Ankara Yıldırım Beyazıt University
Discipline

Sinir Bilimi Anabilim Dalı

Ankara Yıldırım Beyazıt University

142

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda zorunlu yüzme testi ile oluşturulan depresyon modelinde 2 boyutlu elektroforez ile tanıya yönelik proteinlerin araştırılması

Depresyon, dünya nüfusunun yaklaşık %20 gibi büyük bir kısmını etkileyecek kadar yaygın olması yanında; günlük yaşam işlevselliğini bozarak neden olduğu yeti kayıpları, ekonomik sonuçları ve yüksek intihar eğilimi nedeniyle de en önemli psikiyatrik sorunlardan biri olma özelliğini sürdürmektedir. Major depresyon tanısında biyokimyasal tekniklere dayalı bir tanı sistemi henüz geliştirilmemiştir. Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda zorunlu yüzme testi ile oluşturulmuş depresyon modeli ile depresyon sırasında değişim gösteren serum örneklerindeki proteinlerin tanımlanmasıdır. Depresyon ve kontrol gurubu olarak ayrılan toplam 14 hayvandan alınan serum örnekleri kromatografik yöntemlerle ayrıştırılıp daha sonra 2 boyutlu elektroforez ile karşılaştırılması yapıldı. İki boyutlu elektroforez sonrasında bilgisayar yazılımı ile ifadelerinde farklılık gösteren toplam 9 potansiyel tanı proteini dizisi belirlendi. Çalışmanın son aşaması olan MALDI-TOF analizi aşamasında, guruplar arasında farklı ifade edildiği belirlenen noktaların dizileri elektriksel alanda aminoasit kalım sürelerini hesaplama yoluyla belirlendi. Aralarında anlamlı farklılık bulunan protein ifadeleri karşılaştırılarak elde edilen 9 farklı noktanın ayrı ayrı ya da birkaçı birlikte kullanılarak potansiyel biyobelirteçler olabilecekleri sonucuna varıldı

BiyobelirteçlerDepresyonElektroforez+6
Tuğçe Duman
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde internet bağımlılığının sosyal duygusal sağlık ve bilinçli farkındalık düzeylerine etkisi

İletişim kurmak ve bilgiyi aktarmak insanın en temel ihtiyaçlarındandır. Muhakkak ki, yaşadığımız dönemin en etkili iletişim araçalarından birisi internettir. İnternet kullanımındaki artış beraberinde bir takım problemleri de doğurmuş ve yüzılımızın en önemli problemlerinden biri olan internet bağımlılığı sorununu oluşturmuştur. Bireyin kimlik ve karakter yapısının oluşmasında en etkili dönemeçlerden olan ergenlikte bu sorun başka bir çok problemin de oluşmasına neden olabilmektedir. Türkiye'de nufüsun büyük çoğunluğu gençlerden oluşmaktadır. Sağlıklı bir yaşam için sosyal ve duygusal sağlık ile bilinçli farkındalık kavramları önem kazanmaktadır. Bu çalışmada internet bağımlılığı, bilinçli farkındalık ile sosyal ve duygusal sağlık arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Bu çalışma İstanbul ilinin Eyüp ilçesinde bulunan 4 ayrı lisedeki öğrenciler üzerinden yürütülmüştür. 14- 18 yaş arası, 184 (%53) kız öğrenci, 166 (%47) erkek öğrenci olmak üzere toplam 350 tane öğrenci anketine ulaşılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre; 60 (%17) internet bağımlısı, 290 (%83) internet bağımlısı olamayan öğrenci mevcuttur. İnternet bağımlılığı ile bilinçli farkındalık arasında anlamlı ters yönlü zayıf bir ilişki olduğu görülmüştür. Bunun yanında internet bağımlılığı ile sosyal ve duygusal sağlık arasında ters yönlü anlamlı düzeyde zayıf bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: İnternet bağımlılığı, ergenlik, bilinçli farkındalık, sosyal duygusal sağlık.

BilinçBilinçli farkındalıkErgenler+5
Elif Çay
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Obsesif kompulsif bozukluğu olan hastaların kanlarında olası biyobelirteçlerin protein düzeyinde araştırılması

OKB'nin heterojenliği ve spesifik nörotransmitterler için tasarlanmış sınırlı farmakoterapi yaklaşımları nedeniyle tüm hastalar adına umut verici olamamaktadır. Dolayısıyla bu hastalığın altında yatan mekanizmaları daha iyi anlamak amacıyla Liquid chromatography-mass spectrometry (LC-MS/MS) yöntemiyle anlamlı farklılık gösteren proteinlerin OKB ile olası ilişkisinin araştırılması hedeflenmiştir. Çalışmaya DSM-5 kriterlerine göre Obsesif Kompulsif Bozukluk tanısı almış 14 hasta ve 10 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Katılımcılara Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği, Obsesif İnanışlar Ölçeği (OİÖ-44), Üstbiliş Ölçeği-30 uygulanmıştır. Katılımcılardan bir kereliğine mahsus olmak üzere EDTA kaplı mor kapaklı kan tüplerine 10 cc peripheral kan alımı yapılmıştır. Alınan bu kanlar, plazma izolasyonu için Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı'ndaki moleküler biyoloji laboratuvarına iletildi. Kanlar, 3500 rpm hızda 10 dakika boyunca +4o koşullarında sentrifüjlenerek üst tabaka olan plazma içeren süpernatant temiz mikroeppendorf tüplere aktarıldı. İzole edilen tüm plazma örnekleri geniş çaplı protein analizi LC-MS/MS based proteomiks çalışmasına kadar -80o'de muhafaza edilmiştir. Tüm plazma örneklerinin toplanmasının ardından proteomiks çalışması için İstanbul Medipol Üniversitesi REMER Proteomiks Birimi'ne soğuk zincirde transfer edilmiştir. Bu çalışmada Bezmialem Vakıf Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar ve Projeler (BAP) biriminin desteğinden yararlanılmıştır. Sonuçlar ise hem istatistiksel olarak anlamlılık hem de kat değişimi açısından aralarında farklılıklar değerlendirildiğinde ise Plastin-2 (LCP1), Kanca protein 1 (HOOK1), Apolipoprotein L1 (APOL1), Ig gamma-2 zincir C bölgesi (IGHG2), Apolipoprotein D (APOD), Seruloplasmin (CP) proteinleri anlamlı olarak kat değişimi göstermiştir (p ≤0,05, ≥1.4-kat değişimi).

BiyobelirteçlerKanKromatografi-sıvı+5
Serra Nimet Esencan
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel migren modeli oluşturulan sıçanlarda timokinon'un analjezik etkisi ve nöroglial aktivite ve öğrenme-bellek ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Migren, tekrarlayıcı ataklarla seyreden, tek taraflı ve zonklayıcı özellikteki baş ağrısı ile karakterize nörovasküler bir bozukluktur. Baş ağrısına, birçok semptomla birlikte dikkat eksikliği gibi kognitif bozukluklar da eşlik edebilmektedir. Timokinon, çörek otunun ana biyoaktif maddesidir ve yüzyıllardır bitkisel bir ilaç olarak kullanılmaktadır. Günümüzde yapılan çalışmalar ise timokinonun, antikanser, antimikrobiyal, antiiflamatuvar, antihistaminik, antidiyabetik, gastroprotektif, hepatoprotektif, kardiyoprotektif ve nefroprotektif etkileri olan bir bileşik olduğunu ortaya koymuştur. Tüm bu etkileri yanında antinosiseptif, nöroprotektif ve antioksidan aktiviteleri olduğu da bildirilmektedir. Çalışmamızda, migren modeli oluşturulan sıçanlarda timokinonun ağrı, öğrenme-bellek ve nöroglial aktivasyon üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada, 3 aylık, ağırlıkları 250-350 gram arasında değişen 27 adet yetişkin erkek Wistar albino türü sıçan kullanıldı. Migren modeli nitrogliserin (NTG) kullanılarak oluşturuldu. NTG, %0.9 izotonik serum fizyolojik (SF) ile dilüe edilerek her bir hayvan için 10 mg/kg/1 ml olacak şekilde hazırlandı. Kontrol (K) grubu (n=6), nitrogliserin (NTG) grubu (n=7), timokinon (TQ) grubu (n=7) ve nitrogliserin ile timokinon (NTG+TQ) uygulanan grup (n=7) olmak üzere 4 grup oluşturuldu. K grubu ve NTG grubuna 15 gün boyunca1 ml mısır yağı gastrik gavaj ile uygulandı. TQ ve NTG+TQ gruplarına ise 15 gün boyunca, mısır yağında çözdürülen TQ 10 mg/kg/1 ml olacak şekilde gastrik gavaj ile uygulandı. NTG ve NTG+TQ gruplarına 1, 5, 10 ve 15. günlerde 10 mg/kg NTG intraperitoneal (i.p.) olarak uygulandı. K ve TQ gruplarına ise aynı günlerde 0.3 ml SF i.p. olarak uygulandı. Hayvanların ağrı eşiğini belirlemek için, gastrik gavajdan hemen önce ve i.p. enjeksiyon uygulamasından 2 saat sonra tail flick test gerçekleştirildi. Deneyin 16. gününde, öğrenme-bellek fonksiyonlarını değerlendirmek için Morris su labirenti testi uygulandı. Deneyin 22. gününde hayvanlar 10 mg/kg ksilazin i.p. ve 100 mg/kg ketamin i.p. ile oluşturulan genel anestezi altında dekapite edildi ve beyinleri çıkarıldı. Beyinlerin bir yarıküresinin hipokampal bölgesi öğrenme-bellek ve oksidatif stres belirteçlerinin değerlendirilmesi amacıyla biyokimyasal analizlerde kullanıldı. Beyinlerin diğer yarıküresinin hipokampal bölgesi ise nöroglial aktivasyonun değerlendirilmesi amacıyla immunohistokimyasal çalışmalarda kullanıldı. Veriler tek yönlü varyans analizi uygulanarak Benforroni'nin çoklu karşılaştırma testi ile değerlendirildi ve değerler ± standart sapma olarak verildi. P<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Timokinon, Morris su labirenti testinde hayvanların platformu bulma sürelerini, TQ (***p<0.001) ve NTG+TQ (*p<0.05) gruplarında anlamlı olarak azalttı. NTG grubunun platformu bulma süresinde ise anlamlı bir artış (**p<0.01) olduğu xvi belirlendi. Hipokampus dokusunda BDNF düzeyleri K grubu ile kıyaslandığında, NTG grubunda azaldığı belirlendi. BDNF seviyeleri NTG grubuna göre kıyaslandığında ise TQ ve NTG+TQ gruplarının ikisinde de arttığı, ancak bu artışın sadece TQ grubunda anlamlı (**p<0.01) olduğu belirlendi. CREB1 seviyelerinin K grubuna göre NTG ve NTG+TQ gruplarında azaldığı, ancak bu azalmanın sadece NTG grubunda istatistiksel olarak anlamlı (*p<0.05) olduğu tespit edildi. Gruplar NTG grubuna göre kıyaslandığında ise, hem TQ (***p<0.001) hem de NTG+TQ (**p<0.01) gruplarında anlamlı bir artış olduğu görüldü. Hipokampus dokusunda SOD düzeyleri değerlendirildiğinde, TQ grubunda diğer tüm gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bir artış (***p<0.001) olduğu belirlendi. CAT düzeylerinin de benzer şekilde, TQ grubunda diğer tüm gruplara göre anlamlı olarak arttığı (*p<0.05, ***p<0.001) görüldü. İmmunohistokimyasal boyamalar değerlendirildiğinde ise, GFAP pozitif hücre sayısının K grubuna kıyasla NTG, TQ ve NTG+TQ gruplarının üçünde de istatistiksel olarak anlamlı biçimde arttığı görüldü (sırayla ***p<0.001, **p<0.01, *p<0.05). Tail flick testinde ise grup içinde ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı tespit edildi. Çalışmamızın sonuçları değerlendirildiğinde, deneysel migren modelinde timokinon uygulamasının; migren ağrısı üzerinde analjezik etkisinin olmadığı, mekânsal öğrenme ve bellek mekanizmasına BDNF ve CREB1 seviyelerini artırarak katkı sağladığı, migrenle ilişkili oksidatif stres üzerine SOD ve CAT seviyelerini artırarak olumlu etki gösterdiği, migren ve oksidatif stres ile ilişkili öğrenme--bellek defisitine astrosit aktivasyonu ile olumlu etki edebileceği, migrenle ilişkili astroglial aktivasyon üzerinde protektif etki gösterebileceği sonucuna varılmıştır.

AğrıBaş ağrısıBellek+7
Tuğba Büyükdemirtaş
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Huzursuz bacaklar sendromlu multipl skleroz hastalarında oksidatif stres ve serum mineral değerleri

Multipl skleroz (MS), enflamasyon, demiyelinizasyon ve akson hasarı ile seyreden, korteks, beyaz madde ve derin gri cevherin de tutulabildiği fokal ve multifokal plaklarla karakterize otoimmün bir santral sinir sistemi (SSS) hastalığıdır. SSS'nin en sık görülen inflamatuvar demiyelinizan hastalığıdır ve sıklıkla genç yetişkinlerde ortaya çıkar. Kronik bir hastalık olan MS'in bir kısmı ataklarla seyrederken bir kısmı ilerleyicidir. Multipl sklerozda etkilenmenin varlığı ve derecesini belirlemek için detaylı hikâye, fizik muayene yanında laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır. MS hastalarında MSS hasarına bağlı olarak tahmin edilen tüm belirti ve bulgular meydana gelse de sıklıkla ekstremitelerde kuvvet kaybı, duysal belirtiler, ataksi, mesane problemleri, yorgunluk, diplopi, görme bulanıklığı gibi görsel belirtiler, dizartri, bellek-konsantrasyon-dikkat bozukluğu gibi kognitif yakınmalar görülmektedir. MS klinik tipleri, klinik izole sendrom (KİS), relapsing (ataklarla seyreden) MS ve progresif (kötüleşen) MS olarak üç ana başlık altında tanımlanmıştır. KİS, izole optik nöropati, medulla spinalis tutulumu, beyin sapı sendromu, nispeten daha az sıklıkla hemisferik tutulum ile klinik bulgu vererek ortaya çıkan ilk nörolojik tablo olarak tanımlanmaktadır. Ataklarla seyreden MS (RRMS), akut atakların görüldüğü ve ataklar arasında hastalıkta kötüleşmenin gözlenmediği MS tipidir. Progresif seyreden MS ise atak ve iyileşmeler ile devam eden hastalık seyri boyunca özürlülüğün eklendiği klinik seyir tipidir. Yapılan çalışmalarda MS oluşumu sürecinde birden fazla immün mekanizmanın rol aldığı, miyelin kaybının yanı sıra aksonal kaybın da gerçekleşebildiği, dejenerasyon ve tamir mekanizmalarının eş zamanlı rol aldığı aktif bir süreç olduğu gösterilmiştir. Bağımsız dönemlerde farklı ataklarla lezyonlar oluşturması, her hasta ve ataklarda klinik seyrin değişken olması otoimmün sürecin kompleks ve heterojen bir mekanizmanın rol oynadığı düşündürtmektedir. Huzursuz bacaklar sendromu (HBS), Willis-Ekbom hastalığı olarak da bilinen, akşam saatlerinde görülen ve geceleri kötüleşen, istirahat halinde iken bacakları hareket ettirme dürtüsü veya ihtiyacı ile ortaya çıkan sensori-motor, kronik, ilerleyici bir hareket bozukluğudur. Literatüre bakıldığında HBS, ilk olarak 175 vaka serisi ile hazırlanan derleme yazısında "Restless Legs Syndrome" olarak adlandırılmıştır. 17. Yüzyılda Sir Thomas Willis tarafından gözlemlenmiş ancak sendrom tanımlaması 1945 yılında 'Huzursuz Bacaklar' klinik bulguları ile Ekbom tarafından yapılmıştır. Son yıllarda en fazla çalışılan konulardan olan serbest radikaller ve antioksidanlar gün geçtikçe daha da önem kazanmaktadır. Normal şartlar altında canlı metabolizması sağlıklı iken antioksidanlar ile serbest radikaller denge halindedir. Ancak bu denge serbest radikaller lehine değiştiği zaman, oksidatif stres kaynaklı hastalıklara yatkınlık gözlenmektedir. Anahtar kelimeler: relapsing remitting multpl skleroz, huzursuz bacaklar sendromu, oksidatif stres, çinko, klor, sodyum, potasyum

Huzursuz bacak sendromuKlorMultipl skleroz+4
Şeyma Akçin
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

6-paradol molekülünün amiloid beta enjeksiyonu ile oluşturulmuş alzheimer hastalığı modelindeki nöroinflamatuvar ve nöroprotektif etkilerinin araştırılması

Alzheimer hastalığı (AH) insanlarda yaşla birlikte görülen ilerleyici bir demans türüdür. Hastalığın ilerlemesinde mikroglia aktivasyonuna bağlı oksidatif stresin artmasının etkili olabileceği düşünülmektedir. Yapılan çalışmalar zencefil metabolitlerinden olan 6-Paradol'un hafıza üzerinde olumlu etkilere sahip olduğu ve mikroglia aktivasyonuna bağlı olarak artan nöroinflamasyonu azalttığı göstermiştir. Bu nedenle, bu çalışmada, amiloid beta (Aβ1-42) enjekte edilerek oluşturulmuş AH modeli sıçanlarda 6-Paradol kullanımının nöroprotektif ve anti-nöroinflamatuvar etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada 33 adet erişkin sıçan (12 aylık) 5 gruba ayrıldı; sağlıklı kontrol (n=6, hiçbir işleme tabi tutulmayan), Sham kontrol (n=6, beyin içi enjeksiyonla (i.c.v) Aβ1-42 çözücüsü (5 µL) verilen), Aβ1-42 (n=9, hipokampüse i.c.v yolla 5 µL Aβ1-42 verilen), Pozitif kontrol (n=6, hipokampüse i.c.v yolla 5 µL Aβ1-42 verilen ve 21 gün donepezil (2mg/kg) tedavisi uygulanan), 6-Paradol (n=6, Aβ1-42 verilen ve 2 hafta boyunca 6-Paradol (5 mg/kg) tedavisi uygulanan). İki haftalık tedavi sonrasında davranış testleri yapıldı. Daha sonra sıçanlar sakrifiye edilerek histolojik ve moleküler çalışmalar gerçekleştirildi. Yapılan analizler sonucunda Aβ1-42 ile AH modeli oluşturan grubun Morris su tankında ve pasif sakınma ile yapılan deneylerde kontrol grubuna göre geç öğrendiği ve uzun dönem belleğinde bozulmanın olduğu, 6-Paradol'ün öğrenme ve bellek üzerinde etkili olmadığı gözlemlendi. Hematoksilen ve eozin ile yapılan çalışmalarda kontrol grupları ve pozitif tedavi grubuna (donepezil) ait beyin dokularının histolojik yapılarının birbirine benzer ve sağlıklı olduğu izlendi. Ancak Alzheimer oluşturulan Aβ1-42 ile 6-Paradol grubuna ait kesitlerde bazı nöron hücrelerinin nükleuslarının düzensiz ve piknotik olduğu görüldü. Ayrıca 6-Paradol grubuna ait beyin dokusunda vakuolizasyon olduğu dikkati çekti. Nissl boyama ile yapılan hücre sayımlarında hipokampüsün CA1 bölgesinde Aβ1-42 verilen grupta hücre sayısında anlamlı bir azalışın olduğu tespit edildi (p<0.05). Donepezil ve 6-Paradol verilen tedavi gruplarında hücre sayısında artış görüldü. Amiloid plakların varlığını gösteren Kongo-red boyamasında ise amiloid plakların sayısında tedavi ile birlikte bir değişim saptanmadı. Western blot ile yapılan protein ekspresyon çalışmalarında ise apoptozun Aβ1-42 verilen grupta arttığı ve tedavi gruplarında ise anlamlı bir şekilde azaldığı gözlendi. Mikroglia aktivasyonu ile ilişkili olan fraktalkin ve fraktalkin reseptörü ekspresyonlarına bakıldığında Aβ1-42 verilen grupta fraktalkin miktarında herhangi bir değişim gözlenmezken fraktalkin reseptöründe anlamlı bir artışın olduğu (p<0.05) ve bu artışın 6-Paradol ile düzeldiği gösterildi. Alzheimer göstergesi olan fosforile Tau ve PSEN1 miktarı Aβ1-42 ile artarken 6-Paradol kullanımı ile bu proteinlerin konsantrasyonları kontrol seviyelerine geriledi. BACE ve reelin proteinlerinde ise gruplar arasında anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Sonuç olarak, 6-Paradol kullanımı mikroglia ile ilişkili proteinlerde bir düzelmeye sebep olduğundan anti-inflamatuvar etki göstermektedir.

