Ankara Yıldırım Beyazıt University
Institute

Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Ankara Yıldırım Beyazıt University

4

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

4 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antiepileptik ilaç kullananlarda artmış ateroskleroz riski

Son zamanlarda yapılan çalışmalarda kronik epilepsi ve uzun süreli antiepileptik ilaç (AEĐ) kullanımının ateroskleroz gelişimi ile ilişkili olabileceğini düşündüren sonuçlar bildirilmiştir. Biz bu çalışma ile uzun süreli AEĐ kullanan hastalarda antiepileptik ilaçların aterosklerozun risk belirteçleri ve aterosklerozun bir göstergesi olarak karotis intima media kalınlığı (ĐMK) ile olası ilişkisini göstermeyi amaçladık. Çalışmaya, 3 yıl veya daha uzun süre Karbamezapin (KBZ) ve Valproik asit (VPA) monoterapisi alan ve KBZ veya VPA 'nın yanı sıra en az 2 yıldır ikinci bir antiepileptik ilaç kullanan (politerapi) 92 hasta alındı. Kontrol grubuna ise benzer demografik özelliklere sahip 31 sağlıklı birey alındı. Her iki grubunun açlık kan şekeri, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, lipid profili (Trigliserid, Total Kolesterol, HDL-k, LDL-k), homosistein, Hs-CRP, ürik asit (ÜA), Lp(a), folat, vitamin B12, düzeylerine bakıldı. Karotis ĐMK ölçümü, kranial manyetik rezonans görüntüleme ve yapılamayan hastalara bilgisayarlı beyin tomografisi yapıldı. Homosistein düzeyleri VPA, KBZ ve politerapi gruplarında kontrol grubuna göre daha yüksekti. VPA monoterapi grubunda KBZ monoterapi ve politerapi grubuna göre Ürik asit (ÜA) seviyeleri daha yüksekti. KBZ monoterapi grubunda Hs-CRP düzeyi VPA monoterapi, politerapi ve kontrol grubuna göre daha yüksekti. Total kolestrol seviyeleri KBZ monoterapi grubunda VPA monoterapi grubu ve kontrol grubunda olduğundan daha yüksekti. Hasta ve kontrol grupları arasında ise ĐMK artışı yönünden farklılık olmamakla beraber hasta grubunda Karotis ĐMK ile yaş, vücut kitle indeksi, T- kol, LDL-k, Hs-CRP ve homosistein düzeyleri arasında pozitif bir korelasyon olduğu görüldü. Hastalık süresi, ilaç kullanım süresi ve dozu ile ĐMK değerleri arasında herhangi bir ilişki saptanmaması uzun dönem AEĐ kullanımının ateroskleroz gelişimini artırmadığını düşündürmektedir. Ancak ateroskleroz risk faktörlerinin hasta grubumuzda daha belirgin olması uzun dönem AEĐ kullanımının aterosklerotik süreçde indirekt kümülatif etkisi olduğunu destekleyebilir. AEĐ kullanımının ateroskleroz oluşumuna zemin hazırlayıp hazırlamadığını değerlendirmek için yeni uzun dönem takip çalışmaları planlamak daha uygun olacaktır.

Elif Banu Söker
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dispeptik yakınmalar nedeniyle endoskopi ünitesine başvuran hastalarda barret özefagus sıklığı: Endoskopik ve histopatolojik korelasyon

Giriş: Barret Özefagus, distal özefagusta skuamöz epitelin, intestinal metaplazili kolumnar epitele dönüşmesidir. Barret Özefagus premalign bir lezyon olup özefagus adenokarsinomu gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Barret özefagusun kronik gastroözefageal reflü hastalığının bir komplikasyonu olarak ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu çalışmada dispeptik yakınmalar ile endoskopi yapılan hastalarda barret özefagus sıklığını belirlemek, endoskopik olarak barret olarak tanımlanan mukozadan alınan biyopsilerde histopatolojik olarak barret özefagus sıklığını araştırmak planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği'ne dispeptik şikayetlerle başvuran 18 yaşından büyük toplamda 41.268 hastanın endoskopik verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Endoskopik barret özefagus saptanan toplamda 840 hastadan alınan biyopsi örnekleri histopatolojik olarak değerlendirildi. Bulgular: 840 hastanın 367'si kadın, 473'ü (%56) erkek idi. Tüm hasta grubunda ortanca yaş 51 (17-91) idi. Hastaların 818'sinde kısa segment barret özefagus, 22'sinde uzun segment barret özefagus tespit edildi. Alkol kullanan, endoskopisinde HH ve özefajit saptanan hastalarda, barret özefagus prevalansı daha yüksek bulunmuştur. Barret özefagusun; yaş, cinsiyet ve semptom süresi ile pozitif ilişkili olduğu saptanmıştır. Endoskopik olarak kısa segment barret özefagus saptanan hastaların 414'ünde (%50.6) histopatolojik barret özefagus saptanmıştır. Uzun segment barreti olan hastaların ise 9'unda (%40.9) patolojik barret özefagus saptanmıştır. Sonuç: Barret özefagus ülkemizde sanıldığından daha sık olarak gözlenmektedir. Barret özefagus tanısında doğruluk oranının artması için; endoskopik değerlendirme sırasında doğru alandan biyopsi alınması ve bu alınan biyopsi örneğinin gastrointestinal alanda uzman patologlar tarafından değerlendirilmesi gereklidir. Anahtar Kelimeler: Barret özefagus, Dispepsi, Endoskopi, Gastroözefegeal reflü

