
509
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
İç mekanın iç mekan değişkenleri bağlamında tinsel irdelenmesi
İnsan, tanık olduğu tüm tarihi süreçler boyunca 'barınma' gereksinimiyle yüzleşerek kendi yaşam alanını yaratma kaygısını duymuştur. İlk dönemlerde temel haliyle doğayı bir yaşam alanı olarak benimserken, iç dünyası ve kültüründe gelişme kaydettikçe kendine ait olanı oluşturma çabası içine girmiştir. Özellikle Neolitik Çağ'da tarımın gelişmesiyle birlikte göçebe yaşamı bırakarak, köyler kurup yerleşik bir düzene geçmiştir. Böylece, bir yapılanma süreci başlamış, mekan kavramı; 'barınma' ve 'korunma' gereksinimini karşılamaktan çok öte hem özdeksel hem de tinsel anlamlar kazanmıştır. Bu çalışma en genel anlamıyla, bu tarihi süreçte mekana kazandırılan anlamların, kavramların, olguların tinsel bağlamda irdelenmesi amacıyla yazılmıştır. Bu amaç mekana dair olan 'insan' ı tanımaya, tanımlamaya yönelik önemli bir adım sayılırken, tasarım sürecini aydınlatacak kavramsal alt yapının da anahtarı olarak görülebilir. Tasarımın her disiplininde temel olan 'insan'dır. Bu nedenle tasarım sürecinin en başından itibaren gelişen düzen ve biçim, beraberinde kullanıcının kültürü, psikolojisi ve ergonomisi gibi standartların bilgisini gerektirir. Bu bilgi tasarım disiplinlerinin yanı sıra, felsefe, psikoloji gibi tinsel bilimlerin de ağırlıklı çalışma alanını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, yapılan bu çalışma, iç mekan değişkenlerine bağlı olarak mekan verilerini 'tinsellik' başlığı altında inceleyerek, mekan kavramı üzerine yoğunlaşmaktadır. Tasarlanan amaç, tasarım disiplinlerinden biri olan içmimarlık için farklı bir bakış açısı sunmak, tüm tasarımcılar için farkındalık yaratmaktır. Anahtar Kavramlar: İç Mekan, Mekan, İçmimarlık, İç Mekan Değişkenleri, Tinsellik.
Resim sanatında el imgesinin farklı anlam ve ifade biçimleri
Günlük hayatımızda etkin kullandığımız uzuvlardan biri olan ellerimizin, resim sanatında nasıl yer aldığı, içerik ve biçimi nasıl etkilediği, anlam ve ifade olanaklarının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, birinci bölüm ile ellerin anatomik yapısı, kemik, kas, damar ve derinin işlevleri açıklanarak incelenmiş, sanatsal anatomide elin beden içindeki yeri, oranları ve biçimsel özellikleri açıklanmış, elin, insanın evrimi sürecindeki rolü ve evrim aşamasındaki değişiklikler ile edindiği hareket yeteneği araştırılmıştır. Ayrıca iletişimdeki ve beden dilindeki önemi ellerin duruş biçimlerinin aldığı anlamlar ile açıklanmıştır. İkinci bölümde, sembol ve imge kavramlarının farklı tanımları yer almış, imge ve sembol arasındaki ortak noktalar ve farklar açıklanmaya çalışılmıştır. Elin sembol olarak kullanım alanları örneklerle incelenerek imge ile sembol arasındaki farkların anlaşılması amaçlanmıştır. Üçüncü bölümde ise, el imgesinin resim sanatında yer alan farklı anlam ve ifade biçimleri, kavramsal başlıklar altında toplanarak, resim sanatı tarihinden örnekler ile incelenmiştir. Bu başlıklar altında; Mağara dönemi ve ilkel toplulukların bıraktığı el izi örneklerinin neden ve hangi teknikler ile yapıldığı ulaşılan bilgiler doğrultusunda aktarılmıştır. Tanrısal gücün sembolik ifadeleri olan tanrı-tanrıça heykelleri, mitolojik tanrıların tasvirleri ve semavi dinlerin yaratma eyleminde metafor olarak kullandığı el imgesinin, anlatımı ne şekilde desteklediği örnekler ile incelenmiştir. Toplumsal düzenin dîni anlayış içinde oluşturulmasında yer alan resimler ve bu öğretilerin aktarılmasında yer alan el imgesinin rolü araştırılmıştır. Rönesans ile yayılan hümanizm düşüncesi, aklın öne çıkması ve bilimsel çalışmalar ışığında gelişen resim sanatında, anatomik çalışmalar ile sağlanan gelişmeler ve bunların yansımaları el özelinde örnekler ile yer almıştır. Üretim ve insan üzerine yoğunlaşan sanatçılardan ve emek üzerine yapılmış olan eserlerinden örnekler incelenirken ellerin üretim içindeki önemi ve anlatıma sağladığı katkılar araştırılmaya çalışılmıştır. Elin önemli fonksiyonlarından olan gizleme/örtme ve gösterme/işaret etme gibi özellikleri ile resim sanatında anlatım gücünü arttıran bir imge olarak nasıl yer aldığı eser örnekleri ile anlaşılmaya çalışılmıştır. Geleneksel yöntemlerin dışına çıkılarak, farklı yöntem ve malzemeler ile yapılan deneysel uygulamalarda, birbirinden farklı fikirlerin aktarılabilmesi için el imgesinin ifade gücünden ne şekilde yararlanıldığı araştırılmıştır.
