Anadolu University
Discipline

Political Science and International Relations

Anadolu University

449

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukuk açısından Camp David Anlaşması'nın güvenlik boyutu

Bu çalışmada; Yahudilerin Filistin topraklarına göç etmesi, Arap-Yahudi çatışması, 1948'den itibaren Mısır önderliğinde Arap-İsrail Savaşları ve Mısır-İsrail barış müzakerelerine değinilmiştir. Arap-İsrail Savaşlarında en büyük zarar gören devletlerden biri Mısır olmuştur. Mısır, ülkesindeki yıkım ve zararı gidermek, halkın güvenliği ve istikrarı için ABD'nin arabuluculuğunu (1970-1981 Enver Sedat dönemi) kabul etmiştir. Böylece Mısır, İsrail ile 1973-1979 yılları arasında "adım adım barış" görüşmelerine dâhil olmuştur. ABD'nin arabuluculuğu ile Mısır ve İsrail arasında uluslararası hukuk normlarına uygun bir şekilde Camp David Anlaşması (Mısır-İsrail Barışı) imzalanmıştır. Bu barış anlaşması ile iki ülke arasında; barış inşa edilmiş, güvenlik ve istikrarsızlık sorunu ortadan kaldırılmış ve diplomatik ilişkiler geliştirilmiştir. Bu çalışma, 1948'de başlayan Arap-İsrail savaşları ve 1973'ten itibaren ABD'nin arabuluculuğu ile Mısır-İsrail barışı incelenmasi amaçlanmıştır. Bu çalışma, Mısır ve İsrail arasında güvenliğin sağlanması, çatışma-çözümü meselelerinde iki ülkenin barış inşası ve karşılıklı olarak iki ülkenin egemenliklerinin tanınması ile uluslararası bir anlaşmasının etkililiği yönünde büyük bir önem taşımaktadır. Son olarak çalışmada çıkarılan sonuç; Uluslararası hukuk kişisi olan devletler (ABD, Mısır ve İsrail), uzun yıllar süren çatışma ve savaş durumundan sonra uluslararası uyuşmazlıkların çözüm yöntemleri olan diplomasi ve arabuluculuk ile barış, güvenlik ve istikrar inşa edebilmişlerdir. Camp David Anlaşması, özellikle Kissinger'in proaktif çabası ile şekillenmiş ve günümüze kadar (2021) Mısır ve İsrail arasında diplomatik, siyasi ve ekonomik ilişkiler geliştirilmesine katkı sağlayan uluslararası bir anlaşma olmuştur. Ayrıca Camp David Anlaşması, diğer Arap devletlerin de İsrail ile barışma ve diplomatik ilişkiler geliştirilmesine ilham kaynağı olmuştur.

ArabuluculukArap-İsrail savaşlarıArap-İsrail çatışması+7
Ömer Duman
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası insan hakları açısından kişisel veri güvenliği

Günümüzde hızlı bir gelişme kaydeden teknolojik ilerlemeler, bir taraftan insan haklarını daha etkili kullanılmasına imkan verirken diğer taraftan insan hakları ile alakalı pek çok problemi doğurmaktadır. Teknolojik gelişmelerin sunduğu olanaklar ile iletişim, eğitim, sağlık, hukuk vb. alanlarda ve günlük hayatta bazı kolaylıklar elde edilirken aynı zamanda atılan her adımda yaşamımıza ve kim olduğumuz hakkında bilgiler kaydedilmektedir. Üstelik bahsedilen husus akıllı cihazların daha çok kullanılması, veri kullanımının artması ve bu kullanımların doğal sonucu olarak bu veriler işleme kapasitesi bulunan yapay zeka ile donatılmış teknolojilerin aynı hızla hayatımıza dahil olması çok daha önemli bir hal almaktadır. İletişim teknolojilerinde görülen gelişmelerle beraber daha yaygın hale gelen bilgisayar sistemleri ve internet kullanımıyla veriler, çok hızlı bir şekilde işlenmeye, iletilmeye, kullanılmaya ve saklanmaya başlamış olup bu durum da kişilerin kendi bilgilerini kontrol edebilme oranlarını düşürmektedir. Kişisel verilerle alakalı meydana gelen hak ihlallerinin artmaya başlamasıyla hem ulusal hem de uluslararası platformda kişisel verilerin güvenliği hususunda birtakım düzenlemelerin yapılmasının zorunlu hale gelmiştir. Uluslararası insan hakları alanında gelişmelerin kaydedilmesi ve hukuk devleti ilkesi yönünden temel haklar ve özgürlükler ile arasında doğrudan ilişki olan kişisel verilerin güvenliği hakkı oldukça önem arzetmektedir. Kişisel verilerin güvenliği, kişiliğin özgür bir şekilde gelişmesine ve korunmasına olanak tanımak bunun yanı sıra uluslararası insan haklarının sunduğu temel hakların ve özgürlüklerin de korunmasını amaçlanmaktadır. Bu nedenle günümüzde oldukça güncel ve önemli bir konu olan kişisel verilerin güvenliği çözülmeyi bekleyen ulusal ve uluslararası bir sorun alanı teşkil etmektedir. Bu çalışmada kişisel verilerin güvenliği tek başına temel hak olarak kabul edilip edilmediği ve uluslararası insan hakları ile arasında bulunan ilişki ele alınacaktır. Bu çalışmanın amacı; kişisel verilerin güvenliğinin ulusal ve uluslararası çapta korunması gerektiğinin önemini anlaşılır kılmaktır. Bu amaç ışığında tezin çerçevesinde kişisel veri güvenliğinin literatürde düzenleniş şekli ile bağlantılı olduğu uluslararası insan hakları bağlamında temel hak ve özgürlükler ile beraber ortaya konulmaktadır.

Avrupa insan hakları hukukuGüvenlikHakların korunması+6
Mehmet Şükrü Gündüz
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Antonio Gramsci'nin siyaset teorisi ve marksist düşünceye katkıları

Yirminci yüzyılın en önemli ve özgün Marksist teorisyenlerinden biri olan İtalyan düşünür Antonio Gramsci, Avrupa'da da Marksizm'in öncü ismidir. Gramsci, Batı Avrupa siyasal düşünce tarihi içinde gelişen birçok kavramı eleştirel bir perspektifle yeniden ele almış ve yeni kavramlar ortaya atmıştır. Marksizm'in eksik kalan yönlerini tespit ederek bu eksiklikleri belli bir sistem içerisinde geliştirmeye çalışmıştır. Kapitalist sistemi analiz ederek hegemonya, sivil toplum, devlet, tarihsel blok gibi kavramlar bağlamında Marksist düşünceye yaptığı katkılar ile Marksist bir siyaset teorisine öncülük etmiş ve genel olarak siyaset teorisine farklılık getirmiştir. Bu çalışma, Marksizm'in dogmalarını reddederek zamanın ruhuna uygun bir düşünce ve eylem pratiği geliştirme isteğinde olan Gramsci'nin siyaset teorisini ve Marksist düşünceye katkılarını ağırlıklı olarak hegemonya kavramı bağlamında anlamaya ve çözümlemeye odaklanmaktadır. Bu noktada öncelikle Gramsci'nin hayatı, düşünsel gelişimi ve felsefesi ele alınmış, sonrasında tarihsel koşullar tarafından belirlenmiş bir tarihsel blokun sürekliliği bağlamında hegemonya ve devletin işlevine odaklanılmıştır.

Gramsci, AntonioHegemonyaMarksizm+4
İsmail Ayaz
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı siyasi temeller üzerine inşa edilen zorunlu eğitim sistemlerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı Türkiye'de farklı ideolojik temeller üzerine inşa edilen zorunlu eğitim sistemlerinin incelenmesidir. Siyasal bir sistemin sürdürülebilmesi ideolojinin üretilmesi ve bunun toplumsal tabana yayılması ile mümkündür. Bu aktarımı sağlayan en güçlü araç ise eğitim olmuştur. Osmanlı'nın Tanzimat döneminde başlayan zorunlu eğitim siyasal alanda yaşanan tartışma ve ideolojik kamplaşmaların etkisi ile şekillenmiştir. Bir yanda dinsel öğelerden arındırılmış eğitim kurumları oluşturulmaya çalışılırken diğer yandan medrese ler gibi İslami değerlere dayalı eğitim kurumları varlığını devam ettirmiştir. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte çoğu alanda olduğu gibi eğitim alanında da köklü değişiklikler yapılmıştır. Eğitim faaliyetleri tek bir çatı altında birleştirilmiş ve ulus inşa sürecinde etkili bir araç olarak kullanılmıştır. Farklı etnik gruplardan oluşan yapıdan bir ulus inşa edilirken ortak dil, kültür ve tarih anlayışı eğitim yoluyla oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu süreçte siyasal iktidarlar eğitim politikalarına kendi ideolojileri ile yön vermek istemiş ve yasal düzenlemeler yapmışlardır. Eğitim politikalarındaki ideolojik etkiler bireyin bilgi becerileri doğrultusunda toplumsal fayda üretmekten çok ideolojik yapıya birer araç olarak kullanılmasına sebep olur. Siyasi gücün topluma dağıtıldığı sistemlerde ise tek bir ideolojinin belirleyici unsur olması düşünülemez. Türk eğitim sistemi ise siyasal iktidarı elinde bulunduran yapının ideolojik beklentilerine göre sürekli olarak değiştirilmiş ve tek bir ideolojinin hâkim olması amaçlanmıştır. Bu çalışmada Türkiye'de uygulanan zorunlu eğitim tarihsel bir süreç içerisinde incelenmiş, 8 yıllık ve 12 yıllık zorunlu eğitim düzenlemeleri ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve siyasi gelişmeler doğrultusunda değerlendirilmiş ve ideolojik yönleri ortaya konulmuştur.

Eğitim sistemiSiyasi iktidarSiyasi partiler+4
Murat İşik
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin AB algısı-karşılaştırmalı bir analiz

Göç olgusunun aktörleri olan sığınmacılarla ilgili birçok disiplinde araştırmalar yapılmıştır. Konusu insan olan her çalışmanın doğasında disiplinler arası bir yön muhakkak vardır. Uluslararası ilişkiler ve Siyaset alanında özellikle Suriye savaşı sonrası sığınmacıların yaşadığı problemler ve sığınmacıların hedefindeki ülkeler önemli bir çalışma alanı olmuştur. Bu bakımdan AB ülkelerinin sığınmacıları kabulü ve sığınmacıların yol güzergâhında aldığı tedbirler önemli bir gündem maddesi olmuştur. Sığınmacılarla ilgili olarak hem AB ülkelerinde hem de Türkiye'de birçok çalışmanın hem resmi kurumlar hem de akademik kurumlar tarafından yapıldığı görülmüştür. Bu araştırmalar genel olarak sığınmacı merkezli olmamıştır ve sığınmacılığın sebep olduğu durumlar ortaya konmuştur. Bu araştırmanın amacı Türkiye'de yaşayan Suriyeli mültecilerin AB algısını ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmış ve 20 araştırma sorusu çerçevesinde görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin analizi sonucunda Suriyeli mültecilerin AB ile ilgili algıları ortaya çıkmıştır. Araştırma verilerine göre katılımcıların önemli bir kısmı (%44.2) AB'yi tanımlarken "bir birlik" cevabı vermiştir. Ancak bu birliğin siyasi, ekonomik, güvenlik vb. yönünden bahsedilmemiştir. Katılımcıların büyük bir çoğunluğunun (%76,9) savaş öncesi Avrupa'ya gitmek istemediği yapılan görüşmelerden anlaşılmıştır. Kendi ülkelerinde yerleşik bir düzene sahip olmaları, huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşamaları da Avrupa'yı düşünmemelerinin nedenleri olarak açıklanmıştır. Katılımcıların 21'i (%40) savaş öncesi Suriye'de iken de Avrupa'ya gitmek istemediklerini ve Türkiye'ye geldikten sonra da gitmek istemediklerini belirtmiştir. Araştırmaya katılanların 12'si (23,1) Avrupa'yı savaş öncesi istememesine rağmen savaş sonrası Avrupa'ya gitme isteklerinin oluştuğunu belirtmişlerdir. Katılımcıların %55,6'sı AB ile ilgili pozitif duygu merhamet olmuştur. Katılımcıların %28.5'i, AB'ye karşı sevgi duygusuna sahip olduğunu ifade etmiştir. Bu duygunun temelinde AB'nin Suriyeli sığınmacılara yardım etmesi ve onları kendi ülkelerinde yerleştirme çabası vardır. AB ile ilgili negatif duyguları nelerdir sorusuna herhangi bir negatif duygu belirtmeyenlerin sayısı %26,7'dir. Bu katılımcıların hepsinin AB ile ilgili pozitif duygu besledikleri tespit edilmiştir. Bir cevap veremem diyenlerin sayısı %3,8'dir. Katılımcıların AB karşısındaki duyguları içerisinde kalp kırıklığı en fazla beslenen duygu olarak tespit edilmiştir. Katılımcıların %48'i AB'ye karşı kalp kırıklığı duygusunu yaşadığı tespit edilmiştir. Bu duyguyu üzüntü takip etmektedir. Katılımcıların %28,8'i üzüntü duygusunu yaşamaktadır. AB'ye karşı hiddetli olduğunu söyleyenler %13,4, ırkçılık duygusunu yaşayanlar %5,7 ve nefret duygusunu yaşayanların %3,8 olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların %3,8'i AB'nin Müslüman karşıtı olduğu belirtirken diğer katılımcıların tümü kendilerinde oluşan negatif duygunun sebebinin sınır olayları ve AB'nin sığınmacılara karşı uyguladığı katı kurallar olduğunu belirtmişlerdir. Katılımcıların 47'si (%90,2) ise AB ile ilgili düşüncelerinde ekonominin büyük bir etkisinin olduğunu belirtmiştir. AB toplumun Suriyelilieri sevdiğini söyleyen katılımcı 24'tür (%46,8). AB toplumunun Suriyelileri sevmediğini söyleyen katılımcı sayısı ise 1'dir (%1,9). Katılımcıların 25'i (%48) Almanya'ya gitmek istediğini belirtmiştir. Katılımcıların yaklaşık yarısı 25'i (% 48) Almanya'nın AB'ye layık davrandığını ifade etmiştir. Katılımcıların 25'i (%48) Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Macaristan ülkelerinin sığınmacılar ve mülteciler bağlamında AB'ye layık davranmadığını ifade etmiştir. Genel olarak değerlendirildiğinde katılımcıların çoğunun AB ile ilgili algılarının pozitif olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Sözcükler: AB, Algı, Göçmen Politikaları, Mülteci

