikeri, memur) oluşmaktadır. Çalışmada örneklem belirlenirken önce örneklem büyüklüğü belirlenmiş (429), ardından her hastane için evreni temsil edebilecek örnek grubunun büyüklüğü tabakalı örnekleme yöntemi kullanılarak hesaplanmış ve kolayda örnekleme yöntemiyle 599 sağlık çalışanı üzerinde çalışma gerçekleştirilmiştir. Nicel araştırma olarak tasarlanan çalışmada veri toplama aracı olarak anket formundan yararlanılmıştır. Geçkil ve Tikici (2015) tarafından geliştirilen "Örgütsel Demokrasi Ölçeği", Weiss ve diğerleri (1967) tarafından geliştirilen ve Türkçe uyarlaması Baycan (1985) tarafından yapılan "Minnesota İş Tatmini Ölçeği"nin kısa formu, Spreitzer (1995) tarafından geliştirilen, Sürgevil ve diğerleri (2013) tarafından Türkçe uyarlaması yapılan "Psikolojik Güçlendirme Ölçeği" olmak üzere üç farklı ölçeğin ve çalışanların sosyo-demografik özelliklerinin belirlenmesine yönelik ifadelerin yer aldığı anket formu, 66 sorudan oluşmaktadır. Çalışmada; tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, korelasyon ve regresyon analizlerinden yararlanılarak analiz gerçekleştirilmişidir. Veriler, %95 güven aralığında (p=0,05) analiz edilmiştir. Çalışmada; örgütsel demokrasi algısı, iş tatmini ve psikolojik güçlendirme arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca örgütsel demokrasi algısının iş tatmine ve psikolojik güçlendirmeye, örgütsel demokrasi algısı ve psikolojik güçlendirmenin iş tatminine istatistiksel açıdan anlamlı ve pozitif yönlü etkisi olduğu sonucu elde edilmiştir. Çalışmada örgütsel demokrasi algısının iş tatminine etkisinde psikolojik güçlendirmenin kısmi aracılık rolü olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada ayrıca sosyo-demografik değişkenler bakımından örgütsel demokrasi algısı, iş tatmini ve psikolojik güçlendirmede istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunup bulunmadığı incelenmiştir. Katılımcıların örgütsel demokrasi algısında cinsiyet, eğitim durumu, görev durumu ve toplam çalışma süresi; iş tatmininde cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, görev durumu; psikolojik güçlendirmesinde ise eğitim durumu, görev durumu ve toplam çalışma süresi bakımından anlamlı farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlar, örgütsel demokrasi algısının ve psikolojik güçlendirmenin sağlık çalışanları açısından önemli olduğunu göstermektedir. Bu nedenle hastane yöneticileri tarafından sağlık çalışanlarının örgütsel demokrasi algısının artırılması ve psikolojik olarak güçlendirilmesi yönünde stratejiler geliştirilmesi önerilmektedir.

Sağlık yönetimi
İlknur Kıran Morkoç
Sakarya University · Institute of Business Administration
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Özel sağlık kurumlarında stratejik karar verme süreci: Yöneticilerin bilişsel özellikleri üzerine bir araştırma

Strateji oluşturma sürecine ilişkin merak son yıllarda stratejik yönetim alanını meşgul eden en önemli konulardan biri olmuştur. Bu konudaki araştırmalar iki farklı yönde gelişim göstermiştir. Strateji oluşturma kavramı ilk olarak planlama bakış açısıyla ele alınmış, stratejinin rasyonel bir planlama süreci sonunda ortaya çıktığı savunulmuştur. Ancak stratejik planlamanın işletmeleri dar kalıplar içerisine sıkıştırdığına yönelik eleştirilerin ortaya çıkmasıyla, strateji oluşturma sürecine yönelik ikinci bir görüş ortaya çıkmıştır. Buna göre strateji zaman içerisinde evrilen karar süreçlerinde ortaya çıkan bir olgudur. Planlama bakış açısının aksine bu görüş karar süreçlerindeki sezgiselliğe vurgu yapmaktadır. Karar verirken tüm alternatifleri bilmenin mümkün olmadığı, bilinse bile bu alternatiflerin hepsini değerlendirilmenin imkansız olduğu savunulmaktadır. Bu görüşler doğrultusunda tez çalışmasının amacı özel sağlık kurumlarında stratejik kararların nasıl verildiğini ve bilişsel yapı ve süreçlerin bu süreci nasıl etkilediğini keşfetmektir. Araştırmada amaca yönelik olarak temel nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Veriler yarı yapılandırılmış mülakat tekniğiyle toplanmıştır. Araştırma kapsamında özel sağlık kurumlarında üst kademelerde yöneticilik yapan 16 kişiyle yüz yüze ya da online olarak görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Her bir katılımcı görüşme öncesi araştırmanın amacı ve önemi hakkında kısaca bilgilendirilmiştir. Veri toplamaya başlamadan önce Sakarya Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Etik Kurulunun uygunluk kararı alınmıştır. Tüm görüşmeler katılımcıların bilgisi dahilinde kayıt altına alınmıştır. Toplam kayıt süresi 808 dakikadır. Kayıtlar araştırmacı tarafından metne dökülerek araştırmanın veri seti oluşturulmuştur. Verilerin analizinde NVIVO 12 paket programından faydalanılarak içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Araştırma kapsamında öncelikle literatüre ve araştırmanın kavramsal çerçevesine dayalı olarak temalar oluşturulmuştur. Literatüre dayalı olarak 3 tema ve 12 kategori ortaya çıkmıştır. Daha sonra katılımcı görüşlerinden bu tema ve kategorilere gidebilecek kodlar araştırılmıştır. Kodlama işleminden sonra araştırmadan elde edilen veriler nihai olarak 3 tema ve 14 kategori altında toplanmıştır. Temalar, stratejik karar verme modelleri teması, bilişsel kestirme yollar teması ve bilişsel yanılgılar temasından oluşmaktadır. Stratejik karar verme modelleri teması altında katılımcılar çoğunlukla mantıklı aşamalarla ilerleme modelinin özelliklerini yansıtan kararlar aldıklarına yönelik görüşlerini bildirmiştir. Bu kategori altında en çok kodlanan ifadeler "adım adım ilerleme", "ortak karar" ve "fayda" olmuştur. Bilişsel kestirme yollar teması altında katılımcılar en çok hazırda bulma kestirme yolunu kullandıkları anlaşılan görüşlerini bildirmiştir. Bu kategori altında en çok kodlanan ifadeler ise "hatırda kalma" ve "benzer olay" olmuştur. Bilişsel yanılgılar teması altında ise katılımcılar çoğunlukla yönetilebilirlik yanılgısına düştükleri anlaşılan görüşlerini bildirmiştir. Bu kategori altında en çok kodlanan ifadeler ise "aşırı güven" ve "iyimserlik" olmuştur. Sonuç olarak üst kademe sağlık yöneticileri her ne kadar rasyonel davrandıklarını düşünseler bile çoğunlukla mantıklı aşamalarla ilerleme modelinin özelliklerini yansıtan şekilde kararlar almaktadır. Bu durumun sağlık sektörünün kendine has özellikleri ve ülke bağlamı olmak üzere iki unsur üzerinden açıklanabileceği düşünülmektedir. Bununla birlikte araştırmada politika modelinin özel sağlık kurumlarındaki stratejik karar süreçlerinde kullanıldığına dair herhangi bir bulguya rastlanamamıştır. Bu durumun ise stratejik kararların niteliği ve sağlık kurumlarının örgütsel özelliklerinden kaynaklanabileceği düşünülmektedir. Araştırmada katılımcılar bilişsel kestirme yolların ancak rutin kararlarda kullanılabileceğine yönelik görüş bildirirken yöneticilerin stratejik karar süreçlerinde de bu kestirme yolları kullandıkları tespit edilmiştir. Karar süreçlerini basitleştirmek için katılımcılar en çok hazırda bulma kestirme yolunu kullanmaktadır. Bu çalışmanın ampirik olarak test edilmesi zor olan bilişsel özellikler hakkında sahadan gelen bulgular sunması bakımından literatüre önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışma sonucunda rasyonel davranışı sınırlayan en önemli unsurlardan biri olan belirsizliğin azaltılabilmesi için politika yapıcılara sektördeki belirsizliği ortadan kaldırmaya yönelik adımlar atmaları yönünde önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Stratejik Karar Verme Modelleri, Bilişsel Kestirme Yollar, Bilişsel Yanılgılar, Özel Sağlık Kurumları, Üst Kademe Yöneticiler

Barış Dönmez
Sakarya University · Institute of Business Administration
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İletişim ve bilgi paylaşımının çalışan sesliliğine etkisi: Hastane çalışanları örneği

Sağlık hizmetlerinin karmaşık yapısı, hastanelerde etkili iletişim ve bilgi paylaşımını zorunlu hale getirmektedir. Bu bağlamda iletişim ve bilgi paylaşımı, tıbbi ve idari süreçlerin sağlıklı yürütülmesi açısından kritik öneme sahiptir. Farklı meslek gruplarının bir arada çalıştığı hastanelerde iletişim, yalnızca bireyler arası ilişkiler için gerekli bir unsur değil, aynı zamanda tıbbi hizmetlerin işleyişini sağlayan bir araçtır. Güçlü iletişim ve bilgi paylaşımının gerçekleştiği kurumlarda, çalışanlar fikirlerini, önerilerini ve deneyimlerini daha fazla dile getirebilir. Dolayısıyla çalışan sesliliği, hastaneye katkı sağlama arzusunun bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışan sesi ile söylemleri dikkate alınan çalışanlar motive olmakta, kendilerinin ve fikirlerinin değerli olduğunu hissetmekte, nihayetinde aidiyet duyguları artabilmektedir. Bu çalışma Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'ndeki 413 sağlık çalışanının iletişim ve bilgi paylaşımı düzeylerinin seslilik davranışlarıyla arasındaki ilişkiyi tespit edebilmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada "İletişim ve Bilgi Paylaşımı Ölçeği" ile "Çalışan Sesliliği Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma kapsamında demografik değişkenlerle ölçek ve alt ölçek boyut ortalamaları arasındaki istatistiksel olarak anlamlı farkları tespit etmek için t-testi ve ANOVA analizi kullanılmıştır. İletişim ve bilgi paylaşımının çalışan sesliliği davranışı üzerindeki etkisini test etmek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, iletişim ve bilgi paylaşımı ölçeği ve alt boyut puanları ayrı olarak değerlendirildiğinde cinsiyet, yaş, çalışılan birim, mesleki deneyim, çalışma yılı değişkenlerine göre anlamlı farklılık belirlendi. Çalışan sesliliği puanı medeni durum ve eğitim durumu değişilenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı fark gösterdi. İletişim ve bilgi paylaşımı ölçeği ve alt boyutları ile çalışan sesliliği arasında pozitif yönlü korelasyon sonuçları elde edildi. Ayrıca, iletişim ve bilgi paylaşımı ve tüm alt boyutlarının, çalışan sesliliği üzerinde anlamlı etkileri olduğu sonucuna varıldı. Sonuç olarak, çalışan sesliliğine önem veren hastanelerin iletişimi ve bilgi paylaşımını iyileştirmesi önerilmektedir.

Kişiler arası iletişim
Şaban Cengiz
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital liderliğin örgütsel öğrenme üzerindeki etkisinde dijital örgüt kültürünün aracı rolü

Bu araştırmanın amacı, dijital liderliğin örgütsel öğrenme üzerindeki etkisinde dijital örgüt kültürünün aracı rolünü tespit etmektir. Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'nde 470 sağlık çalışanıyla yürütülen araştırma, tanımlayıcı ve kesitsel araştırma tasarımıyla hazırlanmıştır. Ankette demografik özellikleri içeren sorular, "Dijital Liderlik Ölçeği", "Örgütsel Öğrenme Ölçeği" ve "Dijital Örgüt Kültürü Ölçeği" yer almaktadır. Verilerin analizinde SPSS 27.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Analiz sürecinde tanımlayıcı istatistikler, t-testi, ANOVA, korelasyon, regresyon ve aracılık analizi yöntemleri uygulanmıştır. Araştırma sonucunda dijital liderliğin yaş grubu, eğitim durumu, ünvan, çalışılan birim ve meslekte çalışma süresi değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Örgütsel öğrenme ile cinsiyet, eğitim durumu ve ünvan arasında; dijital örgüt kültürü ile cinsiyet, eğitim durumu, ünvan ve çalışılan birim arasında anlamlı farklar bulunmuştur. Dijital liderlik ile örgütsel öğrenme arasında orta düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0,555, p=0,000). Dijital örgüt kültürü ile örgütsel öğrenme arasında güçlü düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0,795, p=0,000). Dijital örgüt kültürü ile dijital liderlik arasında orta düzeyde, pozitif ve anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0,534, p=0,000). Dijital liderliğin örgütsel öğrenme üzerindeki etkisinde dijital örgüt kültürünün aracı rolü tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular, dijital liderliğe önem veren sağlık kurumlarında örgütsel öğrenmenin daha güçlü biçimde teşvik edildiğini ve örgüt kültürünün dijitalleşme sürecinin önemli ölçüde kolaylaştığını göstermektedir. Bu çerçevede, örgütlerde dijital liderlik becerilerinin geliştirilmesi, örgüt kültürünün dijital dönüşüme uyumunun sağlanması ve örgütsel öğrenme süreçlerinin sistematik biçimde desteklenmesi gerekmektedir.

