
26
Archived Theses
19
DOIs Assigned
73%
DOI Rate
Discipline
Yeni bazi pirol türevlerinin sentezi ve biyolojik etkilerinin incelenmesi
The inflammatory response is a complex biological process that acts as a crucial protective mechanism against potential harm. At the center of this process, cyclooxygenase (COX) enzymes that synthesize prostaglandins, especially COX-1 and COX-2 subtypes, play a significant role. In this work, as aimed to advance scientific knowledge, to contribute to this field, new pyrrole derivatives were designed and synthesized as potential inhibitors of the COX enzyme. Our goal was to discover more potent molecules to modulate the enzyme's activity. By scanning our synthesis library consisting of approximately 3,000 compounds, we identified potential active substances in a short time and effectively. Additionally, we benefited from advanced docking studies and quantitative structure-activity relationship (QSAR) analyses to further understand the complex interaction between the synthesized compounds and (COX-1/-2) enzymes. As a result, we determined our synthesis path in line with the QSAR data we obtained. In particular, compounds 4g, 4h, 4k, 4l, 5b and 5e have been identified as potent inhibitors of COX enzyme activity. We believe that these latest findings will make an important contribution, not only providing a new perspective for scientific discoveries, but also paving the way for further research towards the potential development of new anti-inflammatory drugs using pyrrole derivatives as COX enzyme inhibitors.
Polygonatum orientale Desf. bitki ekstrelerinin biyolojik aktiviteleri
Tıbbi bitkiler, geleneksel tıpta yüzyıllardır kullanılan ve günümüzde de önemini koruyan doğal kaynaklardır. Bitkilerde bulunan polifenoller ve flavonoidler gibi sekonder metabolitler, oksidatif stresle mücadelede etkili olup, çeşitli kronik hastalıkların önlenmesinde rol oynamaktadır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, bu bileşiklerin bağışıklık sistemi ve sinir sistemi üzerinde koruyucu etkiler gösterdiğini, ayrıca bazı bitki ekstrelerinin doğurganlık üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceğini ortaya koymuştur. Bu çalışmada, Polygonatum orientale Desf. (Boğumluca) bitkisinin toprak altı (rizom) ve toprak üstü (ariel) kısımlarından maserasyon yöntemi ile hazırlanan çeşitli ekstrelerinin sekonder metabolit içeriği belirlenerek, fenolik ve flavanoid bileşik miktarları ortaya konmuştur. HPLC metodu ile fenolik bileşik içeriği aydınlatılmıştır. ABTS ve DPPH radikal süpürücü aktiviteleri, total antioksidan kapasitesi belirlenmiş, FRAP ve metal şelatlama testleri yapılarak bitki ektrelerinin antioksidan özellikleri saptanmıştır. Asetilkolinesteraz (AChE), monoamin oksidaz-A (MAO-A) ve monoamin oksidaz-B (MAO-B) enzim inhibisyon miktarları belirlenmiştir. Bitkinin sinir sistemi üzerine etkileri nöron hücreleri; üreme sistemi üzerine etkileri ise hücre canlılık testleri vasıtasıyla belirlenmiştir. Ayrıca genel toksisite düzeyleri C. elegans modeli kullanılarak araştırılmıştır. Sonuç olarak, P. orientale bitkisinin özellikle rizom kısmının zengin fitokimyasal içeriği sayesinde güçlü antioksidan, nöroprotektif ve hücre proliferasyonunu destekleyici etkilere sahip olduğu; toprak üstü kısımlarının ise seçici antimikrobiyal ve enzim inhibitör aktivitelerle tamamlayıcı biyoaktivite sunduğu ortaya konmuştur. C. elegans üzerindeki etkileri doz bağımlı olup, düşük dozlarda faydalı etkiler gözlenirken, yüksek dozlarda toksisite belirtileri saptanmıştır. Bu bulgular, P. orientale bitkisinin biyoaktif potansiyelini ortaya koymakta ve gelecekteki farmakolojik ve nöroprotektif çalışmalar için bir temel sağlamaktadır.
Topikal akne tedavisi için benzoil peroksit yüklü HPMC filminin geliştirilmesi ve değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı QbD yaklaşımı kapsamında, acne tedavisinde kullanılan benzoil peroksit (BPO) için yeni bir dozaj şekli geliştirmektir. Piyasada bulunan BPO'nun diğer dozaj şekilleri, solüsyon ve jel olarak bulunmaktadır. Bu dozaj şeklerin en belirgin olumsuz yönleri yüksek doz içermek, kesin dozun uygulamasının zor olması, uygulandıktan sonra istenmeyen bölgelere yayılması ve hastalar tarafından yanlış kullanılmasıdır. Geçen sebeplerden dolayı ilacın yan etkileri sık sık görülmektedir. Bölgesel hedef sağlayan polimerik filmler kolay kullanılmasının yanı sıra daha düşük dozla tedavi etmenin şansını sunmaktadır. Hidrofilik polimerler hızlı dağılabilme özelliğine sahip olmaları için hızlı ilaç salımı temin edebilmektedirler. BPO içeren polimerik filmler çözücü dökme yöntemiyle laboratuvar ölçekli olarak üretilmiştir. Polimer olarak HPMC E15, plastikleştirici olarak PEG ve PG, Sürfaktan olarak da Tween80 tercih edilmiştir. Tasarım alanı belirlemek için filmin hedef ürün kalitesi, kritik kalite özellikleri, kritik materyal nitelikleri ve kritik proses parametreleri tespit edilmiştir. MODDE 12 yazılım kullanarak alan tasarımı bulunup optimum formül hazırlanmıştır. Elde edilen optimum formüle başta olmak üzer DSC, FESEM, MTT ve diğer kaliteyi belirleyen analizler gerçekleştirilmiştir.
