
2,676
Archived Theses
31
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Fahreddin Razi'de ezel-ebed meselesi
Zaman insanlığın başlangıcından beri insan zihnini meşgul eden bir kavramdır. Zamanın var olup olmadığı, başlangıcının olup olmadığı, mekân ve hareketle olan ilişkisi ve izâfiliği, kıdemi ve hudüsu, gerçek bir varlık mı yoksa zihnî bir kurgu mu olduğu hep merak konusu olmuştur. Zamanı hareketten bağımsız diğer varlıklarla ilişkisi olmayan bir cevher olarak tanımlayan Râzi, Eflatuncu görüşü tercih etmiştir. Ancak Râzi?ye göre diğer varlıklar gibi zaman da muhdestir. Allah?ın Kur?an?da zamana yemin etmesi ve zamanı tanrılaştıran fikirlerin yanılgısını bildirmesi Müslüman filozof ve kelamcıların bu kavramın mahiyetini araştırmaya yönelik çabalarına ivme kazandırmıştır. Kur?an?da kozmolojik, biyolojik zaman ve ezelîlik-ebedîlik bildiren birçok kavramın bulunması ve içkin ile aşkın arasındaki zaman ilişkisini anlama çabası, başta Fahreddin Râzi olmak üzere ulemanın ilgi alanı olmuştur. Dolayısıyla, ezel, ebed, dehr, huld, hukb, sermed, dâim, müks, lübs, kıdem, beka evvel, ahir gibi kavramların ilahi hitabın muhataplarının muhayyilesinde ne anlam ifade ettiği ve Kur?an?ın bu kavramlara ne anlam yüklediği de son derece önemlidir. Bundan dolayı ezelilik ve ebedilik kavramı kelamcıların kendi aralarında ve filozoflarla tartışmalarında önemli bir yer tutar. İslam düşüncesinde mutlak manada ezelî ve ebedî varlığın yalnızca Allah olduğuna yönelik ittifak söz konusudur. Ezelî olmayan hâdis bir varlığın ebedilik yönünde konumunun ne olacağı ise tartışma konusu olmuştur. Bu da varlık zaman ilişkisinin önemini ortaya koymaktadır. Râzi?ye göre zâtıyla zorunlu bir varlığın ebediliği mutlak iken mümkin (olurlu) varlıkların ebediliği ise izâfidir. Bu noktada izâfi ebedîliğin imkânı üzerine İslam uleması arasında birçok görüş ortaya konmuştur. Cennet, cehennem ve insanın ebediliğinin imkânına Kur?an ve hâdisler olanak sağlamaktadır. Çünkü ölümsüzlük arzusu insanın fıtratına yerleştirilmiş bir özdür. Anahtar Kelimeler: ZDPDQ 5k]L, Hareket, Madde, ø]kIL\HW +kGLV (]HO (EHG 9DUOÕN 0utlak, ø]kIL, Cennet, Cehennem.
Ebüssuûd Efendi'nin tefsiri'nde Esbâb-ı Nüzûl
Bu tez, Ebüssuûd Efendi?nin ?İrşâdü?l-Akli?s-Selîm ilâ Mezâyâ?l-Kitâbi?l-Kerîm? adlı tefsirinde, esbâb-ı nüzûl rivayetlerine yaklaşımını konu edinmektedir.Bu tez, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır.Giriş?te, araştırmanın konusu ve önemi ile araştırmanın amacı ile yönteminden bahsedildi.Birinci bölümde, önce Ebüssuûd Efendi?nin hayatı, ilmi kişiliği, eserleri ve tefsiri tanıtıldı. Daha sonra esbâb-ı nüzûlün tanımı, esbâb-ı nüzûlü bilmenin yolu ve esbâb-ı nüzûlü bilmenin önemi izah edildi. Son olarak da Ebüssuûd Efendi?nin esbâb-ı nüzûl kaynakları açıklandı.İkinci bölümde, müfessirin esbâb-ı nüzûl rivayetlerini takdim ederken kullandığı tabirler ve rivayetlerin isnadı incelendi.Üçüncü bölümde, müfessirin esbâb-ı nüzûlü nerede ve nasıl kullandığı, bu rivayetleri nasıl değerlendirdiği anlatılmaya çalışıldı. Tüm bu konular örneklerle izah edilerek müfessirin esbâb-ı nüzûl konusuna yaklaşımı açıklığa kavuşturuldu.ez, bir değerlendirme ile sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ebüssuûd, Ebüssuûd Tefsiri, Esbâb-ı Nüzûl.
Elmalılı Hamdi Yazır'da irade-meşîet kavramı
Biz bu çalışmamızda, ?Elmalılı Hamdi Yazır?da İrade-Meşîet Kavramı?nı konu olarak ele almaya çalıştık. Çalışmamızın asıl amacı Elmalılı?da irade ve meşîet kavramlarının nasıl anlaşılıp ele alındığını incelemektir. Bu amaçla, kendisi tarafından yazılmış olan Hak Dini Kur?an Dili adlı tefsirini ve Fransız Paul Janet ve Gabriel Sailles?in din felsefesi usu¬lüne dair yazdıkları ve müellifimizin de Türkçe?ye çevirerek uzun bir önsöz eklediği el-Metâlib ve?l-Mezâhib adlı eserlerini inceleyip, konumuzun kapsamı çerçevesinde, Yazır?ın bakış açısını belirlemeye çalıştık. Ayrıca metin içersinde, diğer Kelamla ilgili eserlerden, dipnotlar şeklinde değerlendirmelere de yer vermeye gayret ettik. Araştırmamızda, Mâtürîdî ekolüne mensup bir düşünür olarak Elmalılı, irade ve meşîeti, tefsirinin pek çok yerinde, diğer bazı âlimler gibi yer yer aynı anlamda kullanmıştır. Bununla beraber ilâhi meşîeti, ilâhi iradenin tekvinî irade boyutu olarak ele aldığından, bazı âyet tefsirlerinde Mâtürîdî?den farklı değerlendirmiştir. Anahtar Kelimeler: İrade, Meşîet, Hidâyet, Dalâlet, Tekvin, Akıl, Kalb, İhtiyar, Kesb, Fiil.
İzz bin Abdüsselam'ın tefsirdeki metodu
??İzz b. Abdüsselam?ın Tefsirdeki Metodu? isimli bu çalışmada İzz b. Abdüsselam?ın (577-1181/660-1262) hayatı, eserleri ve tefsiri çeşitli yönleriyle ele alınıp incelendi. Çalışma esnasında Kur?an-ı Kerim, tefsir, hadis, lügat ve biyografi kaynaklarından istifade edildi.Çalışmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında, araştırmanın önemi ve metodu incelendi.Birinci bölümde İzz b. Abdüsselam?ın hayatı, eserleri, tefsiri genel özel-likleri ve kaynakları yönünden incelendi.İkinci bölümde söz konusu tefsir rivâyet ve dirâyet tefsiri açısından ince-lendi. Sonuç kısmında ise çalışmadan elde edilen sonuçlar anlatıldı. Anahtar Kelimeler: İzz b. Abdüsselam, Tefsiru?l-Kur?ani?l-Azim, Tefsir, Rivâyet, Dirâyet
(Şeyhu'l-İslam Burhânüddin Ebü'l-Hasen Ali b.) Ebû Bekir el-Merginanî'nin el-Hidâye isimli eserindeki ibadetler bahsinde geçen İmam Şâfiî'ye ait görüşlerin tespit ve tahkiki
El- Hidâye, el-Merginani'nin Hanefi fıkhını anlattığı bir eserdir. Fıkhın bütün konuları genel hatlarıyla anlatılmıştır. Eserde İmam Şâfiî'ye ait görüşler farklı şekillerde aktarılmıştır. Bazen Şâfiî'nin doğrudan adı zikredilerek kendisinden alıntılar yapılmış, bazen Hanefilerin görüşü zikredilip Şâfiî de bu görüştedir denmiş, bazen de bir kavli de bu yöndedir gibi ifadeler kullanılmıştır. Bazı kere de sadece Hanefi görüşü aktarılarak Şâfiî'nin görüşüne hiç yer verilmeden Şâfiî'nin bu konuya muhalif olduğu zikredilmekle yetinilmiştir. İşte Hidaye'nin ibadetler bahsi özelinde hem İmam Şâfiî'ye atfedilerek aktarılan bu görüşleri tespit etmek hem de bir kısmının İmam Şafiye ait olmadığı tezinden yola çıkarak tespit ve tahkikini yapmak için bu çalışma yapılmıştır. Tezde el- Hidaye'nin ibadetler bahsi özelinde İmam Şafiî'ye ait 194 görüşü incelenmiştir. Üç bölümde incelemiş olduğumuz çalışmada Şâfiî'ye ait 39 görüşün yanlış olarak nakledildiği tespit edilmiştir. Tespit ve Tahkik edilen 194 fıkhi konu Şafi kaynaklarından hareketle açıklanmıştır. Fıkhın İbadetler bahsinde geçen birçok konu mukayese edilerek Hanefi ve Şâfiî mezheplerinin görüşleri hakkında bilgiler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: el-Hidâye, Merginâni, İmam-ı Şâfiî, İbadetler.
İbrahim b. Muhammed el-Yalvacî ve Risale fî İhbar bi-Ellezi (İsm-i Mevsûl)
Bu çalışma İbrahīm b. Muḥammed el-Yalvācī (M.1810/M.1876) tarafından 1838'de yazılmış "Risāle fî İḫbār bi-Elleẕī" adlı eserin edisyon kritiğidir. Yalvācī'nin Risalesi'nin konusu; ilk cümledeki bir öğeyi vurgulamak için o cümlenin ism-i mevsûlün ana edatı olan "ellezi" ya da harf-i tarif olan "elif lam" kullanarak yeniden oluşturulmasıdır. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Bunlar bir giriş ve üç ana bölümdür. Giriş bölümünde de çalışmanın konusunu, amacını ve metodunu irdelenmiştir. Yine girişte Yalvācī'nin hayatını işlemeden önce ölümünden önceki yüzyılın özelliklerini sunulmuştur. Son olarak Osmanlı'da Medrese ve medreselerde okutulan Arapça gramer hakkında özet bir bilgi verilmiştir. İlk bölümde İbrahīm b. Muḥammed el-Yalvācī'nin hayatı ve eserleri işlendi. Doğumu, eğitimi, hocaları, kariyeri ve ölümü hakkındaki tüm bilgileri sunmaya çalıştık. Eserleri hakkında kısa bilgiler ve bu eserlerin hangi kütüphanelerde bulunduklarının malumâtını da verdik. İkinci bölümde Risāle fî İḫbār bi- bi-Elleẕī'yi ele aldık. Bundan sonra yazarın risaledeki metodunu, Risāle fî İḫbār bi-Elleẕī'nin kaynaklarını ve bu risalenin nüshalarının özelliklerini sunduk. Daha sonra ise tahkikdeki izlediğimiz metod hakkında bilgi verdik. Son bölümde Risāle fî İḫbār bi-Elleẕī'nin tahkikli metnini sunduk. Tahkik esnasında elimizde üç nüsha bulunmakta idi. Ayetler, hadisler, şiirler, kişiler, yerler, kaynaklar vb. hakkında bilgiler dipnot olarak verilmiştir. Anahtar kelimeler: Yalvacî, İbrahim b. Muhammed, İhbar bi-Ellczi, İsm-i Mevsûl.
