
1,842
Archived Theses
22
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Kolorektal cerrahide kronik ağrı insidansının ve risk faktörlerinin belirlenmesi
Bu çalışma, kolorektal cerrahi sonrası kronik ağrı insidansının ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma Ocak 2023- Ağustos 2023 tarihleri arasında Adana Şehir Eğitim ve Araştırma hastanesinde kolorektal cerrahi ameliyatı olan 100 hasta ile yapılmıştır. Veriler, "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu (HTBF)" ve "Kısa Ağrı Envanteri (KAE)" aracılığıyla toplanmıştır. Örneklem kriterlerine uyan hastaların verileri ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 24., 48., 72., saatlerde ve ameliyattan 3 ay sonra toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatikler kullanılmış olup, iki alt kategorisi olan değişkenlerde parametrik testlerden bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla alt kategorisi olan değişkenlerde ise one way anova testi kullanılmıştır. Araştırmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 56,36 ±15,67, %59'unun ameliyat deneyimi mevcut olup, ameliyattan önce %41'inin ağrısının alt kadranda olduğu belirlenmiştir. Hastaların %88'i genel anestezi almış, %38'i hemikolektomi ameliyatı olmuş, %71'i ise açık cerrahi geçirmiştir. En yüksek ağrı ortalamalarının ilk 24 saatte hareket sırasında 4,02±1,63 olduğu, 3 ay sonraki değerlendirmede ise hastaların % 27'sinde cerrahi sonrası kronik ağrı geliştiği saptanmıştır. Ameliyat sonrası 3. aydaki değerlendirmede ameliyat deneyimi olmayanların şiddetli ağrı ortalamalarında (t=-2,552, p=0,050), genel anestezi alanların ise hem şiddetli hem de hafif ağrı ortalamalarında anlamlılık saptanmıştır (t=-4,047, p=0,050; t=-3,199, p=0,004). Bu bulgular kolorektal cerrahi sonrası hastalarının yaklaşık üçte birinde kronik ağrının geliştiğini ve ilk kez ameliyat olan hastalar ile genel anestezi alan hastalarda kronik ağrı gelişiminin daha yüksek olduğunu göstermiştir
Tip 2 diyabetli hastalarda hastalığı kabul ile sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Araştırma, Tip 2 diyabetli hastalarda hastalığı kabul ile sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini Düzce Atatürk Devlet Hastanesi dahiliye servisi ve endokrin hastalıkları polikliniğine başvuran hastalar oluşturmuştur. Örneklemini, evreni bilinen örneklem yöntemine göre %5 örneklem hatası ve %5 anlamlılık düzeyinde Aralık 2019- Nisan 2020 tarihleri arasında dahiliye servisi ve endokrin hastalıkları polikliniğine başvuran 406 Tip 2 diyabet hastası oluşturmuştur. Araştırma verileri; 'Hasta Tanıtım Formu', 'Hastalık Kabul Ölçeği' ve 'Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği' kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistiksel metotlar, parametrik karşılaştırma testleri ve korelasyon testleri kullanılmıştır. Hastalık kabul ölçeği puan ortalamasının 26.21±7.10, sağlık okuryazarlığı puan ortalamasının 92.25±15.75 olduğu belirlenmiştir. Çalışma kapsamındaki bireylerin Hastalık Kabul Ölçeği ve Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği toplam puanları ile yaş, eğitim durumu, sigara kullanımı, diyabet tanı süresi, diyabet tedavi yöntemi, diyabetin komplikasyonlarını bilme ve gelişme durumu, egzersiz ve diyet yapma, kan glikoz ölçümü ve kontrole gitme sıklığı, diyabete ilişkin eğitim alma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır (p<0.05). Hastalığı kabul puanı ile sağlık okuryazarlığı arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı doğrusal bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=0.460; p<0.001). Araştırma sonucunda diyabet hastalarının hastalık kabul ve sağlık okuryazarlığı düzeyinin yüksek olduğu; hastalık kabulü düzeyi arttıkça sağlık okuryazarlığının arttığı belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda bireylerin sağlığı geliştirici davranışları yapmaları konusunda cesaretlendirilmesi, eğitim konularının ihtiyaca göre belirlenmesi, eğitim materyallerinin geliştirilmesi ve daha çok diyabet hastasına ulaştırılması önerilmektedir.
