
61
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Hizmet yönetiminde bulut CBS uygulamaları: Eskişehir alt yapı hizmetleri örneklemi
Türkiye'de altyapı yapılaşmaları, çoğu üstyapı projesinde olduğu gibi plansız ve çarpık bir şekilde inşa edilmektedir. Ancak tüm çalışma yerin altında olduğu için çalışmalar, çoğu zaman üstyapılar kadar dikkat çekmemektedir. Sağlanan en iyi hizmet de, en kötü hizmet de yerin altında olduğundan dolayı hizmetteki eksik noktalar bir problem meydana gelinceye kadar gizli kalır. Gelişigüzel ve yerinde projelendirilen altyapı tesislerinin inşası sırasında aynı mahalde bulunan başka kurumlara ait tesisata zarar verilebilmekte ve bu zarar önemli ölçüde hizmet aksamasına yol açabilmektedir. Doğal gaz hatlarının yaygınlaşmasıyla bu olumsuz tablo iyi yönde bir gelişme göstermiştir ancak üretilen haritalar henüz tüm altyapı şirketleriyle ortak şekilde paylaşılmamaktadır. Arazide inşa sırasında, daha önceki yapım sürecinde orada bulunan ve önceki tesisatın yerini bilen şahsın hafızasına güvenilmektedir. Fakat söz konusu şahsa ulaşılamadığı durumlarda gelişigüzel tesisat konumlandırması yapılmaktadır. Günümüzde bu yöntem benimsenmiş olsa da uzun vadede kötü sonuçlar doğurabilmektedir. Bu noktada altyapı işleri yapan kurumlar, ortak kullanabilecekleri, konumsal veri sorgulaması yapabilecekleri, bu verileri ekleyip silebilecekleri ve sunucu kurulumu ile bakımı dışında hiç bir ek mali gider barındırmayacak tamamen internet tarayıcıları üzerinde çalışan ve kullanıcı dostu bir sisteme ihtiyaç duymaktadırlar. Eğitimli operatörler çevrim içi sunulan haritalar üzerindeki katmanlarda, kurumlarına ait özellikleri değiştirebilecek, aynı zamanda diğer kurumların tesisleri ve konumları hakkında bilgi sahibi olabileceklerdir. Çalışma dâhilinde geliştirilecek sistem, bu ihtiyaçları yanıt verebilen, coğrafi bilgi sistemleri tabanlı, kapsamlı bir Bulut CBS uygulamasını kapsamaktadır.
Yapı yönetiminde coğrafi bilgi sistemleri (CBS)'nin kullanılması
Proje ve yapım yönetimi; şantiyede eşzamanlı ve ardışık olarak yürütülen proje aşamalarının planlanmasını, analizini, koordinasyonunu ve kontrolünü kapsamaktadır. Proje ve yapım yönetiminin öncelikli hedefleri yeterli iş gücü, uygun malzeme ve kaynak seçimiyle yapım maliyetlerinin ve zaman kaybının en aza indirilmesidir. Bu hedeflere ulaşılabilmesi yapım aşamaları boyunca bireyler ve birimler arası doğru, güncel ve sürekli bilgi akışıyla mümkündür. Yapı projelerinin yönetim sürecinde bilgi teknolojilerinden yararlanılmaması ve pratikte kullanılabilecek etkili araçların yetersiz olması yapım yönetiminin başlıca sorunlarıdır. Gelişen teknolojinin önemli bir parçası olan Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS), yapım yönetiminde geniş bir araştırma ve uygulama alanına sahiptir. Ancak ülkemizde CBS'nin yapım yönetimi için önemi henüz kavranamamıştır. Bu çalışmada, yapım yönetiminde CBS'nin kullanım olanakları araştırılmış ve CBS tabanlı bir yapı yönetim sistemi önerilmiştir. Çalışmanın amacı proje verilerin tek ortamda bütünleştirilmesini sağlayan bir sistemin geliştirilmesidir. Şantiye çalışmalarını ve bilgisayar tabanlı uygulamaları kapsayan sistemin inşasında 3 boyutlu (3B) görselleştirme, Critical Path Method (CPM) tabanlı iş programının hazırlanması, metraj ve yaklaşık maliyet hesabı, ilişkisel veritabanı tasarımı ve veri entegrasyonu çalışma yöntemleri olarak belirlenmiştir. Geliştirilen kullanıcı arabirimi sayesinde yapı projelerindeki görsel ve özniteliksel verilerin bütünleştirilmesini sağlayan sistem CBS Tabanlı Yapı Yönetim Sistemi (CBS-YYS) olarak adlandırılmıştır. Sistemin uygulamaları Eskişehir'de inşası devam eden konut tipi betonarme bir yapıda gerçekleştirilmiştir. CBS-YYS, tüm proje verilerinin tek ortamda kontrol edilmesine olanak sağlamaktadır. Ayrıca 3B görselleştirme sayesinde proje ilerlemelerinin yöneticiler tarafından daha iyi anlaşılmasına, olası gecikmelerin daha hızlı gözlemlenerek gerekli önlemlerin alınmasına olanak sunmaktadır. Böylece proje süresini etkileyecek aksaklıklar ve bunlara bağlı ek maliyetler en aza indirilebilecektir.
Sismik kırılma yöntemi ve mikrotremör ölçümlerinden elde edilen dinamik zemin parametrelerinin coğrafi bilgi sistemleri (cbs) kullanılarak haritalanması
Eskişehir Kent Merkezi'nde yerleşimin büyük bir kısmı alüvyal zemin üzerinde bulunmaktadır. Ayrıca, bölgenin fay hatlarına yakınlığından dolayı depremden önemli derecede etkileneceği düşünülmektedir. Bu yüzden, alanın yer mühendislik parametrelerinin belirlenmesi gerekmektedir. Sismik yöntemler, bu parametrelerin bulunmasında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, seçilen alan için yer mühendislik parametreleri olarak zeminin dinamik ve elastik özelliklerinin belirlenmesi ve bu parametrelerin CBS kullanılarak modellenmesi amaçlanmıştır. Bu amaca uygun olarak, 23 farklı lokasyonda sismik kırılma ve mikrotremör ölçümleri alınmıştır. Elde edilen veriler analiz edilerek sismik dalga hızları hesaplanmış ve bu hızlara bağlı olarak da bazı zemin mühendislik parametreleri bulunmuştur. Bu parametreler ve CBS teknikleri kullanılarak çalışma alanının sismik haritaları oluşturulmuştur. Sismik yöntemlerinin uygulanması ve CBS kullanılarak bu verilerin haritalanması ile şehir merkezinin ilk 30 m'si için ortalama kayma dalgası hızı, zemin büyütmesi, zemin hakim periyodu ve diğer dinamik elastik parametrelerin alansal değişimleri belirlenmiştir. Bu çalışmanın sonuçları, Eskişehir'in kentsel dönüşümünde belirlenecek riskli alanların tayininde, deprem master planlarının oluşturulmasında ve yeni yerleşime açılacak alanların belirlenmesinde önemli yer tutacaktır.
Peyzaj envanter sürecinde coğrafi bilgi sistemleri kullanımı: Uludağ Milli Parkı örneklemi
Bu tez çalışmasında günümüzde sürdürülebilirliği üzerine endişe duyduğumuz dünyanın yeşil zümrütleri olarak nitelendirilen korunan alanlar olgusu; doğa, peyzaj ve insan ilişkisi ile ele alınarak milli park ölçeğinde oluşturulan peyzaj envanteri ile ortaya konulmuştur. Çalışma alanı olarak belirlenen ve ülkemizde 51 yıldır milli park statüsüne sahip olan Uludağ Milli Parkı, aynı zamanda kış turizm merkezi ve doğal sit alanı olması sebebi ile de yıllık 500.000 kişinin üzerinde ziyaretçi yoğunluğuna sahiptir. Bu nedenle Uludağ Milli Park'nın ekolojik boyutu göz ardı etmeyen planlamaya duyduğu gereksinim giderek artmaktadır. Bu çalışma doğrultusunda alan kullanım kararları üzerinde I. dereceden etkili olan; doğru, eksiksiz ve işlevsel biçimde analiz yapılabilme olanağı sağlayan ve ilerleyen süreçte gerçekleştirilmesi hedeflenen peyzaj planlama çalışmalarına altlık oluşturabilecek Uludağ Milli Parkı'na ait peyzaj envanteri CBS desteği ile ortaya konulmuştur. Buna ek olarak, CBS yardımı ile milli park ve çevresinde yapılan örnek bir havza analizi ile peyzaj envanter ve planlama çalışmalarında ekolojik sınırların önemine dikkat çekilmiştir.
Kaynak envanter ve analizinde CBS desteği: Geotasarım kuramının deneyimlenmesi
Değişmekte olan yaşam koşulları, nüfus artışı ve çevre sorunları, insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini gün geçtikçe daha da arttırmaktadır. Bunun sonucu olarak insanoğlu, yaşadığı çevreye dair daha doğru plan ve tasarım kararları alabilmek için yeni arayışlara girmekte ve yeni yaklaşımları deneyimlemektedir. Bu yaklaşımlardan biri olan geotasarım, kavramsal olarak yeni gelişmekte olsa da, aslında insanoğlunun var oluşundan beri uygulanmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, literatür taraması yapılarak geotasarım yaklaşımının peyzaj planlama ve peyzaj tasarım çalışmalarındaki kullanımlarına dair örnek çalışmalar incelenmiş, geotasarımın coğrafi bilgi sistemleriyle olan ilişkisi ortaya konulmuştur. Ayrıca geotasarım yaklaşımının deneyimlenmesi amacıyla Alpagut Beldesi yerleşim alanı sınırları içerisinde, meydan ve çevresini de içerisine alan bir çalışma alanı belirlenmiştir. Tarihi yapıların da bulunduğu bu alanda geotasarım yaklaşımı doğrultusunda peyzaj plan kararları alınmıştır. Çalışma sırasında alana dair elde edilen veriler, CBS ortamında saklanmış ve sayısallaştırılarak istenilen nitelikteki haritalara dönüştürülmüştür. Anahtar Kelimeler: Geotasarım, Peyzaj Planlama, Peyzaj Tasarım, CBS
Antalya ilinde arazi kullanımı çatışma alanlarının arazi kullanımı çatışma tanımlama stratejisi (LUCIS) modeli ile belirlenmesi; Kepez ilçesi örneği
Bu çalışmada Antalya ilinin en önemli bölgelerinden birisi olan Kepez ilçesinde, kentsel alanlar, koruma alanları ve tarım alanlarının LUCIS (Arazi Kullanımı Çatışma Tanımlama Stratejisi) modeli ile belirlenmesi ve aralarındaki çatışmaların analiz edilmesi amaçlanmıştır. Arazi kullanımı çatışması, belirli bir arazi birimi içindeki farklı arazi kullanım kategorilerinin her biri için uygunluk düzeyinin karşılaştırılması şeklinde belirlenmektedir. Bu amaçla bölgeye ait raster ve vektör veri setleri kullanılarak bir çatışma modeli oluşturulmuştur. LUCIS modeli, raster tabanlı ArcGIS Model Builder kullanılarak geliştirilen bir modeldir ve arazi kullanım uygunluğunu ve çatışmasını analiz etmek için bir yöntem sağlamaktadır. Bu model, gelecekteki arazi kullanımına yönelik tahminler yapmamakla birlikte, bölgedeki arazilerin hangisinin kentsel gelişim için uygun olduğu, toprak koruma için bir kenara bırakılması gerektiği ve hangilerinin tarımsal üretim için uygun olduğuna yönelik analizler yapabilmektedir. Kepez ilçesinde yürütülen bu tez çalışması ile, LUCIS modellemesi kullanılarak bölgedeki tarım, koruma ve yerleşme kategorisinde önce uygunluk, daha sonrasında ise çatışma alanları belirlenmiştir. Çalışmadan elde edilen çıktı sonuçlarına göre, toplam 314,52 km2'lik ilçe sınırları içerisindeki yüksek çatışma alanlarının 20,12 km2 olduğu ve bu alanların toplam ilçe alanının %6,41'ini oluşturduğu belirlenmiştir. Bölgedeki en düşük çatışma alanları ise 73,37 km2 olarak tespit edilmiş olup, bu bölgeler toplam alanın %23.37'lik bir kısmını kapsamaktadır. Elde edilen analiz sonuçlarına göre, çalışma alanındaki yüksek çatışma alanlarının ilçenin kuzey kısmında dağılım gösterdiği ve Varsak bölgesinde yoğunlaştığı ortaya çıkmıştır. Alanın en kuzeyinde olan ve daha çok kırsal bölge niteliğindeki Başköy ve çevresi ise düşük çatışma alanı niteliği taşımıştır. Analiz sonuçlarında belirlenen orta derece çatışma alanları ise, Gaziler, Çamlıca, Kirişçiler Kızıllı Mahallesi'nin kuzey batısı ve Düden Çayı etrafındaki bölgeler olarak belirlenmiştir. Çalışma sonucunda, LUCIS modeli ile belirlenen çatışma alanları içerisinde özellikle orta derecedeki alanlarda önemli risklerin olduğu ve bölgede yapılacak çalışmaların sürdürülebilir arazi yönetim planlaması çerçevesinde dikkatli bir şekilde planlanması gerektiği ortaya çıkmıştır.
Biyoiklimsel konfor odaklı yerleşim yeri belirleme modeli
Sürdürülebilir yerleşim yerlerinin planlaması, bir dizi kriterlerin birlikte değerlendirilmesi ile yapılmaktadır. Bu kriterlerden biri olan iklim kriteri, literatürde yer alan birçok çalışmada sadece iklim elemanları olarak sürece dahil edilmiştir. Sürdürülebilir yerleşim yerlerinin belirlenmesinde, iklim elemanlarının tek başlarına birer parametre olarak kullanılmasının yeterli olmayacağı düşüncesiyle, araştırmada farklı bir yaklaşım geliştirilmiştir. Araştırmada, iklim kriteri yerine, hava sıcaklığı, nem, rüzgâr hızı ve bulutluluktan oluşan iklim elemanlarıyla birlikte zamansal, mekânsal ve insana bağlı olan kişisel parametrelerin hepsinin birlikte kullanılmasıyla gerçekleştirilen bir dizi analizler sonucunda insanların bulundukları ortamın havasıyla ilgili hislerini ifade eden biyoiklimsel konfor kriteri kullanılmıştır. Araştırmada, doğal kaynakların koruma-kullanma dengesi gözetilerek biyoiklimsel konfor odaklı yerleşim yeri belirleme modelinin, Antalya kent merkezi ve yakın çevresinde uygulanarak oluşturulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle doğal eşiklerden yararlanılarak Antalya kent merkezi ve yakın çevresini kapsayan alan sınırları, 50 mikro havzanın birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Sonra araştırma kapsamında kullanılacak doğal çevre ve biyoiklimsel konfor veri setleri oluşturulmuştur. Araştırma alanının biyoiklimsel konforu, RayMan modelinde FES (Fizyolojik Eşdeğer Sıcaklık) indeksi kullanılarak hesaplanmıştır. Kriterlerin uygunluk katsayıları analitik hiyerarşi süreciyle, alt kriterlerin uygunluk değerleri de literatürden ve uzman görüşlerinden yararlanılarak belirlenmiştir. Kriterlerin CBS ortamında sentezlenmesiyle biyoiklimsel konfora sahip uygun yerleşim yeri haritası üretilmiştir. Üretilen uygunluk haritası, Jenk algoritmasına göre sınıflandırılıp değerlendirilmiştir. Köppen-Geiger iklim sınıflandırmasına göre Csa iklim tipinde yer alan araştırma alanının biyoiklimsel konfor koşullarında, zamansal ve mekânsal olarak ısıl algı farklılıklarının mevsimsel düzeyde ve özellikle mevsim geçişlerinde oluştuğu tespit edilmiştir. Araştırma alanında uygun biyoiklimsel konfor koşulları, nisan başından mayıs sonuna kadar ve ekim başından kasım sonuna kadar olmak üzere en az iki, en fazla da dört ay süreyle oluşmaktadır. Tolere edilebilir düzeydeki biyoiklimsel konfor koşulları ise, şubat başından haziran sonuna kadar ve eylül başından aralık sonuna kadar olmak üzere araştırma alanında en az yedi, en fazla da dokuz ay süreyle oluşmaktadır. Uygun olmayan biyoiklimsel konfor koşulları da aralık başından mart sonuna kadar ve temmuz başından eylül sonuna kadar olmak üzere araştırma alanında en az beş, en fazla yedi ay süreyle oluşmaktadır. Araştırma sonucunda, 21844.4 ha arazinin biyoiklimsel konfora sahip yerleşim yeri için uygun olduğu, 38853.4 ha arazinin yerleşim yeri olma potansiyeline sahip olduğu ve 42873.0 ha arazinin yerleşim yeri için uygun olmadığı tespit edilmiştir. Mekânsal büyüklük bakımından Aksu ve Konyaaltı ilçelerinde diğer ilçelerden daha fazla yerleşime uygun arazilerin olduğu, Kepez ilçesinde ise diğer ilçelerden daha fazla yerleşim yeri olabilme potansiyeline sahip arazilerin bulunduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmanın, biyoiklimsel konfor odaklı yerleşim yerlerinin planlanmasına ve bu kapsamda insan yaşam kalitesinin arttırılmasında önemli katkılar sağlayabileceği öngörülmektedir.