Cenine yönelik tıbbî müdahalelerin İslam Hukuku açısından değerlendirilmesi
Hiçbir insan dünyaya kendi talebi üzerine gelmemektedir. İnsanın vücûd bulmasında Yaratıcının ve ana babasının iradesi etkili olmaktadır. Yani insanın varlık bulmasında kendisi dışındaki karar vericiler rol oynamaktadır. Günümüzde insan üzerinde öyle tıbbî tasaruflar uygulanmaktadır ki, Allahın yaratmasına bile müdâhale edildiği söylenebilir. Gelinen nokta neredeyse insanın üremesi değil; üretilmesidir. İnsanın varlık sahasına çıkmasında karar vericiler etkili olduğu gibi; varlık bulmamasında da karar vericiler etkili olabilmektedir. Dışarıdan bir müdahale olmasa, varlık sahasına çıkacak olan cenînin varlığına çeşitli sebeplerle/bahanelerle son verilebilmektedir. Çalışmamız, oluşum aşamasında ve oluştuktan sonra cenîne yapılan tıbbî müdâhalelerin İslâm hukûkuna göre hükmünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Günümüz insanının başvurduğu çocuk sahibi olma yöntemlerini ve oluşmuş cenînden kurtulmak için ileri sürülen gerekçeleri ve bunların İslâm hukûku açısından hükümlerini ele aldık. Canlılığın başlangıcı konusunda görüş birliğine varılamadığı ve yaşamın başlangıcının, parçacı yaklaşımlarla tespit edilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır. Genel yaklaşım olarak tedavi edici, kolaylaştırıcı ve faydalı mahiyette olan tıbbi müdahalelerin dini açıdan da benimsendiğini; buna karşılık tabiatı bozma veya olumsuz mahiyyetteki müdahalelerin ise kabul görmediğini söyleyebiliriz. Anahtar kelimeler: 1) Cenîn, 2) Yapay/Sun'î dölleme, 3) Homolog dölleme, 4) Heterolog dölleme, 5) Kürta
Muhyiddin el-Kafiyeci'nin Nüzhetu'l-İhvân adlı eserinin edisyon kritiği, tefsir ve dil yönünden incelenmesi
Tahkikini yaptığımız Nüzhetü'l-İhvân adlı eserin müellifi Muhyiddin el-Kâfiyeci hicri sekizinci asırda yaşamış ve birçok ünlü âlime ve sultanlara hocalık yapmış önemli âlimlerdendir. Bu eserin birinci bölümünde ideal bir müfessirde bulunması gereken özellikleri sıralamıştır. Daha sonra müellif Kur'an'ın mu'cizeliğinin sadece sûre bâzında değil, uzun âyetlerde de bulunabilineceğini işlemiştir. Örnek olarak Hud suresinin "Onlar dediler ki Ey Lut biz senin rabbinin elçileriyiz. Onlar sana ulaşamayacaklar. Gecenin bir kısmında ailenle beraber yola çık. Sizden hiç kimse arkasına dönmesin; eşin hariç. Durum şu ki, kavmine isabet edecek olan musibet ona da isabet edecektir. Onların vakti sabahtır. Sabah yakın değil midir?" mealindeki 81. âyetini verir. Bu âyette geçen kelimelerin sarf, nahv, beyan, meâni ve bedî' gibi özelliklerini yeri geldikçe açılar. Daha sonra bir başka bölümde yine Hud suresinin " Ve dendi: "ey yer suyunu yut. Ve ey gök suyunu tut." Su çekildi ve emir yerine getirildi. Ve Cûdi'nin üzerine gemi oturdu. Ve "zalim kavimler uzakta olsun" denildi" mealindeki 44. âyetini aynı usulle tefsirini yapar. Eserimizin Türkçe kısmında müellifin dile ve belağata bakışını ele aldık ve gördük ki, müellif temel dil ve i'caz konusunda kendisinden önceki âlimlerin çoğuyla aynı görüşü paylaşmaktadır. Anahtar Kelimeler: İ'caz, Tefsir, Âyet, Sûre, Lût
İbnü's - Salâh'ın hadislerin tashih ve tahsinine yönelik görüşleri
Bu çalışmada İbnü's-Salâh'ın (ö. 643/1245) Mukaddime ismiyle bilinen hadis usulüne dair eserinde hadislerin tashih ve tahsinine yönelik dile getirmiş olduğu bazı görüşleri ve bu görüşlerin kendisinden sonra algılanış biçimleri ele alınmıştır. İbnü's-Salâh'ın söz konusu görüşleri ehliyetleri zayıf olduğu için kendi dönemindeki ve sonrasındaki âlimlere hadislerin tashih ve tahsinini yasakladığı hatta hadiste ictihad kapısını kapattığı şeklinde anlaşılmış ve çeşitli itirazlara maruz kalmıştır. Araştırmamızda İbnü's-Salâh'ın gerek Mukaddime'sindeki gerek diğer kitaplarındaki konuyla ilgili ifadelerini ve uygulamalarını bütüncül bir şekilde değerlendirerek bunlarla neyi kastettiğini tespit etmeye çalıştık. Bu bağlamda, onun, kitabının muhtelif bölümlerinde, isnadın belli bir dönemden sonra hadislerin tashihi noktasında işlevini yitirmiş olduğunu dile getirdiğini tespit ettik. Bundan dolayı İbnü's-Salâh'ın söz konusu ifadeleri, mutlak anlamda hadis tashih ve tahsinini yasaklamayı değil, önceki dönem kitaplarında yer almayan, isnadın işlevini yitirdiği dönemden sonraki kitaplarda o dönemin isnadları ile zikredilen hadislerin tashih ve tahsinini uygun görmediği anlamına gelmektedir. İbnü's-Salâh'ın isnadın işlevini yitirdiğini düşündüğü zaman dilimi h. V. asrın ortalarıdır. Onun bu düşüncesinin temelinde ise sahih ve hasen türünden olan bütün hadislerin, hadis imamlarının mutemet ve meşhur kitaplarında kayıtlı olduğu kabulü bulunmaktadır. İbnü's-Salâh bu yüzden söz konusu dönemden sonra sahih ve hasen hadislerin hadis imamlarının mutemet ve meşhur diye nitelediği kitaplarından alınması gerektiğini, bu tür kitaplarda bulunmayan hadislere sahih ve hasen hükmü verilemeyeceğini dile getirmektedir. Tashih ve tahsin meselesine bağlı olarak İbnü's-Salâh'ın hadislerin zayıf ve mevzu olduğuna hükümetmeyi yasakladığı iddiası ortaya çıkmıştır. Oysa onun, bu yönde hiçbir açıklaması bulunmamaktadır. Tam tersine onun pek çok ifadesi ve uygulaması, böyle bir işlemi yasaklamadığını çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Mâverdî'nin en-Nüket ve'l-Uyûn adlı tefsirinde Kur'ân ilimleri
Kur'ân-ı Kerîm nâzil olmaya başladığı günden itibaren daha iyi anlaşılmak amacıyla üzerinde birçok çalışmanın yapıldığı bir kitap olmuştur. Kur'ân İlimleri de, Kur'ân'ın anlaşılmasına yardımcı olan ilimlerdir. Mâverdî de eserinde oldukça anlaşılır ve açık bir şekilde Kur'ân-ı Kerîm'i baştan sona tefsir etmiş müfessirlerdendir. Bu çalışmada Mâverdî'nin Kur'ân İlimlerine bakışı ve tefsirinde bu ilimleri işleyiş tarzı ele alınıp değerlendirilmiştir. Çalışmanın temel amacı, Mâverdî'nin eserinde Kur'ân İlimlerine ne ölçüde yer verdiğini tespit etmek ve onun bu konu ile ilgili düşüncelerini analiz ederek ortaya koymaktır. Bu amaçla öncelikle Kur'ân ilimleri ile ilgili bir çalışma yapılmıştır. Daha sonra yapılan araştırmanın ışığında Mâverdî'nin tefsiri baştan sona titizlikle okunmuştur. Bu esnada müfessirin eserinde yer verdiği Kur'ân ilimleri tespit edilmiştir. Elde edilen veriler konu başlıkları altında toplandıktan sonra mezkûr konu başlıkları dört bölümde değerlendirilmiştir. Giriş bölümünde temel esaslar ve çalışmanın metodunun özet bir biçimde verildiği bu çalışma, bir sonuç ve kaynakça ile son bulmaktadır. Anahtar kelimeler: Mâverdî, Kur'ân, Kur'ân İlimleri, Tefsir, Âyet.
İmam Şâfiî'nin İbtâlü'l-İstihsan'ı ve ona karşı erken dönem Hanefî usulcülerinin verdiği cevaplar
İslam Hukuk Metodolojisi olarak ifade edebileceğimiz 'fıkıh usulü'nde istihsan delilinin önemli bir yeri bulunmaktadır. Zira istihsanı şer'î bir delil olarak kabul edip onunla birçok meselede hüküm verenler olduğu gibi istihsanı delil olarak kabul etme bir tarafa ona şiddetle karşı çıkanlar da olmuştur. Bu çalışma, istihsana şiddetle karşı çıkan İmam Şâfiî'nin 'ibtâlü'l-istihsan'ına karşı erken dönem Hanefî usulcülerinin Şâfiî'ye nasıl cevap verdiklerini ortaya koymak üzere hazırlanmıştır. Çalışmamız giriş, üç bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın amacı, önemi, metodu ve kaynaklarından bahsedilmiştir. Birinci bölümde istihsan kavramının hakikat ve mahiyetini ortaya koyacak konular ele alınmıştır. Bu bağlamda öncelikle istihsanın lügat ve terim anlamı ile istihsanın gelişimi, daha sonra da istihsanın çeşitli hukuk ekolleri yanındaki delil değeri ve istihsanın kısımları ele alınıp incelenmiştir. İkinci bölümde, İmam Şâfiî'nin hayatı, fıkıh usulündeki yeri, Şâfiî'ye göre İslam Hukuku'nun kaynakları ve İmam Şâfiî'nin 'ibtâlü'l-istihsan'ının analizi üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde erken dönem Hanefî usulcüleri diyebileceğimiz Kerhî, Cessâs, Debûsî, Pezdevî ve Serahsî'nin istihsan anlayışı ile İmam Şâfiî'nin 'ibtâlü'l-istihsan'ına karşı verdiği cevaplar ortaya konulmuştur. Çalışmamız, elde ettiğimiz verilerin değerlendirildiği sonuç bölümüyle tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Hukuku, Fıkıh Usulü, İstihsan, Şâfiî, İbtâlü'listihsan.