6-ParadolAlzheimer hastalığıAmiloid beta protein+2
Beyza Kinsiz
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Beş faktör kişilik özellikleri ile bilişsel özellikler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bilişsel özelliklerin kişilikle ilişkileri farklı boyutlarda ve farklı araçlarla araştırılmış ancak alan yazında tutarlı sonuçlara bağlanamamıştır. Bu çalışmanın birincil amacı özdenetim, motivasyon, bilişsel kontrol ve bilişsel esneklik, yaratıcı düşünme, duygu düzenleme bilişsel özellikleriyle kişilik arasındaki ilişkiyi; ikincil amacı bilişsel özelliklerle yaş, cinsiyet ve eğitim arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma ve 18 yaş ve üzeri okuma bilen 65'i erkek, 238'i kadın 303 bireyle çevrimiçi olarak yapılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik form; kişiliği değerlendirmek için Büyük Beş Kişilik Testi (BBKT); bilişsel özellikleri değerlendirmek için Öz-denetim Ölçeği, Yetişkin Motivasyon Ölçeği, Stresli Durumlarda Bilişsel Kontrol ve Esneklik Ölçeği, Marmara Yaratıcı Düşünme Eğilimleri Ölçeği, Duygu Düzenlemede Zorluklar Ölçeği- Kısa Form'u uygulanmıştır. BBK ilk özelliği dışadönüklükle; özdenetim arasında pozitif (r=0.24); Stresli Durumlarda Bilişsel Kontrol ve Esneklik ölçeğinin duygular üzerinde bilişsel kontrolü (r=0.27) ve değerlendirme ve başa çıkma alt puanlarıyla arasında pozitif (r=0.20); Duygu Düzenlemede Zorluklar Ölçeği alt boyutlarından açıklıkla arasında negatif (r=-0.15); motivasyonla pozitif (r=0.28) ve yaratıcı düşünme eğilimiyle arasında pozitif (r=0.24) ilişki gözlenmiştir. BBK uyumluluk kişilik özelliğinin özdenetimle pozitif (r=0.26); duygular üzerinde bilişsel kontrolle pozitif (r=0.16) ve değerlendirme ve başa çıkmayla pozitif (r=0.20); duyguları düzenlemede zorluklar alt boyutu dürtüyle negatif (r=-0.13); motivasyonla pozitif, (r=0.28) yaratıcı düşünme eğilimleriyle pozitif (r=0.26) ilişkileri gözlenmiştir. BBK sorumluluk kişilik özelliğiyle özdenetim arasında pozitif (r=0.53); duygular üzerinde bilişsel kontrol (r=0.33) ve değerlendirme başa çıkma ile pozitif (r=0.44); duygu düzenleme güçlüğüyle negatif (r=-0.18); motivasyonla pozitif (r=0.31); yaratıcı düşünmeyle pozitif (r=0.31) ilişki bulunmuştur. BBK duygusal dengelilik kişilik özelliğiyle özdenetim arasında pozitif (r=0.50); stresli durumlarda bilişsel kontrol ve esneklik alt boyutlarından duygular üzerinde bilişsel kontrol (r=0.66) ve değerlendirme ve başa çıkma arasında pozitif (r= 0.37); duygu düzenlemede zorluklar alt boyutlarından açıklık arasında negatif (r=-0.52) ilişki; yaratıcı düşünmeyle arasında pozitif (r=0.22) ilişki bulunmuştur. Son olarak deneyime açıklık özdenetim arasında pozitif (r=0.37); duygular üzerinde bilişsel kontrol arasında pozitif (r=0.23); duygu düzenlemede zorluklar alt boyutlarından stratejiler arasında negatif (r=-0.13); yaratıcı düşünme arasında pozitif (r=0.36) ilişki bulunmuştur. Bilişsel özellikler cinsiyete göre incelendiğinde erkeklerin özdenetim (p=0.046) ve yaratıcı düşünme eğilimleri puanları daha yüksek (p=0.049) kadınların duygu düzenleme güçlüğü amaçlar alt puanı daha yüksek bulunmuştur (p=0.015). Motivasyonun cinsiyetten etkilenmediği gözlenmiştir. Yaşa göre bilişsel işlevler incelendiğinde de sadece stresli durumlarda bilişsel kontrol ve esnekliğin duygular üzerinde bilişsel kontrol alt boyutuyla pozitif yönde ve zayıf bir ilişki bulunmuştur. Kişilik ve yaşamın pek çok alanını etkileyen kişilik ve bilişsel özellikler arasındaki bu yakın ilişki konuya farklı yönleriyle gelecek araştırmalara zemin hazırlayabilir.

Beş faktör kişilik modeliBilişBilişsel esneklik+7
Hacer Canbazoğlu
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral palsili çocuklarda oksidatif stres ve krebs döngüsü enzim düzeyleri

Serebral palsi (SP); prenatal dönemde, natal dönemde ya da postnatal dönemden sonra açığa çıkan, gelişen bir beyinde meydana gelen etkilenim sonucu progresif olmayan, kalıcı, hareketi sınırlayan, motor işlev kaybı, duruş ve hareket bozukluğudur. SP'li çocuklarda vitamin ve besin alımındaki eksiklik, çevresel faktörler ve epileptik nöbetlerin oksidatif strese neden olabileceği düşünülmektedir. Yapılan araştırmalar sonucunda oksidatif stres artışının krebs döngüsü (TCA) enzim aktivite düzeylerine etkisi olduğu saptanmıştır. Bu çalışmadaki amacımız, SP tanısı almış çocuklarda oksidatif stres artışının etkilediği TCA enzim aktivitelerini belirleyerek, bu aktivite değişimlerinin SP'nin oluşum mekanizması üzerine etkisini kontrol grubu ile karşılaştırmaktı. Çalışmamızda Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nöroloji'si bölümüne motor disfonksiyon ve hareket bozukluğu nedeniyle başvuran, dahil olma/dışlama kriterlerini karşılayan nörolojik, ortopedik ve fonksiyonel muayene sonrası SP tanısı almış, 4-18 yaşı aralığındaki 20 hasta ve aynı hastaneye başvurmuş ancak rutin muayenesinde herhangi bir hastalığı tespit edilememiş aynı yaşlarda 20 sağlıklı çocuk olmak üzere toplam 40 hasta serumu çalışmaya eklendi. Serumu alınan hastalarda; total oksidatif kapasite, total antioksidan kapasite ve krebs döngüsü enzim düzeylerine (alfa-ketoglutarat dehidrogenaz, süksinat dehidrogenaz, fumaraz, izositrat dehidrogenaz, glutamat dehidrogenaz, malat dehidrogenaz, sitrat sentaz) bakıldı. İstatiksel değerlendirmelerde sürekli değişkenlerin gruplar arasındaki kıyaslanması için student'in t testi uygulandı. Kontrol grubuyla kıyaslandığında, hasta grubunda alfa-ketoglutarat dehidrogenaz enzim düzeyi düşük bulunurken, malat dehidrogenaz enzimin düzeyi yüksek bulundu (P<0,05). Gruplar arasında diğer krebs döngüsü enzim düzeyleri, total oksidatif kapasite ve total antioksidan kapasitede yönünden anlamlı bir fark bulunmadı (P>0.05). Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Oksidatif Stres, Krebs Döngüsü.

Oksidatif stresSerebral palsiSinir bilimleri+1
Mert Yılmaz
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Epilepsisi olan erişkinlerde eşlik eden psikolojik bozukluklar, uyku sorunları, gastrointestinal semptomlar araştırması

Mikrobiyota-bağırsak-beyin ekseni (MBBE) ve epilepsi arasındaki ilişki bir süredir preklinik olarak araştırılmaktadır. Bu konuda yapılan klinik çalışma sayısı azdır. Fonksiyonel gastrointestinal sistemin (FGIS) patolojisinde MBBE'nin önemli rolü olduğu kabul edilir. Ayrıca son yıllarda yapılan araştırmalar MBBE'nin anksiyete, depresyon, aleksitimi gibi nöropsikiyatrik bozuklukların gelişimi ve ilerlemesi ilişkisine odaklanmıştır. Sirkadiyen ritim ve epilepsi arasındaki etkileşim FGİS hastalıkları ile psikolojik ve uyku sorunları arasındaki ilişkiler de ayrı ayrı çalışılmıştır. Çalışmamızda bu dört durumun erişkinde birlikteliği araştırılacaktır.

Belirti ve semptomlarEpilepsiEpilepsi-genel+7
Gizem Nur Khan
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Stres maruziyeti sonrası uygulanan timokinon tedavisinin sıçanlarda öğrenme ve bellek üzerindeki etkisinin nmda reseptörleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Modern çağın hastalığı olarak nitelendirilen stres, hayata devam edebilme şansını arttırmak amacıyla birçok vücut sisteminin uyumunu içeren bir tepkidir. N-Metil D- Aspartat (NMDA) reseptörleri, öğrenme ve bellek süreçlerinde kritik bir rol oynar. Stres, bu reseptörlerin işleyişini etkileyerek öğrenme ve bellek yeteneklerimizi etkileyebilir. Timokinon, Nigella sativa bitkisinden elde edilen ve nöroprotektif özelliklere sahip bir bileşendir. Bu çalışma, stresin beyin üzerindeki etkilerini ve timokinonun bu etkileri nasıl modüle ettiğini, öğrenme ve bellek üzerindeki olası iyileştirici etkilerini anlamayı hedeflemektedir. Çalışmada 28 adet erkek Wistar albino sıçan kullanıldı. Sıçanlar kontrol, timokinon, stres ve timokinon tedavisi uygulanan stres grupları olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Deneyde, sıçanların anksiyete düzeylerini ve öğrenme-bellek kapasitelerini değerlendirmek için açık alan testi, yükseltilmiş artı labirent testi, pasif sakınma testi ve Morris su labirenti testi uygulandı. Açık alan ve yükseltilmiş labirent testlerinde, timokinon tedavisi uygulanan sıçanların anksiyete düzeylerinde belirgin bir azalma gözlemlendi (p<0.05). Morris su labirenti testlerinde, hayvanların platformu bulma süreleri incelendiğinde timokinon tedavisi uygulanan sıçanlar, stres altında olmayan kontrollere kıyasla daha iyi bellek performansı gösterdi (p<0.01). Çalışmada ayrıca hipokampus dokusu homojenatı örneklerinde NMDA, beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF), gama aminobütirik Asit (GABA) ve katalaz (CAT) seviyeleri, serum örneklerinde ise kortizol, epinefrin düzeyleri doku ve kan örneklerinde ortak olarak CAT ve MDA ELISA yöntemi ile ölçüldü. Kortizol seviyerinin ölçümlerinde stres grubuna kıyasla timokinon grubunda istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05) artma, serum epinefrin ve CAT düzeylerinde ise stres grubuna kıyasla stres+timokinon grubunda istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05) bir artış tespit edilmiştir. Doku homejenatı örneklerinde BDNF, NMDA, GABA ve CAT düzeyleri ölçümlerinde stres grubuna kıyasla stres+timokinon grubunda istatistiksel olarak anlamlı (p<0.01) bir artış, SOD ve NMDA ölçümlerinde ise stres grubuna kıyasla timokinon grubunda istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05) artma tespit edildi. Bu bulgular, timokinonun özellikle NMDA reseptörleri üzerinden etki ederek öğrenme ve belleği iyileştirdiğini göstermektedir. Bu çalışma, stresin öğrenme ve bellek üzerindeki olumsuz etkilerinin, timokinon tedavisiyle hafifletilebileceğini aynı zamanda nörolojik bozuklukların tedavisinde timokinonun potansiyel kullanımını işaret etmektedir.

Eda Altuntaş
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu bulunan hastalarda sosyal medya bağımlılığı ve erteleme davranışı

Sosyal medya, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan bireyler için cazip bir dikkat dağıtıcıdır. Son araştırmalar, DEHB ile erteleme davranışı arasında bir korelasyon olduğunu ve bunun DEHB ile sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişkiyi karmaşıklaştırdığını göstermiştir. Erteleme, DEHB'li bireyler için sürekli dikkat ve çaba gerektiren görevlerden kaçınmak için bir başa çıkma mekanizması olabilir. Bu çalışma, DEHB semptomları ile sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkiyi ve erteleme davranışının etkileşimini incelemektedir. Çalışma, çevrimiçi anketler kullanılarak 18-65 yaş arasındaki 294 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Kullanılan ölçekler arasında Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS), Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Genel Erteleme Davranışı Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri bulunmaktadır. Veriler SPSS 29.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. DEHB skorları yüksek olan bireylerin, düşük olanlara kıyasla daha yüksek sosyal medya bağımlılık puanlarına sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bulgu, DEHB belirtilerinin sosyal medya kullanımını etkilediğini belirten önceki araştırmalarla uyumludur. Ancak, çalışmamızda cinsiyetin sosyal medya bağımlılığı üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Buna karşın, önceki araştırmalar kadın cinsiyetin sosyal medya bağımlılığı ile daha ilişkili olduğunu öne sürmektedir. Çalışmamız ayrıca sosyal medya bağımlılığı yüksek bireylerin depresyon skorlarının da yüksek olduğunu göstermiştir, bu da literatürdeki mevcut çalışmalarla uyumludur.Cinsiyet farklılıkları incelendiğinde, kadın katılımcıların depresyon skorlarının erkek katılımcılara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bu bulgu, kadınların depresyon ve anksiyete gibi içselleştirme bozukluklarına daha yatkın olduğunu belirten literatürle uyumludur. DEHB belirtilerinin cinsiyet farklılıkları açısından incelenmesi sonucunda, kadınların dikkat eksikliği skorlarının erkeklere göre daha yüksek olduğu, ancak erkeklerin hiperaktivite-dürtüsellik skorlarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir.Çalışmamızda, ilişkisi olmayan katılımcıların DEHB ve depresyon skorlarının, ilişkisi olan katılımcılara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bu bulgu, DEHB'nin sosyal ve ilişkisel zorluklara neden olabileceğini belirten mevcut çalışmalarla uyumludur. DEHB skorlarının hem erteleme davranışını hem de sosyal medya bağımlılığını güçlü ve pozitif bir şekilde yordadığı bulunmuştur, bu da DEHB ile çeşitli bağımlılık davranışları arasındaki bağlantıyı vurgulayan literatürle tutarlıdır. Sonuç olarak, çalışmamız DEHB'nin sosyal medya bağımlılığı ve erteleme davranışı üzerindeki etkilerini ortaya koymakta ve bu bulgular literatürdeki mevcut araştırmalarla uyum göstermektedir. DEHB'nin tedavisinin, sosyal medya bağımlılığı ve erteleme davranışını önlemede rol oynayabileceği öngörülmektedir. Bu bulgular, DEHB'nin erişkinlikte de devam eden etkilerini ve bu bozukluğun bireylerin günlük yaşamları üzerindeki geniş kapsamlı etkilerini vurgulamaktadır.