Uzaktan algılama ve yersel veriler kullanılarak fosil yakıt kaynaklı hava kirleticilerinin zamansal ve mekansal değerlendirilmesi: Antalya ili Kepez örneği
Küresel ısınma, orman yangınları, çölleşme, iklim değişiklikleri, salgın hastalıklar ve kıtlık gibi büyük tehlikelere yol açarak insan hayatını tehdit eden seviyelere ulaşmıştır. Özellikle kömür gibi fosil yakıtların kullanımı, kirliliği ve sera gazı emisyonlarını artırarak iklim değişikliğine neden olmaktadır. Çalışmada Antalya ilinin Kepez ilçesi pilot bölge olarak seçilmiştir. Kepez ilçesi sosyoekonomik seviyesi düşük olan ve sanayi tesislerinin yoğun olduğu bir bölgedir. Bu sebeple hava kirliliğinin bu özelliği taşıyan illerde sürekli olarak izlenmesi gerekmektedir. Çalışmada Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) araçları ve Uzaktan Algılama (UA) yöntemleri kullanılarak çeşitli kirleticiler değerlendirilmiştir. Veriler 2019-2023 yılları arasında TROPOMI'den elde edilen NO2, CO, SO2, O3, H2O ve HCHO verileri, MODIS'den elde edilen arazi yüzey sıcaklığı (LST) verileri, ESRI platformundan temin edilen arazi kullanımı arazi örtüsü (LULC) haritası ve Türkiye İstatistik Kurumundan (TÜİK) alınan mahalle nüfus verilerinden oluşmaktadır. Sonuçlar O3, NO2, CO ve H2O'nun en yüksek yapılaşma alanlarında, en düşük ise tarım ve ormanlık alanlarda bulunduğunu göstermektedir. SO2 ve HCHO konsantrasyonları yıllara göre sınıflar arasında farklı dağılımlar göstermiştir. Mahalle bazında analizlerde kirletici konsantrasyonları (O3, NO2, CO) kırsal mahallelerde merkez mahallere göre daha düşük seviyelerde olduğu tespit edilmiştir. O3 ile CO ve H2O arasında yüksek pozitif korelasyonlar, SO2 ile CO, O3 ve H2O arasında orta seviye negatif korelasyonlar tespit edilmiştir. LST ile CO ve O3 arasında orta seviye korelasyonlar bulunmuştur. NO2 ile TÜİK nüfus verileri arasında orta seviye korelasyon tespit edilmiştir. Bu bulgular Kepez'deki hava kirliliğinin kaynaklarını ve dağılımını anlamak için değerli bilgiler sunmakta ve iklim değişikliğiyle mücadelede stratejik kararların alınmasına yardımcı olmaktadır.
Arazi örtüsü değişimine bağlı olarak kentsel ekosistem servislerinin değerlendirilmesi ve haritalandırılması: Datça örneği
Arazi kullanımı ve arazi örtüsü (AK/AÖ) değişimleri, ekosistem servislerini anlamak ve koruma-kullanma dengesini etkin bir şekilde yönetebilmek için oldukça önemlidir. Bu değişimlere bağlı olarak atmosferdeki karbondioksit miktarı da değişmekte, küresel iklim değişikliğinin olumsuz etkileri artmakta ve ekolojik sürdürülebilirlik riske girmektedir. Dolayısıyla AK/AÖ değişimlerine bağlı olarak karbon tutum haritalarının üretilmesi, sürdürülebilir kentsel gelişim için büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Akdeniz biyomunu temsil eden ve Türkiye'nin birçok kıyı bölgesinin ekolojik dinamiklerini yansıtan Datça Yarımadasında, 2013-2023 yılları arasındaki AK/AÖ değişimi uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemleri teknolojileri ile belirlenmiş ve arazi örtüsü değişimindeki artış-azalış trendleri ortaya konulmuştur. Bunun yanında bu değişimlere bağlı olarak karbon depolama alanları ve toplam karbon tutum miktarları InVEST yazılımı ile belirlenmiş ve haritalandırılmıştır. AK/AÖ değişimi için CORINE I. seviye sınıflandırma kullanılmış, karbon depolama için ise toprak üstü, toprak altı, toprak organik maddesi ve ölü organik madde alt kategorileri tercih edilmiştir. Son olarak da 2033 ve 2053 yıllarına ait AK/AÖ değişimi ve karbon tutum projeksiyonları üretilmiştir. Elde edilen sonuçlar, kentleşmenin yeşil alanlar üzerindeki olumsuz etkilerini gösterse de, son on yılda orman ve yarı-doğal alanlarda genel olarak az da olsa bir artış eğiliminin olduğu da görülmektedir. Son beş yılda ise yapay yüzeylerdeki artışa bağlı olarak karbon yutakları olarak kabul edilen ormanlarda azalış olduğu görülmektedir. Bölgedeki karbon tutum miktarı ise 2013-2018 yılları arasında artış, 2018-2023 yılları arasında ise azalış göstermiştir. Gelecek projeksiyonlarına göre, AK/AÖ değişimine bağlı olarak karbon tutumunun artış trendinin azalacağı sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışma, bölgenin mevcut durumunun ve gelecekteki ekolojik dinamiklerinin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasına rehberlik edebilecek bir niteliktedir. Datça Yarımadasının hassas ekosistemleri korumak, buradaki ekosistem servislerinin sürdürülebilirliğini sağlamak ve bölgenin sağlıklı gelişimini teşvik edebilmek için mekânsal planlama kararlarında karar vericilerin koruma-kullanma dengesini gözetmesi ve ekoloji temelli stratejiler geliştirmesinin gerekliliği vurgulanmıştır.
Döner kanatlı platformlar için coğrafi bilgi sistemleri ve çok kriterli metot kullanılarak uygun heliport alanlarının seçimi
Helikopterlerin tarihi, insanlığın uçma hayaline kadar uzansa da pratik ve güvenilir helikopterlerin geliştirilmesi ancak 20. yüzyılın ortalarında mümkün olmuştur. İlk başarılı helikopter uçuşu, Igor Sikorsky tarafından 1939 yılında gerçekleştirilmiş olup, bu tasarım modern helikopterlerin de temelini oluşturmuştur. Helikopterler, dikey olarak kalkış ve iniş yapabilen, döner kanatlı hava araçlarıdır. Sabit kanatlı uçaklardan farklı olarak, rotor sistemleri sayesinde havada sabit kalabilir, ileri, geri ve yanal olarak hareket edebilirler. Bu özellikler, özellikle ulaşılması zor ve kısıtlı alanlarda operasyon yapma kapasitesi sağladığından, helikopterleri benzersiz kılar. Bu nedenle helikopterler hem askeri hem de sivil alanlarda geniş bir kullanım alanı bulmuşlardır. Helikopterlerin sahip olduğu bu operasyonel esneklik, bazı sınırlamaları da beraberinde getirmektedir. Helikopterler, sabit kanatlı hava araçlarına kıyasla daha karmaşık mekanik sistemlere sahiptir ve bu da onları olumsuz hava koşullarına daha hassas hale getirir. Yağmur, kar ve buzlanma gibi koşullar uçuş güvenliğini tehlikeye atabilir. Helikopterler, düşük irtifalarda uçarken ve zorlayıcı arazi şartlarında ani mekanik arızalara karşı daha savunmasız olabilirler. Helikopter operasyonlarının güvenli ve etkili bir şekilde gerçekleştirilebilmesi, uygun iniş ve kalkış alanlarının seçimi ile doğrudan ilişkilidir. Uygun iniş alanları, özellikle acil durumlarda hayati öneme sahiptir; hastane, itfaiye, polis merkezi gibi acil hizmetlere yakınlık, hızlı müdahale imkanı sağlar. Geniş ve engelsiz alanlar, düz ve sert zeminler de güvenli iniş kalkış için zorunludur. İniş alanlarının tasarımı ve konumlandırılması, operasyonel başarı ve güvenlik açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu çalışma, helikopter operasyonlarının güvenli, verimli ve özellikle acil durumlarda etkili bir şekilde gerçekleştirilebilmesine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla yasal düzenlemeler çerçevesinde kriterler seçilerek çalışma alanı içerisinde uygun heliport alanları tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışma süresince, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemlerinden Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) kullanılarak sonuçlar elde edilmiştir. Helikopter operasyonlarının başarısı için uygun iniş alanlarının mevcudiyeti ve bunların seçimine katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir.
CBS tabanlı otonom burgu robotu prototipinin geliştirilmesi üzerine bir araştırma
Bu çalışmada, meyve bahçelerinde dikim çukurlarının açılmasını otonom olarak gerçekleştirebilen, CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri) tabanlı otonom bir burgu robotu geliştirilmiştir. Tarımsal mobil robot, diferansiyel yönlendirme sistemi ve sabit hedef pozisyonlara ilerleyebilme yeteneği ile donatılmış, dört tekerlekli ve holonomik olmayan bir yapıya sahiptir. Tasarlanan mobil robot, tamamen otonom, yarı otonom veya tamamen manuel modlarda kullanılabilme özelliğine sahiptir. Redüktörlü DC motorla tahrik edilen y ekseni kaydırıcıdan oluşan çukur açma sistemi, 2.1 HP benzinli motora sahip bir burgu içermektedir. Mobil robot ve çukur açma sisteminin tasarımı ve modellemesi, SOLIDWORKS 2020 yazılımı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Robot navigasyon sistemi ve delme mekanizması yazılımının oluşturulmasında Microsoft Visual Basic.NET programlama dili kullanılmıştır. Mobil robotun istenen noktaya yönlendirilmesinde, mevcut konumun hedefe olan mesafesi ile heading ve azimut açıları kullanılmaktadır. hedef nokta için herhangi bir ortamdan gönderilen koordinatlar, hedefin enlem ve boylam bilgilerini içermektedir. Robotun kendi koordinat verileri ve heading açı değerleri ile belirlenen hedef noktanın koordinatları arasındaki matematiksel ilişkiye dayanarak yönlendirme işlemi yapılmaktadır. Robotun heading açısı, hedefin azimut açısı ve iki nokta arasındaki mesafe, endüstriyel bilgisayarda çalışan yazılım tarafından anlık olarak hesaplanmaktadır. Heading ve azimut açıları eşitlenene kadar robot, hedef noktaya doğru yönünü ayarlamaktadır. Geliştirilen yazılım, mobil robotun üzerine endüstriyel bilgisayarın yerleştirilmesine olanak tanımaktadır. Böylece, internet bağlantısı üzerinden robot uzaktan izlenebilmekte ve kontrol edilebilmektedir. Gerçek ve istenen çukur konumları arasındaki mesafeleri belirleyen çapraz iz hatası (XTE), mobil robotun çukur açma noktalarına yönlendirme doğruluğunu analiz etmek için kullanılmıştır. Sonuç olarak mobil robotun konum hassasiyetinin aritmetik ortalaması 4.35 cm, standart sapması ise 1.73 cm olarak belirlenmiştir. Bu değerler, önerilen sistemin meyve bahçelerinde fide çukuru açılmasında etkili ve kullanılabilir olduğunu göstermektedir. Literatürde, otonom çukur açma ile ilgili benzer bir çalışmaya rastlanmamış olup, bu çalışmanın tarımsal robotik alanına özgün bir katkı sunduğu düşünülmektedir.
Coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama teknikleri ile erozyon duyarlılık analizi: Boğaçay örneği
Çağımızın en önemli sorunlarından biri olan erozyon, arazi kullanımı ve insan tahribatından dolayı, eğimli arazilerdeki materyallerin aşındırılarak bulundukları yerden su ve rüzgar gibi doğal kuvvetler sonucu başka bir alana taşınması olayıdır. Dünya çapında her yıl 75 milyar ton, Türkiye'de ise 500 milyon ton toprağın erozyon nedeniyle kaybolduğu tahmin edilmektedir. Bu nedenle Dünya'da ve Türkiye'de toprak erozyonunu tespit etmek ve önlemek amacı ile farklı yöntemler geliştirilmiştir. Bu yöntemlerden en çok kullanılanı ise, Düzenlenmiş Evrensel Toprak Kaybı Denklemi (RUSLE) modelidir. Bu çalışmada, Evrensel Toprak Kaybı Denklemi (RUSLE) ile Antalya ili-Boğaçay Havzasının erozyon risk sahalarının belirlenmesi ve haritalanması amaçlanmıştır. Bu amaçla, gerek Uzaktan Algılama verileri ve gerekse Coğrafi Bilgi Sistemleri tabanlı veri setleri oluşturulmuş, RUSLE yöntem içeriği doğrultusunda söz konusu bu veri setleri ile alana ait erozyon duyarlılık analizleri gerçekleştirilmiştir. Çalışma alanı, Akdeniz Bölgesi, Antalya-Konyaaltı sınırları içerisinde bulunan Boğaçay havzasıdır. Havzanın güney ve alçak kesimlerinde yerleşim alanları önemli bir yer kaplamakta olup, bu alanlar verimli tarım arazileri ve orman alanları ile içi içe geçmiş durumdadır. Havzanın güney kesimlerinde önemli oranda kentsel baskının olduğu görülmektedir. Ayrıca yapılan literatür çalışmalarında bölgede havza bazında erozyon ile ilgili kapsamlı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışma sonucunda, bölgenin erozyon duyarlılık haritası oluşturulmuş ve yedi sınıf üzerinde kategorize edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre havzanın %80,72'sinin düşük ve çok düşük erozyon riski taşıdığı belirlenmiştir. Bununla birlikte, havzanın %11,92'sinin yüksek erozyon riski taşıdığı ve bu bölgelerin tehdit altında olduğu da ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda bölgedeki arazi yönetimi ve arazi kullanımının son derece dikkatli izlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışma, Boğaçay'ın toprak erozyonun tespit edilmesi ve geleceğine yönelik tahminler yapılabilmesi açısından önemli bilgiler sunmaktadır.
Su parametrelerinin çevrimiçi izlemesi ve CBS kullanılarak değerlendirilmesi amacı ile otonom insansız yüzey aracı geliştirilmesi
Bu tez çalışmasında, deniz ve göl gibi su alanlarında fiziksel su parametrelerinin gerçek zamanlı ve otonom biçimde izlenmesini sağlayan bir İnsansız Yüzey Aracı (İYA) sistemi geliştirilmiştir. Sistem; sıcaklık, pH, iletkenlik, çözünmüş oksijen ve oksidasyon-redüksiyon potansiyeli gibi temel su kalitesi parametrelerini ölçebilen çoklu sensörler ile GPS, LiDAR, dijital pusula, haberleşme modülleri, batarya ve enerji birimlerinden oluşmaktadır. Yazılım altyapısı, İYA üzerinde Python (Raspberry Pi), ölçüm biriminde C (Atmega 324P), kontrol biriminde C++ (Arduino Uno), kontrol merkezinde ise C#, JavaScript, HTML ve CSS kullanılarak geliştirilmiştir. Motor kontrolü, engellerden kaçınma, veri iletimi ve görev yürütme işlemleri Python ile gerçekleştirilmiştir. İYA, hem manuel hem de otonom modda çalışacak şekilde tasarlanmış ve web tabanlı bir arayüz üzerinden yönetilmektedir. Kullanıcı, harita tabanlı arayüz aracılığıyla görev noktaları tanımlayabilmekte; sistem bu noktalara ulaşıp gerekli ölçümleri yapmakta ve verileri gerçek zamanlı olarak kontrol paneline iletmektedir. Veri iletimi; donanım düzeyinde ZigBee ve GSM modülü, uygulama düzeyinde ise SignalR ve RESTful API gibi iletişim teknolojileri aracılığıyla sağlanmaktadır. Ayrıca, laboratuvar koşullarında test edilebilecek şekilde numune alma işlevi de sisteme entegre edilmiştir. Toplanan su verileri, Coğrafi Bilgi Sistemleri kapsamında IDW, Kriging, Spline ve Doğal Komşu gibi farklı enterpolasyon yöntemleriyle işlenmekte ve anlık alansal dağılım haritaları oluşturulabilmektedir. Bu sayede, çevresel değişimlerin mekânsal analizi mümkün hale gelmektedir. Gerçekleştirilen dört farklı saha testinde İYA, toplam 2237,26 metre yol katetmiş ve kuş uçumu mesafe ile karşılaştırıldığında yaklaşık %96,5 oranında en uygun rota izlenebilmiştir. Görevler yaklaşık 79 dakikada tamamlanmış, bunun 44 dakikası su parametrelerinin ölçümü ve numune alımı süreci olarak gözlemlenmiştir. Toplam 24 görev noktasından görev noktalarına 3 metrelik toleransla ulaşımda %66 başarı elde edilmiştir. Engel tanıma testlerinde, karşısına çıkan 10 engelin 6'sı çarpmadan geçilmiş; otonom sürüş modunda ise tüm engellerden başarılı şekilde kaçınılmıştır. Saha testlerinde elde edilen 120 farklı su parametre değeri, kontrol paneli üzerinden gerçek zamanlı işlemlerden geçirilip IDW, Kriging, Spline ve Doğal Komşu gibi farklı enterpolasyon yöntemleriyle alansal dağılım haritaları oluşturulmuştur. Buna ek olarak gerçek zamanlı harita özerinde parametre değerleri gösterilmiştir. Bu tez çalışması, düşük maliyetli, modüler ve kullanıcı dostu yapısıyla çevresel izleme sistemlerine yenilikçi bir yaklaşım sunmakta hem akademik araştırmalar hem de uygulamalı çalışmalar için etkin ve sürdürülebilir bir çözüm oluşturmaktadır.