Mekkî sûrelerin eğitim üslûbu ve ilk dönemde insanlar üzerindeki etkisi
Eğitim zaman ve sabır isteyen bir çabalar bütünüdür. Her çeşit eğitimde bu iki unsuru görmek mümkündür. Zira insan yetiştirmek en zor işlerden biridir. Eğitimin dinamik yapısı sebebiyle gelişen zaman ve mekân göz önünde bulundurulmalı; muhatapların sosyo-kültürel, zekâ ve yaş gibi farklılıkları gözetilerek yeni metotlar geliştirilmelidir. Bu çalışmada Mekkî sureler ve ayetlerde bulunan üslup ve eğitim metotları ele alınmıştır. Çünkü bu surelerde yeni bir toplum anlayışının temelleri atılmaktadır. Bir bakıma sıfırdan bir inanç ve ahlak sistemi oluşturularak sağlıklı bireyler meydan getirmek hedeflenmiştir. Bu ise evrensel bir din olan İslam'ın muhataplarını, bütün insanlara hitap eden bir üslupla eğitmesiyle mümkün olmuştur. Çünkü Kur'ân'ın ilk muhatabı olan toplumun insanlığa örnek bir toplum olması hedeflenmiştir. Kur'ân, muhataplarını eğitirken tekrar, te'kid, mecaz, gibi edebi üslup çeşitlerini de kullanmıştır. Bu üslupları kullanmasındaki en önemli sebep vermiş olduğu bilgilerin akıllarda kalıcı ve anlaşılır olmasıdır. Nitekim Mekke halkının da kullanmış olduğu bu edebi unsurlar, birçok kişinin dikkatini çekmiş ve müslüman olmasına yardımcı olmuştur. Evrensel eğitim anlayışının Kur'ân'daki tezahürlerinin ortaya çıkmasındaki en önemli araçlardan birinin de dilin kullanış şekli olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Çünkü Kur'ân, indiği dönemde dili kullanış şekliyle ve lafızlarıyla Arap diline mükemmel şekilde hâkim olan muarızlarını bile etkilemiştir. Mekke döneminden sonra gelen Medenî sureler de, bulunduğu zaman ve şartlara bağlı olarak genel manada aynı üslubu takip etmiştir. Bu sebeple çalışmamızın bazı yerlerinde konu bütünlüğünü sağlamak amacıyla Medenî ayetlere de yer vermeyi uygun gördük. Anahtar kelimeler: Mekkî Sureler, Eğitim, Üslup, Metot, Kur'ân
Akkirmânî'nin hadis şerh metodu-Şerhu'l-Ehâdîsi'l-Erba'în adlı eseri özelinde
Bu çalışmada ilk yedi hadisi Birgivî (ö. 981/1573) tarafından şerhedilen, Akkirmânî'nin (ö. 1174/1760) Şerhu'l-Ehâdîsi'l-Erbaîn adlı eseri özelinde hadis şerh metodu incelenmiştir. Bu eser kırk hadis şerh edebiyatının genel özelliklerini taşımaktadır. Akkirmânî, Birgivî'nin sekiz başlık altındaki yöntemiyle hadisleri şerhetmiştir. Akkirmânî, kelime ve cümlelerin anlamı ile gramer yapısı üzerinde durmuştur. Hadis metinlerini belâgat kuralları açısıyla incelemiştir. Akkirmânî, rivâyet metinlerini sıhhat açısından incelemiştir. Metin içi ve metin dışı bilgilerden yararlanmıştır. Üslup ve muhteva benzerliğini temel alarak âyet, hadis ve şiirle istişhadda bulunmuştur. Rivâyetler arası teâruzda cem' ve te'lîf yöntemini kullanmıştır. Akkirmânî, Hanefî ve Mâturîdî mezhebinin ilkelerini şerhine yansıtmıştır. Hanefî fıkıh literatürünü etkin bir şekilde kullanmıştır. Akkirmânî, sosyal hayatı ilgilendiren konulara kayıtsız kalmamıştır. Karşılaştığı meseleleri uzlaştırıcı bir anlayışla çözmeye çalışmıştır. Şerhu'l-Ehâdîsi'l-Erbaîn adlı eser, içerdiği bilgilerin yanı sıra sistematiği ve anlatım tarzı yönüyle kırk hadis edebiyatının en güzel örneklerinden biri olarak yerini almıştır. Anahtar Kelimeler: Birgivî, Akkirmânî, şerh, lügat, rivâyet, belâgat, istişhad, sened
Selâme Mûsa'nın hayatı ve el-Belâğatu'l-'Asrîyye ve'l-Luğatü'l-'Arabîyye adlı eseri
Bu çalışmada, 1887-1958 Tarihleri arasında yaşamış Mısırlı Kıpti yazar-düşünür Selâme Mûsa'nın hayatı ve el-Belâğatu'l-'asriyye ve'l-luğatü'l-'Arabiyye isimli eseri konu edilmiştir. Çalışma, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde yazarın yaşadığı dönemin siyasi ve kültürel devinimine ayna tutulmuştur. Birinci bölümde ise, yazarın, hayatı, eserleri, ilim ve fikir dünyası ve bu dünyadaki yerine değinilmiştir. İkinci bölümde, el-Belâğatu'l-'asriyye ve'l-luğatü'l-'Arabiyye adlı eserle bağlantılı olan ilimler, tarihi seyri itibariyle eserin muhtevası ele alınmıştır. Aynı zamanda eser yazılırken takip edilen metotlar da incelenmiştir. Eserin alanında bir dil ve belâğat kitabı olarak, sahasındaki yeri tespit edilmiştir. Bu çalışmada, eserin tahlili yapılmış, değindiği konular belirtilmiştir. Buradaki amaç, 19. yüzyılda dönemin tartışma mevzularından olan dil ve belâğat konularını ihtiva eden bu eseri değerlendirerek herkesin istifadesine sunmaktır. Anahtar Kelimeler: Selâme Mûsa, Dil, Belâğat, Modern, Tarih
Ahmed el-Hâşimî ve el-Kavâidü'l-Esâsiyye Li'l-Lugati'l-Arabiyye adlı eseri
Bu çalışmada 1875-1943 yılları arasında Kahire'de yaşamış Ahmed el-Hâşimî'nin hayatı, ilmî kişiliği ve el-Kavâidü'l-esâsiyye li'l-lugati'l-arabiyye adlı eseri konu edilmiştir. Arap dünyasında Fransa'nın 1789'da Mısır'ı işgaliyle başlayıp süregelen yenilikçi hareketler 19. yüzyılın ortalarında etkisini arttırmış, bundan Arap dili de yeterince etkilenmiştir. Bu modernist akımlar nahiv ilminin yenilenmesi, sadeleştirilmesi ve kolaylaştırılması girişimlerine neden olmuştur. O dönemde dildeki modernist yaklaşımlar iki grupta tasnif edilebilir. Birinci grup Arap gramerinin kökten kaldırılması ya da değiştirilmesi fikrini savunurken; ikinci grup ise gramer ilmindeki zorlukların kolaylaştırılarak yeni üslup ve yöntemlerle öğretilmesi fikrini benimsemiştir. Ahmed el-Hâşimî, Arap gramerinin yeni yöntem ve metotlarla kolaylaştırılarak öğretilmesi fikrini benimseyenlerin gurubunda yer almıştır. Bu çalışma giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde nahiv ilmi hakkında genel bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde yazarın hayatı ve ilmi kişiliğine değinilmiştir. İkinci bölümde ise eser ayrıntılı olarak incelenmiştir. Elde edilen bilgiler sonuç kısmında değerlendirilmiştir. el-Hâşimî, el-Kavâidü'l-esâsiyye eserini ünlü nahivci İbn Mâlik'in manzûmesi el-Elfiyye ve onun önemli şerhlerini esas alarak hazırlamıştır. Eser içerik, konuların tertibi ve işleniş yönlerinden el-Elfiyye ile örtüşmektedir. Ancak yazar eserde modern eğitim öğretim metotlarını uygulayarak, nahiv ilmi öğretimine yeni bir soluk getirmek istemiştir. Eser sâde ve anlaşılır bir üslupla kaleme alınmıştır. Öğretici yönü ön plana çıkan eserde, öğrencinin ilgisini canlı tutmak ve nahvin sıkıcılığı önlemek için farklı öğretim metotlarına da yer verilmiştir. Eserde, öğretim ilkelerinden, basitten karmaşığa doğru öğretme, amaca dönüklük, aktiflik ve öğrenciye görelik ilkelerinin esas alındığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ahmed el-Hâşimî, Nahiv, Arapça, el-Kavâidü'l-esâsiyye li'l-lugati'larabiyye
Kur'ân'ın kronolojik yaklaşımla tefsiri meselesi
Bu tezde İslam ve Batı dünyasında Kur'ân üzerine kronolojik yaklaşımla yapılan çalışmaları küllî bir şekilde incelemek, böylece bu çalışmaların hedeflerini ortaya koymak amaçlanmaktadır. Tezimiz iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, sahabe döneminde nüzûl tertibine bakış açısı, mushaf tertibinin oluşumu, Batı'da Kur'ân kronolojisine dair yapılan çalışmalar, son dönemde İslam dünyasında Kur'ân sûrelerinin kronolojisine dair yapılan çalışmalar ele alınacaktır. İkinci bölümde, İslâmî gelenekte sûrelerin nüzûl tertibi ve zamanına ne şekilde yer verildiği incelenecektir. Kronolojik yaklaşımın Kur'ân'a uygulanma sürecinin ortaya çıkışı, kronolojik tefsirin örnekleri, bu tefsirlerde nüzûl tertibinin niçin tercih edildiğine değinilecektir. Anahtar Kelimeler: Nüzûl Tertibi, Mushaf Tertibi, Sahabe Mushafları, Kronolojik Yaklaşım, Kronolojik Tefsir.
İbn Hazm'ın en-Nübez adlı eserinin tahlili
Bu çalışma, Zahiri Mezhebi'nin önemli bir temsilcisi olan İbn Hazm (ö. 456/1064) tarafından yazılmış, fıkıh usulü konularını ihtiva eden en-Nübez adlı eserin tahlilidir. Asıl adı Alî b. Ahmed b. Saîd b. Hazm el-Endelüsî olan İbn Hazm, fıkıh usulü konularını içeren el-İhkam adlı hacimli eserinden sonra usul konularının daha kolay anlaşılması için en-Nübez adlı eserini yazmıştır. Bu eserdeki tahlil çalışmamızı, Serahsî'nin el-Usul adlı eseri ve Gazalî'nin el-Mustasfa adlı eseri ile karşılaştırmalı olarak ele aldık. Çalışmamız giriş, üç ana bölüm ve sonuç olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Girişte konunun kapsamı önemi ve işleniş yöntemi; birinci bölümde İbn Hazm'ın kısa biyografisi ile eserlerini ele alarak çalışmamızın omurgasını oluşturan en-Nübez'in tanıtımına daha fazla yer ayırdık. en-Nübez'in alt başlıkları olan İcmâ', Sünnet, Nesih, Akli Delilleri ve İçtihat-Taklid meselelerini ikinci bölümde; yazarın ayrıntıya girmeden incelediği farklı meselelerini ise üçüncü bölümde irdeledik. İkinci bölümdeki konular ile ilgili İbn Hazm'ın görüşlerini Serahsî ve Gazalî ile karşılaştırdık. Üçüncü bölümde ise çalışmamızın kapsamını ve amacını aşacağı için böyle bir karşılaştırma yapmadık. Sonuç bölümünde ise incelediğimiz konunun genel değerlendirmesini ve İbn Hazm'ın fıkıh usulü görüşleri ile ilgili ulaştığımız neticelere değindik. Zahirî anlayışa sahip olan İbn Hazm'ın görüşleri ile karşılaştırdığımız diğer iki usulcü olan Gazalî ve Serahsî arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları değerlendirdik.
İbrahim b. Muhammed el-Yalvacı'nin Ğaraibü'l-İ'lal ve'l-İştikak Ale'l-Bina adlı eseri (Transkripsiyon ve değerlendirme)
Bu çalışma, XIX. Yüzyıl Osmanlı Dönemi ȃlimlerinden olan İbrahim b. Muhammed el-Yalvaci'nin sarf ilmiyle alakalı yazdığı "Ğaraibü'l-İ'lal ve'l-İştikak ale'l-Bina" adlı eserinin tahkik ve latinize edilmesidir. Ulaşılan nüshalarda bu eser, "Şerhu'l-Emsileti'l-Muhtelifeti ale'l-İcaz" bölümüyle beraber yer aldığından, çalışma her ikisi üzerine gerçekleştirildi. Eserin bazı kısımları Arapça, birçok kısmı da Osmanlı Türkçesi ile telif edilmiştir. Bu çalışma, bir giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, araştırmanın konusu, amacı ve yöntemiyle birlikte müellifin yaşadığı Osmanlı dönemindeki siyasî, idarî, sosyal ve ilmî gelişmelerden bahsedildi. Birinci bölümde; müellifin adı, nisbesi, lakabı, doğum yeri, vefatı, ilmî hayatı, hocaları, öğrencileri, eserleri ve müderrislik görevleri hakkında bilgiler nakledildi. İkinci bölümde; eserin nüshalarıyla ilgili kaynaklardan ulaştığımız bilgiler derlendi ve muhtevası özetle izah edildi. Ayrıca konumuz olan "İ'lâl, İdğâm ve İştikâk" kâideleri kısaca açıklanarak örnekler verildi. Üçüncü bölümde; adı geçen eserin üç nüshası karşılaştırıldı ve nüshalar arasındaki farklar dipnotlarda belirtildi. Buna ek olarak, eserin Osmanlı Türkçesi olan kısmı latinize edilerek transkripsiyonlu metni oluşturuldu. Anahtar kelimeler: el-Yalvaci, İbrahim b. Muhammed, Ğaraibü'l-İ'lal ve'l-İştikak ale'l-Bina.
