Ankara Yıldırım Beyazıt University
Institute

Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Ankara Yıldırım Beyazıt University

3

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

3 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Peyronie hastalığı'nın greft ile cerrahi tedavisinde kullanılan greftlerin kısa ve uzun dönem seksüel sonuçlarının karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızda Peyronie Hastalığı'nın greft ile cerrahi tedavisinde otolog venöz greft, domuz perikard ekstraselüler matrix grefti, domuz intestinal submukozal esktraselüler kollajen matrix grefti ve sığır perikard ekstraselüler matriks greftin kullanımının kısa ve uzun dönem seksüel sonuçlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Ekim 2014–Şubat 2020 tarihleri arasında penil kurvatür nedeniyle üroloji polikliniğine başvuran, Peyronie Hastalığı izlenen 40 dereceden fazla penil kurvatür bulunan ve/veya kompleks penil deformitesi (kum saati deformitesi, menteşe etkisi, penetrasyonu engelleyecek ventral kurvatür) bulunan, eşlik eden erektil disfonksiyon şikayeti bulunmayan, yapılan kavernözometri ve penil renkli doppler ultrasonografi tetkiklerinde arteryel ya da venöz yetmezlik bulunmaksızın Peyronie plağı izlenmesi nedeniyle Peyronie Hastalığı'nın greft ile cerrahi tedavisi uygulanan hastaların retrospektif olarak değerlendirilerek, kullanılan greft materyallerine göre postoperatif sonuçların karşılaştırılması planlanmıştır. Hastalar uygulanan greft materyaline göre: otolog venöz greft, domuz perikard ekstraselüler matriks grefti, domuz intestinal submukozal ekstraselüler kollajen grefti ve sığır perikard ekstraselüler maktriks grefti olarak gruplandırıldı. Elde edilen gruplar preop komorbid hastalıkların cerrahi başarıya etkisi, operasyon süresi, postop kısa ve uzun dönem İİEF-5 skorları; ve postop kurvatür gelişmesi, yara yeri enfeksiyonu, hematom, insizyon kontraktürü, kavernöz kaçak, balonlaşma, kasık bölgesinde hipoestezi gelişmesi, ağrılı plikasyon sütürü, palpabl sütür, his kaybı ve penil uzunluk kaybı açısından karşılaştırılarak greft materyallerinin sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi planlandı. Bulgular: Kliniğimizde Ekim 2014 - Şubat 2020 tarihleri arasında Peyronie Hastalığı' nın greft ile cerrahi tedavisi uygulanan 155 hasta saptandı. Gruplar arası dağılımına bakıldığında otolog venöz greft uygulanan 36, domuz perikard ekstraselüler matrix grefti uygulanan 40, domuz intestinal submukozal ekstraselüler kollajen matrix grefti uygulanan 36 ve sığır perikard ekstraselüler matriks greft uygulanan 43 hasta olduğu değerlendirildi. Karşılaştırılan parametreler açısından otolog venöz greft kullanılan hastaların operasyon süresi anlamlı olarak diğer greft gruplarından uzun izlendi (p<0.05). Kurvatür derecesi arttıkça, istatistiksel olarak anlamlı olarak his kaybının arttığı ve penil kısalmanın arttığı saptandı (p<0.05). Sonuç: Penil kurvatür derecesi ile his kaybı ve penil kurvatür derecesi ile penil kısalma açısından ve greft materyalleri arasında operasyon süresi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Ekstraselüler matriks greftlerinin arasında seçim sebebi olacak belirgin fark izlenmemiş olup, daha geniş hasta grupları ile prospektif randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Peyronie Hastalığı, greft ile cerrahi onarım

Cerrahi-ürogenitalCinsellikEreksiyon+4
Türker Soydaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer perkütan koroner girişim uygulanan st elevasyonlu miyokard infarktüs'lü hastalarda infarktüs lokalizasyonuna göre kalp hızı türbülansı parametrelerinin değerlendirilmesi

