
24
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Büyük Menderes Havzası'nın batısındaki doğal ortam ile arazi kullanımı arasındaki ilişkiler
TOPRAKSU Teşkilatı, ABD Toprak Muhafaza Servisi tarafından kullanılan arazi kabiliyet sınıflandırma sistemini esas alarak ülkemizde arazileri kabiliyet sınıflarına ayırmıştır. Hâlihazırda bu sınıflandırma sistemi kullanılmakta, toprak ve arazi ile ilgili pek çok çalışmaya temel dayanak oluşturmaktadır. Ancak bu sınıflandırma sisteminde dikkate alınan ölçütler, kullanılan metot ve materyalin, ülkemizin koşullarına fazla uygunluk gösterdiği söylenemez. Şöyleki iklim elemanları ile engebeli ve dağlık alanlarda toprakların aşınmasıyla yüzeye çıkan ana materyalin toprak oluşumu ve arazinin kabiliyet sınıfları ayrımı üzerindeki etkisinin yeterince değerlendirilmediği, bu sınıflandırma sisteminin daha çok tarım topraklarıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır (Atalay ve Gökçe Gündüzoğlu, 2015, 9). Bu çalışmanın amacı araştırma sahasının anamateryal-toprak özellikleri, jeomorfoloji-topografya koşulları, iklim unsurlarına ait özellikler ve bitki örtüsünden oluşan doğal ortam koşullarını dikkate alarak arazileri yetenek sınıflarına ayırmak, ideal kullanım biçimlerini ortaya koymak ve arazilerin mevcut kullanımından kaynaklanan sorunlara çözüm önerilerini sunmaktır. Bu amaçla sıcaklık, buhar basıncı, buharlaşma, bağıl nemlilik ve yağışa ilişkin veriler Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünden temin edilmiştir. Toprak tiplerinin fiziksel ve kimyasal özelliklerine ilişkin bilgiler için toprak numunelerinin laboratuvar analiz sonuçlarından faydalanılmıştır. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından arazilerin nitelikleri ile ilgili veriler sağlanmış, mevcut arazi kullanım durumu için 2018 yılına ait CORINE veri tabanından, 2020 yılına ait Landsat uydu görüntüleri ve saha gözlemlerinden yararlanılmıştır. Çalışmada karma araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışma sahamız Ege Bölgesi'nin Ege Bölümü'nde Büyük Menderes Havzası'nın batısında, 37º2ʹ - 38º1ʹ kuzey enlemleri, 27º - 28º 1ʹ doğu boylamları arasında yer almaktadır. Sahanın sınırlarının belirlenmesinde, farklı litolojideki ana materyal, toprak türleri ve yükselti, eğim, bakı gibi topografya koşulları ile iklim unsurlarında görülen farklılıkların arazilerin nicelik ve niteliklerini, yetenek sınıflarını ve kullanım biçimlerini nasıl etkilediği hususu dikkate alınmıştır. Çalışma sahasının kuzeyinde Aydın dağları ve bu dağların güneybatı uzantısı olan Dilek Yarımadası dağları, güneyinde ise Menteşe dağları yer almaktadır. Oluşum itibariyle birer horst olan bu dağlar arasında Büyük Menderes graben sahası ve bu sahada da Aydın, Germencik, Koçarlı ve Söke ovaları, Menteşe dağlık alanı içinde ise Karpuzlu, Turgut ve Milas ovaları yer almaktadır. Dağların güney ve kuzey yamaçlarından ova tabanına doğru Neojen kumlu, killi depolar, Pliyo-Kuvaterner konglomera, kumlu killi depolar ile birikinti koni ve yelpazeleri bulunmaktadır. Söke Ovası'nın güneybatısında Didim Platosu yer almaktadır. Dağlık alanlarda gnays, kuvarsit, kuvarsit şist ve granit üzerinde kumlu ve kumlu balçık bünyede kireçsiz kahverengi orman toprakları, mermer ve kireçtaşları üzerinde çatlak ve tabaka aralarında killi bünyede Kırmızı Akdeniz toprakları oluşmuştur. Aydın ve Dilek Yarımadası dağlarının güney eteklerinde, Karpuzlu, Turgut ve Milas ovalarını çevreleyen dağların yamaç eteklerinde orta ve kaba bünyeli, ovaların kenar kesimlerinde ise orta ve ince bünyeli kolüvyal toprakları yer alır. Ayrıca Yeniköy ve Balat'ın güneyinden Ege Denizi'ne kadar uzanan Neojen arazisinde killi balçık bünyede rendzina toprakları, ova tabanlarında muskovit pulları içeren kum, mil, kil boyutundaki tortulların oluşturduğu alüvyal topraklar, deniz kıyısında ve Bafa Gölü kıyılarında hidromorfik alüvyal topraklar bulunur. Çalışma sahamızda Akdeniz iklim özellikleri görülmektedir. Sıcaklık yüksek olup ovalarda vejetasyon dönemi bütün yılı kapsamaktadır. İlk don olayı Aralık ayının son haftasında, son don olayı ise Şubat ayının ikinci haftasında meydana gelir. Yıllık toplam yağışın yarısı kış döneminde, geriye kalanı da ilkbahar ve sonbaharda oluşmaktadır. Bağıl nemliliğin düşük, buharlaşmanın yüksek olduğu yaz dönemi kurak geçer. Çalışma sahamızda 1000-1200 m yükseltilere kadar içinde makilerin de bulunduğu kızılçamlardan oluşan alt Akdeniz orman kuşağı, bu kuşağın üzerinde meşe, karaçam, ardıç ve kısmen fıstık çamından oluşan Akdeniz dağ kuşağı ormanları yer alır. Sulak alanlarda sucul bitkiler, tuzlu sahalarda tuza dayanıklı otsu türler bulunmaktadır. Genellikle ovalarda yer alan işlemeli tarıma uygun arazilerin yetenek sınıflamasında toprak kalınlığı, arazinin drenaj durumu, ıslaklık, sel basması, tuzluluk, alkalilik durumu ve arazinin kullanım yoğunluğu, dağlık engebeli alanlardaki arazilerin yetenek sınıflamasında ise fizyografik konum, eğim derecesi, etkili toprak derinliği, taşlılık, kayalık, anamateryalin fiziksel ve kimyasal özelliğine bağlı olarak verimlilik durumu, bitki örtüsü türü ve dağılım yoğunluğu esas alınmıştır. Buna göre çalışma sahasının toplam arazi varlığının %35,3'ünü tarım arazileri, %64,7'si tarıma uygun olmayan araziler oluştururken TOPRAKSU Teşkilatı tarafından yapılan arazi yetenek sınıflamasında tarım arazileri %33,3, tarıma uygun olamayan araziler %66,7 olarak belirtilmiştir. Başka bir değişle TOPRAKSU Teşkilatı tarafından yapılan arazi yetenek sınıflaması ile sahanın doğal ortam koşulları dikkate alınarak yapılan arazi yetenek sınıflaması karşılaştırıldığında hem tarıma uygun olan arazilerde hem de tarıma uygun olmayan arazilerde %2 oranında bir değişme belirlenmiştir. Tarım arazilerinde %2 artış gerçekleşirken tarıma uygun olmayan arazilerde %2 azalma söz konusudur. Tarım arazilerindeki en büyük değişim %9,6'lık bir artış ile II. yetenek sınıfı arazilerde, en az değişim ise %0,7'lik bir artışla IV. yetenek sınıfı arazilerde gerçekleşmiştir. Tarıma uygun olmayan arazilerde en fazla değişim %7,9 oranında bir azalma ile VI. yetenek sınıfı araziler, en az değişim ise %0,7'lik bir artışla VIII. yetenek sınıfı arazilerde gerçekleşmiştir. Arazi yetenek sınıflarının değişim yönleri incelendiğinde en fazla değişim %28,6 ile III. yetenek sınıfı iken II. yetenek sınıfı olan arazilerde, ikinci olarak %13,5 ile VI. yetenek sınıfı iken VII. yetenek sınıfı olan arazilerde, üçüncü olarak da %9 ile I. yetenek sınıfı iken II. yetenek sınıfı olan arazilerde gerçekleşmiştir. Çalışma sahasının yukarıda belirtilen doğal ortam koşulları dikkate alındığında ovalarda herhangi bir toprak sorununun yaşanmadığı, verimlilikleri iyi olan, yılda ikiden fazla ürün hasatının yapıldığı araziler I. yetenek sınıfı, ıslaklık sorununun drenajla halledilebildiği ve yılda iki kez ürün hasatının yapıldığı araziler II. yetenek sınıfı, drenaj yetersizliğinin görülmeye başlandığı, orta derecede tuzluluk ve alkalilik sorunlarının yaşandığı araziler III. yetenek sınıfı, yağışlı dönemde drenajın yetersiz olduğu, ıslaklık, tuzluluk, alkalilik sorunlarının yaşandığı ancak, toprakların yıkanmaya tabi tutularak geçici de olsa bu sorunların aşıldığı ve tarımsal faaliyetlerin sürdürüldüğü araziler IV. yetenek sınıfı olarak değerlendirilmiştir. TOPRAKSU Teşkilatı tarafından yapılan arazi yetenek sınıflamasında, doğal ortam koşullarına göre II. yetenek sınıfı olan bazı araziler III. yetenek sınıfı, IV. yetenek sınıfı olan bazı araziler de VI. yetenek sınıfı olarak değerlendirilmiştir. Bu arazilerde çoğunlukla pamuk tarımı yapılmakla birlikte yer yer buğday ve mısır da yetiştirilmektedir. Tuzluluk ve alkalilik sorunların yaşandığı arazilerin yıkanma işlemine tabi tutulması ve salma sulama yönteminin kullanılması uzun vadede toprak tuzluluğunu arttıracaktır. Bu nedenle su isteği az olan bitkilerin tarımına öncelik verilmeli, tuzluluk ve alkaliliğin azaltılmasına yönelik daha kapsamlı, uzun süreçli etkili eylem planları hazırlanmalı ve vakit geçirilmeden uygulanmalıdır. Denize yakın kesimlerde tuza dayanıklı otsu türlerin yer aldığı mera sahaları V. yetenek sınıfı araziler olarak değerlendirilmiştir. Rüzgar erozyonu riskinin bulunduğu bu sahalar aşırı otlatmaya maruz bırakılmamalıdır. Seyrek tuzcul bitkilerin bulunduğu araziler VI. yetenek sınıfı, sucul bitkilerle kaplı bataklık sahalar VIII. yetenek sınıfı araziler olarak değerlendirilmiştir. Yaban hayatının devamlılığı için bataklık sahaların düzenlenerek koruma altına alınması önem taşımaktadır. TOPRAKSU Teşkilatı tarafından yapılan arazi yetenek sınıflamasında tuza dayanıklı bitkilerin bulunduğu mera sahaları VI. yetenek sınıfı, sucul bitkilerle kaplı bataklık sahalar VII. yetenek sınıfı araziler olarak değerlendirilmiştir. Ovaların kenarlarına doğru orta ve ince bünyeli derin ve orta derinlikteki kolüvyal toprakların yer aldığı araziler III. ve IV. yetenek sınıfı, kaba bünyeli kolüvyal toprakların bulunduğu yamaç eteklerindeki araziler V. yetenek sınıfı olarak değerlendirilmiştir. Fizyolojik derinliğin fazla, verimliliğin ise düşük olduğu bu arazilerde genellikle zeytin tarımı yapılmaktadır. Kökleri derine inebilen incir ve üzüm gibi meyvelerin tarımı yaygınlaştırılmalı, toprak verimliliği arttırılmalıdır. Yamaçların zeytin tarımına açılan ya da bitki örtüsüyle kaplı olan kesimleri VII. yetenek sınıfı, bitki örtüsünden yoksun çıplak kesimleri ile kayalıklar VIII. yetenek sınıfı olarak değerlendirilmiştir. TOPRAKSU Teşkilatı tarafından yapılan arazi yetenek sınıflamasında kaba bünyeli kolüvyal toprakların bulunduğu yamaç eteklerindeki araziler çoğunlukla VI. yetenek sınıfı, bitki örtüsünden yoksun çıplak alanlar VII. yetenek sınıfı araziler olarak değerlendirilmiştir. Zeytin tarımının yapıldığı yamaç arazilerinde su ve toprak muhafazasına yönelik olarak yeterince önlem alınmalıdır. Çıplak sahalardan uygun olanları güneş enerjisinden faydalanma amaçlı olarak yararlanılabilir. Yüksek kesimlerde düz veya düze yakın araziler IV. yetenek sınıfı, eğimin az olduğu, bitki örtüsüyle kaplı orman ve mera sahaları VI. yetenek sınıfı olarak değerlendirilmiştir. Kumlu ve kumlu balçık bünyede kireçsiz kahverengi orman topraklarının yaygın olduğu bu arazilerde fıstık çamı dikimine daha fazla ağırlık verilmelidir. Anahtar Kelimeler: Büyük Menderes Havzası, arazi yetenek sınıfları, arazi kullanımı.