Abdullah b. Mes'ûd ve hadis ilmindeki yeri
Hz. Peygamber, kendisine indirilen vahyin günlük hayatta uygulayıcısı ve açıklayıcısı olmuş; "model olma" özelliğini göstererek dinin daha geniş kitlelere yayılmasını sağlamıştır. Kur'an'ı anlamak ve onun ruhuna göre hareket etmek isteyen ashâb, Rasûlullah'ın tedrisatından geçerek, İslam'ın gelecek nesillere aktarılmasında önemli bir rol üstlenmişlerdir. Zira Hz. Peygamber'in sözlerinin, davranışlarının, emir ve yasaklarının doğru anlaşılması; hadiselerin gerçek sebebi algılanarak, iç yüzüne vakıf olarak nakledilmesi, İslamiyet'in ilk dönem temsilcilerinin büyük gayret gösterdikleri bir alan olmuştur. İlk dönem İslam neslinin en önemli isimlerinden birisi şüphesiz Abdullah b. Mes'ûd'dur. İslamiyet'in ilk dönemlerinde Müslüman olan ve Rasûlullah'ın hizmetinde, O'nun yakınında uzun yıllar bulunan İbn Mes'ûd, ilmi ve zekâsı yönüyle seçkin bir konum elde etmiş, kendi ismiyle anılan bir ekolün kurucusu ve temsilcisi olmuştur. O yalnızca çok hadis nakleden bir muhaddis olmamış, aynı zamanda müfessir, fakîh, kâri, hatîb gibi vasıfları da kendisinde taşımıştır. Onun Hz. Peygamber'den oldukça fazla hadis nakletmesi ve İslam dünyasındaki mümtaz yeri bizi bu çalışmayı yapmaya yönlendirmiştir. İslam tarihine ve düşünce sistemine yön veren bu büyük sahâbe ile ilgili yaptığımız bu çalışma, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın amacı, yöntemi, Hz. Peygamber ve Sahâbe döneminde hadis nakli üzerinde durduk. Birinci bölümde İbn Mes'ûd'un hayatını; Hz. Peygamber'e yakınlığı, O'nun vefatından sonra halifelerle ilişkisi, bu dönemlerde üstlendiği görev ve sorumluluklar yönüyle ele aldık. Onun ilmi şahsiyeti, hadisçiliği ve kendisinden hadis nakleden talebelerini belirlemeye çalıştık. İkinci ve son bölümde Abdullah b. Mes'ûd'un Kütüb-i Sitte içerisinde yer alan hadislerinin tespitini yaparak, senetlerin durumu ve metinlerdeki farklılaşmaları inceledik. Anahtar Kelimeler: $EGXOODKE 0HV¶G 6DKkEH, Hadis, 6QQHW
İslam Hukukunda telfik
İslâm Hukuku, canlı ve yürürlükte olan bir hukuk sistemidir. Bunu naslara dayalı olarak yapılan içtihatlarla gerçekleştirmiştir. Mecelle'de ifade edildiği gibi "Zamanın değişmesiyle, hükümlerin değişmesi inkar edilemez."Delilini bilmeksizin başkasının hüküm ve re'yi ile amel etmek anlamına gelen ve içtihadın tam zıddı olan taklit, bilginlerin çoğu tarafından hoş görülmemiştir. Farklı görüş ve hükümleri birleştirmek anlamına gelen telfik ise VII. asır'dan itibaren usûlcüler arasında tartışılan bir konu olmuştur.İslâm Hukukunda içtihada dayalı bir mesele olan telfik, genellikle fıkıh usûlü kaynaklarının taklit bölümünde ele alınmıştır. Aynı zamanda özel risâlelere de konu olmuştur.Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, taklidin tanımı, taklidin uygulama alanı ve taklidi caiz görüp görmeyenler ve gerekçelerini ele aldık. İkinci bölümde, içtihatta ve taklitte telfiki inceledik, üçüncü ve son bölümde ise İslâm Hukukunda telfik, İslâm Hukuk ekollerinin telfike bakışı ve sakıncalı olan telfikin ne olduğu üzerinde durduk.
Fazlullah-ı Hurûfî ve Hurûfîlik
Hurufilik'in kurucusu, Naimî ve Esterabadî mahlaslarıyla da bilinen, Fazlullah-ı Hurûfî 740/1340 yılında İran'daki Esterâbâd şehrinde doğdu. Erken yaşlarından itibaren Tasavvufun ve özellikle de Mevlana Celaleddin-i Rûmî'nin etkisinde kaldı. 1357 yılında 17 yaşlarında iken manevi yolculuğuna paralel ilerleyecek olan, maddi yolculuğuna çıkmaya karar verdi. Böylece Harizm, İsfahan, Tebriz, Yezd, Damgan ve Bakü şehirleri arasında çeşitli zamanlarda çeşitli sürelerde kaldı. Başlangıçta Tasavvuf sınırları içinde gördüğümüz Fazlullah daha sonra aşırı bâtınî yorumlarla kendini gösterdi. 788/1386 yılından itibaren bu görüşlerini İran ve Azerbaycan dolaylarında yaymaya başladı. Timur'u kendi görüşlerine davet etti fakat başarısız oldu. Timur'un emriyle, oğlu Miranşah tarafından 796/1394 yılında Nahçivan yakınlarındaki Alıncak kalesinde idam edildi. Geniş kitlelere ulaşan Hurûfîlik, ondan sonra Azerbaycan'da bastırılmasıyla çeşitli şekillerde kendi varlığını gizliden gizliye devam ettirdi.Fazlullah'a göre Kur'an, sonraki Hurûfîlerin de uyguladığı gibi, harflerle te'vil edilmelidir. Kâinat sonsuzdur ve belli bir sistem içinde hareket etmektedir. Allah kâinattaki her şeye tecelli etmiştir. Bu tecelli kelimeler dolayısıyla da harfler ?Arap alfabesinin 28 harfi ve Fars alfabesinin 32 harfi- sayesinde gerçekleşir. Çünkü her nesnenin bir ismi vardır ve bu isim harflerden oluşur. Tecelli insanda ?özellikle de yüzünde- en üst noktaya ulaşır.Fazlullah'ın ölümünden sonra, onun fikirleri, Nesimî, Ali el-Âla, Ferişteoğlu ve diğer Hurûfîler tarafından geliştirildi ve yayıldı. Türkiye'de Bektaşilik ve İran'da Ehl-i Hakk, birçok dini kavramları Hurûfîlik'ten alarak önemli etki altında kaldılar.
Anadolu Aleviliğinde düşkünlük kurumu ve günümüzde işlevselliği
Alevilikte; Dedelik, Musahiplik ve Düşkünlük olmak üzere üç temel sosyal kurum bulunmaktadır. Bu çalışmamızda, Aleviliğin ahlak düzeni ile toplumsal yapısının devamını sağlayan ve merkezi yönetimle ilişkiyi en aza indirmeye vesile olan düşkünlük kurumu ele alınmıştır.Geleneksel Alevilikte düşkünlüğe yüklenen anlam ile mevcut durum arasında meydana gelen kopukluğa dair durum tespiti yapma düşüncesinden hareketle yaptığımız çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır.Giriş bölümünde; araştırmanın önemi, amacı, yöntem ve kaynaklarının yanında, düşkünlük konusunun alt yapısını oluşturması bakımından Aleviliğin tanımı, Anadolu Aleviliğini tek bir kalıba sokarak tasvir etmenin zorluğu anlatılmaya çalışılmıştır.İlk bölümde düşkünlük kurumunun tarifi, yapısal tasnifleri ve uygulama pratiği anlatılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda üç mülakat ve çeşitli gözlemlere yer verilmiştir.İkinci ve son bölümde ise düşkünlük kurumunun işlevselliği, Türk kamuoyundaki tartışmaları ve düşkünlüğe benzer kavramlar üzerinde durulmuştur.
Kudsî hadis' olarak bilinen hadislerin kutsal metinler (Tevrat-İncil) ile ilişkisi
Giriş bölümünde açıklamaya çalıştığımız üzere, Hadis Literatürü içerisinde `Kudsî Hadis' olarak yer alan hadislerin kaynağı hususunda farklı görüşler vardır. Bu görüşler temel olarak, bu hadislerin vahiy ürünü oldukları ya da olmadıkları kabulüne dayanmaktadır.Kudsî Hadisler, hadis literatürü içerisinde vahiyle bağlantılı olarak tanımlansalar da, bu tanımın geç sayılabilecek dönemde ortaya çıkmış olması, başlangıçta vahiy ürünü olarak yorumlanmadıkları şeklindeki düşünceye sebep olmuştur. Bu görüş dikkate alındığında ise, söz konusu hadislerin kaynaklarına dair yine farklı görüşler ortaya çıkmaktadır. Bu görüşlerden biri, Kudsî Hadislerin geçmiş kitaplardan nakledilmiş metinler olabileceği şeklindedir.Söz konusu hadislerin geçmiş kitaplardan alındığını iddia edebilmek için, öncelikle Hz. Peygamber'in içinde bulunduğu şartların ve ortamın, yine Hz. Peygamber'in Ehl-i Kitaba bakışının buna imkân vermiş olması gerektir.Biz bu çalışmamızda, bu yüzden, Hz. Peygamber'in içinde yaşadığı toplumun yabancı kültür ve dinlerle münasebetine sebep olan amillere, bu yabancı kültür ve dinlerin sözü edilen toplumdaki varlık ve etki düzeylerine, Hz. Peygamber'in bu farklı din ve kültür müntesibi insanlarla ilişkilerine ve onlara karşı tutumuna değinmeyi gerekli gördük ve ilk iki bölümü bu konulara ayırdık.Üçüncü bölümde, ilk olarak Hz. Peygamber'in Kitab-ı Mukaddes bilgisine değinmeyi gerekli gördük ve bu konuda örnekler sunmaya çalıştık. Sonrasında ise, Kudsî Hadislerle, geçmiş kitaplar arasında bir ilişkinin varlığına işaret edebilecek Kudsî Hadis- Tevrat/ İncil metni benzerliklerine ilişkin misaller verdik.Sonuç olarak, Hz. Peygamber ve toplumun Ehl-i Kitabla münasebet ve onlara karşı tutumu dikkate alındığında, söz konusu görüşün gayet makul ve daha fazla araştırmayı bekleyen dikkate değer bir görüş olduğuna işaret etmeye çalıştık.Anahtar Kelimler: 1) Kudsî Hadis, 2) Tevrat, 3) İncil.
İslam Aile Hukukunda ailenin hukuki ve ahlaki sürekliliği
Bu tez, bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte tezin önemi, amacı, konunun kapsamı ve sunumu ele alınmıştır. Birinci bölümde, nikâhın tanımı, hükmü, nikâh akdinin unsur ve şartları, kefâet, kefâetin hükmü ve mezheplerin kefâetle ilgili görüşleri ve kefâetin olmaması durumunda oluşacak hukuki sonuçlar açıklamaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, evlilik sonrasında ailenin devamlılığını sağlayan hukuki unsurlar; nafaka, çocuğu emzirme, cinsi ihtiyacı karşılama gibi eşlerin karşılıklı olarak birbirine karşı görev ve sorumlulukları, birbirlerinin ailelerine karşı görev ve sorumlulukları, evlilikte ileri sürülen şartlar, riayet edilmesi gereken ve gerekmeyen şartlar, eşlerin birbirlerine karşı itaatleri, nüşuz ve şikâk kavramlarından sonra eşlerin konu ile ilgili anlaşmazlıklarda hakeme gitmesi gibi konular hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde, evlilik sonrasında ailenin devamlılığını sağlayan ahlaki ve manevi unsurlar; karı-koca arasında rahmet ve meveddet, ahlaki ve manevi değerler, eşlerin birbirine verdiği sıkıntıya sabır göstermek, eşlerin birbirlerini Allah için sevmeleri, manevi değerlere inanan insanların ebedi âlemde de bir araya gelebilecekleri, sadakat, vefakâr, fedakâr vb. konular sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Meveddet, Ahlak, Denklik, Aile, Nikâh, Hukuk.
Ebu Bekr İbnü'l-Arabî'nin Ahkâmü'l-Kur'an'ında hadislere yaklaşımı
Bu çalışma, XI. Yüzyılın sonları ile XII. Yüzyılın başlarında yaşamış olan Ebu Bekr İbnü'l-Arabî'nin Ahkâmü'l-Kur'an'ında hadislere yaklaşımını incelemeyi amaç edinir.Bu çalışmada, İbnü'l-Arabî'nin hayatı, eserleri ve hadis bilgisi çeşitli yönleriyle ele alınıp incelenmiştir.Birinci bölümde öncelikle İbnü'l-Arabî'nin kullanmış olduğu hadis terimleri tespit edilmiş, sonra naklettiği rivâyetlere kaynak gösterdiği eserler değerlendirilmiştir.İkinci bölümde ise, İbnü'l-Arabî'nin sünnet anlayışı ve şer'i deliller içerisinde Sünnet'in yeri hakkında bilgi verilmiştir. Yine, burada İbnü'l-Arabî'nin isrâiliyyâta yaklaşımı ve isrâiliyyât kaynaklı rivâyetlerden kabul veya reddettiği bazı örnekler kaydedilmiştir.Çalışma sırasında, Kur'ân, hadis, lügat ve biyografi kaynaklarından istifâde edilmiştir.Anahtar kelimeler: 1- , İbnü'l-Arabî, 2- Ahkâmü'l-Kur'an, 3- Hadis
Iğdır'da Caferîlik
Bu çalışma Iğdır Caferîleri hakkında bilgi vermek, Iğdır'da yaşayan Caferîlerin Ehl-i Sünnete bakış açısı, Iğdır'da görev yapan din kültürü ve ahlak bilgisi dersi öğretmenlerinin karşılaştıkları zorluklardan haberdar etmek amacıyla hazırlanmıştır.Çalışma Iğdır'da görev yaptığım beş yıllık süre zarfında dolaylı gözlem, katılımlı gözlem, mülakat, fotoğraflama ve anket teknikleri kullanılarak tamamlanmıştır.Tezimiz dört bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölümde Iğdır ilinin tarihi, coğrafi özellikleri, konumu, sınırları ve kültürel varlıkları tanıtılmıştır. İkinci bölümde ise Caferî mezhebine ve Caferîlerin Ehl-i Sünnet hakkındaki görüşlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölüm ise Iğdır'da yaşayan Caferîlerin genel durumlarının anlatıldığı bölümdür. Dördüncü ve son bölümde de Iğdır'da görev yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenlerinin, eğitim-öğretim sürecinde karşılaştıkları zorluklarla alakalı anket çalışmasına ve değerlendirmesine yer verilmiştir.Sonuç olarak diyebiliriz ki; Iğdır ili, Caferî Mezhebinin varlığını ağırlıkla hissettirdiği, farklılıkların zenginlik olarak kabul edildiği, ama bunlara rağmen biraz daha hoşgörü ve müsamahaya ihtiyaç duyan güzel illerimizden biridir.