Koroner kalp hastalıkları ve komplikasyonları gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde mortalite ve morbiditenin önde gelen nedenleridir. Framingham çalışmasında düzeltilebilir risk faktörlerinin saptanması ve anjina tedavisinde medikal tedavi yerine bypass cerrahisi ya da perkütan koroner revaskülarizasyon uygulanması ile mortalite azaltılmış olmasına rağmen pompa yetersizliği, aritmi, reinfarktüs gibi komplikasyonların erken ve geç dönem morbidite-mortalite üzerine olan olumsuz etkileri devam etmektedir. MI sonrası erken ve geç dönemde prognozu belirleyen birçok faktör vardır. Hastalar risk sınıflandırması yapılarak değerlendirilmeli ve uygun ileri tetkik ve tedavi uygulanmalıdır. Prognostik belirteçler arasında LVEF, yaş, cinsiyet, komorbidite, elektriksel instabilite, ailesel faktörler, noninvaziv testlere alınan yanıt sayılabilir. Özellikle STEMI'dan sonra hastalarda ilk 1 ve 2 yıl içinde şiddetli ventriküler aritmilerden dolayı ani kardiyak ölüm gelişme olasılığı yüksektir. Riski doğrulamak, elektriksel instabiliteyi değerlendirmek için birkaç teknik tasarlanmıştır. Bunlar QT dağılımının ölçümü, ambulatuvar EKG kayıtları, sinyal ortalamalı elektrokardiyogram, kalp atım oranı değişkenliğinin ölçümü, kalp atım hızı türbülansındaki azalmanın değerlendirilmesidir. Literatürde ilk defa Schmidt ve arkadaşları tarafından kullanılan kalp hızı türbülansı ventriküler erken atım sonrası sinüs hızındaki fizyolojik değişiklikler olarak tanımlanmakta ve barorefleks duyarlılığının bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Kalp hastalarında bozulmuş kalp hızı türbülansının mortalite ile ilişkili olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. KHT parametreleri olan TB ve TE'nin normal değerleri sırasıyla ≤%0 ve ≥2.5 ms/RR olarak saptanmıştır. Çalışmamızda MI lokalizasyonuna göre iki gruba ayrılan ve primer perkütan koroner girişim uygulanan ST elevasyonlu MI hastalarında TB ve TE parametrelerini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmaya toplam 48 hasta dahil edildi. Anterior ve Inferior olarak gruplandırılan hastaların KHT parametreleri karşılaştırıldı. 9 hastada (%18.7) TB değeri anormal saptandı. TE ise tüm hastalarda normal olarak hesaplandı. İki grup arasında TB ve TE değerleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilemedi (TB için p=0.483 ve TE için p=0.733).

Özge Özcan Abacıoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sisplatinin neden olduğu iç kulak hasarını önlemede intraperitoneal resveratrolün (trans-3,4'5,-trihidroksisitilben) koruyucu etkinliği

Ototoksisite çeşitli terapötik ajanlar ve kimyasal maddelerle karşılaşma sonucu koklear ve vestibüler organda ortaya çıkan hasarlanmaya verilen genel bir isimdir. İç kulağın çeşitli kimyasal maddelere karşı duyarlılığı yüzyıllardan beri bilinmektedir ve günümüzde de ototoksisite, işitme kaybı ve denge bozukluğuna yol açan önemli bir nedendir. İnsan ve hayvan çalışmalarında sisplatinin stria vaskülaris ve Korti organında değişikliklere neden olduğu gösterilmiştir. İlk etki kokleanın bazal kıvrımındaki DTH'dedir ve ilerleyici olarak daha apikaldekiler ve İTH etkilenir. Sisplatin özellikle koklea içerisinde reaktif oksijen türevlerinin oluşumunu artırır. Serbest radikal oluşumu intraselüler glutatyon seviyelerinin azalması ve böylece antioksidan enzim aktivitesindeki değişiklikler sonucu oluşur. Antioksidan defans sistemindeki bozukluk lipit peroksidasyonunda artışa neden olur ve böylece tüylü hücreler, destek hücreleri, stria vaskülaris ve adituar sinirlerde apopitozise yol açar . Ototoksitite için odyolojik monitorizasyon ve mümkünse ototoksisiteye neden olan ilacın kesilmesi en temel yaklaşımdır. Birçok çalışmada sisplatin kaynaklı ototoksititeyi engellemek için çeşitli kemoprotektif ajanlar kullanılmıştır. Ancak üzerinde görüş birliğine varılmış ideal bir ilaç henüz bulunmamaktadır. S.B. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Kulak Burun Boğaz Kliniği ve Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Ana Bilim Dalı Deney Hayvanları Laboratuvarında 25 Mayıs – 25 Haziran 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilen çalışmamızda ototoksisite oluşturduğumuz ratlarda intraperitoneal yoldan uyguladığımız resveratrolün ototoksisite sonucu ortaya çıkan ABR ve eşik dB değerlerine etkisini, kontrol grubu ile karşılaştırdık. Resveratrolün, sisplatin bağımlı ototoksisiteyi dolaylı olarak yansıtan ABR1,ABR4, ABR1-4 intervali ve eşik dB değerlerindeki bozulmayı istatistiksel olarak anlamlı oranda iyileştirdiğini saptadık.

Gökçe Şimşek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2011
00