AlgıAvrupa BirliğiGöçler+5
Übeydullah Pilatin
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Birleşik Krallığın dış politikasında yumuşak güç aracı olarak burs programları

Güç, uluslararası ilişkiler alanındaki temel araştırma konularından biridir. Bir devletin çıkarlarını korumak ve iddialarının diğer devletler veya toplumlar tarafından kabul edilmesini sağlamak için maddi ve manevi etki potansiyeli olarak ifade edilmektedir. Geleneksel olarak güç kavramı, bir ülkenin tarihi, kültürü, coğrafyası, askeri, beşerî, ekonomik kabiliyetleri gibi faktörlerle şekillendirilmekteydi; fakat 20. yüzyılın başlarındaki iki büyük savaşın her iki tarafa da yıkım getirdiğini gösterdi. Sonuç olarak hem pratikte hem de literatürde farklı çalışmalar yapılmış ve yumuşak güç diye kavramsal bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Yumuşak gücü tanımlamak gerekirse, bir ülkenin siyasi değerleri, kültürel yapısı ve dış politikasıyla kendisini cazibe ve çekim merkezi haline getirme kabiliyeti olarak tanımlanabilir. Bu nedenle devletler, hedef kitle üzerinde olumlu izlenim oluşturmak için yumuşak güçlerini kullanmak istemektedirler. Bu amaçla yapılan politikalara kamu diplomasisi denilmektedir. Kamu diplomasisi genellikle devletlerin kendilerini destekleyen ülkelerin uluslararası kamuoyunu çekmeye ve ülkelerine yönelik olumlu bir algı oluşturmaya yönelik faaliyetler olarak görülmektedir. Ülkelerin dış dünya ile olumlu iletişim ilişkileri kurmaları için kamu diplomasisi faaliyetleri oldukça önemlidir. Kamu diplomasisinin kalıcı sonuçları olan en önemli faaliyetlerinden biri, uluslararası öğrenci hareketliliği için devlet destekli bursları programlarıdır. Çalışmada yumuşak güç ve kamu diplomasi kavramları ele alındıktan sonra Birleşik Krallığın dış politikasında yürütmüş olduğu yumuşak güç ve kamu diplomasi faaliyetleri burs programları üzerinden incelenmiştir. Çalışmanın amacı, Chevening, Marshall ve Commonwealth burs programlarının Birleşik Krallığın dış politikasında ulusal çıkar ve amaçlarına nasıl hizmet ettiğini göstermektir. Anahtar Kelimeler: Yumuşak Güç, Kamu Diplomasisi, Burs Programları, Chevening, Marshall, Commonwealth, Birleşik Krallık

Birleşik KrallıkBurslarKamu diplomasisi+3
Erkan Alkan
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kentlilik bilinci ve kentli hakları: Batman ili örneği

Kent, bireylerin bir araya gelerek topluluk oluşturdukları, mal ve hizmetlerin farklılık göstermesi ile birlikte düşüncelerin de çeşitli yaygınlık gösterdiği ilişkiler alanıdır. Kentler, toplulukların farklı yaşam biçimleriyle bir araya gelmekle birlikte, her bir değerin diğer değere sıkı bağlar ile bağlı olduğu kozmopolit bir alanı oluşturmaktadır. Bu bağlamda kent, kendine has nitelikleri olan ve belli bir yerde yoğunlaşmış bir yerleşim sistemini oluşturmaktadır. Bu yerleşim sistemi içerisinde kentleşme ile birlikte kentlileşememe sürecinde kent kültürü ve kentlilik bilinci eksiklikleri kentin sosyo-kültürel, sosyo-mekansal ve sosyo-ekonomik yapısını olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmada en başta kent kavramı olmak üzere, kentleşme, kentlilik bilinci ve kentli hakları geçmişten bugüne kent gibi temel kavramlar ele alınmıştır. Bu bağlamda kavramsal çerçeveyi oluşturmak adına kent, kentleşme, kentlilik bilinci ve kentli hakları kavramları açıklanmaya çalışılmıştır. Kentlilerin ikamet ettikleri mekan ile olan bağlarını güçlendirecek yöntemler ile sosyal yaşamlarını devam ettirdikleri kentin farkına varmalarını sağlayarak kentli halka farkındalık yaratılacak süreçleri kentle pozitif bir hassasiyet içerisinde kalarak kentle olan sosyal bağlarını aktif bir biçimde aidiyet bilinci ile güçlendirerek yaşanabilirlik ve sürdürülebilirlik bağlamında Batman' da "Kent Bilinci" ve "Kentli Hakları" önemi incelenmiş ve kentte yaşayan bireylerin bu kapsamda tutum ve davranışları analiz edilerek incelenmiştir. Bu bağlamda Batman kentinde yaşayan bireylere 617 anket uygulanmış toplam 585 anket değerlendirmeye alınmıştır. Araştırmanın verileri SPSS programı ile incelenmiş sayısal veriler elde edilmiş ve bu verilerden hareketle kentlilik bilinci ve kentli hakları farkındalıkları değerlendirilmesi yapılmıştır. Sonuç olarak kentlilik bilinci düzeyi ve kentli hakları farkındalığı düzeyi yüksek çıkmıştır. acaktır.

BatmanBilinçKent kimliği+5
Sultan Avcı
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Moğolistan dış politikasını hedging (riskten korunma) kavramı üzerinden incelemek

Uluslararası ilişkilerin temel teorileri arasında yer alan Realist teorinin temel argümanı uluslararası sistemin yapısının anarşik olduğu ve devletlerin bu sitem içerisinde güvenliklerini en üst düzeye çıkaran rasyonel aktörler olduğu varsayımına dayanmaktadır. Anarşik sistem içerisinde herhangi bir kural uygulayıcı olmadığı için devletler bu sistemde ayakta kalabilmek için bazı stratejiler kullanmaktadırlar. Hedging bu stratejiler arasında yer almaktadır. Finans alanında kullanılan hedging (riskten korunma) kavramı, uluslararası ilişkiler literatüründe akademisyenler tarafından ikincil devletlerin dış politika davranışlarını incelemek için kullanılmakta ve dengeleme (balancing) ya da peşine takılma (badwagoning) stratejileri arasında üçüncü bir seçenek olarak sunulmaktadır. Hedging stratejisi uluslararası ilişkilerde bir devletin veya aktörün dış politika kararlarındaki risk ve belirsizliklerle, güç dengesi ve peşine takılma stratejilerine başvurmadan, daha etkin bir şekilde başa çıkabileceğini vurgulamaktadır. Bu çalışmanın ampirik olarak inceleme konusu olan Moğolistan, hedging stratejisinin dış politikada uygulanışının net bir örneğini teşkil etmektedir. Tamamen kara parçasıyla çevirili, Rusya ve Çin dışında hiçbir komşusu olmayan ve bu iki ülke arasında tampon bölge konumunda olan Moğolistan, zorlu koşullar altında kendi ulusal çıkarlarını korumaya çalışmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Moğolistan, hedging stratejisini Rusya ve Çin'le ilişkilerini bozmadan, bu iki ülke ile yaşayabileceği sorunlarda riskleri minimize etmek için kullanmaktadır. Netice itibariyle Moğolistan'ın hedging stratejisini başarılı bir şekilde uyguladığı tespit edilmekte ve bu başarının uluslararası iş birlikleri oluşturmak, stratejik ortaklık kurmak ve bölgesel ya da uluslararası örgütlere üye olmak yöntemleri kullanılarak elde edildiği saptanmaktadır. Anahtar kelimeler: hedging, dış politika, üçüncü komşu politikası, Moğolistan, Çin, Rusya

Komşuluk politikasıMoğolistanRiskten korunma+6
Emine Tuğba Alpaslan
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Batmanlıların Suriyeli sığınmacılara yönelik algısı

İsteğe bağlı (ekonomik kaygılar) veya zorunlu (siyasi baskılar, savaşlar) olmak üzere gerçekleşebilen göç olayları, hem göç eden bireyler hem de göç alan bölgeler açısından çeşitli riskler barındırmaktadır. Göç, her ne kadar bir sorunun çözüm arayışı olarak ifade edilse de başka bir sorunun temelini oluşturabilmektedir. Nitekim 2011 yılında başlayan ve Arap baharı olarak adlandırılan isyan dalgaları, süreç içerisinde büyük çaplı ve uzun soluklu bir kaosa ve istikrarsızlığa neden olmuştur. Yaşanan bu savaş da, birçok insanın doğup büyüdüğü yeri terk etmesinin en büyük tetikleyicisi olmuş ve zorunlu olan büyük nüfuslu bir göç hareketini başlangıcını oluşturmuştur. Ortadoğu'da yaşanan bu savaşlardan en fazla etkilenen ülke, hem sınır komşuluğu hem de transit geçiş noktası olan Türkiye'dir. Halen yaklaşık 3,6 milyon sığınmacı açık kapı politikası ile ülkeye giriş yapmış ve geçici barınma merkezlerinde kalmayıp ülke içerisindeki sosyal yaşantıya dahil olmuşlardır. Yaşanan bu denli büyük göç hareketinin kontrol edilememesi, göç eden bireylerin adaptasyon süreçlerinden geçirilmeden mevcut sosyo-kültürel yapılara dahil edilmesi, göç alan bölgelerde çeşitli sorunlar oluşturmuş ve toplumda olumsuz algıların oluşmasına neden olmuştur. Bu bağlamda araştırma, Batmanlıların Suriyeli sığınmacılara yönelik siyasi, sosyo-kültürel, ekonomik ve güvenlik algılarının ne düzeyde olduğunun belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada anket uygulanmış ve farklı mahallelerde, farklı demografik bilgilere sahip 500 kişiye ulaşılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda; sığınmacıların mevcut sosyal yapıyla uyuşmadıkları, kültürel farklılarının ciddi sorunlar doğurabileceği, işsizlik, kira fiyatlarındaki artışının temel nedeninin sığınmacılar olduğu, ekonomik rekabeti engelledikleri, güvenlik açısından yeni riskleri tetikledikleri ve siyasi mekanizmaların mevcut sorunların çözümünde daha katı adımlar atması gerektiği verilerine ulaşılmış ve çalışmada bu verilere detaylıca yer verilmiştir.

AlgıBatmanGöçler+3
Kadir Çiftçi
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki yumuşak güç aktiviteleri üzerinden bir kamu diplomasisi aracı olarak Yunus Emre Enstitüsü

Küreselleşme ve iki kutupluluğun sona ermesi gibi sebeplere dayalı olarak uluslararası ilişkilerde gücün doğası ve yapısında yaşanan dönüşümlerin en belirgin sonuçlarından bir tanesi yumuşak güç konseptine geçilmiş olmasıdır. Bu konsept dahilinde devletler arası çevreleme öğretilerindeki askeri ve ekonomik caydırıcılık yerini, toplumlar arası ilişkilerde ikna ve beceri sanatına bırakmıştır. Politika uygulayıcıların tek araç olarak gördüğü güç, toplumların kimlik ve kültür inşası üzerine revize edilerek bilhassa kültür süjesi üzerinden yaşadığı eksen kayması ile farklı bir boyut kazanmıştır. Bu noktada ülkeler kendilerini güç bakımından uluslararası arenada ispatlamak, karşı devletlerce kabul görmek ve mevcut konumlarını güçlendirmek gayesiyle farklı girişimlerde bulunmaya başlamışlardır. Bu girişimler eskiden çoğunlukla fiziksel boyutu (sert güç) ve geleneksel diplomasi araçları ile yapılırken, yakın dönemlerde bunların tamamlayıcısı olarak yumuşak güç ve kamu diplomasisine yönelmek suretiyle gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Diğer ülkelere nazaran bu diplomasi ile daha geç tanışan Türkiye, deyim yerindeyse aradaki açığı kapatmak adına küresel düzlemde etkili bir güç ve prestij olma yolunda büyük çaba sarf etmekte, güç bileşkesini de yumuşak gücün enstrümanları üzerine tesis etmektedir. İzlediği aktif politikalar ile görünürlüğü giderek artan Türkiye, uluslararası arenada merak edilerek, yakından takip edilen ve örnek alınan bir ülke olma gayeleriyle de bu beklenti çerçevesinde yaşadığı dönüşümü, Türk yumuşak gücünün kamu diplomasisi üzerindeki etkisini ve ileriye dönük hedeflerinde izleyeceği stratejilerini, kurumlar aracılığı ile planlamaktadır. Nitekim Yunus Emre Enstitüsü de bu kurumlardan bir tanesidir. Türkiye'nin ilk kültür enstitüsü olma özelliği gösteren kurum, benimsediği çift yönlü asimetrik ve enformasyon modeli ile ulusal ve uluslararası alanlarda gerçekleştirdiği çok çeşitli faaliyetler bünyesinde Türkiye'nin bu misyonuna hizmet etme amacını taşımaktadır. Bu çalışmada, Yunus Emre Enstitüsü'nün söz konusu amacı yerine getirip getirmediği ve sonuçta bir kamu diplomasi aracı olarak ne derece etkili bir kurumsal aktör olduğu araştırılmıştır. Netrografik çalışma yöntemi ile elde edilen bulguların değerlendirilmesi sonucu, Enstitünün Türk dilinin ve kültürünün yayılmasına ilişkin elde ettiği başarılarının yanı sıra eleştirilmeye ve geliştirilmeye açık yönlerinin de olduğu tespit edilmiştir.