Kanser tedavisinde kullanılabilecek yeni bileşiklerin tasarımı, sentezi ve biyolojik etkinliklerinin araştırılması
Birçok kimyasal yapı arasında, kansere karşı yeni terapötik ajanlar geliştirmek için isatin türevleri yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. İndol ya da isatin türevi (sunitinib, semaxanib ve nintedanib), bileşikler bazı kanser türlerinin tedavisi için tirozin kinaz inhibitörleri olarak halihazırda kullanılmaktadır. Sorafenib nilotinib ve ponatinib gibi amid veya üre grupları bulunduran, sunitinib gibi Schiff bazı grubu bulunduran ilaçlar kinaz inhibitörü antikanser ajanlar olarak kanser tedavisinde rol almaktadırlar. Bu tez çalışması kapsamında, isatin halkasının üçüncü konumundan elde edilen Schiff bazlarının sorafenibin yapısından esinlenerek üre, ve üre fonksiyonel grubunun biyoizosteri olan sülfonamid grubu bulunduran türevlerinin tasarlanması, sentezlenmesi, antikanser özelliklerinin HepG2, PC-3, A549, SH-SY5Y hücre hatlarına karşı test edilmesi, kimyasal yapı ile reseptöre baglanma özellikleri arasındaki ilişkinin Autodock 4.2 programı kullanılarak değerlendirilmesi ve bileşiklerin ilaca benzer özellikler taşıyıp taşımadıklarının ADME tahmin verilerine göre belirlenmesi amaçlanmıştır. Sentezlenen 16 yeni sonuç bileşiğinin ve ara basamakların kimyasal yapıları ve saflıkları erime noktası tayini, IR spektroskopisi, 1H-NMR, LC-MS analizleri, sonuç bileşikleri için ek olarak 13C-NMR analizi kullanılarak kanıtlanmıştır. Sentezlenen bileşikler arasında sonuçlar, 7a, 7b, 7c, 7d, 7h, 8a ve 8f bileşiklerinin sırasıyla, 31.97, 42.13, 31.50, 47.98, 32.59, 43.44 ve 37.81 µM IC50 değerleri ile HepG2 hücrelerine karşı hücresel proliferasyon aktivitesinin inhibisyonuna ve sağlıklı NIH/3T3 hücrelerinde zayıf sitotoksik etkiye sahip oldukları bulundu. Moleküler Docking çalışmaları, en aktif bileşik olan 7c'nin, diğer aktif bileşiklere kıyasla NS5B polimerazın reseptör bağlanma bölgesi ile etkili bağlanma özellikleri gösterdikleri ve ADME tahmin çalışmalarına göre sentezlenen tüm bileşiklerin ilaça benzer özelliklere sahip olduğu saptandı. İn vitro deneyler ve in silico çalışmalar, isatin Schiff bazlarının yeni üre ve sülfonamid türevlerinin, referans bileşik olan doksorubisin ile karşılaştırılabilecek düzeyde aktiviteye sahip olduklarını göstermiştir. Bu tip bileşiklerin hepatosellüler karsinomaya neden olan HCV-NS5B'ye karşı aktif olabileceği ve bu bileşiklere benzer tasarlanacak bileşiklerde daha etkin moleküller bulma olasılığı olduğu sonucuna varılmıştır.
Scorzonera hıeracııfolıa ve scorzonera longıana türleri üzerinde farmakognozik çalışmalar
Doğal kaynaklı bileşiklerin, ilaç etken madde olma potansiyelleri nedeniyle izolasyonları ve biyolojik etkinlik araştırılmalarının yapılması oldukça önemlidir. Scorzonera L. türlerinin gıda olarak tüketildiği ve geleneksel tıpta kullanıldıkları rapor edilmiştir. Tez çalışması kapsamında Türkiye'de yetişen Scorzonera longiana ve Scorzonera hieraciifolia türleri üzerinde farmakognozik çalışmalar yapılmıştır. Her iki bitkinin toprak altı yumrularının maserasyon yöntemine göre metanolle ekstre edildi ve ham metanol ekstreleri n-hekzan, diklorometan, n-bütanol ve su ile fraksiyonlandırılmıştır. S. longiana ve S. hieraciifolia bitkilerinin n-hekzan fraksiyonlarının GK-KS analizi sonucu sırasıyla sekiz ve on bir adet apolar bileşen tanımlanmıştır. S. longiana bitkisinin n-hekzan, diklorometan ve n-bütanol fraksiyonlarından çeşitli kromatografik yöntemlerle 7 adet yeni ve bir adet bilinen dihidroizokumarin skorzolongin I (SLD-5), skorzolongin II (SLD-6), skorzolongin III (SLD-7), skorzolongozit I (SLB-1), skorzolongozit II (SLB-2), skorzolongozit III (SLB-3), skorzolongozit IV (SLB-4), skorzolongozit V (SLB-5), bir adet bilinen seskiterpen (SLD-4), iki adet bilinen fenil heterozit (SLB-6-7) ve 7 adet bilinen tirterpen/sterol (SLH-1-3a-c, SLD-1-3, SLD-8 ve SLD-9a-c) bileşikleri olmak üzere toplam 18 adet bileşik izole edilerek spektroskopik yöntemlerle aydınlatılmıştır. S. hieraciifolia bitkisinin n-hekzan ve n-bütanol fraksiyonlarından toplam 6 bileşik; üç triterpen (SHH-1, SHH-2 ve SHH-3), yeni bir flavon heterozit (skorzohierakozit, SHB-1), karbohidrat (sükroz, SHB-2) ve 1-oktadeken (SHB-3) çeşitli kromatografik yöntemlerle izole edilerek spektroskopik yöntemlerle aydınlatılmıştır. Tüm bileşikler S. longiana ve S. hieraciifolia'dan ilk kez izole edilmiştir. S. longiana izole edilen 8 yeni (SLD-5-7 ve SLB-1-5) ve iki adet bilinen (SLB-6-7) bileşiklerin antimikrobiyal aktiviteleri araştırılmıştır. SLD-5-7 bileşikler arasında Skorzolongin II bileşiğinin Escherichia coli, Yersinia pseudotuberculosis, Mycobacterium smegmatis, Candida albicans, Saccharomyces cerevisiae' ye karşı en düşük MİK değerine (33.8 μg/mL) sahip olduğu bulunmuştur. SLB-1-7 bileşikler arasında ise Skorzolongozit IV, Skorzolongozit V ve 3,4,5-trimetoksifenil-1-O-[6-O-β-D-apiofuranosil]-β-D-glukopiranozit bileşiklerinin M. smegmatis'e karşı sırasıyla 5 µg/mL, 15.63 µg/mL ve 10.63 µg/mL ve Skorzolongozit I bileşiğinin ise sadece M. smegmatis'e karşı 14.84 μg/mL MİK değerine sahip olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Antimikrobiyal Aktivite, GK-KS, İzolasyon, Kumarin, Scorzonera hieraciifolia, Scorzonera longiana
Farelerde parasetamolün farmakokinetiği üzerine fluvoksaminin etkisi