Arap dilinde ism-i tafdîl
Kur'ân'ın harekelenmesiyle başlayan gramer çalışmaları kısa bir sürede Nahiv ilmini şekillendirerek çerçevesi ve prensipleri belli bir ilim haline getirmiştir. Bu teşekkül sürecindeki erken dönemlerde, daha sonra bağımsız bir disiplin halini alacak olan Sarf ilmi, Nahvin kapsamı içerisinde değerlendirilmekteydi. Form itibariyle Sarfın; anlam ve cümledeki konumu itibariyle de Nahvin alanına giren ism-i tafdîl, Arap dilinin en önemli unsurlarından birisidir. Günlük hayatta sıkça karşılaşılan mukayese olgusu Arapçada ism-i tafdîl yapısıyla ifade edilmektedir. Bir dilbilgisi konusu olarak ism-i tafdîlin tanımı Sîbeveyhi (ö. 180/796)'nin el-Kitâb'ı ve el-Muberred (ö. 286/900)'in el-Muktedab'ı gibi ilk dönem eserlerde yer almamaktadır. İsm-i tafdîl tespitlere göre ilk defa İbnu'l-Hâcib (ö. 646/1249)'in el-Kâfiye adlı eserinde tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre ism-i tafdîl, benzerleri üzerine üstünlüğü olmakla vasıflanan varlık için fiilden türetilen kelimedir. Bu tanımla iki varlığın bir vasıfta ortak olduğu ancak birinin diğerine daha üstün bir konumda bulunduğu anlaşılmaktadır. Üstün konumda olan, mufaddal diye adlandırlırken diğerine ise mafdûl veya mufaddalun aleyh denilmektedir. Tafdîl ifadesinde yalnızca "ef'alu" kalıbı kullanılmaktadır. Nitekim Nahiv kitaplarında bu yapının bir diğer ismi "ef'alu't-tafdîl" olarak ifade edilmektedir. İsm-i tafdîlin tahsis edildiği ef'alu vezninde dikkat edilen en önemli unsur bu veznin kökünün aynı zamanda fiil olarak da kullanılmasıdır. Fiilden türetilmiş olma şeklinde ifade edilebilecek bu ön şartın yanı sıra ism-i tafdîlin tek bir vezni bulunmasından kaynaklanan başka şartlar da dikkate alınmaktadır. İsm-i tafdîlin cümle içerisinde farklı kullanımları söz konusudur. Bunlar yalın kullanım, harf-i tarifli kullanım ve izafetli kullanım olarak özetlenebilir. Her bir kullanımın kendine özgü nitelikleri bulunmaktadır. Bu farklı kullanımlarda mufaddalın Allah Teâlâ olması dilci müfessirleri farklı yorumlar yapmaya sevketmiştir. Anahtar Kelimeler: İsm-i Tafdîl, Ef'alu Tafdîl, Müştak, Vasıf, Nahiv, Sarf
İslam Hukukunun uygulanması açısından Manisa şer'iye sicilleri (1625-1650)
Bu tezin amacı teorideki İslam Hukuku ile pratikteki İslam Hukukunu karşılaştırmaktır. Temel kaynak olarak 1625-1650 yılları arasındaki Manisa Şer'iye Sicilleri ve klasik fıkıh literatürü kullanılmıştır.Giriş bölümünde tezin amacı, yöntemi, ele alınan dönemin genel karakteristiği ve sicil defterleri üzerine yapılmış önemli çalışmalar üzerinde durulmuştur.Birinci bölümde ise İslam ve Osmanlı hukukunda kaza ve kâdılık müessesesi ele alınmış, Osmanlı hukukuna etki eden temel fıkıh kaynakları tanıtılmıştır. Aynı zamanda bu bölümde Osmanlı hukukunun yapısı, mahkemelerin işleyişi ve şer'iye sicillerinin önemi vurgulanmıştır.İkinci bölümde Manisa Şer'iye Sicillerinde tespit edilen Aile hukuku uygulamaları, İslam aile hukuku prensiplerine göre irdelenmiş ve değerlendirilmiştir.Üçüncü ve son bölümde yine Manisa Şer'iye Sicilleri defterlerinde tespit edilen cezâ hukuku uygulamaları, İslam ceza hukukunun genel prensipleri çerçevesinde ele alınıp değerlendirilmiştir.
İslâm Hukukunda fetvâ
Fetvâ, soru soranın halinin ve çevre şartlarının göz önüne alınarak hükmün sözlü veye yazılı olarak soru üzerine açıklanmasıdır. Hz. Peygamber dinî bir hükmü açıklamayı gerektiren bir soru ile karşılaştığında ya vahiy gelmesini bekler veya bizzat kendisi cevaplandırırdı. Ashâbın fakih olanları da kendilerine sorulan herhangi bir konuda ilk olarak Kur'an ve sünnette yer alan hüküm ile cevap verirdi. Bu iki kaynakta açıkça bir hüküm yok ise, Hz. Peygamber'den öğrendikleri prensiplere göre hüküm verirlerdi. Yani şâri'in maksadına uygun şekilde kendi içtihad ve re'yleri ile cevap verirlerdi.İlk iki halife döneminde sahabeler, Mekke ve Medîne dışına zaruret olmadıkça çıkmamışlar; fethedilen yerlere gitmemişlerdi. Hz. Osman döneminde sahabeler değişik şehirlere dağılmış ve gittikleri yerlerde insanların problemlerine çözüm aramışlardır.Sahâbeyi takip eden tâbiîn nesli içinde yetişen bilginler, Ehl-i hadis ve Ehl-i re'y diye ikiye ayrılmışlardı. Ehl-i re'y'e mensup olanlar, problemleri Kur'an ve sünnet'i esas alarak çözüme kavuştururlardı. Ehl-i hadis ise, zaruret olmadıkça reye dayanarak görüş bildirmezlerdi. Fetvâ verme işi, resmî bir nitelik taşımadığı için fetvâ verme yetkisine sahip olan uzmanlar, fetvâ verirlerdi.İlk dönemlerden itibaren ihtiyaç duyulan fetvâ verme görevi, İslâm kültür ve medeniyetine paralel olarak kurumsallaşmıştır. Zamanla fetvâ makamında görev alanların taşımaları gerektiği şart ve vasıflar belirlenmiştir. Bunun yanında, vatandaşların dîni problemlerini çözüme kavuşturmak amacıyla kaynak kitaplar da kaleme alınmıştır.
Akkirmânî'nin Şerhu Atbâki'l-Atbâk isimli eserinin tahkiki
Akkirmânî'nin Şerhu Atbâki'l-Atbâk isimli eserinin tahkiki adlı tezimizin amacı, bir Osmanlı âlimi tarafından Arapça olarak kaleme alınan edebî eserlerden birinin ortaya çıkarılmasıdır. Akkirmânî'nin kütüphanelerde yazma hâlinde bulunan Şerhu Atbâki'l-Atbâk adlı eserini, tahkik kurallarına uygun bir şekilde basıma hazır hâle getirerek ilim dünyasının, özellikle de Arap Edebiyatı, Arap dili ve Belâgatı Bilim Dalı mensupları ile günümüzdeki ve gelecekteki belâgat ilmi, Arap dilbilgisi meraklılarının ve genel olarak dil bilimleri ile ilgilenenlerin istifadesine sunmaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için, tezimizi bir giriş, üç bölüm ve tahkikli metin kısımlarına ayırdık: Girişte, Arap edebiyatının tarihi ve çeşitleri, bu edebiyat içerisinde yer alan hutbe, makâmeler ve makâleler tarihi hakkında bilgi verdik. Arap dilinin Osmanlı devleti döneminde nasıl bir seyir izlediğini inceledik. Birinci bölümde, Atbâku'l-Atbâk'ın yazarı olan Ebû İshakzâde Esad Efendi'nin hayatı, eserleri ve yaşadığı dönem hakkında bilgiler verdik. Daha sonra tezimizin konusu olan Şerhu Atbâki'l-Atbâk ın müellifi Akkirmânî'nin hayatı, eserleri ve yaşadığı dönem hakkında bilgiler verdik. İkinci bölümde, Şerhu Atbâki'l-Atbâk'ın tanıtımına ve değerlendirmesine yer verdik. Ayrıca bu kısımda eserin adı ve Akkirmânî'ye nispetini inceledik. Daha sonra Akkirmânî'nin şerhte izlediği metodu tespit etmeye çalıştık ve kullandığı kaynaklar hakkında bilgi verdik. Son olarak çalışmamızda takip ettiğimiz tahkik metodunu anlattık Üçüncü bölümü tahkikli Metin kısmına ayırdık. Bu bölümde, tahkik / edisyon-kritik kurallarına uygun olarak metnin transliterasyonunu yaptık. Anahtar Kelimeler: Tahkik, Makâme, Makâle, Nesir, Hutbe.
Kelam ve tasavvuf açısısndan nübüvvet: Fahreddin er-Râzî ve Ibnü'l-Arabî örneği
Bu çalışma, Fahreddin er-Râzî ve İbnü'l-Arabî örneğinden hareketle kelamcıların ve sûfîlerin nübüvvet meselesine yaklaşımlarını kelam sistematiği içerisinde ortaya koymayı hedeflemektedir.Bu çerçevede çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde iki düşünürün yaşadıkları çağda etkili olan sosyo-kültürel ortama ve bu ortamın Râzî ve İbnü'l-Arabî üzerindeki tesirlerine genel hatlarıyla temas edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca söz konusu döneme gelinceye kadar geçen süreçte kelam ve tasavvuf eserlerinde nübüvvet konusunda oluşmuş bilgi mirasını derli toplu görmek adına Râzî ve İbnü'l-Arabî öncesi nübüvvet tasavvurlarının toplu bir değerlendirmesi yapılmıştır. Böylelikle dönemin hem tarihî hem de dini durumunu ortaya koyan bir arka plan oluşturulmuştur.İkinci bölüm çalışmanın kavramsal çerçevesini oluşturmaktadır. Bu kısımda kelam ve tasavvuf eserlerinde nübüvvet meselesiyle ilgili olarak kullanılan nebî, nübüvvet, resul, risâlet, velî, velâyet, mucize, kerâmet gibi ortak kavram ve konuların Râzî ve İbnü'l-Arabî tarafından nasıl anlaşıldığını ortaya koymaya ve aralarındaki farklara işaret etmeye çalıştık.Üçüncü bölümde ise kelam eserlerinin nübüvvet bahislerinde ele alınan konu başlıkları çerçevesinde iki düşünürün görüşleri mümkün olduğu kadar sistematik bir tarzda sunulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda nübüvvetin imkânı, gerekliliği, peygamberliğin vehbî veya kesbî oluşu ile peygamberlerin sıfatları gibi konulara değinilmiş ayrıca her iki disiplinin de büyük önem atfettiği ismet meselesi biraz daha detaylı olarak işlenmiştir. Bununla birlikte yine tartışmalı konulardan biri olan yaratılmışlar arasındaki efdaliyet (üstünlük) konusuna da hususi bir yer ayrılmıştır. Bu bölümün en önemli konularından birisi de kuşkusuz İbnü'l-Arabî'nin kendine has nübüvvet teorisini dayandırdığı hakîkat-i Muhammediyye vb. çeşitli hususların ele alındığı nübüvvet-velayet ilişkisiyle ilgili kısımdır. Bu başlık altında kelam sistematiği içerisinde yer verilmesi mümkün olmayan ancak bahsedilmediği takdirde ciddi bir eksiklik olarak kabul edilebilecek bir meseleye de temas etme imkânı bulunmuştur. Konu başlıklarının her biri ele alınırken bu iki farklı düşünce geleneğinin nübüvvet teorilerinin Kur'an'ın ortaya koyduğu nübüvvet doktrini açısından durumunun ne olduğuna dair çeşitli değerlendirmelere de işaret edilmeye çalışılmıştır.