Kamu diplomasisiKültürel diplomasiTürk dış politikası+3
Elif Nisa Dilaray Karakoyunlu
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya'nın yeni güvenlik anlayışı bağlamında Ukrayna işgali

Tarih boyunca sahip olduğu jeopolitik önemi doğrultusunda Avrasya'nın en önemli coğrafyalarının başında gelen ve Kırım'ın içinde olduğu Ukrayna toprakları, 'Avrupalılık' niyeti doğrultusunda Turuncu Devrim ve Meydan olaylarıyla gelişen süreçlerle birlikte protesto gösterilerine sahne olmuştur. Bu gelişmeler sürecin en büyük sorumlusu olarak gösterilen Rusya'nın önce Kırım'a ve akabinde Donbas'a müdahalesi ile sonuçlanmıştır. Yine bu gelişmelerin arkasında yatan Rus Güvenlik Stratejilerinin neler olduğu ise bu araştırmanın temel konusunu teşkil etmiştir. Rusya'nın söz konusu olan bu yeni güvenlik stratejisi, bunun sebep ve sonuçları ele alınmış olup ayrıca öncelik seçilen konunun nasıl sınırlandırılması gerektiği, konunun nasıl hazırlanacağının belirlenmesi, geçici bir plan ve kaynakça oluşturma ve en son olarak da okuma, not alma ve çalışmanın yazım aşamalarından meydana gelmiştir. Ayrıca Rusya'nın Ukrayna işgali konusunun daha detaylı anlaşılması için öncelikle Rus tarihi açısından prensliklerden İmparatorluğa evrimin süreçlerine kısaca değinilerek Rusya İmparatorluk döneminin tarihsel gelişimi, Rusya da yaşanan Şubat ve Ekim devrimleriyle ortaya çıkan Sovyetler dönemi Rus dış politikasıyla Rusya Ukrayna arasındaki ilişkiyi temellendirip en baştan açıklamanın yerinde olacağı düşünülmüştür. Bu bağlamda Lenin'le gelen ve Stalin ile değişip keskinleşen Sovyetler dönemi Rus dış politikası incelenerek bu dönemde özellikle Sovyetlerin Ukrayna ve Avrasya politikası üzerinde durulmuştur. Rusya'nın Ukrayna işgalinin daha detaylı incelenmesi, araştırılması ve anlaşılması için Sovyetlerin sonunu getiren Gorbaçov iktidarı politikaları ve bununla beraber gelen Sovyetlerin çöküşünün nedenleri de inceleme konusu olmuştur. Ayrıca Gorbaçov sonrası iktidarı eline alan Yeltsin dönemi politikalarına ve bunun tarihsel Rus dış politikasında yarattığı tahribat ve Rus dış politikasında ki dönüşüm de ele alınmış ve sorun tarihsel bir çözümlemeye tabi tutulmuştur. Çözümlemenin zaman aralığı ise Çarlık Rusya'sının tarihsel gelişimi ile başlayıp, Putin dönemi Ukrayna Krizi ile devam eden Rusya'nın önce Kırım ve sonra da Ukrayna'nın doğusuna askeri müdahalesi ile daha da kötüleşen günümüz Ukrayna Krizinin yaşandığı dönem arasını kapsamaktadır. Ancak bununla beraber Rusya'nın Avrasya politikası ve bu politikalarındaki dönüşüm ve değişim çerçevesinde Ukrayna işgali bağlamında geliştirdiği yeni güvenlik stratejisi araştırılarak, incelenmiş ve ortaya konmaya çalışılmıştır.

Abdullah Mıstanlı
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İslam ve demokrasi bağlamında raşid halifeler dönemi

İslam ve demokrasi arasındaki ilişki XIX. yüzyıldan beri tartışıla gelen bir konu olmuştur. İslam hem dini bir inanç sistemi hem de bir toplumsal düzenin kurulmasına rehberlik eden bir sistemdir. Demokrasi ise temel olarak halkın yönetimi şekillendirmesini ve katılımcı bir siyasi süreci içermesini amaçlayan bir yönetim biçimidir. Bazıları İslam'ın demokrasi ile uyumlu olduğunu savunurken, diğerleri bu iki kavramın çeliştiğini iddia eder. İslam'ın demokrasi ile bağdaşabilirliği, hangi İslam anlayışının ve demokrasi modelinin ele alındığına, toplumun değerlerine, tarihsel, kültürel ve sosyal bağlamlara bağlı olarak değişebilir. Raşid Halifeler dönemi ise İslam toplumunda siyasi ve yönetim sistemlerinin oluşturulması açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu dönemde, halifeler, İslam devletinin lideri olarak seçilmiş ve toplumun çıkarlarını gözetme sorumluluğunu üstlenmişlerdir. Demokrasi bağlamında değerlendirildiğinde, Raşid Halifeler dönemi, danışma ve katılım ilkelerini içeren bir yönetim anlayışının izlerini taşır. Halifeler, danışma mekanizmalarını kullanarak toplumun görüşlerini dinlemiş ve kararlarında toplumun çıkarlarını gözetmeye çalışmışlardır. Bu dönemde, İslam devleti İslam'ın prensiplerine dayanan bir yönetim anlayışıyla yönetilmiş, toplumun katılımı ve danışma ilkeleri önemsenmiştir.

DemokrasiDört Halife Dönemiİslam tarihi+1
Seyyid Selami Erol
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kadın istihdamına yönelik düzenleme ve faaliyetler: Batman örneği üzerinden bir değerlendirme

Kadınların çalışma yaşamına katılımı, hem toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında hem de refah seviyesinin yükselmesi ve sürdürebilir kalkınmanın gerçekleştirilmesinde en önemli unsurlardan birini oluşturmaktadır. Ancak Türkiye'de istihdama katılımda cinsiyetler arasında çok ciddi farklar bulunmakta ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği öne çıkmaktadır. Bu nedenle kadın istihdamının toplumsal cinsiyet bağlamında detaylı analizi önem arz etmektedir. Bu çalışmada "kadın istihdamına yönelik politikalar Batman örneğinde nasıl karşılık bulmaktadır?" sorusundan hareketle, dünya genelinde ve Türkiye'de kadın istihdamının durumu, tarihi gelişimi, kadın istihdamının önündeki engeller ve kadın istihdamını artırmaya yönelik politikalar ele alınmış, gerçekleştirilen alan araştırmasıyla Batman özelinde kadın istihdamına yönelik politika ve faaliyetler değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında Batman Valiliği, Batman Belediyesi, İŞKUR, Batman Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, Dicle Kalkınma Ajansı ve KOSGEB ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmada derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Kadınların işgücü piyasasına katılmasına etki eden birçok faktör bulunmaktadır. Bu faktörler, eğitim, sosyo-ekonomik durum, medeni durum, yaş ve çocuk sayısı olarak sıralanabilir. Bunun dışında sosyo-kültürel birçok etken vardır. Batman'da kadın istihdamına yönelik yapılan çalışmalar yetersiz olup önemli bir karşılık bulamamıştır. Bu faktörlerin kadınlar lehine iyileştirilmesini sağlayan politika ve uygulamaların hayata geçirilmesi kadın istihdamını artırmada önemlidir.

Güler Baran
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi temelinde Türkiye'nin siber güvenlik politikasının değerlendirilmesi

Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi Temelinde Türkiye'nin Siber Güvenlik Politikasının Değerlendirilmesi Bilişim sistemleri vasıtasıyla işlenen suçların artışı, ülkelerin coğrafi sınırları içerisinde kalmayan, dünyayı tek bir yapı gibi görülmesini, uygulanacak yaptırımların da tek ve adil bir sistem içerisinde geliştirilmesini gerekli kılan bir süreci doğurmuştur. Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi bu ihtiyaca binaen Türkiye'nin de aralarında bulunduğu üye ülkelerce imzalanmıştır. Çalışmada üye ülkelerin siber suçlara karşı hazırladıkları hukuki çalışmalar ve söz konusu ülkelerin siber güvenliğe bakış açısı ile Türkiye'nin bu anlamda geldiği nokta karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenen suçların yanında; sahtecilik, hakaret, dolandırıcılık, özel hayatın gizliliği ve kişisel verilere karşı suçlar, kullanıcı kimlik hırsızlığı, fikri mülkiyet hakkı ve haksız rekabete ilişkin internet ortamı üzerinden işlenen suçlar, banka ve kredi kartlarının kopyalanması ile hesap içeriklerinin elde edilmesi gibi suçların Türk Hukuk Sistemi içerisindeki yerine ve bu husustaki eksikliklere değinilmiştir. Sözleşme, taraf devletlere bilişim suçlarıyla mücadele etmek için gerekli hukuki temel çatıyı sağlamaktadır. Bu araştırmada, sınır aşan soruşturma ve kovuşturmalarda devletlerin birbirleriyle hızlı ve etkili bir şekilde koordinesi üzerine incelemeler yer almaktadır. Türkiye'nin günümüzde siber güvenlik politikasıyla ilgili çalışmalar üzerinde durulmuştur. Yukarıda bahsi geçen yaptırımlardan ziyade teknolojinin doğurduğu eşitsiz gücün ortaya çıkaracağı yeni tehditlerin devletlerin ve bireylerin egemenlik/özgürlük alanları üzerinde yarattığı etki ve çözüm önerilerine yer verilmiştir.

Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesi
Elif Tuğçe Şişman
Batman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Petrol ve doğalgaz bağlamında Türkiyenin Doğu Akdeniz politikaları

Akdeniz Havzası, Ortadoğu bölgesine komşu olmakla birlikte hidrokarbon yatakları yönünden de yüksek potansiyele sahip bir bölgedir. Mevcut potansiyel, bölgeyi küresel enerji piyasaları için önemli bir merkez hâline getirmektedir. Bu nedenle Doğu Akdeniz, bölge ülkeleri için stratejik öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin ve diğer kıyıdaş devletlerin Doğu Akdeniz politikaları kapsamında Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama/sondaj çalışmalarının bölge enerji ve güvenlik politikalarına olası etkilerini ve sonuçlarını değerlendirmektir. Bunun yanında Türkiye'nin enerji ve güvenlik politikasını şekillendiren ve uygulamasını etkileyen temel faktörleri belirlemektir. Çalışmada, bölge devletlerinin Doğu Akdeniz'deki petrol ve doğal gaz arama çalışmaları, ilan edilen münhasır ekonomik bölge tayinleri ve bu kapsamda ortaya çıkan sorunların uluslararası boyutları incelenmiştir. Türkiye yaptığı çalışmalarla, bölgedeki güç dengelerini değiştirmiştir. Doğu Akdeniz bölgesinde çıkarılacak doğal gazın Avrupa ve diğer pazarlara ulaştırılabilmesinde en ucuz ve güvenli yolun Türkiye üzerinden geçmesi, Türkiye açısından pozitif bir sonuç olarak görülmektedir. Bu durum, Türkiye'nin bölgedeki enerji jeopolitiğindeki rolünü güçlendirmektedir. Öte yandan, yakın dönemlerde ABD Yunanistan'a askeri yığınak yapmakta, tatbikatlar gerçekleştirmekte ve bazı örtülü ekonomik yardımlarda bulunmaktadır. Mevzubahis husus ise Doğu Akdeniz'de bir güç mücadelesinin yaşandığını göstermektedir. Sonuç olarak, Doğu Akdeniz'de ortaya çıkan gelişmeler, bölgenin enerji ve güvenlik dengelerini önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu gelişmelerin uzun vadeli etkilerini görmek için henüz erken olsa da Türkiye'nin bölgedeki rolü daha da önem kazanacak gibi görünmektedir. Anahtar Kelimeler: Akdeniz, Doğu Akdeniz, Türkiye, Petrol, Doğal Gaz

Ahmet Bakır
Batman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş sonrası dönemde İslamofobinin yayılmasında Batı medyasının rolü

İslamofobi temel olarak köklü bir tarihe dayansa da terimin yoğun kullanımı Soğuk Savaş sonrasında gerçekleşmiştir. Kavramın tarihinin köklü olması esasında onun başka bir kavramla yani oryantalizmle ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Soğuk Savaşın sona ermesiyle beraber Batı'nın İslam'ı ve Müslümanları yeni düşman olarak tayin etmesi oryantalizmin yeni oryantalizme yani İslamofobiye dönüşmesine neden olmuştur. Batılı devletler İslamofobiyi yaygınlaştırabilmek ve bunun üzerinden kendi küresel politikalarını uygulayabilmek adına özellikle üç konuyu çok fazla kullanmışlardır: terör, göç ve ortak değer. Bu tezde; söz konusu üç konudan hareketle İslamofobinin oluşturulmasında ve yaygınlaştırılmasında Batı medyasının rolü analiz edilmiştir. Televizyon, radyo, sinema, dergi ve gazete gibi medya araçlarında yer alan karikatür, film ve yazı gibi unsurların incelenmesiyle İslamofobi-medya bağlantısı ortaya konmaya çalışılmıştır. Konuya zemin hazırlaması bakımından öncelikle oryantalizm kavramı da detaylı bir şekilde ele alınmıştır.

Ahmet Yıldız
Batman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çin Halk Cumhuriyeti'nin siber güvenlik politikaları

Soğuk Savaş sonrasında küreselleşmenin ivme kazanmasıyla beraber bilişim ve teknolojide sürekli bir değişim ve dönüşüm gözlemlenmektedir. Bu değişim birçok alana etki ettiği gibi güvenlik alanına da etki etmektedir. Ekonomik, sosyal, toplumsal, siyasal, çevre, organize suçlar gibi birçok alanda farklı güvenlik sorunları karşımıza çıkmaktadır. Teknolojik gelişme sonrasında internetin daha çok yaygınlaşmasıyla beraber güvenlik sorunlarındaki çeşitliliğin kabuk değiştirdiği, siber uzayın güvenlik sorunlarından etkilenen alanlar arasında yerini almaya başladığı görülmektedir. Gerçek dünyadan yavaş yavaş uzaklaşılan ve siber uzayın hâkim olduğu bu dönemde yeni sorunların beraberinde getirdiği risk ve tehditlere karşı güvenliği sağlamak adına siber güvenlik kavramı ortaya çıkmaktadır. Yakın bir geçmişe sahip olan siber güvenlik olgusu, her geçen gün daha da büyük bir soruna dönüşmektedir. Siber uzayda belli bir güç elde etme ve bu alanı kontrol altında tutma çabasına girilmesi, siber suçlar ve siber saldırıların artması gibi durumlar devletlerin, kamu kurum ve kuruluşların, özel sektörlerin vs. böylesine önem arz eden bu konu ile ilgili bir takım politika/strateji belirlemesine sebep olmaktadır. Bu çalışmanın amacı; güç elde etme hususunda tek olma arzusuyla hareket eden ve özel olarak politikalarının bazı kısımlarını kamuoyuyla paylaşsa da genel olarak söz konusu politikalarının tamamını diğer devletlere karşı gizli tutan, aynı zamanda gelişmiş ülkelere göre internetle biraz daha geç tanışmasına rağmen günümüzde teknolojinin önde gelen isimlerinden biri hâline gelen ve teknolojinin gelişmesine büyük katkıda bulunan Çin Halk Cumhuriyeti'nin siber güvenlik politikalarını incelemektir. Çalışma kapsamında öncelikle siber kavramı üzerinde durularak, ilgili alanın gelişim süreci hakkında bilgi verilecektir. Akabinde Çin Halk Cumhuriyeti'nin uygulamış olduğu ulusal ve uluslararası güvenlik politikaları incelenerek siber güvenliğe nasıl geçiş yapıldığı ve bu süreçte izlemiş olduğu politikalara değinilecektir.