Gerçekçilikten yeni gerçekçiliğe
Bu araştırmada, 18. yüzyılın ikinci yarısında toplumsal anlamda gerçekçi eğilimleri olan sanatçılardan başlanılarak, 19. Yüzyılın ikinci yarısında resimsel anlamda ortaya çıkan "Gerçekçilik" kavramından, 1960'larda farklı bir üslupla gündeme gelen "Yeni Gerçekçilik" akımına ve Yeni Gerçekçiliğe etkisi olan, diğer akım ve yeni sanatsal teknikler araştırılmıştır. "Batı Gerçekçiliği" olarak başlayan birinci bölümde, Gerçekçilik (Realizm) öncesi bu konuda sanat eseri üreten Francisco Goya, Theodore Gericault, Eugene Delacroix gibi sanatçıların yaşadıkları dönem ve gerçekçilik kapsamına giren eserleri incelenmiştir. 19. Yüzyılın ortalarına doğru klasik ve romantik eğilimlerden, somut gerçeklere dayanan, sanattan bir devrim sayılan Gustave Courbet'in "Gerçekçilik" akımı anlatılmıştır. Bu temel sayılabilecek "Gerçekçilik" akımından, farklı ülkelerde farklı sanatçılar tarafından uygulanan, ancak benzer dili kullandıkları "Toplumsal gerçekçilik", "Eleştirel Gerçekçilik" ve daha çok Rusya-Meksika'da ideolojik olarak benimsenen "Toplumcu Gerçekçilik"e nasıl dönüştüğü anlatılmıştır. 20. Yüzyıl ilk çeyreğinden alınarak, son çeyreğine kadar olan sanatın genel eğilimlerinin anlatılmasıyla başlayan ikinci bölümde, modernleşmeyle birlikte kent yaşamının ve onun sunduğu endüstrileşmeye, makineleşme ile başlayan seri üretime ve Dünya savaşlarının yaratmış olduğu süreçlere tepki duyan "Dada" ve "Pop Sanat" gibi akımlar anlatılmıştır. Sanatçılar tarafından yeni arayışların çok fazla görülebildiği bu dönemin sanat hareketliliği içinde yeni teknikler olan "Kolaj", "Asamblaj", "Fotomontaj" ve "Hazır Nesne" kullanımları anlatılmıştır. Son bölümde, 1950'li yıllar Batı sanatında "Dada"nın temelleri üzerinde şekillenen, çağdaşı olan "Pop Sanat"la benzer teknik ve ifade yollarını kullanan, Fakat modern hayatla sanat arasındaki sınırları yok etmek üzere 1960 yılında eleştirmen Pierre Restany'ın bir araya getirdiği bir gurup olan, "Yeni Gerçekçilik" akımına ve sanatçılarına yer verilmiştir.