Giriş: Parasetamol dünyada en yaygın kullanılan analjezik ve antipiretik ilaçlardan birisidir. Fluvoksamin depresyon tedavisinde kullanılan SSRI bir ilaçtır. Fluvoksamin ve parasetamol tedavide eşzamanlı olarak kullanılabilir. İlaçların kombine kullanımında emilim, dağılım, metabolizma ve atılım noktasında ilaç-ilaç etkileşimi olabilir. Bu çalışmanın amacı, farelerde düşük ve yüksek doz fluvoksamin uygulamasının parasetamolün farmakokinetiği üzerine etkisini belirlemektir. Materyal ve Metot: Bu araştırmada, Swiss Albino ırkı 96 adet erkek fare kullanıldı. Fareler eşit sayıda (n=30) olacak şekilde üç gruba ayrıldı. Birinci gruba parasetamol (700 mg/kg), ikinci gruba parasetamol+düşük doz (30 mg/kg) fluvoksamin ve üçüncü gruba parasetamol+yüksek doz (150 mg/kg) fluvoksamin uygulandı. Parasetamolün plazma konsantrasyonları, HPLC kullanılarak testpit edildi ve farmakokinetik parametreler, nonkompartmental analizle hesaplandı. Bulgular: Parasetamolün tek doz oral uygulaması sonrası t1/2ʎz, EAA, Cdoruk ve Cl/F sırasıyla 2.99 h, 880.72 h*μg/mL, 486.74 ± 54.20 μg/mL ve 794,81 L/h/kg olarak tespit edildi. Düşük ve yüksek doz fluvoksamin uygulaması sırasıyla parasetamolün EAA %32 ve %61, ve Cdoruk'unda %15 ve %27 oranında artışa neden oldu. Sonuç: Sonuç olarak, farelerde düşük ve yüksek doz fluvoksamin uygulaması parasetamolün plazma konsantrasyonunu arttırdı. Etkisi doza bağlı olan parasetamolün konsantrasyonundaki bu artış terapötik etkide artışa neden olabilir. Ancak, parasetamol ile fluvoksaminin eşzamanlı kullanımı sonrasında güvenilirliğin ve etkileşim mekanizmasının belirlemesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Farmakokinetik, fluvoksamin, parasetamol
1-benzil-2-sübstitüefenil-benzimidazol-5-sülfonamid türevi bileşiklerin sentezi ve kolinesteraz enzimleri üzerine etkilerinin araştırılması
Giriş ve Amaç: Benzimidazol türevi bileşikler günümüzde çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Bunların başında Alzheimer hastalığı da gelmektedir. Alzheimer hastalığı dünya genelinde sıklıkla görülen hastalıklardan biridir. Bu çalışmada 1-benzil-2-sübstitüefenil-benzimidazol-5-sülfonamid türevi bileşiklerin kolinesteraz enzimleri üzerindeki etkileri araştırması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Bu çalışmada 10 yeni bileşiğin sentezi yapılmıştır. Bu yeni bileşiklerin yapıları spektral analiz yöntemleriyle aydınlatılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin kolinesteraz aktiviteleri incelenmiştir. Bulgular: Sentezlenen bileşiklerin kolinesteraz enzimlerine karşı IC50 değerleri tespit edilmiş ve bileşiklerin çoğu inhbitör etkili bulunmuştur. En etliki bileşiğin aktivitesinin takrine göre yaklaşık 5 kat daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: 10 yeni bileşiğin sentezi yapılmıştır. Kolinesteraz enzimlerine karşı aktiviteleri incelenmiştir. Sonuçlara göre kolinesteraz enzimlerine karşı aktivitesi yüksek daha etkili bileşikler tasarlanacaktır. Anahtar Kelimeler: Alzheimer, benzimidazol, kolinesteraz
İndol türevi schiff bazı bileşiklerinin insan karbonik anhidraz izoenzimleri ve asetilkolinesteraz enzimi üzerine etki mekanizmaları
Giriş ve Amaç: Enzimler canlı sistemlerdeki metabolizmayı oluşturan tüm biyokimyasal reaksiyonlarda görev yapan biyolojik katalizörlerdir. Bu tez çalışmasında İndol türevi schiff bazı bileşiklerinin insan eritrositleri karbonik anhidraz I (hCA-I) ve II (hCA-II) izoenzimleri ve asetilkolinesteraz (AChE) aktiviteleri üzerine in vitro inhibisyon etkileri araştırıldı. Materyal ve Metot: Bu amaçla öncelikle hCA-I ve hCA-II izoenzimleri CNBr ile aktifleştirilmiş Sepharose-4B-L-Tirozin- sülfonamid afinite kolon kromatografisi kullanılarak saflaştırıldı. İzoenzimlerin saflığı SDS-PAGE ile kontrol edildi. Saflaştırma işlemlerinden sonra hCA-I ve hCA-II izoenzimleri üzerinde indol türevi schiff bazı bileşiklerinin inhibisyon etkileri esteraz aktivite metodu ile araştırıldı ve bu bileşiklerin her iki izoenzim için IC50, Ki değerleri ve inhibisyon tipleri belirlendi. Çalışmamızda ayrıca indol türevi schiff bazı bileşiklerinin AChE aktivitesi üzerindeki inhibisyon etkileri araştırıldı. Her bir bileşik için IC50, Ki değerleri hesaplandı ve inhibisyon tipleri belirlendi. Bulgular: Çalışmada IC50 ve Ki değerleri hCA-I izoenzimi için sırasıyla 38.50-231.05 nM ve 36.18 ± 3.07- 224.29 ± 5.78 nM aralığında olduğu belirlendi. Aynı parametreler hCA-II izoenzimi için sırasıyla 33.01-216.28 nM ve 31.30 ± 2.63-201.64 ± 7.25 nM aralığında hesaplandı. İndol türevi Schiff bazı bileşiklerinin AChE için IC50 ve Ki değerleri sırasıyla 31.84- 135.90 nM ve 6,82 ± 0,72 - 110,30 ± 9,26 nM aralığında olduğu belirlendi. Sonuç: İndol türevi schiff bazı bileşiklerinin hCA-I, hCA-II ve AChE enzimlerini önemli ölçüde inhibe ettiği gözlendi.
Vinca soneri bitkisinin fitokimyasal içeriği ve antioksidant aktivesinin belirlenmesi
Bu çalışma ile endemik bir bitki olan Vinca soneri bitkisinin fitokimyasal içeriği ve antioksidan aktivitelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bitkinin metanol ekstraktı farklı kromatografik teknikler (sefadeks LH-20, Flash kromatografi ve p-HPLC) ile ayırma ve saflaştırma işlemine tabi tutuldu. Bitki içerisinde üç flavon türevi; rutin-7-O-glukozit, rutin-7-O-ramnozit, kaemferol-3-O-rutinozit-7-O-ramnozit, bir benzoik asit türevi, 2-hidroksi-3-O-glukozil-benzoik asit ve bir iridoid glikoziti, loganik asit izole edilmiştir. Bitki ham ekstraktının ve izole edilen moleküllerin antioksidan kapasitesi DPPH, ABTS ve FRAP yöntemleri ile değerlendirilmiştir. Rutin-7-O-glukozit ve rutin-7-O-ramnozit DPPH ve ABTS radikalleri giderme aktivitesinde troloks'dan daha aktif bulunurken kaemferol-3-O-rutinozit-7-O-ramnozit, 2-hidroksi-3-O-glukozil-benzoik asit troloks'a göre düşük aktivite göstermiştir. Loganik asit ise yapılan bütün testlerde aktif bulunmamıştır. Loganik asit dışında bütün bileşenler, Vinca soneri bitkisindeki varlığı ilk defa rapor edilmiştir. Bulgular bitki örneğinin kimyasal içeriği hakkında literatüre önemli katkı sağlamaktadır.