Zelal Çağlın
Batman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu diplomasisinde yumuşak güç örneği: Türkiye Maarif Vakfı

Günümüzde, uluslararası toplum üzerinde etki yaratmanın ve yönlendirmenin stratejik bir faktörü olarak kamu diplomasisi, bir devletin çıkarlarını savunmasında, meşruiyetin kazandırılmasında ve dış kamuoyunun doğru bilgilendirilmesinde etkin rol oynamaktadır. İletişimin küreselleştiği bu dönemde bir ülkenin kamu diplomasisinden azami ölçüde yararlanmaya çalışması doğal bir diplomatik gereksinimdir. Bu anlamda, eğitim ve kültür merkezli kamu diplomasisi faaliyetleri, siyasi, askerî güç ve ekonomik ilişkilere nazaran devletlerarasında daha geniş kapsamlı kullanma alanına sahip olup, kamuoyları üzerinde de uzun vadede daha samimi ve kalıcı ilişkilerin geliştirilmesine olanak tanımaktadır. Türkiye Maarif Vakfı (TMV), Türkiye'nin kamu diplomasisinin yumuşak güç özelliklerinden biri olarak, insanlığın ortak erdemleri ve deneyimlerini esas alıp, örgün ve yaygın öğretim hizmetleri sunmakta, bu hizmetleri geliştirip yaygınlaştırmak hedefiyle ana okuldan üniversiteye kadar eğitimin tüm süreçlerini yürütmektedir. Bu sayede sürekli etki alanını genişletmektedir. Bu çalışmada, TMV'nın dünya çapında yürüttüğü eğitim ve kültür diplomasisi faaliyetlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada, bir yumuşak güç olarak TMV'nın yurt dışında uyguladığı eğitim ve kültür uygulamalarının Türkiye'nin tanınıp bilinmesine ve imajının güçlenmesine olan etkisi araştırılmıştır. TMV'nın kuruluşundan itibaren yurt dışında yapmış olduğu uygulamalar ile Türk dilinin, eğitim sisteminin ve kültürünün uluslararasılaşması sürecinde etkili bir aktör olarak önemli katkılar sunduğu değerlendirilmektedir.

Salih Güzel
Batman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi krizinin ekonomi politik etkileri: Türkiye yansımaları

Çin'in Wuhan kentinde başlayıp kısa sürede dünyaya yayılan Covid-19 virüsü tüm dünyayı etkisi altına alarak küresel bir krize neden olmuştur. Covid-19 virüsünün sadece bir sağlık sorunu olmadığı; aynı zamanda ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan dünyayı etkilediği görülmüştür. Covid-19 salgınıyla birlikte dünyada arz ve talep arasında yaşanan dengesizlikler sonucunda üretimin ve bazı iktisadi faaliyetlerin durması, tedarik zincirinde çıktı azalması, birçok işletmenin kapatılmasına ve işsizliğin artmasına neden olmuştur. Dolayısıyla ülkelerin virüse karşı etkileri hafifletmek için bazı önlemler alması ve politikalar geliştirmesi gerekliliği doğmuştur. Bu politikalar ekonomik, siyasi, sosyal ve sağlık olmak üzere pek çok alanı kapsasa da bu faktörler arasında en çok önem verilen ekonomi politikaları olmuştur. Alınan önlemler doğrultusunda ekonomik işleyiş sekteye uğramış ve yine alınan önlemler insanların yaşamsal faaliyetlerini kısıtlamıştır. Bu çalışmada pandemi sürecinin Türkiye, Amerika, Çin ve Almanya üzerindeki makro ekonomik etkilerin yansımaları belirlenmektedir. Durum tespiti yapılırken istatiksel veriler, yayınlanmış rapor ve resmî açıklamalar yardımıyla mevcut durum değerlendirilmesi yapılmıştır.

Melike Eği
Batman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası hukukta kuvvet kullanma yasağı ve istisnaları

Dünyanın önemli bir kesiminde günümüzde yaşanan kaosların yanı sıra bazı devletler tarafından öteki başka devletlere karşı silahlı kuvvet içeren müdahalelerde bulunulduğuna şahit olunmaktadır. Bu müdahalelerin uluslararası hukuka göre meşru olup olmadığına ilişkin uluslararası hukukçular arasında birtakım tartışmaların bulunduğu görülmektedir. Bu çerçevede, Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın 2'nci maddesi 4'üncü fıkrasındaki düzenlemede kuvvet kullanma ve buna yönelik tehditlerde bulunulması hakkındaki yasaklar günümüzde de önemini korumaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada uluslararası hukukta kuvvet kullanma yasağı ve istisnaları üzerinde durulacaktır.

Oğuzhan Zıvralı
Batman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli kadınların toplumsal cinsiyet bağlamında göç deneyimleri

Göç, ulus devletler ve sınırlar var olduğundan beri önemli bir sorun alanı olmuştur. Göçler, savaşların, çatışmaların, ekonomik ve çevresel sorunların, ulaşım ve iletişim kanallarının yaygınlaşması ve hızlanması sonucunda çok daha fazla insanın hayatını etkilemeye başlamıştır. İnsanlar bireysel ya da kitlesel olarak çeşitli sebeplerle gönüllü ya da zorunlu olarak göç edebilmektedirler. Göç, göçmenlerin yaşam deneyimlerini farklı biçimlerde etkileyen bir süreçtir. Göç deneyimlerini; sınıf, cinsiyet, ırk, etnisite, din, dil gibi unsurlar kaçınılmaz olarak etkiler. Cinsiyet unsuru, göç çalışmalarında uzunca yıllar dikkate alınmayan bir unsur olmuştur. Bu tezde, göç kavramı ve kuramları, toplumsal cinsiyet perspektifinden değerlendirilmiş ve -cinsiyetin göç deneyimlerine etkisi bağlamında- zorunlu göçün kadınların hayatlarını nasıl etkilediğine odaklanılmıştır. Kadınların deneyimlerinin hangi noktalarda ortaklaştığı, hangi noktalarda farklılaştığı anlaşılmaya çalışılmıştır. Suriye'den Batman'a göç eden kadınların özellikle aile içi ve çalışma hayatı deneyimlerini, karşılaştıkları zorlukları ve açılım alanlarını, sosyal, kültürel ve ekonomik entegrasyon süreçlerini ve geleceğe yönelik beklentilerini anlamak ve açığa çıkarmak amaçlanmaktadır. Göçmen kadınların göç etmeye karar verme aşamaları, göç etme sürecinde ve göçten sonraki sürece ilişkin deneyimleri nitel araştırma yöntemi kullanılarak aktarılmıştır. Tez kapsamında yapılan alan araştırmasının verileri, Batman'da yaşayan 50 göçmen kadınla gerçekleştirilen derinlemesine görüşmeler yoluyla oluşturulmuştur. Araştırma bulgularının çözümlenmesi için nitel veri analiz yöntemlerinden betimsel analiz kullanılmış ve yorumsamacı bir yaklaşım benimsenmiştir.

Ömer Kezer
Batman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Metaversenin toplum üzerine etkileri: Türkiyedeki siyasi partiler örneği

Gelişen ve değişen dünya düzeni ile birlikte toplumlarda da değişimler, dönüşümler ve aşınmalar meydana gelmeye başlamıştır. Değişimlerin meydana gelmesinde en büyük rolü üstlenen ve düğmeye basıcı temel etken endüstriyel gelişim olmuştur. Endüstriyel gelişimin etkisi ile devamında metaverse gibi bir platform meydana gelmiştir. Bu platform ise toplum içerisinde süregelen geleneksel toplumsal ilişkileri değiştirerek yeni toplumsal ilişkiler oluşturmaya başlamıştır. Toplumsal ilişkilerdeki bu değişime, en büyük desteği ise Covid 19 pandemisi vermiştir. Çünkü Covid 19 salgını ile uygulamaya konulan kısıtlamalar, fiziksel olarak bulunması gereken birçok alanın yerini online ilişkilerin oluşturduğu sanal alanlar almıştır. Eğitim, zoom gibi çeşitli çevrimiçi uygulamalar aracılığı ile devam etmiştir. "Metaversenin Toplum Üzerine Etkileri: Türkiye'deki Siyasi Partiler Örneği" adlı bu tez çalışmasında metaversenin toplumları olumlu ve olumsuz olarak nasıl etkilediği ve toplumlar üzerinde ne gibi değişimlere yol açtığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Partiler üzerinden yürütülecek olan çalışma yerel seçime katılan partilerin, metaverseyi kullanıp kullanmadıkları belirlenmekte, kullanıyorlarsa hangi amaç için kullandıkları, ne gibi sorunlarla karşılaştıkları ve bu sorunlar karşısında geliştirdikleri çözüm önerilerinin neler olduğunun gözler önüne serilmesi sağlanmıştır. Böylece metaverse gibi gelecekteki toplumu biçimlendirmede büyük bir rolü olan metaversenin, topluma yön verme iddiasında olan siyasi partilerin nasıl algıladığı anlaşılmaya çalışılmaktadır.

Fatoş Bulut
Batman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Müslüman Kardeşler'in sessiz devrimi: Ortadoğu'da sosyal ve siyasal alanın yeniden yapılandırılması

1928 yılında Mısır'da Hasan El Benna tarafından Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslim'in), kurulmuştur. Bu oluşum, İslam'ı toplumsal ve siyasal yaşamın merkezi haline getirmeyi amaçlamıştır. İhvan'ın kurucu lideri Hasan El Benna, İslam'ın sosyal, ekonomik ve toplumsal alanlardaki politikalarını yeniden canlandırmayı amaçlamıştır. Müslüman Kardeşler 'in kuruluş süreci, özellikle Batı sömürgeciliğinin etkisinin altında Orta Doğu'da sosyal ve politik huzursuzluklarla ilişkilidir. Bu bağlamda Orta Doğu'da merkezi bir konuma sahip olan ülkeler, İslam dünyasında gelişen birçok fikri ve siyasi akımın merkezi olup bu akımlardan etkilenmektedir. 1940'lı yıllardan itibaren Müslüman Kardeşler Cemiyeti'nin fikirleri, bölgede İslami hareketler üzerinde derin izler bırakmış ve daha sonra ortaya çıkan bu tür oluşumların referans noktası olmuştur. İhvan hareketi, özellikle toplumsal, siyasi ve dini bir yapılanma olarak etki göstermiş ve Orta Doğu'da diğer İslami hareketlerin şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. 1940'lı yıllardan itibaren bölgeye yayılan İhvan ideolojisi, özellikle 1990'lı yıllarda birçok Orta Doğu ülkesinde siyasi parti olarak yasal olarak tanınan siyasi ve toplumsal bir güç haline gelmiştir. İlkesel olarak silahlı mücadeleden uzak durarak, ıslah ve eğitim yöntemlerini benimseyen bu hareket, birçok ülkede diğer İslami ve sol gruplardan farklı bir yol izlemiş ve bu çizgi, hareketin geniş bir taban bulmasına zemin hazırlamıştır. Günümüzde birçok ülkede hem önemli bir siyasi parti hem de sivil toplum kuruluşu olarak varlığını sürdürmektedir. Ortadoğu'nun pek çok ülkesinde toplumsal ve kültürel anlamda, şiddet karşıtı ve barışçıl bir yol ile adaleti tesis etmeye çalışmaktadır. Bu çalışmada hem İslami değerler hem de siyasal kimliği ile varlığını sürdüren Müslüman Kardeşler Cemiyetinin Orta Doğu yapılanmasını ortaya koymak ve cemiyetin Orta Doğu'daki öneminin ortaya konulması hedeflenmektedir.

Müslüman Kardeşler
Süleyman Yıldırım
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de göç politikalarının evrimi: Osmanlı İmparatorluğu'ndan günümüze uzanan yolculuk

Türkiye'nin tarihsel göç deneyimlerinin, günümüzdeki göç politikalarına nasıl şekil verdiğini anlamak önemlidir. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde meydana gelen toprak kayıpları, Anadolu'ya önemli göç hareketlerine sebep olmuştur. Bu durum hem Osmanlı İmparatorluğu hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin sosyal, kültürel ve ekonomik yapısını derinlemesine etkilemiştir. Göçmenlerin entegrasyonu, iskân politikaları ve göç yönetimi, bu dönemde önemli sorunlar arasında yer almıştır. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'dan devraldığı bu göç sorunlarını yönetme konusunda önemli deneyimler kazanmıştır. Göç politikaları ve göç yönetimi, tarihsel süreçte yaşanan bu deneyimlerden beslenmiş ve şekillenmiştir. Misafir İşçi Dönemi'nde, Türkiye'den Avrupa'ya işçi göçü hem Türkiye'nin hem de göç alan ülkelerin ekonomik ve sosyal yapısını etkilemiştir. Soğuk Savaş Dönemi'nde, Türkiye'nin stratejik konumu, göç politikalarının uluslararası ilişkiler bağlamında şekillenmesine neden olmuştur. Bu dönemde, Türkiye hem doğudan batıya hem de güneyden kuzeye göç yollarının kesişim noktasında yer almış ve bu durum, göç politikalarının güvenlik boyutunu ön plana çıkarmıştır. 1990'lar sonrası dönemde ise Türkiye, artan göç hareketleri ve sığınmacı akınları ile karşı karşıya kalmış ve bu durum, göç politikalarının yeniden gözden geçirilmesini gerektirmiştir. Türkiye, göçmenlerin entegrasyonu, barınma, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması konusunda önemli adımlar atmış ve bu alanda ciddi bir tecrübe edinmiştir. Bu tez çalışmasının amacı, Türkiye'nin farklı dönemlerdeki göç politikalarını ve bu politikaların sosyal, ekonomik ve politik etkilerinin incelenmesidir. Araştırmanın yöntemi, birtakım olguların sonrasında ortaya çıkan dizinlerin, raporların, kitapların ve benzeri yayımların literatürde taranmasıdır. Tarama esnasında literatürdeki kitap ve makaleler incelenmiş, ihtiyaç duyulduğunda ilgili kanun ve düzenlemeler gözden geçirilerek tarihî bilgiler ışığında politika değişimleri gözlemlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada tarihsel ve betimleyici bir araştırma tasarımı planlanmıştır. Araştırma esnasında Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyeti'ne ve Cumhuriyet'in başlangıcından günümüze kadar uzanan dönemdeki göç hareketleri ile bu göçlere yönelik uygulanan politikalar kapsamlı bir şekilde incelenmiş, Osmanlı Dönemi'nde yaşanan göç hareketlerinin Türkiye Cumhuriyeti'nin göç politikalarının temelini oluşturduğu görülmüş ve bu politikaların, zamanla ulusal ve uluslararası gelişmeler doğrultusunda evrildiği tespit edilmiştir. Ayrıca uluslararası alanda yaşanan gelişmelerin, Türkiye'nin göç politikalarını ve devlet yönetimini de etkilediği ve Türkiye'nin bu alanda yeni stratejiler geliştirildiği saptanmıştır.