Şule Seferoğlu Sabah
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Haiti'de sağlık hizmetlerinde kalite temelinde bilgi yönetimi

İnsan hayatını doğrudan etkileyebilmesi sebebiyle sağlık hizmetlerinin kaliteli sunulması oldukça önemlidir. Bilgi yönetimi, sağlık hizmetlerinin sunum kalitesinin arttırılması ve etkili bir şekilde sunulmasında temel araçlardan biri olarak kabul edilmektedir. Bilgi yönetimi genellikle bilgilerin toplanmasını, korunmasını, paylaşılmasını ve kullanılmasını içerir. Bu süreçlerin gerçekleştirilmesinde ise bilgi teknolojisinden yararlanır. Haiti gibi gelişmekte olan bir ülkede sağlık hizmetlerinin sunumunda önemli yeri olan sağlık çalışanlarının bilgi yönetim süreçleri ve bilgi teknolojileri kullanımının yararları konusundaki algılarını belirlemenin bu konuda oluşturulacak alt yapı ve sistemler açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Bu amaçla çalışmada Haiti'nin başkenti Port-au-Prince'nin batı bölgesinde görev alan hemşire ve doktorların bilgi yönetimi süreçleri ve hastane bilgi sistemlerinin kullanımının faydaları konusundaki algıları belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre, bilgi yönetimi süreçleri algı düzeyleri ve hastane bilgi sistemlerinin kullanımının faydaları konusundaki algılarında farklılık olup olmadığı da incelenmektedir. Çalışmada veri toplama aracı olarak ilgili literatürden yararlanılarak oluşturulan bir anket formu kullanılmıştır. Çalışma 5 Nisan 2018 ve 20 Mayıs 2018 tarihleri arasında Haiti'nin başkenti Port-au-Prince'nin batı bölgesinde gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, bağımsız örneklerde t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Analizler %95 güven aralığında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, bilgi yönetimi süreci boyutlarından bilginin yaratılması, depolanması, paylaşılması ve kullanılması ile hastane bilgi sistemlerinin kullanımının faydaları arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki bulunmuştur. Hem bilgi yönetimi süreçlerine ilişkin algı düzeyleri hem de hastane bilgi sistemlerinin kullanımının faydalarına ilişkin algı düzeylerinin genel olarak olumlu olduğu görülmektedir. Sonuç olarak Haiti'nin gelişmekte olan bir ülke olduğu göz önüne alınarak bilgi yönetimi ile ilgili bir ulusal strateji oluşturulmalıdır. Sağlık kurumları ise bilgi yönetimi süreçleri ve bilgi sistemleri kullanımı konusunda uygun alt yapı ve sistem oluştururarak sağlık çalışanlarına bu konuda gerekli desteği vermelidir

Bilgi yönetimiHaitiHizmet kalitesi+4
Eslyne Jane Fleurıssaınt
Sakarya University · Institute of Business Administration
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hasta memnuniyeti üzerine bir araştırma: Tiran örneği

Bu çalışma, yatarak tedavi hizmeti alan hastaların sağlıkbakım hizmetlerinden memnuniyetini ve genel memnuniyet düzeyini belilirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini Arnavutluk'un Tiran şehrinde hizmet veren dokuz hastanede yatan ve sağlıkbakım hizmeti alan hastalar oluşturmaktadır. Çalışmada örneklem belirlenmemiş olup 18 yaş üstü hizmet alan tüm hastalara ulaşılması hedeflenilmiş ve 310 hastaya ulaşılmıştır. Günümüzde sağlık kuruluşları, hastaların beklentilerini karşılamak ve bu beklentilerin üzerinde hizmet sunumunu gerçekleştirerek onları memnun etmek; her geçen gün bu memnuniyet düzeyini yükseltmek için çaba göstermek sorumluluğuyla karşı karşıyadırlar. Hastalar ise hizmet sunumundaki memnuniyet düzeylerine göre, kendisi için fayda sağlayacak sağlık kuruluşunu tercih etmekte ve çevresine önerilerde bulunabilmektedirler. Çalışmanın verileri katılımcılarla yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak hasta memnuniyetini ölçmeye yönelik bir anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerden yararlanılmıştır. Genel memnuniyet ölçeğine ilişkin keşfedici faktör analizi yapılmış; örneklem yeterliliği test sonuçlarına göre, KMO değeri 0,963 bulunmuştur. Ölçeğin açıklanan toplam varyansı % 78,239'; Cronbach's Alpha değeri ise 0,980' dir. Bu yönü ile ölçeğin güvenilirlik değeri yüksek olup kullanılabilir niteliktedir. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, katılımcıların sağlık kuruluşundan duymuş oldukları genel memnuniyet düzeyi (10/7,31) ortalamanın üzerindedir. Hastaların genel memnuniyet düzeyi ile cinsiyet ve ekonomik durum dışındaki demografik özellikleri arasında anlamlı fark bulunuştur.

Arnavutluk-TiranHasta memnuniyetiHastalar+2
Odeta Elezi
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye de medikal turizmin gelişimi ve bazı ülkelerle karşılaştırılması

Turizm, günümüzde ekonomik ve sosyal açıdan önemi giderek artan ve dünyanın en hızlı gelişen sektörlerinden biri haline gelmiştir. Daha önceleri bireyler turizmi sadece tatil, eğlence ve gezip görme amaçlı olarak algılarken, artık günümüzde bu durum kaybettikleri sağlıklarını tedavi ettirmek amacıyla yaptıkları seyahate yani medikal turizm şekline dönüşmüştür. Bu bağlamda planlanan çalışmanın amacı, dünyadaki ve Türkiye'deki medikal turizm uygulamalarının mevcut durumunu inceleyerek Türkiye'nin medikal turizm alanında önde gelen diğer ülkeler ile rekabet edebilecek bir yapıya kavuşmasını sağlamak için önerilerde bulunmaktır. Veri toplama aracı olarak, Türkiye medikal turizminin mevcut durumunun değerlendirilmesi için Albert S. Humphrey tarafında geliştirilen SWOT analizi kullanılmıştır. Yapılan SWOT analizinden elde edilen bulgulara göre, Türkiye'nin medikal turizmi gelişmiş ülkeler arasında sayılması güçlü yönlerinden birini oluşturmasına karşılık; özellikle kamu hastanelerinde yabancı dil bilen çalışan sayısının az olması önemli zayıf yönlerini oluşturmaktadır. Önemli fırsatlar ülkeye ulaşım kolaylığı ve Türkiye'nin rakibi olan Güney Doğu Asya Bölgesi'nde salgın hastalık riskinin daha yüksek oranda olmasıdır. Komşu ülkelerde yaşanan siyasal istikrarsızlık ve bunun ülkemize muhtemel yansımaları Türkiye'nin medikal turizmi alanında gelişmesinin önünde bir tehdit unsuru olarak görülmektedir. Araştırma sonucuna göre Hindistan diğer ülkelere göre ciddi oranda fiyat avantajı sağlamaktadır. Ülkede İngilizcenin yaygın bir şekilde kullanılması medikal turistler için çekici bir güç olmuştur. Buna karşılık, Türkiye'de özel hastanelerin önemli bir kısmının sağlık hizmetleri standartları uluslararası kurumlar tarafından onaylanmıştır. Araştırmanın bulgularına dayanarak birçok ülkede medikal turizm alanında akademik çalışmalar bulunmakla birlikte, Türkiye'de bu alanda yapılan çalışmalar ile ilgili yeteri kadar bilgi sahibi olunmadığı, Türkiye'nin medikal turizm pastasından yeterli payı alamadığı, gerekli tedbirlerin alınması durumunda Hindistan, Malezya, Singapur, Tayland gibi ülkelerin önüne geçerek bir marka haline gelmesinin mümkün olabileceği düşünülmektedir.

Güneydoğu AsyaHindistanMalezya+6
Nebiye Gülçin Deniz
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarında transformasyonel liderlik ve tükenmişlik arasındaki ilişki

Çalışmanın amacı sağlık çalışanlarının transformasyonel liderlik algıları ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Bu doğrultuda çalışmanın ilk bölümünde liderlik ve transformasyonel liderlik kavramları tartışılmıştır. İkinci bölümde ise tükenmişlik kavramı, tükenmişliğin nedenleri ve boyutları incelenmiştir. Sonrasında ise araştırmanın yöntemi, bulguları ve sonucu yer almaktadır. Çalışmanın evrenini Kocaeli ilinde hizmet veren bir kamu hastanesinde görevli 787 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Basit rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 301 çalışan örneklemi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Transformasyonel Liderlik Ölçeği (Podsakoff ve arkadaşları, 1990), Oldenburg Tükenmişlik Ölçeği (Şeker, 2011) ile katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, korelasyon analizi, regresyon analizi, bağımsız örneklerde t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Veriler %95 güven aralığında (p=0,05) analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, çalışanların transformasyonel liderlik algıları ve tükenmişlik düzeyleri orta seviyededir. Transformasyonel liderlik ile tükenmişlik arasında pozitif yönlü, ancak çok güçlü olmayan bir ilişki bulunmaktadır. Transformasyonel liderliğin tükenmişlik üzerinde anlamlı etkisi bulunmakta olup, transformasyonel liderlik uygulamaları tükenmişliğe etki etmektedir. Araştırmada katılımcıların sosyo demografik özelliklerine göre cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu ve çalışma süresi özellikleri bakımından transformasyonel liderlik algılarında ve cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaş ve meslek grubu özellikleri bakımından tükenmişlik düzeylerinde anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Buna karşın yaş ve meslek gibi özelliklerde transformasyonel liderlik algılarında ve çalışma süresi özelliği bakımından tükenmişlik düzeylerinde istatiksel açıdan anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. Sonuç olarak sağlık çalışanlarının yöneticilerinin transformasyonel liderlik davranışlarının yeterli seviyede olmaması beklenilenin aksine çalışanların tükenmişliğini artırmıştır. Yöneticiler davranışlarında daha özerk olmalı ve onları grup amaçları için teşvik ederken onları destekleyerek onlar için örnek alabilecekleri uygun model olmalıdırlar.

Dönüşümcü liderlikLiderlikSağlık hizmetleri+2
Yusuf Nayır
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İş kazalarının çalışma koşulları bağlamında incelenmesi: Bir kamu hastanesi örneği

Bu çalışmanın amacı sağlık çalışanlarının çalışma ortamları ile bu ortamlarda meydana gelen iş kazalarının bir kamu hastanesi çerçevesinde incelenmesidir. Araştırmanın evrenini, Muş Devlet Hastanesinde çalışan hekim ve hemşireler oluşturmaktadır. Çalışmada kolayda örnekleme yöntemiyle belirlenmiş 259 hekim ve hemşireye yüz yüze anket uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak Blegen ve arkadaşları (1983) tarafından geliştirilen ve Sezgin (2007) tarafından da geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılarak literatüre kazandırılan "Çalışma Ortamı Ölçeği" ile iş kazalarını değerlendirmeye ve katılımcıların sosyo- demografik özelliklerini belirlemeye yönelik 16 ifadeden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerden, ki- kare analizinden, bağımsız örneklerde t testinden ve tek yönlü varyans analizinden yararlanılmıştır. Veriler %95 güven aralığında analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre sağlık çalışanlarının en sık maruz kaldığı iş kazaları kan veya başka bir vücut sıvısı ile temas (%81,1), fiziksel veya sözlü şiddet (%76,1) ve kesici-delici bir alet ile yaralanmadır (%59,1). Çalışma ortamı genel algısının orta düzeyde olduğu, sadece mesleki ilişkiler alt boyutu algı düzeyinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Çalışılan bölüm ile fiziksel veya sözlü şiddete maruz kalma ve kazaların daha çok gerçekleştiği aşama arasında, katılımcıların meslekleri ile kesici/delici/batıcı bir aletle yaralanma, fiziksel veya sözlü şiddete maruz kalma ve kazaların daha çok gerçekleştiği aşama arasında, aylık çalışma saati ile işyerinde kayma, düşme, çarpma gibi nedenlerden dolayı doku travmasına maruz kalma ve yaralanma ve kazaların daha çok gerçekleştiği aşama arasında, gece çalışma ile kan veya başka vücut sıvısı ile temas etme arasında, mesleki kıdemi ile kesici/delici/batıcı bir aletle yaralanma, kan veya başka vücut sıvısı ile temas etme, kazaların daha çok gerçekleştiği mesai dilimi ve kazaların daha çok gerçekleştiği aşama arasında ilişki vardır. Bu bulgular sonucunda sağlık personelinin çalışma ortamlarının düzenlenmeli, gerekli hizmet içi eğitimler verilmeli ve iş kazası bildirim sistemi etkin hale getirilmeli ve tüm bunlar yönetim tarafından desteklenmelidir.

Halk sağlığıHastanelerKazalar+7
Şah İsmail Şensoy
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık hizmet kalitesinin hasta memnuniyeti üzerine etkisi (Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi örneği)

Bu araştırmanın amacı, Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde poliklinik hizmetlerinden yararlanan hastaların memnuniyetinin düzeyini ölçmek ve algılanan sağlık hizmetlerinin kalitesinin hastaların memnuniyetinde ne kadar etkili olduğunu belirlemektir. Araştırmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ve hizmet kalitesi ölçeği Zeithmal, Berry ve Parasuraman (1985) tarafından geliştirilmiş olup, orijinali 22 madde olan ölçek Babakus ve Mangold (1992) tarafından hastanelere uyarlanma sürecinde 15 madde ve beş boyuta indirgenmiştir. Ölçeğin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği Sevimli (2006) tarafından yapılmıştır ve Yurtsever (2013) tarafından geliştirilen hasta memnuniyeti ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre katılımcıların hizmet kalitesi algı düzeylerinin orta düzeydedir. Katılımcıların cinsiyeti, medeni durum, gelir durum ve yaşlarına göre hizmet kalitesi algılarında anlamlı fark bulunmamaktadır. Buna karşılık katılımcıların eğitim düzeylerine göre istatiksel olarak anlamlı fark vardır. Öte yandan hizmet kalitesi ile hasta memnuniyeti arasında anlamlı, pozitif yönde ve orta düzeyde bir ilişki bulunmaktadır. Ayrıca hizmet kalitesi algısı hasta memnuniyeti düzeyini anlamlı bir şekilde etkilemektedir. Sonuç olarak sağlık kurumlarında hizmet kalitesine önem verilmesi sonucunda hasta memnuniyetinin artacağını söylemek mümkündür.