Havva Işık Uçal
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Elektroensefalografide (EEG) benign varyantların sıklığı, dağılımı ve klinik önemi: Epilepsi tipleri ve sendromları ile olası ilişkileri

TEZ ÖZETİ Elektroensefalogram (EEG) incelemelerinde incelenen benign varyantların (BV) sıklığını, dağılımını ve bu varyantların demografik, klinik özellikler ile nöbet tipleri ve epilepsi sendromlarıyla olası ilişkilerini araştırma amaçlamaktadır.Retrospektif, kesitsel ve tanımlayıcı olarak planlanan çalışmamızda EEG kaydı yapılmış 815 hasta verisi analiz edildi. Hastaların ait demografik, klinik ve nörofizyolojik verileri kaydedildi. Yaş, cinsiyet, EEG istenme nedeni, istemi yapan birim, nöbet varlığı ve nöbet tipi, epilepsi tanısının varlığı, varsa epilepsi sendromunun türü, antinöbet ilaç kullanımı, epilepsi dışında hastalık varlığı ve beyin manyetik rezonans görüntüleme (MRG) bulguları incelenen parametrelerdi. EEG'ye ilişkin olarak kayıt sırasında uyanıklık durumu, patolojik olması, epileptiform aktivite varlığı, benign EEG varyantlarının varlığı ve türleri kaydedildi. Elde edilen tüm veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Benign varyantlar hastaların 266 (%32,6)'sında saptandı. En sık rastlananlar fotomiyojenik yanıt 171 (%21), Pozitif Oksipital Keskin Uyku Geçişleri (POSTs) 70 (%8,6) ve fotik sürüklenme 67 (%8,2) oldu. POSTs varyantı özellikle 21–30 yaş grubunda daha sık izlendi, yaş ilerledikçe görülme sıklığı azaldı (p < 0,05). Benign varyantlar özellikle POSTs ve fotik sürüklenme kadınlarda daha sık saptandı (p < 0,05). Genellikle MR ve EEG'si normal olan bireylerde daha yüksek oranda izlendi (p < 0,05). Epilepsi tanısı ile POSTs arasında pozitif bir ilişki saptanırken, diğer varyantların epilepsiyle doğrudan anlamlı bir ilişkisi bulunmadı. Epilepsi sendromları içinde idiopatik jeneralize epilepsi ve nedeni belirlenemeyen fokal epilepsi gruplarında BV ve POSTs daha sık görüldü (p < 0,05). Yetişkinlerde Subklinik Ritmik Elektroensefalografik Deşarjlar (SREDA) izlenmedi, Benign Sporadik Uyku Dikenleri (BSSS) literatürde belirtilenden belirgin derecede az saptandı. EEG'de benign varyantları klinik değerlendirmelerde sıklıkla karşılaşılan ancak epileptik aktivite ile karıştırılma potansiyeli taşıyan yapılardır. Bulgular, benign varyantların epilepsi tanısı ve yönetimi sırasında dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini ve epileptik olan ve olmayan bireylerde sıklıkla görülebileceğini ayrıca bazı varyantların gerçekten çok nadir görüldüğünü ortaya koymaktadır.

ElektroensefalografiEpilepsiNörobilim+1
Sinem Güler
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Alzheimer hastalığında yeni biyomarkır geliştirilmesi: Serumdan mikroRNAanalizi

Alzheimer Hastalığı (AH), ileri yaşta görülen demansların en sık formudur. Kognitif fonksiyonlarda ilerleyici bozulma ile karekterizedir. Klinikte, AH'nın kesin kriterlerine rağmen tanısı sekonder nedenlerin ve diğer demansif hastalıkların dışlanması ile konur. Tanıda altın standart klinik AH tanısı almış kişide beyinde tipik nöropatolojik değişikliklerin gözlenmesidir. Bu patolojik değişiklikler ilerleyici sinaptik bozulma ve nöron kaybının yanı sıra hücre dışı amiloid-beta plaklarının birikimi, hücre içinde ise hiperfosforillenmiş tau proteinini içeren nörofibriler yumakların oluşumudur. Çalışmalar klinik tanının kesinliğinin %65 ile %96 arasında değiştiğini ortaya koymuştur. Bu açıdan bakılınca AH için spesifik bir biyomarkır çok önemlidir. Beyin omurilik sıvısının (BOS) elde edilme zorluğu ve AH'de beyinde gözlenen değişiklerin periferik kana yansıdığının gösterilmesi nedeniyle günümüzde AH'nın tanısına katkı sağlayacak biyomarkır arayışları daha çok periferik kan örneklerinde devam etmektedir.Post-transkripsiyonel gen regülasyonunda önemli rolü olan mikroRNA'lar (miRNA), kodlanmayan küçük ribonükleik asitlerdir (RNA). Gen ekspresyonunu mesajcı RNA (mRNA) parçalanması ya da translasyonel baskılanma yoluyla düzenlemektedirler. miRNA'ların sinir sisteminde; gelişimde, plastisitede, nörodejenerasyonda rol oynadıkları düşünülmektedir. miRNA ekspresyon bozuklukları daha çok kanserde çalışılmış olmakla birlikte son dönemde pek çok hastalıkta da çalışılmaktadır. miRNA'ların immun hücre gelişiminde, inflamatuar yanıtın oluşmasında anahtar bir rol üstlenebileceği ve nörodejeneratif hastalıkların patogenezinde rol oynayabileceği öne sürülmüştür. Son bir kaç yılda ise, gerek dolaşımdaki stabiliteleri gerekse dokudaki profilleri ile gösterdikleri korrelasyon nedeni ile dolaşımdaki miRNA'ların çeşitli hastalıkların diagnozu ve prognozonda biyomarkır kullanılması önerilmiştir.Çalışmamızda AH'lerin (n=10) ve kontrollerin (n=10) serum örneklerinde miRNA ekspresyon farklılıkları incelenmiştir. Bugüne kadar beyin dokularında yapılan çalışmaların farklı miRNA'ların AH patogenezinde rol aldığının göstermesi ve bu miRNA'ların AH için diagnostik bir biyomarkır olabileceklerinin öne sürülmesinden yola çıkılarak, dolaşımdaki miRNA'ların bu hastalık için yeni biyomarkır olarak kullanılması araştırılmıştır. Yapılan mikroarray analizi ile en fazla ekspresyon değişimi gösteren 20 adet miRNA belirlenmiştir.Anahtar sözcükler: Alzheimer hastalığı, mikroRNA, biyomarkır

Alzheimer hastalığıBiyobelirteçlerDemans+1
Meryem Gülfem Öner
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Parkinson hastalarında karar verme ve dürtü kontrol bozukluklarının incelenmesi

Amaç: Parkinson Hastalığı'nda, motor belirtilerin yanı sıra, dopaminerjik tedaviye bağlı olarak gelişen davranışsal ve bilişsel bozulmalar gözlenmektedir. Bu çalışmada Parkinson hastalarındaki karar verme becerilerinin ve dürtü kontrol bozukluklarının incelenmesi ve aralarındaki ilişkinin değerlendirilmesi hedeflenmiştirYöntem: Araştırmanın örneklemi 39 Parkinson hastası ve 39 gönüllü kontrolden oluşmuştur. İki grubun karar verme ve bilişsel işlevlerini değerlendirmek için Iowa Kumar Testi (IKT), Sözel Akıcılık Testi (SAT), İz Sürme Testi (İST) ve Sözel Bellek Süreçleri Testi (SBST) kullanılmıştır. Hasta grubunun klinik değerlendirmeleri ise Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği (UPDRS), Hoehn- Yahr Evrelendirme Skalası, Parkinson Hastalığında Motor Olmayan Belirtiler Anketi (MOB), Parkinson Hastalığında Dürtüsel Bozukluk Anketi (PH-DB) ve Hamilton Depresyon Ölçeği (HDÖ) ile yapılmıştır.Bulgular: Hasta ve kontrol grupları arasında IKT puanları açısından istatistiksel olarak bir fark bulunmamıştır, fakat hastalar kontrollere göre daha kötü performans sergilemişlerdir. Hasta grubunda hastalık süresinin uzun olması, motor dalgalanmaların varlığı ve günlük dopamin agonisti miktarının fazla olması ile karar verme performansındaki düşüş arasında bir ilişki saptanmıştır. Hastalarda yaşanan dürtü kontrol bozukluklarının, eğitim, hastalık başlangıç yaşı, dopamin agonisti miktarı ve motor dalgalanmaların varlığı ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Ayrıca, kumar oynamayla ilgili kompulsif davranışlar puanı ile IKT performansı ilişkili bulunmuştur.Sonuç: Parkinson hastalarının karar vermede sağlıklı kontrollerle benzer bir performans sergiledikleri görülmüştür. Hastaların karar verme becerileri ve kompulsif davranışlarının aldıkları dopaminerjik tedaviye göre değiştiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca patolojik kumar oynama ve karar verme arasında bir ilişki var gibi gözükmektedir.Anahtar Sözcükler: Parkinson Hastalığı, Karar verme, Dürtü kontrol bozuklukları

DopaminDürtü kontrol bozukluğuKarar verme+1
Elif Yıldırım
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Endotoksinin N9 fare mikroglial hücre hattında mikroRNA ekspresyon profiline olan etkisi

Mikroglia, beyin makrofajı olarak tanınan glial hücre tipidir. İmmunofenotipik ve fonksiyonel olarak monosit ve makrofaj hücreleriyle benzerlik göstermektedir. Merkezi sinir sisteminde (MSS) mikroglia inflamatuar süreçlerde önemli bir role sahiptir. Post-transkripsiyonel gen regülasyonunda büyük rol oynayan MikroRNA'lar (miRNA), küçük, kodlama yapmayan RNA'lardır. Bu çalışmada amacımız mikroglial aktivasyonda miRNA'ların rolünü araştırmaktır.Çalışmanın ön aşamasında, N9 fare mikroglial hücreleri lipopolisakkaridin (LPS) 100 ng/ml LPS dozu kullanılarak aktive edildi. Mikrorray yöntemi kullanılarak miRNA ekspresyon değişimleri belirlendi. Bu yöntemle ekspresyon değişimi belirlenen miRNA'lardan miR-191, miR-193 ve miR-431'ün gen ekspresyonu kantitatif PCR (qPCR) yöntemiyle incelendi. Daha sonra bu miRNA'ların hedef genleri biyoinformatik yöntem aracılığıyla belirlendi. Belirlenen hedef genlerin validasyonu Lusiferaz testi ile yapıldı.Mikroarray sonuçlarına göre ekspresyon değişimi en fazla olan 30 adet miRNA belirlendi. qPCR sonuçlarına göre miR-191, miR-193 ve miR-431'in ekspresyonun arttığı gösterildi. Biyoinformatik yöntemle belirlenen hedef genlerin ( IL-6, IL-10 ve IRAK1 ) validasyonu yapıldı. Bu miRNA'lardan miR-191'in IL-6'yı, miR-193'ün IL-10'u ve miR-431'in IRAK1'i hedeflediği gösterildi.

EndotoksinlerFarelerHücre dizisi+2
Serpen Durnaoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Obsesif kompulsif bozukluğu olan hastalarda dürtüsellik ve bilişsel performans sırasında NIRS (Near ınfrared spektroskopi) görüntülemesi

Amaç: Her ne kadar obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ve dürtü denetim bozuklukları (DDB) farklı bozukluklarsa da her iki rahatsızlığın merkezinde istenmeyen tekrarlayıcı düşünce ve davranışların baskılanmasındaki bozulma yer almaktadır (Hollander, Wong, 1995; Grant ve ark. 2008). Karşıt kutuplarda yer aldığı varsayılan dürtüsellik obsesif kompulsiflik ve mükemmeliyetçilik boyutları OKB hastalarında aynı anda bulunabilmektedir (Li, Chen, 2007). Bu araştırmanın amacı; OKB'ye eşlik eden dürtüselliğin ve mükemmeliyetçiliğin, hastaların bilişsel ve motor inhibisyon yetisi ile dikkat mekanizması üzerindeki olası etkilerini nöropsikolojik ve elektrofizyolojik olarak incelemektir.Hipotez: Çalışmanın ana hipotezi; hasta grubun dürtüsellik, obsesif kompulsiflik ve mükemmeliyetçilik puanlarının sağlıklı kontrollere kıyasla daha yüksek olacağı ve buna paralel olarak da hasta grubun nöropsikolojik testlerdeki performansının sağlıklı kontrollere göre daha düşük ve testler sırasındaki frontal korteks aktivitesinin daha yüksek olacağıdır.Yöntem: Çalışmamıza Dokuz Eylül Üniversitesi, psikiyatri polikliniğinde OKB tanısı almış 32 hasta ve bu hastalara yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyi gibi demografik özellikler açısından eşleştirilmiş 29 sağlıklı kontrol katılmıştır. Katılımcılar psikiyatri servisinde Kısa Uluslararası Nöropsikiyatrik Görüşme (MINI), Yale-Brown Obsesif Kompulsif Bozukluk Değerlendirme Ölçeği (Y-BOCS), Hamilton Depresyon ve Anksiyete Derecelendirme Ölçekleri (HAM-D, HAM-A), Padua Envanteri (PE), Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (ÇBMÖ), Barrat Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ) ve balon testi puanları çerçevesinde klinik açıdan değerlendirilmiştir. Daha sonra katılımcılar Biyofizik Anabilim Dalı Beyin Biyofiziği Araştırma Laboratuvarı'nda zihinsel esneklik, dikkat kaydırma, tepki baskılama gibi yetileri ölçen ve özellikle prefrontal korteksi aktive eden nöropsikolojik testleri (bas/basma ve dikotik dinleme testi) uygularken, Near-Infrared Spektroskopi (NIRS) yöntemiyle frontal korteks aktivitelerinde meydana gelen kan akımı değişiklikleri kaydedilmiştir.Bulgular: Ölçek bulgularına göre hasta grubun düşüncesel dürtüsellik, mükemmeliyetçilik toplam, kendine yönelik mükemmeliyetçilik ve kişiden beklenen mükemmeliyetçilik puanları sağlıklı kontrollere göre daha yüksek iken; hasta ve sağlıklı grubun dürtüsellik genel, motor dürtüsellik, plansızlık ve diğerlerine yönelik mükemmeliyetçilik puanları arasında fark bulunamamıştır. Nöropsikolojik bulgular her iki grubun da dikotik dinleme testinde sağ kulak avantajı gösterdiğini fakat bilişsel inhibisyon yetisini ölçen son oturumda hasta grubun sağlıklı kontrollere kıyasla daha düşük performans sergilediğini ortaya koymuştur. Motor inhibisyon yetisini ölçen bas/basma testinin performans puanı ortalamaları ise gruplararasında farklılaşmamaktadır. Son olarak elektrofizyolojik bulgular, hipotezin aksine, hasta grubun görevler esnasında hiperfrontalite sergilemediğini göstermiştir. Hasta ve sağlıklı grubun görevler sırasındaki frontal korteks aktiviteleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır.Sonuç: Bulgulara baktığımızda literatürde daha önce de belirtildiği gibi OKB hastalarının düşüncesel boyutta bir dürtüsellikten (Ettelt ve ark. 2007) ve şiddetli bir mükemmeliyetçilikten (Lee ve ark. 2009) yakındığını görüyoruz. Bu iki karakteristik boyut bir arada bulunduğunda hastayı; her daim dürtülerini kontrol eden ve algılarına güvenmeyen bir klinik görünüme sokmaktadır. Mükemmeliyetçilik puanları arttıkça kompulsiyon şiddeti de artmaktadır (Bhar ve Kyrios 1999). Bunun yanı sıra hastalar daha önce de literatürde belirtildiği gibi inhibisyon yetilerinde bozulma yaşamaktadırlar (Westenberg, 2007; Ayçiçeği, 2003), fakat bu bozulmanın bilişsel mi yoksa davranışsal düzeyde mi olduğu henüz yeterince açığa kavuşturulmamış bir konudur. Bizim bulgularımız OKB hastalarının motordan ziyade bilişsel inhibisyon yetisinde bozulma yaşadığını vurgular niteliktedir. Bu ayırımı yapmak hastalığın prognozu için önem arz etmekte ve terapi seçeneklerini de farklılaştırmaktadır. Son olarak çalışmamızın elektrofizyolojik bulguları, literatürde OKB ve DDB birlikteliği ile ilgili önerilen hiper ve hipofrontalite hipotezini (Hollander, Wong, 1995) destekler nitelikte değildir. Bunun bir nedeni örneklemi oluşturan hastaların %75'inin antiobsesif psikiyatrik tedavi altında olması, diğer bir nedeni de örneklemin sayı itibariyle evreni temsil gücünün az olması olabilir.