İsmâil Hakkı Bursevî'nin Vâridât-ı Hakkıyye'si (Bursa Eski Eserler Kütüphanesi, genel, nr. 86, vr. 111b-160b)
İsmail Hakkı Bursevî, 17. yüzyılın ikinci yarısında ve 18. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşamış, Celvetiyye tarîkatına mensub önemli bir mutasavvıftır. Bu tezde onun eserlerinden biri olan ve Arapça olarak yazılan ?Vâridât-ı Hakkıyye? ele alınmaktadır. Kulun kastı olmaksızın kalbe gelen manalar anlamındaki vârid, eserin ana konusudur.Vâridât türünde önemli bilgi, îzah ve yorumlara sahip olan bu eserin gün yüzüne çıkartılıp tanıtılmasını amaçlayan bu çalışma, giriş, iki bölüm ve sonuçtan meydana gelmektedir.Giriş bölümünde müellifin hayatı, eserleri ve tarîkatı hakkında bilgi verilmiştir.Birinci bölümde tasavvuf kültüründe vâridât geleneğinden bahsedilmiş ve Bursevî'nin Vâridât-ı Hakkıyye'si tanıtılmıştır. Daha sonra vâridler özetlenmiş ve eserdeki şahıs ve kaynakların üzerinde durulmuştur.İkinci bölümde öncelikle eserin, biri müellif nüshası olmak üzere bulabildiğimiz üç nüshanın tavsifi ve değerlendirmesi yapılmış, ardından müellif nüshası esas alınarak Vâridât-ı Hakkıyye'nin tenkitli bir metni ortaya çıkarılmıştır.
Bakara suresi bağlamında Kur'ân-ı Kerim'deki iletişim esasları
Bu çalışmada Bakara suresindeki karşılıklı konuşmalardan yola çıkılarak Kur‟ân-ı Kerim‟in iletişim ilke ve metotlarını tespit edebilmek ve kullanılan sanatları ortaya koyabilmek amaçlanmıştır. Kur‟ân‟ın en önemli amaçlarından birisi de insanlarla sağlıklı bir iletişim kurmak olduğu gerçeği göz önünde bulundurulduğu takdirde bu Kitabın iletişim ilke ve metotlarına verdiği değer zihinlerde daha iyi berraklaşmaktadır. Bu çalışmanın birinci bölümünde iletişim kavramı ve iletişim unsurları ele alınmış, Bakara suresinin nüzulüne, faziletlerine ve içeriğine dair bilgiler verilmiştir. İletişim kavramı farklı ilim dallarına konu olduğu ve girift bir yapı arz ettiği için birden fazla tanıma sahiptir. Aynı zamanda farklı özellikleri bünyesinde toplayan bir kavramdır. İkinci bölüm ise çalışmanın omurgasını teşkil etmektedir. Bu bölümde suredeki karşılıklı konuşmaları ihtiva eden örnek ayetlerin satır aralarındaki iletişime dair ilke, metot ve edebi sanatlar maddeler halinde tespit edilmiştir. Üçüncü bölümde ise tespit edilen metotlar ve sanatlar sırasıyla ele alınmıştır. Metotların ayrı bir başlık altında incelenmesi herhangi bir alanda vuslata (başarıya) erebilmek için usulü takip etmenin gerekliliğine, sanatların ayrıca işlenmesi ise edebi sanatların söze katmış olduğu etkiye ve güce işaret etmektedir.
Şia'nın oluşumunda İran kültürünün etkisi
Bir mezhebin ortaya çıkması ve inanç esaslarının oluşmasında çeşitli etkenler vardır. Bu etkenlerden biri de o mezhebin ortaya çıktığı veya yayıldığı coğrafya kültürünün, mezhebin fikir dünyasının teşekkülündeki rolüdür. Şia'nın doğru bir şekilde anlaşılabilmesi için de oluşumunda ve gelişiminde eski İran kültürünün ne ölçüde etkili olduğunun bilinmesi önemlidir. Bu sebeple araştırma konumuzu, Şia'nın oluşumunda eski İran kültürünün etkisi teşkil etmektedir.Araştırmamızda gerek Sünni gerekse Şii müellifler tarafından yazılmış klasik İslam Tarihi ve Mezhepler Tarihi kaynaklarından ve Şii müelliflerce İran tarihi ve kültürü üzerine yazılmış eserlerden yararlanılarak, İran kültürünün Şia'nın oluşum sürecinde nasıl etkili olduğu araştırılmıştır. İslam öncesi İran dinlerinden Mitraizm, Zerdüştlük, Maniheizm ve Mazdekizm incelenmiş, inançları ve uygulamaları hakkında bilgiler verilerek, bu dinlere ait birtakım unsurların Şia'ya nasıl intikal etmiş olabileceği üzerinde durulmuştur. Şii inanç esasları ve prensiplerinden olan İmamet, Mehdilik, Ric'at, Beda, Hulul-Tenasüh ve Takiyye'nin ortaya çıkışı ve bu süreçte İran kültürünün etkisi araştırılmıştır. İran kültürünün Şia üzerindeki izlerini yerinde gözlemlemek amacıyla, Şiraz, Yezd, İsfahan, Rey, Kum, Tahran ve Tebriz şehirlerinde, Şiilerin dini ve kültürel hayatları yakından izlenmiştir.Araştırmamızda, eski İran kültürünün Şia'nın oluşum sürecinde birtakım Şii inanç esasları ve prensiplerin ortaya çıkışında etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Eski İran kültürünün etkinliğinin Şia'nın sadece oluşum süreciyle sınırlı olmadığı, günümüzde de Şiilerin inanç ve uygulamalarında varlığını canlı bir şekilde devam ettirdiği gözlenmiştir. İran kültürü ve Şia ilişkisinin, Şia'nın sadece bazı inanç esasları ve prensipleri bağlamında değil, diğer inançlar ve uygulamalar açısından da çok yönlü olarak yeni çalışmalarla ele alınmasına ihtiyaç olduğu anlaşılmıştır.
Kelam'ın yenileşme sürecinde Musa Carullah Bigiyef
Son iki asır içinde bilimde, insan hak ve özgürlüklerine bakışta birçok gelişmeler, değişiklikler meydana gelmiştir. Batı'da bilimsel çalışmalar, teknolojik ilerlemeler hızla artarken diğer taraftan İslam toplumları bir tür çözülme ve dağılma süreci yaşamıştır.Kazan bölgesinde gelişen `ceditçilik' akımının önde gelen isimlerinden birisi olan Musa Carullah Bigiyef, İslam âleminin, Türk dünyasının özellikle de Rusya Müslümanlarının birliği, geleceği için çözüm yolu üretmeye çalışan, görüşlerini yazılı ve sözlü olarak her yerde her zaman cesaretle ifade eden bir İslam âlimidir. O, Müslüman toplumları aydınlatmak, uyarmak ve taklit batağından kurtarmak için dini ilimlerin birçok sahasında eserler yazmış, dergi ve gazetelerde makaleler yayınlamış, Müslümanların mevcut problemlerini gidermek için Batı'yı taklitten vazgeçip kendi değerlerine sarılmaları gerektiğini vurgulamıştır.Her ne kadar Carullah, Kelam ilminin pratik faydası bulunmayan boş ve manasız bir ilim olduğunu; Kelamcıların ise İslam âleminin bu hale gelmesinin müsebbibi olduğunu söylese bile kendisi de Kelam yapmaktan uzak duramamıştır. O, Selef Kelam âlimlerinin yolundan giderek kendi görüşlerini onların kalıplarında beyan etmiş, müstakil eserler kaleme almıştır.Anahtar Kelimeler: Musa Carullah, Tecdit, Dini İhya Hareketleri, İslam'da Kadın
Ali Haydar Efendi'nin "Dürerü'l-Hükkam" adlı eserininin kaynaklarının tespit ve tahkiki (356-403. maddeler arası)
Osmanlı Devleti'nde hazırlanan ilk medeni kanun olan Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye, XIX. yüzyılın ikinci yarısında bir heyet tarafından kaleme alınmıştır. Üzerinde çalıştığımız ve önemli Mecelle şerhlerinden biri olan Dürerü'l-Hükkâm Şerhü Mecelletü'l-Ahkâm isimli eserin müellifi, Mecelle'yi hazırlayan heyette de yer alan döneminin önemli hukukçularından biri olan Ali Haydar Efendi'dir. Dürerü'l-Hükkâm, o dönemin hukukî yaklaşımlarının anlaşılabilmesi bakımından incelenmesi gereken bir eserdir.Bir giriş ve bir ana bölümden oluşan tezin ana bölümünün başlangıcında Ali Haydar Efendi'nin hayatı ve hukukî kimliği hakkında kısa bilgi verilmiştir. Devamında ise Dürerü'l Hükkâm'ın 356-403. maddelerinde geçen kaynakların tespit ve tahkîki yer almaktadır. Belirtilen maddelerde geçen kaynaklara ulaşılıp kaynaklarda konunun kaçıncı cilt ve sayfada geçtiği dipnot olarak verilmiş ve metin latinize edilmiştir.
Ali Haydar Efendi'nin "Dürerü'l-Hukkam" adlı eserinin kaynaklarının tespit ve tahkiki (101-229. maddeler)
slâm Hukuku'nun medenî hukuk alanında ilk kanunlastırma örnegiMecelle'dir. Mecelle yalnız ülkemizde degil, Tunus, Irak, srail, Fas gibi birçokülkenin de medenî hukukunun olusmasında ilham kaynagı olmustur. ste bundandolayı anlasılabilmesi için Mecelle üzerine birçok serh yazılmıstır. Çalısmamızınkonusunu olusturan Ali Haydar Efendi'nin ?Dürerü'l-Hukkâm SerhuMecelleti'l-Ahkâm? adlı eseri de Mecelle'nin en önemli serhlerinden birisidir.Çalısmamız ?Dürerü'l-Hükkâm? adlı eserin büyû` bahsi ile alâkalı bilgileriiçeren 101-229. maddelerinin kaynaklarının tespit ve tahkikinden olusmaktadır.Kaynakların tespit ve tahkikini yapmadan önce ilgilenenlerin metindenfaydalanmalarını kolaylastırmak amacıyla metni latinize ettik. Bunu yaparkenmümkün oldugunca metnin aslına sadık kalmaya özen gösterdik.Tezimiz giris ve ana bölümden olusmaktadır. Ana bölüm ise Ali HaydarEfendi'nin hayatı ile çalısmamızın konusunu olusturan maddelerin latinize vetahkikinden olusmaktadır.Çalısmamızın amacı zikrettigimiz bölümün latinize ve kaynaklarınıntahkik çalısmasını yaparak slâm hukukçularının ve slâm hukukuyla ilgilenenlerinbu eserden faydalanmalarını kolaylastırmaktır.Anahtar Kelimeler: Dürerü'l-Hukkâm, Mecelle, Ali Haydar Efendi, Büyû`.