Hasta memnuniyetiHastanelerSakarya Üniversitesi+3
Karama Saeed Hamid Bagarad
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çalışmaya tutkunluk ve iş yükünün işte yaşam kalitesi üzerine etkisi:112 acil sağlık hizmetleri çalışanları örneği

Bu tezin amacı, Sakarya İli acil sağlık hizmetlerinde görev yapan 112 çalışanlarının çalışmaya tutkunluk ve iş yükü düzeylerinin işte yaşam kalitesine etkisinin incelenmesidir. Çalışmada veri toplamak amacıyla Schaufeli ve arkadaşları (2002) tarafından geliştirilen Çalışmaya Tutkunluk Ölçeği (The Utrecht Work Engagament Scale), Cox tarafından 2003 yılında geliştirilmiş, yine Cox ve arkadaşları tarafından 2006 yılında geçerlilik ve güvenirliliği test edilmiş ve Saygılı (2008) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Bireysel İşyükü Algı Ölçeği, Stamm (2005) tarafından geliştirilen, Yeşil ve arkadaşları (2010) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (The Utrecht Work Engagament Scale –UWES) ile katılımcıların sosyo demografik özelliklerinden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS 22 programından yararlanılarak tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, korelasyon analizi, Process macro regresyon analizi, Bağımsız örneklerde t testi, Tek Yönlü Varyans analizi, Kruskal Wallis H testi ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Veriler %95 güven aralığında (p=0,05) analiz edilmiştir. Acil sağlık hizmetleri çalışanlarının çalışmaya tutkunluk, işte yaşam kalitesi algısı ve iş yükü algısı arasında anlamlı ilişkiler vardır. Çalışmaya tutkunluk düzeylerinin işte yaşam kalitesi üzerinde yoğunlaşma alt boyutu düzeyinde, iş yükü algısı üzerinde ise dinçlik ve adanmışlık boyutu düzeyinde anlamlı etkisi vardır. Bireysel iş yükünü oluşturan boyutların hiç birinin iş yaşam kalitesi üzerinde anlamlı etkisi bulunmadığı ancak acil sağlık hizmetleri çalışanlarının çalışmaya tutkunluk düzeylerinin iş yaşam kalitesine etkisinde iş yükü algısının aracı etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Acil sağlık hizmetlerinde yüksek iş yaşam kalitesi için politika ve müdahaleler belirlenmeli ayrıca çalışanların çalışmaya tutkunluk düzeylerini yükseltmek için geliştirici eğitim programları düzenlenmelidir.

İş hayatı kalitesiİş yüküİşe gönülden adanma
Hümeyra Şahin
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarında psikolojik pozitif sermaye özdeğerlendirme ve yaşam doyumu ilişkisinin incelenmesi

Günümüzde örgütler giderek karmaşıklaşan ekonomik bir sistemle mücadele etmektedir. Böyle bir ortamda rekabet avantajı sağlamak için insan kaynaklarının önemi gün geçtikçe artmaktadır. Bu sebeple pozitif psikoloji, verimliliğin ve performansın artışında bireysel gelişime önem vermektedir. Bu çalışma, pozitif psikolojik sermaye algısı yüksek olan bireylerin öz değerlendirmesinin olumlu, yaşam doyumunun yüksek olması varsayımıyla planlanmıştır. Bu kapsamda çalışmanın amacı pozitif psikolojik sermaye, öz değerlendirme ve yaşam doyumu arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve psikolojik sermayenin yaşam doyumuna etkisinde özdeğerlendirmenin aracı rolünü belirlemektir. Çalışma, bir özel sağlık kuruluşunda gerçekleştirilmiştir. Söz konusu sağlık kuruluşunda 290 kişi görev yapmakta olup; bunlardan 180'i çalışmaya katılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra, korelasyon analizi, regresyon analizi, Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis H Testi kullanılmıştır. Veriler %95 güven aralığında (p=0,05) analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre değişkenler arasında güçlü ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Psikolojik sermaye, öz değerlendirmeyi ve yaşam doyumunu istatistiksel olarak pozitif yönde etkilemektedir. Psikolojik sermaye ve öz değerlendirme birlikte değerlendirildiğinde yaşam doyumunu pozitif yönde etkilemektedir. Öz değerlendirme medyatör olarak kullanıldığında psikolojik sermayenin yaşam doyumuna etkisine pozitif yönde katkı sağlamaktadır. Cinsiyet, yaş, eğitim durumu ve görev yapılan birime göre psikolojik sermaye, öz değerlendirme ve yaşam doyumunda herhangi bir farklılık bulunmamasına karşılık; medeni durum ve çalışma süreleri bakımından yaşam doyumunda anlamlı bir fark bulunmaktadır. Sonuç olarak psikolojik sermaye, öz değerlendirme ve yaşam doyumunu etkilediği için kişilerin psikolojik durumu kendilerini değerlendirmesi ve yaşam kalitesini yükseltmeleri açısından önemlidir. Çalışanlara bu alanlarda destek ve eğitimler verilmesi önerilmektedir.

Pozitif psikolojik sermayePsikolojik sermayeSağlık personeli+3
Mustafa Özal
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının hasta güvenliği iklimi algılarına yönelik bir araştırma

Hasta güvenliği son dönemde hem ulusal hem de uluslararası literatürde üzerinde önemle durulan bir konu haline gelmiştir. Hasta güvenliğine farklı açılardan bakmak önemlidir. Günümüzün karmaşık ve değişen sağlık hizmetleri ortamlarında hasta refahını korumak için tek bir eğitim aracı veya değerlendirme aracı yeterli olmayacaktır. Hasta güvenliği ile ilgili endişeler sağlık çalışanlarının içinde yer alırken, hasta güvenliği ikliminin kabul edilmesi, ölçülmesi ve yönetilmesi nispeten yeni gelişmelerdir. Bu bağlamda bu tezde sağlık çalışanlarının hasta güvenliği iklimi algılarının ölçülmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda bir kamu hastanesinde çalışan 254 sağlık çalışanı üzerinde anket çalışması yürütülmüştür. Çalışmada Sexton ve arkadaşları (2003) tarafından geliştirilen, Budak (2008) tarafından Türkçeye uyarlanan Güvenlik İklimi anketi kullanılmıştır. Nicel verilerin analizi frekans ve fark analizleri yapılarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre, demografik değişkenlerden eğitim düzeyi ile hasta güvenliği iklimi algısı arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Katılımcıların hasta güvenliği iklimi algılarını değerlendirildiğinde 116 (%45,7) kişinin hasta güvenliği iklimini iyi seviyede algıladığı tespit edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre, eğitim düzeyi arttıkça hasta güvenliği iklimi algısının da arttığı görülmüştür. Araştırmanın yapıldığı kurumda sağlık çalışanlarının yaklaşık olarak yarısı olumlu bir hasta güvenliği iklimi algılamaktadır.

GüvenlikGüvenlik iklimiHasta güvenliği+3
Ferhan Nenni Unal
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde iş yükü, rol çatışması ve rol belirsizliği ile psikolojik taciz arasındaki ilişkinin incelenmesi: Sakarya kamu hastaneleri örneği

Bu çalışmada hemşirelerdeki rol belirsizliği, rol çatışması, iş yükü ve psikolojik taciz arasındaki ilişki, iş yükünün psikolojik tacizin alt boyutlarına ve doğrudan psikolojik tacize olan etkileri, rol belirsizliği ve rol çatışmasının psikolojik tacize olan etkisinde iş yükünün aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada veri toplamak aracıyla, Psikolojik Taciz Ölçeği (Bjorkqvist ve Osterman, 1992), Rol Çatışması ve Rol Belirsizliği Ölçeği (Rizzo ve arkadaşları, 1970), İş Yükü Ölçeği (Beehr ve arkadaşları, 1976) ve katılımcıların sosyo demografik özelliklerinden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Çalışma Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Yenikent Devlet Hastanesi ve Toyotasa Acil Yardım Hastanesi'nde görev yapan 260 hemşire üzerinde gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde, IBM SPSS Statistics 22 programından yararlanılarak tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra, korelasyon ve regresyon analizleri ile bağımsız örneklerde t testi ve tek yönlü varyans analizinden yararlanılmıştır. Veriler 0,05 güven aralığında analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre psikolojik taciz boyutu ile rol çatışmasının ve iş yükünün, iş yükü ile rol belirsizliği ve rol çatışmasının; rol çatışması ve iş yükü ile aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. Rol belirsizliği psikolojik tacizin alt boyutlarından özel hayata saldırıyı negatif yönde, rol çatışması psikolojik tacize ve psikolojik tacizin alt boyutlarından sözlü saldırıya ve örgütsel araçlarla saldırıya pozitif yönde, iş yükü psikolojik tacize ve psikolojik tacizin alt boyutlarından sözlü saldırıya, özel hayata saldırıya ve örgütsel araçlarla saldırıya pozitif yönde etkilemektedir. Ayrıca rol çatışmasının psikolojik tacize etkisinde iş yükünün aracı rolü bulunmaktadır. Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinden medeni durumlarına göre rol belirsizliği, rol çatışması ve iş yükü boyutlarında; eğitim durumuna göre iş yükü boyutunda; çalışma süresi bakımından rol belirsizliği, rol çatışması ve iş yükü boyutlarında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmaktadır. Çalışmanın sonuçlarına göre, çalışanların veriminin arttırılması amacıyla psikolojik tacizin olumsuz sonuçlarının belirlenmesi ve önlenmesi amacıyla kurumsal çalışmaların yapılması, kurum düzeyinde taciz karşıtı politikalar benimsenmesi; rol çatışması ve rol belirsizliği algısının ortadan kaldırılması için hemşirelere yerine getirmek zorunda olduğu görevlerin, işlerine ilişkin sorumlulukların ve iş tanımlarını net olarak öğretilmesi önerilmektedir.

Devlet hastaneleriHastanelerHemşireler+6
Feyza Boz
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal girişim olarak sivil toplum kuruluşları ve sağlık hizmetine katkıları: Pakistan İslam Cumhuriyeti örneği

Tarih, sivil toplum kuruluşlarının (STK) dünya genelinde binlerce yıldan beri imtiyaza muhtaç nüfusa hizmet ettiğini ortaya koymaktadır. Yoğun nüfuslu Pakistan İslam Cumhuriyetinde STK'lar toplumun üçüncü büyük sektörüdür. Sosyal girişim olarak çalışan sivil toplum örgütleri, Pakistan'ın bağımsızlığından bu yana, sosyal refahın neredeyse tüm alanlarında, ülke nüfusuna hizmet etmektedir. Bu tezin amacı STK'ların sosyal girişimcilik olarak rolünü ve Pakistan'ın sağlık sektörüne katkılarını anlamaktır. Pakistan, GSYİH'nın yalnızca %2,8'ini sağlık hizmeti için harcadığından, STK'lar yoksul hastalara sosyal girişimcilik yoluyla hizmet sağlama sorumluluğunu üstlenmiştir. Çalışma ayrıca, sosyal girişim olarak STK'ların faaliyetlerini sürdürmedeki rolünü de anlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemi uygulanmıştır. Çalışmaya Pakistan'ın 3 büyük STK'sı dahil edilmiştir. Bunlar, Edhi Vakfı, İndus Hastaneleri ve Hastaların Refah Derneğidir. Sırasıyla iki farklı soru listesi kullanılarak organizasyon liderleri ve çalışanları ile toplam 15 yarı yapılandırılmış görüşme yapılmıştır. Daha sonra bu görüşmelerden sağlanan verilerin analizinde, tematik analiz kullanılmıştır. Bu analizde hem tümevarım (indüktif) hem de tümdengelim (dedüktif) yaklaşımlardan yararlanılmıştır. Çalışmada ulaşılan sonuçlar ve elde bedilen bulgular, sözkonusu STK'ların yoksul vatandaşlara bir dizi sağlık hizmeti sağlayarak Pakistan hükümetinin büyük bir yükünü paylaştığını ortaya koymaktadır. Bu STK'lar hastalara tamamen ücretsiz olarak sağlık hizmetleri sunmaktadır. Liderlerin özellikleri, STK'ların kurulmasında ve hükümetten destek alınmadan bu organizasyonların yıllarca sürdürülebilir kalmasında önemli rol oynamaktadır.

PakistanSağlık hizmetleriSivil toplum+3
Fatima Azız
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Örgütsel güvenin örgütsel bağlılığa etkisi (Sakarya Üniversitesi tıpta uzmanlık eğitimi gören hekimler üzerine bir çalışma )

Çalışmanın amacı, üniversite eğitim ve araştırma hastanesinde görev yapan asistan hekimlerin örgütsel güven algılarının örgütsel bağlılıklarına olan etkisini ortaya koymaktır. Araştırmada Sakarya Üniversitesi Eğitim ve araştırma Hastanesi bünyesinde görev yapan 114 asistandan hekimden veri toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak Omarov (2009) tarafından uyarlanan ve Kamer (2001) tarafında geçerlilik güvenilirliği uyarlanan 22 soruluk örgütsel güven ölçeği ile Meyer ve Allen(1993) tarafından geliştirilen ve Türkçe geçerlilik güvenilirliği Gürkan tarafından (2006) uyarlanan 18 soruluk örgütsel bağlılık ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, bağımsız örneklerde t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre Örgüte Güvenin; Duygusal Bağlılığa etkisi olduğu (R2=0,199), Normatif Bağlılığa etkisi olduğunu (R2=0,237), Örgütsel Bağlılığa Etkisi (R2=0,153) olduğu bulunmuştur. Medeni durum, cinsiyet, yaş, bölüm (temel/dahili/cerrahi) ve deneyim sürelerinin istatiksel olarak örgütsel güven ve bağlılık arasında anlamlı fark oluşturmadığı bulunmuştur. Örgüte güvenin örgütsel bağlılık üzerindeki etkisini gösteren β katsayısı (0,391) pozitif yönlü olup; örgüte güven örgütsel bağlılığın %15,3'ünü açıklamaktadır. Örgüte güvenin duygusal bağlılık üzerindeki etkisini gösteren β katsayısı (0,446) pozitif yönlü olup; örgüte güven duygusal bağlılığın %19,9'unu açıklamaktadır yine Normatif bağlılık üzerindeki etkisini gösteren β katsayısı (0,418) pozitif etkisi olup %23,7'sini açıklamaktadır, örgüte güven duygusal bağlılığa etkisini gösteren β katsayısı (0,446) olup, %19,9'unu açıklamaktadır. Sonuç olarak tıpta uzmanlık eğitimi gören hekimlerin örgüte güven algısı, örgütsel bağlılıklarını pozitif yönde etkilediği ve bağlılığın alt boyutlarından literatürle uyumlu olarak normatif ve duygusal bağlılığın üzerine etkisi olduğu bulunmuştur.