Dürtü kontrol bozukluğuDürtüsel davranışMükemmeliyetçilik+3
İnci Birincioğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Hafif kognitif bozukluk hastaları ile sağlıklı yaşlılarda görsel olay ilişkili potansiyeller ve nöropsikolojik testlerin kesitsel olarak incelenmesi

ÖZETAmaç: Bu çalışmada Hafif Kognitif Bozukluk (HKB) hastaları ve sağlıklı yaşlıların görsel uyarana yanıt olarak ortaya çıkan olay ilişkili potansiyeller ve nöropsikolojik değerlendirmeyi birlikte uygulayarak HKB tanısı almış bireylerin değişen beyin dinamiklerinin incelenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmada 23 HKB tanısı almış hasta ve 22 sağlıklı bireylerden alınan elektroensafalografi (EEG) kayıtları ve nöropsikolojik değerlendirme test skorları karşılaştırılmıştır. EEG verileri, görsel uyarımla klasik P300 seyrek uyaran paradigması uygulanarak F3, Fz, F4, C3, Cz, C4, TP7, TP8, P3, Pz, P4, O1, Oz ve O2 yerleşimli elektrotlardan kaydedilmiştir.Bulgular: P300 latans değerlerinde gruplar arası bir fark olmamasına rağmen genlik değerlerinde gruplar arası fark istatistiksel anlamlılığa ulaşmıştır. P300 genlik değerleri için yapılan post-hoc analizinde F3, C3, Cz, P3 ve Pz kanallarındaki genlik değerleri sağlıklı kontrollerde HKB hasta grubundan daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Gruplar arası nöropsikolojik test karşılaştırmaları bataryadaki testlerin çoğunluğunda istatistiksel farklılık göstermiştir. Dikkat, bellek ve yürütücü işlevlerle ilgili testler ile çeşitli kanallar arasında genlik ve latans değerlerinde korelasyonlar bulunmuştur.Sonuç: Gruplar arasında P300 genlik değerlerinde fark bulunmuştur. P300 yanıtının dikkat süreçleri, bu süreçler tarafından yönlendirilen çalışma belleği ile ilgili olarak ortaya çıktığının bilinmesi dolayısıyla gözlenen P300 genlik değerlerindeki düşüşün HKB'de bozulan bellek ve dikkat süreçlerini ortaya çıkardığı düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: HKB, Nöropsikolojik testler, EEG, P300, OİP

Biliş bozukluklarıBilişsel işlevElektroensefalografi+4
Pınar Boyacı
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Hafif kognitif bozuklukta işitsel olaya ilişkin osilasyonlar ve volümetrik manyetik rezonans görüntüleme ile korelasyonu

ÖZETGiriş: Olaya İlişkin Osilasyonlar (OİO), kognitif bozuklukların tanımlanmasında kullanışlı bir yöntemdir. Önceki çalışmalar Alzheimer Hastalığı'nda değişen osilatuar yanıtlar olduğunu göstermiştir. Bu çalışmanın amacı aynı eğilimin Hafif Kognitif Bozukluk'ta (HKB) da geçerli olup olmadığını ve osilatuar yanıtlarla volümetrik manyetik rezonans görüntülemenin (vMRG) korelasyon gösterip göstermediğini araştırmaktır.Yöntem: Yirmi iki ardışık HKB olgusu (ortalama yaş, 74.0) ile eğitim ve yaş uyumlu sağlıklı yaşlı kontrol (ortalama yaş, 70.3) çalışmaya dahil edildi. Volümetrik ölçümler için, Lezyon İşaretleme ve Volüm Değerlendirmesi (LAVA) yazılımı kullanıldı. EEG kayıtları F3, Fz, F4, C3, Cz, C4, Tp7, Tp8, P3, Pz, P4, O1, Oz ve O2 elektrotlarından kaydedildi. Deneylerde klasik işitsel oddball paradigması kullanıldı ve dijital filtreleme ile osilatuar yanıtların maksimum tepe değerleri ölçüldü. İstatistiksel analizler için ANOVA ve Pearson korelasyon analizleri uygulandı.Sonuçlar: HKB grubunun delta tepe amplitüdlerinde F3, Fz, F4, Cz, C4 ve Pz elektrotlarında belirgin düşüş [F(1.41) = 4.84, p = 0.033] saptandı. C3 elektrot bölgesinden kaydedilen beta osilatuar yanıtlarıyla sağ ve sol hipokampal volüm arasında orta düzeyde (r = 0.59, p = 0.005); Tp8 elektrot bölgesinden kaydedilen beta osilatuar yanıtlarıyla sol hipokampal volüm arasında orta düzeyde korelasyon (r=.594, p= 0.034); F3 elektrot bölgesinden kaydedilen gama osilatuar yanıtlarıyla sol hipokampal volüm arasında orta düzeyde korelasyon (r=.515, p=0.017) saptandı.Tartışma: Delta osilatuar yanıtlarının karar verme ile ilgili kognitif süreçlerle ilgili olduğu düşünülmektedir. OİO, HKB'deki erken değişiklikleri saptayabilir ve delta osilatuar yanıtları gelecekteki çalışmalarda aday biyobelirteç olarak incelenebilir. Osilatuar yanıtlarla hipokampal volüm arasında gözlenen korelasyon, yaşlılıkta beliren beyin dinamiği değişikliklerini incelemede osilatuar beyin yanıtlarının bir yöntem olarak kullanılabileceğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: HKB, Olaya İlişkin Osilasyonlar, Delta, Volümetri

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlev+5
Pınar Kurt
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Duygudurum dengeleyici ilaçlardan lityum ve valproik asit'in SH-SY5Y hücre hattı üzerinde koruyuculuğu

Gu?nu?mu?zde nörodejenerasyonun tedavisinde kesin bir çözu?m bulunmamış olmakla birlikte çeşitli yaklaşımlar mevcuttur. Bu yaklaşımlardan biri olan nöroproteksiyon; oluşmuş nöronal hasarı geri döndu?recek veya sonraki nöronal hasarlanmayı önleyecek bir ajanın uygulanmasıdır.Bu çalışmada, insan nöroblastoma hu?cresinde, mitokondriyal inhibitör olan Paraquat(Methyl viologen dichloride) ile indu?klenerek oluşturulacak olan toksisite modelinde, duygudurum du?zenleyici ilaçlardan lityum ve valproik asidin nöroprotektif etkisinin olup olmadığı, koruyuculuk var ise bunun hangi yollar aracılığıyla gerçekleştiğinin araştırılmasıamaçlandı.Çalışmanın ilk bölu?mu?nde, 2-10 mM Lityum ve 100- 1000 ?M ValproikAsidin 24 saat preinku?basyonunun, SH-SY5Y hu?crelerini, 500-1000 ?M Paraquat ile oluşturulan hasara karşı koruyup korumadığı araştırıldı. Çalışmanın ikinci bölu?mu?nde ise Paraquatın SH-SY5Y hu?creleri u?zerinde apoptoz yolu ile ölu?m oluşturduğu gösterilerek, lityumun apoptotik yolakta sorumlu proteinlerden Bcl-2, Bax ve Bcl-xl'in mRNA'ları u?zerinde olan etkisi qPCR yöntemiyle incelendi.Çalışmanın sonucunda; Lityumun 2mM ve 5mM dozlarında 24 saatlikpreinku?basyonunun, paraquat toksisitesine karşı hu?creleri anlamlı du?zeyde koruduğu, Valproik Asidin ise uygulanan dozlarının hu?creler u?zerinde koruyucu etkisi bulunmadığı göru?ldu?. Ayrıca Lityum preinku?basyonunun, paraquat ile oluşturulan modelde, antiapoptotik etkili Bcl-2 ve Bcl-xl mRNA miktarını arttırırken, proapoptotik etkiye sahip olan Bax mRNA'sını azalttığı belirlendi.Bu çalışma ile Lityumun, paraquat modeli u?zerinde anti-apoptotik etkisi bulunduğu ilk kez gösterilmiş oldu.

ApoptozisLityum klorürParaquat+3
Begüm Alural
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Hafif kognitif bozukluk hastaları ile sağlıklı yaşlılarda işitsel olay ilişkili potansiyeller ve nöropsikolojik testlerin kesitsel olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada Hafif Kognitif Bozukluk (HKB) tanısı alan hastalar ve sağlıklı yaşlıların nöropsikolojik testleri ile işitsel uyarana yanıt olarak olaya ilişkin potansiyel kayıtlarını birlikte inceleyerek HKB hastalarının değişen beyin dinamiklerini incelemeyi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmada, Petersen kriterlerine göre HKB tanısı almış 28 hasta ve 20 sağlıklı yaşlı yer almıştır. Tüm katılımcıların nöropsikolojik değerlendirmeleri ve işitsel seyrek uyaran paradigması (SUP) uygulanarak F3, FZ, F4, C3, CZ, C4, TP7, TP8, P3, PZ, P4, O1, OZ ve O2 elektrotlarından P300 yanıtları incelenmiştir. Verilerin analizi için bağımsız örneklem t testi, eşleştirilmiş örneklem t-testi, ANOVA ve Pearson korelasyonu kullanılmıştır.Bulgular: Yapılan nöropsikolojik değerlendirmede, bellek ve yürütücü işlev performanslarında gruplar arası fark bulunmuştur. P300 genlik ve latans değerlerinde gruplar arası bir fark bulunamamıştır. Dikkat, bellek ve yürütücü işlev testleri ile çeşitli elektrot kanalları arasında genlik ve latans değerlerinde pozitif ve negatif korelasyonlar bulunmuştur.Sonuç: Hastalık süreci ile beklenen, HKB hastalarında nöropsikolojik test skorlarındaki düşüşe paralel yanıtın azalması ve yanıt süresinin uzaması sonuçlarına varılamamıştır. Öngörüldüğü gibi genlik ve latans değerleri açısından gruplar arası bir fark bulunamamıştır.Anahtar Kelimeler: Hafif Kognitif Bozukluk, Nöropsikolojik Test, EEG, OİP, P300

Alzheimer hastalığıBiliş bozukluklarıBilişsel işlev+6
Seda Eroğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Eritropoetin'in SHSY-5Y hücrelerinde genomik düzeyde gen espresyonuna etkisinin incelenmesi

Eritropoetin'in SHSY-5Y Hücrelerinde Genomik Düzeyde Gen Espresyonuna Etkisinin İncelenmesiZeynep Filiz ÖNKAL, Dokuz Eylül Üniversitesi,Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Sinir Bilimler Anabilim Dalı, 35340 İnciraltı, İzmirEritropoetin (EPO), eritropoezi uyaran hematopoietik büyüme faktörü ve sitokindir. Son yıllarda beyindeki nöronal ve glial hücrelerde kendisinin ve reseptörünün varlığı ortaya konmuştur. EPO, sinir sisteminin gelişiminde, nöronal canlılığın devamında nöronal hasarın tamirinde kritik roller üstlenir. EPO'nun nöroprotektif etkisinin olası bir mekanizması transkripsiyonel düzeyde gen regülasyonudur. Bu çalışmada amacımız EPO'nun SHSY-5Y nöroblastoma hücre hattında mRNA ekspresyonuna etkisinin incelenmesidir.Projemizde mikroarray ile EPO'in transkripsiyonel düzeyde yaptığı degişiklikler incelendi. Bu amaçla nöronal bir hücre hattı olan SHSY-5Y hücre hattına EPO indüksiyonu uygulanıp bunun sonucunda ekspresyonu değişen mRNA'lar mikroarray ve kantitatif polimeraz zincir reaksiyonu (qPCR) yöntemleriyle incelendi.Araştırmamızın sonuçlarına göre eBayes hipotez testi ile 24 saatlik EPO indüksiyonu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında anlamlı bir değişiklik saptanmadı. 48 saatlik EPO indüksiyonu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında anlamlı olarak 438 gen up-regüle, 482 gen down-regüle olarak belirlenmiştir. Kat Değişim (Fold change) sınır değeri olarak karşılaştırıldığında kat değişimi 0,5'den az olanlar azalmış gen ekspresyonu, 1,5'den fazla olanlar artmış gen ekspresyonu olarak kabul edilmiştir. Buna göre 52 genin kat değişim değerleri 1,5 üzeri, 23 genin kat değişim değerleri 0,5'den azdır. Literatür incelemesi yapılarak bu 75 gen içerisinden konumuz ile ilgili olan 26 gen için qPCR konfirmasyonu yapılmıştır. Mikroarray sonuçları ile qPCR sonuçları uyumludur. Seçilen 26 genden 18 tanesinin gen ekspresyonu anlamlı artmış, 8 tanesinin gen ekspresyonu anlamlı olarak azalmış bulunmuştur. Bu genlerin hangi yolaklarda rol aldığı KEGG yazılımı ve reactome programı ile belirlenmiştir. Bu analiz sonrası EPO'nun ekstrasellüler matriks organizasyon, akson, sinyal dönüştürülmesi, protein metabolizması, ile ilgili ana yolakları etkilediği belirlenmiştir.Anahtar Sözcükler: Eritropoetin, SHSY-5Y Hücre Hattı, Gen Ekspresyonu, Mikroarray

EritropoietinGen ifadesiHücre dizisi+2
Zeynep Filiz Önkal
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Nöronal hücre içi kolesterol düzeylerinin amiloid beta toksisitesi ve nörosteroidlerin sentezi üzerine etkisi

Alzheimer Hastalığı(AH) patogenezinde temel hasar oluşum mekanizmalarından biri Amiloid beta(AB) toksisitesidir.Kolesterolün amiloidprekürsör proteinden toksik AB sentezini tetiklediği veya peptitin aggregasyon eşiğini düşürerek amiloidplak oluşumunu kolaylaştırdığı ileri sürülmektedir.Diğer taraftan ABpeptidin kolesterol metabolizmasını ve kolesteroltürevlerinin oluşumunu da etkilemesi olasıdır. Pregnenolone(P) ve pregnenolonesülfat(PS) beyinde kolesterolden sentezlenebilen başlıca nörosteroidlerdendir.P nöronaltoksisiteye karşı koruyucu etkiye sahipken,hafıza modülatörü olan PS 1μM'dan yüksek konsantrasyonlarda eksitotoksin gibi davranabilir.ABpeptitlerinin nörotoksisite koşullarında kolesterol türevi bu steroidler üzerine etkisi henüz net olarak bilinmemektedir.Bu çalışma ile hücre kolesterol seviyelerinin ABtoksisitesi,P ve PS sentezi ile olası ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Toksik konsantrasyonlarda üç farklı ABfragmanı(25-35,1-40 ve1-42) ve iki farklı doz kolesterol PC-12 ve SHSY-5Y hücrelerine uygulandı.Uygulanan AB ve kolesterolün hücreiçi kolesterol,P/PS düzey değişimine etkileri belirlendi.Nöronal hücre canlılığı değişimi ve hücre ölüm tipi değerlendirildi. Hücrelere 72saat AB fragman uygulamaları ile canlılık her iki hücre hattında~%50 düzeyinde azaltıldı.Kolesterol uygulaması ile hücrenin total kolesterol düzeyi ilk 24saatten itibaren bazal düzeyin~5-6 katına kadar artırıldı.AB uygulaması ile birlikte hücre kolesterol düzeyindeki artış hücre canlılıklarını belirgin olarak azalttı.Kolesterol ile birlikte ABpeptit uygulaması P düzeylerini sadece kolesterol uygulanan gruba göre belirgin olarak artırdı.Tüm ABfragmanları P düzeyini artırırken,PS düzeyinin fragman tipi ve kolesterol düzeyine bağlı olarak değiştiği gözlendi.Kolesterol ile birlikte AB uygulanan gruplarda steroid sentezinin kısmi inhibisyonunun hücrecanlılığını her iki hücre hattında artırdığı belirlendi. Bu çalışma ile ABtoksisitesi,kolesterol ve P/PS düzey değişimleri hakkında yeni in-vitro veriler eldeedildi.AB peptitlerinin fragmantipi ve kolesterol düzeyine bağlı olarak steroid düzeylerini ve hücre canlılığını etkilediği gösterildi.Sonuç olarak kolesterolün ABtoksisite oluşumunda AB sentezi yada plak oluşumunu artırması yanı sıra nörosteroid düzeylerini etkilemesi ile de anahtar rol oynayabileceği ileri sürülebilir

Alzheimer hastalığıAmiloid beta proteinKolesterol+4
Özlem Gürsoy Çalan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni hastalarında sosyal işlevselliğin bilişsel işlevler ve algılanan duygusal dışavurum ile ilişkisi

Amaç: Sosyal işlevsellikte bozulma şizofreni hastalığında sürecin en temel sorunlarından biridir ve hastaların bağımsız yaşamalarına engel oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı şizofreni hastalarında sosyal işlevsellikle bilişsel işlevler ve dışavurulan duygu düzeyi arasındaki ilişkiyi araştırmak, böylelikle şizofreni hastalarının işlevselliğini artırmak amaçlı yapılan çalışmalara katkıda bulunmaktır. Yöntem: Bu çalışmaya 34 şizofreni tanısı konulmuş hasta ve 34 sağlıklı kontrol olmak üzere 68 gönüllü dahil edildi. Sağlıklı kontrollerin Nörobilişsel Test Bataryası (NTB) sonuçları, şizofreni hastalarının Nörobilişsel Test Bataryası (NTB), Sosyal İşlevsellik Ölçeği (SİÖ) ve Dışavurulan Duygu Düzeyi (DDD) sonuçları analiz edilip değerlendirildi. Bulgular: Şizofreni hastaları, sağlıklı kontrollere göre bilişsel işlevler testlerinde daha kötü performans göstermektedir. Bu bozulmaların bazıları ile, özellikle yürütücü işlevlerle ilgili olanları ile, sosyal işlevsellik arasında anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Ancak klinik bulgular ve ailenin hastaya karşı duygusal tutumu sosyal işlevsellikle anlamlı bir şekilde negatif yönde ilişkilendirilmiştir. Sonuç: Şizofrenide bilişsel işlevlerde bozulmalar gözlenmektedir. Şizofrenide sosyal işlevsellik, hastalığın klinik durumuna ve hastanın etrafındaki insanların hastaya karşı tutumuna bağlıdır. Anahtar Sözcükler: şizofrenide sosyal işlevsellik, bilişsel işlevler, duygusal dışavurum

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlev+5
Aylin Yurdakul
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni hastalarında zihin teoremi ve bu teoremin düşünce-dil yapısı ile ilişkisi

Amaç: Şizofreninin önemli belirtilerinden olan Düşünce ve Dil bozuklukları, düşünce içeriğinin garip ve alışılmadık olması, konuşmada gözlemlenebilen bozuklukların olması özellikleriyle açıklanabilir. Düşünce-Dil alanında işlevselliğin azalması da şizofreni hastalarının zihin kuramı ile ilgili yaşadıkları zorluklar gibi günlük iletişimlerini ve iletişimde oldukları kişiler arasında bilgi paylaşımını engelleyen etmenlerden biridir. Bu çalışmanın amacı; şizofreni hastalarının zihin kuramı ve düşünce ve dil ölçeklerinde aldıkları puanları, sağlıklı gönüllülerin performansları ile karşılaştırmak ve zihin teorisi ile düşünce-dil yapısı arasındaki ilişkiyi inceleyip şizofreni hastalığıyla ilgili daha sistematik ve bütünleyici bir bakış açısıyla detaylı bulgular ortaya koymaktır. Yöntem: Çalışmaya, DSM-IV tanı ölçütlerine göre şizofreni tanısı konulmuş 46 hasta ile 46 sağlıklı gönüllüden oluşan örneklem alındı. Hastalara Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS), Andersen Negatif Belirtlileri Değerlendirme Ölçeği (SANS) ve Andersen Pozitif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği (SAPS), Calgary Şizofrenide Depresyon ölçeği (CŞDÖ), Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği (DEZİTÖ), Düşünce ve Dil Ölçeği (DDÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Şizofreni hastaları ile sağlıklı gönüllüler arasında Zihin Teoremi Ölçeği ve Düşünce-Dil Ölçeği sonuçları bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Ayrıca hastalarda Zihin Teoremi ölçeği ve Düşünce-Dil ölçeği sonuçları incelendiğinde bu iki ölçek arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Sonuç: Şizofreni hastalarının Zihin Teoremi ölçeği ve Düşünce-Dil ölçeğinden aldıkları puanlar, sağlıklı gönüllüler ile karşılaştırıldığında, hastaların sağlıklılara göre performansının daha düşük olduğu görülmüştür. Ayrıca hastaların Zihin Teoremi performansı ile Düşünce-Dil performansı arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulunmuştur. Zihin teoremi ölçeğindeki performansı düşük olan hastaların Düşünce-Dil ölçeğindeki performansları da düşük bulunumuştur.