Enderunlu Fazıl Divanı (metin-inceleme)
Enderunlu Fâzıl, 18. yüzyıl sonu ile 19. yüzyıl başında yaşamış, Mahallileşme cereyanını bir adım öteye götürdüğü kabul edilen, sonradan öğrendiği Türkçeyle başta Divanı olmak üzere Hûbânnâme, Zenânnâme, Çenginâme gibi devrinin gündelik hayatına ışık tutan eserler kaleme almış Arap kökenli bir Divan şairidir. Bu çalışma şairin daha önce yapılan çalışmalarda sınırlı sayıda nüsha üzerinden bazı bölümleri Latin harflerine aktarılmış olan Divan'ın tenkidli metninin hazırlanması ve bu metin üzerinden eserin incelemesinin yapılması esasına dayanmaktadır. Bu çalışma altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde bu çalışmanın amaç ve önemi ile sınırlılıkları ifade edilmiştir. İkinci bölümde kuramsal ve kavramsal çerçeve çizilmiş, ilgili araştırmalara yer verilmiştir. Üçüncü bölüm araştırma modeli, veri toplama ve analizi sürecine açıklık getirilen yöntem bölümüdür. Dördüncü bölüm çalışmamızın bulgular bölümüdür. Bu bölümde Fâzıl'ın hayatı, edebi kişiliği, eserleri hakkında bilgiler verilmiş, çalışmamızın asıl konusunu teşkil eden Divan'ı şekil, dil ve üslup özellikleri ve tematik hususiyetlerine göre incelenmiştir. Eserin tematik incelemesi yapılırken eserin bölümleri esas alınmış ve her bölüm bir bütün halinde incelenmiştir. Kasideler işledikleri konulara, bölümlerine ve memduhlarına göre; tarih manzumeleri yazıldıkları olaylar, kişiler ve yöntem-teknik özelliklerine göre; gazelleri rindane, hakimane, lirik gibi türlerine, içerdikleri güzellik unsurlarına göre; şarkıları bir bütün halinde, özellikle Çenginâme'sinden taşıdığı izler, Nedim etkisi ve devrin eğlence hayatının yansımaları yönüyle incelenmiştir. Dönemin içki ve fuhuş yasağı, İstanbul ve taşra manzaraları, beynelmilellik gibi eserin farklı karakteristik özellikleri ayrı bir başlık altında değerlendirilmiştir. Beşinci bölüm çalışmamızın tartışma, sonuç ve önerilerinin yer aldığı bölümdür. Altıncı bölüm ise şimdiye kadar bütünüyle bilimsel yayını yapılmamış olan Divan'ın tenkidli metninin yer aldığı bölümdür. Bu bölümde tenkitli metnin kurulmasında takip edilen usüller anlatılmış ve eserin yazma nüshaları tavsif edilerek değerlendirilmiş, nüsha şeceresi tespit edilmiştir. Seçilen nüshalar üzerinden tenkidi yapılan metin, transkripsiyon alfabesi ile verilmiş, metnin hazırlanmasında esas alınan ölçütler, ilgili bölümlerde açıkça ifade edilmiştir. Ayrıca metnin imlâsı ve manzûmelerin sıralanışıyla ilgili aksaklıklar belirtilerek tercih edilen sistem ele alınmıştır. Eser, esas alınan nüshaların ışığında bölümlerine ayrılmış ve tek bir nüsha şeklinde tertip edilmiştir. Divan'ın kıymetinin anlaşılması, daha çok mesnevileriyle tanınan Fâzıl'ın Türk Edebiyatı'ndaki yerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Divan edebiyatı, Enderunlu Fâzıl, Divan, tenkitli metin, inceleme.
Bir çocuk edebiyatı yazarı olarak Toprak Işık üzerine bir araştırma
Batı'da geçmişi çok eskiye dayanan "çocuk edebiyatı" Türk edebiyatına 19. yüzyılın sonlarına doğru girmeye başlamıştır. Edebiyatımızda var olmasına ilişkin birçok tartışmalara neden olmasına rağmen son yıllarda hak ettiği yeri bulmaya başlamıştır. "Çocuk" kavramının ve çocuğun toplumdaki yeri ve çocuk haklarının varlığı toplumlarda kabul görmesi, çocuk için edebiyatı da beraberinde getirmiştir. Günümüz çocuk yazarları çocukları her yönden geliştirmeyi amaç edinerek çocuğa, edebi zevki eğitimle birleştirerek birçok eser kaleme almıştır. Asıl adı Erdal Kılıçaslan olan Toprak Işık, 1973 yılında Elazığ'da doğmuştur. Öğrencilik yıllarında çok başarılı olan yazar, çocukluk yıllarında başlayan kitap okuma tutkusunu ileriki yaşlarında kitap yazmaya taşımıştır. İlk başlarda yetişkin edebiyatına ilişkin eserler kaleme alan yazar, sonraları çocuk edebiyatına da yönelmiştir. Edebiyat dalındaki eserleri dışında da birçok akademik makalelere de imza atan Toprak Işık'ın 24 çocuk kitabı, 6 yetişkinler için kaleme aldığı kitap ve 4 de tiyatro eseri bulunmaktadır. Kitap okuma alışkanlığını çocuk yaşta öğretmen olan babasından alan yazar, çocuklar için birçok eser kaleme alarak çocuk edebiyatına katkıda bulunmuştur. Eserlerinde daha çok insan ilişkilerini, toplumsal yaşam, doğa sevgisi gibi konuları ele alarak çocuklara evrensel iletiler konusunda birtakım mesajlar vermeyi amaçlamıştır. Özellikle adalet, eşitlik konularını kitaplarında sıkça işlemiştir. Toplumun değişik kesimlerinden seçerek oluşturduğu karakterleriyle, çocuklara adaletli olmanın, emeğe saygı duymanın çok büyük bir erdem olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Toprak Işık, bir mühendistir ve mesleğinin avantajlarını kullanarak çocukların bilim ve matematik alanında gelişmelerini ve en çok da bu iki alanı sevdirmek için pek çok eser kaleme almıştır. Çocukların okul hayatında en çok çekindiği ve korktuğu derslerin fen ve matematik olduğunu bilen yazar, çocuklara bu dersi sevdirmek için ele aldığı eserlerde MEB'in kazanımlarına bağlı olarak derslerde verilen temel bilgileri bir kurguyla birleştirmiştir. Bu eserleri daha çok fantastik kurgu alanındadır. Ancak çocuk bu kurgu içinde dolaşırken birçok bilimsel bilgiyle karşılaşır. Toprak Işık, çocukları hem eğitmeyi hem de onların hayal dünyasını geliştirmek için feni ve matematiği edebiyatla buluşturmuştur. Eserlerinde samimi bir dil kullanan yazar, çocukların günlük yaşamlarında kendi aralarındaki kullandığı cümleleri araştırmış ve bunu eserlerinde kullanmıştır. Eserlerindeki mizahi ögeler genelde çocukların kendi aralarında kullanmaktan hoşlandığı cümlelerden oluşmaktadır. Yazarın başvuru türünde ele aldığı eserler çocuğun, geleceğini planlamasında yardımcı olacak niteliktedir. "Proje" olarak adlandırdığı eserlerinden Acaba Ne Olsam? kitap serisiyle çocuklara meslek seçiminde yol gösterici olmuş; İşlem Tamam serisiyle de matematiğin korkulacak bir ders olmadığını bir söyleşi üslubuyla çocuklara aktarmıştır. Bu araştırmada yazarın çocuk edebiyatı dalında 11 eseri incelenmiş olup çocuk edebiyatına uygunluğu, kitaplarından alınan örneklerle ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Toprak Işık, çocuk, çocuk edebiyatı, çocuk eğitimi, evrensel iletiler, bilim.