HastanelerHekimlerSakarya Üniversitesi+7
Engin Aydın
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

360 derece performans değerlendirme sisteminin hastanelerde uygulanabilirliği: Bingöl Devlet Hastanesi örneği

Bu çalışmanın amacı sağlık çalışanlarının 360 derece performans sistemine karşı tutumlarının bir kamu hastanesi çerçevesinde incelenmesidir. Çalışmanın evrenini, Bingöl Devlet Hastanesinde çalışan yönetici, hekim ve hemşireler oluşturmaktadır. Çalışmada kolayda örnekleme yöntemiyle belirlenmiş 309 yönetici, hekim ve hemşireye yüz yüze anket uygulanmıştır. Çalışmada kullanılan anket iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine ilişkin sorular yer almaktadır. İkinci bölümde ise Şimşek (2016) tarafından geliştirilen "Çalışan Tutumu Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, bağımsız örneklerde t testi ve tek yönlü varyans analizinden yararlanılmıştır. Veriler %95 güven aralığında analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, katılımcıların % 79,9'luk kısmı 360 derece performans sisteminin uygulandığı bir hastanede çalışmak istemektedir. Çalışanların tutumları cinsiyet ve pozisyon durumu faktörüne göre değişmekte olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca çalışanların eğitim ve yaş durumu değişkenine göre farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışanların iş akdinin feshedilmesi durumunda 360 derece performans değerlendirme çıktılarının kullanılmasını istemezken, terfi kararlarının alınmasında kullanılmasını destekledikleri sonucu elde edilmiştir. Bu bulgular sonucunda sağlık çalışanın 360 derece performans değerlendirme sistemine karşı olumlu bir tutuma sahip olduğu görülmektedir. Çalışanlar tarafından destek gören bu sistemden yararlanabilmek için gerekli alt yapının oluşturulması gerekmektedir.

360 derece performans değerleme sistemiBingölHastaneler+4
Mehmet Onat
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının örgütsel adalet algıları ile etik duyarlılıkları arasındaki ilişki

Bir örgüt içerisinde hangi çıktıların adalet algılarıyla ilişkili olduğu son yıllarda sıklıkla sorgulanan bir konu haline gelmiştir. Çalışanların davranış ve tutumlarını etkilemesinden dolayı, özellikle insan hayatı gibi, hataların tolere edilemeyeceği hassas konularda faaliyette bulunan sağlık kuruluşları için bu konu çok daha önemli görülmektedir. Bununla birlikte, sıklıkla etik ikilemlerle karşılaşılan sağlık kuruluşları için önemli olan diğer bir faktör ise çalışanlarının etik duyarlılık düzeyleridir ve bu iki değişkenin birbiriyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Bu kapsamda hazırlanan tez çalışmasının amacı örgütsel adalet algısı ile etik duyarlılık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığının belirlenmesi ile örgütsel adaletin etik duyarlılığı etkileyip etkilemediğini ve katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinin örgütsel adalet algıları ve etik duyarlılık düzeyleri üzerinde bir farklılık oluşturup oluşturmadığını ortaya koymaktır. Çalışmada örgütsel adalet algısını ölçmek için Niehoff ve Moorman (1993) tarafından geliştirilen Örgütsel Adalet Ölçeği; etik duyarlılık düzeyini ölçmek için Kim Lutzen (1994) tarafından geliştirilen Etik Duyarlılık Anketi ile katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinin yer aldığı bir anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde öncelikle güvenilirlik analizleri, tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, bağımsız örneklerde t testi, tek yönlü varyans (ANOVA) analizi, korelasyon analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilere göre; katılımcıların çalıştıkları kurum, eğitim düzeyi ve kurumdaki çalışma süreleri gibi özellikleri bakımından örgütsel adalet algıları ve etik duyarlılık düzeyleri üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. Bununla birlikte, genel örgütsel adalet algıları ile etik duyarlılık düzeyleri arasında pozitif yönlü düşük düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Ölçeklere ait alt boyutlar arasında ise en yüksek ilişkinin adil dağıtım ve oryantasyon boyutu arasında olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre, örgütsel adalet algılarındaki artışa bağlı olarak etik duyarlılık düzeylerinde de bir artış olacağı beklenmektedir. Bu nedenle çalışanların örgütsel adalet algılarını etkileyen faktörleri göz önünde bulundurarak adil çalışma ortamları oluşturmak ve etik duyarlılığı olumlu yönde beslemek sağlık kuruluşları için son derece önemli görülmektedir.

AdaletEtik duyarlılıkSağlık hizmetleri+4
Sümeyye Hekim
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanelerde rekabet istihbaratı toplanması üzerine bir alan çalışması

Artan rekabetçi baskılar kurumları başarılı olmak için rekabet üstünlüğü elde etmeye zorlamaktadır. Rekabet üstünlüğünün elde edilmesi ise büyük oranda rakiplerin stratejik hareketlerinin ve sektörel gelişmelerin önceden fark edilebilmesine bağlıdır. Dolayısıyla, rakipleri anlamadan rekabet üstünlüğünün elde edilmesi mümkün değildir. Rakiplerin hamlelerini önceden fark edebilmek için gereken istihbarata, doğrudan ulaşmak genellikle zordur. Bu istihbarata çoğunlukla çeşitli kaynaklardan toplanan verilerin işlenmesi yoluyla ulaşılır. Çalışmanın özünü de bu kaynakların araştırılması oluşturmaktadır. Araştırmanın amacı, hastanelerde rekabet istihbaratının hangi kaynaklardan ne şekilde toplandığına, rekabet istihbaratı faaliyetlerini etkileyen çevresel faktörlerin hangileri olduğuna, sağlık yöneticilerinin rekabet istihbaratı hakkında neler düşündüklerine, hastanelerin rekabet istihbaratını hangi amaca yönelik kullandığına ve rekabet istihbaratı uygulamalarının hastaneler açısından ne kadar önemli olduğuna dair bilgileri ortaya koymaktır. Özellikle, hastanelerde rekabet istihbaratı konusunun araştırılması üzerine daha önce yapılmış olan bir araştırmaya rastlanılmamış olması nedeniyle bu çalışmanın literatürdeki önemli bir boşluğu kapatacağı düşünülmektedir. Böylelikle bundan sonra bu konuyu çalışacak araştırmacılar için gereken kaynak ihtiyacında da destek sağlamış olacaktır. Çalışmada amaçlı örnekleme yaklaşımı benimsenmiştir. Çalışmanın amacı doğrultusunda, Sağlık Bakanlığının 2017 yılında yayınlamış olduğu sağlık istatistiği yıllığının verilerine göre nüfusun ve hastane sayısının en yoğun olduğu Marmara Bölgesi araştırmanın örneklemi olarak seçilmiştir. Bu bölgedeki kurumlardan yedi tanesine ulaşılmış ve sekiz yöneticiyle nitel araştırma yöntemi kullanılarak yarı yapılandırılmış bir çerçevede mülakatlar yapılmıştır. Sorular, hastanelerin rekabet istihbaratı faaliyetlerini sorgular nitelikte belirlenmiş olan odak noktalarına göre dizayn edilmiştir. Bu doğrultuda oluşturulan faktörler ve bu faktörlerin birbiriyle olan ilişkileri tematik analiz yöntemiyle ortaya konmuştur. Araştırmanın sonucunda, hastanelerde özel bir rekabet istihbaratı biriminin olmadığı ve bu sürecin informal şekilde gerçekleştiği, istihbarat faaliyetlerinde çevresel faktörlerin etkili olduğu, rekabet istihbaratının genellikle taktiksel karar almada kullanıldığı, hastanelerin uygulamalarında dikkat etmeleri gereken sektöre özel rekabet şartlarının bulunduğu ve elde edilen istihbaratın hastaneler için çok önemli olduğu bilgilerine ulaşılmıştır.

HastanelerRekabetRekabet stratejileri+2
Kaan Can Uyanık
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Medikal turizm kapsamında hizmet alan hastaların sağlık hizmetine ilişkin algıları: İstanbul' daki özel hastanelerde bir araştırma

Sağlık turizmi içinde önemli bir konuma sahip olan medikal turizmin günümüzde cazip bir sektör haline gelmesi ile beraber artan rekabet ortamında ülkeler ve sağlık işletmeleri medikal turizm pazarından daha fazla pay alabilmek için yoğun araştırma ve yatırım maliyetlerine girmektedir. Bununla birlikte, hastaların aldıkları sağlık hizmetine ilişkin algılarını ölçebilmek, istek ve beklentilerini öngörmek ve bunları karşılayabilmek sağlık işletmeleri için çok daha önemli bir konu haline gelmektedir. Ayrıca, hastaya sunulan tedavi hizmetlerine yönelik oluşacak yeterlilik algısı ile hasta memnuniyetinin birbiriyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Buradan hareketle çalışmanın amacını, sağlık turizmi kapsamında Türkiye'ye gelen medikal hastaların aldıkları tedavi hizmetlerine yönelik genel yeterlilik algıları ile genel memnuniyetleri arasındaki ilişkinin incelenmesi ve demografik bilgilere göre farklılaşmasının anlamlı olup olmadığının belirlenmesi oluşturmaktadır. Bu amaçla araştırmaya medikal turizm kapsamında İstanbul ili merkez ve ilçelerindeki özel sağlık işletmelerine başvuran 447 medikal hasta katılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında anket yöntemi kullanılmıştır. Verilerin analizinde bağımsız örnekler t-testi, tek yönlü varyans (ANOVA) analizi ve pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilere göre; medikal hastaların aldıkları tedavi hizmetlerine yönelik genel yeterlilik algıları ile aldıkları hizmetlerden genel memnuniyet düzeylerinin, cinsiyete, yaşa, eğitim durumuna, aylık toplam gelire, sigorta durumuna, uyruğa, bölgeyi tercih etme nedenine ve tedavi merkezine geliş kanalına göre anlamlı farklılıkları bulunmaktadır. Ayrıca, medikal turizm hizmetlerinden genel memnuniyet düzeyi ile bölgesel yeterlilik arasında anlamlı bir ilişki olmadığı fakat tedavi hizmetlerine yönelik genel yeterlilik algısı, konaklama tesisleri yeterliliği algısı, sağlık hizmetleri yeterliliği algısı, emniyet yeterliliği algısı ve ek hizmet yeterliliği algısı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre, hastaların medikal turizm hizmetlerini yeterli buldukları oranda memnuniyetleri de artmaktadır. Bununla birlikte hastaların, memnuniyet düzeyini artıracak faktörleri göz önünde bulundurmak, bir sonra ki tedavi için tekrardan ülkemizi ve sağlık işletmesini seçmesi ve yakınlarına tavsiye etmesi açısından oldukça önemli görülmektedir. Ayrıca ülkemizin uluslararası pazarda rekabet edebilecek bir konumda olmasına katkı sağlaması, medikal turizmin gelişimi ve vizyonu için de büyük önem taşımaktadır.

HastalarHastanelerMedikal turizm+6
Samet Balcı
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de evde bakım hizmetlerinin entegrasyonuna yönelik bir model önerisi

Dünyada ve Türkiye'de önemi gittikçe artan evde bakım hizmeti kavramının tanım, kapsam, hizmet sunumuna ilişkin kriterler, kalite çalışmaları bakımından ulusal ve uluslararası sahada standart bir çerçevesi bulunmamaktadır. Türkiye'de Sağlık Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Belediyeler birbirinden bağımsız olarak evde bakım hizmeti yürütmektedir. Bu bağlamda hazırlanan tezin amacı sağlık ve sosyal bakım hizmeti olarak bütüncül bir yapıda olması gereken evde bakım hizmetlerini yürüten Belediyeler, Sağlık Bakanlığı ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın entegrasyonu için model önerisi sunmaktır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden olan fenomenoloji deseninde gerçekleştirilmiştir. Bu desenin seçilmesinin sebebi, entegrasyon modelinin oluşturulması için evde bakım hizmetlerinin mevcut durumunu tanımlama ve kuruluşların evde bakım hizmetlerine ilişkin yürüttükleri çalışmaları tespit etme açısından avantajlar sağlamasıdır. Araştırmada veri toplamak amacıyla evde bakım hizmeti sunan kuruluşların yerel düzeydeki birim sorumluları ile gerçekleştirilmiştir. Toplam 12 birim sorumlusu ile yarı yapılandırılmış görüşme formu ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler, elektronik ortama aktarılmıştır. Veriler Nvivo 12 programı yardımı ile önce kodlara daha sonra temalara ayrılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre evde bakım hizmeti sunumunda aktif görev alan Sağlık Bakanlığı evde sağlık hizmetleri; Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı maddi destek; Belediyeler ise sağlık ve sosyal bakım ayağını yürütmektedir. Kuruluşlar arası sunulan hizmet farklılıklarının yanı sıra, evde bakım tanımı, hizmet sunum kriteri, kalite çalışmaları, finansmanı, yasal dayanakları ile insan kaynağı, malzeme ve teknolojik altyapı bakımından farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Hizmetlerin entegrasyonunu sağlayabilmek için yasal düzenlemeler doğrultusunda evde bakım hizmetlerinin tanımı, sunulacak hizmetler, hizmet sunumunda kullanılacak önkoşullar, kalite ölçüm standartları, finansmanı, hizmet sunacak personelin sayısal ve niteliksel özellikleri ile kalite geliştirme ve performans değerlendirme çalışmalarının çerçevesi çizilmelidir. Araştırmanın sonucunda hizmet sunan personel sayısının yetersiz olduğu, evde bakım hizmetinin sürdürülebilirliği için personel sayısının artırılması ve birimlerde çeşitli uzmanlık alanlarına ilişkin personelin yer alması gerekmektedir. Hizmet sunan kuruluşlar arası resmi iletişim kanalı olmaması sebebiyle çalışanlar gayri resim iletişim yoluyla ilgili birimlerle irtibat sağlamakta ya da hizmet ihtiyacı duyan bireyi ilgili birime yönlendirmektedir. Bu kapsamda veri akışının ve iletişimin sağlanması için bilişim altyapısının oluşturulması gerekmektedir. Aynı zamanda bilişim altyapısının tüm birimler tarafından erişilebilir ve güncellenebilir olmasının güncel verilerin tek elden toplanması açısından önem arz etmektedir. Araştırmanın sonucunda Sağlık Bakanlığı'na bağlı birimleri merkeze alarak ve Sağlık Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Belediyelerin entegrasyonunun sağlanması ve finansman aracı olarak SGK ve kullanıcı katkılarının kullanılması önerilmektedir.