Kentsel planlama süreçleri, uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemleri ile kent makroform gelişiminin incelenmesi-Antalya ili merkez ilçeleri örneği
Kentler; doğal ve yapay çevreden oluşan bütüncül ve dinamik bir yapıdır. Sürekli değişim ve dönüşüm içinde olan bu yapının gelişimi, doğal çevrenin bileşenleri ve beşeri yapıda meydana gelen değişimlerin getirdiği sonuçlara bağlıdır. Kentsel nüfusun son yıllardaki hızlı artışı sonucunda kentlerin mekansal yapısı hızlı ve kontrolsüz bir şekilde gelişmektedir. Bu nedenle kentlerde mekansal, sosyal, sektörel yapı, doğal yapı, ulaşım gibi birçok konuda oluşacak olumsuzlukları, şehir plancıları ve karar vericiler tarafından oluşturulacak bölgesel ve kentsel planlar ile minimize etme durumu, kentler açısından hayati derecede önem taşımaktadır. Bu planların oluşturulmasında kentin zamansal ve mekansal gelişimi ile fiziksel yapısı hakkında önemli bilgilerin elde edilmesini sağlayacak kent makroform gelişiminin incelenmesi ve gelişmenin sürekliliğinin yeni yapılacak planlara göre takibi, Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri ile etkin bir şekilde sağlanabilmektedir. Çalışmada Antalya İli Merkez İlçelerini (Aksu, Döşemealtı, Kepez, Konyaaltı ve Muratpaşa İlçeleri) kapsayan 1920, 1953, 1963, 1975 yılları için elde edilen plan ve havafotoğrafları ve 1986, 1996, 2015, 2020 yılları Landsat ve 2005 yılı ASTER uydu görüntülerinden elde edilen veri setlerinin Rastgele Orman Algoritması kullanılarak sınıflandırılması ile elde edilen arazi kullanımı/arazi örtüsü verileri üzerinden kentsel alanların makroform tespitleri yapılmıştır. 1920-2020 yılları arasında belirtilen yıllarda tespiti yapılan kent makroform sınırları birbirleri ile çakıştırılmış, arazi kullanım/arazi örtüsü haritalarının değişim analizleri yapılarak kullanım sınıflarının zamansal değişimleri ortaya konmuş, kentsel yamaların mekansal desenini, yamalar ile peyzajın geri kalanı arasındaki etkileşimleri ve zaman içindeki değişimlerini anlamak için peyzaj metrikleri hesaplamaları yapılmış, kentsel büyüme desenlerinin yapısını anlamak için kentsel büyüme tipoloji haritaları oluşturulmuş ve bu analizler kapsamında Antalya İli, Merkez İlçeleri makroform gelişimi detaylı bir şekilde incelenmiştir. Belirlenen kent makroform sınırlarının çalışma alanını kapsayan 1977-2022 yılları arasında onaylanan Kent Bütünü 1/25000 Ölçekli Nazım İmar Planları ile çakıştırılarak planların etkin olduğu dönemlerde kent makroform sınır gelişimine olan etkileri ortaya konmuştur. Yapılan çalışmanın kentin gelecekteki gelişim senaryolarına yön vermesi amaçlanmaktadır.
Marmara Bölgesi ve Istanbul özelinde kentsel doku - hava kirliliği ve yerel iklim ilişkilerinin incelenmesi
Hızla artan dünya nüfusunun yarısından fazlasının şehirlerde yaşaması, kentsel alanların hızla genişlemesine yol açmaktadır. Kentsel genişleme, yalnızca çevresel baskıları artırmakla kalmamakta, aynı zamanda iklim değişikliğinin etkilerinin yoğunlaştığı alanları oluşturmaktadır. Bu durum, aşırı hava olaylarının etkilerini daha belirgin hale getirmektedir. Şiddetli yağışlar, sıcak hava dalgaları ve fırtınalar, özellikle büyük şehirlerde önemli riskler oluşturmakta ve kentlerin artan nüfus ile çevresel tehditlere uyum sağlayacak şekilde planlanmasını zorunlu kılmaktadır. Kentsel alanların tasarımında insan termal konforunun gözetilmesi, hava kalitesinin artırılması ve ani sıcaklık değişimlerine karşı dirençli kentler oluşturulması önem taşımaktadır. Özellikle yoğun nüfus, ulaşım ağları ve sanayi faaliyetleri gibi faktörler, kentsel iklim dinamiklerini doğrudan etkileyerek ısı adası etkisi ve hava kirliliği gibi sorunlara yol açmaktadır. Bu sorunlar, sürdürülebilir ve adil bir şehir planlamasını zorlaştırırken, düşük hava kalitesi ve termal stres gibi etkiler kent sakinlerinin yaşamını olumsuz etkilemektedir. Bu bağlamda, hava kirliliği ve kentsel iklim değişikliklerine yönelik planlama çalışmaları, daha yaşanabilir şehirler için öneme sahiptir. Bu tez çalışması, arazi kullanımı ve hava kirliliği arasındaki ilişkinin mevsimsel etkiler dahil üst ölçekte araştırılmasıyla başlayarak, daha alt ölçekte yerel iklim, kent dokusu ve hava kirleticiler arasındaki ilişkilerin incelenmesine yönelik sistematik bir analiz sunmaktadır. İlk aşamada, Marmara Bölgesi'ndeki İstanbul-Gebze, Kocaeli-Yalova, Bursa ve Çanakkale illerinde arazi kullanım türlerinin hava kirleticiler üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. CORINE arazi kullanımı verilerinden yapay yüzeyler, tarım alanları ve orman alanlarının; Sentinel 5P/TROPOMI uydu verileriyle ilişkilendirilmesi sonucunda aerosol indeks, NO2 ve SO2 üzerindeki etkiler post-hoc ANOVA testleriyle değerlendirilmiştir. Analizler 5 km ve 1 km çözünürlükte ayrı ayrı gerçekleştirilmiş ve çözünürlük karşılaştırmaları sonucunda, analizler için 1 km ölçeği uygun bulunmuştur. İkinci aşamada, İstanbul-Gebze bölgesinde daha detaylı bir inceleme yapılmış, yapay yüzeylerin alt sınıfları (sürekli şehir, kesikli şehir ve endüstriyel/ticari alanlar) ile hava kirleticiler arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Bulgular, yerel iklim, kentsel yapı ve hava kirleticiler arasındaki dinamiklerin daha kapsamlı bir şekilde ele alınmasını sağlamıştır. Çalışmanın üçüncü aşamasında, İstanbul'un kentsel alanlarında, yüzey sıcaklığı ile kentsel doku, hava kirliliği, NDVI, NDBI, yükseklik, kıyıya uzaklık ve ormana uzaklık gibi faktörler arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Bu analizlerde, korelasyon testleri, karar ağaçları, çoklu doğrusal regresyon analizi ve XGBoost regresyon modeli kullanılarak ilişkiler detaylı bir şekilde değerlendirilmiştir. Tez çalışmasının sonuçlarına göre, ilk aşamada İstanbul-Gebze, Kocaeli-Yalova, Bursa ve Çanakkale bölgelerinde yapay yüzeyler, tarım alanları ve orman alanları gibi farklı arazi kullanım türlerinin hava kirleticiler üzerindeki etkilerinin farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Bu etkilerin dönemsel ve mevsimsel olarak değişkenlik gösterdiği ortaya konmuştur. İstanbul-Gebze Bölgesi'ndeki kentsel alanlarda yapılan incelemede, aerosol indeks ve NO2 verilerinin, sürekli şehir yapısına sahip alanlar ile kesikli şehir yapısına sahip alanlar arasında, sonbahar 2021 dönemi hariç her iki yılın tüm mevsimlerinde anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. İkinci aşamada, hava kirleticiler ile kentsel doku ilişkisi, yol verisi de dahil edilerek korelasyon testleriyle araştırılmıştır. Sonuçlar, aerosol indeks ve NO2 hava kirleticilerinin, ağırlıklandırılmış kentsel doku-yol sınıfıyla en yüksek korelasyona sahip olduğunu göstermiştir. Bu sınıfı sırasıyla kentsel doku ve yol verisi izlemiştir. Hava kirleticiler ile kentsel doku sınıfları (ayrık düşük katlı, ayrık orta katlı, kompakt düşük/orta katlı) arasındaki ilişki, yol yoğunluğu da dikkate alınarak incelenmiştir. Post-hoc test sonuçları, aerosol indeks ile NO2 hava kirliliği verilerinin, kompakt düşük/orta katlı ve yol yoğunluğu yüksek doku sınıflarında, ayrık düşük katlı ve ayrık orta katlı doku sınıflarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Üçüncü aşamada, yüzey sıcaklığı üzerindeki bağımsız değişkenlerin etkisi (mevsim, NDVI, NDBI, kentsel doku, aerosol indeks, NO2, SO2, kıyıya uzaklık, ormana uzaklık, yükseklik), herhangi bir dönem ayrımı gözetilmeksizin XGBoost makine öğrenimi tekniği kullanılarak modellenmiş; SHAP analizi yardımıyla da bu değişkenlerin etki derecesi ve yönü değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, yüzey sıcaklığı üzerinde en büyük etkiye mevsimin sahip olduğunu (önem sıralaması değeri, 0.6) göstermiştir. Mevsimi sırasıyla 0.35'lik değerle NDBI, 0.23'lük değerle NDVI ve kent dokusu takip etmektedir. Yerel iklimin modellenmesinde kullanılan çoklu doğrusal regresyon ve XGBoost regresyon modellerinin doğrulukları karşılaştırıldığında, çoklu doğrusal regresyon modelinin doğruluk değeri (R2) 0.701 olarak hesaplanırken, XGBoost regresyon modelinde bu değer 0.804 olarak bulunmuştur. Bu sonuçlar, XGBoost'un karmaşık veri ilişkilerini modellemede daha başarılı olduğunu ortaya koymuştur. Son olarak, yerel iklim, kentsel doku ve hava kirleticiler arasındaki karşılıklı ilişkilerin incelenmesi sonucunda, kent dokusundaki yoğunlaşmanın yüzey sıcaklığını artırdığı, aynı zamanda NO2 ve aerosol indeks değerlerinde de artışa neden olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, aerosol indeks ve NO2 artışının da yüzey sıcaklığını yükselttiği ortaya konulmuştur. Sonuç olarak, bu çalışmada kullanılan TROPOMI, diğer hava kalitesi gözlem uydularına kıyasla daha yüksek mekânsal çözünürlüğe sahip olması nedeniyle, kentsel iklim ve hava kirliliği araştırmalarında kullanılabilmesine imkân tanımakta ve bu çalışmalara önemli katkılar sunmaktadır. Bu tez çalışmasında, üzerine henüz çok fazla araştırma yapılmamış olan kentsel iklim, kentsel doku ve hava kirleticiler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Elde edilen bulgular, sürdürülebilir ve iklim değişikliğine dirençli kentlerin planlanmasında, hava kirleticiler ile kentsel dokunun birleşik etkisinin dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Orman yangını risk alanlarının tespiti ve haritalanması: Kaş, Antalya örneği
Geçmişten günümüze orman yangınları ile mücadele etme çalışmalarında değişik yöntemler denenmiş, ancak şu ana kadar tam bir başarı sağlanamamıştır. Gelişen teknoloji, yangınlara daha kısa sürede ulaşmayı, söndürmeyi ve izlemeyi mümkün kılmasına rağmen, insan faktörünün dışındaki doğa olayları, maalesef yine de yangınlar konusunda üzücü sonuçları ortaya çıkarmaktadır. Bu sürecin bir sonucu olarak ortaya çıkan risk alanlarının tespiti ve yaklaşımı; fiziksel çevre ile sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamı daha üst seviyelere çıkararak toplumsal refahı ve yaşamı tehdit etmeyecek önlemler olarak tanımlanabilir. Yangın oluşumunu etkileyen faktörleri tespit etmek yangını yönetebilmek açısından önemlidir. Orman yangınının neden, nerede, ne zaman, ne sıklıkta çıktığı, bilgileri bizi gelecekte olası yangınlar hakkında öngörü önlemler sağlamaktadır. Günümüzde Coğrafi Bilgi Sistemleri, orman yangını risk haritalarını oluştururken, yangına neden olan faktörleri bir arada değerlendirme kapasitesiyle yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada amaç, Antalya ili Kaş yöresi ormanlarının yangın risk durumu tespit etmek ve haritalandırmaktır. Materyal olarak, yangın riskinin çok yüksek olduğu Antalya ili Kaş ilçesinin orman arazileri seçilmiştir. Yangın risk alanları, tüm katmanların yangınlara neden olma kapasiteleri ve duyarlılıklarına göre tespit edilerek belirlenmiştir. Kartografik materyal olarak; 10 m yersel (yatay) çözünürlüğe sahip Sentinel 2A uydu görüntüleri, topografya, bitki örtüsü ve arazi kullanım verilerinden faydalanılmıştır. ARCGIS 10.8 programında 1/25000 ölçekli sayısal topografya paftalarından sayısal yükselti modeli, eğim ve bakı haritaları oluşturulmuştur. Bitki örtüsüne ait veriler ise, Kaş orman işletme şefliklerine ait meşcere haritalarından elde edilmiştir. AHP Yöntemine göre yangın risk haritası oluşturulmuş yüksek riskli alanların Gömbe, Cemre, Çavdır, Çeşme, Akörü, Sınıfeli, Çamlıköy ve Yaylapalamut ilçelerinde yoğunluk gösterdiği ve çalışma alanına ait kıyı kesimlerde de Gökçeören, İzne, İncebel, Boğazcık ve Kaş merkez bölgelerinin olduğu sonucu elde edilmiştir.
Coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama teknolojileri ile acil durum erişebilirlik analizi: Kaçkar İtfaiye İstasyonu örneği
Acil durumlarda hizmet veren kurumlardan itfaiyenin olaylara ulaşım süresi yapılan müdahalede çok önemlidir. Günümüz teknolojilerinden Coğrafi Bilgi Sistemi tabanlı analizler kullanılarak acil durumlarda en etkili şekilde müdahale için bu sistemlerden yararlanılmakta ve çeşitli problemlerin çözümünde etkili bir araç haline gelmiştir. Bu çalışma da, Coğrafi Bilgi Sistemleri üzerinden acil durum erişebilirlik analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışma alanı, Kaçkar İtfaiye Amirliği sorumluluk alanı içerisinde yer alan Pazar, Ardeşen ve Fındıklı ilçe sınırları içerisinde, acil durumlarda hizmet vermek amacıyla bir adet itfaiye istasyonu yer almaktadır. Araştırma alanında itfaiye hizmeti, belediyelerin oluşturmuş olduğu yerel yönetim birliği tarafından verilmektedir. Karadeniz coğrafyası içerisinde kalan alanda, tek bir itfaiye istasyonun olması ve bölgede yapılan çalışmalar kapsamında itfaiye erişebilirliği analiz çalışmasının olmaması ve bölgede verilen itfaiye hizmetinin ulaşılabilirlik performansı incelenmesi açısından oldukça önem arz etmektedir. CBS üzerinden yapılan analizlerden birisi de ağ analizidir. Ağ analizi üzerinden yollar, nehirler, iletişim ve elektrik hatları gibi birbirine bağlı çoklu çizgilerle temsil edilen doğrusal coğrafi özelliklerden oluşan ağ verileri üzerinde gerçekleştirilir. Bir şebeke analiz uygulaması olan ağ analizi, özellikle acil erişebilirlik için araçların şebeke verileri üzerinde erişilebilirliğini ve varış zamanını analiz etmek için bu çalışma kapsamında kullanılmıştır. Bölgede yapılan araştırma sonucunda elde edilen veriler, çalışma alanında ulaşım sürelerini sunmaktadır. İtfaiye istasyonun bulunduğu Rize ili Ardeşen ilçesi merkez olarak görülmüştür. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre 5 dakikalık sürede Rize ilinin yaklaşık %1,1'ine (13 km²) ulaşabildiği, mekânsal olarak en ulaşılabilir zaman aralığının 10-15 dakika olduğu ve bu sürenin araştırma alanının %4,06'sına (48 km²) karşılık geldiği belirlenmiştir. Ayrıca çalışma alanının %1,1'i ilk 5 dakika içinde, %3,47'si 10 dakika içinde, %7,53'ü 15 dakika içinde, %13,62'si 20 dakika içinde, %24,45'i 25 dakika içinde, %37,48'i 30 dakika ve kalan %62,52'sine erişim ise 30 dakikadan fazla bir sürede erişim sağlandığı görülmüştür. Erişim süresinin çok olduğu mahalle ve köylerde hidrant ve yangın dolabı alt yapısı geliştirilmesi ve alandaki ilk müdahale ekipleri için itfai malzemeler bulundurulması, o bölgede yaşayan kişilere gönüllü itfaiyecilik sistemi uygulanması oldukça önemlidir.
Hiperspektral veriler kullanılarak satsuma mandarininde mevsimsel klorofil değişiminin kısmi en küçük kareler regresyonu (PLSR) makine öğrenme algoritması ile modellenmesi
Son yıllarda sürdürülebilir tarım, hassas tarım gibi birçok kavram hayatımızın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Ekolojik, ekonomik ve her açıdan tasarruf sağlayan tarım uygulamaları tercih edilmektedir. Uzaktan algılama ve bilgisayar bilimi ile oluşturulan çalışma modelleri de tarım alanında hızlı ve tahribatsız üretim sürecine olanak sağlamaktadır. Üretim sezonu boyunca bitki sağlığını korumak tüm tarım girdileri için önemli bir kriterdir. Bitki sağlığının önemli göstergelerinden biri olan klorofil içeriği de bu sebeple araştırmalarda temel parametre olarak görülmektedir. Uzaktan algılama çalışmalarında; spektral yansıma değerlerinde, 700 nm'ye yakın ve 530-630 nm aralığında duyarlı olması klorofil içeriğinin dolayısıyla bitki sağlığının yorumlanmasına ve tarımsal faaliyetlerin yürütülmesine rehberlik etmektedir. Son yıllarda popülerliğini artıran makine öğrenmesi algoritmaları, yoğun veri setlerinin hızlı ve güvenilir bir şekilde analiz edilmesinde ve tahmin modellerinin oluşturulmasında önemli avantajlar sağlamaktadır. Nitekim çeşitli makine öğrenmesi algoritmaları kullanılarak farklı modellerin eğitilmesi, klorofil gibi bitki için önemli bir parametrenin mevcut ve gelecek tahminlerinin yapılması mümkün olabilmektedir. Bu makine öğrenme algoritmalarından birisi de en küçük kareler regresyonu (PLSR) yöntemidir. Yürütülen bu çalışmada, Antalya ilinde üretimi yapılan Satsuma mandarin bahçesi ağaçlarından 12 ay boyunca her ay alınan yaprak örneklerinde ASD FieldSpec El Tipi Spektroradyometre cihazı ile hiperspektral yansıma ölçümleri ve SPAD-502Plus klorofil ölçüm cihazı ile de klorofil ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, bitkinin uzaktan algılamaya dayalı spektral özelliklerinin dönemsel olarak sorgulanarak yansıma ve klorofil ilişkisinin istatistiksel olarak belirlenmesi ve PLSR yöntemi ile klorofil tahmininde bitki spektral özelliklerinin başarısının ortaya konulması amaçlanmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda, spektral ölçümlerden hesaplanan TGI (Üçgen Yeşillik İndeksi), VARI (Görünür Atmosferik Dayanıklılık İndeksi), GRVI (Yeşil Kırmızı Bitki Örtüsü İndeksi), HNDVI (Hiperspektral Normalize Edilmiş Fark Bitki İndeksi), CIG (Klorofil indeksi – Yeşil) ve LCI (Yaprak Klorofil İndeksi) bağımsız değişkenleri ile klorofil (SPAD) bağımlı değişkeninin tahmin edilmesinde önemli başarılara ulaşılmıştır. Satsuma mandarininde her bir ay için gerçekleştirilen tahmin modelleri içerisinde ise hem en yüksek R2 değerini (RMSE: 1.88; MAPE: 4.06) veren, hem de SPAD bağımlı değişkenini en iyi tahmin eden dönemin aynı zamanda çiçeklenme ve meyve tutum dönemine denk gelen Mayıs ayı olduğu sonucuna varılmıştır. Mayıs ayı modelinin, SPAD bağımlı değişkenini %83.57 oranında 2 faktörle en yüksek başarıyı sağladığı ve R² değerinin 0.84 ile en yüksek doğruluğa ulaştığı belirlenmiştir.