N2o2 tipi yeni schiff bazı ligand ve komplekslerinin sentezi, karakterizasyonu ve ilaç ön maddesi olarak etkilerinin incelenmesi
Amaç: Bu tez kapsamında yeni Schiff bazı ligandları ve bunların metal komplekslerinin sentezlenmesi, karakterizasyon çalışmalarının yapılması ve sentezlenen bileşiklerin etki mekanizmalarının bilgisayar destekli ilaç tasarımı yönteminde kullanılan moleküler modelleme programı Schrödinger 2021-2 ile aydınlatılması amaçlanmaktadır. Materyal ve Metot: Schiff bazları ve komplekslerinin yapıları IR, 1H-NMR, 13C-NMR, UV-Vis, SEM, XRD, manyetik süsseptibilite ve termogravimetrik analiz yöntemleri kullanılarak aydınlatılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin etki mekanizmalarının aydınlatılmasında Schrödinger Suite bilgisayar destekli moleküler modelleme programı kullanılarak tanımlayıcı bazı moleküler özellikleri hesaplanmıştır. Bulgular: Çalışma kapsamında salisilaldehit türevleri olan 5-iodosalisilaldehit ve 3,5-diiodosalisilaldehit ile o-aminofenol'ün reaksiyonundan Schiff bazı ligandları ve bu ligandların M(II) asetatlarından da kompleksler sentezlenmiştir. Schiff bazları ile komplekslerinin yapıları spektroskopik yöntemlerle aydınlatılmış ve biyolojik aktivite çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Sonuç: Sentezlenen bileşiklerin yapısal karakterizasyonları yapılmıştır. Komplekslerde, Schiff bazlarının metal iyonuna imin azotu ve fenolik oksijenden bağlandığı belirlenmiştir. Sentezlenen bileşiklerin etki mekanizmaları ve kenetlenmenin gerçekleştirileceği aktif bölge belirlenmiştir. Yapı Bazlı İlaç Tasarımı yöntemlerinden biri olan moleküler docking ile sentezlenen olası ilaç molekül adaylarının hedefin aktif bağlanma bölgesi ile etkileşimleri hesaplanmıştır. Schiff bazı ligandları ve komplekslerinin değerlendirilebilecek potansiyele sahip oldukları, bununla birlikte ileri in vivo çalışmalara da ihtiyaç duyulduğu görülmüştür.
Yeni schiff bazı ligand ve bazı metal komplekslerinin sentezi, karakterizasyonu ve ilaç ön maddesi olarak etkilerinin incelenmesi
Amaç: Bu tez kapsamında yeni Schiff bazı ligandı ve bazı metal komplekslerinin sentezlenmesi, yapısal karakterizasyon çalışmalarının yapılması ve sentezlenen bileşiklerin etki mekanizmalarının Schrödinger Suite bilgisayar destekli moleküler modelleme programı ile aydınlatılması amaçlanmaktadır. Materyal ve Metot: Schiff bazı ligand ve komplekslerinin yapıları IR, 1H-NMR, 13C-NMR, UV-Vis, SEM, XRD, manyetik süsseptibilite ve termogravimetrik analiz yöntemleri kullanılarak aydınlatılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin etki mekanizmalarının aydınlatılmasında Schrödinger Suite bilgisayar destekli moleküler modelleme programı kullanılarak tanımlayıcı bazı moleküler özellikleri hesaplanmıştır. Bulgular: Çalışma kapsamında salisilaldehit türevleri olan 5-florosalisilaldehit ile o-aminofenol'ün reaksiyonundan Schiff bazı ligandı ve bu ligandın M(II) asetatları ile metal kompleksleri sentezlenmiştir. Schiff bazı ve metal komplekslerinin yapıları spektroskopik yöntemlerle aydınlatılmış ve biyolojik aktivite çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Sonuç: Schiff bazı ligandı ve metal kompleksleri sentezlenerek yapısal karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Schiff bazının metal iyonuna imin azotu ve fenolik oksijenden bağlanarak iki dişli şelat olarak davrandığı belirlenmiştir. Sentezlenen bileşiklerin etki mekanizmaları ve kenetlenmenin gerçekleştirileceği aktif bölge belirlenip Structure Based Drug Design yöntemi ile sentezlenen olası ilaç molekül adaylarının hedef reseptör bölgesi ile etkileşimleri hesaplanmıştır. Özellikle Zn(II) kompleksinin değerlendirilebilecek potansiyele sahip olduğu bununla birlikte ileri in vivo çalışmalara da ihtiyaç duyulduğu görülmüştür.
Yeni sentezlenmiş flor ve metoksi sübstitüe kalkon bileşiklerinin olası anti-kanser etkisinin farklı hücre hatlarında değerlendirilmesi
Amaç: Kalkon bileşikleri, 1,3-diaril-2-propen-1-on yapısı taşır ve antikanser aktivite olmak üzere pek çok biyolojik aktiviteye sahiptir. Kalkon ailesi, hücre döngüsü bozma, otofaji düzenleme, apoptoz indüksiyonu gibi birçok mekanizma yoluyla kansere karşı in vivo ve in vitro aktivite göstermektedir. Bu bilgiler ışığında gerçekleştirilen tez kapsamında, A549, MCF7, HEPG2 ve HDFa hücre hatlarında bir seri flor ve metoksi türevi kalkonların farklı konsantasyonlarda antikanser aktivitelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Sentezi gerçekleştirilmiş bir seri flor ve metoksi türevi kalkon bileşiklerinin farklı konsantrasyonlarının A549, MCF7, HEPG2 ve HDFa hücre hatları üzerinde hücre canlılığına etkisi kolorimetrik bir yöntem olan MTT yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Çalışmada ayrıca pozitif kontrol olarak doksorubisin etken maddesi kullanılmıştır. Bulgular: Elde edilen sonuçlar doğrultusunda 7 no'lu bileşiğin tüm hücre hatlarında canlılığı önemli ölçüde azalttığı görülmektedir. 2 no'lu bileşik MCF-7 hücre hattında sitotoksik (IC50: 44,84,5 M) bulunmuştur ancak, A549 ve HEPG2 hücreleri üzerinde etkili bir sitotoksik aktiviteye sahip olmadığı gözlenmiştir. 7 no'lu bileşiğin dışındaki test maddelerinin HEPG2 hücreleri üzerinde etkili bir sitotoksik etkiye sahip olmadığı bulgular arasındadır. Sonuç: Daha önce sentezi gerçekleştirilmiş bir seri flor ve metoksi türevi kalkon bileşiklerinin antikanser etkileri daha önce çalışmamış olup, bu tez çalışması ile biri sağlıklı hücre hattı olmak üzere üç farklı kanser hücresi üzerinde canlılığa etkileri araştırılmıştır. MTT yöntemi uygulanmış ve bileşiklerin inhibitör konsantrasyon 50 (IC50) değerleri elde edilmiştir. Bu verilerin yayınlanması ile mevcut bilimsel birikim için önemli düzeyde katkı elde edilmesi beklenmektedir.
Erzincan Ekşisu mesire alanındaki sucul habitatlardan izole edilen bazı alglerin antioksidan özelliklerinin incelenmesi
Materyal Metot: Mekanik izolasyon yöntemiyle algler izole edilmiş ve DPPH, FRAP yöntemleriyle antioksidan özelliklerine, toplam flavonoid ve fenolik bileşiklerine bakılmıştır. Bulgular: Mougeotia parvula, Anabeana fertilissima, Spirogyra micropunctata, S. pratensis ve S. mirabilis'in metanol ekstraktlarının toplam fenolik madde miktarı, flavanoid miktarı, (FRAP) indirgeme gücü aktivitesi ve (DPPH) serbest radikal giderme aktivitesine test edilmiş, sonuçlar karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya konu olan alglerin toplam fenolik madde miktarları 6.61 ile 25.05 mg GAE/g ekstre aralığında tespit edilmiş, toplam flavanoid miktarları ise 2.95-14.42 mg QE/g ekstre aralığında bulunmuştur. İzole edilen alg türlerinden, fenolik madde ve flavonoid bakımından en zengini S. mirabilis olmuştur. DPPH radikali giderme aktivitesinde de en yüksek aktivite yine S. mirabilis'te görülmüştür. En düşük aktivite ise M. parvula ve A. fertilissima'da gözlenmiştir. FRAP testinde ise en yüksek absorbans değer, 47.14 mg TE/g ekstre oranı ile S. mirabilis'te, en düşük değer ise 22.10 mg TE/g ekstre olarak M. parvula'da kaydedilmiştir. Sonuç: Antioksidan testler sonucunda, çalışılan alglerden bazılarında iyi derecede antioksidan aktiviteye sahip olduğu görülmüş, total fenolik ve flavonoid miktarlarında anlamlı sonuçlar kaydedilmiştir. Bu açıdan, çalışmaya konu olan alglerde tespit edilen farmasötik özellikler, detaylı bileşik analizleriyle, ileride yapılacak çalışmalara kaynak olabilecek potansiyeldedir.