AvusturyaBakımBütünleşme+6
Fatma Benk
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ölmek üzere olan hastalara hizmet veren hemşirelerin tutumlarının iş yaşam kalitesine etkisinde empatinin aracı rolü

Bu çalışmada, ölmek üzere olan hastalara hizmet veren hemşirelerin, iş yaşam kalitelerinde empatinin aracı rolünü açıklamak amaçlanmıştır. Alan çalışmasına dayalı kesitsel türde planlanan çalışmanın evreni, Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Yenikent Devlet Hastanesi'nin yoğun bakım ünitelerinde görev yapan 251 hemşire oluşturmaktadır. Araştırmada herhangi bir örneklem belirlemeksizin tüm hemşirelere ulaşılması hedeflenmiş olup; toplamda 236 hemşireye ulaşılmıştır. Verilere ulaşmada üç ölçek (Frommelt Ölmekte Olan Bireye Bakım Vermeye İlişkin Tutum Ölçeği (FATCOD), İş Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Toronto Empati Ölçeği) ve katılımcıların sosyo demografik özelliklerinden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra, korelasyon analizi, Process macro regresyon analizi, bağımsız örneklerde t testi ve Tek Yönlü Varyans analizi kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, hemşirelerin ölmekte olan bireye bakım vermeye ilişkin tutumlarının düşük düzeyde (2,51±0,314) olduğu, iş yaşam kalitesi algılarının düşük düzeyde (2,79±0,608) olduğu ve empati seviyelerinin de düşük (2,42±0,475) olduğu bulunmuştur. FATCOD, İş Yaşam Kalitesi ve Empati arasındaki ilişkilere bakıldığında ise FATCOD ile iş yaşam kalitesi arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, Empati ile pozitif yönlü anlamlı bir ilişkisi olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. İş yaşam kalitesi algısı ile empati arasında ise negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Yani katılımcıların empati seviyeleri arttıkça iş yaşam kalitesi algılarında bir düşüş meydana gelmektedir. Ayrıca FATCOD'un iş yaşam kalitesine bir etkisi olmadığı ve bu ilişkide empatinin herhangi bir aracı rolü olmadığı da çalışma sonucunda elde edilen bir diğer sonuçtur. Çalışmada yapılan fark analizleri neticesinde sadece eğitim durumunun katılımcıların iş yaşam kalitesi algısında anlamlı farklılık oluşturduğu bulunmuş olup diğer sosyodemografik değişkenler FATCOD'da, iş yaşam kalitesi algısında ve empatide istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık oluşturmamaktadır. Çalışmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; yoğun bakım ünitelerinde görev yapan hemşirelerin, empati kurabilmelerine ve yeteneklerini geliştirebilmelerine yönelik hizmet içi eğitimlerin, seminerlerin ve kongrelerin oluşturulması ve katılımlarının desteklenmesi, servis içi eğitimlerinde "Ölmek üzere olan hastalara sunulan bakım uygulamaları, bakım ekibi görev ve sorumlulukları, ölmek üzere olan hastaya bütüncül yaklaşımlar ve önemi" konularında eğitimlerin sürekliliği sağlanması ve güncel olarak düzenlenmesi önerilmektedir. Ayrıca iş yaşam kaliteleri ile stres düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulgusundan yola çıkarak çalışma yaşamındaki stres faktörlerinin tespit edilip ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar yapılması da önerilerden biridir.

EmpatiHemşire-hasta ilişkileriHemşireler+6
Bilge Güneş Karakaya
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Örgütsel sessizliğin informal iletişime etkisi: Bir kamu hastanesi örneği

Organizasyonlardaki bürokratik yapılanma sebebi ile artan hiyerarşik kademeler iletişimi güçleştirmektedir. Çalışanlar memnun olmadıkları durumları üst yönetime dile getirmek yerine sessiz kalmayı tercih etmektedirler. Üst yönetime karşı sessizlik gösteren çalışanların mesai arkadaşları ile memnuniyetsizliklerini paylaşma eğiliminde olmaları sebebi ile örgütsel sessizliğin informal iletişimi etkilediği düşünülmektedir. Bu çıkış noktası ile çalışmanın amacı, örgütsel sessizliğin informal iletişime etkisinin bulunup bulunmadığı ve hangi yönde olduğu konusunu belirlemeye yöneliktir. Çalışmada örgütsel sessizlik düzeyini ölçmek için Dyne (2003) tarafından geliştirilen ve Şehitoğlu (2010) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Örgütsel Sessizlik Ölçeği; informal iletişim düzeylerini ölçmek için ise Bektaş (2014) tarafından geliştirilen İnformal İletişim Kanalları Ölçeği ile çalışanların cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi gibi sosyo-demografik özelliklerinin yer aldığı bir anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde öncelikle güvenilirlik analizleri, tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testleri, korelasyon analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilere göre; katılımcıların, genel örgütsel sessizlik ve informal iletişim düzeyleri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki ve örgütsel sessizliğin informal iletişim üzerinde pozitif yönlü anlamlı bir etkisi bulunmuştur. İlişki ve etki boyutu düşük düzeyli olsa bile katılımcıların örgütsel sessizlik düzeyleri arttığında, informal iletişim düzeylerinde de artış olacağı beklenmektedir. Bu nedenle çalışanların örgütsel sessizlik eyleminde bulunmalarına sebep olan faktörler göz önünde bulundurularak etkili iletişimin sağlanabileği çalışma ortamları oluşturarak, informal iletişimi olumlu yönde beslemek sağlık kuruluşları için önemli görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Sessizlik, İnformal İletişim, Sağlık Kuruluşları

HastanelerHastaneler-devletÖrgütsel sessizlik+1
Büşra Sarı
Sakarya University · Institute of Business Administration
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Defansif tıp uygulamaları, öncülleri ve sonuçları

Bu çalışmanın temel amacı defansif tıp uygulamaları, öncülleri ve sonuçlarına ilişkin hekim algılarının belirlenmesidir. Bu kapsamda çalışmada defansif tıp uygulamalarını, öncüllerini ve sonuçlarını ölçmeye yönelik ölçekler geliştirilmesi de amaçlanmaktadır. Çalışma yukarıdaki amaçlar doğrultusunda dört bölüm olarak tasarlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde defansif tıp uygulamaları ile ilgili ulusal ve uluslararası yazın tartışılmıştır. İkinci bölümde alan yazından elde edilen bilgilerden yararlanılarak oluşturulan yarı yapılandırılmış bir form kullanılarak farklı branşlardan 21 hekim ile gerçekleştirilen ve NVIVO 11 programı yardımıyla analiz edilen derinlemesine mülakat sonuçları yer almaktadır. Üçüncü bölümde, araştırmanın birinci ve ikinci bölümlerinden elde edilen bilgilerden yararlanılarak defansif tıp uygulamaları, defansif tıp uygulamalarının öncülleri ve defansif tıp uygulamalarının sonuçlarına ilişkin hekim algılarının belirlenmesine yönelik ölçekler geliştirilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise araştırma kapsamında geliştirilen iki model test edilmiştir. Çalışmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış mülakat formu ve geliştirilen ölçekler kullanılmıştır. Ölçekler Türkiye genelinde görev yapan 149.997 hekimden 1724'üne uygulanmıştır. Elde edilen verilerin geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışma kapsamında yapılan derinlemesine mülakatlar sonucunda şikâyet ve dava edilme kaygısı, hasta şikâyet hatlarının baskısı, şiddet görme kaygısı, yönetimin desteğinin hissedilmemesi ve medyanın defansif tıbbın önemli öncülleri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca hekimlerin pozitif defansif tıp kapsamında en fazla ekstra tetkik, ekstra görüntüleme, ekstra konsültasyon istedikleri; negatif defansif tıp kapsamında ise en fazla hastayı sevk uygulamasına başvurdukları bulunmuştur. Defansif tıbbın sonucu olarak ise hekimlerin en sık değindikleri durumlar defansif tıp uygulamalarının hastalar için risk oluşturması ve sağlık hizmetleri harcamalarını arttırmasıdır. Alan uygulaması ile elde edilen bulgular hekimlerin negatif defansif tıp uygulamalarına, pozitif defansif tıp uygulamalarından daha fazla başvurduğunu göstermektedir. Çalışmada negatif defansif tıp kapsamında en fazla hastayı sevk etme uygulamasına başvurulduğu görülürken; pozitif defansif tıp kapsamında en fazla ekstra tahlil ve görüntüleme isteme uygulamalarına başvurulduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlar yapılan nitel araştırmanın sonuçları ile birbirini desteklemektedir. Çalışmanın bir diğer sonucuna göre hekimlerin defansif tıp uygulamasında en önemli öncüller sırasıyla çalışma çevresinden kaynaklı baskılar ve şikâyet ve dava edilme kaygısıdır. Ayrıca defansif tıbbın en önemli sonucunun sağlık sisteminin verimliliğini, etkililiğini ve kalitesini azaltması olduğu sonucu çalışmanın bir diğer sonucudur. Çalışmada geliştirilen modellerin test edilmesi sonucunda ise hekimlerin şikâyet ve dava edilme kaygısı, medya ve sosyal iletişim kanallarının baskısı, çalışma çevresinden kaynaklı baskılar, hekimin itibarını koruma kaygısı, şiddet görme kaygısı, alınan tıp eğitimi ve hasta odaklı davranma çabası ile pozitif ve negatif defansif tıp uygulamalarına yöneldikleri tespit edilmiştir. Ayrıca, defansif tıp uygulamalarının hekimler, hastalar ve sağlık sistemi açısından olumsuz sonuçları olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın sonuçları göz önüne alındığında defansif tıp uygulamalarına Türk hekimlerinin oldukça yaygın olarak başvurduğu ve bu uygulamaların birçok olumsuz sonucunun olduğu görülmektedir.

Defansif tıpÖlçek geliştirmeÖlçekler
Özgün Ünal
Sakarya University · Institute of Business Administration
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Katastrofik sağlık harcaması ve sağlık hizmetlerinde yoksunlaştırıcı etkisinin değerlendirilmesi

Katastrofik sağlık harcaması, cepten yapılan sağlık harcamalarının, hane halklarının temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamalarını sağlayan harcamaları belirli bir oranda aşması durumunda ortaya çıkmaktadır. Bu durum arttıkça hane halklarını gittikçe yoksullaştıran bir etki yaratmaktadır. Sağlık hizmetlerinde yoksunluk ise katastrofik sağlık harcamasının nedenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada Türkiye'de gerçekleşen katastrofik sağlık harcamasının sağlık hizmetlerinde yoksunlaştırıcı etkisinin ortaya konulması ve sosyo-ekonomik faktörlerin katastrofik sağlık harcamasına etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca OECD ülkelerinin sağlık hizmetlerinde yoksunluk göstergelerinin Türkiye ile karşılaştırılarak seyri araştırılmaktadır. İkincil veriler kullanılarak gerçekleştirilen çalışmada, TÜİK, OECD ve Dünya Bankası'nın 2002-2018 yılları arasını kapsayan verilerinden yararlanılmıştır. Bu kapsamda TÜİK tarafından düzenli olarak toplanan hane halklarına ilişkin bilgilerin yanı sıra TÜİK, OECD ve Dünya Bankası'ndan bin kişiye düşen hekim sayısı, bir milyon kişiye düşen hastane sayısı ve yüz bin kişi başına düşen yatak sayısı gibi genel kabul görmüş kriterler kullanılmıştır. Ayrıca gelir eşitsizliği ile katastrofik sağlık harcaması arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için Gini katsayısı ve yoksul hane oranından yararlanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, en küçük kareler yöntemi ve TOPSİS yöntemlerinden faydalanılmıştır. Veriler %95 güven aralığında (p=0,05) analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre katastrofik sağlık harcaması ve sağlık hizmetinde yoksunluk göstergeleri arasında istatistiksel bakımdan anlamlı ve negatif yönlü ilişkiler bulunmaktadır. Ayrıca sosyo-ekonomik faktörlerden olan Gini katsayısı ve yoksul hane oranı ile katastrofik sağlık harcaması arasında istatistiksel bakımdan anlamlı ve pozitif yönlü ilişki bulunmaktadır. Seçilen OECD ülkelerinin sağlık hizmetlerinde yoksunluk göstergeleri açısından İngiltere, Türkiye ve Amerika ülkelerinin dönemler itibariyle seyri değişmezken, Almanya, Kanada ve Meksika ülkelerinin dönemler itibariyle sağlık hizmetlerinde yoksunluk göstergelerindeki seyirleri değişmektedir. Sonuç olarak, sağlık hizmetlerinin sunumunda temel unsur kabul edilen sağlık hizmetlerinde yoksunluk göstergelerinin geliştirilmesi katastrofik sağlık harcamasının azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Bu sebeple sağlık hizmet sunumunda sağlık hizmetlerine erişimin arttırılmasına yönelik olarak politika ve sağlık kurumlarında gerekli programların düzenlenmesi önerilmektedir.