Vajinal doğum yapan primipar annelerde, beyaz gürültünün emzirme başarısı ve kaygı düzeyine etkisinin belirlenmesi
Araştırma, vajinal doğum yapan primipar annelerde beyaz gürültünün, emzirme başarısı ve kaygı düzeyine etkisinin belirlenmesi amacıyla randomize kontrollü, deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın verileri Yalova Devlet Hastanesi "Kadın Hastalıkları ve Doğum" servisinde Mart 2019- Ağustos 2019 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın evrenini, Yalova Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisi'nde yatan ve araştırma kriterlerine uyan anneler ve bebekleri oluşturmuştur. Çalışmada örneklem büyüklüğünü hesaplamak için yapılan güç analizi sonucu araştırma gruplarına 30 beyaz gürültü, 30 kontrol grubu alındığında %95 güven aralığında, 0.05 yanılgı payı ile çalışmanın gücü 0.90 olarak bulunmuştur. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", "LATCH Emzirme Tanılama ve Değerlendirme Ölçeği", "Durumluk Kaygı Ölçeği", CD Çalar, Ses Desibeli Ölçüm Cihazı, Beyaz Gürültü CD'si kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS Statistics 23 programında; yüzdelik dağılım, ortalama, ki-kare testi, bağımsız ve bağımlı gruplarda t-testi, varyans analizi, Korelasyon, Regresyon analizleri kullanılmış, istatistiksel testlerin anlamlılık düzeyi için p<0.05 değeri kabul edilmiştir. Beya gürültü ile kontrol grubu arasında durumluk kaygı 1. gözlem ve 3. gözlem puan ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiş (p>0,05), durumluk kaygı 2. gözlem ve 4. gözlem puan ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür (p<0,001). Beyaz gürültü ile kontrol grubu arasında LATCH 1. gözlem ve 2. gözlem puan ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür (p<0,001). Araştırmanın sonucunda; Beyaz gürültü dinletilen grubun kaygı düzeyinin daha düşük, emzirme başarısının daha yüksek olduğu, beyaz gürültünün sakinleştirici ve rahatlatıcı etkisinin annenin kaygı düzeyini azalttığı ve emzirme başarısını desteklemede etkili yöntem olduğu belirlenmiştir.
Sezaryen sonrası uygulanan akupresurun gastrointestinal motiliteye etkisinin belirlenmesi
Araştırma, sezaryen sonrası uygulanan akupresurun gastrointestinal motiliteye etkisinin belirlenmesi amacıyla prospektif, randomize kontrollü, deneysel tasarımda yürütülmüştür. Araştırmanın verileri Mayıs 2019 - Kasım 2019 tarihleri arasında, Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi kadın hastalıkları ve doğum servisinde, elektif sezaryen uygulanan 30 müdahale, 30 kontrol grubu olmak üzere 60 kadından toplanmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu ve bağırsak motilitesi takip formu kullanılmıştır. Müdahale grubundaki kadınlara hastanede uygulanan standart bakımın yanı sıra postoperatif 4., 8. ve 12. saatlarde LI4, LI11 ve ST36 noktalarına 15-20 dakika süre ile üç kez akupresur uygulanırken, kontrol grubuna sadece hastanede uygulanan standart bakım yapılmıştır. Her iki grupta postoperatif 4., 8. ve 12. saatlerde bağırsak sesleri, gaz ve gaita çıkış zamanı kayıt edilmiştir. Bağırsak sesleri yanlılığı önlemek amacıyla araştırmacı ve bağımsız bir gözlemci tarafından sayılmıştır. Bağırsak sesi skorlarının araştırmacı ve gözlemci arasındaki uyumunun değerlendirildiği analizde ICC değerleri 0,90 ile 0,98 arasında olup istatistiksel olarak anlamlı çok iyi düzeyde bir uyum saptanmıştır (p<0,001). Araştırma sonucunda müdahale grubunda 4., 8. ve 12. saatlerde bağırsak sesi sayısı ortalamasının kontrol grubuna göre daha fazla olduğu ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu, ilk gaz çıkış zamanının müdahale grubunda (12,90±6,07 saate karşı 17,31±7,95 saat) daha kısa olduğu ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0,05), ilk gaita çıkış zamanının müdahale grubunda (26,27±7,99 saate karşı 27,34±8,59 saat) daha kısa olduğu fakat gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı (p>0,05) saptanmıştır. Sonuç olarak akupresurun sezaryen sonrası gastrointestinal motiliteyi düzenlemek ve gaz-gaita çıkış süresini kısaltarak, kadınların konforunu artırmak, iyileşmeyi hızlandırmak amacıyla hemşirelik bakımında kullanılması, ülkemizde hemşirelerin bu uygulamayı bağımsız olarak yapabilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması, hemşirelere yönelik eğitim ve sertifikasyon programlarının yaygınlaştırılması önerilmiştir.