Radar ve multispektral uydu görüntüleri ile mısır vejetasyon dönemi gelişiminin izlenmesi
İklim ve nüfustaki değişiklikler gıda güvenliği için kritik unsurlardır. İklim değişikliği nedeniyle, tarımın su kaynaklarındaki azalıştan büyük ölçüde etkilenmesi beklenmektedir. Öte yandan dünya nüfusu da hızla artmaya devam etmektedir. Nüfusun sürekli olarak arttığı bir dünyada, çevresel kaynakların daha iyi yönetilmesi ve yeterli düzeyde ürün üretiminin sürdürülmesi gerekmektedir. Bu hususta tarımsal faaliyetlerin izlenmesi büyük önem arz etmektedir. Tarımsal hedefler yetişme periyodu boyunca dinamik bir özellik göstermektedir. Dolayısıyla tarımsal alanlarda toprağın ve ürünün durumu yetişme periyodu boyunca günden güne değişmektedir. Toprak ve ürün durumuna ilişkin bilgileri elde etmeye yönelik geleneksel yer bazlı izleme faaliyetleri ise oldukça zaman alıcı ve maliyetlidir. Uzaktan algılama tekniği, zamanı ve maliyetleri azaltarak tarımsal alanların yetişme periyodu boyunca izlenmesine olanak tanır. Bu çalışmada, Sentetik Açıklıklı Radar (SAR) ve multispektral uydu görüntüleri kullanılarak mısır vejetasyon dönemi gelişiminin izlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, ücretsiz olarak temin edilebilen ve yüksek mekânsal ve zamansal çözünürlüğe sahip Sentinel-1 SAR uydu görüntüleri ile Sentinel-2 multispektral uydu görüntüleri kullanılmıştır. Akdeniz Üniversitesi / Ziraat Fakültesi, Aksu Araştırma ve Uygulama Çiftliği'nde gerçekleştirilen çalışmada silajlık mısır bitkisi izlenmiştir. Mısır bitkisinin ekiminden hasadına kadar olan süreçte, Sentinel-1 uydu görüntülerinden elde edilen geri saçılma değerleri ile interferometrik uyumluluk değerleri ve Sentinel-2 uydu görüntülerinden türetilen Normalize Edilmiş Fark Bitki Örtüsü İndeksi (NDVI) değerleri ile diğer biyofiziksel değişkenlere (LAI, fCover ve CW) ilişkin değerler incelenmiştir. Ayrıca, Sentinel-1 uydu görüntüleri kullanılarak bitki boyları da hesaplanmıştır. NDVI, LAI, fCover ve CW değerlerinin; genel olarak bitki boyları belirli bir seviyeye ulaşıncaya kadar düşük seyrettiği, sonrasında bitki büyüdükçe arttığı, daha sonra doygunluğa ulaşarak yaklaşık olarak aynı seviyelerde seyrettiği, hasat işlemi gerçekleştirilmeden önce biraz düşüş gösterdiği, hasat işlemi gerçekleştirildikten sonra ise sert bir düşüş gösterdiği gözlenmiştir. Geri saçılma değerlerinin; genel olarak ekim işlemi gerçekleştirildikten sonra düşüş gösterdiği, bitki büyüdükçe arttığı, daha sonra doygunluğa ulaşarak yaklaşık olarak aynı seviyelerde seyrettiği, hasat işlemi gerçekleştirildikten sonra ise yeşil kalıntıların da kurumasıyla birlikte azaldığı gözlenmiştir. İnterferometrik uyumluluk değerlerinin; genel olarak ekim işlemi gerçekleştirilmeden önce yüksek geldiği, ekim işleminin gerçekleştirildiği zaman aralığında elde edilen uydu görüntü çiftlerinin interferometrik uyumluluk değerlerinin sert bir düşüş gösterdiği, bitkiler çimlenmeye başlamadan önce elde edilen uydu görüntü çiftlerinin interferometrik uyumluluk değerlerinin tekrar yükseldiği, bitki büyüdükçe interferometrik uyumluluk değerlerinin azaldığı ve hasat işlemi gerçekleştirilinceye kadar interferometrik uyumluluk değerlerinin düşük seyrettiği, hasat işlemi gerçekleştirildikten sonra ise interferometrik uyumluluk değerlerinin arttığı gözlenmiştir. NDVI, LAI, fCover ve CW değerleri; ekim, çizel ile ara çapa, sıra arası çapalama ve sulama işlemleri gibi toprak işleme uygulamalarına duyarsız kalmıştır. Geri saçılma ve interferometrik uyumluluk değerleri ise ekim işlemlerine duyarlı bulunmuştur. Geri saçılma değerlerinin sulama işlemlerine de duyarlı olduğu gözlenmiştir. Ayrıca NDVI, LAI, fCover ve CW değerlerinin, çalışma alanının yakın çevresinde mevcut olan bulut örtüsünden ve/veya sisten etkilendiği tespit edilmiştir. Öte yandan, geri saçılma ve interferometrik uyumluluk değerlerinin de yağış olaylarından önemli ölçüde etkilendiği gözlenmiştir. Bu çalışma kapsamında, Sentinel-1 uydu görüntüleri kullanılarak ortalama bitki boyu yaklaşık 50 cm'lik bir hata ile hesaplanmıştır. Ancak, Sentinel-1 uydu görüntülerinden hesaplanan minimum ve maksimum bitki boyu değerleri arasındaki farkın ve standart sapmanın oldukça yüksek olması nedeniyle; Sentinel-1 uydu görüntülerinden hesaplanan ortalama bitki boyu değerinin, gerçek bitki boyu değerine tesadüfi olarak yakın geldiği tespit edilmiştir.
Mineral haritalanması için yeni bir görüntü kaynaştırma yaklaşımı
Jeolojik uzaktan algılamada kısa dalga kızıl ötesi dışında termal kızılötesi (TIR) dalga boyuna ait veriler de önemli bir yere sahiptir. TIR verileri ile kuvars ve evaporit minerallerinin ayırt edilmesi mümkündür. Termal kızılötesi görüntü için en önemli veri kaynağı ASTER uydu sensörüdür. Ancak yapısı gereği TIR verilerinin mekânsal çözünürlükleri düşüktür. Bu nedenle detaylı mineral haritalamasında kullanım olanakları sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı, jeolojik araştırmalarda sıkça kullanılan ASTER termal uydu görüntülerini (TIR), görünür yakın kızılötesi (VNIR) veriler ile kaynaştırmak için yeni bir yaklaşım sunmaktır. Ankara'nın Bala ilçesinde yer alan jips minerallerince zengin bölgede test edilmiştir. Gerçekleşen çalışma da bölgeye ait jips mineralleri önerilen yöntem (FVT) ile haritalanmıştır. Ayrıca bölge de ki bitki örtüsü, su ve diğer litolojik birimlerde önerilen yaklaşım ile incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar istatistiksel ve mekânsal performanslar açısından karşılaştırılmıştır. Değerlendirmede orijinal termal kızılötesi verinin ve önerilen yaklaşımın görsel, spektral imza, spektral açı ve sülfat indekslerinin farklılıkları incelenmiştir. TIR ve FVT verilerinin optimum eşik değeri alınmış ve özellikle jipsli bölgelerde önerilen yaklaşım minimum düzeyde fark göstermiştir. Haritalanan jipsli birimler arazi çalışmaları ile kontrol edilmiş ve bölgeden alınan İHA görüntüleri ve uydu görüntüleri karşılaştırılmış, önerilen yaklaşımın daha yüksek doğruluğa sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca bölgeden alınan jips numunelerinin kimyasal analizi yapılmış ve çalışmada jips olarak sınıflandırılan alanların %99.3 oranında jips içerdiği belirlenmiştir.
Derin öğrenme metotları kullanılarak SAR (sentetik açıklıklı radar) görüntülerinden bina tespiti
SAR (Sentetik Açıklıklı Radar) görüntüleri, objelerin yansıma değerleri yerine saçılma değerleri ile oluşturulduklarından optik görüntülerden farklıdırlar. Bu durum SAR görüntülerinin geleneksel nesne algılama ve tespit metodolojilerinin uygulanmasını zorlaştırır. Son yıllarda derin öğrenme metotları obje tespiti ve segmentasyon alanlarında sıklıkla kullanılmaktadır. Bu çalışmada SAR ve optik görüntü füzyonundan bina tespiti için U-Net modellerinin potansiyelleri araştırılmıştır. Geliştirilen metot ve U-Net algoritması iki farklı veri seti üzerinde uygulanmıştır. İlk veri seti 'SpaceNet 6 Multi Sensor All-Weather Mapping' etkinliği kapsamında sağlanan Sentinel-1 SAR ve Sentinel-2 multispektral uydu görüntüleridir. Görüntüler Hollanda'nın Rotterdam bölgesinde 120 km2'lik alanı kapsamaktadır. Eğitim veri seti 20 adet 900 x 900 piksel boyutlu HV polarize SAR görüntüsü ve optik görüntülerdir. Eğitim sonucu oluşturulan modelde Loss (Kayıp) değeri 0.4 doğruluk ise 81% olarak hesaplanmıştır. İkinci veri seti ise İzmir ilinin bir kısmını kapsamakta olup 2020 Ege Denizi depreminden önce ve sonra olmak üzere 2 adet SAR görüntüsünden oluşmaktadır. U-Net algoritmasında maske olarak kullanılacak görüntü, vektörel formattan elde edilmiştir. İlk veri seti üzerinden üretilen model, ilk ve ikinci veri setleri üzerinde uygulanmış ve sonuçlar tartışılmıştır. 3 farklı test verisi üzerine uygulanan modelin sınıflandırma doğrulukları ile sırasıyla 79%, 65% ve 54% olarak hesaplanmıştır.
Orman yangınlarının hava kalitesi ve yer yüzey sıcaklığı üzerindeki etkilerinin uzaktan algılama yöntemleri ile incelenmesi
Ormanlar, ağaçlar gibi büyük canlılardan en küçük canlılar olan mikroorganizmalara kadar tüm canlıları içinde barındıran, yaşam için gerekli olan atmosfer dengesini sağlayan kara ekosistemleridir. Dünyanın %31'ini, ülkemizin ise %30'unu kaplayan ormanlar; her türlü canlıya besin, barınma gibi olanaklar sağlar ve doğanın işleyişini dengeli bir şekilde devam ettirmesine yardımcı olur. İklimlerin değişime uğraması sonucu ortaya çıkan kuraklık ve yüksek sıcaklık, ormanlık alanlarda insanlık faaliyetlerinin artması gibi nedenlerden dolayı orman yangınları çıkmaktadır. Bu yangınlar sonucu, atmosfere çeşitli kirletici gazlar ve partiküller salınarak hava kalitesini düşürmektedir. Yangınlar sırasında toprak yüzeyinin sıcaklığının artması, toprak ekosistemine de zarar vermektedir. Uzaktan algılama yöntemlerinin hızlı, pratik olması orman yangınlarının bu zararlarını yangın bölgesine gitmeden de tespit etmeyi, incelemeyi mümkün kılmaktadır. Bu tez çalışmasında, 2021 yılı yaz aylarında ülkemizde meydana orman yangınlarının hava kalitesi ve yer yüzey sıcaklığına olan etkilerinin uzaktan algılama teknikleri ile incelenmesi amaçlanmıştır. Meydana gelen orman yangınlarından en fazla zarar gören Antalya ve Muğla illerinin orman yangınları sırasında hava kalitelerinde düşüşler olduğu ve yangın bölgelerinde yer yüzey sıcaklığının arttığı gözlemlenmiştir. Alınan uydu görüntülerinde gerçekleştirilen analizlere göre Antalya ve Muğla illerinde yangınlar döneminde; CO, NO2 ve PM10 değerlerinde artışlar olmuştur. Ayrıca yangın bölgelerindeki artan yüzey sıcaklıkları, yangınlar söndürüldükten sonra bir süre daha yüksek bir şekilde devam etmiştir. Sonuç olarak, literatürdeki benzer çalışmalar ve yapılan bu tez çalışması ışığında; orman yangınlarının bölgenin yüzey sıcaklığını arttırdığı ve hava kalitesini düşürerek hava kirliliğine neden olduğu anlaşılmıştır.
İnsansız hava aracı ile elde edilen görüntülerden ağaçların toprak üstü biyokütle tahmini ve karbon depolama kapasitesinin belirlenmesi
Dünya, küresel iklim değişimi, nüfus artışı, küresel ısınma, kentsel büyüme, arazi değişimleri, sera etkisi gibi birçok zorlukla karşı karşıyadır. Bu gelişmeler, plantasyon ormanları da dâhil olmak üzere tüm arazi kullanım sistemlerinde biyokütle karbonunu tahmin etmek için sağlam ve uygulanabilir yöntemlere açık bir ihtiyaç yaratmıştır. Bu çalışmada, insansız hava aracı (İHA) görüntüleri kullanılarak bireysel ağaçların biyokütle ve karbon kapasitelerinin tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada test verisi olarak Citrus aurantium (turunç) kullanılmış, İHA görüntülerinin işlenmesi ile elde edilen biyokütle ve karbon verilerinin doğruluğu, geleneksel yöntemler kullanılarak üretilen değerler ile karşılaştırılmış ve optimizasyon için denklemler oluşturulmuştur. Bu kapsamda çalışma İHA görüntülerinden ve arazi verilerinden karbon ve biyokütle değerlerinin tahmin edilmesi olmak üzere iki kısımda yürütülmüştür. İHA verilerinin fotogrametrik yöntemler ile işlenmesiyle ağaçlara ait katı hacimler çıkarılmıştır. Arazi verilerinden ise ağaçların katı hacimleri, gerçek hacimleri, toprak üstü biyokütle ve karbon tutabilme kapasiteleri geleneksel yöntemlerle elde edilmiştir. Elde edilen bu veriler doğrultusunda ağaçların toprak üstü biyokütle ve karbon tutum kapasitelerinin tahmin edilebilmesi için regresyon denklemleri üretilmiştir. Üretilen denklemler üstel, doğrusal, polinom ve üssel eğim çizgilerine ait denklemlerdir. Bu denklemler İHA verilerinden elde edilen ağaçların katı hacimlerden, arazi verilerinden elde edilen gerçek hacimlere dönüşümü ve hacimden biyokütleye geçiş entegrasyonu için kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre: Karbiyosis yazılımından elde edilen ortalama toprak üstü biyokütle değeri 38.595,17 gr, karbon depolama kapasitesi ise 17.651,38 gr olarak tahmin edilmiştir. İHA verilerinden elde edilen katı hacimden, arazi verilerinden elde edilen gerçek hacime üstel denklem ile üretilen ortalama toprak üstü biyokütle değeri 32.552,68 gr iken toprak üstü karbon değeri ise 15.625,29 gr'dır. 2. dereceden polinom denklemi ile üretilen toprak üstü biyokütle ve karbon değerleri ise sırasıyla 37.550,57 gr ve 18.024,27 gr'dır. İHA verilerinden elde edilen katı hacimden, Karbiyosis'den elde edilen biyokütleye, üstel denklem ile üretilen ortalama toprak üstü biyokütle değeri 37.151,91 gr iken toprak üstü karbon değeri ise 17.832,91gr'dır. 2. dereceden polinom denklemi ile üretilen toprak üstü biyokütle ve karbon değerleri ise sırasıyla 36.839,78 gr ve 17.683,09 gr'dır. İHA verilerinden elde edilen katı hacimden, arazi verilerinden elde edilen gerçek hacime, polinom denklemleri ile üretilen biyokütle değerlerinin Karbiyosis sonuçları ile karşılaştırılmasıyla elde edilen uyumluluklar %85 ve %84 iken karbon için uyumluluk ise %86 ve %84'tür. İHA verilerinden elde edilen katı hacimden, Karbiyosis'den elde edilen biyokütleye, üstel ve 2. dereceden denklemleri ile üretilen biyokütle ve karbon değerlerinin Karbiyosis sonuçları ile karşılaştırılmasıyla elde edilen uyumlulukların tümü ise %86'dır. Sonuç olarak, İHA görüntüleri kullanılarak bireysel ağaçlara yönelik hacim, biyokütle ve karbon tutum tahminleri yüksek doğrulukta elde edilmiştir. Bu çalışma, uzaktan algılama teknolojilerinin küresel iklim değişikliği kapsamında önemli bir veri olan karbon hesabının yapılabilmesinde kullanılabilir ve uygulanabilir olduğunu doğrulamaktadır.