Denizli Çürüksu Havzası'nın hava kirliliği örneğinde arazi kullanım durumu ve çevre bilinci açısından önemi
İnsan ve faaliyetlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan hava kirliliği, aynı zamanda pek çok ekolojik, ekonomik, sosyal ve sağlık sorunlarının da nedenini oluşturmaktadır. Bu yüzden hava kirliliği günümüzde uluslararası platformlarda her yönüyle tartışılan ve araştırılan bir sorundur. Hava kirliliği, Türkiye'de de dünyada olduğu gibi çevre sorunları içerisinde ilk sıralarda yer almaktadır. Türkiye'de bu olumsuz sürecin yaşandığı ve sonuçlarının görüldüğü yerlerden biri de Denizli Çürüksu Çayı Havzası'dır. Çürüksu Çayı Havzası, Ege Bölgesi'nde sanayileşme ve nüfus artış hızı bakımından dikkati çeken bir yerdir. Bu durum havzanın kalkınmasını sağlarken diğer taraftan pek çok çevre sorununun da ortaya çıkmasına neden olmuştur. Havzada çevre sorunlarının en yoğun yaşandığı yer ise Denizli şehridir. Denizli şehrinde tekstil sektörünün gelişmesine bağlı olarak yaşanan hızlı sanayileşme sürecinde nüfus hızla artmış, mevcut sanayi ve konut alanları yetersiz kalmış, yeni alanlara ihtiyaç duyulmuştur. Ancak mevcut imar planlarının bu hızlı büyümeyi karşılayacak ölçekte olmayışı nedeniyle araziler potansiyeli dışında kullanılmaya başlanmıştır. Havzada en verimli tarım alanları yerleşim ve sanayi için kuruluş yeri olarak seçilmiştir. Bu durum havzada verimli tarım alanlarının kaybı yanında, yerleşim ve sanayi için yanlış yer seçimiyle beraber hava kirliliği başta olmak üzere pek çok çevre sorununu ortaya çıkarmıştır. Nitekim Denizli şehri Türkiye'de hava kirliliği sorununun yaşandığı iller arasında yer almaktadır. Çürüksu Çayı Havzası'nda ülke genelinde olduğu gibi hava kirliliğinin artmasında, ısınma ve enerji temini amacıyla kullanılan fosil yakıtların katkısı büyüktür. Bu nedenle havzada hava kirliliğini önleme konusunda alınan tedbirlerin başında, havayı daha fazla kirleten linyit gibi fosil yakıtların yerine havayı daha az kirleten doğalgazın kullanımının arttırılması gelmektedir. Ancak havzada arttırılan doğalgaz kullanımı ile hava kirliliğinde azalma görülmesine rağmen, hava kirliliğinin hala Avrupa Birliği'nce belirlenen sınır değerin üzerinde seyrettiği görülmektedir. Bu durum havzada hava kirliliğini etkileyen başka faktörlerin de olduğunu göstermektedir. Buradan hareketle Çürüksu Çayı Havzası'nda hava kirliliğine etki eden faktörler araştırılmıştır. Öncelikle havzanın doğal ortam analizi yapılarak, hava kirliliğini etkileyen topografik ve meteorolojik özellikler ile hava kirliliğini oluşturan PM10 ve SO2 arasındaki ilişki ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Havzada hava kirliliğinin zamansal ve mekânsal değişimi incelenmiş, hava kirliliğinin yoğun olduğu yerler tespit edilerek, havzanın kirlilik haritaları oluşturulmuştur. Araştırma alanında hava kirliliğinin boyutlarını ve ortamdaki etkilerini kanıtlamak bakımından, insan sağlığı ve hava kirliliği ilişkisi incelenmiştir. Bunun için Pamukkale Üniversitesi Hastanesi'nin (PAÜH) solunum yolu hastalıkları (astım, akut bronşit ve KOAH (Kronik obstrüktif akciğer hastalığı)) kayıtları (2013-2016 yılları arası) kullanılmıştır. Son olarak günümüzde artan çevre sorunlarının çözümünde çevre bilincinin etkili olduğu sonucundan hareketle, havza halkının çevre bilinci hava kirliliği örneğinde incelenmiştir. Bu çalışmada, nitel ve nicel verilerin her ikisinin de kullanıldığı Karma model uygulanmış, çalışma ilişkisel tarama yapılarak desteklenmiştir. Havzanın meteorolojik verileri, kirlilik verileri (PM10 - SO2) ve PAÜH solunum yolu hasta kayıtları istatistik (SPSS) yazılımı yardımıyla betimsel istatistik, korelasyon (Pearson-Spearman) ve doğrusal regresyon (küçük kareler yöntemi) yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Havzanın fiziki haritaları, hava kirliliği ve solunum yolu hastalıklarının mekânsal dağılımı Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ArcGIS 10.2 yazılımı ve bu yazılımda bulunan "Ters Mesafe Ağırlıklı Enterpolasyon Yöntemi (Inverse Distance Weighted, (IDW))" komutu kullanılarak oluşturulmuştur. Ayrıca haritaların üretilmesinde ve analizlerinde kullanılan CBS, hava kirliliğinin ve solunum yolu hastalıklarının coğrafi dağılımında görsel açıdan zenginlik sağlamıştır. Araştırma alanında solunum yolu hastalıklarının havzadaki mekânsal oto-korelasyonunu tespit etmek amacıyla Moran I, Geary Oranı ve Moran Saçılım Grafiği gibi çeşitli jeo-istatistiksel analizlerden yararlanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, Çürüksu Çayı Havzası'nda 2013-2016 döneminde PM10 ve SO2 emisyonlarının kış mevsiminde arttığı görülmüştür. Havzada hava kirliliğinin temel nedenini hızlı sanayileşme ve plansız şehirleşme oluşturmasına rağmen fiziki coğrafya faktörlerinin hava kirliliğini etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Denizli şehrinin bulunduğu havzanın çevresi yüksek dağlarla çevrili çanak şeklindeki yapısı ile orografik hattın hâkim rüzgâr yönüne (NW) dik uzanmasının hava sirkülasyonunu engelleyerek hava kirliliğinin artmasına neden olduğu görülmüştür. Denizli şehrinin ve sanayi bölgesinin kuruluş yerinin topografik özelliklerinin de hava kirliliğini etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Havzada hâkim rüzgâr yönünden ziyade yerel basınç farkları nedeniyle oluşan dağ melteminin hava kirliliğini arttırdığı görülmüştür. Havzanın kış mevsiminde; yüksek basıncın etkisinde kaldığı, düşük sıcaklık değerlerinin görüldüğü, nem oranının yüksek, kapalı gün sayısının fazla, ısınma döneminin çok uzun (191 gün) ve rüzgâr hızının oldukça düşük olduğu tespit edilmiştir. Özellikle kış mevsiminde düşük sıcaklıklar nedeniyle ısınma amacıyla kullanılan yakıt miktarının arttığı ve dolayısıyla atmosfere çok miktarda PM10 ve SO2'nin salındığı görülmüştür. Havzada, sık sık sıcaklık terselmesinin (inversiyon) meydana geldiği tespit edilmiştir. Bu tespitlere bağlı olarak, kirli hava Denizli şehrinden uzaklaştırılamadığı için, kirli havanın şehrin üzerine çöktüğü, havza halkının kirli havayı uzun süre solumak zorunda kaldığı ve bunun sonucunda solunum yolu hastalıklarının arttığı görülmüştür. Havzada analiz sonuçlarına göre; PM10 ve SO2 ile meteorolojik unsurlardan basınçla aralarında pozitif; sıcaklık, yağış ve rüzgâr hızı/yönü ile negatif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Çürüksu Çayı Havzası'nda, PM10 ve SO2 ile solunum yolu hastalıkları nedeniyle hastane başvuruları arasında anlamlı ve güçlü bir ilişkinin olduğu, PM10 ve SO2'nin arttığı kış mevsiminde solunum yolu hastalıkları nedeniyle hastane başvurularının da arttığı görülmüştür. Ayrıca Moran's I, Moran's I Saçılım Grafiği ve Global Geary Oranı, gibi havzada uygulanan jeo-istatistik analiz sonuçlarına göre; solunum yolu hastalıklarının yoğun olduğu mahallelerin rastgele dağılmadığı, kümelenme oluşturduğu tespit edilmiştir. Havzadaki hava kirliliğinin ve solunum yolu hastalıklarının önlenmesi konusunda alınacak tedbirlerin kalıcı olabilmesi için ilk olarak havzanın doğal ortam analizinin yapılması ve doğal ortam potansiyelinin belirlenmesi gerekmektedir. Yeni imar planlarının havzanın fiziki özellikleri dikkate alınarak hazırlanması oldukça önemlidir. Denizli şehrinde hava sirkülasyonunun sağlanabilmesi için hava koridorlarının oluşturulması önem taşımaktadır. Mevcut alanda bu önerilerin yapılması oldukça zor olmasına rağmen özellikle son yıllarda Denizli şehrinde yoğun bir şekilde sürdürülen kentsel dönüşüm bu konuda güzel bir fırsat olabilir. Ayrıca havzada hava kalitesi ölçümü yapan istasyon sayısının arttırılması önemlidir. Havzada, farklı disiplinlerin biraraya gelerek oluşturacağı çevre komisyonları hava kirliliği sorununun çözümünde etkili olacaktır.