Demanslı yaşlılarda oyuncak bebek terapisinin bilişsel durum ve ajitasyona etkisi
Demans, fiziksel ve psikososyal işlevselliği sağlayan entelektüel kapasitenin ileri düzeyde kaybını içeren edinilmiş organik zihinsel bir bozukluktur. Demanslı kişilerde bilişsel bozulma ile birlikte görülen ve kişinin hayatını etkileyen en önemli nöropsikiyatrik semptomlardan biri ajitasyondur. Oyuncak Bebek Terapisi (OBT), genellikle demansın orta veya geç dönemlerinde olan kişiler için ajitasyon gibi davranışsal belirtilerin yönetiminde kullanılan farmakolojik olmayan yöntemdir. Bu terapide amaç yaşlıların kendilerini yararlı ve ihtiyaç duyulan biri olarak hissetmelerine yardımcı olmak ve onlara odaklanmaları için olumlu bir şey vermektir. Bu doğrultuda bu çalışma uzun süreli kurumsal bakım alan demanslı yaşlılarda OBT'nin bilişsel durum ve ajitasyona etkisinin incelenmesi amacıyla deneysel tasarımda yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, bir ilde bir kurumsal bakım merkezinde yaşayan 110 yaşlı birey oluşturmuştur. Uygulama grubunun büyüklüğü güç analizi yöntemi ile hesaplanarak OBT ve Kontrol (K) grubuna sırasıyla 16 ve 19 olmak üzere toplam 35 yaşlı birey alınmıştır. Veri toplama aracı olarak Cohen-Mansfield Ajitasyon Envanteri (CMAE) ve Mini Mental Durum Değerlendirme Testi (MMT) kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçları başlangıçta (T0), OBT'den hemen sonraki hafta (T1), 3 ay sonra (T2) ölçülmüştür. Gruplardaki yaşlılar sosyo-demografik değişkenler, kurumsal bakım alma özellikleri, psikiyatrik öykü, fiziksel hastalıkları, bilişsel ve ajitasyon düzeyleri yönünden benzerdir (p>0.05). Bu çalışmada OBT ve K grubu arasında CMAE toplam ajitasyon düzeyi ve Fiziksel Agresif Olmayan ajitasyon düzeyi OBT grubu lehine anlamlı olarak farklı bulunmuştur (p<0.05). Ancak CMAE Sözel Agresif Olmayan, Sözel Agresif Olan ve Fiziksel Agresif Olan ajitasyon alt boyutlarındaki ve MMT düzeyindeki değişimin gruplararası farkı anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Sonuçlar, OBT'nin geriletici değil ama durdurucu etkisini ortaya koymuştur. Nitekim K grubunda toplam, alt boyut ve maddeler düzeyinde ajitasyon puanları kendi içinde zaman içinde artmıştır. Yani müdahale edilmeyen grupta gerileme çarpıcı bir şekilde gerçekleşmiştir. Dört haftalık OBT demanslı yaşlılar için keyifli ve amaçlı bir aktivite olarak gerçekleştirilmiş ve kurum çalışanları oyuncak bebeklerin yaşlılara duygusal destek sağladığını ifade etmiştir. Anahtar Kelimeler: Oyuncak Bebek Terapisi, Demans, Yaşlı, Ajitasyon, Bilişsel Durum