Ahkâm tefsirlerinin usûl açısından mukayesesi: Cessâs, Herrâsî ve İbn Arabî örnekleri
Ahkâm tefsirleri, Kur'an'ın hüküm bildiren ayetlerinin açıklamasını yapan tefsirlerdir. Sahabe, vahyin indirilişinden itibaren anlamadığı ayetleri Hz. Peygamber'e sormuştur. İşte bu anlama faaliyeti Ahkâm tefsirinin temellerini oluşturmaktadır.Çalışmamız giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Tezimizde Cessâs, Herrâsî ve İbn Arabî'nin tefsirlerinin mukayesesi yapılmaktadır. Giriş bölümünde Kur'an'ın ihtiva ettiği konular belirtilerek, Ahkâm tefsirinin bağımsız olarak tedvin edildiği ifade edilmiştir. Ayrıca Ahkâm tefsirinin gelişimi ve bazı ahkâm tefsirlerinin tanıtımını yapılmıştır.Birinci bölümde Cessâs, Herrâsî ve İbn Arabî'nin tefsir, hadis, fıkıh, dil ve diğer faydalandıkları kaynaklar verilerek, müfessirlerin kullandıkları tefsir metotlarına ve muhkem, müteşabih, nasih, mensuh gibi usul konularına yaklaşımları gözler önüne serilmiştir.İkinci bölümde müfessirlerin hüküm çıkarmada dayandıkları Kur'an, sünnet, icma, kıyas gibi kaynakları ve bu kaynaklara yaklaşımları işlenmiştir. Bu bölümde ayrıca müfessirlerin diğer mezheplere yaklaşımları da ifade edilmiştir.Sonuçta Ahkâm tefsirlerinde gördüğümüz bazı problemleri açıkladık.Anahtar Kelimeler: Ahkâm, Cessâs, Herrâsî, İbn Arabî, Usûl
Bilimsel tefsir açısından Neml Sûresi
Bilimsel tefsirin kökenleri, İslam'ın ilk dönemlerine kadar uzanır. Ancak, bu tefsirin ekol haline gelmesi ve yaygınlaşması özellikle modern dönemde gerçekleşmiştir. Bilimsel bilgilere dayalı açıklamalar içeren klasik ve muasır tefsirler vardır. Çalışmamızın amacı, Neml Sûresi'nde yer alan âyetleri bilimsel tefsir açısından incelemektir. Bu doğrultuda, tezimiz iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, çalışmamızın zemini olan tefsir ilmi ele alınmıştır. Böylece tefsirin klasik yöntemlerden bilimsel tefsire kadar uzanan geniş bir yelpazede incelenmesi sağlanmıştır. Bu bölüm, okuyuculara tefsirin ne olduğu ve Kur'an'ın nasıl farklı yaklaşımlarla yorumlandığı konusunda bir temel sunmayı hedeflemektedir. İkinci bölümde, Kur'an'da i'caz konusu anlatılmıştır. Üçüncü bölümde Neml Sûresi'nin bilimsel tefsire konu olan âyetleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bu âyetler, çeşitli mucizeleri ve olayları içerir ve modern bilimle ilişkilendirilebilecek özellikler taşır. Hz. Mûsâ'ya verilen asa ve beyaz el mucizeleri, Hz. Süleyman'ın kuşların ve diğer canlıların dilini anlaması ve onlarla iletişim kurması, Cinlerin Hz. Süleyman'a itaat etmesi ve onun emirleri altında çalışmaları, Hüdhüd kuşunun haber taşıma ve istihbarat toplama görevleri, Belkıs'ın tahtının çok kısa bir sürede binlerce kilometre öteden getirilmesi, iki denizin sularının karışmaması, rüzgarların bitki tohumlarını ve polenleri taşıması, dağların hareketi gibi sûrede yer alan ve bilimsel tefsire uygunluk gösteren âyetler üzerinde durulmuş, bu âyetlerin modern bilimle nasıl ilişkilendirilebileceği tartışılmıştır.
Suffa Ashâbı ve İslâm Hukukunun oluşmasına etkileri
Suffa Ashâbının çoğu, gece-gündüz demeden hayatlarının büyük bir kısmını Hz. Peygamber'le geçirmiş, O'na hizmet etmiş ve O'ndan dini öğrenmişlerdir. Hepsi olmasa da birçoğu ilimle temayüz etmiş ve Peygamber'in vefatından sonra da, ayrı memleketlerde ve farklı görevlerde bulunarak bilgi ve birikimlerini etrafında toplanan insanlara aktararak İslâm hukukunun oluşum sürecinde büyük katkıları olmuştur. Bu düşünceden hareketle yaptığımız çalışmamız, bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır.Giriş bölümünde Suffa'nın oluşum süreci ile sahâbe, Suffa Ashâbı, fıkıh ve hukuk terimlerini ele aldık.Birinci bölümde; Suffa Ashâbının hayatlarını inceledik. Bu bağlamda Suffa Ashâbının yetişme süreci, dini öğrenmek ve öğretmek için gösterdikleri çaba, Hz. Peygamber döneminde ve sonrasında üstlendikleri resmi görevlere ilişkin konular üzerinde durduk.İkinci bölümde ise; İslam hukukunun oluşmasında Suffa Ashâbının etkilerini inceledik. İslâm hukukunun oluşum ve gelişim süreçleri dikkate alındığında, ilk iki önemli dönemi, Hz. Peygamber Dönemi ile Sahâbe dönemi oluşturmaktadır. Bu bağlamda Hz. Peygamber'in yetiştirdiği Suffa Ashâbının, hüküm verirken izledikleri metodu tespit edip, bu metodun pratikteki uygulamalarından örnekler sunduk. Onların bu metot ve görüşlerinin sonraki fıkıh bilginlerine ve hukuk ekollerinin oluşmasına olan etkilerini incelemeye çalıştık.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Türk kültür, sanat ve edebiyat eserlerinin dışa açılımını destekleme projesi kapsamında türkçeden arapçaya çevrilen eserlerin içerik analizi
Çeviri, bir dilden başka bir dile aktarma işidir. Bu kapsamda, Kültür ve Turizm Bakanlığı Türk Kültür, Sanat ve Edebiyat Eserlerinin Dışa Açılımını Destekleme (TEDA) Projesi kapsamında Türkçeden Arapçaya çevrilen edebi eserlerin çeviri yoluyla yurt dışına tanıtılması, Türkçe dilinden çeşitli dillere edebiyatımızın tanıtılması ve Türkiye'nin edebi eser zenginliğini göstermek için proje aracılığıyla bir adım atılmıştır. Projesinin incelenmesi, Türkçeden Arapçaya çevrilen edebi eserlerin tür roman, hikâye, çocuk edebiyatı, tarih, araştırma-inceleme, masal, şiir, kısa öykü açısından hangi türde olduğu, bu eserlerin konularının neler olduğu, hangi edebi eserlerin daha fazla çevrildiği, edebi eserlerin çeşitliliğini, edebi eserlerin yazarlarının kimler olduğu, eseri kimlerin çevirdiği ve hangi yazarın kaç eserinin çevrildiği detaylı olarak incelenmiştir. Ele alınan edebi eserlerin türleri bakımından gruplandırılması yapılmış olup yapılan incelemeler sayesinde yurtdışında hangi edebi eserlerin ve yazarların daha fazla ilgi gördüğü aynı zamanda hangi tür üzerinde daha çok çalışıldığı ortaya çıkartılmıştır. Kitapların, Türkçeden Arapçaya çevirisini yapan çevirmenler ve yayınevleri de tespit edilmiştir.
Ali Haydar Efendi'nin ?Dürerü'l-Hükkâm? adlı eserinin kaynaklarının tespit ve tahkîki (404-457 maddeleri)
İslâm Hukuku'nun medenî hukuk alanında ilk kanunlaştırma örneğiMecelle'dir. Mecelle yalnız ülkemizde değil, Tunus, Irak, İsrail, Fas gibi birçok ülkenin de medenî hukukunun oluşmasında ilham kaynağı olmuştur. İşte bundan dolayı anlaşılabilmesi için Mecelle üzerine birçok şerh yazılmıştır. Çalışmamızın konusunu oluşturan Ali Haydar Efendi'nin ?Dürerü'l-Hükkâm Şerhu Mecelleti'l-Ahkâm? adlı eseri de Mecelle'nin en önemli şerhlerinden birisidir.Çalışmamız ?Dürerü'l-Hükkâm? adlı eserin icâre bahsi ile alâkalı bilgileri içeren 404-457. maddelerinin kaynaklarının tespit ve tahkîkinden oluşmaktadır. Kaynakların tespit ve tahkîkini yapmadan önce ilgilenenlerin metinden faydalanmalarını kolaylaştırmak amacıyla metni latinize ettik. Bunu yaparken mümkün olduğunca metnin aslına sadık kalmaya özen gösterdik.Tezimiz bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Bölüm kısımları çalışmamızın konusunu oluşturan maddelerin latinize ve tahkîk edilmesiyle meydana getirilmiştir.Çalışmamızın amacı zikrettiğimiz bölümün latinize ve kaynaklarınıntahkîk çalışmasını yaparak İslâm Hukukçularının ve İslâm Hukukuyla ilgilenenlerin bu eserden faydalanmalarını kolaylaştırmaktır.
Hz. Peygamber'in hatalar karşısındaki tavrı
Hz. Peygamber'in hatalar karşısındaki tavrı adlı bu çalışma, giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır.Girişte, peygamber kavramı üzerinde durulmuştur. Bu kavram Arapça ?Rasül? ve ?Nebî? kavramlarıyla ele alınmıştır. Daha sonra konunun üzerine bina edildiği ?hata? kavramı üzerinde durulmuştur. Hata kavramının sözlük ve terim manası ortaya konduktan sonra bu kavramla bağlantılı diğer kavramlar üzerinde durulmuştur. Konumuzda değerlendirmeye tabi tutulan hatadan kastedilen mana da açıklanmıştır. Hatanın tarihi seyri ortaya konmuştur. Hataların sebep ve çeşitleri isimli birinci bölüme geçmeden evvel, Hz. Peygamber döneminde hataların ortaya çıkmasındaki temel faktörlerden biri olması nedeniyle, câhiliye inanç ve düşünceleri üzerinde durulmuştur.Birinci bölümde, hata yapanın hataya düşme sebebi ile davranışın hata olma sebebi üzerinde durulmuştur. Hata çeşitleri de inançla ilgili hatalar, ibadetle ilgili hatalar ve muamelatla ilgili hatalar olarak tasnif edilmiştir. Konuyla ilgili hadisler, bu başlıklar altında incelenmiştir. Burada hataların daha çok hangi konularda meydana geldiği ortaya çıkmıştır. Fakat, Hz. Peygamber'in hataları düzeltme metodunu ikinci bir bölüm olarak değerlendirildiği için, Hz. Peygamber'in tavrı bu bölümde incelenmemiştir.İkinci bölümde ise, Hz. Peygamber'in câhiliye toplumunu, medenî bir toplum haline getirirken, uyguladığı metodlar konu edilmiştir. Daha sonra da, bu metodları uygularken benimsediği ilkelerden bahsedilmiştir.Sonuç olarak Hz. Peygamber'in toplumu ıslah ederken kullandığı teknikleri, günümüz pedagojisi daha yeni ulaşmıştır. Bu metodlar, asrın idrakine sunulduğunda, o gün icra ettiği fonksiyonu bügün de yapacaktır.