Bir Konstantin Stanislavski yorumu olarak lee Strasberg'in metot oyunculuğu
Tarihsel süreç içerisinde oyunculuk sanatı ile ilgili bir takım teorik ve pratik öneriler ortaya konmuştur. Oyunculuk uygulaması konusunda önerilerde bulunan kişilerden biri de Rus tiyatrosundan Konstantin Sergeyeviç Stanislavski'dir. Stanislavski, gerçekçi oyunculuk anlayışından yola çıkarak Sistem Oyunculuğu adını verdiği oyunculuk yöntemini oluşturmuş ve yaptığı çalışmalarla kendisinden sonra gelen tiyatro uygulayıcılarına oyunculuk önerisi oluşturması hususunda etki etmiştir. Stanislavski'nin çalışmalarını temel alarak yola çıkan ve kendi oyunculuk önerisini oluşturan isimlerden biri ise Amerikan tiyatrosundan Lee Strasberg olmuştur. Metot Oyunculuğu olarak adlandırılan ve gerçekçi oyunculuk anlayışının merkeze alındığı bu yöntem ile hem sinemada hem de tiyatro sahnesinde birçok oyuncu yetiştirilmiştir. Bu çalışmada, Konstantin Stanislavski'nin Sistem Oyunculuğu'nun, Lee Strasberg tarafından teori ve pratik noktasında tekrar yorumlanarak Metot Oyunculuğu'na nasıl uygulandığı araştırılmıştır. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada asıl amaç; ele alınan uygulama sürecinin yeni bir oyunculuk önerisi oluşturmak isteyen kişilere örnek bir uygulama modeli olmasıdır. Yapılan çalışmanın ilk bölümünde Konstantin Stanislavski ve Sistem Oyunculuğu ele alınmıştır. Araştırmanın bu aşamasında Sistem Oyunculuğu'nun nasıl meydana geldiği, gelişim aşamaları ve beraberinde ortaya çıkan tanım ve kavramlara yer verilmiştir. İkinci bölümde ise Lee Strasberg ve Metot Oyunculuğu ele alınmıştır. Bu aşamada Metot Oyunculuğu'nun uygulamadaki temel kavramları üzerinde durulmuş ve bu kavramlar çerçevesinde yapılan çalışmalara değinilmiştir. Ayrıca Sistem Oyunculuğu ve Metot Oyunculuğu arasındaki bağ çeşitli örnekler üzerinden ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Lee Strasberg, Metot Oyunculuğu, Konstantin Stanislavski, Sistem Oyunculuğu
Aristoteles'ten Freytag'a klasik drama yapısı
Oyun analizi ve oyun inşası kavramları Batı tiyatrosu tarihinde Aristoteles'in Poetika'sı ile birlikte tartışmaya açılmış, Aristoteles'in ortaya koyduğu ilkeler ve kavramlar çağlar içinde başlıca referans olmuştur. Gustav Freytag'ın 1863 yılında yazdığı Dramanın Tekniği kitabı da Poetika'ya 19'uncu yüzyılın tiyatro dünyasından hem bir saygı duruşu, hem de Aristoteles'in kavram ve ilkelerine modern bir yeni yorum getirme çabasıdır. Freytag'ın bu çalışması, drama metni analizinde yapı analizi kavramını merkeze almasıyla öne çıkmaktadır. Çalışmasının sonucunu da sonradan Freytag Piramidi adıyla anılacak olan şematik bir örnekle ortaya koymuştur. Bu şema klasik dram olarak adlandırılan türün yapısal şeması olarak kabul görmüştür. Bu çalışmada, Poetika'da drama yapısına dair gündeme getirilen kavramlara odaklanılmakta; bu kavramların Rönesans dönemi ve Shakespeare üzerindeki etkisi incelenmekte; Freytag'ın dönemindeki tiyatroya bakış ve Freytag Piramidi şeması ile ortaya konan yapı analizi kavramları detaylandırılmaktadır. Böylelikle klasik drama metni ve yapı analizi adına ortaya konan başlıca kavramlar saptanıp, bu kavramlar Shakespeare'in oyunları üzerinden incelenerek tartışılmaktadır.