Hemşirelerin üriner sistem enfeksiyonlarının önlenmesinde bakım paketi (care bundle) uygulamalarına yönelik girişimlerinin değerlendirilmesi
Bu araştırma yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin, bakım paketine ilişkin görüş ve deneyimlerinin incelenmesi ve hemşirelerin üriner kateter bakım paketini kullanmasına yönelik engellerin ortaya çıkartılması amacıyla planlanmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden olan fenomenolojik desen kullanılan araştırmada, amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesinden yararlanılmıştır. Araştırmanın örneklemini araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 30 hemşire oluşturmuştur. Araştırma verileri Şubat-Mart 2020 tarihleri arasında bireysel derinlemesine görüşme ve gözlem tekniği kullanılarak toplanmıştır. Görüşme verilerinin analizinde içerik analizi kullanılmıştır. Gözlem verilerinin analizi için frekans ve iki gözlemci arasındaki uyumu belirlemek için Cohen's Kappa testi yapılmıştır. Görüşmelerden sonra yapılan içerik analizinde bakım paketi parametrelerine ilişkin uygulamalar, ÜSE risk faktörleri, yoğun bakımda sık karşılaşılan enfeksiyonlar, bakım paketine ilişkin görüşler (olumlu-olumsuz), kullanımı engelleyen unsurlar ve öneriler olmak üzere yedi (7) tema ve bu temalardan dokuz (9) alt tema elde edilmiştir. Araştırmada üriner sistem enfeksiyonlarının önlenmesinde kullanılan bakım paketi uygulamasının çoğu hemşire tarafından kullanıldığı, bakım paketini kullanan hemşirelerin çoğunun bakım paketinin hemşire ve hasta açısından olumlu yönleri olduğu, bakım paketini kullanmayan hemşirelerin ise paketi daha önce duymadıkları, hastane yönetiminin bu uygulamayı iletmemesi nedeniyle kullanmadıkları ve bu uygulamayı bilen hemşirelerin de ön yargı nedeniyle kullanmadıkları belirlenmiştir. Ayrıca bakım paketinin her kullanıcı tarafından standardize edilmesi, bu konuda hemşirelere eğitim verilmesi, bakım paketi içeriğinin genişletilmesi ve ayrıntılandırılması, enfeksiyon kontrolüne ilişkin bileşenlerin bakım paketi parametrelerine eklenmesi gerektiğine ilişkin önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler; bakım paketi, hemşirelik, hemşirelik bakımı, üriner kateter, üriner sistem enfeksiyonu.