Coğrafi bilgi sistemleri ve çok kriterli metot kullanılarak sera yeri seçimi: Aksu örneği
Dünyada olduğu gibi ülkemizde de devam eden nüfus artışı ile gıda ihtiyacı da zamanla artmaktadır. Gıda talebinin artışı ile mevcut tarım uygulamaları yetersiz kalmakta bu da ithal ürünlere olan ihtiyacı artırmaktadır. Ülkeler için önemli olan, kendi temel besin malzemelerini karşılayabilmenin yanı sıra ekonomiye katkıda bulunmak için ihracat yapabilmektir. Seracılık, mevsim bitkilerinin yıl içerisinde üretiminin devamlılığını sağlarken bir yandan da ürünlerin pazarda uygun fiyat ile yer almasına fayda sağlar. Ancak sera yerlerinin coğrafi ve beşerî unsurlar göz önüne alınarak belirlenmesi gerekmektedir. Sera için uygun koşullar ve bölgenin iklim koşulları gözetilmeden kurulan seralarda doğal afet sonucu geri dönüşü olmayan zararlar oluşmaktadır. Aynı zamanda ısıtmaya olan ihtiyaç da enerji kullanımını artıracaktır. Bu kapsamda sera kurulacak alanların güneş enerjisinden yararlanabileceği alanlara kurulması oldukça önemli olmaktadır. Bu çalışmada amaçlanan, tarıma elverişli toprakları ile yoğun tarım uygulamalarının yapıldığı bölgelerden biri olan Aksu ilçesinin, topografik ve iklimsel özellikleri de dikkate alınarak seracılık için uygunluğunu belirlemektir. Sera alanlarının belirlenmesinde birçok faktörün önemli olması sebebiyle karar verme süreci karmaşık bir hale gelmektedir. Bu karmaşada kolay karar verebilmek için Çok Kriterli Karar Verme Analizi tekniklerinden biri olan Analitik Hiyerarşi Prosesi en çok kullanılan metotlardan biridir. Bu çalışmada, sera yeri seçimi için 12 tane kriter belirlenmiştir. Bu kriterler, eğim, bakı, suya, yola ve nüfus yoğunluğuna yakınlık, toprak özellikleri, nem, yağış, sıcaklık, güneşlenme şiddeti, güneşlenme radyasyonu ve rüzgâr şiddetidir. Rüzgâr şiddeti, yüksek eğim ve şiddetli yağış istenmeyen özelliklerdir. Tüm kriterler birbiri ile önem sırasına göre değerlendirilmiş ve bir kriter tablosu oluşturulmuştur. Tabloda önem derecesine göre 0 ile 9 arasında değerlendirme yapılarak tüm ölçütler ağırlıklandırılmıştır. Oluşturulan katmanlar CBS yazılımında ağırlık değerleriyle birlikte çakıştırılarak 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planına göre Aksu ilçesinde "tarımsal niteliği korunacak alanlar" içerisinden doğal koruma alanları ve sulak alanların maskelenmesiyle bir sonuç haritası oluşturulmuştur. Çalışma alanına göre oluşturulan sonuç haritasında 2.769,4 ha'lık bir alana sahip olan çalışma alanının 411,71 ha'sının en uygun, 216,42 ha 'sının uygun, 155,04 ha'sının orta uygun, 751,61 ha'sının az uygun, 136,51 ha'lık alanının ise uygun olmayan (%8,17) alanlardan oluştuğu tespit edilmiştir. 1.098,12 ha alanın ise AHP uygulaması sonucunda değerlendirme dışında kaldığı görülmüştür. Belirlenen kriterler doğrultusunda istenilen sonuçlara ulaşıldığı düşünülmektedir. Bu çalışmanın, ürün özelinde belirlenecek kriterler doğrultusunda sadece seracılık için değil her ürüne uygulanabileceği ve başka çalışmalara yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
Türkiye ramsar alanlarında iklimsel değişimlerin uzaktan algılama teknikleri kullanılarak izlenmesi
Dünya yüzeyinin yaklaşık 6%'sını kaplamakta olan sulak alanları, dünyadaki tüm canlı türlerinin 40%'ını ve tüm hayvan türlerinin 12%'sini barındırmaktadırlar. Uluslararası öneme sahip sulak alanların çeşitli kuş türlerinin göç yolları üzerinde bulunması, nesli tükenmekte olan birçok kuş türünün dinlenmesine ve üremesine olanak sağlamaktadır. Dolayısıyla, biyolojik çeşitliliğin ve verimliliğin yüksek olduğu bu alanların korunması ve bu alanlara ait kaynakların insanlar tarafından akılcı kullanımın sağlanması amaçlanarak uluslararası olan Ramsar Sözleşmesi imzaya açılmış ve Türkiye'de bu sözleşmeye 14 alan ile birlikte destek vermiştir. Sulak alanların taşkın kontrolü, yeraltı sularının beslenmesi, besin depolama, iklim değişikliğinin kontrolü, su arıtımı, gıda kaynağı olma, turizm faaliyet alanı sağlama gibi birçok işlevi bulunmaktadır. Ancak, iklimlerin değişime uğraması sonucu ortaya çıkan yüksek sıcaklık ve insan faaliyetlerinin artması gibi nedenlere bağlı olarak sulak alanlar ve dolayısıyla, uluslararası öneme sahip, koruma altında bulunan Ramsar Alanları da tehlike altındadır. Ramsar Alanları'nın korunması ve sürdürülebilirliklerinin sağlanması için düzenli takip edilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, sulak alanların geçmişten günümüze geniş zaman aralığında değişimlerinin takibini ve analizini olanaklı kılması açısından uzaktan algılama tekniklerinin kullanımı hızlı, pratik ve güvenilir araçlar olarak ön plana çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında, Ramsar Alanların sözleşmeye dahil oldukları yıllardan itibaren 2020 yılına kadar uydu görüntüleri kullanılarak yer yüzü sıcaklıklarının değişim analizi ile incelenmesi amaçlanmıştır. Althavza ölçeğinde incelenen alanlarda, en fazla değişimin Burdur Gölü, Seyfe Gölü, Manyas Gölü, Meke Gölü, Kuyucuk Gölü ve Sultansazlığı sulak alanlarında meydana geldiği görülmüştür. Çalışma sonuçları arazi kullanım değişimi ve arazi örtüsü değişimlerinin yüzey sıcaklıklarını ve dolayısıyla bölge iklimini değiştirdiğini ortaya koymuştur.
İnsansız hava aracı ve yersel hiperspektral veriler ile narenciye ağaçlarında verim tahmini
Antalya ili, turizm sektörüne katkısının yanı sıra gerek meteorolojik koşullar gerekse toprak özellikleri bakımından tarım sektöründe hem ülkemizde hem de dünyada önemli bir yere sahiptir. Tarım sektöründe iç ve dış piyasa açısından önemli ürün gruplarından biri olan turunçgillerin Antalya'da çok farklı çeşitleri yetiştirilmektedir. Bu çalışmada, turunçgiller olarak da ifade edilen farklı narenciye ağacı çeşitlerinde (Washington, Valencia, Clementine, Satsuma) farklı uzaktan algılama teknikleri ile verim tahmini amaçlanmıştır. Çalışma, narenciye ağaçlarının 2021-2022 yıllarını kapsayan meyve olum dönemlerinde Antalya İli Serik İlçe sınırlarında bulunan Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü'nün (BATEM) Kayaburnu arazisinde yürütülmüştür. Tez çalışması, verilerin temin edilmesi, insansız hava aracı (İHA) ve light detection and ranging (LiDAR) verilerinin ön işlemesi, yersel ölçüm verileri dahil tüm veri setleri için veri tabanlarının oluşturulması, istatistiksel analizler, verim tahmini ve değerlendirme temel aşamalarından oluşmaktadır. Çalışma kapsamında meyve olum dönemindeki farklı narenciye çeşitlerinin verim tahmininde İHA ve İHA-LiDAR sistemlerinden alınan verilerden elde edilen ağaç taç yapısı, ağaç taç alanı ve ağaç yükseklikleri belirlenmiştir. Bu iki farklı uzaktan algılama sisteminden elde edilen ağaç dendrometrik bileşenleri arasında gerçekleştirilen istaistiksel analizler sonucunda yüksek korelasyonlar tespit edilmiş olup elde edilen bulgular ışığında narenciye ağaçlarının verim tahmininde İHA'dan hesaplanan ağaç dendrometrik bileşenlerinin kullanılmasına karar verilmiştir. Çalışmanın bir diğer aşamasında, İHA'ya monte edilen multispektral (MS) kameradan alınan görüntülerden basit oran (SR) indeksi ve normalize edilmiş fark bitki indeksi (NDVI), spektroradyometre cihazından ölçülen yersel hiperspektral verilerden ise SR, NDVI, hiperspektral normalize edilmiş fark bitki indeksi (HNDVI) ve normalize edilmiş pigment klorofil indeksi (NPCI) hesaplanmıştır. Ayrıca arazi çalışmaları ile narenciye ağaçlarının gövde yükseklikleri ve yaprak klorofil değerleri de ölçülmüş, tüm narenciye ağaçlarının gerçek verim değerleri temin edilmiştir. Çalışmada elde edilen tüm veri setlerine yönelik yürütülen istatistiksel analizler kapsamında tüm değişkenler için tanımlayıcı istatistik değerleri, çarpıklık-basıklık katsayıları, histogram grafikleri, normalite testleri ve korelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca meyve olum dönemindeki narenciye ağaçlarının verim tahmininde, verimi açıklayan 9 değişken kullanılarak 4 farklı verim tahmin modeli oluşturulmuştur. Çalışmada tüm değişkenler arasında gerçekleştirilen istatistiksel analizler sonucu yapılan değerlendirme ile verim tahmininde kısmi en küçük kareler regresyonunun (PLSR) kullanılmasına karar verilmiştir. Her bir model için uygulanan PLSR analizi sonuçlarına göre tüm deneme alanlarında bağımsız değişkenlerin tamamının yer aldığı modelin verim bağımlı değişkenini en yüksek açıklama yüzdesine sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca araştırmadan elde edilen bulgular, İHA verilerinden üretilen bazı bitki indeksleri ve bazı ağaç dendrometrik bileşenlerinin meyve olum dönemindeki narenciye bahçelerinde verimi açıklamada önemli parametreler olduğunu göstermiştir. Bu tez çalışması ile elde edilen model karşılaştırma sonuçlarına göre en yüksek belirleme katsaysı (R2), Satsuma mandalinası deneme alanında (R2=0.841) tespit edilmiştir. Diğer deneme alanlarında elde edilen belirleme katsayıları ise sırasıyla Washington portakalı (R2=0.719), Valencia portakalı (R2=0.685), Clementine mandalinasıdır (R2=0.302).
Uzaktan algılama ve yersel veriler kullanılarak NO2 özelinde hava kalitesine yönelik meteorolojik mekansal bilgi üretimi: Ankara örneği
Sürekli İzleme Merkezi (SİM) istasyonlarının mekânsal dağılımlarının yetersizliği nedeniyle açık kaynak veri setleri kullanılarak yersel NO2 kirleticisinin dağılımının belirlenme hassasiyetini artırmak amacıyla modelleme çalışması yapılmıştır. Çalışmada veri mevcudiyeti en yüksek 2021 yılı Ankara merkezindeki 15 adet SİM istasyonun (Bahçelievler, Demetevler, Etimesgut, Keçiören-Sanatoryum, Ostim, Sincan, Siteler, Törekent, Yaygınlaştırma-Mamak, Yaygınlaştırma-Çankaya, Polatlı, Çubuk, Ulus-Trafik, Sıhhiye ve Yaşamkent) aylık NO2 yersel ölçüm verisi, Sentinel5P Tropomi'nin NO2 uydu görüntüsü, alınan bulut optik derinliği, Terraclimate'in en düşük sıcaklık, en yüksek sıcaklık, buhar basıncı, buhar basıncı açığı, rüzgar hızı ile NOAA/VIIRS'in Ortalama Işık Parlaklık Değeri verileri makine öğrenme teknikleri kullanılarak NO2 yersel ölçüm verisi tahmin modeli oluşturulmuştur. Çalışmanın istatistiki değerlendirmesinde Çoklu Doğrusal Regresyonu (ÇDR), Temel Bileşen Regresyonu (TBR) ve En Küçük Kareler Regresyonu (KEKKR) metotları kullanılmıştır. ÇDR değişkenler arasındaki ilişkiyi doğrudan irdelemek temelinde iken TBR ve KEKKR yüksek ilişkili tahmin değişkenleri içeren modellerde başarı gücü nedeniyle tercih edilmiş ve uygulanmıştır. Aylık NO2 yersel ölçüm, NO2 uydu bazlı ölçüm, optik derinlik, en düşük sıcaklık, en yüksek sıcaklık, buhar basıncı açığı, rüzgar hızı ile ortalama ışık parlaklık parametreleri ÇDR, TBR ve KEKKR gibi tahmin modeli çalışmalarında kullanılmıştır. Her bir tekniğin model performans belirlenmesi amaçlanmış ve elde edilen modelin tahmin değerlerinin gerçek ölçüm değerleri ile istatiksel analiz parametreleri hesaplanmış ve karşılaştırması yapılmıştır. Çalışma sonucunda ÇDR'nin değişkenler arasındaki ilişkiyi doğrudan ele alamadığı, çoklu bağlantı sorunu yaşanma riski bulunduğu bulgular ile elde edilmiştir. TBR ve KEKKR'nin ise yüksek ilişkili değişkenlerin ortaya çıkardığı çoklu bağlantı sorununa çözüm getirdiği ve başarılarının ÇDR'ye göre daha yüksek olduğu çalışma bulguları ile elde edilmiştir. Elde edilem model ile daha az hata ve yüksek korelasyon olan model oluşturulmuştur. ÇDR, TBR ve KEEKR metot uygulamalarında sırasıyla 0.27, 0.48, 0.49 Düzeltilmiş R kare değerleri elde edilmiştir. Çoklu doğrusallık problem etkisinin giderilmesi ile ÇDR'ye oranla yüksek ilişki oranları elde edilmiştir. TBR ve KEKKR makine öğrenme metotları ile oluşturulan modelin NO2 yersel ölçüm değişkenini sırasıyla %87 , %85 açıkladığı tespiti yapılmıştır.
Çok kriterli karar verme teknikleri ve coğrafi bilgi sistemleri kullanılarak alışveriş merkezi için uygun yer seçimi: kKonyaaltı (Antalya) örneği
Markalaşma ve moda kültürünün hayatımızdaki önemi, AVM'leri tercih edilen bir neden haline getirmiştir. AVM'ler, birçok ürünü tek bir çatı altında sunmanın yanı sıra rahatlık, konfor ve güvenli alışveriş deneyimi sunarak insanların tercihleri arasında öne çıkmaktadır. Ayrıca, günümüzde zamanını alışverişe ayıran tüketiciler için vazgeçilmez bir yer haline gelmiştir. Ancak, rekabetin artması ve yer seçiminin geri dönüşü zor bir karar olması nedeniyle bir AVM projesi için en önemli faktör konum olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, bir AVM'nin sürdürülebilirliği için konum belirleme sürecinde bir dizi kriterin dikkate alınması ve yenilikçi bilimsel yöntemlerin kullanılması gerekmektedir. Antalya ili, Konyaaltı ilçesi, Türkiye'nin önemli turistik ve yoğun nüfuslu bölgelerinden biridir. Ayrıca kültürel ve coğrafi açıdan diğer ilçelere göre önde gelmektedir. Antalya ilinde bulunan Muratpaşa ve Kepez ilçelerindeki on bir alışveriş merkezi, Konyaaltı ilçesindeki nüfusun tercihlerinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışma, Konyaaltı bölgesinde yeni bir alışveriş merkezi projesi için en uygun yerleri belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu hedefe ulaşmak için Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) ve Çok Kriterli Karar Verme Tekniklerinden (ÇKKVT) Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) kullanılmıştır. AHP, belirli bir öncelik hiyerarşisine göre karar problemlerini değerlendirerek mevcut durumun daha iyi anlaşılmasını sağlar. Bu yöntemle belirlenen kriterler ikili gruplar halinde karşılaştırılır ve önem dereceleri belirlenir. Çalışmada ilk olarak, aktif nüfusun yoğun olduğu Antalya ili Konyaaltı ilçe merkezi ve çevresi çalışma sınırları olarak belirlenmiştir. AVM konumu için coğrafi özellikler, ulaşılabilirlik ve demografik özellikler gibi üç ana kriter belirlenmiştir. Bu kriterler daha sonra detaylandırılmak üzere toplamda on bir alt kritere ayrılmıştır. AHP, bir karar verme problemi üzerinden mevcut durumu daha iyi anlamak ve sonuçlandırmak için kullanılır. Bu nedenle belirlenen on bir kriter için literatür ve sözlü yapılan uzman görüşleri ile önem dereceleri belirlenmiş ve herbir kriterin ağırlığı hesaplanmıştır. Hesaplanan ağırlıklar kullanılarak haritalanan kriterler, somut bir değerlendirme sunmak için bir araya getirilmiş ve bir sonuç haritası oluşturulmuştur. Bu sonuç haritası, imar planlarında yer alan ticari parseller ile kıyaslanarak kullanıcıya sunulmak üzere uygun alanları değerlendirilmiştir. Bu çalışma, gelecekteki çalışmalar, yatırımcılar ve karar vericiler için yol gösterici bir rehber niteliği taşımaktadır.
Coğrafi bilgi sistemlerinde gemiler için güvenli seyir takibi
Bu tez çalışmasında, coğrafi bilgi sistemlerinde mikrodenetleyici tabanlı gömülü sistemler ile Uluslararası Denizcilik Organizasyonu (IMO) tarafından tanımlanan standartlar doğrultusunda gemilerin güvenli seyirlerinin konumsal ve gerçek zamanlı olacak şekilde takip edilip elektronik olarak arşiv kayıtlarının tutulması üzerine bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışma kapsamında takibi ve arşiv kaydı tutulacak olan bilgiler; geminin kapı ve geçiş menhol kapaklarının (hatch kapakları) açıklık-kapalılık durumları, sintine bölgesi seviye ihbar şamandıralarının aktiflik-pasiflik durumları ve yangın algılama dedektörlerinin aktiflik-pasiflik durumlarını ifade eden sistemlere ait genel alarmlardır. Yapılan çalışmada uluslararası sularda seyir yapma ehliyeti olan herhangi sınıf ve türdeki bir geminin IMO ve ISO organizasyonlarınca tanımlanan Denizde Çatışmaları Önleme Kuralları (COLREGs), IEC ve SOLAS kurallarına göre internet üzerinden anlık ve konumsal olarak seyrini gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin takibinin yapılmasına olanak sağlayacak bir güvenli seyir izleme sistemi geliştirilmesi hedeflenmiştir. Tez çalışmasında gerçekleştirilen deneysel testler sonucunda, yaklaşık 4 km'lik kıyı şeridi boyunca prototip üzerinden simüle edilen sintine, yangın, kapı/hatch ve gemi genel alarmlarının konumlarının lokasyonları alınmış ve iki dakikalık periyotlarla alınan konum verileri ile ilgili alarmların aktiflik-pasiflik durum göstergeleri, GPRS teknolojisi ile veri bulutu internet sunucusuna gönderilmiştir. Geliştirilen sistem sayesinde; gemilerin seyir halindeyken emniyetlerinin gerçek zamanlı ve konumsal olarak takip edilmesi ve olası güvensiz seyir durumlarına karşı ilgili kişilerin uyarılması, güvensiz seyir durumlarının raporlanması ve dolayısıyla muhtemel kazaların önüne geçilmesi mümkün olmaktadır.