DilDüşünmeMental bozukluklar+4
Damlacan Güneyer
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İki uçlu bozukluk tanılı hastalar ve birinci derece akrabalarında nörobilşşsel işlevler: Kontrollü bir çalışma

İki uçlu duygudurum bozukluğu (İUB) hastalık ve iyilik dönemleriyle seyreden ve yaygın alanda görülen nörobilişsel bozulma ile karakterize bir beyin hastalığıdır. Bu çalışmanın amacı, ötimik ve depresif durumdaki İUB tanılı hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarında dikkat, bellek, sözel öğrenme ve akıcılık, yürütücü işlevler, işleyen bellek performanslarını eşleştirilmiş sağlıklı bireylerle karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Hastaların ve akrabalarının sağlıklılardan farklı, birbirlerine benzer özellikler göstereceği, , depresyonda olmanın nörobilişsel işlevleri ötimide olma durumuna göre daha da kötüleştireceği hipotezlenmiştir.Otuz iyilik döneminde, on depresif dönemde hasta, bu hastaların on beş sağlıklı birinci derece akrabaları ve yirmi altı sağlıklı kontrol çalışmaya alındı. Hastalar, birinci derece akrabalar ve sağlıklı kontroller SCID-I görüşmesi ile değerlendirildi, nörobilişsel test bataryası tüm katılımcılara uygulandı. Hasta gruba ayrıca Young Mani Ölçeği, Hamilton Depresyon Ölçeği verildi. İstatistiksel analiz için Kruskal-Wallis, Mann Whitney-U, ve Spearman korelasyon testleri kullanıldı.Tüm gruplar arasında sözel öğrenme, yürütücü işlevler, işleyen bellek ve kategori akıcılık işlevlerinde anlamlı fark bulduk. Depresif grup sözel öğrenme ve bellek testlerinde ötimik gruba göre, ayrıca işleyen bellek, kategori akıcılık ve yürütücü işlevler testlerinde sağlıklı kontrollere göre; ötimik grup sözel öğrenme, yürütücü işlevler ve işleyen bellek testlerinde sağlıklı kontrol grubuna göre; birinci derece akrabalar ise yürütücü işlevlerde sağlıklı kontrollere göre daha kötü performans gösterdiler.Yürütücü işlevlerdeki bozulma, İUB'ta depresyon ve ötimi dönemlerinde, aynı zamanda birinci derece akrabalarda görülmektedir. Depresyonda buna öğrenme ve bellek kusurları da eklenmektedir. Hastalığın hem iyilik hem de alevli dönemlerinde var olması, hastaların birinci derece akrabalarında da görülmesi nedeniyle yürütücü işlevlerdeki bozulma İUB için endofenotip adaylarından biri olabilir.

AkrabalıkBilişBilişsel işlevler+6
Özlem Demirci Esen
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Dubois 5 kelime testi'nin 50 yaş ve üzeri yetişkin bireyler için geçerlik ve güvenirlik çalışması

Amaç ve hipotez: B.Dubois tarafından geli?tirtirilen hızlı ve pratik bir sözel epizodik bellek ölçeği olan 5 Kelime Testi (5KT)?nin Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğine bakılarak ATD?yi erken evrede yakalayacağı hedeflenmi?tir.Yöntem: 106 sağlıklı, 22 HKB?li, 39 ATD?li, 50-96 ya? arasındaki toplam 167 birey katılımcı 5KT, Mini Mental Durum Değerlendirme (MMDD), Sözel Akıcılık (Hayvan sayma, Meyve-?nsan, KAS), 3Kelime 3 ?ekil (3K3?) testleri ile değerlendirilmi?tir. 5KT?nin diğer kognitif testlerle e? zamanlı geçerlilik testleri ve test-tekrar test geçerliliği, Spearman rho testi ile ara?tırıldı. Gruplar arası fark analizlerinde, homojen gruplarda ikili gruplara T Testi; çoklu gruplara ANOVA, heterojen gruplarda ikili gruplara Mann-Whitney U ile çoklu gruplara Kruskal Wallis testleri uygulandı. 5KT?nin ayırt ediciliği için ROC Curve eğrisine bakıldı.Bulgular: 5KT ipuçlu hatırlamadan sağlıklıların tümü; serbest hatırlamadan %95.3?ü 10 puan almı?tır. 5KT?nin serbest hatırlama puanı (.90), ipuçlu hatırlama puanından (.84) daha yüksek duyarlılıkla ayırt etmi?tir. Erken evre ATD ile HKB?yi yüksek duyarlılık (.84) ve özgüllükle (.93) ayırt etmi?tir. 5KT?nin tüm katılımcılarda (?:.88) ve ATD?li bireylerde (?:.81) iç tutarlığı yüksek bulunmu?tur. Gözlemciler arasında (r=0.80), aynı gözlemcinin farklı zamanlarında (r=0.95) test-tekrar test korelasyonu yüksektir. Sağlıklı ve hastaların, HKB ile farklı evrelerdeki ATD?lilerin 5KT puanları arasındaki fark anlamlı bulunmu?tur (p<0.01). 5KT ile MMDD ve 3K3? arasında yüksek (r: .70, .78), sözel kategorik akıcılık testleri ile arasında orta düzey bir ili?ki (r: .63, .61) bulunmu?tur.Sonuç: Bu çalı?mada 5KT?nin Türkçe versiyonunun sağlıklı, ATD?li ve HKB?li bireylerde geçerli ve güvenilir bir test olduğu gösterilmi?tir. 5KT?nin erken evrede ATD?yi yakalayabilmesiyle, ülkemizdeki nöropsikolojik testlere önemli bir katkı sağlanabilir.Anahtar kelimeler: Beş Kelime Testi, Erken Evre Alzheimer, Hafif Kognitif Bozukluk, Nöropsikolojik Test, Sözel Epizodik Bellek

Alzheimer hastalığıBellekBiliş bozuklukları+7
Gül Kayserili
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Alzheimer Hastalığı'na yatkınlıkta Visfatin -948 G-T polimorfizminin etkisi

Alzheimer Hastalığı (AH), ileri yaştaki demansların en sık formudur. Kognitif fonksiyonlarda ilerleyici bozulma ile karakterizedir. Klinik pratikte, AH'nın kesin kriterlerine rağmen tanısı sekonder nedenlerin ve diğer demansif hastalıkların dışlanması ile konur. AH'da erken tanı ve hastalığın erken evrelerinde müdahale, tedavinin etkinliği açısından büyük önem taşır. Bu sebeple sağlıklı bireylerde olası bir yatkınlığın tespiti hastalığa karşı alınabilecek önlemler bakımından yararlı olacaktır. Araştırmamızda adiposit kökenli bir sitokin olan Visfatin'in -948 G-T polimorfizminin AH'na yatkınlıktaki etkisi incelenmiştir.Çalışmaya 40 Alzheimer hastası ve 40 sağlıklı kontrol alınmıştır. AH olguları Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Demans polikliniğinde takip edilen hastalardan ardışık sırayla 20.06.2009-20.03.2010 tarihleri arasında alınmıştır. Kontrol grubu, hastalar ile benzer demografik özelliklere sahip gönüllü sağlıklı kişilerden oluşturulmuştur. Hasta ve kontrollere Mini Mental Durum Testi (MMDT), Sözel Bellek Süreçleri Testi (SBST), Benton Yüz Tanıma Testi, Kategorik Akıcılık Testi uygulanmıştır. AH ve kontrol olgularının kan örneklerinden Visfatin -948 G-T polimorfizmi real-time PCR ile allel spesifik primerler kullanılarak erime eğrisi analizi ile incelenmiştir. Visfatin -948 G-T polimorfizmi dışında serum açlık kan şekeri (AKŞ), Low Density Lipid (LDL), High Density Lipid (HDL), trigliserid, total kolesterol ve C-Reaktif Protein (CRP) düzeyleri de ölçülmüştür.AH ve kontrol grubu -948 G-T polimorfizmi açısından değerlendirildiğinde iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.Çalışmamızdaki örneklemde Visfatin -948 G-T polimorfizminin AH'na yatkınlığa neden olmadığı saptanmıştır. Ayrıca klinik bulgularla -948 G-T polimorfizmi arasında da bir ilişki saptanamamıştır. AH patogenezinde Visfatin'in olası rolünü araştıracak daha geniş örneklem grubunda yapılacak yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.

AdipokinlerAlzheimer hastalığıDemans+3
Ufuk Vurgun
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Alzheimer ve lewy cisimli demans hastalarında uyku profili

Amaç: Alzheimer hastaları, Lewy Cisimli Demans (LCD) hastaları ve sağlıklı kontroller öznel uyku kalitesi, uyku bozuklukları ve aşırı gündüz uykululuğu açısından karşılaştırılmıştır. Uyku bozuklukları ve aşırı gündüz uykululuğunun demans şiddetine bağımlı olup olmadığı araştırılmıştır.Yöntem: 85 sağlıklı kontrol, 84 Alzheimer hastası ve 31 LCD hastasının uyku profilleri Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) kullanılarak değerlendirilmiştir. Mini Mental Durum Testi ve Klinik Demans Evrelendirme Ölçeği, Alzheimer ve LCD hastalarının demans şiddetini belirlemek ve sağlıklı kontrollerin demans olasılığını dışlamak için kullanılmıştır.Bulgular: Alzheimer ve LCD hastaları, sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında daha kötü uyku kalitesi ve daha fazla uyku bozukluğu bildirmiştir. Aşırı gündüz uykululuğu da sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında Alzheimer ve LCD hastalarında daha sık bildirilmiştir. Alzheimer ve LCD hastaları arasında uyku kalitesi ve aşırı gündüz uykululuğu açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. PUKİ'de tek bir item olan, `Kötü rüyalar görme' LCD hastalarında Alzheimer hastaları ve sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında daha sık bulunmuştur. Uyku bozuklukları ve aşırı gündüz uykululuğu ile hastaların demans şiddeti arasında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır.Sonuç: İki hasta grubu da belirgin düzeyde uyku bozukluğu bildirmiştir. Kötü uyku kalitesi ve aşırı gündüz uykululuğu sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında Alzheimer ve LCD hastalarında daha yaygındır.Anahtar Kelimeler: Alzheimer Hastalığı, Lewy Cisimli Demans, Uyku

Alzheimer hastalığıDemansLewy cisimleri+3
Derya Durusu Emek
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türkçeye uyarlanmış Ağır bozukluk bataryası'nın demanslı bireylerde geçerlik güvenirlik çalışması

Amaç : Ağır Bozukluk Bataryası ağır dönem demans hastalarının bilişsel işlevlerini ölçmek amacıyla geliştirilmiş bir testtir. Bu çalışmada Ağır Bozukluk Bataryası (ABB) nin Türkçe'ye uyarlanması, güvenilirliği ve geçerliğine yönelik normatif verilerin toplanması amaçlanmıştır.Yöntem : Çalışmanın örneklemini, DSM-IV tanı ölçütlerine göre demans tanısı almış ve bakımevinde kalmakta olan 80 hasta oluşturmaktadır. Çalışmada katılımcılara Ağır Bozukluk Bataryası (ABB), Klinik Demans Evreleme Ölçeği (CDR) ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) uygulanmıştır.Bulgular : ABB skoru ortalaması 78.1 (21.29) . Cronbach alpha katsayısı 0.97 ve uygulayıcılar arası güvenirlik toplam ABB skoru için 0.99 ve alt ölçeklerin aralığı 0.99-0.96 arasında değişmektedir. CDR ? 2 olan hastaların ABB skoru ortalaması 94.72 (3.4), CDR 2 olan hastaların ABB skoru ortalaması 87.29 (3.85) ve CDR 3 olan hastalar için ise 51.96 (19.8) dir. ABB ve SMMT arasındaki korelasyon .83 ve ABB ile CDR arasındaki korelasyon -0.78'dir.Sonuçlar : Bulgular Ağır Bozukluk Bataryası'nın, Türk toplumunda ileri evre demans hastalarını dğerlendirmede geçerli ve güvenilir bir test olduğunu göstermiştir.Anahtar Sözcükler: Demans, Ağır Bozukluk Bataryası, CDR, Geçerlik, Güvenirlik

Alzheimer hastalığıDemansGeçerlik+3
Tuğba Ertaş
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Mikroglial aktivasyonda lipopolisakkarit uyarımıyla ekspresyonu değişen mikroRNA'ların belirlenmesi

Mikroglial hücreler, merkezi sinir sisteminin (MSS) hematopoetik kökenli yerel makrofajları olarak görev yapmaktadırlar. MSS'nde, pek çok nörodejeneratif hastalığın patogenezinde mikroglial aktivasyonla indüklenen inflamasyon yer almaktadır. MikroRNAlar (miRNA) post-transkripsiyonel regülasyon mekanizmalarında rol alan kodlanmayan küçük RNA'lardır. Bu çalışmamızda, MSS'nde inflamasyon ile ilişkili miRNA'ların ve hedeflerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Çalışmada N9 fare mikroglia ve 293T insan embriyonik böbrek hücre hatları kullanılmıştır. Deneylerde 10-1000 ng/ml Lipopolisakkarid (LPS) dozlarında N9 hücreleri inkübe edildi. Ön çalışmada 100 ng/ml LPS dozu kullanılarak miRNA ekspresyon değişimleri mikroarray yöntemiyle belirlendi. Mikroarray analizinde ekspresyonu değişen miRNA'lardan miR-125b-3p, miR-132, miR-146a ve miR-155'in ekspresyon değişiklikleri kantitatif PCR (qPCR) yöntemiyle incelendi. Ekspresyon değişikliği doğrulanan miRNA'ların hedef genleri biyoinformatik analizle belirlendi. Lusiferaz testi ile hedef genler için validasyon deneyleri yapıldı.Yapılan mikroarray analizinde en fazla ekspresyon değişimi gösteren 30 tane miRNA belirlendi. qPCR analizinde miR-125b-3p ekspresyonunun azaldığı, miR-146a ve miR-155'in ekspresyonun arttığı gösterildi. Hedef validasyonu deneyleri ile biyoinformatik araçlarla belirlenen hedef genler (TNF-?, IL-1ß, IL-6, IRAK1, TRAF6 ve MyD88) doğrulandı.Bu çalışmanın sonucunda mikroglial aktivasyonla ilişkili miRNA'lar karakterize edilmiştir. Bu miRNA'lardan miR-125b'nin TNF-? ve IL-1ß'yı, miR-132'nin IL-6'yı, miR-146a'nın IRAK1 ve TRAF6'yı ve miR-155'in MyD88'i hedeflediği gösterilmiştir.

LipopolisakkaritlerMakrofaj aktivasyonuMakrofajlar+2
Kemal Uğur Tüfekci
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Alzheimer tipi demansın farklı evrelerinde MMDT alt maddelerinin ayırt ediciliği

Amaç: Mini Mental Durum Testi (MMDT) (Folstein ve ark., 1975) ve Global Bozulma Ölçeği (GBÖ) (Reisberg ve ark., 1982) Alzheimer Hastalığında (AH) bilişsel durumu derecelendirmek için kullanılan basit ve yaygın araçlardır. Bu çalışmanın amacı MMDT Türkçe versiyonun AH'da klinik evrelere göre değişimini araştırmaktır.Yöntem: 1995 ve 2001 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Demans Kliniğine başvuran 337 AH hastasının GBÖ evreleri ve MMDT verileri kullanılmıştır. Uygulanan faktör analizi sonucunda iki faktör yapısı oluşturulmuştur. Ortaya çıkan bu faktör yapısı üzerine lojistik regresyon uygulanmıştır.Bulgular: MMDT skorları ve GBÖ arasında yaş, eğitim ve cinsiyet açısından anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Her bir MMDT maddesi evreleri yordamakta yetersiz kalmaktadır. Ancak 2 faktörlü yapıda, MMDT %74 keskinlikle GBÖ evrelerini öngörebilmektedir.