İnfertil kadınların öz şefkat, bilinçli farkındalık ve mental sağlıkları arasındaki ilişki
Bu çalışma infertil kadınların öz şefkat, bilinçli farkındalık ve mental sağlık durumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişkisel tipte planlanan bu araştırma Aralık 2019-Mart 2020 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Merkezi infertilite polikliniğinde infertilite tanısı alan 318 kadın ile yürütülmüştür. Veriler "Kişisel Bilgi Formu" "Bilinçli Farkındalık Ölçeği", "Öz Şefkat Ölçeği" ve "Genel Sağlık Anketi" aracılığıyla yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. İstatistiksel analiz için IBM SPSS Statistics 23 programına aktarılmış güvenilirlik analizi ve cronbach alfa katsayısı (Alfa yöntemi) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan kadınların %52.8'i 18-30 yaş aralığında, %50.6'sı 1-5 yıldır evli, %38.7'si lise mezunudur. Bilinçli farkındalık toplam puanı ile genel sağlık algısı toplam puanı arasında orta düzeyde negatif yönde (r=-0,414; p<0,001), öz şefkat toplam puanı ile genel sağlık algısı toplam puanı arasında ise düşük düzeyde pozitif yönde (r=0,286; p<0,001) anlamlı doğrusal ilişki bulunmuştur. Genel sağlık algısı toplam puanı ile öz sevecenlik puanı (r=-0,350; p<0,001) arasında orta düzeyde negatif yönde, bilinçlilik puanı (r=-0,242; p<0,001) arasında düşük düzeyde negatif yönde; öz yargılama (r=0,366; p<0,001), izolasyon (r=0,514; p<0,001) ve aşırı özdeşleşme (r=0,530; p<0,001) puanları arasında ise orta düzeyde pozitif yönde anlamlı doğrusal ilişkiler bulunmuştur. İnfertil kadınların öz şefkat ve bilinçli farkındalık düzeyleri arttıkça ruhsal sağlık düzeyleri de artmaktadır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre infertil kadınların öz şefkat ve bilinçli farkındalık becerilerini geliştirilmelerine yönelik psikolojik destek programları ile deneysel araştırmaların planlanması önerilmektedir.
Bipolar bozukluk hastalarında içgörü ve baş etme tutumları arasındaki ilişki
Bipolar bozukluk ciddi yeti yitimine neden olan ve süreğen özellik gösteren bir hastalıktır. Hastanın tedaviye ve hastalığa uyumunu etkileyen içgörü ve baş etme tutumlarının belirlenmesinin hastalığın prognozunu olumlu olarak etkileyeceği düşünülmektedir. Yapılan bu çalışma ile, bipolar bozukluk hastalarında içgörü ve baş etme tutumları arasındaki ilişkinin araştırılması hedeflendi. Tanımlayıcı nitelikteki bu çalışma, bir üniversite hastanesinin Psikiyatri Anabilim Dalı polikliniklerine ayaktan başvuran, DSM-5'e göre bipolar bozukluk tanısı konulmuş ve ötimik dönemde olan, 127 gönüllü hasta ile yapılmıştır. Veri toplama araçları olarak; Kişisel Bilgi Formu, Beck Bilişsel İçgörü Ölçeği (BBİÖ) ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) kullanılmıştır. Verilerin analizi IBM SPSS 24'de yapılmıştır. Hastaların BBİÖ puan ortalaması 2,83±6,38, COPE puan ortalaması 142,96±20,30 olarak belirlenmiştir. BBİÖ toplam puanı ve BBİÖ alt ölçeklerinden olan kendini ifade etme puanı ile COPE toplam puanı; BBİÖ alt ölçek ve toplam puanları ile COPE alt ölçeklerinden uyuma yönelik olan baş etme tutumları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Hastaların içgörü puanı ile uyuma yönelik baş etme ve toplam baş etme puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Hastaların içgörü seviyesi arttıkça uyuma yönelik baş etme tutumlarını daha fazla kullandıkları saptanmıştır. Bu çalışmada kendini ifade etme düzeyi yüksek olan bireylerin karşılaştıkları durumlarla daha etkin baş edebildikleri ortaya konulmuştur.