Göç politikaları
Şükrü Yıldırım
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

KOSGEB'in kadın girişimciliği desteklerinin kalkınmaya etkisi

Türkiye'deki kalkınma süreçlerine bakıldığında, genel bağlamda bölgesel eşitsizliklerin söz konusu olduğu görülmektedir. Türkiye'nin bazı bölgeleri sosyal, kültürel ve ekonomik nedenlerden dolayı gelişim gösterirken, geriye kalan diğer bölgeleri aynı şekilde gelişim gösterememektedir. Batı ile doğu arasındaki bölgesel farklılıklar, ulusal kalkınmaya doğru yol alırken yerel kalkınma için önem arz etmekte ve önemli bir parametre şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bölgeler arasındaki eşitsizliği ortadan kaldırmak için bölgede yaşayan insanını ve bölgede bulunan kaynağını ön plana çıkarmak önem arz etmektedir. Bu noktada, bölgesel kalkınma sürecinde girişimciliğin geliştirilmesi, bundan kaynaklı bölgede bulunan potansiyellerin kalkınma sürecine entegre edilmesi önem ihtiva etmektedir. Bahse konu olan potansiyellerin içinde kadın girişimciliği de yer almaktadır. Kadınların iş hayatında yer almaları bir ülke veya bölgede kalkınmanın yapılması için önemli faktörlerin başında gelmektedir. Bu çalışma, KOSGEB desteklerinin kadın girişimciliğinin yerel ekonomik kalkınmadaki rolüne etkisini ve yaşanılan sorunları tartışmayı amaçlamaktadır. Çalışma Batman ilinde faaliyet gösteren Batman KOSGEB'e kayıtlı on (10) kadın girişimci ile gerçekleştirilmiştir. Kadınların farklı sektörlerde çalışmalarına özen gösterilmiştir. Mülakat yöntemi kullanılmıştır. Var olan cinsiyet ayrımcılığını en aza indirgeyerek, kadınların iş yaşamına etkili bir biçimde katılımını ve verimliliğini yükselten KOSGEB hibe programlarının ekonomik yönden kalkınmaya olan etkisine değinilmiştir. Batman İli özelinde hazırlanan bu çalışmada, girişimcilik noktasında kadının sağlamış olduğu katma değerinin, ilde yok olmaya yüz tutmuş değerleri korumak amacıyla yatırım gerçekleştirilen bazı sektörlerde bulunarak istihdam sağlamak, ekonomik anlamda ilerlemeyi ve gelişimi sağlamak olduğu nitelendirilmektedir.

Yeter Yargun
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sivil toplum kuruluşlarının yerel siyasetteki rolü ve etkileri: Batman ili örneğinde bir saha araştırması (2019-2024)

Türkiye'de sivil toplum kuruluşları (STK), demokrasinin gelişimi ve toplumsal katılımın artırılması açısından kritik bir role sahiptir. Ancak son yıllarda, özellikle yerel düzeyde, STK'ların siyasi partilerle olan ilişkileri ve seçim süreçlerindeki rolleri tartışma konusu olmuştur. Bu çalışma, Batman ili özelinde STK'ların yerel siyasetteki rolünü, etkilerini ve siyasi partilerle olan ilişkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca Batman ilindeki sivil toplum kuruluşlarının yerel seçimlerdeki rolünü incelemek ve bu kuruluşların siyasi partilerle olan ilişkilerini analiz etmekle birlikte STK'ların seçim süreçlerindeki etkisini, tarafsızlık durumlarını ve siyasi partilerle olan iş birliklerini değerlendirmeyi hedeflemektedir.

Abdurrahim Demirtaş
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

21. yüzyılda uluslararası ilişkiler açısından biyoterörizm ve mikrobiyolojik gelişmeler

Ulusal güvenlik stratejileri yeniden değerlendirmeye başlandıkça terör örgütleri de kendilerini geliştirmeye ve silahlarını güncellemeye devam etmektedirler. Bu silahlardan birisi de biyolojik silahlardır. Özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından dünya, bilgi paylaşımının da kolaylaşması ile bilimsel bilgide ve silah kabiliyetlerinde önemli bir artışa tanık oldu. Bilginin paylaşılması dünyayı terörize etmeyi amaçlayan bireylerin ve örgütlerin oluşturduğu tehtidi de arttırmaktadır. IŞİD (Irak İslam Şam Devleti) gibi terör örgütleri, küreselleşmenin ve bilgi paylaşımının etkilerini kötüye kullanarak küresel çapta korku yaymaya devam etmektedir. Biyolojik ajanlarla yapılacak, olası bir saldırı etkilerinin ciddiyeti göz önüne alındığında anlaşılması zor bir konudur. Bu silahlarla yapılacak saldırılar, en sıradan eylemleri(el sıkışma, ve nefes alma gibi) bile "potansiyel olarak korkunç bir ölüme yol açan zehre" dönüştürebilir. Uluslararası ilişkiler açısından biyolojik silah kullanımına ilişkin artan korku, devletleri bu tehdidi azaltmak için çeşitli stratejileri geliştirmeye zorlamıştır. Bu tezin amacı da güncel bilgiler ışığında biyolojik silah olarak kullanılabilecek mikrobiyolojik etkenlerle ilgili bilgileri derleyerek, bunların uluslararası ilişkiler açısından önemini belirtmektir.

Özcan Deveci
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin Kıbrıs meselesinin basına yansımasında''Hürriyet Gazetesi'' (1950 – 1960)

"Türkiye'nin Kıbrıs Meselesinin Basına Yansımasında Hürriyet Gazetesi (1950-1960)" adlı bu çalışmada önce, tarihsel geçmişi uzun yıllara dayanan Kıbrıs adasının demografik ve stratejik konumu incelenmiştir. Adanın 1960 yılına kadar hangi aşamalardan geçtiğini ve o dönemlerde tirajı diğer basın organlarına göre çok daha yüksek olan Hürriyet Gazetesinin dönemin koşullarında Kıbrıs meselesini ele alma biçimi gazete arşivleri esas alınarak yorumlanmıştır. Gazetenin kamuoyu oluşturmadaki etkisi bilimsel bir bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Ele aldığımız Hürriyet Gazetesinin 1 Mayıs 19488 tarihinde Sedat Simavi tarafından kurulmasıyla başlayan yayın hayatı, gazetenin daha sonra oğulları Haldun Simavi ve Erol Simavi'ye devriyle geçirdiği değişimler, yaşanan toplumsal ve siyasal gelişme ve değişmelere bağlı gazetenin yön değiştirmesi göze çarpmaktadır. Adanın siyasi ve nüfusuna yönelik durumu 1955 yılından ve Lozan'dan sonra yeni bir tartışmanın içine girmiştir. Kıbrıs'ın İngiltere tarafından tek taraflı ilhakı ve daha sonra Rumların Megali İdea düşüncesinin bir nevi devamı olarak gördüğü Enosis talebiyle vergi sorununu bahane ederek isyan çıkarmaları fitili ateşleyen tetikleyiciler olmuştur. Bu dönemden sonra Türkiye'de Demokrat Parti hükûmetinin kurulması bu meseleye yaklaşımı büyük oranda değişime uğratmıştır. Kıbrıs sorunuyla ilgili değişen politika, adanın hukuki statüsü üzerine tartışmaların alevlendirmiştir. 1950'lerin başlarında Yunanistan'ın self determinasyon talebinin BM tarafından reddedilmesi, 1955'lere doğru adada başlayan tedhiş hareketleriyle yaşanan kaos oldukça gündeme tutulmuştur. Londra Konferansı'nda görüşülmesinden sonra bir sonuca varılamaması, Türkiye'nin taksim tezi ve bu tezin ülke çapında mitinglerle desteklenerek Kıbrıs duyarlılığının had safhaya çıkarılmıştır. En sonunda 1959-1960 yılları arasında Türkiye, İngiltere, Yunanistan garantörlüğünde düzenlenen anlaşmalarla uzun ömürlü olmasa da Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulması, Hürriyet Gazetesi haber başlıklarından faydalanılarak bu perspektiften aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Kıbrıs Sorunu, Hürriyet Gazetesi

Firdevs Ulus
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Tarım odaklı köy çatışmaları: Mardin-Mazıdağı-Arıköy örneği

Ülkemizde 2000'li yıllardan itibaren gittikçe tırmanan ve toplu ölümlere yol açan tarımsal alan hakimiyetine dayalı çatışmalar yaşanmaktadır. Bu çatışmaların, yapılan haber analizlerinde günümüze yaklaştıkça hem sayısal hem de hasarları açısından gittikçe arttığı, yılın bahar-yaz dönemlerinde ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yoğunlaştığı tespit edilmiştir. Bölge, neolitik öncesi dönemde dahil önemli bir besin merkezi ve tarımın keşfinden beri de kesintisiz yerleşik yaşamın görüldüğü bir alan olması burayı önemli kılmıştır. Ayrıca Bölgedeki İran-Anadolu Uygarlıklarının kesişim noktası olması Osmanlı ve Safevi gibi merkezi devletlerin dahil hakimiyet adına feodal yerel güçlerle otorite bölüşümünün önünü açmış, bölgedeki problemlerin çözümünde feodal ve dini liderlerin etkisini kullanarak bu güçleri kurumsallaştırmıştır. Bu durum mülkiyetsiz işçi köylülüğü, feodal yönetim ve kültür anlayışının sürekliliğini sağlamıştır. Bölgedeki güçler, Burjuva Demokratik anlayışta inşa edilen değerler ve üniter devlet anlayışına sahip Türkiye Cumhuriyeti'nde dahil varlığını sürdürmeyi başarmıştır. Uygulanamayan toprak reformlarına rağmen, tarımdaki fiyat düşüklüğü ve bölgedeki Kürt milliyetçi çıkışlar Feodal güçlerin tasfiyesini önemli oranda sağlamıştır. Teknolojik yetersizlikten dolayı küçük arazilerde geçimlik tarımda hayatını ikame ettirebilen bölgedeki çiftçilik, uygulamaya konan GAP projesi ile ürün desenine göre ve doğrudan gelir desteklemesine gidilmiştir. Dönemin siyasetçileri tarafından ülkedeki neoliberal tarım politikalarının etkisi ile fiyat ve destekleme düşüklüğünden dolayı kentsel nüfusun karşısında gerileyen tarımsal üretimi arttırma projesi olarak GAP 1980'lerde hızlandırılmıştır. Bu çalışmada Türkiye'de Neoliberal politikaların, tarımsal üretim laboratuvarı olarak seçilen bölgedeki arazi çatışmalarının ve çözüm anlayışlarının ekonomi-politik dönüşümlerle bağlantısı araştırılacaktır. Bu amaçla son 21 yıldır benzer çatışmaların sürdüğü Arıköy adlı yerleşimde geçmişten günümüze yaşananları bölge bağlamında betimlemek ve yapılan literatür, gazete, mahkeme kayıtları ile olayların paralelliklerini ortaya çıkarmak hedeflenmiştir.

Ramazan Düken
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ulusal güvenlik hukuku ve stratejisi: Karşılaştırmalı bir analiz ve Türkiye örneği

Bu çalışma, Türkiye'de Ulusal Güvenlik Hukuku ve Stratejisi alanında uzmanlaşmış akademik programların kurulmasına duyulan ihtiyacı ve ulusal güvenlik kanunu oluşturma gerekliliğini vurgulamaktadır. Uluslararası hukuk, siber güvenlik, terörle mücadele ve insan hakları gibi geniş bir konu yelpazesini kapsayan ve pratik eğitime vurgu yapan kapsayıcı bir müfredatın geliştirilmesi önerilmektedir. Aynı zamanda, demokratik ve uluslararası standartlara uyumlu, ulusal çıkar ve demokrasi arasındaki dengeyi kuran bir ulusal güvenlik kanununun oluşturulması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu gereklilik, Türkiye'nin ulusal güvenlik alanındaki hukuki ve stratejik uzmanlığını uluslararası norm ve standartlara uyumlu hale getirme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Yöntem olarak, nitel karşılattırmalı analiz kullanılmıştır. Türkiye'nin mevcut durumunu ve ulusal güvenlik hukuku alanında eğitim eksikliklerini eleştirel bir şekilde değerlendirmek için belge analizi, karşılaştırmalı metin analizi ve vaka çalışmaları kullanılmıştır. Litvanya'nın AB düzenlemelerine uyumu, Türkiye'nin AB Hukukundan nasıl etkileneceğini incelemek amacıyla vaka analizi olarak seçilmiştir. Bu yöntem, sosyopolitik, ekonomik ve jeopolitik hususları entegre eden kapsayıcı bir yaklaşımın önemini vurgulamaktadır. Sonuç olarak, disiplinler arası bir eğitim yaklaşımına ve ulusal güvenlik hukuku ve stratejisi alanında uzmanlaşmış programların oluşturulmasına duyulan kritik ihtiyaç vurgulanmakta, kapsamlı bir eğitim revizyonu ve ulusal güvenlik kanununun oluşturulması için öneriler sunulmaktadır.

Mehmet Recai Uygur
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'nin bölgesel güvenlik çevresi: Uluslararası ilişkilerde "Çevre hedefleri" açısından bir inceleme

Bu tez, bir devletin yer aldığı ve politik eylemde bulunduğu çevrenin istikrarlı olmasına neden yardım ettiği sorusuna odaklanmıştır. Devletlerin dış politika eylemlerinin hedefleri temelde egemenlik hedefleri ve çevre hedefleri olarak iki kategoriye ayrılabilir. Egemenlik hedefleri, bir devletin ulaşmak ve korumak istediği birincil hedeflerdir. Çevre hedefleri ise bir devletin kendi çevresine yönelik hedefleridir. Çevre hedefleri, egemenlik hedeflerine ulaşmak için bir araç işlevi görebilir. Bunun yanı sıra çevre hedefleri bir devletin kendi çevresini istikrarlı hale getirme çabasını da yansıtır. Çevre hedefleri kavramının bu iki yönü bu sorunsalı açıklayacak kavram olarak seçilmesinin nedenidir. Çünkü bir devlet realist bir saikle egemenlik hedeflerini korumak için çevre hedeflerini geliştirmeye yönelebildiği gibi liberal bir saikle politik eylemde bulunduğu çevrede uyum, istikrar ve refah tesis etmeye de yönelebilir. Ayrıca bir devletin sahip olduğu kimlik, kültür, rol de bir devletin eylemlerinin arkasındaki motivasyonu anlama noktasında göz ardı edilemeyeceğinden, sosyal inşacı faktörler de politik eylemlerin gerekçelerini oluşturabilir. Bu tezde çevre hedefleri kavramını teorik bir zemin üzerine inşa eden bir tipoloji ortaya konulmuştur. Bu tipoloji üzerinden Türk dış politikası üç ana dönemde incelenmiş ve bu dönemdeki çevre hedefleri koruma ve geliştirme girişimleri değerlendirilmiştir. İlk iki dönemde çevre hedefleri genelde egemenlik hedefleri için bir araç niteliğindedir ve realist saikler tarafından yönlendirilmiştir. Üçüncü dönem olan Soğuk Savaş sonrası dönemde ise çevre hedeflerin biçimlendirilmesinde liberal saikler etkilidir.