Bayram Salih Daştan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

İlk kez geliştirilecek olan dokuz eylül zihin teorisi ölçeğinin (DEZTÖ) geçerlik ve güvenirlik çalışması

Amaç: Diğer insanlara zihinsel durumlar atfetme yeteneği olarak bilinen Zihin Teorisi, otizm ve şizofrenide geniş çaplı olarak çalışılmış bir kavramdır. Ancak, literatürde yapılmış çalışmalarda eksikliği sıklıkla belirtilmesine rağmen, bu yeteneği tüm yönleriyle değerlendirebilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, literatürde kullanılmış örneklerinden hareketle geliştirilmiş ?Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği?nin sağlıklı gönüllüler ve şizofreni hastalarında geçerlik ve güvenirliğini saptamaktır.Yöntem: Çalışma 197 sağlıklı gönüllü ve DSM IV ölçütlerine göre Şizofreni tanısını karşılayan 88 hasta grubundan oluşan toplam 285 kişilik bir örneklem ile yapıldı. Sağlıklı gönüllülere ve şizofreni hastalarına sosyodemografik veri formu, Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği (DEZTÖ) ve Empatik Beceri Ölçeği (EBÖ) uygulandı.Bulgular: Çalışmada elde edilen bulgular, DEZTÖ'nün şizofreni hasta grubunda kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu konusunda kanıtlar sağlamıştır. DEZTÖ ile EBÖ, sağlıklı gönüllü grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki göstermezken (r=0.039, p>0.05); iki ölçeğin şizofreni hasta grubunda korelasyon gösterdikleri (r=0.42, p<0.01) bulundu. Sağlıklı gönüllü grubunda DEZTÖ'nün iç tutarlılığının (r=0.67), görüşmeciler arası güvenirliğinin (r=0.99) ve test-tekrar test güvenirliğinin (r=0.80) oldukça yüksek olduğu gösterildi. Ayrıca, DEZTÖ'nün sağlıklı gönüllüler ile şizofreni kontrol grubu arasında ayırt ediciliğinin olduğu (p<0.05) gösterildi. DEZTÖ'nün şizofreni popülasyonunda kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu; ancak sağlıklı gönüllü grubunda, zihin teorisi yeteneğine daha yakın bir özelliği değerlendiren bir ölçekle geçerliğinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşıldı.Sonuç: Bu çalışmayla, ilk kez geliştirilen Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği'nin şizofreni popülasyonunda psikometrik özelliklere sahip bir ölçüm aracı olduğu gösterildi. Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği'nin yetişkin sağlıklı popülasyonunda geçerliğinin yeniden değerlendirilerek kullanılabileceği; şizofreni ve otizm olmak üzere çeşitli yetişkin psikopatolojik popülasyonlardaki çalışamalar ve zihin teorisinin nöral temellerinin gösterileceği nörogörüntüleme çalışmalarına katkıda bulunacağı düşünülmektedir.Anahtar Sözcükler: Zihin teorisi, Zihin Teorisi Ölçeği, şizofreni, otizm

Banu Değirmencioğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Ötimik bipolar hastalarda bilişsel işlevlerin tekli ve çoklu ilaç kullanımına göre kontrollerle karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Amaç: Bipolar bozukluk bilişsel yetilerde bozulmaya yol açan kronik gidişli bir beyin hastalığıdır. Psikotrop ilaçların bilişsel işlevler üzerinde bozucu etkileri olduğuna ilişkin çalışmalar bulunmaktadır.. Bu çalışmanın amacı, tek ve çok ilaç kullanan ötimik bipolar hastalarda bilişsel işlevlerin sağlıklı kontrollerle karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çok ilaç kullanımının tek ilaç kullanımına göre bilişsel işlevler üzerinde bozucu etkisi olabileceği hipotezlenmiştir.Yöntem: Araştırmaya 21 tek ve 27 çok ilaç kullanan DSM-IV tanı ölçütlerine göre bipolar bozukluk tanısı almış, ötimik durumda toplam 48 hasta ve yaş ve cinsiyetçe eşleştirilmiş 40 sağlıklı gönüllü katılmıştır. Klinik durum psikiyatrik muayene, Young mani ve Hamilton depresyon ölçekleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bilişsel işlevler birçok testi içeren kapsamlı bir nörokognitif batarya ile değerlendirilmiştir.. Çoklu ve ikili grup karşılaştırmaları için ilgili non-parametrik, kategorik verilerin karşılaştırılması için ki-kare, ayrıca parametrik ve non-parametrik korelasyon ve çoklu regresyon analizleri kullanılmıştır.Bulgular: Bir çok bilişsel testte her iki hasta grubu da kontrollerden daha kötü performans gösterirken; çok ilaç kullanan hastalar tek ilaç kullanan hastalardan daha iyi performans göstermişlerdir. Tüm grupta eğitim süresi ve hasta grubunda hastalık süresi ile testlerdeki başarı arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Tek ve çok ilaç kullanan hasta grubunda yapılan regresyon analizinde, eğitim ve hastalık süresi kontrol altında tutulduğunda sayı dizisi testi-geriye doğru ölçümleri, çok ilaç kullanan grubun lehine olmak üzere istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.Sonuçlar: Sonuçlar işleyen bellek işlevi üzerinde olası bir ilaç etkisine işaret etmektedir. Hipotezimizin tersine çoklu ilaç kullanımı daha iyi bir işleyen bellek performansı açısından yeğlenen bir seçenek olabilir.Anahtar Sözcükler: bipolar bozukluk, ötimi, bilişsel işlevler

Bilişsel işlevlerBipolar bozukluk
Esra Bilik
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Bipolar bozukluk tanılı ötimik hastalar ve birinci derece akrabalarında dürtüsellik: Sağlıklı kontrollerle karşılaştırmalı bir çalışma

Amaç: Bipolar bozukluk bilişsel süreçlerde bozulmayla seyreden, dürtüsellik özelliğine sahip nöropsikiyatrik bir hastalıktır. Dürtüsellik, çeşitli psikiyatrik bozukluklarda patolojik olarak ortaya çıkan, kişilik boyutunu, davranışsal ve bilişsel bileşenleri içeren çok yönlü bir kavramdır. Dürtüselliğin bipolar bozukluk için belirti şiddetinden ve hastalık dönemlerinden bağımsız, süreğen bir yatkınlık olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, ötimik durumdaki bipolar bozukluk tanılı hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabalarında, dürtüsellik ve risk alma eğilimini eşleştirilmiş sağlıklı bireylerle karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Hastaların ve akrabalarının sağlıklılardan farklı, birbirlerine benzer özellikler göstereceği hipotezlenmiştir.Yöntem: Çalışmanın örneklemini, DSM-IV tanı ölçütlerine göre Bipolar Bozukluk I tanısı almış, en az 6 aydır ötimi durumunda olan ve herhangi bir eşik altı belirtisi bulunmayan 30 hasta ile bu hastaların ulaşılabilinen 25 birinci derece akrabası ve hastalar ile yaş, cinsiyet ve eğitime göre eşleştirilmiş 30 sağlıklı katılımcı oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama araçları olarak, SCID-I yapılandırılmış görüşmesi, SKİP-TÜRK hasta bilgi formları, Barratt Dürtüsellik Ölçeği?11 (BDÖ?11), Balon Analog Risk Testi (BART), Günlük Yaşam Alışkanlıkları Anketi ve Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi kullanılmıştır.Bulgular: Risk almanın davranışsal olarak değerlendirildiği bir ölçüm olan BART'ta bipolar hastalar ve hastalıktan etkilenmemiş birinci derece akrabaları sağlıklı kontrollere göre anlamlı olarak daha az öğrenme davranışı sergilemişlerdir. Bipolar hastalar, BDÖ?11 toplam puanında sağlıklı kontrollere göre anlamlı olarak yüksek puanlar almıştır. Bipolar hastaların hastalık değişkenleri (hastalık süresi, ötimide bulunma süresi, toplam hastalanma dönemi sayısı, hastaneye yatış sayısı gibi) ile ölçek ve test sonuçları arasında bir ilişki bulunmamıştır.Sonuç: Bulgular bipolar bozukluğu olan hastaların iyilik dönemlerinde de devam eden, hastalık özelliklerinden bağımsız dürtüsellik ve risk alma eğilimlerinin olduğunu göstermektedir. Hastaların birinci derece akrabalarında da benzer bir örüntünün görülmesi dürtüselliğin bipolar bozukluk için güçlü bir endofenotip adayı olduğunu görüşünü desteklemektedir.Anahtar Sözcükler: Bipolar Bozukluk, Ötimi, Dürtüsellik, Risk Alma

AkrabalıkBipolar bozuklukRemisyon+1
Ceren Hıdıroğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Bipolar bozukluk tanılı hastaların indüklenmiş pluripotent kök hücrelerinde (IPS) mikroRNA ekspresyon değişimlerinin incelenmesi

Bipolar bozukluk (BB), manik ve depresif dönemler arasındaki iyilik dönemleri (ötimi) ile karakterize edilebilen, yineleyici doğada ve .mür boyu süren nöropsikiyatrik bir hastalıktır. Günümüze kadar, BB üzerine yapılan çalışmalarda hayvan modelleri, biyolojik sıvılar, postmortem beyin dokuları kullanılmıştır. Öte yandan, gelişen indüklenmiş pluripotent kök hücre (IPS) teknolojisi ile hastaya .zgü in vitro model oluşturulabilmesi, bahsedilen diğer modelleme yöntemlerinin taşıdığı sınırlılıkların aşılmasına olanak sağlamıştır. Bu nedenle çalışmamızda, BB hastalarına ve sağlıklı kontrollere ait IPS hücrelerinin nöronlara farklılaştırılarak hastaya özgü in vitro bir model oluşturulması ve bu modelde Nanostring global miRNA profillemesi yapılarak BB hasta grubunda farklı ifade düzeyine sahip miRNA'ların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada toplam ü. BB hastasına ve üç sağlıklı kontrole ait fibroblast örnekleri kullanılmıştır. Bu fibroblastlar Cellular Reprogramming firması tarafından, sentetik mRNA transfeksiyon yöntemi kullanılarak IPS hücrelerine çevrilmiştir. IPS hücreleri teslim alındıktan sonra nöral progenitör hücrelere ve nöronlara farklılaştırılmış ve farklılaşmanın 2.-, 4.- ve 6.- haftalarında RNA izolasyonu yapılmıştır. Tüm RNA örneklerinden Nanostring miRNA profillenmesi ve veri analizi New Mexico Üniversitesi'nde, Doç. Dr. Nikolaos Mellios danışmanlığında gerçekleştirilmiştir. Daha sonra RT-qPCR ile miR-34a artışı doğrulandıktan sonra, hastalık tedavisinde sıklıkla kullanılan bir ilaç olan lityumun miR-34a ifade düzeyine ve diğer parametrelere olan etkileri incelenmiştir. Mali yükü ve iş gücü yükünün büyük olması nedeniyle çalışmaya sadece çok az sayıda BB hastası ve sağlıklı kontrol dahil edilebilmesine bağlı olarak, global miRNA profillemesi sonuçları üzerinde istatiksel bir değerlendirme yapılamamıştır. Bu nedenle profilleme sonucunda en az 1,5-kat farklılık gösteren miRNA'lar belirlenmiştir. Çalışmanın ilerleyen aşamalarında ise, hedef genlerin ve tedavi üzerinde etkili olabilecek olası yolakların analizleri için, ifade düzeyinin tüm farklılaştırma zaman noktalarında ortak olarak arttığı saptanmış olan miR-34a üzerine yoğunlaşılmıştır. Lityumun BB hastalarına ait hücrelerde miR-34a ve hedef genlerinin ifade düzeylerine olan etkilerinin incelendiği deneylerde, lityum tedavisi sonrası miR-34a ifade düzeyinin lityum-responder BB hastasına ait hücrelerde azaldığı ve miR-34a hedef genlerinin ifade düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı şekilde arttığı görülmüştür. Ancak lityum non responder BB hastalarına ait hücrelerde böyle bir etki saptanamamıştır. Devam eden deneylerde, lityum ile akut tedavinin de sadece responder BB hastasına ait hücrelerde proliferasyonu arttırdığı ve nörogenezi tetiklediği saptanmıştır. Ancak çalışmaya sadece ü. BB hastasının dahil edilebilmiş olması ve bu üç hastanın sadece bir tanesinin lityum-responder olması önemli bir kısıtlılıktır. Sonuç olarak, bu tez çalışmasında elde edilen bulgular iki ana başlıkta özetlenebilir: 1) miR- 34a tarafından düzenlenen sinaptogenez ve nörogelişim, BB patogenezinde yer alan yolaklardan biri olabilir ve 2) Hastalığın tedavisinde kullanılan lityum, sahip olduğu terapötik etkisinin bir kısmını miR-34a üzerinden gösteriyor olabilir. Ancak bu bulguların doğru yorumlanabilmesi ve genelleştirilebilmesi için daha büyük hasta kohortlarında doğrulanması gerekmektedir. Ayrıca elde ettiğimiz sonuçların hastalıkla ilişkisinin tam olarak anlaşılabilmesi ve lityumun etki mekanizmasında miR-34a'nın rolü olup olmadığının anlaşılabilmesi için daha fazla hastanın dahil edildiği detaylı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Bipolar bozuklukKök hücrelerLityum+2
Begüm Alural
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mezenkimal kök hücrelerin canlılığı ve stres koşulları altındaki proliferasyonunda kalsiyum/kalmodulin-bağımlı protein kinaz 2 (CAMKII) enzim değişiminin belirlenmesi

Giriş ve amaç: Kalsiyum/Kalmodulin-Bağımlı Protein Kinaz 2 (CaMKII) bir serin treonin protein kinaz ailesinin üyesidir ve nöronal hücrelerde yoğun olarak bulunur. Öğrenme süreci, hafıza oluşumu, sinaptik plastisite üzerinde anahtar role sahip olduğu gösterilmiştir. Bu enzimin inhibisyonunun nöronal hücrelerde apoptozisi önleyebildiği, primer kültürlerde glutamat ile indüklenen nöronal hücre ölümünü zayıflattığı ileri sürülmektedir. Ayrıca CaMKII ile aynı aileye ait olan kalsiyum/kalmodulin bağımlı protein kinaz kinaz (CaMKK) enzim değişiminin ise hematopoetik kök hücre proliferasyonunu kontrol ettiği son yıllarda ileri sürülmüştür. Ancak CaMKII enziminin kök hücre proliferasyonu ve stres koşullarında oluşan hücresel yanıt üzerine etkileri henüz net olarak bilinmemektedir. Bu projede, CaMKII enzim düzeylerindeki değişimlerin mezenkimal kök hücrelerin yaşam süresi ve proliferasyon değişimleri üzerindeki etkilerini ve hidrojen peroksit (H2O2) ile indüklenen stres koşulundaki düzey ve aktivite değişimlerini belirlemek amaçlanmıştır. Ayrıca stres koşullarında enzimin izoform (alfa, beta, gama, delta) ekspresyon değişimlerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Yöntemler: Çalışmamızda insan göbek kordonu Wharton jölesinden (WJ) eksplant yöntemi ile MKH'ler elde edildi. MKH' lerin CD44, CD90, CD105 yüzey antijenlerinin gen ve protein ekspresyon düzey değişimleri RT-qPZR, immünohistokimya ve akış sitometrisi yöntemleri ile gösterilerek karekterize edildi. Hidrojen peroksit ile indüklenen stres koşulunda CaMKII enzimi düzey ve aktivite değişimleri fotometrik olarak, enzim izoform değişimleri ise RT-qPCR yöntemi ile saptandı. CaMKII inhibitörü (KN-93) uygulamasının kök hücre canlılığı ve proliferasyonu üzerine etkisi MTT ve MTS testleri ile belirlendi. Bulgular: Tez kapsamında Wharton Jeli'nden izole edilen kök hücreler kullanılarak Mezenkimal Kök Hücre'lerin (MKH) tanımlanmasında Uluslararası Hücre Tedavisi Derneği'ne (ISCT) göre minimal kritlerler olan adipojenik, osteojenik ve kondrojenik farklılaşma kapasitesi histokimyasal olarak gösterildi. Oksidatif stres oluşturmak amacı ile 30 dakikalık H2O2 (1 mM) uygulamasının kök hücre canlılığını kontrol grubuna göre ~%40-50 oranında azalttığı gösterildi. KN-93 uygulaması ile CaMKII enzim inhibisyonunun H202 uygulaması ile birlikte hücre canlılığını , sadece H202 uygulanan gruba göre daha da azalttığı , negatif inhibitör (KN-92) uygulanmasında bu etkinin olmadığı belirlendi. Wharton Jeli Mezenkimal Kök Hücrelerinin (WJ-MKH) H202 ile tetiklenen stres koşulları altında ağırlıklı olarak CaMKII enziminin Beta izoformunu ekprese ettiği belirlendi. Sonuç: Sonuç olarak literatür taramamıza göre CaMKII enziminin mezenkimal kök hücre canlılığı ve H2O2 ile indüklenen stres koşullarındaki değişimi ilk kez bu tez çalışması ile gösterildi. Çalışmamız ile elde edilen verilerin MKH'lerin stres koşullarına verdiği yanıt mekanizmasının anlaşılmasını, hedefe yönelik kök hücre tedavi stratejilerinin geliştirilmesi için temel basamak sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Mezenkimal Kök Hücre, Wharton Jölesi, Oksidatif Stres, CaMKII, KN-93, KN-92

Hücre çoğalmasıKalmodulinKalmodulin bağlayıcı proteinler+6
Tuğba Şan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Obsesif-kompülsif bozukluk ile NLRP3 inflamazom aktivitesi arasındaki olası ilişkinin araştırılması

Giriş: Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) tanılı hastalarda ve sağlıklı kontrollerde yapılan çalışmalarda belli başlı pro-inflamatuar ve anti-inflamatuar sitokinlerin kandaki düzeyleri incelenmiş ve nöroinflamatuar düzensizliklere işaret edebilecek ipuçları elde edilmiştir. Ancak OKB patogenezinde inflamasyonun yeri tartışmalıdır. Amaç ve Hipotez: Araştırmanın amacı, OKB patofizyolojisinde rol oynadığı düşünülen inflamatuar süreçlerde NLRP3 inflamazomunun olası rolünün ortaya çıkarılması ve klinik özelliklerle ilişkisinin değerlendirilmesidir. Araştırmanın hipotezi, OKB etiyolojisinde rol oynadığı düşünülen inflamasyonun, NLRP3 inflamazomu aracılığıyla etkili olduğudur. Yöntem: Çalışmaya, DSM-IV'e göre OKB tanısı almış, 18-45 yaş arasındaki 51 hasta ve yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş psikiyatrik bir hastalığı bulunmayan, 52 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara "Yapılandırılmış Klinik Görüşme", "Yale Brown Obsesyon ve Kompulsiyon Ölçeği", "Hamilton Depresyon Ölçeği" ve "Hewitt Mükemmeliyetçilik Ölçeği" uygulanmıştır. Periferik kan örneklerinden mononükleer hücrelerden (PKMH) RNA ve protein elde edilerek, NLRP3 inflamazomonu oluşturan proteinleri kodlayan NLRP3, Kaspaz-1 ve ASC genleri ile bu inflamazomun aktivitesini düzenleyen NEK7 geninin mRNA ifade seviyeleri gerçek-zamanlı kantitatif PCR (qRT-PCR) yöntemiyle, protein seviyeleri ise Western Emdirim (blotlama) yöntemiyle belirlenmiştir. Serum IL-1beta ve IL-18 sitokin seviyeleri ELISA yöntemiyle belirlenmiştir. Bulgular: NEK7 ve Kaspaz-1 mRNA ifade seviyelerinin OKB hastalarında kontrollere kıyasla daha yüksek olduğu belirlendi. Regresyon analizi sonucunda, NEK7 mRNA ifade seviyesinin hasta ve sağlıklı grupları ayırıcı olduğu belirlendi. İnflamazom alt birimleri ile OKB alt grupları arasındaki ilişki incelendiğinde, ASC mRNA seviyeleri ile OKB Dini-cinsel obsesyon-kompulsiyon alt grupları arasında ilişki saptandı. Sonuç: Kandaki NEK7 ve Kaspaz-1 gen ifade seviyeleri OKB'de biyobelirteç olarak kullanılabileceği gibi, OKB'deki inflamatuar değişimleri açıklamaya yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Obsesif kompulsif bozukluk, NLRP3, inflamazom, Kaspaz-1, ASC, NEK7

ApoptozisBiyobelirteçlerKaspazlar+2
Melike Tetik Oktay
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Alzheimer hastalığında yeni biyomarker geliştirilmesi: interlökin 18