Bazı yeni flor sübstitüe bis-kalkon türevlerinin sentezi ve ın-vitro aktivite yöntemleriyle değerlendirilmesi
Amaç: Kalkon bileşikleri, 1,3-diaril-2-propen-1-on yapısı taşıyan bileşiklerdir ve bu bileşikler çeşitli biyolojik aktivitelere sahiptir. Bu tez çalışmasında 7 adet flor sübstitüe bis-kalkon bileşiklerinin sentezlenmesi ve in-vitro aktivite yöntemleriyle aktivitelerinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi amaçlandı. Materyal ve Metot: : Bu tez çalışmasında bazik ortamda teraftalaldehit bileşiğinden başlanarak, flor sübstitüe asetofenon türevleri kullanılarak Claisen Schmidt kondenzasyon reaksiyonu üzerinden ilgili bis-kalkon bileşiklerinin sentezi gerçekleştirildi. Sentezlenen bis-kalkon türevi bu bileşiklerin in-vitro aktivite yöntemleri ile antidiyabetik, antioksidan ve antikolinesteraz aktiviteleri araştırıldı. Bulgular: Bileşiklerin kimyasal yapıları 1H NMR, 13C NMR ve HRMS ile aydınlatıldı. Bileşiklere ait NMR ve HRMS spektral bulguları ve aktivite bulguları bölüm 4'te sunulmuştur. Sonuç: Sentezi gerçekleştirilen 7 adet bileşiğin 5 tanesi literatürde ilk kez sentezlenmiş olup, yapılan aktivite çalışmaları bu tür bileşikler için yeni sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Tez kapsamında kalkon bileşikleri %30-63 verimle sentezlendi. Çalışılan kalkon bileşikleri içinde 6 bileşiğin güçlü alfa-glukozidaz enzim inhibisyonu gösterdiği belirlendi, bu bileşikler içerisinde bileşik 9'un en yüksek alfa-glukozidaz aktiviteye sahip bileşik olarak ön plana çıktığı gözlemlendi.
Karasu (Erzincan) nehrinden izole edilen bazı tatlısu alglerinin antifungal özellikleri
Amaç: Bu araştırmada, Erzincan Karasu Nehrinden izole edilen bazı alglerin antifungal özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal Metot: Erzincan Karasu Nehri bentik habitatlarından mekanik izolasyon yöntemiyle izole edilen alglerin (Cladophora crispata ve Gloeotila subconstricta), Erzincan Merkez köylerinden izole edilen ve kültür ortamında saflaştırılan (Penicillium sp., Alternaria alternata, Botrytis cinerea) bazı funguslar üzerine antifungal özellikleri, disk difüzyon yöntemiyle incelenmiştir. Bulgular: Cladophora crispata ve Gloeotila subconstricta (Basionym: Ulothrix subconstricta)'nın metanol ekstraktlarının kültür ortamında, Penicillium sp., Alternaria alternata ve Botrytis cinerea fungusları üzerindeki antifungal etkileri tespit edilmiştir. Cladophora crispata algi, Botrytis cinerea ve Alternaria alternata funguslarına etkili olmuş, Penicillium sp ise direnç göstermiştir. Gloeotila subconstricta, A. alternata üzerine etkili olurken; Penicillium, A. alternata'ya direnç göstermiştir. Sonuç: Kültür ortamında yapılan testler sonucunda, çalışılan alglerde nispeten iyi derecede antifungal özellik görülmüş ve çalışmada Erzincan'daki bahçelerde etkili olan funguslara karşı anlamlı sonuçlar kaydedilmiştir. Bu açıdan, çalışmaya konu olan alglerde tespit edilen farmasötik özellikler, alglerin üretimlerinin yapılarak miktarlarının artırılması sonucunda detaylı bileşik analizleriyle, ileride yapılacak çalışmalara kaynak teşkil edecek potansiyeldedir.
Yeni schiff bazı ligand ve bazı metal komplekslerinin sentezi, karakterizasyonu ve biyolojik aktivitelerinin incelenmesi
Amaç: Bu tez kapsamında bir Schiff bazı ligandı ve Co(II), Ni(II), Cu(II) ve Zn(II) komplekslerinin sentezi, karakterizasyonu ve sentezlenen bileşiklerin etki mekanizmalarının Schrödinger Suite bilgisayar destekli moleküler modelleme programı ile aydınlatılması amaçlanmaktadır. Materyal ve Metot: Sentezlenen ligand ve metal komplekslerinin yapılarının aydınlatılmasında elemental, spektroskopik ve termal analiz teknikleri kullanılmıştır. Bileşiklerin etki mekanizmalarının aydınlatılmasında moleküler modelleme programı kullanılarak tanımlayıcı bazı moleküler özellikleri hesaplanmıştır. Bulgular: Bir salisilaldehit türevi olan 4-dietilamino-2-hidroksibenzaldehit ile bir aminofenol türevi olan 2-amino-4-metilfenol'ün reaksiyonundan bir Schiff bazı ligandı ve bu ligandın metal asetatları ile uygun şartlarda gerçekleştirilen reaksiyonundan metal kompleksleri sentezlenmiştir. Bileşiklerin yapıları enstrümental analiz yöntemleri kullanılarak aydınlatılmış ve aktivite çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Sonuç: Schiff bazı ligandı ve metal komplekslerinin sentezleri gerçekleştirildikten sonra yapısal karakterizasyon çalışmaları yapılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin etki mekanizmaları ve kenetlenmenin gerçekleştirileceği aktif bölge belirlenip olası ilaç molekül adaylarının hedef reseptör bölgesi ile etkileşimleri hesaplanmıştır. ZnL2 bileşiği ile AChE arasında anyonik bölge amino asitleri olan Trp86, Tyr124 ve Tyr341 ile π-π etkileşimleri ve ayrıca katalitik aktif bölge kalıntısı His447 ile π-katyon etkileşimi tespit edilmiştir. Bununla birlikte ileri in vivo çalışmalara da ihtiyaç duyulduğu görülmüştür. 2024, 85 Sayfa Anahtar Kelimeler: Aminofenol, Ligand, Metal Kompleks, Moleküler Modelleme, Schiff bazı
Yeni sentezlenen schiff bazı metal komplekslerinin karbonik anhidraz enzimi aktivitesi üzerine etkilerinin In Vitro ve In Silico metotlarla incelenmesi