Asya ve Avrupa'dan gelen göçmenlerin mekân algısı: Antalya örneği
Bu çalışmada, Türkiye'nin en önemli turizm şehirlerinden ve aynı zamanda en çok yabancı göçü alan şehirlerinden birisi olan Antalya şehrinin merkez ilçeleri çalışma alanı olarak seçilmiştir. Çalışmanın amacı, Antalya şehir merkezinde yaşayan yabancı uyruklu göçmenlerin şehri tanımada ve şehir ile ilgili algılarının oluşmasında, şehrin hangi fonksiyonları ve mekânsal elemanlarının etkin rol oynadığını, amaçları doğrultusunda hangi mekânları kullandıklarını ve bu mekânlara dair algılarını araştırarak; göçmen grupları arasında, kullanılan mekân ve algı yönünden benzerlik ve farklılıkların neler olduğunu tespit etmektir. Araştırmanın yöntemi, anket analizidir. Literatür taraması sonucunda oluşturulmuş olan anketler, araştırma kapsamındaki Asya ve Avrupa kıtalarından gelmiş olan göçmenlere uygulanmıştır. Uygulanan anket sonuçları, gerekli analiz süreçlerinden geçirildikten sonra, oluşturulan veri tabanı ArcGIS 10.4.1 programına aktarılarak konuya dair haritalar üretilip yorumlanmıştır. Verilerin analizi sonucunda elde edilen en dikkat çekici bulgulardan biri Kepez ilçesinin, Avrupa kıtasından gelen göçmenler tarafından birkaç cevap dışında neredeyse hiç telaffuz edilmemiş olmasıdır. Bir diğer dikkat çeken bulgu, araştırma grubundaki göçmenlerin yarısından fazlasının dört yıldan uzun süredir Antalya'da yaşadıklarını belirtmelerine rağmen şehrin başlangıç ve bitişi olarak daha çok merkez ilçeleri ile onların sınır komşusu olan ilçeleri algılaması, Doğu-Batı yönünde yer alan ilçe adlarının ise neredeyse hiç telaffuz edilmemesidir. Çalışmanın sonucunda elde edilen bulguların, gelecekte konuya dair çalışacak olan kişi ve kurumlara, yapacak oldukları çalışmalarda yarar sağlayacağı düşünülmektedir.
Deniz suyu parametrelerinin konumsal olarak izlenmesi ve jeoistatistiksel analizi için uzaktan erişimli gerçek zamanlı kablosuz algılayıcı ağ sistemi
Dünya genelinde temiz su kaynakları her geçen gün azalırken, temiz suya olan gereksinim giderek artmaktadır. Temiz ve güvenilir su kaynakları, tarım, sanayi, doğa ve yaşam için hayati öneme sahiptir. Fabrika atıkları, tarımda ilaç kullanımı, iklim değişikliği, artan insan nüfusu gibi nedenlerden ötürü temiz suya erişim giderek zorlaşmaktadır. Su kaynaklarını korumak, gelecekte yaşanabilecek temiz su kıtlığının önüne geçilmesini sağlayacaktır. Bu nedenle deniz, akarsu, göl, kaynak suları gibi tüm kaynakların su kalitelerinin izlenmesi önem kazanmıştır. Mevcut durumda, sular analiz edilecek ortamdan belirli zamanlarda alınan numunelerle laboratuvar ortamına taşınmakta ve gerekli analizler burada yapılarak su kalitesi belirlenmektedir. Ancak, bu yöntemde yaşanan zaman kayıpları ve aksaklıklar, ayrıca erişimi zor olan hatta insan hayatı için tehlike oluşturacak noktalardaki sulara erişimde yaşanan zorluklar nedeniyle, bu kaynaklardaki suların analizi her zaman mümkün olmayabilir. Ayrıca, numune alınan tarihler dışında su parametrelerinin değişiklikleri izlenememekte, dolayısıyla mevcut değişimler hakkında sağlıklı çıkarımlarda bulunmak zorlaşmaktadır. Su parametrelerinde olumsuz bir değişim olması halinde ise, gerekli tedbirlerin zamanında alınmaması durumunda, su ekosisteminin bozulması ve suda yaşayan canlı yaşamının tehdit altında kalması gibi durumlar ile karşı karşıya kalınabilir. Bu tez çalışmasında, deniz suyu parametrelerinin izlenmesi amacıyla uzaktan haberleşebilen algılayıcı düğümleri tasarlanmış ve deniz yüzeyine bırakılmıştır. Her bir düğüm üzerinde, sıcaklık ve pH algılayıcıları bulunmaktadır. Bu algılayıcılara ek olarak düğümün bulunduğu konum bilgisini alabilmek için konum algılayıcısı da kullanılmıştır. Düğümlerden gelen bilgiler ZigBee teknolojisi ile önce ana düğüme, ardından GPRS teknolojisi kullanılarak sunucuya gönderilir. Sunucuda toplanan veriler jeoistatistiksel analizler için zaman, konum ve algılayıcı verileri olarak veri tabanında saklanır. Tasarlanan internet sitesi aracılığıyla, kullanıcılara kaydedilen verilerin eşzamanlı takibi imkânı sağlamaktadır. İnternet sitesinde sunulan veriler, Excel dosyası formatına dönüştürülebilmekte, bu sayede ArcGIS yazılımı ile kolayca entegrasyon sağlanabilmektedir. Oluşturulan bu dosya ile ArcGIS programında jeoistatistiksel analiz yöntemlerinden biri olan IDW enterpolasyon yöntemi ile alansal dağılım haritaları oluşturularak; dakika, saat ve gün bazında değişimler değerlendirilmektedir. Aynı özellik, ArcGIS yazılımından bağımsız olarak internet sitesine de entegre edilmiş olup web üzerinden IDW enterpolasyon yöntemi ile alansal dağılım haritaları üretilebilmektedir.
Orman yangını kaynaklı değişimlerin farklı çözünürlükteki uydu görüntüleri kullanılarak tespit edilmesi: Antalya Kumluca örneği
Orman yangınları, gezegenimizi ve biyolojik yaşamı etkileyen önemli felaketlerden biridir. Sadece canlı yaşamını değil, başta bulunduğu bölge olmak üzere ekonomiyi de ciddi şekilde etkilemektedir. Bu çalışmada farklı çözünürlükte olan uydu görüntüleri kullanılarak, farklı değişim tespit teknikleriyle orman yangını sonucunda etkilenen alanların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda IKONOS, Worldview-2, ASTER, Landsat-7 ve Landsat-8 uydu görüntüleri kullanılmıştır. Antalya'nın Kumluca ilçesine bağlı Adrasan bölgesinde 28 Haziran 2014 tarihinde meydana gelen orman yangını, bu çalışmada gerçekleştirilen değişim tespiti analizlerinde kullanılmıştır. Çalışma farklı mekânsal çözünürlüğe sahip olan, 3 Kasım 2004 tarihli Landsat-7, 3 Temmuz 2014 tarihli Landsat-8, 14 Ekim 2004 tarihli IKONOS, 5 Temmuz 2014 tarihli WorldView-2, 4 Kasım 2004 ve 12 Ağustos 2014 tarihli ASTER görüntüleri kullanılmıştır. 10 yıllık bir süre içerisinde aynı alana sahip bölgelerde yangın kaynaklı değişimi tespit etmek için farklı mekânsal çözünürlüklü uydu verileri çeşitli sayısal görüntü analiz teknikleri kullanılarak sonuçları karşılaştırmalı olarak irdelenmiştir. Yangın öncesi ve yangın sonrası görüntüler geometrik ve radyometrik olarak birbirlerine göre kalibre edilmiştir. Daha sonra fark görüntüsü, görüntü oranlama, NDVI (normalize edilmiş bitki örtüsü indeksi) fark görüntüsü, NDVI görüntü oranlama, PCA (Temel Bileşen Analizi) ve MNF (Minimum Gürültü Oranlama) tekniği yakın kızıl ötesi (NIR) bantlara uygulanmıştır. Çalışma kapsamında referans uydu görüntülerinden elde edilen verilerle medyan filtreleme sonucu oluşturulan görüntülerin analizleri yapılarak en yüksek doğruluk değeri ve kappa katsayısına karşılık gelen medyan filtreleme değeri belirlenerek doğruluk değerlendirmeleri yapılmıştır.Tüm analiz sonuçları karşılaştırıldığında, en yüksek doğruluk değerine ve kappa katsayısına sahip olan yöntemin PCA olduğu görülmüştür. PCA tekniğiyle Landsat-7 ile Landsat-8 uydu görüntülerinin medyan 3x3 kernel boyutuna karşılık gelen doğruluk değeri % 96.5 kappa katsayısı 0.73, IKONOS ve WV-2 uydu görüntülerinin medyan 97x97 kernel boyutuna karşılık gelen doğruluk değeri % 94.7 kappa katsayısı 0.73, ASTER görüntülerinin medyan 21x21 kernel boyutuna karşılık gelen doğruluk değeri % 99.1 kappa katsayısı 0.94 olarak bulunmuştur. En yüksek kappa katsayısı ve doğruluk değerine sahip ASTER sensörüyle yangın alanı 129.5 hektar alan olarak hesaplanmıştır.
Coğrafi bilgi sistemleri tabanlı gürültü analizi ve modellenmesi Kaleiçi/Antalya örneği
Türkiye'nin en önemli turizm destinasyonlarının başında gelen Antalya ili, tarihi, kültürel ve doğal zenginlikleri ile birlikte yerli ve yabancı turist hareketliliğin yoğun olarak yaşandığı bir konumdadır. Kentin ilk yerleşimi olan Kaleiçi semti de eğlence merkezlerinin ve işyerlerinin artması sonucunda bu hareketliliğin odak noktası olmuştur. Turistik gezilerin uğrak bölgesi olan, deniz ve kara surları tarafından kuşatılmış Kaleiçi, sit bölgesi olarak koruma altına alınmış, tarihi yapılarının yanında otelleri, pansiyonları, restoranları ve barları ile kentin eğlence merkezi haline dönüşmüştür. İşyerlerinde, günün hemen her saatinde yapılan müzikler dolayısıyla gürültü, önemli sağlık ve çevre sorunu haline gelmeye başlamıştır. Çıkış yeri ve yayılma ortamı olarak, tüm alıcı ortamları kapsayan gürültü, doğrudan çevresel değerlerin bozulması sonucunda ortaya çıkmakta diğer çevresel değerleri algılamayı etkileyen, sağlık bozucu bir etken olmaktadır. Dolayısıyla önemli bir sağlık ve çevre sorunu olarak bilimsel araştırmalara konu olmaktadır. Bu çalışmada, Kaleiçi semti örneğinde, gelişen teknolojiye paralel olarak, uzaktan algılama (UA) ve coğrafi bilgi sistemleri (CBS) aracılığıyla gürültü analizi ve modellemesi yapılması hedeflenmiştir. Örneklem alanındaki eğlence merkezlerinden, yaya ve taşıt trafiğinden kaynaklı gürültü, gürültü ölçüm cihazı ile ölçülmüş ve ölçüm noktaları koordinatlandırılmıştır. Gürültü ölçümü, ulusal standartlar esas alınarak, hareketliliğin en yoğun olduğu saatlerde ve uygun yöntemle alınmıştır. Koordinatlı veriler, CBS ortamına aktarılarak UA görüntüleri ile entegre edilmiştir. Çalışma alanı özelinde sınırlı sayıda yapılan ses düzeyi ölçümlerin tüm alanda optimum dağılımını sağlamak ve gürültünün modelini oluşturmak üzere Kriging enterpolasyon yöntemi uygulanmıştır. Elde edilen modelde, ses seviyesi olarak standart seviyenin üzerinde görülen bölgeler için arazi çalışması gerçekleştirilmiş ve ses kaynağı tespit edilmeye çalışılmıştır. Gürültü ölçümleri 20 Şubat 2020 - 23 Şubat 2020 tarihleri arasında eğlence yerlerinden kaynaklanan gürültünün fazla olduğu akşam 20:00-24:00 saatleri aralığında 250 noktada gerçekleştirilmiştir. Ölçümler incelendiğinde gürültü düzeyinin en düşük olduğu değer 46,5 dBA ile Kandiller Geçidi noktasında gerçekleşmiştir. Yapılan ölçümlerde en yüksek gürültü değeri 78 dBA ile Zafer Sokak'ta ölçülmüştür. Gerçekleştirilen 250 noktada gürültü düzeyleri 46,5 dBA ile 78 dBA arasında yer aldığı görülmektedir. Çevresel gürültü ile ilgili mevzuat ile yasal düzenlemeleri sağlayan Çevre Kanunu ve ÇGDYY çerçevesinde ölçüm değerleri incelendiğinde gerçekleştirilen 250 ölçümden 183'ünün ilgili yönetmelik sınır değerini aştığı görülmüştür. Bu sonuçlara göre Kaleiçi semtinde akşam saatlerinde gürültü kirliliği olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, ulusal ve uluslararası olarak tarihi/kültürel bir değer olan Kaleiçi semtinin gürültü haritası oluşturulmuş, bu gürültünün ilgili standartlara düşürülmesi kapsamında uygulanabilir ve etkin öneriler geliştirilmiştir. Bu çalışma ile elde edilen bulguların, özellikle yerel yönetimlerin kontrol, denetim ve yönetim stratejilerini yönlendirebileceği öngörülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Antalya, Kaleiçi, Ses Düzeyi, Gürültü Modelleme, Kriging Enterpolasyon Yöntemi, Coğrafi Bilgi Sistemleri, Uzaktan Algılama
Tarihsel mekanların analizinde uzaktan algılama ve CBS uygulamalarında entropi yaklaşımı: "Ksanthos Antik Kenti örneği"
Birçok disiplini kapsayan çalışma alanı ile Uzaktan Algılama, Coğrafi Bilgi Sistemleri ve sayısal yöntemler ile tarihi kentlerin mekânsal analizi yapılabilmektedir. Ksanthos Antik Kenti'ne ait mekânsal alan ve yapıların kent içi önem derecesini tespit etmek amacıyla oluşturulmuş bu tez çalışmasında; İnsansız Hava Aracı sayesinde elde edilen hava fotoğrafı ile kentin dokusu CBS altyapısında çıkarılmış ve görüntüdeki mekânsal unsurlar; parça-bütün ilişkisine dayalı GLCM tekstür parametresi algoritması olan "entropi" yöntemi ile analiz edilmiştir. Düzensizliğin ölçüsü olarak kabul edilen entropi ile; antik kentteki mekânsal unsurlar kent vaziyet planına bağlı kalınarak tek tek hesaplatılmış ve kentin orijinal görünümüne göre olan değişimi sayısal ölçekte analiz edilmiştir. Yapılan bu analiz ile kentte yer alan hangi mekansal yapı ve alanın kent için ne önem ifade ettiği, yazılım dili aracılığı ile oluşturulmuş YSA tahmin yöntemine göre istatistiki dokümantasyonlar ile ispatlanmıştır. Bu çalışma ile; entropi yönteminin tarihsel mekanların tanımlanmasındaki önem derecesi vurgulanmış ve çalışma sonuçlarına göre; birçok çalışma alanı türüne yönelik yapılacak mekansal analizlere yeni bir bakış açısının oluşturulması hedeflenmektedir.
C ve X band SAR görüntülerinin mevcut harita verileri ile karşılaştırılması
Bu çalışma kapsamında üç farklı çalışma alanında SAR görüntülerinin mekânsal doğruluğu ve harita verileri ile uyumu araştırma konusu yapılmıştır. Üç farklı SAR uydu verisi için Antalya(TR), SanDiago(ABD) ve İzmir(TR) çalışma alanları seçilmiştir. Öncelikle Avrupa Uzay Ajansı(ESA) Sentinel-1A uydu verisi, Antalya ili Open Street Map (OSM) ve Fotogrametrik Sayısal Harita (FSH) verileri ile karşılaştırma yapılmıştır. Her üç veri seti üzerinden aynı ortak noktalar belirlenmiştir. SAR veri seti deneysel veri, diğer veri setleri ise kontrol verisi olarak kabul edilmiştir. SAR & OSM ve SAR & FSH veri setlerindeki koordinat farklılıklarının normal dağılım gösterip göstermediği incelenmiştir. Her iki karşılaştırmasında, koordinat farkları dağılımları oransal olarak incelendiğinde (Yd-Yc) ve (Xd-Xc) koordinat farkının (Ya-Yc) ve (Xa-Xc) koordinat farkından daha iyi temsil edildiği görülmüştür. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) SanDiago kenti çalışma alanında Space Capella SAR uydu verisi kullanılmıştır. Bu veri seti ile OSM veri seti karşılaştırılmıştır. Capella SAR uydu görüntüsü GEO refaranslı olmasından dolayı OSM verisi ile QGIS programında çakıştırılmış ve iki veri setinden ortak noktaların koordinatları hesaplanmıştır. Noktaların konum değerlerine göre Histogram, Normal dağılım grafikleri ve Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk Normal dağılım testleri uygulanmıştır. OSM ve Capella uydu verilerinden elde edilen koordinat farklarının konum grafiği çizilerek ±5m, ±10m ve ±20m yarıçap genişliğindeki dairelerin içerisindeki oransal dağılımlar incelenmiştir. İzmir ili çalışma alanında, ICEYE SAR uydu veri seti ile OSM veri seti karşılaştırılmıştır. İki veri setinden bina köşeleri, yol kavşakları ve sınırlara ilişkin ortak noktalar belirlenmiş ve koordinatları hesaplanmıştır. Noktaların konum değerlerine göre Histogram ve Normal dağılım grafikleri incelenmiştir. Bu dağılım grafiğinin Logaritmik grafik olduğu kabul edilerek, Sab kenar uzunlukların Ln(Sab) değerlerinin Histogram ve Normal dağılım grafikleri incelenmiştir. Ortalama, Standart Sapma ve 2*Standart Sapma değerleri hesaplanmıştır. OSM ve ICEYE SAR uydu verilerinden elde edilen koordinat farklarının konum grafiği çizilerek, (Ya-Yb) ve (Xa-Xb) koordinat farkları değerlerinin ±5m, ±10m ve ±20m daire içerisinde oransal dağılımları incelenmişitr. Her üç çalışma alanı verilerinin karşılaştırma çalışmaları kendi içerisinde uyumluk ve tutarlılık gösterdiği söylenebilir. Çalışma alanları verilerinin birbirleri ile karşılaştırmanın yapılabilmesi için test alanı, nokta sayısı ve adet sayısı ile benzerlik göstermesi gerektiği söylenmelidir.