Eğitim ve ideoloji: II. Meşrutiyet Dönemi'nde çocuk eğitimine yönelik yaklaşımlar (1908-1922)
Bu araştırma, eğitim ve ideoloji ilişkisi temelinde II. Meşrutiyet Dönemi iptidai mektep ders kitaplarının içeriklerinden hareketle çocuklarda nasıl bir kimlik inşa edilmeye çalışıldığını ve bu bağlamda nasıl bir yaklaşımın benimsendiğini göstermeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda nitel bir araştırma olarak tasarlanan çalışmanın ana materyallerini bahsi geçen dönemde iptidai mekteplerde okutulan Kırâat (15), Târih (25) ve Ma'lûmât-ı Medeniyye ve Ahlakiyye/Musâhabât-ı Ahlâkiyye, Târihiyye, Sıhhiyye ve Medeniyye (20) adlı ders kitapları oluşturmaktadır. Bu kitaplardan, parantez içerisindeki rakamlardan da anlaşıldığı üzere toplam 60 adet seçilmiştir. Bu seçimde, söz konusu ders kitaplarının ilgili dönemde yürürlükte bulunan müfredat programlarına uygun olarak hazırlanmış ve Maarif Nezareti tarafından onaylanmış olmalarına dikkat edilmiştir. Bu ders kitaplarından verilerin toplanması amacıyla doküman analizi yöntemine başvurulmuştur. Toplanan veriler, içerik analizi tekniğiyle çözümlenmiştir. Bu çerçevede ulaşılan sonuçlara göre, çocuklar kısmen bir önceki dönemin bazı özelliklerini barındırsa da esasen ondan önemli ölçüde farklılık gösteren bir kimlikle donatılarak yarına hazırlanmışlardır. Anahtar Kelimeler: Eğitim, İdeoloji, Çocuklar, İptidai Mektepler, Ders Kitapları ve Kimlik.
Kıyı Ege Bölümü'nde erozyon risk modeli tasarımına coğrafi yaklaşım
Erozyon, toprak oluşumu için gerekli olan ve dünyanın oluşumundan itibaren devam eden doğal bir süreçtir. Ancak insan müdahalesi bu süreci hızlandırarak arazi degradasyonuna sebep olmaktadır. Verimli tarım topraklarının taşınarak verimsiz arazilerin ortaya çıkması tarımsal üretimi olumsuz etkilemektedir. Bu sebeple erozyon, günümüzde en önemli çevre problemlerinden biri haline gelmiştir. Erozyon riskinin belirlenmesi için arazi ve laboratuvar analizleri gibi doğrudan çalışmalar olduğu gibi, özellikle büyük sahalarda risk analizinin yapılması için dolaylı olarak geliştirilen modeller bulunmaktadır. Dolaylı olarak geliştirilen en yaygın modeller ICONA, CORINE ve LEAM yöntemleridir. Bu yöntemlerde çalışma sahasının coğrafi konumu dikkate alınmadan doğal ortam özelliklerinin erozyon riskine etkisi değiştirilemez bir takım katsayılarla sorgulanarak sonuca ulaşılmaktadır. Her modelde farklı doğal ortam özellikleri kullanılmaktadır. CORINE yönteminde; toprak özellikleri, eğim, iklim, arazi kullanımı faktörlerinin erozyona etkisi sorgulanırken, ICONA yönteminde; litoloji, arazi kullanımı, bitki örtüsü yoğunluğu ve eğim özellikleri sorgulanmaktadır. LEAM yönteminde ise erozyon riskinin temelini oluşturan arazi kullanımı dikkate alınmadan, eğim, yağış ve toprak erozyon duyarlılığı faktörleri kullanılmaktadır. Ayrıca yamaç şekli ve bakı gibi erozyon riskine etkisi olan doğal ortam özellikleri hiçbir modelde parametre olarak kullanılmamaktadır. Tüm bu modeller incelendiğinde erozyon riski oluşturabilecek en önemli doğal ortam özelliklerinin tümünün birlikte kullanıldığı bir model olmadığı, tüm bu şartları sağlayan, değişkenlerin ağırlıklı değerleriyle birlikte hesaplanabildiği yeni bir erozyon risk modeline ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada erozyon riskine etki eden doğal ortam özellikleri mevcut literatür ve dünya ölçeğinde kullanılan erozyon risk belirleme modelleri çerçevesinde belirlenerek her bir doğal ortam özelliğinin erozyon riskine etki yüzdesi hesaplanmış ve yeni bir erozyon risk modeli oluşturulmuştur. Çalışma alanı olarak Kıyı Ege bölümü seçilmiştir. Bu sahanın çalışma alanı olarak belirlenmesinin sebebi eğimin kısa mesafelerde değiştiği geniş sahaların yer alması, kırıntılı gölsel birimleri içine alan alanların varlığı ve doğal vejetasyonun tahrip edildiği yerler ile akarsuların düzensiz akış rejim tipleri gibi özelliklerdir. Doğal ortam özelliklerinin erozyon riskine etkisinin belirlenmesi için Analitik Hiyerarşi Yöntemi (AHP) kullanılmıştır. Erozyon riskine etki eden doğal ortam özelliklerinin ağırlıklarının belirlenmesi için ikili karşılaştırma matrisleri oluşturulmuş, matrislerin analizi sonucunda ağırlıklar belirlenmiştir. Bu çalışmada tüm haritalama ve analizlerde Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Uzaktan algılama yöntemlerinden yararlanılmıştır. Oluşturulan yeni modelde; jeolojik/litolojik özelliklerin % 34, bitki örtüsü yoğunluğunun % 24, arazi kullanımının % 12, eğimin % 11, Fournier İndisinin % 9, Bagnouls-Gaussen İndeksinin % 4, bakı özelliklerinin % 4 ve yamaç şeklinin % 2 oranda erozyon riskine etkili olduğu belirlenmiştir. Belirlenen bu ağırlıklar kullanılarak erozyon riskinin tespiti ve haritalanması için Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve Uzaktan Algılama yöntemlerinden yararlanılmıştır. Geliştirilen model sonucu çalışma sahasının % 26'lık kısmı yüksek derecede erozyon riski altında olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca çalışma alanında yer alan ve eğimli arazilerdeki zeytinliklerin % 55'inin orta şiddette erozyon riski altında olduğu tespit edilmiştir. Geliştirilen modelin doğruluğunun sağlanması ve modeldeki eksikliklerin giderilmesi için sahanın erozyon riski ICONA yöntemi ile de belirlenmiştir. Geliştirilen model sonuçları ve ICONA yöntemi ile elde edilen sonuçlar, mevcut yayınlar çerçevesinde karşılaştırılmıştır. Ayrıca belirli farkların olduğu kısımlarda arazi gözlemleri ile desteklenmiş; geliştirilen modelin doğruluğu sorgulanmıştır. Geliştirilen model ile yapılan analizde birikim sahaları olan graben tabanlarının yüksek şiddette erozyon riski altında olduğu tespit edilmiştir. Graben tabanlarında aşınmadan çok birikim olması sebebi ile modelde SQL kodları ile (Structured Query Language) sorgulama yapılarak bu alanlar birikim sahaları olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca yapılan karşılaştırmalar ve arazi gözlemleri sonucunda Bagnouls-Gaussen İndisi parametresinin erozyonun belirlenmesinde fazla etkili olmadığı tespit edilmiştir. Bu çalışma ile elde edilen erozyon risk modelinde birçok doğal ortam özelliğinin birlikte sorgulaması ile birlikte; bu çalışmanın dünya ölçeğinde kullanılan erozyon risk modelleri yerine bölgesel tabanlı yeni modellerin ortaya çıkmasına destek olacağı sonucuna varılmıştır.
Tarık Buğra'nın romanlarında değerler eğitimi
Tarık Buğra ( 1918-1994), Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında "Sanat sanat içindir." ilkesine bağlı kalarak roman, hikâye, tiyatro, gazete yazarlığı, spor muhabirliği ve eleştirmenlik gibi pek çok türde eserler vermiş ama özellikle romancılığıyla öne çıkmış usta bir sanatçıdır. Buğra'nın eserlerinde genel olarak kendini sanata ve insan sevgisine adamış bir sanatçı duyarlılığı hâkimdir. Tarık Buğra, romanlarında konu olarak daha çok Türk tarihini işlemiştir. Osmanlının kuruluşundan, Cumhuriyet tarihimizde çok partili hayata geçiş denemelerinin gerçekleştiği döneme kadar olan tarihsel süreçte yaşananlara kasaba merkezli bir bakış açısıyla yaklaşarak Anadolu insanının örf ve âdetlerini, kültürünü, inançlarını sade, anlaşılır, temiz ve yaşayan bir Türkçe ile kaleme almıştır. Tarık Buğra, romanlarında bireyler üzerinden toplumu ifade etmeyi hedeflemiştir. Bu durum romanlarda toplumun değerlerinin sergilenmesine yol açmıştır. Yaşadığı toplumun sevinçlerini, kederlerini, sıkıntılarını ve kıvançlarını şiirsel bir üslûpla dile getirmiştir. Dili, milli ve beşeri bir değer olarak kabul eden romancı, bu değeri tüm incelikleriyle eserlerinde sergilemiştir. Tarık Buğra gerek eserlerinin kalitesi gerek anlatımdaki eşsiz üslûbuyla Türk edebiyatının önemli şahsiyetlerinden biridir. Buğra'nın on romanı (Siyah Kehribar, Küçük Ağa, İbiş'in Rüyası, Firavun İmanı, Gençliğim Eyvah, Dönemeçte, Yalnızlar, Yağmur Beklerken, Osmancık, Dünyanın En Pis Sokağı) değerler eğitimi açısından incelendiğinde yazarın romanlarında sevgi, (aşk, aile ve akraba sevgisi, dost ve arkadaş sevgisi, doğa sevgisi, vatan sevgisi), sorumluluk, misafirperverlik, selamlaşmak, temizlik, vefa, saygı, dürüstlük, duyarlılık, empati, yardımlaşma, aile birliğine önem verme, cesaret, iffetli olma, özgürlük, adil olma gibi değerlere yer verdiği ve bu değerleri yüceltme yoluna gittiği gözlemlenmektedir. Buğra'nın romanları değerler eğitimi açısından oldukça zengin eserlerdir. Yazar değerlerin varlığını insanın mutlu ve huzurlu yaşaması için gerekli görmektedir çünkü mutlu bireylerin mutlu bir toplumu oluşturduğuna inanır.