Alzheimer Hastalıgı (AH), ileri yasta görülen demansların en sık formudur. Kognitif fonksiyonlarda ilerleyici bozulma ile karakterizedir. Klinikte, AH'nın tanısı sekonder nedenlerin ve diger demansif hastalıkların dıslanması ile konur. AH'den sonra yaslılıkta görülen demansın en sık nedeni serebrovasküler inmedir (SV). AH ve SV'nin farklı yapısına ragmen her iki hastalıgında patogenezinde inflamatuar özellikler görülmektedir. nterlökin-18 (IL-18), T ve NK hücrelerinden IFN uyarımını indükleyen proinflamatuar bir sitokindir. IL-18 düzeyi iskemik koroner hastalıkta prognostik bir marker olarak kullanılmaktadır. Bu tez çalısmasında IL-18'in Alzheimer hastalarını kontroller ve serebrovasküler inme hastalarından ayırt edebilecek bir biyomarker olarak kullanılabilirligi arastırılmıstır. Çalısmaya 19 Alzheimer, 10 serebrovasküler inme hastası ve 15 kontrol alınmıstır. IL-18 serum seviyeleri enzim baglı immunosorbent yöntemi (ELISA) ile, gen ekspresyon düzeyleri ise lenfositlerde real-time PCR yöntemi kullanılarak absolut kantifikasyonla belirlenmistir. IL-18 gen ekspresyon düzeyleri serebrovasküler olay hastaları ve kontrollere göre, Alzheimer hastalarında anlamlı olarak artmıstır (p=0,006). Alzheimer hastaları ile kontroller ve yine Alzheimer hastaları ile serebrovasküler inme hastaları arasında serum IL-18 seviyeleri açısından anlamlı fark bulunamamıstır. Buna ragmen, serum IL-18 düzeyleri Alzheimer hastalarının Mini Mental Durum Testi (MMDT) skorları ile korelasyon göstermektedir. Sonuçlar IL-18 in Alzheimer hastalıgının teshisinde aday biyomarker oldugunu düsündürmektedir. Anahtar kelimeler: Alzheimer hastalıgı, serebrovasküler hastalık, inme, interlökin-18, biyomarker

Alzheimer hastalığıSerebrovasküler bozukluklar
Simge Aykan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2007
10
Master'sOpen AccessTR

İnsomnia, apati ve depresyonun alzheimer hastaları ve selim yaşlılarda kognitif işlevlere etkisi

Bu araştırmanın amacı insomnia, apati ve depresyonun Alzheimer hastalığı (ATD) ile olan ilişkisini incelemek ve ATD için bir risk faktörü olup olmadığını belirlemektir. Böylece, kognitif yeti kaybını yavaşlatacak önlemlerin alınması mümkün kılınabilir. Bu amaçla Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde, Alzheimer hastaları ve selim yaşlılardan oluşan bir katılımcı grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma 2 ayrı deney grubu (toplam 32 katılımcı) ve kontrol grubundan (20 katılımcı) oluşmaktadır. Katılımcılar objektif olarak Addenbrooke Kognitif Değerlendirme Bataryası (ACE-R); Promis DSM-5 Düzey 2 Uyku Bozukluğu Ölçeği-Yetişkin Formu (D-UBÖ); Apati Değerlendirme Ölçeği (ADÖ) ve Montgomery Asberg Depresyon Ölçeği (MADDÖ) ile değerlendirilmiştir. ACE-R skorlarından ayrıca mini-mental (SMMT) skorları da elde edilip değerlendirmeye alınmıştır. Veriler değerlendirilirken bağımsız örneklemler t-test; Pearson Korelasyonu; basit doğrusal regresyon analizi ve grup puan farklılıklarının incelenmesi için ise MANOVA ve MANCOVA analizi uygulanmıştır. Sonuçlar: Bulgulara göre kognitif skorlar (p<0,001) kontrol grubundaki katılımcılarda her iki ATD grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. ADÖ puanları her iki ATD grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). D-UBÖ puanları ATD-İn grubunda (p<0,05) ve Non-İn grubunda (p<0,01) kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. MADDÖ puanları (p<0,05) ATD-İn grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Grupların CDR sınıflandırılması bakımından kognitif skorlarında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,01). CDR-depresyon; CDR-insomnia; CDR-apati puanlarının etkileşimi bakımından skorlarında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Tartışma: Sonuçlara göre nörokognitif işlevler insomnia, apati ve depresyonun varlığına ve şiddetine göre farklılaşmaktadır. Apati ve depresyonun şiddetinin azalması kognitif performans artışını güçlü şekilde yordamaktadır. Sonuçlar geriatrik popülasyonda insomnia, apati ve depresyon semptomlarına karşı duyarlı olmanın önemine işaret etmiştir.

Alzheimer hastalığıApatiBilişsel işlevler+3
Aynur Aktürk
Alanya Alaaddin Keykubat University · Institute of Graduate Studies
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Parkinson hastalığında bilişsel egzersiz terapi yaklaşımı'nın etkinliğinin araştırılması

Bu çalışmada Parkinson Hastalığında (PH) Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı (BETY)'nın etkinliğinin araştırılması amaçlandı. PH'li bireyler BETY seanslarına katılan çalışma grubu ve bu seanslara katılmayan kontrol grubu olarak iki gruba ayrıldı. PH'nin evrelemesi için Modifiye Hoehn & Yahr Evreleme Ölçeği (MH&Y); bilişsel durum değerlendirilmesi için Montreal Bilişsel Değerlendirme Testi (MOBİD), genel PH bulgularını değerlendirmek için Birleşik Parkinson Hastalığı Derecelendirme Ölçeği (BPHDÖ); biyopsikososyal durum değerlendirmesi için Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı Ölçeği (BETY-BQ), Beck Depresyon Ölçeği (BECK-D), 8-Maddelik Parkinson Hastalığı Anketi (PHA-8); aktivite düzeyinin değerlendirilmesi için Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeği (Kısa) (UFAÖ-Kısa); dengenin değerlendirilmesi için Berg Denge Ölçeği (BDÖ) kullanıldı. Çalışma grubu (n=10) 12 hafta boyunca haftada 2 gün BETY seanslarına düzenli olarak katılırken, kontrol grubu (n =10) bu seanslara dahil edilmediler. PH'li bireyler incelendiğinde BETY seanslarına dahil edilen çalışma grubu lehine tüm parametrelerde iyileşme görülürken (p<0.05), bu sonuçlar kontrol grubuna yansımadı (p>0.05). Bu çalışma ile biyopsikososyal temelli bir egzersiz yaklaşımı olan BETY, PH'li bireyler için standardize ve isimlendirilmiş bir inovatif model olarak literatüre sunuldu. Çalışmadaki PH'li bireylerin sayısını arttırarak ve farklı objektif sonuç ölçütleriyle kullanımıyla çalışmanın veriminin arttırılması düşünüldü.

Kübra Sargın Baskın
Alanya Alaaddin Keykubat University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel olarak oluşturulmuş epilepsi modelinde udenafilinin elektrofizyolojik etkileri

Epilepsi provoke edilmemiş tekrarlayan nöbetlerle karakterize nörolojik bir hastalıktır. Fosfodiesteraz tip-5(PDE-5) inhibitörleri cGMP yolağını inhibe ederek NO'in daha uzun süre etki göstermesini sağlayan bir moleküldür. PDE-5 inhibitörlerinin penil ereksiyonun yanı sıra bilişsel fonksiyonlar üzerine de etkileri vardır. Çalışmamızda deneysel olarak oluşturulmuş epilepsi modelinde bir PDE-5 inhibitörü olan udenafilin elektrofizyolojik etkilerini araştırmayı amaçladık. Her bir grupta 7 sıçan olacak şekilde 4 grup oluşturuldu. Birinci gruptaki deneklerin 5 dk bazal aktivite kaydı alındıktan sonra epileptiform aktivite oluşturmak üzere intrakortikal 2,5 μl penisilin uygulandı. Epileptiform aktivitenin başlama zamanını, diken dalga sayısını, diken dalga genliğini tespit etmek için EKoG değerleri 180 dk boyunca kayıt altına alındı. Grup 2 ye grup birdekine ek olarak 5 mg/kg intraperitonal diazepam verildikten 5 dk sonra epileptiform aktivite oluşturuldu. Grup 3'e ise 10 mg/kg oral udenafil gavaj yoluyla verildikten 90 dk sonra epileptiform aktivite oluşturuldu. Grup 4'e udenafil verildikten 90 dk sonra diazepam uygulandı ve sonrasında epileptiform aktivite oluşturuldu. Sonuçlar istatiksel olarak değerlendirildiğinde grup 2'deki ilk epileptiform aktivite başlama zamanının diğer gruplara göre daha uzun olduğu görüldü. Diazepam ve udenafil gruplarında diken dalga sıklığının ve genliğinin penisilin grubuna kıyasla düşük olduğu tespit edildi. Sonuç olarak udenafilin erken dönemde epileptiform aktivite başlama zamanı üzerine olumlu bir katkı sağlamadığını, ancak diken dalga sıklığı ve genliği üzerine olumlu etki göstererek geç dönemde antikonvülzan bir etki gösterebileceğini, ayrıca dolaylı etkilerinin diazepamın antikonvülsan etkilerini tamamlayıcı bir role sahip olabileceğini düşünmekteyiz. ANAHTAR KELİMELER: Deneysel, Elektrokortikografi, Epilepsi, Penisilin Sıçan, Udenafil

Uğur Üyetürk
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yıkıcı duygudurum düzenleme bozukluğu ve bipolar bozukluğu olan çocuk ve ergenlerin nöropsikolojik profili

Bu çalışmanın amacı, Bipolar Bozukluk(BB) tanısı olan ve DSM-5'te yeni tanımlanan Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluğu (YDDB) tanısı olan 8-18 yaş arası çocuk ve ergenlerin nörobilişsel işlevselliklerinin nöropsikolojik testler ile değerlendirilmesidir. Bu araştırmada Bipolar Bozukluk ve Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluk tanısı olan çocuk ve ergenlerde Stroop Testi, İşaretleme Testi Türk Formu, Wisconsin Kart Eşleme Testi ve Sayı Dizisi Öğrenme Testi ile değerlendirilmesi ve Bipolar Bozukluk ile Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluğunun nöropsikoljik testler ile potansiyel ilişkinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırma gözlemsel bir olgu-kontrol çalışması olarak planlanmıştır. Araştırmanın örneklemi Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Anabilim Dalı'na başvuran 15 adet Bipolar Bozukluk tanılı ve 6 adet Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluk tanısı alan gönüllü katılımcıdan oluşturulmuştur. Uygulamada katılımcılara çalışma hakkında bilgi verilmiş, bilgilendirilmiş onam formu okunarak doldurmaları istenmiştir. Hastalarla görüşme esnasında sosyodemografik bilgiler ve klinik verileri içeren soruların olduğu form doldurulmuştur. Katılımcılara Stroop Testi, Wisconsin Kart Eşleme Testi, Sayı Dizisi Öğrenme Testi ve İşaretleme Testi Türk Formu uygulanmıştır. Sosyodemografik açıdan Bipolar Bozukluk grubu ve Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluğu olan grup ele alındığında gruplar arasında yaş, cinsiyet, çocuğa yakınlık, ebeveynlerin öğrenim durumları, ebeveynlerin gelir durumları açısından istatiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Nörobilişsel test performansları değerlendirildiğinde, Wisconsin Kart Eşleme Testi alt testlerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır. İşaretleme Testi Türk Formu'nda Düzenli Şekiller, Düzensiz Harfler ve Düzensiz Şekiller alt testlerinde Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluğu olan hastaların Bipolar tanısı olan hastalara göre kötü performans sergiledikleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sayı Dizisi Öğrenme Testi'nin puanları açısından yapılan karşılaştırmalarda ve Stroop Testi'nde gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Çalışmamızdaki bulgular değerlendirildiğinde Bipolar Bozukluk tanılı hastalarda ve Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluğu tanılı hastalarda bilişsel işlevsellik düzeylerinde belirgin kayıp yaşandığı görülmektedir. Bu durum Yıkıcı Duygdurum Düzenleyememe Bozukluğu tanısı olan gençlerin bilişsel açıdan tıpkı Bipolar Bozukluk tanısı olan gençler gibi ciddi güçlükler yaşadığını göstermektedir. Bildiğimiz kadarıyla çalışmamız Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluğu ve Bipolar Bozukluk tanılı çocukların nöropsikolojik açıdan İşaretleme Testi, Stroop Testi ve Wisconsin Kart Eşleme Testi ile karşılaştırıldığı ilk çalışmadır. Çalışmamızda uygulanan testler göz önüne alındığında; Sayı Dizisi Öğrenme Testi, Stroop Testi, İşaretleme Testi Türk Formu ve Wisconsin Kart Eşleme Testi kullanımı önerilebilir. Bu yaygın kullanım gelecekte bu alandaki iyileşmelerin daha çok önemsenmesini beraberinde getirebilir. Mental esneklik, dürtüsellik ve inhibisyon becerilerindeki bozulmalarla Bipolar Bozukluk ve Yıkıcı Duygudurum Düzenleyememe Bozukluğu arasındaki potansiyel ilişkinin net olarak ortaya koyulabilmesi ve mevcut çalışmanın bulgularının güvenirliğinin sağlanması için bu çalışmanın bulguları daha geniş bir örneklemle, uzunlamasına araştırmalara gereksinim vardır.

Affektif bozukluklarBipolar bozuklukDuygudurum+6
İmge Mercanoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni ve bipolar bozukluk için ailesel risk ve sosyal biliş: Şizotipik ve siklotipik özelliklerinin etkisi

Bu çalışmanın amacı şizofreni, bipolar akrabalarında ve sağlıklı kontrollerde görülen şizotipik ve siklotimik mizaç özelliklerinin sosyal biliş ile olan ilişkisini incelemektir. Dokuz Eylül Üniversitesinde gerçekleşen çalışmaya 31 psikoz akraba (AYRP) 43 bipolar akraba (AYRB) ve 35 sağlıklı kontrol (SK) olmak üzere toplamda 109 kişi dahil edilmiştir. Sosyal bilişin zihin kuramı, duygu tanıma, sosyal algı, sosyal bilgi ve atıf stili boyutlarıyla değerlendiren testlerden oluşan bir bataryanın yanında katılımcılardan Şizotipal Kişilik Ölçeği, TEMPS-A Mizaç Ölçeği, Davranışsal Aktivasyon Davranışsal İnhibisyon Sistemleri Ölçeği, Barratt Dürtüsellik Ölçeği ve Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi gibi şizotipiye ve siklotimiye özgü mizaç özelliklerini değerlendiren öz değerlendirme ölçeklerini doldurmaları istenmiştir. Yapılan analizler sonucu sosyal biliş alanlarında AYRB grubunda kısmen bir bozulma görülmesine rağmen AYRP grubunda çeşitli alanlarda bozulmalar saptanmıştır. Bu bozulmalar sözel ZK testinde, sosyal algı ve duygu tanıma testlerinde daha anlamlı sonuçlar vermiştir. Mizaç özelliklerine bakıldığında da AYRP grubunun daha şüpheci (p = 0.015), depresif (p = 0.008), siklotimik (p = 0.020) ve anksiyöz (p = 0.023) oldukları saptanmıştır ancak bu farklar AYRB için söz konusu değildir. Bu ölçek skorlarını ve sosyal biliş etkilerine genel olarak bakıldığında sosyal biliş performansının en kötü ve mizaç özelliklerinin en çok biriktiği grubun AYRP grubu bunu daha ortanca düzeyde bozulmayla AYRB grubunun takip ettiği gösterilmiştir. Özetle, şizofreni akrabalarının bipolar akrabalara kıyasla mizaç özellikleri birikimi ve sosyal bilişteki bozulma açısından daha risk altında bulundukları görülmüştür. Bipolar akrabalar ise daha ortanca bir bozulma seyri göstermişlerdir ancak bu bozulma akrabalar için erken tanı belirteçleri geliştirmek için yeterli seviyede değildir. Bu çalışmanın akrabalarda yapılan diğer çalışmalarla ve nörobiliş performanslarının sosyal biliş performansı üzerine etkileriyle birlikte değerlendiren çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir

Bipolar bozuklukKişisel özelliklerMizaç+4
Muhammed Demir
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda glütenli beslenmenin bilişsel işlevlere NMDA reseptörü aracılı etkisi

Günlük diyetimizin önemli bölümünü oluşturan buğday, çavdar, yulaf içeren besinlerde bulunan glutenin, gluten intoleransı olmayan bireylerdeki etkileri ve bu etkilerin oluşum mekanizması günümüzde hâlen bir tartışma konusudur. Gluten proteini olan gliadine karşı oluşan bir immün yanıtın, gliadin ile NMDA reseptörünün aminoasit dizilimindeki benzerlik sonucu bir çapraz reaksiyona neden olabileceği ve bilişsel fonksiyonları etkileyebileceği hipotezi ileri sürülebilir. Bu çalışmada, gelişim döneminde, glutensiz ve farklı düzeylerde gluten içeren diyetle beslenmenin anksiyete, lokomotor aktivite, öğrenme ve bellek fonksiyonları üzerine etkilerini ve bu etkilerin olası oluşum mekanizmalarını belirlemek amaçlanmıştır. İnfantil dönemden itibaren erkek Wistar albino sıçanlar 3 ay boyunca eşit kaloriye ve protein içeriğine sahip standart (%0,56, n=7), glutensiz (%0, n=8) ve yüksek glutenli (%12,56, n=7) yemle beslendi. Anksiyete ve lokomotor aktivite değişimleri, açık alan testi; öğrenme ve bellek işlevleri, Morris su tankı testi ile değerlendirildi. Beyin dokusu NMDA reseptör düzey değişimlerinin yanı sıra plazma anti-NMDAR, anti-doku transglutaminaz, anti-gliadin antikor ve alfa-2-makroglobulin düzeyleri IIFT ve ELISA yöntemleriyle belirlendi. Ayrıca plazma total protein, albumin ve globulin düzeyleri fotometrik yöntemle ölçüldü. Yüksek gluten grubunun beden kitle indeksi, glutensiz beslenen gruba göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Tüm diyet gruplarında beyin ve serebellum ağırlıkları, NMDA reseptör düzeyleri, anksiyete ve lokomotor aktiviteleri bakımından anlamlı bir fark yoktu. Ancak beyin NMDA reseptör düzeylerinin, düşük anksiyete göstergesi olan açık alan testi merkez alanda bulunma süreleri ile ters yönde korelasyon gösterdi (r=-0,713, p=0,004). Morris su tankı testinde tüm diyet grupları 4 gün eğitimin sonunda benzer mekânsal öğrenme performansı gösterdi. Ancak yüksek gluten grubunun toplam hareket süresi ve hızı, glutensiz gruba göre anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). Ortalama hız 18,20 cm/sn olarak alındığında ise glutensiz grubun platformu bulma süresinin yüksek glutenli gruptan anlamlı olarak kısa olduğu bulundu(p=0,016). Yüksek glutenle beslenme, sıçanlarda, gliadin, doku transglutaminaz ve NMDA reseptörüne karşı immün yanıt oluşturmadı ancak total protein ve globulin düzeylerinin glutensiz beslenen gruba göre anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). Sonuç olarak, literatür taramamıza göre ilk kez bu tez çalışması ile sıçanlarda infantil dönemden itibaren uzun süreli glutensiz ve farklı düzeylerde glutenli diyet ile beslenmenin, fiziksel gelişim, immün yanıt, anksiyete, lokomotor aktivite, öğrenme ve bellek fonksiyonları üzerine etkileri gösterildi.