Dünya savaşlarının biçimlendirdiği modern heykel sanatı
İnsanoğlu, sanatı içinde bulunduğu koşullar ve dönem dahilinde, kendini ifade etme aracı olarak kullanmış ve bir çok farklı dil geliştirmiştir. Heykel Sanatı da ilk çağlardan beri var olan bir sanat dalı olarak, değişen insan ile birlikte farklı ifade biçimleri kazanmıştır. Aydınlanma Çağı, Fransız Devrimi ve Sanayi Devrimi ile sosyal ve politik alanlardaki değişim, I. ve II. Dünya Savaşları'nın çıkış nedenlerini oluşturmuştur. Dünya Savaşları süresince ve sonrasında sanatçı, maruz kaldığı ve tanık olduğu olaylar karşısında geliştirdiği sanat dili aracılığıyla kişisel tavrını göstermiştir. II. Dünya Savaşı sonrası değişen güç dengeleri, savaşın sonucunda Amerika'yı sanat merkezi haline getirmiş, New York Paris'in yerini almıştır. Amerikan Soyut Dışavurumculuğunda; bir başka değişle New York Okulu gelişiminde, göç etmiş Avrupalı sanatçıların etkisi büyüktür. Bu araştırma kapsamında, Antik çağdan başlayarak heykel sanatının kronolojik gelişimi; dönemin felsefi, politik ve kültürel değişimleriyle birlikte irdelenmiş, Soyut Dışavurumculuk, New York Okulu sanatçıları ve savaş sonrası heykel örnekleriyle incelenmiştir.
Transparanlığın görsel ve estetk bir öğe olarak modern heykel sanatına yansımaları
Transparanlık, genel anlamı ile ısık geçirgenligine sahip maddeler için kullanılan ve görsel olarak algılanan bir kavramdır. Transparanlık, dogada, bazı canlı ve cansız varlıklarda görülebildigi gibi yapay olarak da olusturulabilmektedir. Bu arastırmada transparanlık, yalnızca 'ısık geçirgenligi' çerçevesinde degil, görsel algı baglamında transparan olarak algılanan bir çok biçim üzerinden de değerlendirilmistir. Transparanlık, fiziksel, görüngüsel, algısal olarak çesitlerine ayrılmıs ve örneklendirilmistir. Transparanlık çesitlerinin görsel algı ile olan iliskisi, görsel algıyı etkileyen yakınlık, benzerlik gibi ilkeler ve algının örgütlenme özellikleri açıklanmıstır. Çalısmanın ikinci bölümünde mimari ve resim alanlarında transparanlık etkisi ve kullanımı örnek eserlerle incelenmistir. Üçüncü ve son bölümde ise transparanlıgın tarihsel süreçte heykele nasıl yansıdıgı, dünya ve sanattaki degisimler ısıgında heykel sanatında olan köklü değisikliklerden bahsedilmistir. Modern kavramının sekillenmesi, malzeme, teknik ve anlayısların değismesiyle baslayan bu süreçte transparanlığın heykele yansımaları, fiziksel, görüngüsel ve algısal çerçevede nasıl farklılastıgı, sanatçılar ve eserleriyle birlikte açıklanarak örneklenerek incelenmistir. Anahtar kelimeler Transparanlık, ısık, algı, heykel, modern
Endüstrileşme sürecinde porselen ürün tasarımı ve örnek uygulama
Endüstrileşme Sürecinde Porselen Ürün Tasarımı ve Örnek Uygulama başlıklı bu tez; tasarım tarihi üzerine kapsamlı bir araştırmayı içerir. İnceleme kapsamını, endüstri devriminden itibaren günümüze kadar gelen süreç ve bu süreçte yer alan tasarım ve üretimi yansıtan ürünler oluşturmaktadır. İlk bölümde tasarım olgusu tanımlanmakta, endüstri devriminden günümüze nesnenin değişimi incelenmektedir. İkinci bölümde öncü porselen fabrikaları, tasarımcılar ve tasarımı etkileyen faktörler ön planda tutularak; araştırma ve belgelendirme çalışması yapılmış ve tasarım olgusu porselen ürün örnekleri üzerinden çeşitli boyutlarıyla incelenmiştir. Endüstrileşme sürecinde; tasarımcı kimliğinin kazanılması ve ürün tasarımının oluşturulmasındaki etkisi incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, porselen ürün tasarımının tarihsel gelişimi kısaca incelenerek porselen ürün grupları araştırılmaktadır. Bulunan örneklerin detaylı incelemesinin ardından, araştırma günümüz porselen ürünleri üzerine yoğunlaşmaktadır. Araştırma, balık servisine özel porselen yemek takımı tasarımı ve uygulanmasıyla tamamlanmıştır. Yemek takımından beklenen temel ögeler dekoratif ve soyutlamacı bir yaklaşımla form ve yüzeylere aktarılmıştır. Yapılan katalog çalışması ile tez sonuçlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Porselen, ürün, tasarım, endüstri devrimi, yemek takımı