Ortaokul öğrencilerinde sağlık tutum davranışları ile beslenme öz-yeterlikleri ve anne baba tutumları arasındaki ilişki
Bu araştırma ortaokul öğrencilerinde sağlık tutum davranışları ile beslenme öz-yeterlikleri ve anne baba tutumları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacı ile tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte ele alınmıştır. Araştırmanın evrenini Düzce ili merkezinde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olan ortaokullarda öğrenim gören 13931 öğrenci, örneklemi ise araştırmaya katılmayı kabul eden 1306 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Anne Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ), Öğrenciler için Sağlık Tutum Ölçeği (ÖSTÖ), Çocuk Beslenme Öz-yeterlik Ölçeği (ÇBÖÖ) ve Sağlık Algısı Formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, tek yönlü varyans analizi (One Way ANOVA), Levene, çoklu karşılaştırma (Bonferroni ya da Tamhane's T2), pearson korelasyon testleri ve regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların ÖSTÖ puan ortalaması 61,99±11,44, ÇBÖÖ puan ortalaması 33,42±6,92, ABTÖ puan ortalaması 51,54±10,53 olarak bulunmuştur. Araştırmaya katılan öğrencilerin ABTÖ ile ÖSTÖ puan ortalamaları arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı derecede bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). ABTÖ puan ortalaması üzerinde ÖSTÖ puan ortalamasının istatistiksel olarak anlamlı derecede bir etkisi bulunmuştur (p<0,05). Buna göre, ABTÖ'deki bir birimlik artışın, ÖSTÖ puan ortalamasında 0,21 birimlik artışa neden olduğu saptanmıştır. Ortaokul öğrencilerinde sağlık tutumu, beslenme öz-yeterlik ve anne baba tutumu arasındaki ilişkiyi iyileştirmeye yardımcı olmak için bu konu hakkında daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Hemodiyaliz hastalarında sıvı kontrolünün yaşam doyumuna etkisi
Bu araştırma hemodiyaliz hastalarında sıvı kontrolünün yaşam doyumuna etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma iki özel hemodiyaliz merkezinde tedavi gören 155'i erkek 145'i kadın toplam 300 hasta ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak; kişisel bilgi formu, sıvı kontrol ölçeği ve yaşam doyumu ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler IBM SPSS 24 programında; Ki-Kare, Student t, One Way Anova ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Hastaların sıvı kontrol ölçeği puan ortalaması 50.07±8.05, yaşam doyumu ölçeği puan ortalaması 18.52±8.29 olarak bulunmuştur. Hastaların sıvı kontrolü ölçeği alt bölümlerinin puan ortalamalarına bakıldığında en fazla davranış (24.88±4.76) daha sonra sırasıyla tutum (13.77±4.41) ve bilgi (11.42±2.15) alt bölümlerinin geldiği belirlenmiştir. Sıvı kontrol ölçeği ortalama puanının bakımıyla ilgilenenin var olma durumuna, sıvı kontrol ölçeği davranış alt bölümünün cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Yaşam doyumu ortalama puanının gelir durumuna göre karşılaştırılması sonrasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olduğu, gelir durumu yüksek olan hastaların yaşam doyumu ortalamalarının da yüksek olduğu saptanmıştır. Sıvı kontrol ölçeği bilgi düzeyi ortalamasının eğitim duruma göre negatif yönde anlamlı bir farklılık gösterdiği, eğitim seviyesi attıkça bilgi düzeyi ortalama puanının düştüğü belirlenmiştir. Bu araştırmada elde edilen bir diğer anlamlı sonuç da sıvı kontrol ölçeği davranış alt bölümü ortalama puanlarının gelir düzeyi arttıkça azalma eğiliminde olmasıdır. Bu araştırmaya konu, sıvı kontrolünün yaşam doyumuna etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Bu veriler doğrultusunda; eğitimde davranış değişikliği oluşturmak adına kadın hastalara öncelik verilmesi, hastalara sosyal kurum ve kuruluşlardan ekonomik katkı sağlanması, bakımıyla ilgilenecek yardımcısı olmayanlara da kişisel bakım ve sosyal hizmet desteği sağlanmasının hastaların yaşam doyumunu arttırmaya katkı sağlayacağı düşünülebilir. Anahtar sözcükler: Hemodiyaliz, hemşirelik, sıvı kontrolü, yaşam doyumu.