BilişBilişsel işlevBuğday gluteni+4
Nevin Deniz Kırca
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Multipl sklerozlu bireylerde hastalıkla başa çıkma ve etkileyen bilişsel, fiziksel ve psikososyal faktörlerin ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı MS'li bireylerin hastalıkla başa çıkma ve bu durumu etkileyen bilişsel, fiziksel ve psikososyal faktörlerin ilişkisinin incelenmesidir. Yöntem: Bu çalışmaya 97 MS'li birey dahil edildi. Demografik ve klinik özellikler kaydedildi. Problem çözme, fiziksel yardım, kabul etme, kaçınma, kişisel sağlık kontrolü, enerji tasarrufu, duygusal rahatlama gibi yedi alt ölçeği içeren MS ile Başa Çıkma Ölçeği (CMSS) kullanıldı. Anksiyete ve depresyon düzeyleri Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HAD), yaşam kalitesi EuroQol-5D Yaşam Kalitesi Ölçeği (EQ-5D), stigma Nörolojik Hastalıklarda Yaşam Kalitesi (NöroQoL)-Stigma Ölçeği, nöropsikolojik belirtiler Multipl Skleroz Nöropsikolojik Tarama Testi (MSNQ) ve kişilik Gözden Geçirilmiş Eysenck Kişilik Anketi-Kısaltılmış Formu (EKA-GGK) ile ölçüldü. Bulgular: Fiziksel destek alt ölçeği ile yaş ve hastalık süresi arasında pozitif yönde zayıf düzeyde ve EDSS ile arasında pozitif yönde güçlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (sırasıyla r=.214, p=.035; r=.213, p=.036; r.=582, p=<.001). Fiziksel destek alt ölçeği ile EQ-5D Hareket, Öz bakım, Ağrı ve Sağlık Durumu alt ölçekleri arasında negatif yönde orta düzeyde (sırasıyla r=-.434, p=.000; r=-.482, p=.000; r=-.526, p=<.001), Anksiyete ile arasında negatif yönde zayıf düzeyde ve Olağan Aktiviteler ile negatif yönde güçlü düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (sırasıyla r=-.379, p=<.001; r=-.243, p=.017; r=-.384, p=<.001). Sonuç: MS ile başa çıkmanın bilişsel, fiziksel ve psikososyal faktörlerden etkilenebileceği gösterilmiştir.

Başa çıkmaMultipl sklerozYaşam kalitesi
Özge Sağıcı
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Alzheimer hastalığı ve hafif kognitif bozuklukta vestibüler yetmezlik

Bu çalışmada, Alzheimer hastalığı (AH) ve hafif kognitif bozukluk (HKB) olgularında vestibüler işlevler ve bilişsel işlevler arasındaki nicel ilişkiyi sağlıklı kontrol (SK)'lerle karşılaştırmalı olarak incelemek amaçlanmıştır. Bilişsel işlevi ayrıntılı değerlendiren kapsamlı nöropsikolojik testler uygulanmıştır. Vestibüler sistem, video temelli Baş Çevirme Testi [video Head Impulse Test; (vHIT)] ve vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller [vestibular evoked myogenic potentials; (VEMPs)] ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmaya 31 AH, 34 HKB ve 32 SK olmak üzere toplam 97 kişi katılmıştır. Yaş, gruplar arasında istatistiksel olarak farklı değildir (p = 0.093). Hastalık süresi hasta grupları arasında istatistiksel olarak farklı değildir (p = 0.998). Her bir bilişsel alan grupları ayırmada istatistiksel olarak anlamlıdır (p < 0.001). Vestibüler testlerde, vHIT lateral kanal kazancı AH'de SK'lere göre istatistiksel olarak düşüktür (p = 0.019) ve en az bir semisirküler kanalın etkilendiği kişi sayısına bakıldığında etkilenme oranı AH (%68), HKB (%59) ve SK (%31) olarak bulunmuştur (p = 0.010). Yürütücü işlevler (p = 0.024), dikkat (p = 0.004) ve görsel-mekansal işlevler (p = 0.039) sol posterior kanaldaki etkilenme durumuna göre gruplar arasında istatistiksel olarak farklıdır. Ayrıca, yürütücü işevler posterior kanal çiftindeki etkilenmeye göre gruplar arasında istatistiksel olarak farklıdır (p = 0.024). Diğer yandan, VEMPs yanıtları hem gruplar arasında hem de bilişsel işlevlerde istatistiksel olarak farklı değildir. Bu çalışmanın sonucunda, vestibüler bozuklukların bilişsel işlevler üzerinde etkisi olabileceği, AH ve HKB'de bilişsel işlev kaybının şiddeti arttıkça vestibüler etkilenme oranının da artabileceği, görsel-mekânsal işlevler ve MMDT'nin vHIT ile ölçümlenen vestibüler etkilenmeyle ilişkili olabileceği bulunmuştur.

Alzheimer hastalığıBilişBiliş bozuklukları+4
Koray Koçoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Alzheimer Hastalığı ve Hafif Kognitif Bozukluk Olgularında Göz Hareketleri

Bu çalışmada, Alzheimer Hastalığı (AH) ve Hafif Kognitif Bozukluk (HKB) olgularının prosakkad, antisakkad, mikrosakkad ve görsel tarama ölçümlerini sağlıklı kontrollerle (SK) karşılaştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya, 30 AH ve 32 HKB olguları ile 32 SK dahil edilmiştir. Katılımcıların prosakkad, antisakkad, mikrosakkad ve görsel tarama ölçümleri göz hareketlerini değerlendiren göz izleme cihazıyla; bilişsel işlevleri genel bilişsel durum, dikkat, bellek, yürütücü işlevler, görsel mekânsal işlevler ve lisan alanlarını değerlendiren nöropsikolojik testlerle değerlendirilmiştir. Alzheimer olgularının SK'lere kıyasla prosakkad latansında uzama ile doğru sakkad sayısında azalma gözlenmiştir. AH ve HKB ile HKB ve SK'ler prosakkad ölçümleri açısından benzerdir. AH olgularının SK'lere göre düzeltilmiş sakkad, beklentisel sakkad, ekspress sakkad, hata sayısında artış, latans sürelerinde uzama ile doğru sakkad sayısında azalma ve amplitüdde küçülme; HKB'lere göre düzeltilmiş sakkad, beklentisel sakkad, hata sayısında artış ve latans sürelerinde uzama ile doğru sakkad sayısında azalma bulunmuştur. HKB'de SK'lere göre hata sayısında artış gözlenmiştir. AH'de SK'lere kıyasla mikrosakkad sıklığı ve amplidütünde düşüş gözlenirken, AH ve HKB ile HKB ve SK benzer bulunmuştur. AH'de görsel taramada fiksasyon ve sakkad sayısı SK'lere göre azalmıştır. AH ve HKB ile SK ve HKB grupları görsel tarama açısından farklılık göstermemiştir. Göz hareketleri ölçümleri ile genel biliş, dikkat, bellek, yürütücü işlevler, görsel mekânsal işlevler ve lisan ilişkili bulunmuştur. AH olguları SK'lere göre prosakkad, antisakkad, mikrosakkad ve görsel tarama ölçümlerinde göz hareketi anormallikleri göstermiştir. Göz hareketleri AH'yi HKB ve kontrollerden ayırt etmede olası bir klinik test olarak kullanılabilir.

NöropsikolojiNöropsikolojik testler
Hatice Eraslan Boz
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Eyelink ile kognisyon değerlendirmesi: Sağlıklı bireylerde görsel tarama ve sakkadik göz hareketleri

Bu çalışmanın amacı, sağlıklı bireylerin göz hareketleri ve bilişsel işlevlerle olan ilişkisini değerlendirmek ve normatif veri değerleri sağlamaktır. Çalışmada 18-27, 28-37, 38-47, 58-67 ve 68-77+ yaş aralıklarında 76 sağlıklı katılımcı yer almıştır. Her bir katılımcının bilişsel işlevlerini değerlendirmek için nöropsikolojik test bataryası uygulanmıştır ve göz hareketleri kayıtlanmıştır. Fiksasyon, prosakkad ve antisakkad paradigmaları uygulanarak pupil çapı, göz kırpma sayısı, mikrosakkad, kare dalga, latans, antisakkad hata oranı, düzeltilmiş antisakkad oranı, express sakkad ve beklentisel antisakkad ölçümleri hesaplanarak yaş grupları arasındaki değişimler incelenmiştir. Görsel tarama ve sakkad paradigmaları uygulanarak sakkad sayısı, sakkad sırası, fiksasyon süresi, fiksasyon sayısı, tepki süresi ölçümleri hesaplanmış ve yaş gruplarına göre değişimler incelenmiştir. Bu çalışmada, yaş gruplarına göre göz hareketleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Antisakkad doğru tepki sayısı (p = 0.00), antisakkad amplitüd (p = 0.04), prosakkad amplitüd (p = 0.09), pupil büyüklüğünün (p = 0.01) artan yaş ile anlamlı düzeyde azaldığı izlenmiştir. Antisakkad düzeltilmiş sakkad (p = 0.00), beklentisel (anticipatory) sakkad sayısı (p = 0.02), antisakkad latansı (p = 0.00), toplam sakkad (p = 0.01), yanlış tepki sayısı (p = 0.008), prosakkad latans (p = 0.00), mikrosakkad fiksasyon sıklığının (p = 0.01) ise yaşın artmasıyla anlamlı düzeyde arttığı bulgulanmıştır. Yürütücü işlevler, dikkat, lisan, bellek, görsel mekânsal işlevler ile göz hareketlerinde yaş grupları arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Görsel taramada genel bilişsel durum ve lisan işlevlerinde anlamlılık gözlenmiştir. Fakat, yaş gruplarına göre yapılan görsel tarama analizleri sonucunda ilk fiksasyon süresi, fiksasyon süresi, fiksasyon sayısı ve sakkad sayısında istatistiksel olarak anlamlılık bulunamamıştır Sonuç olarak, bilişsel işlevlerdeki değişimlerin göz hareketleriyle ilişkili olduğu gözlenmiştir. Yaş faktörünün bilişsel işlevler ve göz hareketlerini etkilediği bulgulanmıştır. Görsel tarama ve göz hareketlerindeki bazı ölçümlerin anlamlı çıkmaması daha büyük örneklemli çalışmaların yapılmasının gerekliliğini göstermiştir. Anahtar Sözcükler: bilişsel işlevler, görsel tarama, göz hareketleri, sakkad, yaş Tezin Sayfa Adedi: 109 Danışman: Prof. Dr. Gülden AKDAL HALMÁGYI

BilişBilişsel işlevlerGörsel tarama+6
Işıl Yağmur Tüfekci
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Majör depresif bozuklukta koku algısı ve kokunun hedonik değerlendirmesi

Amaç: MDB'li hastalar ile sağlıklı kontroller arasındaki koku duyusu açısından fark olup olmadığı araştırılmıştır. Ayrıca, bireylerdeki anhedoni düzeyi ile kokulara verilen hedonik puanlamalar arasındaki ilişki de incelenmiştir. Kognitif işlevler ile koku testleri arasındaki ilişki araştırılmıştır. Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'ne başvurmuş majör depresif bozukluk tanısı almış 16 hasta ile yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 11 sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edilmiştir. Katılmcıların depresyon düzeylerini ölçmek için Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği, anhedoni düzeylerini ölçmek için ise TEPS Anhedoni Ölçeği kullanılmıştır. Her iki grup için kognitif işlevler Addenbrook Kognitif Değerlendirme Bataryası ile tespit edilmiştir. Koku duyu performansı Sniffin' Sticks Koku Çubukları ve olfaktometre ile elde edilen uyarılmış potansiyel verileri ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Depresyon hastaları ve sağlıklı kontroller arasında yapılan karşılaştırma sonucunda hasta grupta, koku çubukları testinde koku eşiği (p= 0,000), koku ayırt etme (p= 0,008) ve toplam koku puanlarının (p= 0,000) anlamlı düzeyde düşük olduğu görülmüştür. Olfaktometre bulgularında hasta ve sağlıklı kontroller arasında koku uyaranlarından elde edilen genlik ve latans değerlerinin anlamlı olarak farklılaşmadığı saptanmıştır (p>0,05). Hasta ve sağlıklı kontroller arasında Addenbrook Kognitif Değerlendirme Bataryasına göre toplam puanlar (p=0,002) ile akıcılık (p=0,002) ve bellek (p=0,027) skorları arasında anlamlı bir fark saptanmıştır. Hastaların kognitif işlevlerinin sağlıklı kontrollerden anlamlı düzeyde daha düşük olduğu görülmüştür. Kognitif işlevler ile koku testleri arasında bir ilişki bulunmamıştır 2 (p>0,05). Hasta ve sağlıklı kontrollerin kokulara verdikleri hedonik puanlar karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Kokuların hedonik değerlendirmesi ile anhedoni düzeyleri arasında bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç: Depresyon hastalarında koku duyusunda bozulma olduğu psikofizik testler sonucunda görülmüştür. Kokunun hedonik değerlendirmesi gruplar arasında anlamlı bir fark göstermemektedir. Kokunun hedonik değerlendirmesi ile anhedoni düzeyleri arasında ilişki bulunmamıştır. Koku testleri ile kognitif işlevler arasında bir ilişki bulunmamaktadır. Bulgularımız daha büyük bir örneklemle tekrar araştırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Sniffin' Sticks, kemoduysal uyarılma/olay ilişkili potansiyeller, kognisyon, anhedoni

AnhedoniBilişBilişsel işlev+6
Ezgi Seray Erdoğan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Şizofrenide bilişsel ve sosyal bilişsel bozulma: 4 yıllık izlem çalışması

Şizofrenide nörobilişsel bozukluklar, hastalığın ilk tanımlandığı zamanlardan bugüne ilgi odağı olmuş; yüz yıldan daha uzun süredir çalışılagelmiştir. Şizofreni hastalarının nörobilişsel testlerdeki performanslarının kontrollere kıyasla daha düşük olduğu sıklıkla gösterilmiş olsa da, günümüzde bu bozukluklar tanı ve tedavi süreçlerindeki yerlerini henüz alamamıştır. Bu sebeple halen aktif olarak çalışılmaktadadır. Bu alandaki çalışma konularından birisi de, nörobilişsel bozuklukların şizofreninin klinik belirtileriyle ilişkisidir. Bu konuda yürütülmüş çalışmalarda tutarsız sonuçlar bildirilmekte, bunun sebebinin de hastalığın klinik belirtilerini değerlendirmek amacıyla sık kullanılan araçlardan olan Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS)'nin en yaygın kullanım şekli olan üç-faktör modeli olabileceği vurgulanmaktadır. Özellikle son yıllarda, beş-faktörlü PANSS'la yürütülen çalışmaların sayısı artmaktadır. Bu çalışmanın amacı, şizofreni hastalarının yaşadıkları nörobilişsel bozuklukların hem kesitsel hem boylamsal olarak çok yönlü araştırılması; ayrıca özellikle hastalığın boylamsal seyrinde nörobilişsel bozukluklar ve klinik belirtilerin ilişkisinin, beş-faktörlü PANSS kullanılarak, ortaya koyulmasıdır. Bu amaçla, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklar Polikliniği'ne başvuran 135 şizofreni hastasıyla alandan 51 kontrol ilk çalışmaya alınırken; 135 hastadan 50'si, ortalaması beş yıl olan izlem çalışmasına dâhil edildi. Tüm katılımcılara nörobilişsel testler uygulanırken; hastalara PANSS ve sosyal bilişsel test uygulandı. Kesitsel bulgular hastaların bellek, yürütücü işlevler, dikkat, dil becerilerini değerlendiren testlerde kontrollere kıyasla daha düşük performans sergilediğini; remisyondaki hastaların işitsel dikkat ve kısa süreli akılda tutma beceri performanslarının kontrollerle benzer olduğunu gösterdi. Boylamsal olaraksa, hastaların nörobilişsel ve sosyal bilişsel bozukluklarının zaman içerisinde stabil kaldığı bulundu. Ayrıca, ilk ve izlem değerlendirmesinde remisyonda olan hastaların işlemleme hızı ve dikkat performanslarının zaman içerisinde iyileştiği; remisyonda olmayan hastaların işlemleme hızı ve dikkat performanslarınınsa kötüleştiği belirlendi. Beş-faktörlü PANSS kullanılarak, beş yıl içerisinde, hastaların pozitif, negatif, duygusal sıkıntı faktörlerindeki kötüleşmeleriyle yürütücü işlevler performanslarındaki kötüleşmeleri arasında ilişkiler saptandı. Çalışmamız, şizofrenideki nörobilişsel bozuklukların remisyon evresi ve klinik belirtilerle boylamsal olarak ilişkilerini ortaya koymuş; nörobilişsel bozuklukların tanı ve tedavi süreçlerinde yer alması gerektiğinin önemini vurgulamıştır.

Biliş bozukluklarıBilişsel işlevlerNörobilişsel hastalıklar+2
Banu Değirmencioğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00