Kozmik ışınların sentinel uydu verileri üzerindeki muhtemel etkisinin araştırılması
Uzay ortamında Güneş Kaynaklı Enerjetik Parçacıklar ve iyonlaştırma potansiyeli çok yüksek olan Galaktik Kozmik Işınlar gibi iyonize edici radyasyon kaynakları uyduların haberleşme ve görüntüleme sistemlerinde istenmeyen hatalara sebep olabilmektedir. Bu çalışma kapsamında, elektromanyetik dalga sinyallerinde veya elektronik sistemlerde meydana gelen hatalardan kaynaklı oluşabilecek etkilerin analiz edilmesi için Sentinel 1 SAR uydu verilerindeki benek (speckle) değerlerinin zaman içindeki değişimi kozmik ışın sayı yoğunluğu verileri ile mukayese edilmiştir. Radar verilerinin hedef tespit ve tasnifi açısından kullanılabilecek kalitede olması için öncelikle kalibrasyon işleminin yerine getirilmesi ve görüntü kalitesini düşüren benek etkisinin filtrelenmesi gerekmektedir. Bu ön işlemler, Google Earth Engine arayüzünde geliştirdiğimiz kod yardımı ile kozmik ışın istasyonlarına yakın bölgelerden Ocak 2015 – Aralık 2019 tarihleri arasında alınan, tüm veri örneklerine uygulanmış ve ham veriler ile işlenmiş veriler arasındaki saçılma değeri farklarının aylık ortalamaları, istasyonların resmi kaynaklarından alınan aylık zamansal çözünürlükteki kozmik ışın sayı yoğunluğu verileri ile karşılaştırılmıştır. Bu işlem için iki veri setinin zamanla değişim grafikleri birlikte değerlendirildiğinde artan şekilde benzer bir trend (gidişat) gösterdiği görülmüştür. Pearson korelasyon analizi uygulanarak veri setlerinin birbirine göre uyumunun derecesini ve yönünü tespit etmek amaçlanmış olup ilgili istasyonlar için %62 ile %78 aralığında anlamlı korelasyon katsayıları elde edilmiştir.
Kentsel dönüşüm sürecinde üstyapı sebebiyle riskpotansiyeli olan alanların cbs teknolojilerikullanılarak analizi ve modellenmesi
Ülkemiz, milyarlarca yıl önce jeolojik dönemlerde oluşan Asya, Avrupa ve Afrika kıta tabakaların ayrılmasıyla başlayan aktif ve pasif fay hatlarının bulunduğu bölgede ve yeryüzünün en aktif deprem kuşakları içerisinde yer almaktadır. Bu durum çeşitli ölçeklerde ve şiddette yıkıcı depremlere yol açtığından yeni planlanan kentsel alanların imar mevzuatına uygun olarak yapılaşması, afet risklerinin en aza indirilmesi kapsamında önem taşımaktadır. Afet gerçeğinin, mekânın işleyişi sistematiği dolayısıyla kentin mekaniğine karşı öngörülebilir olumsuz etkileri nedeniyle hızlı, etkin ve uygulanabilir çözümlerin üretilmesi gereği kaçınılmazdır. Nitekim ülkemizde tarihsel süreç içerisinde, ülke yönetimi ve kentlerin karar alma süreçlerinde etkin olan otoritelerin bu konuya verdikleri önem daha da artmıştır. 21. yüzyıl içinde ülkemizde birçok yıkıcı deprem meydana gelmiş olup yaşanan bu depremlerin ardından yapı denetimi, afet ve deprem yönetmelikleri mevzuatları geliştirilmeye çalışılmıştır. Yapı statiğine ilişkin, gelişen teknoloji ve yaşanan depremler sonucu ortaya çıkan can ve mal kayıpları, mevcut yönetmeliklerin değiştirilmesine sebep olmuştur. 1940'lı yıllardan bu yana Türkiye'de çok sayıda afet ve deprem yönetmelikleri yayımlanmış ancak yaşanan afetler sonucu oluşan kayıplar nedeniyle bu yönetmeliklerin, döneminde yeterli olmadığı tespit edildiğinden geliştirilmeye yönelik değişiklikler yapılmıştır. Ülkemizde en son 2012 yılında yayınlanan 6306 sayılı "Afet Riskli Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve Uygulama Yönetmeliği" konuyu, riskli yapı ve riskli alan olarak temellendirmiş olup risk durumunun bertaraf edilmesi yönünde yasal olarak öncülük yapmaktadır. Bu kapsamda riskli alanların hızlı ve doğru bir şekilde belirlenerek gerekli tedbirlerin alınması önem taşımaktadır. Dolayısıyla, etkin risk analizi yapabilmek üzere coğrafi bilgi sistemleri (CBS) teknolojileri, sorunlara hızlı, doğru ve düşük maliyetle çözüm üretebilme bağlamında sıkça tercih edilmektedir. Bu çalışmada, ilgili yönetmelik esas alınarak, üstyapı sebebiyle risk potansiyeli olan alanlar, coğrafi bilgi sistemleri kullanılarak belirlenmiş ve modellenmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında, pilot bölgeler seçilmiş ve bu bölgelere ilişkin yazılı ve görsel dokümanlar ile hava fotoğrafları ve uydu görüntüleri kapsamında veri tabanı oluşturulmuştur. Ardından sayısallaştırma işlemleri gerçekleştirilmiş, literatür çalışmaları ve ilgili mevzuatlar esas alınarak risk kriterleri belirlenmiştir. Veri tabanı ii üzerinden analizler gerçekleştirilerek risk grupları ağırlık derecelerine göre sınıflandırılmış ve CBS temelli model oluşturulmuştur. Elde edilen model, mevcut durumda riskli olarak ilan edilen bir alanda uygulanarak doğruluğu analiz edilmiş, arazi gözlemleri ile kontroller gerçekleştirilerek merkezi karar alıcı tüm otoritelere, etkin ve uygulanabilir bir yöntem sunulmuştur. Sonuç olarak, çalışma için seçilen uygulama alanında çok riskli alan 8.49 ha, riskli alan 1.22 ha, az riskli alan 9.51 ha ve minimum riskli alan 6.24 ha olarak ortaya çıkarılmıştır. Buna istinaden çok riskli sınıfında bulunan alanların toplam alanda büyüklüğüne oranı % 33, riskli sınıfında bulunan yapıların oranı % 4, az riskli sınıfında bulunan yapıların oranı % 38, minimum riskli olarak görünen yapıların oranı ise % 25 olarak tespit edilmiştir. Çalışma yöntemi, girdilere bağlı olarak hızlı ve doğru sonuçlar vermesi nedeniyle etkin ve uygulanabilir niteliktedir. Ayrıca farklı alanlarda da uygulanabilir olması, çalışmanın yaygın değerini ön plana çıkarmaktadır. Bu çalışma, başta şehir ve bölge plancıları olmak üzere ilgili tüm yönetim ve uygulama kademesine, özellikle kentsel yerleşimlerde üstyapı sebebiyle risk potansiyeli olan alanların belirlenmesinde yardımcı ve yol gösterici olacağı bir yöntem önermekte ve uygulamaktadır.
Uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemi yardımı ile ortalama kaydırma, çoklu çözünürlüklü bölütleme ve kmaens tekniği ile karayolundaki araçların tespiti
Dünyada kentleşmenin hızlı bir şekilde artması ile beraber kentleri ve yerleşim alanlarının birbiri ile bağlantısının sağlanması hayati hale gelmiştir. Karayolları, yerleşim alanlarını birbirine bağlayan üst yapılardır. Yollar artan nüfusa cevap vermek için yoğun şekilde kullanılmaktadır. Yollar, bu nedenle yenilenmekte ve büyütülmektedirler. Yerleşim yerlerindeki iyi ulaşım, yolların sağlıklı işlemesi ve kullanılmasına bağlıdır. Ülkemizde kentleşmenin artması ile birçok büyükşehir oluşmakta ve bu şehirler ve yerleşimler arasındaki karayolu ulaşım bağlantısı, yolcu taşıma, lojistik faaliyeti hayati öneme sahip olmaktadır. Kentleşmede ve kent planlamada en önemli bileşenlerden biride karayollarıdır. Trafik ise karayollarının planlanması ve yapımında en önemli kriterlerden biridir. Trafik, karayolları trafik kanununda, yaya, hayvan ve araçların karayolları üzerindeki tüm hareketleri olarak tanımlanmıştır. Araçlar ise trafiğin en önemli bileşenidir. Trafik son yıllarda özellikle birçok büyükşehir ve yerleşim alanlarında en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir. Bu nedenlerle dünyada ve ülkemizde karayolu yatırımları çok önemli miktarlara ulaşmıştır. Kent ve ulaşım planlamalarında sağlıklı kararlar almak için birçok alanda Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri kullanılmaktadır. Bu çalışmada karayolunda bulunan araçların herkes tarafından ulaşılabilir veri kaynakları ile tespit edilmesi amaçlanmıştır. Google harita, Yandex harita Bing harita gibi veri kaynaklarına herkesin ulaşması mümkündür. Bu veriler yön bulma, harita oluşturma gibi alanlarda kullanılmakta ve belirli aralıklarla güncellenmektedir. Çalışmada uzaktan algılama tekniklerinden olan ve belirli özellikler taşıyan objelerin gruplandırılması ilkesine dayanan bölütleme işlemleri uygulanarak araçların tespiti hedeflenmiştir. Bölütleme yöntemlerinden, ortalama kaydırma ve nesne tabanlı çoklu çözünürlüklü yöntemler uygulanmıştır. Bu iki yöntemin haricinde kontrolsüz sınıflandırma yapılmış ve bölütleme sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Çalışmada bazı CBS teknikleri yardımı ile yapılan düzenlemenin ardından doğruluk analizi yapılarak çalışma tamamlanmıştır. Sonuç olarak %80 doğruluk ile karayolunda yer alan araçların tespit edildiği hesaplanıştır.
Yunanistan Amykles arkeolojik alanının lazer tarama ile dokümantasyonu ve coğrafi bilgi sisteminin oluşturulması
Bu çalışmada uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemlerinin arkeoloji bilimine sağladığı katkılar gözlemlenmeye ve bu katkıları kullanarak sağladığı faydalar bir sistem haline getirilmeye çalışılmıştır. Çalışma Yunanistan'ın Sparta şehrindeki Amyklaion antik bölgesinde gerçekleştirildi. Çalışmanın amacı bölgede jeodezik teknikleri kullanarak belgeleme sonuçlarını sunmaktır. Bölgede yapılan çalışmalarda elde edilen lazer tarama verileri kullanılarak 3D modeller oluşturuldu ve bölge harita/plan çizimleri kullanılarak arkeolojik alandaki buluntular hakkında bilgiler edinilebilecek bir coğrafi bilgi sistemi oluşturulmaya çalışıldı.
İnsansız hava aracı ve yüksek çözünürlüklü uydu verilerinin değerlendirilmesinde piksel ve nesne tabanlı sınıflandırma yöntemlerinin karşılaştırılması
Uzaktan algılama teknolojileri son yıllarda gerek uydu, uçak ve yer temelli sistemler gerekse bilgisayar yazılım ve donanımlarındaki gelişmeler neticesinde sıkça kullanılır hale gelmiştir. Bu teknolojik gelişmeler ışığında daha önceleri sadece güvenlik amacıyla kullanılan insansız hava araçları artık pek çok nedenle sivil amaçlı olarak da kullanılmaktadır. İnsansız hava araçlarının kullanımını yaygınlaştıran nedenlerin başında insan hayatını riske etmemesi gelmektedir. Bunun yanı sıra insanlı hava araçlarına göre maliyetinin düşük olması ve yüksek manevra yeteneği de en önemli avantajları arasında yer almaktadır. Günümüzde doğa bilimleri çalışmalarında uzaktan algılama verilerinden elde edilen görüntülerden analizler yapabilmeyi sağlayan sınıflandırma çalışmaları bu teknolojik gelişmelerle farklı bir boyut kazanmıştır. Bu kapsamda piksel tabanlı sınıflandırma işlemlerinin yanı sıra özellikle yüksek çözünürlüklü veriler kullanarak yapılan görüntü analizi işlemlerinde nesne tabanlı sınıflandırma yöntemi de sıkça kullanılmaktadır. Akdeniz Üniversitesi merkez yerleşke arazisinde gerçekleştirilen bu çalışmada kullanılan temel veriler, insansız hava aracına (İHA) monte edilmiş elektromanyetik spektrumun görünür ve yakın kızılötesi bölgesinden elde edilen güncel veriler ve çalışma alanına ait yüksek çözünürlüklü WorldView-4 (WV4) uydu verileridir. Bu kapsamda çalışma alanı, İHA ve yüksek çözünürlüklü WV4 uydu verileri kullanılarak, piksel tabanlı ve nesne tabanlı sınıflandırma yöntemleriyle analiz edilmiştir. Çalışma iki temel aşamadan oluşmaktadır. Bunlar veri toplama ve hazırlık ile sınıflandırma aşamalarıdır. Çalışmanın ilk aşamasında yakın tarihli İHA ve uydu verileri temin edilmiştir. Bu aşamada verilere görüntü ön işleme ve görüntü zenginleştirme teknikleri uygulanarak analize hazır hale getirilmiştir. İkinci aşamada ise farklı sınıflandırma teknikleri ile bu veriler analiz edilmiştir. Yapılan bu çalışma sonucunda, alandaki arazilerin kullanım türleri farklı veriler ile piksel tabanlı sınıflandırma ve yeni bir yaklaşım olan nesne tabanlı sınıflandırma yöntemine göre ayrı ayrı analiz edilmiş ve elde edilen sonuçlar karşılaştırılarak hangi yöntemin başarılı olduğu ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular neticesinde piksel tabanlı sınıflandırma yönteminde en yüksek genel doğruluk değeri % 54.92 ile WV4 uydusundan, nesne tabanlı sınıflandırma yönteminde ise % 75.40 ile İHA verilerinden elde edilmiştir.
GPS destekli uzaktan komutalı sabit silah platformunun tasarımı ve yönlendirilmesi
Bu çalışmada, GPS verilerinin işlenmesi sonucu elde edilen bilgiler dâhilinde otonom ve manuel olarak çalıştırılabilen bir mobil silah platformunun yazılımı geliştirilmiştir. Sabit noktaya konumlandırılacak olan silah platformu, geliştirilen yazılım sayesinde harici bir ortamdan gönderilecek olan konum bilgisine göre yönünü belirleyebilecek ve 2 eksende hedefe yönlenebilecektir. Yazılım, platformun sağ-sol eksende 360 derece, yukarı-aşağı eksende 90 derece hareket etmesine olanak tanımaktadır. Ayrıca geliştirilen navigasyon yazılımı sayesinde GPS'den alınan veriler işlenebilmektedir. Motor kontrolü için geliştirilen yazılım sayesinde 1 kW'a kadar iki adet DC motorun platformun hareket sisteminde kullanılması mümkün kılınmıştır. DC motorlar motor kontrol kartı yardımı ile taşınabilir bir bilgisayara bağlanabilmektedir. Platformu istenilen noktaya yönlendirmek için heading ve azimuth açıları ile bulunulan noktanın hedef noktaya olan mesafe bilgisi kullanılmıştır. Herhangi bir ortamdan hedef nokta için gönderilen koordinatta hedefin enlem ve boylam bilgileri yer almaktadır. Platforma ait koordinat bilgileri ve heading açı değerleri ile tespit edilen hedef noktanın koordinat bilgileri arasındaki matematiksel ilişkiye göre yönlendirme işlemi gerçekleştirilmektedir. Platformun heading açısı, hedef noktaya ait azimuth açısı ve iki noktanın birbirine uzaklığı endüstriyel bilgisayar üzerinde yer alan yazılım ile anlık olarak hesaplanmaktadır. Heading ve azimuth açıları eşit olana kadar platform hedef noktaya doğru doğrultusunu değiştirmektedir. Geliştirilen yazılım silah platformu üzerine termal kamera yerleştirilmesine olanak sağlamaktadır. Bu sayede internet bağlantısı üzerinden silah platformu uzaktan izlenebilmekte ve kontrol edilebilmektedir.