Baskı sanatlarında yeni arayışlar (Avrupa ve Amerika örneği)
Çağdaş sanat içinde devingen bir yaklaşımla varlığını sürdüren baskı sanatları, güncel arayışların muğlaklaştırdığı sınırlar ile kitlelere ulaşmaktadır. Günümüzde, demokratik bir sanatsal üretim yöntemi olarak teknik ve teknolojik olanaklar ile yeni bir anlam kazanmaktadır. Bu araştırmada, geleneksel sınırlarının zorlandığı bir eğilim ile baskı sanatları; melez baskı, dijital baskı, büyük boyutlu baskılar ve baskı yerleştirmeler çerçevesinde incelenmiştir. Robert Rauschenberg, Eduardo Paolozzi, Thomas Kilpper, Kiki Smith, Swoon, John Hitchcock, Regina Silveria, Nicola Lopez, Nancy Spero, Paul Coldwell, Julian Opie, Michael Craig-Martin, Peter Kennard, Willie Cole gibi yenilikçi yaklaşımlar ile tanınan sanatçılar, çağdaşlaşma sürecini etkileyen gelişmelerden başlayarak ele alınmıştır. Günümüz sanatında yaşanan değişimin baskı sanatlarına yansıması olan sınırlar ve kuralları ortadan kaldıran anlayış irdelenmiştir. Nesne, teknik ve düşünce olarak sınırsız bir yaklaşım ile teknolojik gelişmelere paralel karşımıza çıkan özgür tutum, tarihsel incelemenin ardından günümüz dinamikleri, üretim ve sunum şekilleri ile çağdaş baskı sanatları sürecine yön veren olaylar bağlamında değerlendirilmiştir. Günümüz baskı sanatlarını şekillendiren dernekler, yayınlar ve sanatçılar için ifade alanı sağlayan uluslararası etkinliklerin yanı sıra internet ile yaşanan dijital olgusu çağdaş yaklaşımlar çerçevesinde ele alınmıştır. "Baskı Sanatlarında Yeni Arayışlar (Avrupa ve Amerika Örneği)" adlı çalışma, geleneksel yöntemler ve deneysel araştırmalar ile zengin bir tarihe sahip olan kültürel ve teknolojik etkileşimlerin şekillendirdiği baskı sanatlarının yeni ifade biçimlerine ışık tutmaya çalışacaktır.
Minimalizm ve günümüz heykel sanatında minimalist yaklaşımlar
Tarihsel süreç içerisinde belirli amaçlar doğrultusunda yapılagelen heykel sanatı, 19. yüzyıl sonundan itibaren yaşam koşullarının etkisiyle düşünsel ve biçimsel anlamda değişikler gösterdiği hızlı bir sürecin içerisine girmiştir. Bu değişimler farklı toplum ve kültürlerde farklı düşünce ve biçimler olarak yansımıştır. Heykel sanatı en büyük değişimlerden birini Minimalizm ile yaşamış, bu değişimler ile gelen düşünce ve biçim anlayışı günümüz heykel sanatçılarını da etkilemiştir. Minimalizm, 1960'larda Amerika'da ortaya çıkmış bir sanat akımıdır. 20. yüzyıl başlarında, Rodin ile başlayan heykelde yalınlaşma eğilimi ve Brancusi'nin yaklaşımı ile biçimsel olarak fazlalıklarından kurtulan heykel çok ileri noktalara taşınmış sonrasında pürüzsüz ve yalın bir hal almıştır. Minimalizm ile birlikte heykel, geometrik biçimler ile hiçbir temsil unsuruna ve yanılsamaya yer vermeyen sadece nesne ve mekan odaklı çalışmalara dönüşmüştür. Bu araştırmada heykelin tarihsel süreçteki gelişimi ve Modern Sanat Akımları içerisindeki önemli değişimleri genel hatlarıyla incelenmiş ve 20. yüzyıl sonrasındaki minimalist yönelimler saptanmaya çalışılmıştır. Minimalizm'in getirdiği düşünce ve biçim anlayışının günümüz heykelindeki etkileri belirli sanatçı ve eserler üzerinden değerlendirilmiştir.