İslam ve Yahudi Hukuku münasebeti: Nikah örneği
Müslümanlarla Yahudiler İslam'ın ilk yıllarından itibaren, asırlarca iktisadi, siyasi ve sosyal olarak sıkı ilişki içerisinde olmuşlardır. Uzun bir süre aynı coğrafyayı, benzer kültürü ve dolayısıyla benzer örfü paylaşmışlardır. Her iki toplumun dinlerinin ilahi kaynaktan beslenmiş olması, İslam'ın Yahudiliği onaylayan ( Maide, 5/46-48, Ali İmran, 3/50) bir din olması, aralarında bazı müşterek unsurların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Hukuk da bunlardan önemli bir tanesidir.Aile hukukunda örfün, teamülün ve kültürün önemli bir yeri vardır. Bu yönden ele alınınca aile hukuku, İslam hukuk sistemi ile Yahudi hukuk sistemi arasındaki bağlantının kolayca tespit edilebildiği bir alandır. Çalışmamız yakın ilişki içerisinde bulunan bu iki toplumdaki nikah akdini, nikaha dair uygulamalarını ve iki hukuk arasında bulunan münasebeti konu edinmiştir.Çalışmanın girişinde İslam ve Yahudi aile hukukunun kaynaklarına yer verilmiştir.Birinci bölümde genel olarak nikâh olgusuna, nikâh öncesi işlemlere ve nikâh akdine, ayrıca Yahudi hukukunda nikâh akdinin önemli unsuru olan ketuba kavramına, nikâh türlerine ve cariyelerle evliliğe temas etmeye çalıştık.Çalışmanın ikinci bölümünde nikâh akdinde gerekli olan diğer unsurlara, karşılıklı rıza, şahitler, vekâlet, velayet, mehir ve düğün konularına genel olarak değindik.Üçüncü ve son bölümünde, akdin kendisinden bağımsız, ancak akdin geçerliliğini ve sıhhatini etkileyen evlilik engellerine ve evlilik ehliyetini araştırma konusu edindik.Sonuç olarak nikâh bağlamında İslam aile hukuku ile Yahudi aile hukuku münasebetini müşterek unsurlar ve farklılıklar çerçevesinde tespit etmeye çalıştık.Anahtar Kelimler: Nikâh, Nikâh Akdi, Ketuba
Hadis literatüründe Emâlîler ve Ebu'l-Fazl İbnu'ş-Şıhne'nin el-Emâli'l-Muhıbbiyye adlı eserinin edisyon kritiği
Bu çalışma Emâlî türü eserlerin varlığına dikkat çekmeyi ve bu eserlerden birisi olan Ebu'l-Fazl İbnu'ş-Şıhne'nin(ö.890/1485) Kâhire'de bulunan Müeyyidiyye Medresesinde yaptığı hadis imlâlarından oluşan ?el-Emâli'l-Muhıbbiyye? adlı eserinin tahkikini yapmak suretiyle ilim dünyasına takdim etmeyi amaç edinmiştir..Bu çalışmada hadis öğretim metodu olarak ?imlâ? metodu inceleyip ve hadis literatüründe ?Emâlî? türü eserlerin varlığına dikkat çektik..Çalışmamızın birinci bölümünde Emâlî kelimesinin lügat ve ıstılâh manasını, ?Emâlî? türü eserlerin telif edilme metodu olan imlâ metodunun nasıl ve nerelerde yapıldığını, hadis imlâ meclislerinde kimlerin etkin olduğunu belirtmeye ve Emâlî türü eserlerden öne çıkanları tanıtmaya çalıştık.Çalışmamızın ikinci bölümünde ise Ebu'l-Fazl İbnu'ş-Şıhne'nin hayatı ve ilmi şahsiyeti hakkında bilgiler sunmaya çalıştık. Daha sonra İbnu'ş-Şıhne'nin ?el-Emâli'l-Muhıbbiyye? isimli eseri tanıtmaya ve bu eseri imlâ ederken nasıl bir metot takip ettiğini tespit edebildiğimiz kadarıyla taktim etmeye gayret ettik.Çalışmamızın son bölümünde ise ?el-Emâli'l-Muhıbbiyye? eserinin elimizdeki tek nüshasının metnini verdik. Bu metindeki hadislerin kaynaklardaki tahricini yaptık.Anahtar Kelimeler: Emâlî, İbnu'ş-Şıhne, el-Emâli'l-Muhıbbiyye
Mâverdi'nin en-Nüket ve'l-Uyûn adlı eserinde sahâbe tefsiri
?Mâverdi'nin en-Nüket ve'l-Uyûn Adlı Eserinde Sahâbe Tefsiri? adlı bu çalışmada Mâverdi'nin adı geçen eserindeki sahâbe tefsiri ele alınmıştır. Öncelikle giriş kısmında araştırmanın konunsu, önemi, metodu, kapsamı ve kaynakları belirtilmiştir.Birinci bölümde konuyla bağlantılı olan tefsir ve sahâbe kavramları üzerinde durulmuştur. Daha sonra sahâbenin Kur'ân tefsirine yaklaşımı, sahâbenin Kur'ân'ı tefsir metodu ve tefsirde sahâbenin ileri gelenleri ele alınmıştır.İkinci bölümde Mâverdi'nin tefsirinde yararlandığı müfessir sahâbilerin Kur'ân'ı rey ile tefsiri hakkında bilgi verilmiş ve Mâverdi'nin tefsirinde en çok yararlandığı on sahâbinin bu konudaki konumları belirtilmiş ve onların yapmış olduğu âyet tefsirlerden örnekler verilmiştir.Üçüncü bölümde Mâverdi'nin tefsirinde sahâbeden yararlandığı metot olan Kur'ân'ın Kur'ân'la, sünnetle, ulûmü'l-Kur'ân'la, kıraatle, dilbilimsel metotla, şiirden istişhadla, isrâili ve tarihi bilgilerle, tahsis yoluyla ve âyetin indiği tarihi belirtmeyle, fıkhi ve kelâmi konularla ilgili âyetleri fıkhi ve kelâmi yöntemle tefsir etmesi hakkında önce her bir ana başlık altında her bir metotla ilgili genel olarak bilgi verilmiş sonra Mâverdi'nin bu metodları kullanması hakkında bilgi verilmiş ve son olarak da sahâbenin bu metodlarla yapmış olduğu âyet tefsirlerinden örnekler verilmiştir.Anahtar Kelimeler: Mâverdi, Sahâbe, Tefsir, Âyet, Kur'ân.
İbnü'l-Cevzi'nin Zadü'l-Mesir adlı tefsirinde nüzul sebepleri
?İbnü'l-Cevzi'nin `Zadü'l-Mesir' Adlı Tefsirinde Nüzul Sebepleri? adlı bu çalışmada, İbnü'l-Cevzi'nin sebeb-i nüzul rivayetlerine yaklaşımı çeşitli yönleri ile ele alındı.Bu araştırma sürecinde Kur'an'ı Kerim'den, esbab-ı nüzule dair yazılan eserlerden, çeşitli tefsir ve hadis usulü kitaplarından faydalanıldı.Tez, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır.Birinci Bölüm'de, İbnü'l-Cevzi'nin sebeb-i nüzul rivayetlerinde kullandığı yöntem ve sebeb-i nüzul rivayetlerini sunuş tarzı tespit edildi.İkinci Bölüm'de, İbnü'l-Cevzi'nin sebeb-i nüzul rivayetlerine yaklaşımı ele alındı.Üçüncü Bölüm'de, İbnü'l-Cevzi'nin sebeb-i nüzul anlayışı değerlendirildi.
Erken dönemde (Hicri 1. Asır) kadınların Kur'an yorumuna katkıları
Tezimiz bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır.Giriş bölümümüzde; araştırmamızın amacı, yöntemi, problemleri ve kaynakları hakkında bilgi verilmiştir.Birinci bölümde; kadınların Kur'an Tarihi'ne ve Kur'an İlimleri'ne yönelik katkıları incelenmiş, Kur'an'ın yazılış süreci, toplanması, çoğaltılması hakkında önemli rivayetler naklettikleri görülmüştür. Bu arada özel mushaf edinen ve kendi tefsirlerini bu mushafların kenarına not eden hanımlar da bulunmaktadır. Kur'an ilimleri ile ilgili olarak en çok nüzül sebepleri ilmine yönelik rivayetlerinin olduğu görülmektedir. Ancak; yedi harf ya da mekki-medeni konularında da açıklamalar yapmaları, onların bu konulardan haberdar olduklarını göstermektedir.İkinci bölümde ise; kadınların Kur'an'ı yorumlama yöntemleri hakkında tafsilatlı bir inceleme yapılmış, elimizdeki malzeme ile doğruya en yakın sonuçlara ulaşmaya gayret edilerek, elde edilen veriler değerlendirilmiştir.Araştırmamızda elde ettiğimiz verilerin değerlendirildiği sonuç bölümü ile tezimiz tamamlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Kadın, tefsir, rivayet, soru, katkı.
İbn Teymiyye ve Selefî yorumları bağlamında Kur'ân'da mecaza bakışı
Bu çalışmada, İbn Teymiyye (ö. 728/1328) ve Selefî yorumları bağlamında Kur?ân?da mecaza bakışı ele alınmıştır. İbn Teymiyye, İslâmî ilimlerin hemen her birinde, ortaya koyduğu fikirleriyle, İslam düşüncesine büyük katkı sağlayan çok yönlü bir alimdir. Siyasî, fikrî ve sosyal hareketliliğin yoğun olduğu bir dönemde yaşayan İbn Teymiyye, Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855)?den sonra Selefî düşüncenin en önemli temsilcisi olmuştur. Ona göre Selef; Kur?ân ve sünnete aykırı yaklaşımları bid?at olarak değerlendiren, haberî sıfatlar konusunda teşbih ve ta?tile düşmeyen, Kur?ân?ın mahlûk olmadığına inanan, sahabe, tâbiîn ve etbâu?t-tâbiîn?in de içerisinde bulunduğu insanlar topluluğudur. İbn Teymiyye?den sonra, Selefî düşüncenin temsilciliğini yapan Vehhabîlik, her ne kadar savunduğu esasları ona dayandırsa da, özellikle şirk ve bid?at anlayışları itibarıyla onun görüşlerinden ayrılmıştır. İbn Teymiyye?nin nasları anlama ve yorumlama sistemi içerisinde, Selef?e bağlılık düşüncesinin önemli bir yeri vardır. Kur?ân?da mecaza bakışı da bu Selefî anlayış çerçevesinde şekillenmiştir. İslam alimlerinin büyük çoğunluğu, Kur?ân?da mecazın varlığını kabul ederken, azınlıkta kalan bir grup mecazı reddetmiştir. İbn Teymiyye de Kur?ân?da mecazın varlığını reddeden âlimlerdendir. Onun bu düşüncesinin, dilsel ve itikadî olmak üzere iki esasa dayandığı anlaşılmaktadır. Dilsel gerekçeler ışığında, mecaza konu olan ayetlere yaptığı izahlar, mecazı kabul edenlerin izahlarıyla birebir örtüşmektedir. Bu sebeple, onun mecaza karşı çıkmasında dilsel gerekçelerden ziyade itikadî kaygıların etkili olduğu söylenebilir. Bu itikadî kaygılardan birincisi, Mürcie?nin; imanı, kalbin tasdiki anlamında hakikat, amelleri kapsaması anlamında mecaz olarak kabul etmesidir. Diğeri ise, Cehmiye ve Mutezile başta olmak üzere, haberî sıfatları mecazı kullanarak tevil eden yaklaşımlardır. Bu çerçevede İbn Teymiyye, Yedullah/Allah?ın eli tabirini `Allah?ın zatına mahsus ve keyfiyetini sadece kendisinin bildiği iki elinin bulunduğu? şeklinde yorumlamıştır. Anahtar Kelimeler: İbn Teymiyye, Selef, Vehhâbîlik, Kur'ân, Mecaz, Haberî Sıfatlar
İbn Mâlik ve nahiv ilmi açısından el-Elfiyye adlı eseri
Bu çalışma, "İbn Mâlik ve Nahiv İlmi Açısından el-Elfiyye Adlı Eseri" başlığını taşımaktadır. Endülüs'te dünyaya gelip daha sonra doğuya göç ederek ilmî faaliyetlerine burada devam eden İbn Mâlik (ö. 672/1274), başta nahiv olmak üzere sarf, kıraat, lügat ve diğer ilimlerde gerek mensûr gerekse manzûm birçok kıymetli eser kaleme almış olup ve sonraki devirlerde nahiv alanında otorite kabul edilerek bu ilmin gelişimine büyük katkılar sağlamıştır. Onun, nahiv ilmini şiirsel bir üslupla anlattığı el-Elfiyye adlı manzumesi, bu alanda kaleme alınan eserler için adeta bir dönüm noktası olarak kabul edilmiş, günümüze dek Arap dili öğretiminde temel bir eser olarak okutulmuş, öğrenciler tarafından ezberlenmiş ve ayrıca birçok bilgin tarafından eser üzerinde şerh ve hâşiye türü çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışma giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde nahiv ilminin ortaya çıkış serüveni ve İslâmi ilimlerdeki elfiyye geleneği hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde İbn Mâlik'in hayatı, ilmî kişiliği ve yazdığı eserler ele alınmış; ikinci bölümde ise el-Elfiyye'nin nahiv ilmi açısından değerinin tespiti amacıyla, eserin bölümleri, içeriği, istişhad metodu, İbn Mâlik'in konu anlatımında kullandığı üslupları ve bu alanda kendinden önceki fikirler karşısındaki tutumu konu edinilmiştir. Ayrıca eser üzerinde yapılan çalışmalara değinildikten sonra nahiv öğretimi açısından eserin değeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırma süresince tasnif yöntemine başvurulmasının yanı sıra, İbn Mâlik'in bu eserinin nahiv ilmine ve öğretimine katkılarını tespit bağlamında analitik yöntemin kullanılmasına da gayret edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ġbn Mâlik, Elfiyye, Nahiv, Didaktik ġiir, Arapça.