Ömer Seyfettin'in hikâyelerinde kadın ve kadın eğitimi
Ömer Seyfettin Milli Edebiyat döneminin önemli sanatçılarındandır. Her ne kadar sanat hayatına şiirle başlamış olsa da o hem Milli Edebiyat döneminin hem de bütün Türk edebiyatının en önemli hikâyecilerinden biridir. Olay (Maupassant) hikâyesi tarzında yazdığı hikâyelerle bu türün edebiyatımızda en önemli temsilcisi olmayı başarmış bir yazardır. Yaşadığı dönem Osmanlının en zor dönemlerinden biri olması nedeniyle hikâyelerinde özellikle toplumun çektiği sıkıntıları ele almıştır. Trablusgarp ve Balkan Savaşları'nın toplum üzerindeki yansımalarını hikâyelerinde görmek mümkündür. Kendisinin de bir asker olması hatta Yunanlılara esir düşmesi nedeniyle bu sıkıntıları bizzat yaşamış ve gözlemlemiş, gözlemlerini de hikâyelerine aktarmıştır." Nakarat", "Bomba" bu hikâyelerden bazılarıdır. Yazar, toplumun aksayan yönlerine de ışık tutmaya çalışmıştır. Alafrangalık, dinî taassup, batıl itikatlar, görücü usulü evlilik gibi konulara hikâyelerinde yer vermiştir. Yazar toplumda bu tür davranışlara sahip kişileri eleştirerek zor durumda kalacak olaylarla baş başa bırakmıştır. Yeri geldiğinde onları küçük düşürerek komik durumlara sokmuştur. Ömer Seyfettin'in bu temalarla birlikte ele aldığı en önemli konulardan biri de kadındır. Kadın onun için –çocuklar üzerindeki etkisi nedeniyle- gelecek nesilleri yetiştirecek en önemli güçtür. Bu yüzden kadının eğitilmesi ve toplumsal hayatta yerini alması şarttır. Onun eserlerinde kadın yaşa veya sosyal statüye göre çeşitli şekilleriyle yer almış ve bu değişik kadın tiplerini kendi sorunları içinde değerlendirmiştir. Ömer Seyfettin sadece hikâyeleri ile değil dille ilgili görüşleriyle de Türk edebiyatının önemli isimlerinden biridir. Genç Kalemler dergisinde yer alan "Yeni Lisan" makalesi Türkçenin sadeleşmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu makaledeki maddeler Tanzimat'tan itibaren yapılmaya çalışılan fakat çok da başarılı olunamayan sadeleşme düşüncesinin ilkelerini ortaya koymuş, Cumhuriyet Dönemi'nde başarıya ulaşan sadeleşme hareketine de ışık tutmuştur. Anahtar sözcükler: Ömer Seyfettin, hikâye, kadın
Halide Edip Adıvar ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun romanlarında Kurtuluş Savaşı ve tarih öğretiminde kullanılması
Kurtuluş Savaşı terimi esas itibariyle iki önemli dönemin birleşmesiyle oluşmaktadır; yani Kurtuluş Savaşı dediğimiz süreç iki ana safhadan oluşmaktadır. Birinci safha Mustafa Kemal ATATÜRK ve ona inanmış Türk milletinin işgal edilmiş olan Türk Yurdu'ndaki (Anadolu'dan) işgalcilerin silahlı mücadele ile atılmasıdır. İkinci safha ise cahillikten, geri kalmışlıktan, fakirlikten kurtulmak için verilen fikri, hukuki, ahlaki, ekonomik ve bilimsel mücadeledir. 'Kurtuluş Mücadelesi' Türk tarihinin dönüm noktalarından biridir ve öneminden dolayı Cumhuriyet'in ilanından önce ve sonra Türk romancıları tarafından ele alınmıştır. Özellikle 1923 - 1938 tarihleri arasında kaleme alınan romanlar, ayrı bir öneme sahiptir; çünkü 1923 -1938 tarihleri arasındaki dönem, hem siyasi hem de edebi yönden önemlidir. Bu araştırmanın amacı ortaöğretim T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersinde Kurtuluş Savaşı konularının öğretiminde Halide Edip Adıvar ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun tarihsel romanlarının kullanımına yönelik öğretmen görüşlerinin belirlenmesidir. Araştırma nitel yönteme uygun olarak çoklu durum çalışması yaklaşımı ile yürütülmüştür. Durum çalışmasının ilk aşamasında Halide Edip Adıvar ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun romanlarında Kurtuluş Savaşı'nın yer alma biçimi incelenmiştir. İkinci aşamada ise maksimum çeşitlilik örneklemesi ile belirlenen Aydın'da ve Söke'de farklı sosyoekonomik düzeye sahip yerlerde bulunan toplam 16 okulda, 40 tarih öğretmeninin katılımı ile görüşmeler yapılmıştır. Araştırma verileri, dokümanlar (romanlar) ve yarı yapılandırılmış görüşme formları ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler doküman analizine tabi tutulup betimsel analiz ve içerik analizi ile çözümlenmiştir. Araştırmanın sonucunda Halide Edip Adıvar ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun romanlarında Kurtuluş Savaşı'nın yer alma biçimi belirlenmiş, T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersinde Kurtuluş Savaşı konularının öğretiminde katılımcı öğretmenlerin yarıdan fazlası Halide Edip ve Yakup Kadri romanlarından yararlandıklarını ve bu romanların öğrencilere olumlu etkisinin olacağını belirtmiştir. Ayrıca, araştırma sonucunda tarih öğretmenlerinin tarihi romanların öğrencilere dersi sevdirme, merak uyandırma, araştırma isteğini arttırma, empati kurma becerisini geliştirmede olumlu etkilerinin olduğunu düşündükleri ortaya çıkmıştır.
2000 sonrası Türk romanlarında Osmanlı tarihi ve eğitim
Çalışmamızda, 2000 sonrası Türk romanlarında Osmanlı tarihinin ele alınışının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda çalışma üç bölümde tamamlanmıştır. Birinci bölüm çalışmanın amacı, önemi, problemi ve alt problemleri, sayıltıları, sınırlılıkları ve tanımlarının sunulduğu giriş bölümüdür. İkinci bölümde, tarihî roman kavramı ele alınmıştır. Burada tarihî romanın tanımı, ortaya çıkışı, çeşitleri açıklandıktan sonra tarihî romanda zaman, mekan, bakış açısı, şahıslar ve diğer kahramanlar açıklanmıştır. Sonrasında Türk edebiyatında tarihî roman türünde ilk örneklere yer verilmiş, konuyla ilgili yayın ve araştırmalar sunulmuştur. Üçüncü bölümde, öncelikle çalışmanın yöntemi açıklanmıştır. Sonrasında bulgular ve yorumlara yer verilmiştir. Fatih Sultan Mehmet Dönemi, 17. Yüzyıl, III. Selim Dönemi, Abdülhamid Dönemi ve V. Mehmet Dönemi'nin 2000 sonrası Türk romanlarında ele alınışı kronolojik tarihî olaylar çerçevesinde aktarılmıştır. Çalışmada Hasan Erdem'in Kızıl Atın Süvarisi (2014), Mine Sultan Ünver'in Sultanın Rüyası (2012), Hıfzı Topuz'un Hatice Sultan (2000), Veysel Türk'ün Müzehhip Hafiye (2013), Okay Tiryakioğlu'nun Kumandan (2010), Nazan Bekiroğlu'nun Nar Ağacı (2012), İsmail Bilgin'in Sarıkamış – Beyaz Hüzün (2000) ve Hüsnü Arkan'ın Uzun Bir Yolculuğun Bittiği Yer (2005) romanları incelenmiştir. Sonrasında bu romanlarda eğitimin aktarılışı incelenerek, çalışma tamamlanmıştır.
2000 sonrası yayınlanan tarihi romanlarda yakın tarihin ele alınışı ve eğitim
Edebi metinler, sanatsal bir dil ve kurgu ustalığı ile bütünleştirilerek bireyin yahut toplum hayatının yansımasından meydana gelir. Tarih ise her zaman o toplumda yaşayan insanların yakından ilgilendiği ve etkilerini üzerinde hissettiği bir gerçekliktir. Türk edebiyatında 1980 sonrasında postmodernizmin etkisinin artması, yazarların özellikle tarihi konuları ele alırken dil ve anlatım olanaklarını artırmış; eserlerini oluştururken postmodernizmin teknik ve imkânlarından faydalanmışlardır. Bu çalışmada, 2000 sonrasında yayınlanan romanlar arasından seçtiğimiz örneklem ile "yakın tarih", 1980 darbesinin toplumdaki etkileri üzerinden ele alınmaya çalışılmıştır. İncelediğimiz romanlarda söz konusu dönem, sosyolojik yapı, sanat, basın-yayın ve teknik yönler üzerinde durularak ele alınmıştır. Dönemi yansıtan eserlerde eğitim meselesinin ele alınışı ve işlevi üzerinde de durulmuştur. İncelenen eserlerde ayrıca müzik, resim, sinema ve tiyatro, edebiyat gibi unsurları ile sanatın darbe sonrası toplumsal hayat içinde nasıl yer aldığı üzerinde de durulmuştur. 2000 sonrası yayınlanan ve yakın tarihe 1980 darbesi bağlamında yaklaşan romanlarda; özellikle "müzik"ten, "gazete ve radyo haberleri"nden postmodernizmin pastij ve kolaj gibi bazı tekniklerinden önemli ölçüde yararlanılarak söz konusu yılların atmosferinin yansıtıldığı görülmüştür. Eserlerde, yazarların geleceğe bakış açılarındaki umutsuzluk ve karamsarlık, yaşananlar karşısında duyarsızlaşma ve roman kişileri olan bireylerin iç dünyalarına çekilişi de eserlerde karşımıza çıkan ortak unsurlardır.
Osmanlı İmparatorluğu'nda yoksul ve kimsesiz kız çocukları: kontrol, ıslah ve terbiye 1850-1920
Bu çalışma, Geç Dönem Osmanlı İmparatorluğu'nda yoksul ve kimsesiz kız çocuklarına yönelik tutumları ele almaktadır. Bir başka ifade ile bu çalışma; yoksulluğu, Geç Dönem Osmanlı İmparatorluğu'ndaki yoksul ve kimsesiz kız çocukları üzerinden incelemiştir. Bu tez, temel olarak şu iki soruya cevap aramıştır: Devletin açtığı modern eğitim kurumlarında ve açılan yardım cemiyetlerinde yoksul kız çocuklarının nasıl bir etkisi olmuştur? Devlet, yoksul ve kimsesiz kız çocuklarının terbiyesinden ne anlamaktadır? Bu dönemde yoksul ve kimsesiz kız çocuklarına, devlet ve belediyeler ile birlikte çeşitli cemiyet ve misyoner okulları yardım faaliyetlerinde bulunmuştur. Bu yardımlar tezde; barınma, besleme ve eğitim faaliyetleri olarak değerlendirilmiştir. Bu tez, yoksul ve kimsesiz kız çocuklarının eğitimini sadece okullaşma süreci olarak değil, aynı zamanda bu kızların terbiyesi süreci olarak da ele almıştır. Dolayısıyla bu çalışmada yoksul ve kimsesiz kız çocuklarının, hayatlarını nasıl sürdürdükleri de incelenmiştir.