Fatih Tekin
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

Türk dış politikasının kamerun üzerindeki ekonomik değerlendirilmesi

Over the past decade and counting, Ankara's footprint within Africa and including Cameroon has paid off. In 1998, Ismail Cem unveiled the "Opening Up to Africa Policy," but it failed to bear fruits because of the lack of institutional frameworks and resources. In 2005, the AKP coined a novel foreign policy document for Africa baptized "The Year of Africa," which became a new cornerstone, taking off from where 1998 failed. "Opening up to Africa" began by propping up institutional restructuring and organizing resources for the plan. In 2014, Türkiye' crafted the Africa Partnership Policy which is currently in operation via all spheres. This thesis examines the foreign policy impact of Türkiye on Cameroon, focusing on the historical epochs of Turkish-African relations. It argues that Ankara's strategic policy, "Türkiye's Opening Up to Africa," is a blueprint for catapulting Africa-Türkiye relations, particularly with Cameroon. The problem of the statement rest on the fact that despite evolved Türkiye-Africa relations due to changes in Turkish foreign policy, a succinct assessment of the economic relations between TürkiyeCameroon relations on Cameroon was lacking. The aim of the were to identify the historical roots of Turkish-African/Cameroon relations, examine the motivations of Turkish involvement in Cameroon from 2010-2022, and to assess the economic effects on Cameroon alongside the challenges Ankara faces in her relations with Cameroon. Both secondary and primary sources of data collection were utilized in terms of data collection. The theoretical yardsticks used in this work are the World Systems and Middle Power theories. The research uses a multidimensional approach, incorporating diplomatic, economic, and cultural aspects. A concluding remark is Ankara-Yaoundé's ties signifies economic gains and challenges within the CEMAC region with future potentials. Keywords: Cameroon, Economic Effects, Türkiye, Turkish Foreign Policy, Turkish- Africa.

Paul Kwachuh Tekang
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğu Akdeniz'deki enerji ihtilaflarının siyasi ve hukuki temelleri: Çözüm önerileri ve stratejik yaklaşımlar

"Doğu Akdeniz'deki Enerji İhtilaflarının Siyasi Ve Hukuki Temelleri: Çözüm Önerileri Ve Stratejik Yaklaşımlar" adlı bu tez, iki temel amaç üzerine yazılmıştır. Bu amaçlardan ilki, Doğu Akdeniz çatışmasını uluslararası ilişkiler disiplini çerçevesinde Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi özelinde incelemektir. Bu bağlamda Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Doğu Akdeniz'de izlediği politikalar ve bu politikaları hangi hukuki gerekçelere dayandırdıkları detaylandırılacak ve deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına dair uluslararası deniz hukukun ortaya koyduğu ilkeler analiz edilecektir. Tezin ikinci amacı, taraflar arasındaki Doğu Akdeniz çatışmasının çözümlenmesine katkıda bulunmaktır. Tez, üç bölüm ve sonuçtan oluşacaktır. Tezin birinci bölümünde kavramsal analiz, ikinci bölümünde politik analiz, üçüncü bölümünde hukuksal analiz yer alacaktır. Sonuç kısmında bulgular yorumlanarak çözüm önerileri sunulacaktır.

Betül Algür
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Uzay hukuku, küresel güvenlik ve uzay ajansları: Türkiye örneği

Bu tez temel olarak, "Türkiye, uzay çalışmalarında gelişim göstermek için uluslararası hukuk, güvenlik ve örgütlenme bağlamında Türkiye Uzay Ajansı (TUA) aracılığıyla nasıl bir yol izlemelidir?" sorusuna cevap vermektedir. Bu soruya cevap vermek için tezde uluslararası hukuk, güvenlik ve örgütlenme konuları uzay çalışmaları kapsamında incelenmektedir. Çünkü tezde, uzay çalışmalarının çok boyutlu olması nedeniyle bütünsel bir biçimde yürütülmesi gerektiği savunulmaktadır. Tezde, uzay çalışmalarına dair açıklamalarda bulunulurken Thomas Hobbes, Hugo Grotius ve Immanuel Kant'ın fikirleri üzerinden teorik bir çerçeve oluşturulmuştur. Bu teorik çerçeve, farklı fikirler arasında bir sentez imkanı sunan pragmatik liberalist yaklaşımdır. Tezde, Türkiye'nin uzay çalışmalarındaki durumunu tespit etmek amacıyla karşılaştırmalı yöntem kullanılmaktadır. Bu karşılaştırmada, uzay çalışmalarında önemli ölçüde gelişmiş Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'nin uzay örgütlenmesi olarak Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), bölgesel bir örgütlenme olarak Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Türkiye'nin faaliyetleri incelenmiştir. Sonuçta, Türkiye'nin uzay çalışmalarında gecikmiş olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle, tezde, Türkiye'nin uzay çalışmalarında gelişim göstermesi için önerilerde bulunulmuştur. Özetle, uzay çalışmalarında gelişim göstermek için Türkiye'nin pragmatik liberal çerçevede bütünsel bir politika sergilemesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu politikayı uyguladığı takdirde, Türkiye'nin uzay çalışmalarında üreten ve etkileyen bir ülke olabileceği sonucuna ulaşılmaktadır.

Bölgesel örgütlerDevletler hukukuMilletlerarası hukuk+6
Caner Akkaya
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kutadgu Bilig'de yöneten yönetilen ilişkisi

Yusuf Has Hacib tarafından kaleme alınan Kutadgu Bilig Türklerin İslam diniyle tanışarak yeni bir kültür dairesiyle temas kurduğu bir geçiş dönemini yansıtmaktadır. Kutadgu Bilig pek çok sosyal ve siyasal kavram ve düşünce kalıbı açısından büyük ölçüde Göktürkler döneminin devamı niteliğindedir. Bununla beraber Karahanlılar dönemiyle birlikte Türkler İslam'ı geniş kitleler halinde kabul ederek büyük ölçüde yerleşik hayata geçmiş ve farklı kültür havzalarıyla iletişime geçerek yeni imparatorluklar kurmuşlardır. Böylece yeni siyasal ve sosyal anlayışlar geliştirerek kendi özgün sosyal ve siyasal perspektiflerinde önemli ölçüde dönüşüm yaşamışlardır. Günümüz ulus devletleri varlıklarını sürdürebilmek için kendi uluslarının sosyal yapılarının derinliklerinden gelen tecrübe ve değerleri araştırmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu bağlamda Kutadgu Bilig'in muazzam imkânlar sunduğu görülmektedir. Kutadgu Bilig; günümüz modern devletlerinin sahip olması gereken hukukun üstünlüğü, devlet ve toplumun birbirlerine karşı sorumlulukları, insan haklarına dayalı devlet anlayışı, ulus bilincinin güçlenmesi, sosyal devlet anlayışı, refahın adil paylaşımı, din-devlet ilişkisinin niteliği, devlet ve toplum hayatı açısından akıl ve bilginin önemi, sosyal hayatın düzenlenmesi gibi pek çok konuda topluma yön gösterebilecek özelliklere sahiptir. Bu çalışmada öncelikle kültür ve siyasal kültür kavramları ele alınarak bunların toplum ve devlet hayatı açısından neye tekabül ettikleri tartışılmış ve Türk siyasal kültürünün kökenlerine değinilmiştir. Çalışmanın ana bölümlerinde ise Karahanlılar dönemi ve Kutadgu Bilig çalışmaları ele alınmış ve Kutadgu Bilig'in siyasal anlayışı ortaya konulmuştur

Muhammet Gök
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

ABD grand stratejisi: Tarihsel gelişimi ve Ortadoğu ile Türkiye'ye etkisi

Grand strateji her güç unsurunu hesaba katan, gerçekçi ve uzun vadeli planlar bütünüdür. ABD kuruluşu itibariyle grand stratejileriyle uluslararası sistemi etkilemiştir. Yansızlık grand stratejisinin (1776-1948) ticareti öncelikleyen bakış açısıyla ABD, Akdeniz üzerinden Ortadoğu'yla ilişki geliştirmiştir. Yansızlık grand stratejisinin askeri ve siyasi bağlar kurmayı reddeden yaklaşımı, II. Dünya Savaşı sonrasında terk edilmiş ve SSCB'ye karşı hakimiyet mücadelesi başlamıştır. Bu mücadelede ABD, üstünlük grand stratejisiyle (1948-2007) SSCB'yi rekabetçi politikalardan vazgeçirerek başarılı olmuştur. 2007 sonrasında ise Çin'i düşman olarak kabul eden uzaktan dengeleme grand stratejisi devreye girmiştir. Hint-Pasifik bölgesinde politikalarını yoğunlaştıran ABD, Ortadoğu'da İsrail ve Körfez arasında uyumun sağlandığı bir düzen arayışı içerisindedir. ABD yeni grand stratejisi çerçevesinde Türkiye'yi model ortak olarak kabul etmiş ancak iki ülke arasındaki uyum 2014 itibariyle kaybolmaya başlamıştır. Bu çalışmada ise ABD'nin kuruluşu itibariyle dış politikasına yön veren grand stratejisi ve Türkiye ile Ortadoğu üzerine etkileri vakalar üzerinden incelenmiştir.

Amerika Birleşik DevletleriAmerikan siyasi inançlarıAmerikan tarihi+6
Mehmet Çağatay Abuşoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

1990'lı yıllarda kadın hareketi ve kamusal alan tartışmaları: Pazartesi dergisi

Kamusal alan, farklı kimliklerin çıkar çatışmalarına sahne olan siyaset mekânıdır. Farklı kimliklere yer verdiği kadar parçalı ve farklı kimliklerin ortak çıkarlarda birleştiği kadar güçlüdür. Feminist siyaset kamusal alanda farklılıkları korurken kadınların ortak feminist politika üretimini sağlamaya çalışır. Bu çalışmanın amacı kamusal alan tartışmaları bağlamında kadınlar arası farklılıkları yok saymadan ortak feminist politika üretebilmenin imkânını aramaktır. Buna uygun olarak 1990'lı yıllarda feminist kadınlar tarafından çıkarılan Pazartesi Dergisi'nin sayıları incelenmiştir. Feminist siyaset üretebilmek için kadınların ortak çıkarlarına vurgu yapmanın gerekli olduğunu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kamusal Alan, Feminizm, 1990'lı Yıllarda Kadın Hareketi, Pazartesi Dergisi

Damla Bali
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Amerikan milliyetçiliğindeki temel parametreler: Bir dönüm noktası olarak 11 Eylül

Bu çalışmanın amacı, 11 Eylül saldırılarının Amerikan milliyetçiliğinde ulusal ve kültürel bir travmaya sebep olan bir dönüm noktası olduğunu milliyetçilik teorileri perspektifinden açıklamaktır. Etnik temellerle ilişkili olduğu düşünülen etnosembolcü milliyetçilik teorileri, Amerika Birleşik Devletleri gibi çok kültürlü yapıda olan devletleri vatanseverlik veya sivil milliyetçilik kavramları üzerinden açıklamaktadır. Modern yaklaşımlarda ise milliyetçilikler hayali birer cemaat olarak, yeni yaklaşımlardan biri olan banal milliyetçiliklerde ise günlük hayata yerleşmiş ikonlar olarak ele alınmaktadır. Bu çalışmada Amerikan milliyetçiliğinin tarihsel süreci, temel parametreleri, ulusal sembolleri ve kamusal yansıması gibi birçok unsuru farklı teoriler üzerinden karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Geç dönemde kurulmuş bir ulus devlet olan Amerika'nın 11 Eylül saldırısından sonra ulusal kimliğine zarar veren "öteki" ve düşman üzerinden bir milliyetçi paradigma oluşturulmuştur. Bu bağlamdan hareketle uzun dönem iç ve dış politika kararlarının, kamu ve eğitim politikalarının ders kitapları, siyasilerin söylemleri ve ulusal anketler, ikonlar ve medya üzerinden nasıl inşa edildiği nicel ve nitel veriler kullanılarak ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: 11 Eylül, Amerikan Milliyetçiliği, İkonografi, Kültürel Travma, Ulusal Kimlik

11 Eylül 2001 olayıAmerika Birleşik DevletleriMilli kimlik+4
Meryem Toprak
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Narendra Modi dönemi Hindistan dış politikasının yakın çevreye etkisi

Bu çalışma, mevcut Baharatiya Janata Parti (BJP) hükümetinin Hindistan'ın dış politikasına ilişkin amaçları, önceki hükümetlerden farklı olan girişimleri ve bu girişimlerin sonuçlarını vurgulamaktadır. Narendra Modi liderliğindeki yönetim, Doğu'ya Hareket Et, Önce Komşuluk politikası gibi atılımlarla Hindistan'ın bölgede önemli bir güç olarak tanınmasını sağlamak; çok kutuplu dünya düzenini gerçekleştirmek amacıyla stratejik özerklik kavramı çerçevesinde Hindistan'ın uluslararası ve bölgesel çıkarlarının korunmasında önemli olan devletlerle kazan-kazana dayalı ilişkiler sürdürmek ve yumuşak gücü etkin bir şekilde kullanırken Hindutva ideolojisi çerçevesinde terörizme karşı sert bir tutum takınarak maddi güce vurgu yapmayı Hindistan'ın dış politika önceliği olarak belirlemiştir. Dolayısıyla çalışmada liderlik tarzı ve kişiliği üzerinden, yürütülen dış politikanın mevcut sonuçlarının Hindistan yakın çevresine ve uluslararası ilişkiler bağlamındaki etkisine odaklanılmaktadır.