SağlıkSağlık ekonomisiSağlık harcamaları+4
Zeynep Merve Uçar
Sakarya University · Institute of Business Administration
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık kurumlarında stratejik insan kaynakları uygulamalarının örgütsel bağlılık ve işten ayrılma niyetine etkileri

SİKY, örgütlerin belirledikleri hedeflere ulaşabilmek adına yapmış oldukları planlanmış insan kaynakları faaliyetlerinin bütünüdür. Çalışanların örgütteki insan kaynakları faaliyetleri ile ilgili algısına bağlı olarak örgütsel bağlılıkları değişmektedir. İKY uygulamaları sonucu oluşan memnuniyet işgörenlerin kuruma olan bağlılıklarını ve iş tatminini arttırdığı ve dolayısıyla işten ayrılma niyetlerini de etkilediği düşünülmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı, sağlık kurumlarında uygulanan SİKY uygulamalarının çalışanların örgütsel bağlılığına ve işten ayrılma niyetine etkilerini ortaya koymaktır. Çalışmada veri toplamak aracıyla, SİKY uygulamaları ölçeği (Akgün, 2010), örgütsel bağlılık ölçeği (Wasti, 2000), işten ayrılma niyeti ölçeği (Tanrıöver, 2005) ve katılımcıların sosyo demografik özelliklerinden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Araştırma evrenini İstanbul ilinde hizmet veren bir üniversite hastanesinde görev yapan 435 çalışan oluşturmaktadır. Bu çalışanlar arasından, basit rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 304 kişi örneklemi oluşturmaktadır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, korelasyon analizi, regresyon analizi, bağımsız örneklerde t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular göz önünde bulundurulduğunda katılımcıların sosyo demografik özelliklerine göre; SİKY uygulamaları farkındalık düzeyinde cinsiyet, yaş ve görev bakımından anlamlı fark varken, eğitim durumu medeni durum ve çalışma sürelerine göre anlamlı fark bulunmamaktadır. Katılımcıların örgütsel bağlılık düzeyi cinsiyet, yaş, eğitim durumu, medeni durum, çalışma süresi ve göreve göre anlamlı farklılık göstermezken, örgütsel bağlılığın çeşitli alt boyutlarında anlamlı farklılıklar gözlemlenmiştir. İşten ayrılma niyeti ise çalışma süresi ve göreve göre anlamlı farklılık bulunurken, cinsiyet, yaş, eğitim durumu ve medeni duruma göre anlamlı farklılık bulunmamaktadır. SİKY uygulamaları ile örgütsel bağlılık arasında pozitif yönde ve orta düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiş ve SİKY uygulamalarının örgütsel bağlılık üzerinde pozitif yönlü anlamlı bir etkisi bulunmuştur. SİKY uygulamaları ile işten ayrılma niyeti arasında negatif yönde ve orta düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir ve SİKY uygulamalarının işten ayrılma niyeti üzerinde negatif yönlü ve anlamlı bir etkisi bulunmuştur. Örgütsel bağlılık ile işten ayrılma niyeti arasında negatif yönde ve orta düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir ve örgütsel bağlılığın işten ayrılma niyeti üzerinde negatif yönlü ve anlamlı etkisi bulunmuştur. Sonuç olarak SİKY uygulamalarının örgütsel bağlılığı arttırdığı ve işten ayrılma niyetini azalttığı, örgütsel bağlılık arttığında ise işten ayrılma niyetinin azaldığı söylenebilir. Bu bağlamda çalışmanın, çalışanların örgütsel bağlılığını arttırmada ve işten ayrılma davranışının azaltılmasında nasıl önlemler alınması konusunda sağlık kurumlarına yol gösterici olması beklenmektedir.

Sağlık kuruluşlarıÖrgütsel bağlılıkİnsan kaynakları+2
Suzan Kaluç
Sakarya University · Institute of Business Administration
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İlişkisel pazarlama uygulamasının hastane bağlılığına etkisinde hasta memnuniyetinin aracı rolü

İlişkisel pazarlama sağlık kurumlarının varlığını devam ettirebilmesi, hastanın hastaneye bağlılığının oluşmasında ve sağlık kurumundan memnun olması bakımından önem arz etmektedir. Bu sebeple gerçekleştirilen tezin amacı, ilişkisel pazarlamanın hastane bağlılığına etkisinde hasta memnuniyetinin aracı rolünü ortaya koymaktır. Çalışmada ilişkisel pazarlamayı ölçmek için Abdullah ve Kanyan (2013) tarafından geliştirilen "İlişkisel Pazarlama Ölçeği"; hastane bağlılığını ölçmek için Price ve Arnould (1999) tarafından hizmet sektörü için geliştirilen ve Wang, Hsiao ve Huang (2011) tarafından sağlık hizmetlerine uyarlanan Hastane Bağlılığı Ölçeği; hasta memnuniyetini ölçmek için Ware vd., (1976) tarafından geliştirilen Marshall ve Hays (1994) tarafından kısa form haline getirilen "Hasta Memnuniyeti Ölçeği" ve katılımcıların sosyo demografik özelliklerinden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, bağımsız örneklerde t testi, mann-whitney u testi, tek yönlü varyans analizi, ki-kare analizi, korelasyon analizi ve SPSS Process Macro 4. Model regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, ilişkisel pazarlama ve alt boyutları ile hastaneye bağlılık ve hasta memnuniyeti ve alt boyutları arasında, hastaneye bağlılık ile hasta memnuniyeti ve alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. İlişkisel pazarlama ve alt boyutlarından olan empati, taahhüt ve iletişimin hastaneye bağlılık üzerinde etkisi bulunurken; güven boyutunun hastaneye bağlılık üzerinde etkisi yoktur. İlişkisel pazarlama ve alt boyutlarından olan güven ve taahhüdün hasta memnuniyeti üzerinde etkisi bulunurken; empati ve iletişim alt boyutlarının etkisi yoktur. Hasta memnuniyeti ve alt boyutlarından olan kişilerarası tutum, genel memnuniyet ve doktorla geçirilen zamanın hastaneye bağlılık üzerinde etkisi bulunurken, iletişim, teknik kalite, finansal kaygılar, erişim ve kolaylık alt boyutlarının etkisi yoktur. Ayrıca ilişkisel pazarlamanın hastane bağlılığı üzerinde etkisi vardır ve bu etki hasta memnuniyeti ile daha da artmaktadır. Yani ilişkisel pazarlamanın hastane bağlılığına etkisinde hasta memnuniyetinin aracı rolü bulunmaktadır. Katılımcıların cinsiyeti, medeni durumu, yaşı, hastalık durumu ve yaşadıkları yer ilişkisel pazarlama ve alt boyutlarında, hastaneye bağlılıkta ve hasta memnuniyeti ve alt boyutlarında anlamlı farklılık oluşturmazken; eğitim durumu ilişkisel pazarlama ve iletişim, empati, taahhüt alt boyutlarında, hastaneye bağlılık, hasta memnuniyeti ve alt boyutlarında anlamlı farklılık oluşturmazken, ilişkisel pazarlamanın alt boyutu olan güvende anlamlı farklılık oluşturmaktadır. Çalışmanın sonucuna göre ilişkisel pazarlama hastane bağlılığı ve hasta memnuniyeti oluşturmada önemli bir yere sahiptir. Bu sebeple sağlık kurumlarının ilişkisel pazarlama uygulamalarını benimsemeleri önerilmektedir. Çünkü ilişkisel pazarlama ile hastane bağlılığı ve hasta memnuniyetinin oluşması sağlanacaktır. Bu durum kurumların varlığını devam ettirebilmesi ve diğer sağlık kurumlarına nazaran daha avantajlı olmasını sağlayacaktır.

BağlılıkHasta memnuniyetiHastaneler+4
Yonca Yıldırım
Sakarya University · Institute of Business Administration
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık kurumları yöneticilerinin stratejik yönetim anlayışları:özelhastane yöneticileri üzerine bir araştırma

Günümüzde sağlık sektörünün sürekli değişen bir sektörel çevreye sahip olması ve bu değişimle birlikte ortaya çıkan belirsizlik, sağlık kurumları için stratejiyi ve stratejik yönetimi önemli kılmaktadır. Sektörel düzeyde yaşanan değişim ve ortaya çıkan belirsizliklerden dolayı rekabet avantajı elde etmek ve bunu sürdürülebilir kılmak, kurumlar için gittikçe daha da önemli bir hâl almaktadır. Ayrıca sağlık kurumları, insan hayatını doğrudan etkileyen kurumlar olmasından dolayı bu kurumlarda uygulanan yönetim tarzlarının dikkatli ve özenle seçilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, sağlık hizmetlerinin nasıl verildiği ile ilgilenen, kurumlarını bu sektörel değişim ve belirsizlikler içerisinde ayırt edilebilir bir konuma sahip kılabilen, rekabet avantajını elde etme ve bunu sürdürülebilir kılmada kilit bir role sahip olan yöneticilerin, geleceği öngörme ve şekillendirmesinde strateji ve stratejik yönetim anlayışı büyük önem kazanmıştır. Bu bağlamda dinamik bir yapıya bürünen sağlık sektörü içerisinde faaliyette bulunan özel hastane yöneticilerinin stratejik uygulama ve yönelimlerinin nasıl olduğu ve bu uygulama ve yönelimlerin ardındaki mekanizma, çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Araştırma verileri birincil veri elde etme yöntemi olan yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda oluşturulan kodlar ve kodlar arası ilişkiler yorumsamacı yaklaşım ile değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen verilere göre; özel hastane yöneticileri, kurumlarının rekabet avantajının ve bunun sürdürülebilir olmasının kaynağını, performans ve kar farklılarının nedenini ve analiz biriminin temelini temel yetkinliklere dayandırarak Kaynaklara Dayalı Okul'a referansta bulunmuşlardır. Bununla birlikte söz konusu yöneticiler, stratejik karar sürecinin daha çok hiyerarşik bir düzen ve planlamacı bir yaklaşım ile gerçekleştiğini belirtmişlerdir. Bu yönü ile strateji oluşturma ve uygulama süreci Pozisyon Okulu anlayışı çerçevesindedir.

Sağlık kuruluşlarıSağlık kuruluşları yöneticileriStratejik yönetim+2
Cennet Yavuz
Sakarya University · Institute of Business Administration
2020
00
Master'sOpen AccessTR

E-sağlık okuryazarlığının siberkondriye etkisinde güven iletişiminin aracı rolü

E-sağlık okuryazarlığı, bireylerde siberkondrinin ortaya çıkmasının önlenmesi ve bireylerin hekimle kurdukları ilişkide güven iletişiminin geliştirilmesi bakımından önemlidir. Bu düşünceden hareketle çalışmanın amacı, e-sağlık okuryazarlığının siberkondriye etkisinde güven iletişiminin aracı rolünü ve katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinin siberkondri, e-sağlık okuryazarlığı ve güven iletişiminde bir farklılık oluşturup oluşturmadığını ortaya koymaktır. Çalışmanın örneklemini Eskişehir ilinin Odunpazarı merkez ilçesinde yaşayan basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen 395 birey oluşturmaktadır. Çalışmada McElroy ve Shevlin (2014) tarafından geliştirilen ve Uzun (2016) tarafından Türkçeye uyarlanan "Siberkondri Ciddiyet Ölçeği", Norman ve Skinner (2006a) tarafından geliştirilen ve Gencer (2017) tarafından Türkçeye uyarlanan "E-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği", Yılmaz (2005) tarafından geliştirilen "Hasta-Hekim İlişkisinde Güven İletişimi Ölçeği" ve katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, korelasyon analizi, SPSS Process Macro 4. Model regresyon analizi, bağımsız örneklerde t-testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Çalışmanın bulgularına göre siberkondri ve alt boyutları, e-sağlık okuryazarlığı, güven iletişimi arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. E-sağlık okuryazarlığının siberkondri ve alt boyutları üzerinde negatif yönlü etkisi; güven iletişiminin siberkondri ve alt boyutları üzerinde negatif yönlü etkisi bulunmaktadır. E-sağlık okuryazarlığı güven iletişimini pozitif yönde etkilemektedir. Ayrıca e-sağlık okuryazarlığının siberkondriye etkisinde güven iletişiminin aracı rolü bulunmaktadır. Katılımcıların medeni durumu e-sağlık okuryazarlığında; medeni durumu, yaşı ve eğitim durumu (zorlantı alt boyutu hariç) siberkondri ve alt boyutlarında; cinsiyeti, medeni durumu, yaşı ve eğitim durumu güven iletişiminde anlamlı farklılık oluşturmaktadır. Sonuç olarak e-sağlık okuryazarlığının ve güven iletişiminin geliştirilmesi siberkondrinin azalmasına, e-sağlık okuryazarlığının artması güven iletişiminin artmasına katkı sağlamaktadır. Bu sebeple e-sağlık okuryazarlığı becerisini güçlendirme çalışmalarının yapılması, güvenilir sağlık bilgi sayfalarının oluşturulması ve teşvik edilmesi, hekimlerin güven iletişimini kuvvetlendirme adına uygun etkileşim ortamının sağlanması ve iletişim becerilerinin geliştirilmesi için mezuniyet öncesi ve sonrası eğitim programlarının düzenlenmesi önerilmektedir. Konunun önemi açısından daha geniş bir örneklemde ve farklı araştırma yöntemlerini kullanarak siberkondri, e-sağlık okuryazarlığı ve güven iletişiminin araştırılmasında fayda vardır.