Konyaaltı ilçe merkezinin mekânsal ve demografik gelişiminin uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemleri ile analiz edilmesi
Dünyanın farklı toplumlarında ortaya çıkan kentsel hayat, birçok farklılığı da içinde barındırmaktadır. Sosyo-ekonomik gelişmelere bağlı olarak kentlerin yapısında da değişmeler olmuştur. Eski dönemlerde kent hayatı Kale ve Sur gibi kavramlarla tanımlanırken günümüzde ekonomik etkinlikler, nüfus yoğunluğu, istihdam yapısı, sosyal faaliyetler gibi farklı ölçütlerle kent hayatı tanımlanmaktadır. Günümüzde kentin cazip olanakları ve eğitim seviyesinin yükselmesiyle iş ve eğitim ihtiyacı ve sosyal ihtiyaçlar yüzünden kırdan kente göç oldukça hızlanmış ve kentleşme hızı ve kentlilik oranı giderek artmıştır. Kentlerde artan nüfus ve hızlı yapılaşma planlama yapmayı da zor hale getirmiştir. Son zamanlarda Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Uzaktan Algılama Teknolojilerinin kullanımı ile planlama daha kolay hale gelmiştir. Coğrafi Bilgi Sistemlerinin kullanımıyla haritalar ve planlar sayısallaştırılmaya başlanmış ve ayrıca bu sayede bilgilerin işlenmesi ve analiz edilmesi daha kolay hale gelmiştir. Dahası eski ve yeni uydu görüntülerinin karşılaştırılması, arazi kullanımının değişiminin gözlenmesi Uzaktan Algılama yardımıyla mümkün olmuştur. Tarım ve orman alanlarının tahribatı rahatlıkla izlenebilmektedir. Bu çalışmanın amacı; Konyaaltı ilçesinin Coğrafi Bilgi Sistemleri ile mekânsal ve demografik gelişiminin gözlemlenerek tespit edilmesi, bu gelişimi etkileyen faktörlerin analiz edilmesi ve gelecekteki tarihsel süreçte gelişim faktörleri değerlendirilerek mekânsal gelişim yönünün tahmin edilmesidir. Konyaaltı kenti Antalya kentsel alanının yanında yayılmaya en müsait alanlardan biridir. Kentin yayılması hızlı nüfus artışı ile aynı oranda hızlıdır ve planlamayı zorlaştırmaktadır. Araştırmada; Konyaaltı ilçesinin mekânsal ve demografik gelişim ve değişim sürecine ilişkin yazılı kaynaklar incelenmiştir ve hâlihazır haritaların, uydu görüntülerinin (eski ve yeni), imar planları ve rapor çıktılarının karşılaştırmalı değerlendirilmesine dayanan bir yöntem kullanılmıştır. Bu çalışmada nüfus artışının nedenleri, kentleşmeye ve kentsel yayılmaya etki eden faktörler coğrafi etkenlerle ilişkilendirilmiştir ve neden sonuç ilişkisi ile ele alınmıştır. Yapılan çalışma neticesinde 1990 ve 2000'li yıllarla birlikte Konyaaltı ilçesi Antalya genelinde Turizme dayanan yoğun göç neticesinde nüfusu hızla artmıştır. Bu artış hızlı kentleşmeyi de yanında getirerek Konyaaltı'nda yeni yerleşim alanlarının açılmasına neden olmuştur. Çalışma alanının zamansal değişimi uydu görüntüleri, harita ve tablolar ile analiz edilmiş ve sonuçlar raporlanmıştır.
Robotik platformlar için kınect kamera tabanlı hedef tespit ve haritalama sistemi
Bu çalışmada, teknolojik gelişmelerle birlikte son yıllarda kullanımı hızla artan görüntü işleme metotları kullanılarak nesne tespiti ve belirlenen nesnenin kameraya olan uzaklığının belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu kapsamda, mobil bir robot platformu üzerine yerleştirilen Kinect kamera ve GPS alıcısı yardımı ile açık alanda hedef/engel tespiti yapılmış, ilgili hedef veya engele ait koordinatlar belirlenerek haritalandırılmıştır. İnsansız kara araçları için navigasyon sırasında karşılaşılacak engel veya hedeflerin Kinect kamera kullanılarak belirlenmesi ve koordinatlandırılması literatürde çok rastlanan bir uygulama değildir. İlgili kamera uygulamaları daha çok kapalı alanlarda gerçekleştirilmektedir. Açık alanda bu uygulamanın yapılmış olması çalışmanın özgünlüğünü ortaya koymaktadır. Sistem, tarım alanlarında kullanılacak olan insansız kara araçlarında görme tabanlı navigasyon uygulamaları için tasarlanmış olup tarımsal uygulamalar haricinde insansız kara araçlarının kullanıldığı her yerde kullanılabilir niteliktedir. Projede, 4 tekerli, tarım alanlarında çalışabilir robotik bir platform için engel ve hedef tespit mekanizması tasarlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, mobil robot, kinect kamera, GPS alıcısı, dijital pusula, bilgisayar ve tarafımızca geliştirilen yazılım kullanılmıştır. GPS alıcısı ve Kinect kamera mobil robot üzerinde aynı doğrultuda olacak şekilde yerleştirilmiştir. Mobil robot, hareket esnasında karşılaştığı engel/hedef koordinatlarını uzaklık ve kinect kameranın bulunduğu yerin koordinat bilgilerini kullanarak belirlemekte ve veri tabanına aktarmaktadır. Bu sayede anlık olarak alanda var olan her türlü engel ve hedef koordinatları toplanarak ilerki çalışmalar için veri tabanı oluşturulmuştur.
Kentsel gelişme alanları için çok kriterli karar verme yöntemi kullanılarak uygun yer seçimi- Antalya örneği
Hızlı nüfus artışı ve göç olgusu kentlerde yeni yerleşim alanlarına olan talebi artırmaktadır. Artan talep, doğal alanların tahribine ve sağlıksız yaşam alanlarının oluşmasına sebep olmaktadır. Bu nedenle, kentsel gelişme alanları için yer seçimi önemli bir çalışma konusudur ve çevresel, fiziksel, sosyal ve ekonomik birçok faktörü bir arada değerlendirmeyi gerektiren bir süreçtir. Bu çalışmada uzaktan algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) verileri kullanılarak Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemleri ile kentsel gelişme alanları için uygun alanların belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma alanı olarak, Antalya il sınırları içerisinde kentsel gelişimin en çok gözlemlendiği merkez ilçeler (Aksu, Döşemealtı, Kepez, Konyaaltı, Muratpaşa) ve Serik ilçesi seçilmiştir. Çalışmada doğal ve kültürel karakteri korunacak alan verileri, jeolojik ve jeomorfolojik veriler, sosyo-ekonomik veriler ve yapay sınırlama getiren veriler başlıkları altında 18 kriter belirlenmiş, bu kriterler ÇKKV yöntemlerinden biri olan Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP)yöntemi ile değerlendirilerek ikili karşılaştırmalar sonucunda kriterler için ağırlıklar hesaplanmış ve kentsel gelişme için uygun alanlar tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda, çalışma alanının %5.27'sinin kentsel gelişme için yüksek uygunlukta alanlar olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, CBS ve ÇKKV analizi ile önerilen kriterler kullanılarak kentsel gelişmeye uygun alanların hızlı ve doğru bir şekilde tespit edilebildiğini ortaya koymaktadır.
Akıllı kentlerde çevre dostu ulaşım için trafik verisinin oluşturulması ve sınıflandırılması
Türkiye nüfusunun %92'si şehir ve çevresinde yaşamaktadır. Kentleşme ülkemizde hızla artmaktadır. Kentleşmenin etkisiyle artan ve eskiyen altyapı sistemlerinin yenilenmesi gibi problemlerle karşılaşan belediyeler şehirlerindeki verileri incelemek, problemleri önceden tahmin etmek ve bu sorunları çözmek için sürekli daha etkili yöntemler aramaktadır. Dünya genelinde şehirleşmenin artmasına bağlı olarak insanların gündelik ihtiyaçları ve bir noktadan farklı bir noktaya erişiminde araçlar vazgeçilmez bir unsurdur. Her geçen gün trafiğe çakan araç sayısı bu ihtiyaç neticesinde artmaktadır. Türkiye'de trafiğe kayıtlı araç sayısı Aralık 2018 tarihi itibari ile 23 milyon adeti bulmuştur. Antalya ilinde ise 1 milyon 60 bin 419 sayısına ulaşmıştır. Antalya bu araç sayısı ile Türkiye'de 4. sırada yer almaktadır. Her geçen gün artan ulaşım ağındaki trafik sıkışıklığını önlemeye yardımcı olabilecek, iyileştirilebilir en uygun seyahat süresi ile hedeflenen noktaya ulaşımı sağlayan akıllı trafik için araştırmalar son zamanlarda hızlanmıştır. Bu çalışmada, trafik problemine farklı bir bakış açısı getirmek ve otobüslerin ortalama hızları ile trafik üzerinde bekleme süreleri arasındaki ilişkiyi incelemek için trafikte bulunan toplu taşıma araçlarının hareketleri GPS verisi kullanılarak makine öğrenme ve sınıflandırma yöntemleri ile incelenmiştir. Çalışma Aksu, Döşemealtı, Kepez, Konyaaltı, Muratpaşa ilçelerinde uygulanmıştır.
Çok kriterli karar verme analizi kullanılarak CBS tabanlı güneş tarlası yer seçimi: Antalya ili örneği
Küresel iklim değişikliği, çevre sorunlarındaki hızlı artış, fosil kökenli kaynakların sınırlı olması ve dünya nüfusunda meydana gelen yükseliş ivmesi, mevcut kaynaklar üzerindeki baskıyı arttırmakta ve bu kaynakların sürdürülebilir kullanımı zorunlu kılmaktadır. Özellikle enerji kapsamında yeni ve yenilenebilir kaynaklara yönelim ülkelerin öncelikli hedefleri haline gelmektedir. Bu çalışmada, sürdürülebilirlik esasına dayalı olarak yenilenebilir kaynakların başında gelen güneş enerjisinden yerel ölçekte yararlanabilmek üzere güneş enerji tarlalarına uygun yerlerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın ana materyali olan Antalya ilinin seçiminde, bölgedeki yüksek güneşlenme süresi, güneşli gün sayısı, güneş radyasyonu miktarı gibi iklimsel verilerin yanında kentteki artan nüfusa karşılık enerjiye olan ihtiyacın da artması, yıl boyu yaşayan kent kimliğine sahip olması, sabit nüfus yanında hareketli nüfusun yoğun olması gibi sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel yapı da etkili olmuştur. Bu kapsamda öncelikle konu ile ilgili yasal, yönetsel ve idari mevzuat incelenmiş, literatür verileri ile uzman görüşleri doğrultusunda bir çerçeve oluşturulmuştur. En uygun yerlerin belirlenebilmesi için uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemleri teknolojileri kullanılmış, çok kriterli karar verme analizi ile uygun yer seçiminde etkili olduğu çıkarımında bulunulan birçok kriter birlikte analiz edilmiştir. Çalışma sonunda elde edilen bulgular, Antalya il bütününde güneş enerji tarlaları için çok yüksek bir potansiyel olduğunu göstermiştir. Özellikle Kaş, Elmalı, Korkuteli, İbradı, Akseki, Gündoğmuş ve Alanya'nın belirli kısımlarında güneş tarlasına uygun yerlerin yoğunluğu dikkat çekmiştir. Bunun yanında, kıyı kesimlerinde de belirli bölgelerde uygun yerler tespit edilmiş, çalışma sonucu elde edilen uygunluk haritalarına istinaden yapılan arazi çalışmaları ile de tespit edilen yerler için kontroller gerçekleştirilmiş ve büyük oranda doğruluk değerlendirmesi yapılmıştır. Bu çalışmanın güncel teknolojiler kullanılarak güneş enerjisinden en verimli şekilde yararlanılabilmesi için ülke ölçeğinde ulaşılması gereken hedeflere yardımcı olacağı vurgulanmaktadır. Çalışma sonuçlarının, enerjiye yönelik politikaların düzenlenmesi, yasal ve yönetsel altyapının hazırlanması, bölgesel ölçekte yer seçimlerinin belirlenmesi, yerel ölçekte hassas yer seçimleri, teknik altyapının düzenlenmesi, konuya yönelik farkındalığın arttırılması kapsamında merkezi ve yerel yönetimlere yardımcı olacağı öngörülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Coğrafi bilgi sistemleri, Çok Kriterli Karar Verme Analizi, Güneş tarlası, Sürdürülebilir enerji, Yer seçimi
Kültürel miras alanları için coğrafi bilgi sistemleri (CBS) destekli web haritası ve arayüz tasarımı: İstanbul kara surları örneği
Teknoloji alanındaki gelişmeler, birçok alana olduğu gibi haritalara da etki etmiştir. Geleneksel haritalar yerini, web ortamının ve coğrafi bilgi sistemlerinin etkisiyle interaktif haritalara bırakmıştır. Miras alanlarının yorum ve sunumunda önemli potansiyelleri olan interaktif web haritaları salt mekansal ve teknolojik bir konu değil aynı zamanda bir tasarım ve kartografya konusudur. Tez çalışmasında amaçlanan, miras alanları için interaktif bir web haritası ve arayüz tasarımı oluşturmaktır. Web haritasında ve arayüz tasarımında Gestalt ilkelerinden faydalanılmıştır. Haritalanan alan ise İstanbul Kara Surları olarak belirlenmiştir. Alan için hazırlanan web haritasının işleyişi, CBS araçları ile birlikte değerlendirilmiş ve bir webCBS uygulaması elde edilmiştir. Çok katmanlı yapıdaki bu webCBS uygulaması ise, derin haritalama ile ilişkilendirilmiştir. Web, uygulamanın sunum ortamı olarak kullanılmıştır. Ayrıca, CBS'nin konumsal ve konumsal olmayan verileri bir arada değerlendirmeye uygun yapısından faydalanılmıştır. Gestalt ilkeleri ise, düzen ve kompozisyonun oluşturulmasında etkili olmuştur. Bu ilkeler, kartografya gereklilikleri ile birlikte harita tasarımına katkı sağlamıştır. Sonuç olarak, miras alanları için CBS destekli bir web haritası ve arayüz tasarım önerisi geliştirilmiştir.
Coğrafi bilgi sistemı ile analitik hiyerarşi süreci kullanarak deprem risk değerlendirmesi: Eskişehir, Türkiye
This study aimed to assess the seismic risk using geographical information system with the used of Analytic hierarchy process in the province of Eskişehir, Turkey. Specifically, this paper sought to answer which area in the province of Eskişehir is highly prone to earthquake based on lithology, fault lines, and epicenter. Based on the three criteria, which area of the province is highly prone to earthquake. Lastly, based on GIS and AHP, which among these three factors produce the same result of computation of risks. The result of the study creates different suggestions for the Disaster Risk Reduction Management Program of the province. First, based from lithology, the result in AHP method shows that the district of Çifteler and Alpu has the highest risk of earthquake seismicity while the result of GIS method shows that the district of Tepebaşı has the highest risk of seismicity in Eskişehir province. Second, based from fault lines, the result in AHP method shows that Tepebaşı has the highest risk of seismicity while based on GIS method, the district of İnönü, Mihalgazi, Tepebaşı, and Sarıcakaya has the highest risk of seismicity. Third, based on epicenter, the result in AHP method shows that Tepebaşı has the highest risk of seismicity while based on GIS method, the result shows that İnönü, Sarıcakaya, and Alpu has the highest rate of seismicity. Fourth, using the three scenarios, the result shows that the district of Tepebaşı and İnönü has the highest rate of seismicity in the province of Eskişehir. And lastly, based on GIS and AHP method, the result of scenario three produce a similar seismic risk in the district of Tepebaşı.
Ulusal planlama hiyerarşisinde doğal peyzaj karakterinin coğrafi bilgi sistemleri ile değerlendirilmesine yönelik bir yöntem önerisi:Kayseri çevre düzeni planı örneği
İnsanoğlu tarımsal hayatın hüküm sürdüğü dönemlerden gelen kültürel birikimleri ve ihtiyaçları doğrultusunda plansız ancak doğa ile uyumlu kırsal yerleşmelerde yaşamını sürdürmüştür. Can ve mal güvenliğinin yanı sıra bir arada bulunma taleplerinin artması ve sanayileşmenin hızlı bir şekilde gelişmesi ile mevcut yerleşim alanları büyümüş ve yeni yerleşim alanlarının kurulması ihtiyacını doğurmuştur. Bu sürecin dönemsel olaylarla hız kazanması birtakım sorunları da beraberinde getirmiştir. Kaynakların sınırlılıkları, artan nüfusun ihtiyaçları ve değişen kültürel yapıyı temel alan toplumsal davranış biçimleri birtakım kuralların ve hukuki düzenlemelerin gelişimini zorunlu hale getirmiştir. Mekâna ilişkin kararların alınmasında rehber niteliği taşıyan bu düzenlemelerin hazırlanması süreçlerinde alana ait doğal karakterlerin göz ardı edilmesi ve planlara etkin bir şekilde dahil edilmemesi kaynakların planlı ve hızlı bir şekilde yok edilmesini ve alana özgü değerlerin yitirilmesi sonuçlarını ortaya çıkarmıştır. Bunun yanında teknolojik gelişimeler bir yandan yeni tahribat ortamları oluştururken bir yandan da mekâna ilişkin ileri düzey analizlerin yapılmasına imkan tanımıştır. Bu çalışma kapsamında ülkemizdeki mekânsal planlama mevzuatı kapsamında en üst kademede yer alan Çevre Düzeni Planı süreçlerinde, Coğrafi Bilgi Sistemleri destekli hazırlanan analitik etütlerin, doğal değerlerin korunmasına yönelik olarak ne ölçüde etkili olduğunun tespiti ve peyzaj karakteri değerlendirmelerinin plan kararlarına etkisinin belirlenmesine yönelik bir yöntem önerisi geliştirilmiştir.
Dalgacık dönüşümü kullanılarak veriye dayalı akım tahmin modellerinin iyileştirilmesi
Daily streamflow forecasting is conducted in this study using several data-driven models (DDMs): artificial neural network (ANN), adaptive neuro-fuzzy inference system (ANFIS) and support vector machine (SVM). Seven days ahead and one month ahead streamflow being less predictable wavelet transformation (WT) is used as preprocessing to improve the performance of the models. Two new hybrid models were proposed using multi-gene genetic programming (MGGP) and extreme gradient boosting (XGB) as a selection tool to select only the important scales obtained from the continuous wavelet transformation (CWT) to be them imposed into ANN and extreme learning machine (ELM). Hindcast and real forecast experiment are conducted to investigate the performance of the WT-based models in the real forecasting. The results show that daily forecast can be implemented successfully using DDMs and ANN has the highest performance in comparison to ANFIS and SVM. The proposed two models outperformed the models uses discrete wavelet transformation (DWT) as more information can be included in the model. Finally, the performance of the models using WT-based hybrid models for both CWT and DWT in hindcast experiment was found as increases due to the incorrect application of WT. Mostly, WT is applied onto the time series, divided into calibration and testing subsets to be then imposed into DDMs and that sends some future information into the model. In the real forecast experiment, the WT-based hybrid models have less performance than the stand-alone DDMs in which no preprocessing applied.