Barrett özofagusuDispepsiEndoskopi+2
Yavuz Emre Parlar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer perkütan koroner girişim uygulanan st elevasyonlu miyokard infarktüs'lü hastalarda infarktüs lokalizasyonuna göre kalp hızı türbülansı parametrelerinin değerlendirilmesi

Koroner kalp hastalıkları ve komplikasyonları gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde mortalite ve morbiditenin önde gelen nedenleridir. Framingham çalışmasında düzeltilebilir risk faktörlerinin saptanması ve anjina tedavisinde medikal tedavi yerine bypass cerrahisi ya da perkütan koroner revaskülarizasyon uygulanması ile mortalite azaltılmış olmasına rağmen pompa yetersizliği, aritmi, reinfarktüs gibi komplikasyonların erken ve geç dönem morbidite-mortalite üzerine olan olumsuz etkileri devam etmektedir. MI sonrası erken ve geç dönemde prognozu belirleyen birçok faktör vardır. Hastalar risk sınıflandırması yapılarak değerlendirilmeli ve uygun ileri tetkik ve tedavi uygulanmalıdır. Prognostik belirteçler arasında LVEF, yaş, cinsiyet, komorbidite, elektriksel instabilite, ailesel faktörler, noninvaziv testlere alınan yanıt sayılabilir. Özellikle STEMI'dan sonra hastalarda ilk 1 ve 2 yıl içinde şiddetli ventriküler aritmilerden dolayı ani kardiyak ölüm gelişme olasılığı yüksektir. Riski doğrulamak, elektriksel instabiliteyi değerlendirmek için birkaç teknik tasarlanmıştır. Bunlar QT dağılımının ölçümü, ambulatuvar EKG kayıtları, sinyal ortalamalı elektrokardiyogram, kalp atım oranı değişkenliğinin ölçümü, kalp atım hızı türbülansındaki azalmanın değerlendirilmesidir. Literatürde ilk defa Schmidt ve arkadaşları tarafından kullanılan kalp hızı türbülansı ventriküler erken atım sonrası sinüs hızındaki fizyolojik değişiklikler olarak tanımlanmakta ve barorefleks duyarlılığının bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Kalp hastalarında bozulmuş kalp hızı türbülansının mortalite ile ilişkili olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. KHT parametreleri olan TB ve TE'nin normal değerleri sırasıyla ≤%0 ve ≥2.5 ms/RR olarak saptanmıştır. Çalışmamızda MI lokalizasyonuna göre iki gruba ayrılan ve primer perkütan koroner girişim uygulanan ST elevasyonlu MI hastalarında TB ve TE parametrelerini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmaya toplam 48 hasta dahil edildi. Anterior ve Inferior olarak gruplandırılan hastaların KHT parametreleri karşılaştırıldı. 9 hastada (%18.7) TB değeri anormal saptandı. TE ise tüm hastalarda normal olarak hesaplandı. İki grup arasında TB ve TE değerleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilemedi (TB için p=0.483 ve TE için p=0.733).

Özge Özcan Abacıoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sisplatinin neden olduğu iç kulak hasarını önlemede intraperitoneal resveratrolün (trans-3,4'5,-trihidroksisitilben) koruyucu etkinliği

Ototoksisite çeşitli terapötik ajanlar ve kimyasal maddelerle karşılaşma sonucu koklear ve vestibüler organda ortaya çıkan hasarlanmaya verilen genel bir isimdir. İç kulağın çeşitli kimyasal maddelere karşı duyarlılığı yüzyıllardan beri bilinmektedir ve günümüzde de ototoksisite, işitme kaybı ve denge bozukluğuna yol açan önemli bir nedendir. İnsan ve hayvan çalışmalarında sisplatinin stria vaskülaris ve Korti organında değişikliklere neden olduğu gösterilmiştir. İlk etki kokleanın bazal kıvrımındaki DTH'dedir ve ilerleyici olarak daha apikaldekiler ve İTH etkilenir. Sisplatin özellikle koklea içerisinde reaktif oksijen türevlerinin oluşumunu artırır. Serbest radikal oluşumu intraselüler glutatyon seviyelerinin azalması ve böylece antioksidan enzim aktivitesindeki değişiklikler sonucu oluşur. Antioksidan defans sistemindeki bozukluk lipit peroksidasyonunda artışa neden olur ve böylece tüylü hücreler, destek hücreleri, stria vaskülaris ve adituar sinirlerde apopitozise yol açar . Ototoksitite için odyolojik monitorizasyon ve mümkünse ototoksisiteye neden olan ilacın kesilmesi en temel yaklaşımdır. Birçok çalışmada sisplatin kaynaklı ototoksititeyi engellemek için çeşitli kemoprotektif ajanlar kullanılmıştır. Ancak üzerinde görüş birliğine varılmış ideal bir ilaç henüz bulunmamaktadır. S.B. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Kulak Burun Boğaz Kliniği ve Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Ana Bilim Dalı Deney Hayvanları Laboratuvarında 25 Mayıs – 25 Haziran 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilen çalışmamızda ototoksisite oluşturduğumuz ratlarda intraperitoneal yoldan uyguladığımız resveratrolün ototoksisite sonucu ortaya çıkan ABR ve eşik dB değerlerine etkisini, kontrol grubu ile karşılaştırdık. Resveratrolün, sisplatin bağımlı ototoksisiteyi dolaylı olarak yansıtan ABR1,ABR4, ABR1-4 intervali ve eşik dB değerlerindeki bozulmayı istatistiksel olarak anlamlı oranda iyileştirdiğini saptadık.

Gökçe Şimşek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2011
00