Bilgi aramaDoktor-hasta iletişimiDoktor-hasta ilişkileri+7
Kübra Öztürk
Sakarya University · Institute of Business Administration
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Medikal turizmde hastaların algılanan değer ve memnuniyet düzeylerinin yeniden hizmet alma tutumlarına etkisi

Geçmişten günümüze kadar her hastanın sağlık hizmeti konusundaki beklentileri değişiklik göstermiştir. Fakat sağlık hizmetlerine erişim internet ve ulaşım imkanları bakımından büyük avantajlar elde edilmesi ile birlikte kaliteli hizmet ihtiyacı duyan yabancı hastalar açısından oldukça kolaylaşmıştır. Ayrıca bu durum onların sağlık kuruluşu tercihlerine yansıyabilmektedir. Bu görüşten hareket edilerek yapılan bu tezin amacı, beklentileri günümüz koşullarına bağlı olarak her geçen gün değişen yabancı hastaların sağlık kuruluşları hakkındaki beklentilerini yakından gözlemleyebilmek ve diğer çalışmalardan farklı olarak hastaları yalnızca memnuniyet seviyeleri bakımından değil aynı zamanda algıladıkları değer bakımından inceleyerek hastaların hizmet aldıkları sağlık kuruluşunu yeniden tercih etme niyetlerini ortaya koymaktır. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Formun ilk bölümünde katılımcıların sosyo-demografik özelliklerini belirlemeye yönelik soru formu bulunmaktadır. İkinci bölümde katılımcıların sağlık hizmetlerine ilişkin algıladıkları değeri belirlemeye yönelik olarak Özeloğulları (2009) tarafından geliştirilen 31 soruluk Algılanan Değer Ölçeği, üçüncü bölümde katılımcıların memnuniyet düzeylerini belirlemek amacıyla Ünal vd., (2018) tarafından geliştirilen 4 soruluk Hasta Memnuniyeti Ölçeği ve son bölümde hastaneden tekrar hizmet alma niyetini belirlemek amacıyla Çağlıyan (2017) tarafından geliştirilen 5 soruluk Yeniden Hizmet Alma Niyeti Ölçeği yer almaktadır. Verilerin analizinde SPSS (Statistical Package Programme For Social Sciences) 25 programı ile uygulanmış olup; ANOVA, bağımsız gruplar t-testi, Pearson Korelasyon Analizi, Doğrusal Regresyon Analizi, Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Veriler %95 güven aralığında analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, jeopolitik konumu bakımından ülkemizin birçok ülkeye göre daha avantajlı bir konumda olması ve günümüzde sağlık hizmetleri sunumu açısından dünyada yükselen bir trend içerisinde bulunması büyük bir avantaj olarak görülmektedir. Fakat daha önce ülkemizden medikal turizm hizmeti almış olan ve beklentileri devamlı olarak değişen yabancı hastaların tekrar tercih etme düzeylerinin artırılabilmesi mümkündür. Sağlık hizmeti almış olan yabancı hastaların aynı sağlık kuruluşundan yeniden hizmet alabilmelerini sağlayabilmek amacıyla, sağlık kuruluşları hasta beklentilerininin ne derecede karşılanabildiğini belirleyebilmesi ve hasta beklentilerinin yeterli derecede karşılanmadığı durumlarda soruna gerekli müdahalelerde bulunabilmek amacıyla yeni araştırma planlamaları yapmaları önerilmektedir.

Değer algısıHasta memnuniyetiHastalar+3
Halil Demir
Sakarya University · Institute of Business Administration
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bekleme sürelerinin ve hizmet sürelerinin hasta memnuniyeti üzerinde etkisi: Gazze örneği

Hasta memnuniyeti, sağlık kurumlarında kaliteli bir sağlık hizmeti sunumu ve bekleme sürelerinin azaltması bakımında önem arz etmektedir. Bu görüşe dayanarak, bu tezin amacı, polikliniklerden hizmet alan hastalara göre bekleme süresi ve hizmet süresinin kabul edilebilirliğinin aldıkları hizmetlerden memnuniyetleri üzerindeki etkisi olup olmadığını belirlemek ve katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre hasta memnuniyeti, hasta perspektifinden kalite ve muayeneye özgü memnuniyette bir farklılık oluşturup oluşturmadığını ortaya koymaktır. Çalışmada veri toplama aracı olarak Larsson ve Larsson (2002) tarafından literatüre dayanılarak geliştirilen "Hasta Bakış Açısından Kalite Algısı" ölçeği; Marshall ve Hays (1994) tarafından geliştirilen "Hasta Memnuniyeti Anketi Kısa Formunu" ve Rubin ve arkadaşları tarafından geliştirilen "Ziyarete Özel Memnuniyet Anketi" kullanılmıştır. Çalışma, Filistin'de faaliyette bulunan yedi hastaneden hizmet alan 396 poliklinik hastası üzerinde gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde SPSS paket programından yararlanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, korelasyon analizi, regresyon analizi, bağımsız örneklemlerde t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Analizler %95 güven aralığında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, hasta memnuniyeti, hasta perspektifinden kalite ve muayeneye özgü memnuniyet arasında anlamlı ilişki bulunmaktadır. Hasta perspektifinden kalite, hasta memnuniyeti ve muayeneye özgü memnuniyet üzerinde anlamlı etkiye sahiptir. Ayrıca, hastanın sosyo-demografik özelliklerine göre hasta perspektifinden kalite algısında, cinsiyet bakımından yalnızca genel memnuniyet; yaş grupları ve eğitim durumuna göre birey odaklı yaklaşım bakımından farklılık oluşturduğu bulunmuştur. Hastanın sosyo-demografik özelliklerine göre hasta memnuniyetinde, cinsiyete göre genel memnuniyet, yaş gruplarına göre hasta memnuniyetinin tamamı ve alt boyutlarından teknik kalite, finansal durum ve kişilerarası tutum bakımından; eğitim durumlarına göre finansla durum bakımından farklılık oluşturduğu tespit edilmiştir. Hastanın sosyo-demografik özelliklerine muayeneye özgü memnuniyette cinsiyet, medeni durum, yaş ve eğitim durumu bakımından herhangi bir farklık bulunmamaktadır. Çalışmanın sonucuna göre, hasta memnuniyeti ve muayeneye özgü memnuniyet oluşturmada hasta perspektifinden kalite temel bir ölçü olarak kabul edilebilir. Bu nedenle, sağlık yöneticileri ve çalışanların hasta perspektifinden kalitenin nasıl algılandığına öncelik vermeleri önerilir. Ayrıca hastaların hastanelerden hizmet almada memnuniyetlerini etkileyen önemli faktörlerden biri bekleme süreleridir. Bu sebeple sağlık kuruluşları bekleme sürelerini olabildiğince kısaltmak için tedbirler almalıdır. Nihai olarak sağlık kurumları rekabet şartlarında devamlılık ve üstünlük sağlayabilmek için kalite ve memnuniyeti üst düzeyde tutmak için çalışmalar yapmalıdır.

Algılanan kaliteBekleme süresiFilistin-Gazze+5
Zahra S. I. Hanıya
Sakarya University · Institute of Business Administration
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarında kurumsal itibar algısının örgütsel bağlılığa etkisi üzerine bir çalışma

Günümüz rekabet ortamı, küreselleşme, teknolojideki gelişmeler, paydaşların bilinç düzeylerindeki artış ve paydaşların beklentileri kurumları yeni değerler yaratma arayışına itmiştir. Bu noktada kurumsal itibar kurumlar için kilit rol oynamaktadır. Kurumsal itibar özellikle paydaşların desteğini almak ve çalışanların örgütsel bağlılıklarını arttırmak için oldukça etkilidir. Bu varsayıma dayalı olarak yürütülen bu çalışmanın temel amacı, çalışanların kurumsal itibar algılarının örgütsel bağlılıkları üzerindeki etkisini belirlemektir. Çalışmada veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Katılımcıların kurumsal itibar algı düzeylerini ölçmek için Fombrun, Gardberg & Sever (2000) tarafından geliştirilen, Alnıaçık, Alnıaçık & Genç (2010) tarafından Türkçe' ye uyarlanan İtibar Katsayısı Ölçeği; örgütsel bağlılık düzeylerini ölçmek için ise, Allen ve Meyer (1990) tarafından geliştirilen, Gürkan (2006) tarafından Türkçe' ye uyarlanan Örgütsel Bağlılık Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca katılımcıların sosyo-demografik özelliklerini belirlemeye yönelik olarak hazırlanan kişisel bilgi formu da anket formuna eklenmiştir. Verilerin analizinde güvenirlik analizi, tanımlayıcı istatistikler, T-testi, One-Way Anova testi, korelasyon ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilere göre; katılımcıların kurumsal itibar (2,15) ve örgütsel bağlılık (2,20) düzeylerinin düşük seviyede olduğu bulunmuştur. Katılımcıların kurumsal itibar algı düzeyleri ile örgütsel bağlılık düzeyleri arasında pozitif yönlü anlamlı yüksek bir ilişki (r=0,846; p<0,01) olduğu ve kurumsal itibar algılarının örgütsel bağlılık üzerinde pozitif yönlü anlamlı bir etkiye (F=545,70; p=0,000) sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinin kurumsal itibar ve örgütsel bağlılık üzerinde anlamlı farklılık oluşturduğu bulunmuştur. Bu çalışmanın, sağlık kurumları yöneticilerine güçlü bir kurumsal itibar oluşturma ve buna bağlı olarak çalışanların örgütsel bağlılıklarını arttırma konusunda katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Kurumsal itibarSağlık personeliÖlçekler+1
Ebrar Bürkük
Sakarya University · Institute of Business Administration
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kendi kendine ilaç kullanımı ile sağlık inanç modeli arasındaki ilişki

İnsanlığın yegane ve eski kaygılarından biri olan sağlığın korunması çeşitli faktörlerden etkilenmektedir. Bu nedenle, hekimin tanı ve tedavi sürecinde reçetesi ya da tavsiyesi olmadan ilaçların alımı olarak tanımlanan kendi kendine ilaç kullanımı, dünya çapında yaygın şekilde görülen önemli sağlık konularının başında gelmektedir. Toplumun ve bireylerin belirli bir davranışı geliştirmeye yönelik kararını ve motivasyonunu etkileyen sağlık inanç modeli, sağlığı tehdit eden durumların önlenmesine yönelik eylemlerin benimsenmesine odaklanmaktadır. Bu tez çalışmasında, bireylerin kendi kendine ilaç kullanımları ile sağlık inanç modeli ve alt boyutları arasındaki ilişki düzeyinin ölçülmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada, ayrıca bireylerin sosyo-demografik özelliklerinin kendi kendine ilaç kullanımı ile sağlık inanç modeli üzerinde etkili olup olmadığının ortaya konulması ve katılımcıların kendi kendine ilaç kullanımına ilişkin bilgi, tutum ve davranış düzeylerinin sağlık inanç modeli çerçevesine göre değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Araştırma Sakarya ilinde yaşayan 384 birey üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri toplama aracı olarak, kendi kendine ilaç kullanımını ölçmek için Koç (2017) tarafından geliştirilen Kendi Kendine İlaç Kullanımı Anketi; Çiçek (2012) tarafından geliştirilen İlaç Kullanmaya İlişkin Sağlık İnanç Modeli Ölçeği ile katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinin yer aldığı bir anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, bağımsız örneklerde t testi, tek yönlü varyans (ANOVA) analizi, korelasyon ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Veriler %95 güven aralığında analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre; sağlık inanç modelindeki en yüksek ortalama yarar algısı (4,27±0,737), en düşük ortalama ise önemseme (3,68±0,914) boyutlarında görülmüştür. Katılımcıların eğitim ve meslek durumları kendi kendine ilaç kullanım düzeylerinde anlamlı farklılık oluşturmuştur. Kendi kendine ilaç kullanımı ile sağlık inanç modelinin alt boyutları olan duyarlılık, önemseme/ciddiyet algısı, sağlık motivasyonu, yarar algısı ve öz-etkililik arasında istatistiksel açıdan pozitif yönlü, anlamlı ve düşük düzeyde bir ilişki söz konusudur. Engel algısı boyutunda ise anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Kendi kendine ilaç kullanımı ve ilaç kullanmaya ilişkin sağlık inanç modeli arasında istatistiksel açıdan anlamlı ve düşük seviyede ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca kendi kendine ilaç kullanımının sağlık inanç modeli ve alt boyutları olan duyarlılık, önemseme, sağlık motivasyonu, yarar ve öz-etkililik algıları üzerinde anlamlı etkisi bulunmaktadır. Sonuç olarak; sağlık inanç modeli bileşenlerinden duyarlılık, önemseme, sağlık motivasyonu, yarar ve öz-etkililik algılarının artması kendi kendine ilaç kullanma performansını azaltmaktadır. Bu sebeple bireylerin kendi kendine ilaç kullanmayla ilgili bilgi ve inançlarını değiştirmeye yönelik farkındalıklarını artırmayı amaçlayan, toplumun her kesimini içene alan eğitim programlarının tasarlanması ve uygulanması önerilmektedir.