Gümüşhane şehir coğrafyası
ÖZET DOKTORA TEZİ GÜMÜŞHANE ŞEHİR COĞRAFYASI Serkan DOĞANAY Danışman: Doç. Dr. Hakkı YAZICI 2001-SAYFA: 162 Jüri: 1. Doç.Dr. Hakkı YAZICI 2. Prof.Dr. Hayati DOĞANAY 3. Doç.Dr. Sedat AVCI 4. Doç.Dr. Halil KOCA 5. Doç.Dr. Saliha KOD AY Güney do ğu-kuzeybatı doğrultusunda akarak Karadeniz'e ulaşan Harşit çayının yerleştiği dar bir vadi ile bu vadinin kuzey yamaçları üzerinde yer alan Gümüşhane şehri, Karadeniz Bölgesi'nin Doğu Karadeniz Bölümü sınırlan içerisinde bulunmaktadır. Nemli Karadeniz iklimi ile Doğu Anadolu'nun karasal iklimi arasındaki geçiş sahasında bulunan Gümüşhane şehrinde, yıllık ortalama sıcaklık 9.7 °C, yıllık ortalama yağış miktarı ise 424.2 mm kadardır. Gümüşhane'nin ne zaman kurulduğu hakkında kesin bilgiler olmasa da şehrin iki defa yer değiştirdikten sonra bugünkü konumuna yerleştiği bilinmektedir. Kuruluşu ve gelişmesi hemen tamamiyle gümüş madenine bağlı olan Gümüşhane ilk kez, günümüzde Canca olarak bilinen mahallede kurulmuştu. Daha sonra ise Süleymaniye mahallesine (Eski Gümüşhane) taşınan Gümüşhane, 1 9. yüzyılın sonlarına doğru gümüş madenlerinin verimliliğini kaybetmesiyle birlikte, Harşit çayı vadisine taşınmıştır. Gümüş madenlerinin tükenmesinin yanında Harşit çayı vadisinin önemli bir ulaşım güzergâhını oluşturması, şehrin yer değiştirmesindeki temel etkenlerdir. Gümüşhane'nin 1997 yılındaki nüfusu 22775 kadardı. 1990 yılına göre (bu dönemde şehirde 26014 kişi yaşamaktaydı) şehrin nüfusunda belirgin bir azalmanın görülmesi, istihdam imkânlarının kısıtlı olması nedeniyle sanayileşmiş büyük şehirlere gerçekleşen göçlerle ilgilidir. Hemen her dönemde olduğu gibi, günümüzde de Gümüşhane, tarım dışı ekonomik fonksiyonların geliştiği bir şehir yerleşmesi durumundadır. Nitekim, şehirde iktisaden faal olan nüfusun % 90.5 (Bunun % 80.3 'ünü hizmetler, % 10.2' sini ise sanayi sektörü oluşturmaktadır) 'i tarım dışı sektörlerde istihdam edilmektedir.II Topografık nedenlerle Gümüşhane şehri, büyük ölçüde Harşit çayı vadisi boyunca doğrusal bir uzanış göstermiştir. Şehrin bulunduğu konumun fizikî gelişme ve genişlemeye uygun olmaması yamsıra istihdam oluşturacak kaynakların da kısıtlı olması, şehirden dışarıya olan göçlerin yoğunlaşmasına zemin hazırlamıştır. Günümüzde de güncelliğini koruyan bu sorunlar, Gümüşhane'de nüfus birikimini engellediği gibi şehirsel fonksiyonların da gelişmesini sekteye uğratmıştır.
İlköğretim okulları ikinci kademe öğrencilerinin dil bilgisi becerileri üzerine bir araştırma
Bir temel eğitim kurumu olan ilköğretim okullarının amaçlarının gerçekleşmesi uğrunda büyük çabalar gösterilmektedir. Eğitimin amaçlarını gerçekleştirmek üzere devlet, bütçesine büyük kaynaklar aktarmakta, ana ve babalar da aile bütçesinden önemli harcamalar yapmaktadır. Bu çaba ve masraflar, yetişmekte olan çocuklarımızın yarınlara hazırlanması, yararlı bir yurttaş olması, kendileri ve içinde bulundukları toplumla uyumlu ve barışık yaşaması içindir. Her bakımdan yeterli ve nitelikli insan yetiştirmeyi hedefleyen eğitim ve öğretim faaliyetinin amacına ulaşması zorunludur. Bu araştırma, Türkçe Eğitim Programında yer alan Dil Bilgisi dersinin amaçlarının gerçekleşme düzeyini belirlemek ve elde edilen bulgular ışığında çocukların dil gelişimini sağlıklı temellere oturtmak üzere teklifler sunmak amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla Erzurum Merkez İlköğretim okullarındaki 677 öğrenciye başarı testi; 31 Türkçe öğretmeni, 16 okul müdürü, 28 ilköğretim müfettişi ve 22 akademisyene dil bilgisi dersinin amaçlarının ne ölçüde gerçekleştiği ile ilgili anket ve gözlem formu uygulanmıştır. Dil Bilgisi dersinin amaçlarının gerçekleşme düzeyini belirlemek amacıyla 16 ilköğretim okulundaki 677 öğrenciden aldığımız veriler ile 31 Türkçe öğretmeni, 16 okul müdürü, 28 İlköğretim müfettişi ve 22 Akademisyenden elde ettiğimiz veriler, beşinci bölümde ele alınıp analizi yapılarak yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda " ilköğretim okulu Türkçe Eğitim Programı 8.sınıf Dil Bilgisi amaçlarının gerçekleşme düzeyi" nin istenen seviyeye ulaşmadığı tespit edilmiştir. Türkçe Dil Bilgisi dersinin amaçlarının gerçekleşmesi ve yetişen nesillerin etkili, doğru ve işlek bir dil becerisi kazanması için dil eğitim ve öğretiminde ciddî ve köklü tedbirler alınması gerekmektedir.
Berta (Okçular) Çayı havzasının fiziki coğrafyası
ÖZET DOKTORA TEZİ BERTA (OKÇULAR) ÇAYI HAVZASPNIN FİZİKÎ COĞRAFYASI RAMAZAN SEVER Danışman : Yrd.Doç.Dr. Mustafa GİRGİN 2001- SAYFA: 293 Jüri: 1-Yrd.Doç.Dr. Mustafa GİRGİN 2-Prof.Dr. Hayati DOĞANAY 3-Doç. Dr. Ali UZUN 4-Doç. Dr. Hakkı YAZICI 5-Doç. Dr. Halil KOCA Bu tezin amacı, Berta (Okçular) Çayı Havzası'nın Fizikî Coğrafya özelliklerini coğrafî yöntemlerle ortaya koymaktır. Doğu Karadeniz Bölümü'ndeki Berta Çayı Havzası Artvin il sınırlan içindedir. Su bölümü esasma göre sınırlandırılan havzanın yüzölçümü, 1676 km2 olup, büyük akarsu kategorisindedir. Karadeniz Bölgesi ile Doğu Anadolu Bölgesi arasında bulunan söz konusu havza, birçok balomdan geçiş kuşağı durumundadır. Havzadaki yapısal ve morfolojik evrim; Jura ile başlar ve Holosen' e kadar uzanır. Üst Kretase, Eosen ve Pliyosen yaşlı volkanitlerle sınırlı volkano-sediment ara katkılı formasyonlar yaygındır. Morfolojik görünümde, Post Alpin tektonik rol oynamasına rağmen, birbiri ardına etkili olan morfoklimatik koşullar da önemlidir. Nemli Karadeniz iklimi ile Doğu Anadolu'nun karasal iklimi arasındaki Berta Çayı Havzası, meteorolojik parametreler göz önüne alındığında Karadeniz iklimine daha yakındır. Havzanın yıllık ortalama sıcaklığı 10,2°C iken, ortalama yağış miktarı ise 744 mm'dir. Çoruh Nehri su toplama alam içinde kalan Berta Çayı Havzası'nın sularını; Berta, Meydancık ve Şavşat Çayları drene etmektedir. Sözü edilen akarsular yıl boyunca akışlı olmasına karşın, rejimleri düzensizdir. Havzadaki toprak tipleri genetik sınıflandırmaya göre belirlenmiştir. Zonal toprak kategorisi içindeki kireçsiz kahverengi orman toprakları en yaygın toprak tipidir. İntrazonal ve azonal toprak gruplarının sınırlı olduğu havzada, Karagöl ve Göknar Deresi'nin yukarı çığırlarında yer yer podzolümsü kahverengi orman toprakları da vardır. Karadeniz Fitocoğrafya Bölgesi'nin Kolşik (colchic) Alt Bölgesi sınırlan içindeki Berta Çayı Havzası, bitki örtüsü bakımından oldukça zengindir. Nitekim, Berta Çayı Havzası ile Karçal ve Yanlızçam Dağlan'nın yüksek kesimleri arasında beş bitki basamağı meydana gelmiştir. \
İbni Haldun ve Francis Bacon`da yöntem ve önyargı
ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZİ İBNİ HALDUN VE FRANCİS BACON'DA YÖNTEM VE ÖNYARGI Savaş ATMACA Danışman: Yrd. Doç. Dr. Müslim AKDEMİR 2001 -Sayfa: 93 Jüri: Yrd. Doç. Dr. Müslim AKDEMİR Yrd. Doç. Dr. Adnan ÖMERUSTAOĞLU Yrd. Doç. Dr. Sebahattin ÇEVİKBAŞ Bilimsel bir araştırma yapılırken her şeyden önce doğru ve geçerli bir yönteme gereksinim vardır. Bu yöntem bilimsel yöntemdir. Bilimsel yöntem, evreni anlama ve doğa güçlerini denetleme yolunda kullanılan zihinsel ve eylemsel işlemlerin tümüdür. Sorunumuz şudur: Bir bilim adamının araştırma yaparken dikkat etmesi gereken şey nedir? Bu soruya şöyle cevap vermeye çalışıyoruz: Bilim adamı, tüm peşin yargıları ya da yanlış fikirleri bir yana bırakarak sağlam ve doğru bir yöntemle araştırma yapmalıdır. İbni Haldun, tarihi, inceleme, gözlem ve araştırmaya dayanan bir bilim olarak görmektedir. Hikayeci ve aktarmacı tarihe karşı çıkmaktadır. O'na göre, toplumsal olayların nedenini yine toplumun kendisinde aramalıyız. Tarih bilimiyle uğraşanları yanıltan şey, toplumların hal ve durumlarının değişmekte olduklarını unutmaktır. Francis Bacon' a göre ise, doğayı tanımak ve doğa güçlerini denetim altına almak için geçerli bir yöntem olan tümevarımı kullanmalıyız. Gözlem ve deney bu yöntemin en önemli özellikleridir. O'na göre, bilim adamı toplayıcı, düzenleyici, gözlemleyici, deneyci. yorumlayıcı, yargılayıcı ve araştırmacı olmalıdır. Ayrıca Bacon' a göre, kendini kabullenmiş doktrinlere kaptırmayan akıl özgürdür. Objektif bir araştırma, ancak özgür bir akılla yapılabilir. Kısaca, İ. Haldun ve Francis Bacon' a göre, araştırmanın objektif olabilmesi için, bilim adamının her türlü duygusal eğilimden ve önyargıdan uzak durması gerekir.