Amaç: Enzimler, büyük çoğunluğu protein yapısında olan kompleks biyomoleküllerdir ve ziraat, tıp, gıda ve endüstri gibi birçok sektörde geniş kullanım alanına sahiptir. Bitki, hayvan ve mikroorganizma kaynaklarından pratik ve ekonomik yollarla yalıtılabilmeleri uygulama alanlarını artırmaktadır. Bu biyomoleküllerin biyolojik sistemlerdeki inhibisyon mekanizmalarının saptanması, hastalıkların tedavisi ve ilaç geliştirme çalışmalarında emsalsiz bir kontrol mekanizması sunmaktadır. Bu doğrultuda, tez kapsamında insan karbonik anhidraz (hCA) I ve II izoenzimleri üzerine yeni sentezlenen Schiff bazı metal komplekslerinin inhibisyon etkileri in vitro ve in silico metotlarla araştırılmıştır. Materyal ve Metot: Bu amaç çerçevesinde yürütülen tez çalışmamızda insan kan dokusu kullanılarak eritrosit sitozolünde konumlanan hCA I ve hCA II izoenzimleri Sepharose-4B-L-Tirozin- sülfonamid afinite kolon kromatografisi yardımı ile saflaştırıldı. Saflaştırılan bu enzimlerin her birinde yeni sentezlenen Schiff bazı metal komplekslerinin enzim aktivitesi üzerindeki inhibisyon etkileri araştırıldı. Referans madde olarak asetazolamid kullanıldı. Her metal kompleksi için hem IC50 hem de KI değerleri hesaplandı ve inhibisyon tipleri belirlendi. Ayrıca bu maddelerin enzim aktivitesi üzerindeki etkileri in silico metotlar kullanılarak incelendi. Bulgular: Sentezlenen Schiff Bazı türevlerinin KI değerleri hCA I için 42,14 ± 4,47 nM ile 322,80 ±18,98 nM arasında değişirken, hCA II için 33,37 ± 3,84 nM ile 161,50 ±15,87 nM arasında olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmada kullandığımız yeni sentezlenen Schiff Bazı türevi bileşiklerin hCA I ve hCA II izoenzimlerini önemli seviyelerde inhibe ettiği tespit edilmiştir. 2024, 51 Sayfa Anahtar Kelimeler: İnhibisyon, Karbonik Anhidraz, Schiff Bazı.
Seknidazol türevi bileşiklerin tasarımı, sentezi ve asetilkolinesteraz-bütirilkolinesteraz inhibitör aktivitelerinin araştırılması
Amaç: Bazı seknidazol türevi (1a-h) bileşiklerin tasarımı, sentezi ve asetilkolinesteraz (AChE)-bütirilkolinesteraz (BChE) enzim aktiviteleri üzerine inhibisyon etkilerini araştırmaktır. Materyal ve Metot: Sentezi gerçekleştirilen bileşiklerin AChE ve BChE enzim inhibitör etkileri Ellman metodu ile araştırılmıştır. Standart madde olarak donepezil ve Ellman'ın reaktifleri kullanılmıştır. Bulgular: Sonuçlarımız, tüm bileşiklerin referans bileşik olan donepezil'e kıyasla hem AChE hem de BChE karşı önemli bir inhibisyon etkisi sergilediğini göstermektedir. Özellikle 1h bileşiği her iki enzim içinde daha etkili inhibisyon sergilemiştir. Elektroforus elektrikus AChE (EeAChE) için 0.024±0.009 nM ve equine serum BChE (eqBChE) için 0.087±0.017 nM olan Ki değerleri ile en yüksek etkiyi göstermiştir. Ayrıca, moleküler docking çalışmaları, bu bileşiklerin AChE ve BChE kristal yapılarının (sırasıyla PDB Kimlikleri: 4EY7 ve 4BDS) aktif bölgelerindeki etkileşim mekanizmaları hakkında değerli bilgiler sağlamıştır. Sonuç: Seknidazol türevlerinin Alzheimer hastalığının (AD) tedavisi için umut vadeden fonksiyonel ajanlar olduğu gösterilmiştir. Bu enzimlerin çift inhibisyonu, özellikle AD gibi nörolojik bozuklukların tedavisi için umut vadeden bir strateji olarak kabul edilmektedir.
Yeni sentezlenen schiff bazı metal komplekslerinin kolinesteraz enzimleri aktivitesi üzerine etkilerinin in vitro ve in silico metotlarla incelenmesi
Amaç: Bu tez kapsamında AChE ve BChE enzimlerinin aktiviteleri üzerine Alzheimer hastalığının tedavisinde kullanılan takrin ilacına alternatif olarak yeni sentezlenen Schiff Bazı ligandı (LH) ve metal kompleksleri (CoL2, CuL2, NiL2 ve ZnL2)'nin kinetik parametrelerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal Metot: Bileşiklerin AChE, BChE aktivitesi spektrofotometrik olarak Ellman yöntemi ile belirlendi. AChE ve BChE için in vitro ihibisyon etkisini gösteren yeni sentezlenen Schiff Bazı ligandı (LH) ve metal kompleksleri (CoL2, CuL2, NiL2 ve ZnL2)'nin IC50 değerleri ve Ki sabitleri hesaplanarak inhibisyon tipleri belirlendi. Bulgular: Schiff Bazı ligandı (LH) ve metal kompleksleri (CoL2, CuL2, NiL2 ve ZnL2)'nin AChE için KI değerleri 26,94 ± 2,14 ile 65,85 ± 5,34 arasında değişirken, BChE için 345,10 ± 30,31 ile 1187,00 ± 62,23 arasında olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışmada kullandığımız Schiff Bazı metal komplekslerinin AChE ve BChE enzimlerini önemli ölçüde inhibe ettiği tespit edilmiştir. 2024, 66 Sayfa Anahtar Kelimeler: AChE, BChE, Schiff Bazı Metal Kompleksleri.
Seboreik dermatit hastalığının eser element düzeyleri ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışma, seboreik dermatitte plazma eser elementleri ve serum biyokimyasal parametrelerini ve bunların potansiyel ilişkilerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Materyal ve Yöntem: Bu çalışmaya, benzer yaş ve cinsiyet özelliklerine sahip 16 seboreik dermatit hastası ve 16 sağlıklı kontrol bireyi dahil edilmiştir. Serum örneklerinden biyokimyasal parametreler (TSH, serum demir, ferritin, B12 vitamini, HGB, WBC, RBC ve lökosit alt grupları) analiz edilmiştir. Na, Mg, Al, K, Ca, Cr, Mn, Fe, Co, Ni, Cu, Zn, As ve Sr'nin plazma düzeyleri ICP-MS ile belirlenmiştir. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics v27.0 kullanılarak yapılmıştır. Veri normalliği Shapiro-Wilk testi ile değerlendirilmiş; uygun şekilde bağımsız örneklem t-testi veya Mann-Whitney U testi uygulanmıştır. Korelasyonlar Spearman sıra korelasyonu kullanılarak analiz edilmiş ve p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Analiz sonuçlarına göre, Mn, Zn, Mg, Al, K, Ca, Fe, Cu ve As düzeylerinde seboreik dermatit ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0.05). Mn, Zn, Ca ve Cu düzeyleri kontrol grubunda daha yüksek bulunurken, Mg, Al, K, Fe ve As düzeyleri seboreik dermatit grubunda daha yüksek bulunmuştur. Biyokimyasal değerlendirmelerde, TSH, serum demir, ferritin, B12 vitamini ve WBC değerleri kontrol grubunda anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Korelasyon analizleri, eser elementler ile inflamasyon, metabolik ve bağışıklıkla ilgili parametreler arasında anlamlı ilişkiler göstermiştir. Sonuç: Bu bulgular, seboreik dermatitin eser element dengesizlikleri ve inflamatuar değişiklikler de dahil olmak üzere sistemik değişikliklerle ilişkili olduğunu göstermektedir. Mineral düzeylerindeki gözlemlenen değişimler, bozulmuş mineral homeostazının hastalık patofizyolojisine katkıda bulunabileceğini düşündürmektedir.