Akılcı ilaç kullanımıSağlık inanç modeliİlaç kullanımı+1
Pelinsu Buket Doğanyiğit
Sakarya University · Institute of Business Administration
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde merhamet yorgunluğunun tükenmişliğe etkisinde empatinin aracı rolü

Merhamet yorgunluğu ve tükenmişlik hemşireler üzerinde görülmesi muhtemel iki temel durumdur. Ayrıca, hemşirelik hizmetlerinde empatinin önemi göz ardı edilemez. Bu çalışmada bu üç kavram bir arada kullanılmaktadır. Bu kapsamda tezin temel amacı, hemşirelerde merhamet yorgunluğunun tükenmişliğe etkisi ve bu etkide empatinin aracı rolünü belirlemektir. Ayrıca çalışmada katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinin merhamet yorgunluğu, empati ve tükenmişlik düzeylerinde bir farklılık oluşturup oluşturmadığı da incelenmektedir. Çalışmada veri toplama aracı olarak Pommier (2011) tarafından geliştirilen ve Akdeniz ve Deniz (2016) tarafından Türkçeye uyarlanan Merhamet Yorgunluğu Ölçeği, Gil-Monte ve Olivares Faúndez (2011) tarafından geliştirilen İspanyol Tükenmişlik Envanteri ve Spreng ve arkadaşları (2009) tarafından Toronto Empati ölçeği ile katılımcıların sosyo demografik özelliklerinden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Veriler yüz yüze anket yöntemiyle 02.01.2019-16.04.2019 tarihleri arasında toplanmıştır. Elde edilen verilerin geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS Statistics 22 ve AMOS 22 programından yararlanılarak tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, korelasyon analizi, Process macro regresyon analizi, Bağımsız Örneklerde t Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi kullanılmıştır. Veriler %95 güven aralığında (p=0,05) analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, merhamet yorgunluğu, tükenmişlik ve empati arasında istatistiksel bakımdan anlamlı ve pozitif yönlü ilişki vardır. Merhamet yorgunluğunun tükenmişlik ve empati üzerinde orta düzeyde pozitif etkisi bulunmaktadır. Empati tükenmişliği düşük seviyede etkilemektedir. Merhamet yorgunluğunun tükenmişlik üzerindeki etkisinde empatinin aracı rolü bulunmaktadır. Sonuç olarak merhamet yorgunluğunun tükenmişlik üzerindeki etkisini ortadan kaldırmak için hemşirelerin meslek içi eğitimlere tabi tutulması, motivasyonlarını ve örgütsel bağlılıklarını geliştirici önlemler alınması önerilmektedir.

EmpatiHemşirelikMerhamet+3
Nihal Topçu
Sakarya University · Institute of Business Administration
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Örgütsel güven ve örgütsel demokrasi ilişkisi: Sağlık çalışanlarına yönelik bir araştırma

Örgütsel güven konusu örgütsel amaçların gerçekleştirilmesi, performans, verimlilik ve örgütsel bağlılık gibi konularda önemli görülmektedir. Literatürde örgütsel güven düzeyi ve ilişkili olduğu değişkenlerle ilgili çokça çalışma yer almaktadır. Bununla birlikte örgütlerde çalışan katılımı için önemli görülen bir diğer değişken örgütsel demokrasi algılarıdır. Bu çerçevede değişkenler arasında ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Mevcut tez çalışmasında asıl amaç örgütsel güven düzeyleri ve örgütsel demokrasi algıları arasında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığının belirlenmesidir. Çalışmanın diğer amaçları örgütsel güven düzeylerinin örgütsel demokrasi algılarına etkisini ortaya koymak ve örgütsel güven düzeyleri ile örgütsel demokrasi algılarının sosyo-demografik özelliklere göre bir farklılık gösterip göstermediğini belirlenmesi şeklindedir. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Örgütsel güven düzeyinin belirlenmesi için Bromiley ve Cummings (1996) tarafından geliştirilen, Türkçe çevirisi Tüzün'ün (2006) çalışmasından alınan "Örgütsel Güven Envanterinin Kısa Formu" ve örgütsel demokrasi algısının belirlenmesi için Geçkil ve Tikici (2015) tarafından geliştirilen "Örgütsel Demokrasi Ölçeği" ile sosyo-demografik özelliklerin yer aldığı anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, bağımsız örneklerde t testi, tek yönlü varyans analizi, korelasyon analizi ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre ortalamalar örgütsel güven (3,14±0,73) ve örgütsel demokrasi (2,90±0,69) için orta düzeydedir. Katılımcıların çalışma süresi örgütsel demokrasi algılarında anlamlı bir farklılık oluşturmaktadır. Ayrıca örgütsel güven düzeyi ve örgütsel demokrasi algısı arasında pozitif yönlü, yüksek düzeyde ilişki bulunmaktadır. Ölçeklerin alt boyutlarına ilişkin en yüksek düzeyde ilişki bilişsel güven ve katılım-eleştiri alt boyutları arasında; en düşük düzeyde ilişki ise duygusal güven ile hesap verebilirlik alt boyutları arasındadır. Sonuç olarak örgütsel güven düzeylerindeki artış örgütsel demokrasi algılarını da arttırmaktadır. Sağlık çalışanlarının örgütsel güven düzeylerini etkileyen faktörler dikkate alınmalı, örgütlerde güven ortamının oluşturulması ve örgütsel demokrasi algılarının olumlu yönde desteklenmesi için çeşitli eğitim ve programların tasarlanması önerilmektedir.

Sağlık personeliÖlçeklerÖrgütsel demokrasi+1
Şeyma Yıldız
Sakarya University · Institute of Business Administration
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hekime ilk güvenin oluşmasında hizmet ortamının ve itibarın rolü

Güven, soyut bir kavram olmakla birlikte sağlık hizmetleri gibi bilgi asimetrisinin yüksek olduğu bir alanda alınan hizmetin devamlılığının sağlanması ve memnuniyet açısından önemli bir yere sahiptir. Bu savdan yola çıkılarak hazırlanan tezin amacı sağlık hizmetlerinde fiziksel faktörler ile itibar ve önerinin ilk güven üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Çalışma, Tekirdağ ilinde faaliyette bulunan bir özel hastanede gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın veri toplama aracı katılımcıların sosyo-demografik özellikleri Terres ve Basso (2018) tarafından geliştirilen Tasarım ve Sosyal Faktörleri Ölçeği; Dagger ve arkadaşları (2009) tarafından geliştirilen İlk Güven Ölçeği ve Terres ve Basso tarafından hazırlanan Hastaneye Güven Ölçeği ve Gilly ve arkadaşları (1998) tarafından geliştirilen itibar ölçeğinden oluşmaktadır. Anket uygulama sürecinde yüksek ve düşük koşullara göre özel iki senaryo hazırlanmış ve senaryolar katılımcılara okutulduktan sonra anket sorularına cevap vermeleri talep edilmiştir. Çalışma sonucunda senaryolardan yararlanılarak hekime ilk güven konusunda etkili olacak iki ayrı çalışma tasarlanmıştır. Ölçeklerin geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, korelasyon ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Çalışma 1'in bulgularına göre, yüksek senaryo durumunda tasarım faktörleri, sosyal faktörler, hastaneye güven ve hekime ilk güven ve hekime ilk güven ile itibar arasında anlamlı ilişki bulunmaktadır. Buna karşılık düşük senaryo durumunda tasarım faktörleri ile hekime ilk güven arasında anlamlı ilişki bulunmamaktadır. Tasarım faktörlerinin hem düşük hem de yüksek senaryo durumunda hastaneye güven, yüksek senaryo durumunda hekime ilk güven, üzerinde anlamlı etkisi bulunmaktadır. Düşük senaryo durumunda tasarım faktörlerinin hekime ilk güvende hastaneye güvenin aracı rolü bulunmamasına karşılık, yüksek senaryo durumunda anlamlı etkisi bulunmaktadır. Sosyal faktörlerin hem düşük hem de yüksek senaryo durumunda hastaneye güven ve hekime ilk güvende direk etkisi bulunmaktadır. Benzer şekilde her iki durumda da sosyal faktörlerin hekime ilk güvene etkisinde hastaneye güvenin aracı etkisi bulunmaktadır. Çalışma 2 'nin veri analizinden elde edilen bulgulara göre itibar, öneri ve hekime ilk güven arasında anlamlı ilişki bulunmaktadır. Düşük ve yüksek senaryo durumunda itibarın tavsiye üzerinde anlamlı etkisi bulunmaktadır. Benzer şekilde düşük senaryo durumunda itibarın hekime ilk güven üzerinde anlamlı etkisi bulunmasına karşılık; bu etki yüksek senaryo durumunda anlamlı bulunmamaktadır. Düşük senaryo durumunda itibarın hekime ilk güvene etkisinde tavsiyenin aracı rolü bulunmasına karşılık; aynı etki yüksek senaryo durumunda görülmemektedir. Çalışmanın sonuçlarına göre, düşük ve yüksek senaryo durumlarında tasarım ve sosyal faktörler, itibari hastaneye güven, hekime güven ve tavsiye arasında ilişki yoktur. Yani her senaryo durumunda farklı sonuç ortaya çıkmaktadır. Bu durumda sağlık kuruluşları kendi koşullarına göre yukarıda sayılan faktörleri dikkate almalıdır. Bununla birlikte sağlık hizmetlerinin sunumunda hem tasarım hem de sosyal faktörlerin iyi olması hastaların hekime duyulacakları ilk güveni etkilemektedir. Ayrıca itibar hastaların tavsiye eğilimini artırmaktadır. Bu sebeple sağlık kuruluşları hekime duyulan güveni geliştirmek ve hastaların tavsiye eğilimini geliştirmek için bir taraftan tasarım ve faktörlerini geliştirirken diğer taraftan sosyal faktörlere de ağırlık vermelidir. Ayrıca, hastanenin tavsiye edilebilirliğini geliştirmek için itibara önem vermelidirler.

Doktor-hasta etkileşimiDoktor-hasta iletişimiDoktorlar+5
Fatma Karakaya
Sakarya University · Institute of Business Administration
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlık hizmetleri sunumunda hasta beklentilerinin belirlenmesi

Hasta beklentisi, hastaların tıbbi tedavi sürecinde ya da sonucunda oluşmasını beklediği bir öngörüdür. Beklentilerin neler olduğunu belirlemek ana amacı ile gerçekleştirilen çalışmanın iki amacı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, hasta beklentilerine ilişkin literatür incelemesi yapılarak kapsamlı bir hasta beklenti modeli oluşturmaktır. İkincisi ise kardiyoloji kliniğinden hizmet alacak hastaların sağlık hizmeti alımında kimlerden neler beklediklerini belirlemek ve hasta beklentileri modelini test etmektir. Araştırmada ilk olarak hasta beklentileri modelini oluşturmak için konuya özgü 2009 – 2018 yılları arasında yayımlanan ulusal ve uluslararası literatür sistematik incelemeye tabi tutuldu. Bu kapsamda hasta beklentileri ile ilgili 5854 yayın belirlendi, PRISMA yönteminden yararlanılarak dahil ve hariç tutma kriterlerine uygun bulunan 62 makale araştırma kapsamında incelendi. İnceleme sonucunda hasta beklentileri 22 kategori, yedi tema (hizmete erişim, iletişim, bilgilendirme, destek olma, hasta onurunu koruma, otelcilik hizmetleri ve tedavi sonucundan beklentiler) ve dört boyut (sağlık kuruluşundan beklentiler, doktorlardan beklentiler, hemşirelerden beklentiler ve tedavi – bakım sürecinden beklentiler) altında gruplandırıldı. Bu süreçte hasta beklentilerine ilişkin konular tespit edilerek literatüre dayalı hasta beklentileri modeli geliştirildi. Ayrıca, literatür bilgisinden yararlanılarak çalışmada veri toplama aracı olarak kullanılan yarı yapılandırılmış görüşme formu oluşturuldu. Çalışmanın alan uygulaması 12 Ekim – 13 Kasım 2020 tarihleri arasında bir eğitim ve araştırma hastanesinin kardiyovasküler kliniğinden yatarak hizmet alacak ve kronik hastalık tanısı konulmuş hastalar üzerinde gerçekleştirildi. Görüşme formundan yararlanılarak söz konusu tarihler arasında kliniğe yatarak hizmet alan 26 hastanın 19'undan veri toplandı. Veriler, NVivo programı kullanılarak yönlendirilmiş içerik analizine tabi tutuldu. Araştırmanın bulgularına göre, hasta beklentileri yedi tema ve 23 kategori altında toplanmaktadır. Hasta beklenti kategorilerinden, doktor – hasta iletişimi, duygusal destek, hemşire – hasta iletişimi, tıbbi özen, yetkinlik, tedavi takibi ve tedavi sürecinde bilgilendirme hastalar tarafından en fazla vurgulanan kategorilerdir. En az vurgulanan beklenti kategorileri ise sosyal iyilik hali ve koordinasyon/konsültasyondur. Buna göre literatüre dayalı hasta beklentileri modelinin kardiyoloji hastalarının beklentileri ile uyumluluk gösterdiği fakat modelde yer almasına karşılık maliyet kategorisine ilişkin hastaların beklentilerinin olmadığı; buna karşılık sosyal iyilik hali ve hekim ve hemşire dışındaki diğer sağlık çalışanları ile hasta arasındaki iletişimle ilgili beklentilerinin olduğu bulundu. Sonuç olarak, kardiyovasküler hastalığı olanların tedavisi, bakım süreci ve sonucu açısından sağlık hizmetinden beklentileri genel olarak geliştirilen model ile uyumlu bulundu. Yalnızca modelde yer alan maliyet kategorisinin yerine hastaların iyilik hali ve iletişim beklentisi eklendi. Ayrıca hastaların daha çok iletişim, duygusal olarak desteklenme ve tıbbi açıdan özen gösterilmeye önem verdikleri belirlendi. Hasta beklentilerini dikkate alarak hizmet sunumunun planlanması ve hastalara beklentilerini karşılayacak niteliklere uygun hizmet sunulması hastaların tedaviye uyumunu ve hastaneden memnuniyetlerini artırması beklenmektedir. Ayrıca, benzer çalışmların farklı evren ve örneklerde yapılması ileri yönelik olarak sağlık politikalarının geliştirilmesinde kullanılabilecek veriler sağlaması bakımından önemli bulunmaktadır.

Doktor-hasta ilişkileriHasta beklentileriHemşire-hasta ilişkileri+2
Ayhan Durmuş
Sakarya University · Institute of Business Administration
2021
00