15. yüzyıldan günümüze güney Azerbaycan aşık şiirinde vatan, millet (halk) ve azadlık (bağımsızlık) konuları
IV ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZİ 15. YÜZYILDAN GÜNÜMÜZE GÜNEY AZERBAYCAN ÂŞIK ŞÜRİNDE VATAN, MİLLET (HALK) VE AZADLIK (BAĞIMSIZLIK) KONULARI HamzaKOLUKISA Danışman: Yard. Doç. Dr. Ali KAFKASYALI 2001-Sayfa: W+108 JürirYard. Doç. Dr. Ali KAFKASYALI Yard. Doç. Dr. Turhan KAYA Yard. Doç. Dr. Muhsine BÖREKÇİ 15. yüzyıldan günümüze kadar devam eden Güney Azerbaycan âşık şiirinde ele alınan vatan, millet ve bağımsızlık konularım ihtiva eden çalışma, üç ana bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde, Türklerin vatan anlayışının, Güney Azerbaycan âşık şiirine yansıması ele alınmıştır. İkinci bölümde, Güney Azerbaycan âşık şiiri geleneğinde, Türklerin millet anlayışının, izleri ve etkisi ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise, Güney Azerbaycan âşıklarının bağımsızlık anlayışı ve bu anlayışın âşık şiirine yansıması ele alınmıştır. Güney Azerbaycan Türkleri'nin vatan, millet ve bağımsızlık anlayışları, bilinen ilk yazılı kaynaklardan günümüze kadar gelebilen eserlerden örnekler alınarak dikkatlere sunulmuştur. Bütün bunlarla Güney Azerbaycan Türkleri'nin diğer Türk boylarında olduğu gibi vatan, millet ve bağımsızlık konularına olan hassasiyetleri ve bağlılıkları gözler önüne konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonuna araştırmamıza temel teşkil eden ve faydalanılan eserlerden oluşan bir kaynakça konulmuştur. Ayrıca Güney Azerbaycan Türkçesi'nde kullanılan fakat Türkiye Türkçesi'nde kullanılmayan veya farklı anlamlarda kullanılan kelimelerden oluşan küçük bir sözlük eklenmiştir. *c. YttoMCÖCRirriM KURDU) MiOTMimsvoN muta*
İlköğretim ikinci kademe Türkçe dersi programındaki amaçların gerçekleşme düzeyi
Bu araştırma, ilköğretim ikinci kademede uygulanmakta olan Türkçe Dersi Programındaki amaçları ölçmeye yönelik bilimsel bir çalışmadır. Araştırmanın çalışma evreni olarak Ardahan, Ağrı ve Erzurum illeri belirlenmiş ve araştırma 2000-2001 öğretim yılında yapılmıştır. Araştırmacı, bu çalışmayı sosyo-ekonomik düzeyi farklı olan 34 ilköğretim okulunda gerçekleştirmiş ve bu okullarda ikinci kademede derse giren 100 Türkçe öğretmeni ile 34 ilköğretim müfettişine, Türkçe Eğitimi Programı amaçlarının gerçekleşme düzeyi ile ilgili anket sorulan sormuştur. İlköğretim okulları ikinci kademede okuyan 1099 öğrenciye "Türkçe basarı testi" sınavım uygulamıştır. Bu araştırmanın amaçlarını şu şekilde sıralamak mümkündür: 1. Araştırmacı, ilköğretim müfettişleri ve Türkçe öğretmenlerinin görüşlerine göre, ilköğretim okulu ikinci kademede okuyan öğrencilerin Türkçe dersindeki basan düzeylerini belirlemeyi amaçlamıştır. 2. Programın uygulanmasına engel olan faktörleri belirlemeye çalışmıştır. 3. Öğrencilerin kazandığı hedef davranışların düzeylerini belirlemiş, onların eksikliklerini tespit edip bunların giderilmesine yönelik öneriler sunmuştur. Araştırma, konu ile ilgili yapılacak araştırmalar için de durum tespiti niteliği taşımaktadır. Araştırmada, deneklerin anket sorularına verdikleri cevaplardan elde edilen bulgulara göre, öğretmen ve müfettişler; öğrencilerin anlama, anlatım, dil bilgisi ve yazma öğretimi alanında orta düzeyde başarılı oldukları görüşündedirler. Bu araştırma, ilköğretim okullarının ikinci kademesinde okuyan öğrencilerin 'Türkçe Testi"nde yeteri düzeyde başarılı olamadıklarım göstermektedir. İlköğretim okulu Türkçe dersi programındaki hedef davranışların gerçekleştirilmesi için, Türkçe eğitiminin daha etkili hâle getirilmesi gerekmektedir.
Erciş`te kentsel fonksiyonlar ve arazi kullanımı
Kentsel fonksiyonlar ve kent içi arazi kullanımı bakımından incelediğimiz Erciş kenti, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Van Bölümünde yer alan 114 km2 lik Erciş Ovası'nın güney kesiminde bulunmaktadır. Van Gölü'nün kuzey kıyısında kurulmuş bulunan Erciş kenti, Van Gölü Havzası'nın en büyük kentlerinden birisidir. Erciş, fiziki koşulların sağladığı kolaylıklardan dolayı, çevre yerleşmeler içerisinde merkezi bir rolü bulunan ve bu yerleşmeler ile düzenli ulaşım olanaklarına sahip bulunan bir kenttir. Güneye, batıya, kuzeye ve kuzeydoğuya açılan ve günümüzde de aktif bir şekilde kullanılan tarihi yolların kavşağında bulunan Erciş kenti, ulaşımın sağladığı avantajlardan dolayı hızla gelişen ve çevresinden de önemli miktarda göç alan bir yerleşmedir. Yıllık ortalama sıcaklığın 7.9 °C olduğu Erciş'te yıllık ortalama yağış miktarı 458 mm. dir. Kentin üzerinde bulunduğu ovanın en önemli akarsuyu Zilan Çay ı'dır. Erciş kentinin ilk kuruluş yerinin kentin kuzeyinde bulunan Urartulara ait dünyanın ilk ızgara planlı kentlerinden birisinin kurulmuş bulunduğu Zernakitepe olduğu tahmin edilmektedir. Erciş kenti, tahminen 12. yüzyılda güneybatıdaki kale yerleşmesine taşınmış; ancak, 1841 yılında göl sularının yükselmesinden kaynaklanan nedenlerle yer değiştirmiş ve idare merkezi şimdiki yerine aktarılmıştır. 1927 yılında 2813 nüfusa sahip bulunan Erciş kenti, bugün 70000' i aşan nüfusuyla oldukça hızlı bir şekilde gelişen yapısıyla bölgenin önemli cazibe merkezlerinden biri haline gelmiştir. Çevresindeki yerleşmeler için aynı zamanda önemli bir pazar merkezi olan Erciş kentinde, hizmet fonksiyonları büyük önem kazanmıştır. Bu bakımdan Erciş kenti, çevresindeki yerleşme birimlerinden özellikle Patnos, Muradiye ve Adilcevaz ilçelerini başta idarî ve ticarî ilişkiler olmak üzere birçok bakımından etkisine almış ve bu yerleşmeler ile bağlı kırsal alanları için "alt- bölgesel merkez" işlevi görmektedir.
Öğrenci seçme sınavlarındaki (ÖSS) Türkçe sorularının ortaöğretimdeki Türk dili ve edebiyatı öğretim programları ile karşılaştırılması
xm ÖZET DOKTORA TEZİ ÖĞRENCİ SEÇME SINAVLARINDAKİ (ÖSS) TÜRKÇE SORULARININ ORTA ÖĞRETİMDEKİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETİM PROGRAMLARI İLE KARŞILAŞTIRILMASI Halit DURSUNOĞLU Danışman: Yard. Doç Dr. Muhsine BÖREKÇİ 2002 -SAYFA: 810 Jüri: Prof. Dr. Ahmet KIRKKILIÇ Prof. Dr. H. Ömer KARPUZ Doç. Dr. Mukim SAĞIR Yard. Doç. Dr. Ali KAFKASYALI Yard. Doç. Dr. Muhsine BÖREKÇİ Bu araştırma, ÖSS'de çok önemli yeri olan "Türkçeyi Kullanma Gücü" ile ilgili soruların orta öğretimde uygulanan Türk Dili ve Edebiyatı öğretim programları ile karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırma kapsamında 1981 yılında yapılan ilk ÖSS'den 2001 yılına kadar yapılan Öğrenci Seçme Sınavları ile bu yıllar arasında orta öğretimde uygulamada olan 1957 ve 1991-92 öğretim programlan incelenmiştir. Buna ilâveten, Türk Millî Eğitim Sistemi içerisinde orta öğretim ve yüksek öğretim ile Türkçe ve Edebiyat öğretiminin günümüze kadarki tarihî gelişimi konulan üzerinde durulmuştur. Araştırmada, ÖSS'deki sorular, soru cümleleri esas alınarak, konularına göre adlandırılıp, öğretim programlan ve bu programların uygulamadaki araçları olan ders kitaplarındaki konular ile karşılaştırılarak, ÖSS'deki soruların öğretim programlan ile uygunluk derecesi tespit edilmeye çalışılmıştır. ÖSS'deki Türkçe sorulan, anlam bilgisi ve dil bilgisi konulan ile ilgili olup, öğretim programlarında bu konuların çoğunluğuna doğrudan, bazılarına ise dolaylı olarak yer verilmiştir; ancak, ÖSS'ye yönlendirici bilgi, beceri ve tutumların kazandırılmasında özellikle 1957 Türk Dili ve Edebiyatı öğretim programında çok önemli eksikliklerin olduğu tespit edilmiştir. ÖSS'nin, bazı konularda önemli eksiklikler olsa da, 1991-92 programı ile içerik bakımından daha fazla örtüştüğü tespit edilmiştir.