HindistanKomşuluk politikasıModi, Narendra Damodardas+2
Yusra Toprak
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Aleksandr Karatodori Paşa'nın Hariciye Nazırlığı ve Osmanlı dış politikası

Bu tez, on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde Aleksandr Karatodori Paşa'nın Hariciye Nazırlığı döneminde Osmanlı Devleti'nin dış politikasını incelemektedir. Çalışma, realist teorinin güç dengesi paradigması ile örtüştüğü iddiası ile ele alınmaktadır. Avrupa Devletler Sistemi 1815 yılında yapılan Viyana Kongresi ile istikrar amacı ile yeniden inşa edilmiştir. Amaç, Avrupada Napoleon'un sebep olduğu tahribata izin vermemektir. Bu statükonun muhafazası için Osmanlı Devleti'nin sahip olduğu jeostratejik konum son derece önemlidir. Çalışmada, 19. yüzyılda Osmanlı Devleti ile Avrupalı devletler arasında diplomatik, askeri ve siyasal ilişkiler yoğun yaşandığından bütüncül bir perpektifle etkileşimlere yer verilmektedir. Aleksandr Karatodori'nin hariciye nazırlığı yaptığı 1878-1879 yılları çalışmanın kapsamını belirlemektedir. Tezde, birincil ve ikincil kaynaklar kullanılarak, realist teorinin güç dengesi paradigmasıyla Osmanlı Devleti'nin uluslararası sistemdeki yeri Aleksandr Karatodori Paşa'nın bürokrasideki yeri ile ilişkilendirilmektedir. Çalışmada, Aleksandr Karatodori'nin Rum bir Osmanlı devlet adamı olmasından kaynaklı Osmanlı Devleti'nin gayrimüslimlere yönelik politikalarına (millet sistemi-Osmanlıcılık) yer verilmektedir. Bununla birlikte II. Abdülhamid döneminin diplomasi anlayışı ve dış politik münasebetler ele alınmaktadır.

Aleksandır Karatodori PaşaHariciye NezaretiOsmanlı Devleti+4
Hatice Demir
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş adalet tartışmalarında ortak iyinin imkânı

John Rawls'un Bir Adalet Teorisi adlı eseri ile yeniden canlandırdığı adalet tartışmalarında geniş bir literatürün doğmasına neden olmuştur. Adaletin temelleri, refahın yeniden dağıtımı, özgürlük ve adalet ilişkisi, kimin neyi hak ettiği gibi adaleti farklı perspektiflerden ele alan görüşler neticesinde ortaya çıkan bu literatür üç kolda gelişmiştir. Bu çalışmanın odak noktası ise 1980'lerde komüniteryenlerin eleştirileri ile gelişen iyinin ve hakkın önceliği üzerine yapılan adalet tartışmasıdır. İyinin ve hakkın önceliği hakkındaki ihtilaf iki ayrı düzlemde incelenecektir. Tartışmanın ontolojik boyutunda amaçlarına öncel birey tasavvuru, kimliğin oluşumu ve mahiyeti konularını tartışılacak ve deontolojik bireyin imkânsızlığına değinilecektir. Sosyolojik düzlemde devletin tarafsızlığı konusu ele alınacak ve adaleti sağlamada gerekli koşulları ne kadar taşıdığı sorunsallaştırılacaktır. Çalışmanın araştırma konusu çağdaş adalet tartışmaları bağlamında, kamusal akıl çerçevesi içindeki tarafsız devlet düşüncesinin ortak iyi idealine ne derece imkan sunabileceği hakkındadır. Bu çalışma ortak iyi idealinin gerçekleştirilebilmesi açısından tarafsız devlet düşüncesinin çok sınırlı bir alana sahip olduğu iddiasını taşır ve adalet hakkındaki tartışmalarımızın ahlaki motivasyonlarımızı içermek durumunda olduğunu iddia eder. Adalet tartışmalarımıza hâkim olan ortak ölçülemezlik karşısında kamusal aklın sınırlılıklarına işaret ederek ihtilaflarımızın ahlaki temellerini dışlamanın toplumsal adaleti tesis etmede yeterli koşulları sağlamayacağını savunulmaktadır. Bu çalışma ile birlikte ahlaki motivasyonlarımızı da kapsayan müzakereler şeklinde gerçekleştireceğimiz adalet tartışmalarımızda, ortak iyinin daha geniş imkân bulabileceği iddia edilmektedir.

AdaletRawls, JohnSiyaset+3
Derya Yoldaş
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İran dış siyasetinde nüfuz bölgeleri: Ekonomi politik ve jeopolitik faktörler

Bu tez çalışması, İran İslam Cumhuriyeti'nin nüfuz sahası olarak varsayılan ve örnek olarak seçilen 5 ülke üzerindeki siyasi, askeri ve ekonomik faaliyetlerinin jeopolitik ve ekonomi politik yönden karşılaştırmalı analizi sonucunda, bu sahalardan ne denli bir çıkar elde ettiği ve bu çıkarın jeopolitik mi yoksa ekonomik politik mi olduğu varsayımına dayanmaktadır. İran'ın, Lübnan, Suriye, Yemen, Afganistan ve Irak sahalarındaki faaliyetlerinden ne denli ve hangi türden bir çıkar elde ettiği sorusunun cevaplanmasıyla birlikte, teokratik rejimin, bu dış politika tercihinin arkasındaki temel motivasyonun ne olduğuna yönelik bir soruşturma yürütülerek, "rantiye devlet" ve "mezhepçi devlet" başlıklı iki devlet modeli üzerinden sonuca varılması planlanmaktadır. Bu bağlamda, jeopolitik ve ekonomi politik faktörler üzerinden bütüncül ve karşılaştırmalı bir analizle İran'ın örnek olarak seçilen nüfuz sahalarındaki politik ve askeri faaliyetlerinden günün sonunda ne denli bir çıkar elde ettiğini tespit etmek ve "rantiye devlet" ve "mezhepçi devlet" başlıklı iki farklı yaklaşım üzerinden bu dış politika tercihinin arkasındaki temel motivasyonun ne olduğunu açıklayarak bilimsel bulgulara ulaşmak amaçlanmaktadır. Bu çerçevede çalışmanın ana araştırma sorusu şu şekilde ifade edilebilir: 1. Jeopolitik ve ekonomik politik verilerin karşılaştırmalı analizi sonucunda İran'ın nüfuz sahası olarak varsayılan ve tez çalışmasında örnek olarak seçilen ülkelerden ne denli bir çıkar elde ettiği ve bu çıkarın jeopolitik mi yoksa ekonomi politik mi olduğunu açıklamak. 2. "Rantiye devlet" ve "mezhepçi devlet" modelleri üzerinden İran'ın bu denli müdahaleci ve masraflı dış politika tercih ve eylemlerinin arkasındaki temel motivasyonun ne olduğunu açıklamak. Araştırma soruları, farklı yazarların dış politikayı etkileyen faktörler üzerine analizlerinden yola çıkılarak İran dış politikasını etkileyen iç ve dış faktörler tablosunun ortaya konulması, "nüfuz" kavramı üzerine bir değerlendirme yapılarak, bunun İran dış politikasındaki yansımalarının tek tek ve örnek ülkeler üzerinde ele alınması ve son olarak da "rantiye devlet" ve "mezhepçi devlet" modellerinin dış politikaya yansımalarının İran üzerinden karşılaştırmalı bir şekilde analiz edilmesiyle cevaplandırılacaktır. Anahtar Kelimeler: İran, Dış Politika, Nüfuz, Jeopolitik, Ekonomi Politik, Rantiye Devlet, Mezhepçi Devlet

Ekonomi politikalarıJeopolitikJeopolitik konum+5
Anar Aliyev
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kamusal akıl ve din: Rawls'un kamusal akıl kavramı üzerine eleştirel bir tartışma

Rawls siyasal anlayışının en önemli kavramlarından biri olan kamusal akıl kavramını seküler temelde kurgulamıştır. Kamusal akıl, hem Rawls'un siyasal anlayışıyla bağlantılı olarak hem de dinî argümanları dışlaması bakımından sekülerdir. Rawls kavramın ilk halinde dinî argümanları, üzerlerinde uzlaşılamayacak doktrinlerden biri olarak gördüğü için kamusal akıldan dışlar. Kavramın son halinde ise, dinî argümanları, kamusal gerekçelerle desteklenmek şartıyla kamusal akla dahil eder. Kavramın bu seküler yapısı birçok sorun ihtiva etmekle birlikte, bu çalışmada iki sorun üzerinde duruluyor: Temsil sorunu ve dine karşı önyargılı yaklaşım. Ayrıca kamusal akıl kavramının yarattığı bu sorunların Rawls'un makul çoğulculuk olgusuyla çeliştiği iddia ediliyor. Kamusal akıl kavramının bu sorunları, ilgili literatüre sıkça başvurularak tartışılıyor.

DinKamusal akılRawls, John+3
Muhammed Asım Öncel
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Akdeniz'deki enerji keşiflerinin kıyıdaş ülkelerin uluslararası ilişkileri üzerine etkisi

Doğu Akdeniz gibi tarihi ve jeopolitik açıdan önemli bir coğrafyanın önemi, yapılan enerji keşifleri ile daha da artmıştır. Günümüzde bölge kıyıdaş ülkelerin enerji kaynakları üzerinde hâkimiyet kurma mücadelesine sahne olmaktadır. Deniz yetki alanlarının belirlenmesine yönelik yaşanan anlaşmazlıkların yanı sıra diğer kıyıdaş ülkelerin rızası gözetilmeden yapılan sınırlandırma anlaşmaları ve keşfedilen hidrokarbon enerji kaynaklarının transferinde kullanılacak muhtemel rotaların belirlenmesi konusunda ortaya çıkan ihtilaflar bu anlaşmazlıkları ve mücadeleleri daha da derinleştirmektedir. Böylesi bir ortamda enerji, kimi ülkeler arasında birleştirici rolü ile ön plana çıkarken, kimileri arasında ise çatışma veya anlaşmazlıklar ile ön plana çıkmaktadır. Kıyıdaş ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların doğmasına neden olan bu ortamda, bir tarafta KKTC gibi tüketici ve Türkiye gibi hem tüketici hem de transit ülkeler yer almaktadır. Diğer tarafta ise Yunanistan gibi hem tüketici hem de transit bir ülkenin yanı sıra Mısır, İsrail ve GKRY gibi üretici ülkeler yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı Doğu Akdeniz'de yapılan enerji keşifleri sonrasında bölgede yaşanan gelişmelere enerji güvenliği ve neorealizm ilişkisi üzerinden bir açıklama getirebilmektir.

Doğal gazDoğu Akdeniz bölgesiEnerji+7
Ramazan Tapan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Liberal İslam yaklaşımının eleştirel bir değerlendirilmesi

Bu çalışmada, liberal İslam düşüncesinin temel kavram ve argümanları irdelenmiş ve bu iddialar etrafında şekillenen bir siyasal yaklaşımın sınırları, imkânı ve kısıtlamaları değerlendirilmiştir. Böyle bir düşünüşün, siyasal liberalizm şeklinde Müslümanlar için özgürlük, adalet, eşitlik gibi temel değerleri gerçekleştireceği iddiasına karşın, nasıl kapsamlı liberalizme dönüşerek dini ve dini özneleri disipline ettiği, denetlediği ve dönüştürdüğü gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde, farklı liberal İslam kavramsallaştırmaları ele alınmış ve bu kavramsallaştırmalara içkin sorunlar ortaya koyulduktan sonra yeni bir kavramsallaştırma önerilmiştir. İkinci bölümde ise liberal İslam yaklaşımı kapsamında, Endonezya'dan Liberal İslam Ağı (Jaringan İslam Liberal/Liberal İslam Network) düşünürleri, Sudanlı düşünür Abdullahi An-Naim ve siyaset bilimci Nader Hashemi'nin düşünceleri ele alınmıştır. Bu düşünürlerin, İslam ve liberalizm ilişkisinde seküler liberal demokrasi anlayışını temellendirirken hangi argümanlara ve önermelere başvurdukları serimlenerek çeşitli başlıklar altında incelenmiştir. Çalışmamızın son bölümünde de bu düşünürlerin siyasal liberalizm kapsamında ortaya koymuş oldukları liberal anlayış değerlendirilirken, bu anlayış çerçevesinde inşa edilen liberalizmin nasıl kapsamlı liberalizme dönüştüğü ve bu dönüşümün yol açtığı sorunlar tartışılmıştır. Bunlara ek olarak, bu çalışmada düşünürlerin siyasal etrafında şekillenen bakış açılarına yönelik eleştirilere de yer verilmiştir. Bu eleştiriler, siyasal olanın mahiyetine yönelik farklı bakış açısına sahip olan Carl Schmitt, Ernesto Laclau, Chantal Mouffe, Marcel Gauchet ve Jacques Rancier'in siyaset ve siyasal arasındaki yapmış oldukları ayrım temelinde gerçekleştirilmiştir. Siyasalın mahiyeti ile siyasal ve siyaset arasındaki ayrımın ortaya konulmasının ve vurgulanmasının arkasında yatan gerekçe, Müslümanların siyasetin olumsallığı ve siyasal olanın kurucu mahiyetini idrak etmesini sağlayarak, siyasal düşünüşün ufkunu siyasal liberalizmle sınırlandırmalarının önüne geçmektir. Siyasal olanın kurucu rolüne yapılan bu vurgu, her zaman alternatif bir siyasal düşünüşe imkân sağlamaktadır.