Yeni sentezlenen Schiff bazı metal komplekslerinin karbonik anhidraz I ve II izoenzimlerinin aktivitesi üzerine etkilerinin incelenmesi
Amaç: Bu tez çalışmasında, Glokom hastalığının tedavisinde kullanılan Asetazolamide alternatif olarak yeni sentezlenen Schiff bazı ligandı (LH) ve metal kompleksleri (CoL2, CuL2, NiL2 ve ZnL2)'nin hCA I ve hCA II izoenzimlerinin aktiviteleri üzerindeki inhibisyon etkilerini belirlemek üzere çalışmalar yapılmıştır. Materyal Metot: Bu kapsamda gerçekleştirilen tez çalışmasında, sentezlenen Schiff bazı metal komplekslerinin hCA I ve hCA II izoenzimleri üzerindeki inhibisyon etkileri incelenmiştir. Asetazolamid pozitif kontrol olarak kullanılmıştır. Her bir metal kompleksi için IC50 ve Kİ değerleri hesaplanmış ve inhibisyon türleri belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmada IC50 ve KI değerleri hCA I izoenzimi için sırasıyla 111,70 ± 2,18-771,90 ± 17,55 nM ve 99,16 ± 9,21- 721,90 ± 53,46 nM aralığında olduğu belirlendi. Aynı parametreler hCA II izoenzimi için sırasıyla 160,50 ± 3,27- 1076,00 ± 29,39 nM ve 125,60 ± 9,31-1033,00 ± 56,99 nM aralığında hesaplandı. Sonuç: Çalışmada kullandığımız Schiff Bazı metal komplekslerinden CoL2 bileşiğinin hCA I enzimini önemli ölçüde inhibe ettiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İnhibisyon, Karbonik Anhidraz, Schiff Bazı Metal Kompleksleri
Yeni imin bileşikleri ile bunların bazı metal komplekslerinin sentezi, karakterizasyonu ve farklı kanser hücre hatları üzerindeki antiproliferatif aktivitelerinin incelenmesi
Amaç: Bu tez kapsamında bir Schiff bazı ligandı ile metal komplekslerinin sentezi, yapısal karakterizasyonu ve insan kolon kanseri hücre hattı (HT-29), meme kanseri hücre hattı (MCF-7) ile akciğer kanseri (A549) hücre hatlarında biyolojik aktivite çalışmaları gerçekleştirildi. Materyal ve Metot: Sentezlenen bileşiklerin yapısal karakterizasyonunda elemental, spektroskopik ve termal analiz teknikleri kullanılırken biyolojik aktivite çalışmaları MTT metodu ile gerçekleştirildi. Bulgular: Bir salisilaldehit türevi olan 2,4-dihidroksibenzaldehit ile 2-amino-4-klorofenol'ün reaksiyonundan bir Schiff bazı ligandı ve bu ligandın metal asetatları ile uygun şartlarda gerçekleştirilen reaksiyonundan metal kompleksleri sentezlendi. Bileşiklerin yapıları enstrümental analiz yöntemleri kullanılarak aydınlatıldı ve biyolojik aktivite çalışmaları gerçekleştirildi. Sonuç: Schiff bazı ligandı ve metal komplekslerinin sentezleri gerçekleştirildikten sonra yapısal karakterizasyon çalışmaları yapıldı. A549, HT-29 ve MCF-7 hücre hatlarında hücre kültürü çalışmaları gerçekleştirildi ve ligandın geçiş metalleriyle oluşturduğu komplekslerin, hücrelere karşı ligandın tek başına oluşturduğundan çok daha güçlü bir sitotoksik etkiye sahip olduğu gözlemlendi. Bu sonuçlarla Schiff bazı ligand ve metal komplekslerinin biyolojik olarak metalleri içermesi durumunda, antikanser ajan olarak kullanılma potansiyelini destekleyerek in vivo çalışmalarla desteklenmesi gerektiği de belirlendi. 2025, 105 Sayfa Anahtar Kelimeler: Aminofenol, Antiproliferatif Aktivite, Ligand, Metal Kompleks, Schiff Bazı
Hidrojen peroksit ile oksidatif hasarın indüklendiği L929 fare fibroblast hücrelerinde engeletinin olası koruyucu etkilerinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, oksidatif stres modeli olarak H₂O₂ ile hasar oluşturulan L929 fare fibroblast hücrelerinde doğal bir flavonoid olan ENG'nin potansiyel koruyucu etkilerini araştırmaktır. Antioksidan savunma, inflamatuar yanıt ve hücre canlılığı üzerindeki etkiler değerlendirilmiştir. Çalışmada L929 hücre hattı kullanılarak in vitro model oluşturulmuştur. Materyal ve Metot: Oksidatif stres indüklemek için hücrelere belirli dozlarda H₂O₂ uygulanmıştır. Sonrasında farklı dozlardaki ENG ile tedavi grupları oluşturulmuştur. GSH, MDA ve SOD düzeyleri spektrofotometrik yöntemlerle ölçülmüş; TNF-α ve IL-1β mRNA ekspresyonları qRT-PCR ile analiz edilmiştir. Hücre canlılığı MTT yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bulgular: H₂O₂ uygulamasıyla oksidatif stress oluşturulan grupta GSH ve SOD seviyeleri azalırken, MDA düzeyleri arttı. ENG tedavisi, özellikle 20 ve 40 µM dozlarında bu değişiklikleri anlamlı şekilde düzeltti. TNF-α ve IL-1β mRNA düzeylerinde gözlenen artış, engeletin ile azaldı; 40 µM dozda IL-1β seviyesi anlamlı şekilde düştü. MTT sonuçlarına göre, düşük ve orta dozlarda hücre canlılığı korunurken, 60 ve 80 µM dozlarında belirgin sitotoksik etki gözlendi. Sonuç: ENG uygulaması, H₂O₂'nin neden olduğu oksidatif stresin etkilerini hafifletmiştir. GSH ve SOD düzeyleri anlamlı şekilde artarken, MDA konsantrasyonu azalmıştır. Ayrıca TNF-α ve IL-1β ekspresyon seviyelerinde belirgin düşüş gözlemlenmiş, hücre canlılığı düşük ve orta dozlarda önemli ölçüde korunmuştur. Bu sonuçlar, engeletinin antioksidan, antiinflamatuar ve sitoprotektif özelliklere sahip olduğunu ve oksidatif stres kaynaklı hücresel hasarı azaltmada etkili bir ajan olabileceğini göstermektedir.