1950-2000 yılları arasında yayımlanan çeşitli dergilerdeki Türkçe ve Türk dili edebiyatı öğretimi ile ilgili makalelerin incelenip değerlendirilmesi
ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZİ 1950-2000 YILLARI ARASINDA YAYIMLANAN ÇEŞİTLİ DERGİLERDEKİ TÜRKÇE VE TÜRK DİLİ EDEBİYATI ÖĞRETİMİ İLE İLGİLİ MAKALELERİN İNCELENİP DEĞERLENDİRİLMESİ Bahadır GÜCÜYETER Danışman: Yard. Doç. Dr. Numan KÜLEKÇİ 2002 Jüri: Yard. Doç. Dr. Numan KÜLEKÇİ Yard. Doç. Dr. Ali KAFKASYALI Yard. Doç. Dr. Feridun ALPER Bu çalışmada 1950-2000 yılan arasında Türkçe ve Türk Dili Edebiyatı öğretimi hakkında çeşitli dergilerde yayımlanan makaleler, basılan kitaplar incelenerek ülkemizde ana dili eğitiminin gelişim ve değişim süreci tespit edilmeye çalışılmıştır. Tezin giriş kısmında ana dili eğitimiyle ilgili olarak genel bilgi verilmiştir. Birinci bölümde müfredat programlan üzerinde durulmuştur. Ekler kısmıda 1950-2000 yılları arasında uygulanan yedi adet müfredat programı teze alınmıştır. İkinci bölümde ders kitapları ve önemi konusu üzerinde durulmuş ve belirtilen tarihler arasında ülkemizde okutulan ders kitaplarının bir listesi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise ülkemizde uygulanan millî eğitim politikaları başlığı altında öğretmen yetiştirme, eğitim ve dil politikaları ele alınmıştır. Dördüncü bölümde yer alan sonuç kısmının dışında ayrıca her bölümün sonunda o bölümle ilgili teklifler dile getirilmiştir. Bu çalışmanın oluşturulmasında kullanılan materyaller kaynaklar kısmında belirtilmiştir.
Antalya merkez ilçenin doğal turistik kaynakları
Ill ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZİ ANTALYA MERKEZ İLÇENİN DOĞAL TURİSTİK KAYNAKLARI Serhat ZAMAN Danışman: Prof. Dr. Hayati DOĞANAY 2002- Sayfa: 105 Jüri: 1-Prof.Dr. Hayati DOĞANAY 2-Doç.Dr. Halil KOCA 3-Doç.Dr. Hakkı YAZICI Antalya merkez ilçenin doğal turistik kaynakları konulu araştırmanın temel amacı, inceleme sahası içerisinde bulunan doğal turistik kaynakları, coğrafya ilmi araştırma, yöntem ve ilkeleri doğrultusunda inceleyip tespit edebildiğimiz sorunlara çözüm önerileri sunmaktır. Akdeniz bölgesinin Antalya bölümü sınırları içerisinde yer alan araştırma sahası, bilindiği üzere ülkemizin turistik başkenti olarak da adlandırılır. Hem doğal hem de beşeri turistik kaynakları sayesinde her yıl çok sayıda turist Antalya ilini ziyaret eder. Araştırmamız süresince değerlendirilen turistik kaynaklar ile, değerlendirildiği taktirde turistik çekim gücü merkezi olabilecek yerler üzerinde yoğunlaşılmıştır. Coğrafi faktörlerin turistik faaliyetlere oldukça uygun bir çevre oluşturduğu sahanın tanıtılması ve geleceğe yönelik turizm politikalarına ihtiyacı olması, bizi bu araştırmayı yapmaya yöneltmiştir. Tespit ettiğimiz sorunlar, potansiyel ve tanıtım faaliyetlerinin turizm planlayıcılarına yardımcı olacağı düşüncesindeyiz.
Tatvan`ın şehirsel fonksiyonları, etki bölgesi ve şehir içi arazi kullanılışı
m ÖZET DOKTORA TEZİ TATVAN'IN ŞEHİRSEL FONKSİYONLARI, ETKİ BÖLGESİ VE ŞEHİR İÇİ ARAZİ KULLANILIŞI Orhan DENİZ Danışman:Doç. Dr. Hakkı YAZICI 2002 -SAYFA: 240 Jüri: 1. Doç. Dr. Hakkı YAZICI 2. Prof. Dr. Hayati DOĞANAY 3. Doç. Dr. Halil KOCA 4. Doç. Dr. Abdullah KÖSE 5. Doç. Dr. Saliha KOD AY Tatvan kenti, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Van Bölümü'nde ve Van Gölü'nün güneybatı kıyısında yer alır. Şehir, hilâl şeklindeki Tatvan koyunun kenarında, 1650 - 1780 metreler arasındaki hafif eğimli bir kıyı düzlüğü üzerine kurulmuştur. Karasal iklim özelliklerine sahip bir bölge içerisinde yer almasına rağmen, Van Gölü kıyılan, Van Gölü'nün sıcaklıkları üzerindeki tesiri nedeniyle çevresine oranla daha ılıman bir iklime sahiptir. Tatvan şehrinde yıllık sıcaklık ortalaması 8.7 °C, yıllık ortalama yağış miktarı ise 850 mm.dir. Tatvan'ın yerleşme tarihi M.Ö. 900 yıllarına kadar uzanır. Feribot iskelesinin arkasındaki tepede bulunan tarihi belgeler, burasının Urartular zamanından beri kullanıldığını göstermektedir. Ancak günümüzde şehir merkezinde, şehrin tarihine ışık tutabilecek herhangi bir tarihi eser veya sit alam bulunmamaktadır. Bu durumda Tatvan'ın sürekli istilâlara uğramasının etkisi büyüktür. 1930'lara kadar yaklaşık 300 civarında bir nüfus barındıran Tatvan, 1997 yılında sahip olduğu 65.900 nüfusla Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük ilçe merkezi haline gelmiştir. Hızlı nüfus artışı, şehirde bir takım şehirsel fonksiyonların oluşmasına da zemin hazırlamıştır. Bu fonksiyonlar içerisinde ulaşım, ticaret ve yönetim, diğerlerine oranla daha fazla gelişmiştir. Birtakım şehirsel fonksiyonların yam sıra, ulaşım bakımından şehrin elverişli bir konumda yer alması, kendisine merkeziyet gücü kazandırmıştır. Bu nedenle de bugün Tatvan, pek çok şehri ulaşım, ticaret, sağlık ve yönetim bakımından kendisine bağlamıştır. Şehir içinde arazi kullanımı bakımından birinci sırayı konut, ikinci sırayı ulaşım, üçüncü sırayı ise yönetim fonksiyon sahaları alır. En az yer işgal eden fonksiyon alanları ise park ve yeşil alanlardır. Genel olarak düzgün cadde ve sokakların bulunduğu Tatvan kentinde, binalar çoğunlukla 2-3 katlıdır. Ancak son yıllarda çok katlı binaların yapımına da hız verildiği görülmektedir. Tatvan şehrinde doğal ve beşeri nedenlerden kaynaklanan pek çok sorun bulunur. Doğal nedenlerden kaynaklanan sorunların başında Van Gölü'nde meydana gelen su seviye değişmeleri, beşeri nedenlerden kaynaklanan sorunların başmda ise, hızlı nüfus artışına bağlı olarak, işsizlik, konut yetersizliği ve yetersiz şehirsel altyapı hizmetleri gelir. Şehirde düzenli ve dengeli bir büyümenin sağlanması için öncelikle şehirsel alt yapı ile ilgili sorunların çözülmesi ve üretime dayalı yeni istihdam alanlarının oluşturulması gerekir.
Kutadgu Bilig`de hal kategorisi
Türkçesi'nin en hacimli manzum eseri olan Kutadgu Bilig'den hareketle Türkçe'nin hâl kategorisi bakımından derin yapısını tespit etmek ve Türkçe'nin tarihî grameriyle ilgili bazı ayrıntıları gün ışığına çıkarmak amacıyla gerçekleştirilen "Kutadgu Bilig'de Hâl Kategorisi" adlı bu çalışma, "Giriş" ve "Kutadgu Bilig'de Hâl Kategorisi" olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın "Giriş" bölümünde, "Kutadgu Bilig" ve "hâl kategorisi" konulan hakkında bilgi verilmiştir. İnceleme ve değerlendirmenin bulunduğu "Kutadgu Bilig'de Hâl Kategorisi" adlı ikinci bölümde ise Kutadgu Bilig'de yer alan hâl kategorileri, bunları ifade eden görev elemanları (ekler, ek+ekler, ek+edatlar, ek+ek+edatlar, edatlar) ve kullanım oranlan ayrıntılı bir şekilde dikkatlere sunulmuştur. "Kutadgu Bilig'de Hâl Kategorisi" adlı çalışmanın sonunda da "Şekil Bilgisi Dizini" ile "Kutadgu Bilig" ve "hâl kategorisi" ile ilgili çalışmaları ihtiva eden "Bibliyografya"ya yer verilmiştir.