Demokratik vatandaşlıkDin-siyaset ilişkileriLiberalizm+3
Mücahid Gürbüz
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Dilsel ve mimari düşüncenin siyasal söyleme dönüşümü

Bu tez mimarinin bir söylem olduğunu, dilin kendi iç mimarisinin katılaşmış bir şekli olarak doğduğunu ifade etmek amacıyla yola çıkmaktadır. Kanımızca dil, insanlık tarihinde ortaya çıkarken, onunla birlikte bilgi sistemleri de belirmiştir. Zira bir bilgi sistemi olmadan dilin hayvani iletişim sistemi olmaktan çıkarak, oluşabilmesi mümkün değildir. İnsanlık meydana getirmiş olduğu medenî ve kültürel değerleri dil/bilgi sistemi ile ortaya çıkarmıştır. Şu halde insan yaratısının eriştiği her noktada bir dil/bilgi siteminin mevcudiyeti vardır. İletişim olgusu dil/bilgi sisteminin iç ilişkilerinin diyalektik zorunluluğu olarak ortaya çıkar. İnsanın yarattığı her şey dil içinde ve dilin yapısına paralel olarak yaratılmıştır. İnsanın dil içinde kullandığını bildiğimiz en erken bilgi sistemlerinden birisi de kutsallık alanıdır. Dolayısıyla ilk çatışma ve işbirliğine dair çözümler bu bilgi sistemi içinde oluştuğunu varsayabiliriz. Kutsallık alanının bu anlamda dünyanın ilk siyasal söyleminin de kaynağını teşkil etmiş olduğunu söyleyebiliriz. Bu kaynağın kendini siyasal dil ve söylem biçiminde ifadesi ilk olarak mezhepler iledir. Ancak zaman içinde bağımsızlaşan ve giderek anlamları tek tipleşmiş seri metaforlar halinde donduran siyasi söylem orijinal metaforların sembollere dönüşmesine yol açmıştır. O nedenle siyasi söylem kendisini kutsal alanın alternatifi olarak ortaya koyar. Kendi gücünü belirgin hale getirmek için dilin içindeki mimariyi dışa vurarak otoritesini belirginleştirir. Bu bakımdan, dünyanın ilk mimari eserleri tapınma yapıları olmuştur. Bütün tapınma yapıları toplumda egemen olan gücün kendisini ifadesi olarak düşünülse gerektir. Dolayısıyla bütün mimari ürünler, tıpkı sözel metinlerin olduğu gibi, siyasal söylemin dışa vurumlarıdırlar. Buna salt barınak olmak amacıyla yapıldığı düşünülen halk konutları da dâhildir. Dolayısıyla, herhangi bir mimari yapıtı dilsel siyasal bir metin haline getirmek ya da herhangi bir dilsel siyasal metni mimari olarak inşa etmek mümkündür. Dünyanın bütün kültürlerinde en vernakülerinden en anıtsalına mimari ürünler siyasal söylemin, insan zihninin en genel geçer, basmakalıp ve her şeyi domine eden söylemsel oluşumunun, tektonik olarak inşa edilmiş ifadeleridir. Günümüzde dilden hareketle oluşturulmuş, gerçekte sanal olduğu halde tasarım ve imalat marifetiyle maddesel bir varlık ve kimlik de kazandırılmış olan beşerî çevre giderek bilgisayar programları çerçevesinde yeni bir tasarım halinde oluşturulmaya başlanmıştır. Bu yeni oluşumun getireceği yeni söylem ve kurgunun hangi noktaya varacağı çok belli olmamakla birlikte, yeni bir dilsel ve muhtemelen dilsel/kutsal bir yapı önermesi ile oturuşacak ve yeni bir dil/bilgi dizgesi, muhtemelen yeni siyasal söylem parametrelerinin gelişmesine yol açacaktır. Bu tez çalışmasını yapmaktan muradım, dil ve mimari parametrelerinin verilerini kullanarak bu dönüşümün hangi doğrultuda gerçekleşebileceğini, örnek vakaları da inceleyerek kestirmeye çalışmaktır.

Dil felsefesiDil kullanımıDilsel ögeler+4
Ali H. Günvar
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İptal kültürü: Sosyal medya içerisinde ifade özgürlüğü ve toplumsal hesap verebilirliğe dair bir tartışma

Son birkaç yılda, bir kişinin iptal edilebileceği fikri — daha basit bir ifadeyle, kültürel olarak sosyal, ekonomik, politik platformlardan veya kariyerden bloke edilebilir — sosyal ve politik olarak kutuplaştırıcı bir tartışma konusu haline geldi. Bu alenen boykot etme ve sorumluluk çağrısı eylemi, çoğunlukla geleneksel adalet sistemlerinin çalışmadığı liberal demokrasilerde bulunan sosyal medya aracılığıyla yoğun bir şekilde desteklendi. Birçok insan için bu süreç, sosyal adaletin önemli bir aracı haline geldi — toplumda sıklıkla var olan bazı devasa güç dengesizlikleriyle toplu eylem yoluyla mücadele etmenin bir yolu. Bazı insanlar bu eğilimi, konuşma ve açık tartışma özgürlüğünü kısıtlamayı amaçlayan politik olarak ilerici bir sosyal medya tarafından desteklenen bir düşünce polisi olarak adlandırdı. Tezim, son zamanlarda sosyal medyada egemen olan tartışmaların çoğunun anlamını kavramak için bu yeni eğilimin izini sürüyor. İptalin nasıl ortaya çıktığı, gerçekte kimin iptal ettiği ve bunun gerçekten sosyal adaleti teşvik etme girişimi mi yoksa ifade özgürlüğünü kısıtlayan hesaplı bir çaba mı olduğu sorusuyla ilgilenir. İptal etmenin, herhangi bir şeyi boykot etme yetkisine sahip herkes tarafından kullanılan bir araç olduğunu savunur. İfade özgürlüğünü sınırlamak için solcu bir girişim olduğu iddialarına rağmen, siyasi sağın, lobi gruplarının ve otoriter rejimlerin boykot yöntemini nasıl kullandığını gösterir. Tezim, toplumların kutuplaşması üzerindeki etkisini ortaya koyarak boykot kültürü etrafındaki tartışmanın kapsamını genişletiyor. Bu eğilimin, otoriter rejimlerin dış politikayı etkilemesini ve popülist liderlerin artan kutuplaşmayı iktidara gelmek için kullanma konusunda daha büyük bir kavrayışa sahip olmalarını nasıl sağladığını tartışır. Birçok toplumda artan kutuplaşma nedeniyle önemi son zamanlarda görülen bir konunun daha geniş bir şekilde anlaşılmasını amaçlayan tezde ikincil veriler kullanılmıştır. Makale, sözde boykot kültürünün dinamikleri, ifade özgürlüğü, açık tartışma ve sosyal kimliklerin sosyal medyada sergilenen sosyal davranışlarımız üzerindeki etkisi etrafında içerik analizini kapsamlı bir şekilde kullandı. Bu veri toplama yöntemi, hipotez sorularımı yanıtlamamı sağladı. Analizimde, iptal kültürü veya boykot kültürü olarak adlandırılan şeyin toplumları giderek daha fazla kutuplaştırdığını ve popülist siyasete güç verdiğini öğrendim. Araştırma boyunca, herkesin iptal ettiğini ve bu boykot kültürünün mutlaka ilerici bir sol siyasi mesele olmadığını buldum. Siyasi haklar iptal eder, otoriter rejimler iptal eder ve hatta lobi grupları iptal eder. Boykot olarak adlandırdıkları terim farklı olabilir ancak süreç genellikle bu grubun netizenlerinin bir iptal eylemi için baskı yapmak için toplandığı sosyal medyayı oynuyor.

Hesap verebilirlikSiyasi kutuplaşmaSosyal medya+4
Ahmednoor Mohamud
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Mülteci rejiminin "Entegrasyon" ve "Yönetim" paradigmaları açılarından değerlendirilmesi

Bu araştırma, mülteci rejimindeki yeni paradigmayı incelerken, neoliberalizmin, sermaye ve emek arasındaki ilişkiyi düzenlemek amacı çerçevesinde, mültecilerin entegrasyonuna mı yoksa yönetimine mi odaklandığını değerlendirmektedir. Nitel bir analiz sonucunda, rejimin paradigmasının, mültecileri filtreleyen, mültecilerin sayılarını ve kendilerine sağlanan korumanın niteliğini azaltan, mültecileri sınırlama ve mülteci akışlarını önleme stratejilerine dayandığı sonucuna varılmaktadır. Bu tez, Küresel Kuzey'in, mültecilik durumunu çözmeyi amaçlamadığını, bunun yerine, mültecileri düzensiz hale getirmek, mültecileri marjinalleştirmek ve mültecilerin oluşturduğu bu fazla nüfusu yerel ekonomilere entegre edecek şekilde bürokratik kategorilere ayırarak, sahne arkası kapitalizmde kullanmaya odaklandığını göstermektedir. Mülteciler, yerel iş gücünün istikrara kavuşturulmasına yardımcı olabilecek bir ucuz iş gücü havuzu olarak kullanılmakta ve Küresel Güney'in kıt iş gücü piyasasında birbirleriyle rekabet etmek durumunda bırakılmaktadır. Mülteciler, kamplar ve şehirler gibi biyopolitik alanlarda, kendilerine yatırım yapmaları ve insan olarak değerlerini sergilemeleri gereken ayaklı sermayeler olarak algılanmakta ve öznelliklerini inşa etmek için girişimci aktörler -homo economicus- olarak kabul edilerek yönetilmektedir.

BütünleşmeGöçmenlerMülteciler+1
Melisa Gjıka
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ekonomi politikalarının benzeştiği dönemlerde siyasi aktörlerin ayrışması: 1987 ve 2002 Türkiye genel seçimleri

1980'li yıllardan itibaren içinde yaşadığımız dünya, tamamının etkilendiği siyasi, ekonomik ve teknolojik gelişmelere sahne olmuştur. Çift kutuplu sistem son bulmuş; Keynesyen politikalar itibarını kaybetmiş ve neoliberal ideoloji hakim konuma gelmiştir. Küreselleşme olarak da adlandırılan süreç bireysel, toplumsal ve uluslararası bağlamda gerçekleşen tüm ilişkileri değiştirmiştir. Neoliberalizmin alternatifsiz kabul edildiği küresel bir yapı içinde bulunan devletler artık yeni problemlerle karşı karşıyadır. Uluslarüstü kurumların etkinliğini devletler üzerinde gittikçe arttırıyor olması karşılaşılan bu problemlere karşı devletlerin hareket kabiliyeti kısıtlanmaktadır. Bu gelişmeler ışığında siyaset yapma biçimleri değişime uğramıştır. Ekonomi politikalarında birbirinden farklı yönler çizemeyen siyasi partilerin varlığı söz konusudur. Küreselleşmiş bir dünyanın ürünü olan çağdaş kampanya teknikleri ile birlikte artık yeni ve medya merkezli bir siyaset tarzı hakimdir. Tüm bunlardan hareketle, bu tezin amacı ekonomi politikalarında benzerlik gösteren siyasi partilerin seçim kampanyalarında birbirinden nasıl ayrıştığını ortaya koymaktır. Kompleksleşen sosyal yapıyla ortaya çıkan gruplar sonucu kimlik siyasetinin önünün açıldığı görülmektedir. Medya merkezli bir seçim kampanyası, liderlik vasfı gibi olguları ve kişiselleştirmeyi ön plana çıkarmaktadır. Siyasi liderlerin medya organları aracılığıyla seçmenlerin tümüne hitap edebildiği alanların varlığı siyasi partilerin herkesi kucaklayan ve birbirinden farklı hatta kimi zaman birbiriyle çelişen ideolojik kimliklerin tamamını kapsamaya çalışan söylemler üretmesine neden olmaktadır. Bu etkenlerin yanı sıra karşılaşılan ekonomik krizlerle birlikte politikacılara karşı gelişen güvensizlik duygusu artmakta; seçim kampanyalarında temiz siyaset vurgusu temel konulardan biri haline gelmektedir. Siyasette ahlaki ve etik vurgular çoğalmaktadır. Bu vurguların çoğalması dışlayıcı ve birbirlerini illegalize eden bir siyaset tarzına sebep olmaktadır. Bu amaç doğrultusunda literatür taraması yapılarak kuramsal çerçeve oluşturulacaktır. Elde edilen bulgular ışığında, 1987 ve 2002 Türkiye Genel Seçimi öncesi siyasi partilerin gerçekleştirdiği seçim kampanyaları gazete arşivleri taranarak incelenecektir.

Ekonomi politikalarıGenel seçimlerKüreselleşme+7
Zeynep Burçe Ergül
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Almanya'daki Türkiye kökenlilerin Suriyeli göçmenlere yaklaşımı üzerine bir inceleme

Bu çalışma, Almanya'daki Türkiye kökenlilerin Suriyelilere yaklaşımlarını incelemektedir. Çalışma özelde kimlikle ilgili faktörlerin (etnik, dini, mezhepsel, göçmenlik gibi), maddi kaynakların (iş imkanları, sosyal prestij, sosyal yardımlar gibi) dağılımındaki rekabetin, grupların beklentilerinin karşılanamaması durumunda oluşan siyasi hoşnutsuzlukların iç savaş sonrası ülkelerinden Almanya'ya sığınan Suriyelilere bakış açılarını nasıl etkilediğini incelemektedir. Farklı kuramsal yaklaşımların bu meseleyi açıklama konusundaki yeterlilikleri nitel yöntemler kullanılarak irdelenmiştir. Çalışma, Berlin ve Köln'de 75 Türkiye kökenli ile 2018 yılının Kasım ve Aralık, 2019 yılının Mayıs aylarında yüz yüze görüşmeler yöntemiyle yapılmıştır. Araştırmaya göre Türkiye kökenlilerin Suriyelilere bakışında en etkili açıklama çerçevesini Rasyonel Tercih Kuramı oluşturmaktadır. Buna göre yeni gelen göçmenler Türkiye kökenliler için kendi maddi çıkarlarını olumsuz etkileyebileceği neticeler üretiyorsa bakış açılarında olumsuz yaklaşma eğilimi artmaktadır. Dini ve göçmenlik temelli ortak grup kimlikleri Suriyelilere yönelik bakış açısını olumlu şekilde etkilemektedir. Etnik kimlik temelindeki farklılıkların ise Suriyelilere yaklaşımda olumsuz etkileri olduğu tespit edilmiştir. Çalışma Müslüman olmasına karşın Müslümanlıktan kaynaklanan dini grup kimliği güçlü olmayanların Suriyelilere bakışının olumsuz etkilediğini tespit etmiştir. Araştırma, Almanya'da görece yoksun hissedenlerin siyasi hoşnutsuzluklarının Suriyelilerin göçüyle arttığını gözlemlemiştir. Bu çalışmanın özgün bulgularından bir diğeri, göçmenlere bakışta yaygın kullanılmayan Siyasi Hoşnutsuzluklar Kuramının Türkiye kökenliler arasındaki yaklaşımlardaki farklılıklarını açıklama kapasitesidir. İltica göçmenleri, Suriyelilere ve diğer zorunlu göçmenlere sunulan imkânları yetersiz bularak eleştirmektedir. Emek göçmenleri ise Suriyelilere sunulan imkânların yeterli olduğunu düşünmekte ve kendileri yerine Suriyelilerin pozisyonlarının güçlendirildiğine inanmaktadırlar. Suriyelilere nötr bakan beyaz yaka göçmenler açısından ise grup aidiyeti temelli farklılıkların ve siyasi hoşnutsuzluklar yaklaşımının açıklayıcılığının sınırlı kaldığı görülmüştür.

AlmanyaDış TürklerGöçmenler+7
Sezen Ceceli Köse
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00