Sağlık personellerinin oral kontraseptiflerin kullanımı ve etkileşimleri hakkındaki bilgi düzeyi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Amaç: Oral kontraseptiflerin kullanımıyla ilgili sağlık personellerinin bilgi düzeyini ve tutumlarını değerlendirmek, bu ilaçların diğer ilaçlar ve besinlerle etkileşimlerine dair farkındalıklarını belirlemek ve olası bilgi eksikliklerini veya yanlış anlamaları tespit ederek sağlık eğitimine katkıda bulunmaktır. Materyal ve Metot: Araştırmamız, tanımlayıcı ve analitik türde, kesitsel bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Çalışma, sağlık kurumlarında görev yapan sağlık personelleri arasında yürütülmüş ve veriler çevrimiçi bir anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiş; frekans, yüzde dağılımları ve anlamlılık testleri kullanılmıştır. Araştırmanın etik izinleri alınarak çalışma etik kurallara uygun şekilde gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan sağlık personelinin çoğunluğunu 20–40 yaş aralığındaki (%80) kadınlar (%58.7) ve eczacılar (%35.3) oluşturmuştur. Katılımcıların %96’sı oral kontraseptiflerin östrojen ve progesteron içerdiğini, %91.3’ü ise doğru başlama zamanını bilmektedir. Ancak rifampin, greyfurt suyu, sarı kantaron gibi ilaç ve besin etkileşimleri hakkında bilgi düzeyleri düşüktür. Katılımcıların yalnızca %64’ü bu konuda danışmanlık verdiğini belirtmiştir. Açık uçlu soruya verilen yanıtlar, birçok sağlık personelinin pratikte kendini yeterli görmediğini ortaya koymuştur. Sonuç: Sağlık çalışanlarının oral kontraseptiflerin kullanımı, ilaç etkileşimleri ve danışmanlık süreçlerine ilişkin bilgi düzeyleri değerlendirilmiştir. Anket verilerinin analizine göre, katılımcıların temel farmakolojik bilgi düzeyleri büyük ölçüde yeterli bulunmuş; ancak klinik karar verme açısından kritik öneme sahip olan etkileşim konularında bilgi düzeyinin yetersiz olduğu görülmüştür. Bu durum, hizmet içi eğitimin bilgi eksikliği bulunan alanlara özgü olarak yeniden yapılandırılmasının önemini vurgulamaktadır.
Tip 2 diyabet hastalarının diyabet ilaçları ve kan regülasyonfaktörleri ile ilgili bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, tip 2 diyabet hastalarının kullandıkları diyabet ilaçlarının, besinler ve diğer ilaçlarla olan potansiyel etkileşimleri ve kan şekeri regülasyonunu sağlama konusunda sahip oldukları bilgi düzeyini anlamak ve değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Çalışmaya özel olarak hazırlanan, diyabet hastalarının ilaç kullanımı, beslenme alışkanlıkları, besinler ve diğer ilaçlarla etkileşim bilgileri ve kan şekeri regülasyonuna ilişkin bilgi düzeylerini ölçen yüzyüze olarak yapılan bir anket formu kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma bulgularına göre, katılımcıların çoğu diyabet ilacı kullandığını ve bu ilaçları düzenli aldığını belirtmiştir. Ancak ilaç-besin etkileşimleri konusunda bilgi sahibi olanların sayısı oldukça azdır. Yarısından fazlası hedef kan şekeri düzeyini bilmekte, buna rağmen sağlık profesyoneli takibi düşüktür. Nitel veriler, hastaların bir kısmının diyabetik yaşam tarzını benimsediğini, diğerlerinin ise bu konuda yetersiz kaldığını ortaya koymaktadır. Sonuç: Bu araştırma, tip 2 diyabet hastalarının ilaç kullanımı, beslenme alışkanlıkları ve kan şekeri kontrolüne ilişkin bilgileri yetersizdir. Katılımcılar ilaçlarını genellikle düzenli kullansa da, ilaç etkileşimleri farkındalığı düşüktür. Sağlık profesyoneli takibi sınırlı, yaşam tarzı değişiklikleri ise sürdürülebilir değildir. Bu durum, tedaviye uyumu zorlaştırmakta ve ileride komplikasyon riskini artırmaktadır. Çalışma, diyabet yönetiminde eğitim temelli müdahalelerin önemini vurgulamaktadır. 2025, 120 Sayfa Anahtar Kelimeler: Beslenme, Bilinç, Diyabet, Eğitim, Farmakoterapi, İlaç Etkileşimi, Kan Şekeri Regülasyonu
Yeni azometin bileşiklerinin sentezi, karakterizasyonu ve biyolojik aktivitelerinin incelenmesi
Amaç: Bu tez çalışmasında, bir Schiff bazı ligandının ve bu ligandın farklı geçiş metallerine ait komplekslerinin sentezlenmesi, yapısal özelliklerinin aydınlatılması ve özellikle meme kanseri hücre hattı (MCF-7) üzerindeki biyolojik etkilerinin in vitro koşullarda değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Sentezlenen ligand ve metal komplekslerinin yapısal karakterizasyonu elementel analiz, FT-IR, NMR, UV-Vis., XRD, SEM gibi teknikler kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Biyolojik aktivite değerlendirmeleri ise hücre kültürü koşullarında yürütülmüş ve bileşiklerin hücre canlılığı üzerindeki etkileri MTT yöntemi ile belirlenmiştir. Ayrıca moleküler kenetlenme çalışmaları, CuL2 bileşiğinin asetilkolinesteraz ve bütirilkolinesteraz enzimleri ile olası bağlanma modları ve etkileşim özellikleri incelenmiştir. Bulgular: Bir salisilaldehit türevi olan 4-metoksi-2-hidroksibenzaldehit ile 2-amino-4-klorofenolün kondenzasyon reaksiyonu sonucunda bir Schiff bazı ligandı sentezlenmiş; elde edilen ligandın uygun koşullar altında metal asetat tuzları ile reaksiyona sokulmasıyla metal kompleksleri hazırlanmıştır. Sentezlenen tüm bileşiklerin yapıları enstrümantal analiz yöntemleri ile aydınlatılmış ve önerilen moleküler yapılarla uyumlu sonuçlar elde edilmiştir. Ayrıca bileşiklerin in vitro biyolojik aktiviteleri belirlenerek sitotoksik etkileri değerlendirilmiştir. Sonuç: Sentez ve karakterizasyon çalışmalarının ardından, MCF-7 hücre hattında yapılan hücre kültürü çalışmaları Schiff bazı metal komplekslerinin, serbest liganda kıyasla hücreler üzerinde belirgin derecede daha güçlü sitotoksik etki gösterdiğini ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, metal içeren Schiff bazı komplekslerinin potansiyel antikanser ajanlar olarak değerlendirilebileceğini desteklemekte olup, bu bileşiklerin terapötik etkinliklerinin daha ileri in vivo çalışmalarla ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiğini göstermektedir. 2026, 72 Sayfa Anahtar Kelimeler: Aminofenol, Antiproliferatif Aktivite, Ligand, Metal Kompleks, Schiff Bazı