Kadınlarda öz şefkat ve bilişsel esneklik ile sağlığı geliştirme arasındaki ilişki
Bu araştırma öz şefkat, bilişsel esneklik ve sağlığı geliştirme arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için ilişki arayıcı ve kesitsel bir tanımlayıcı araştırma olarak yapılmıştır. Evrenini Koç yazı Mh. 5 nolu Aile Sağlık Merkezi'ne kayıtlı yetişkin 1135 kadın oluşturmuştur. Çalışmaya 411 kadın dahil olmuştur. Veri toplama aracı olarak tanıtıcı bilgi formu, öz şefkat ölçeği, bilişsel esneklik ölçeği ve sağlıklı yaşam biçimi II ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler, Pearson Korelasyon Katsayısı, Yapısal Eşitlik Modeli kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların öz şefkat puan ortalaması 3,13±0,402, bilişsel esneklik puan ortalaması 49,18±6,758, sağlıklı yaşam biçimi puan ortalaması 129,90±20,072 'dir. Öz şefkat ile bilişsel esneklik arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı doğrusal bir ilişki olduğu (r=0,330; p<0,001), öz şefkat ile sağlığı geliştirme arasında da orta düzeyde pozitif yönde anlamlı doğrusal bir ilişki olduğu görülmüştür (r=0,324; p<0,001). Bilişsel esneklik ile sağlıklı yaşam biçimi arasında da orta düzeyde pozitif yönde anlamlı doğrusal bir ilişki olduğu görülmüştür (r=0,385; p<0,001).Öz şefkatin sağlığı geliştirme üzerindeki direk etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Aracı değişken olan bilişsel esneklik modele eklendiğinde; öz şefkatten bilişsel esnekliğe olan etki istatistiksel olarak anlamlı (p<0,001) iken, öz şefkatin sağlıklı yaşam biçimi üzerindeki direk etkisi de istatistiksel olarak anlamlılığını korumuştur. Oluşturulan modelde; bilişsel esneklik olsa da olmasa da özşefkat ve sağlığı geliştirme arasında ilişki bulunmuştur. Ayrıca bilişsel esneklikte, öz şefkat ve sağlığı geliştirme arasında kısmi aracı rolü üstlenmiştir. Öz şefkat ve bilişsel esneklik eğitim yoluyla geliştirilebilir olduğu için, öz şefkat ve bilişsel esneklik düzeyini yükseltmek için kullanılan yöntemlerin, sağlığı geliştirmeyi artırmak için de faydalı olması mümkündür. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Esneklik, Kadın, Öz-Şefkat, Sağlık, Sağlığı Geliştirme.
Sağlıklı ve riskli gebelerin eşlerinin mizah tarzlarının karşılaştırılması
Bu araştırma, sağlıklı ve riskli gebelerin eşlerinin mizah tarzlarının karşılaştırılması amacıyla kesitsel çalışma olarak yapılmıştır. Çalışma, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları polikliniklerinde, Nisan-Temmuz 2017 tarihleri arasında bireylerle yüz yüze görüşülerek anket formu ve Mizah Tarzları Ölçeği aracılığıyla toplanarak gerçekleştirilmiştir. 177 sağlıklı ve 177 problemli gebeliği olan kadınların eşleri alınarak toplam 354 erkek araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Bu yöntemle sağlıklı ve sorunlu gebelik geçiren kadınların gebeliklerinin eşlerin mizah tarzına etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmacı tarafından hazırlanan anket formunda 7 soru gebelerin demografik ve doğurganlık öyküsüne ve 7 soru gebe kadınların eşlerine yönelik toplamda 14 soru bulunmaktadır. Araştırma verilerinin analizi bilgisayarda SPSS 17 paket programında yapılmıştır. Katılımcıların çoğunluğunu 30-35 yaş grubunda, eğitim düzeyi lisans ve üzeri, serbest meslekle uğraşan ve kendini uyumlu olarak tanımlayan erkekler oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcılar, katılımcı (sosyal) mizah ölçeğinden 38.57±8.16, kendini geliştirici mizah ölçeğinden 33.73±7.77, saldırgan mizah ölçeğinden 26.02±7.85 ve kendini yıkıcı mizah ölçeğinden 25.51±7.79 puan almışlardır. Çalışma da, mizah tarzı ölçeğinin "Katılımcı (Sosyal) mizah, kendini geliştirici mizah, saldırgan mizah" alt boyutlarında anlamlı farklılık bulunmuştur. Mizah tarzı ölçeğinin "Kendini yıkıcı mizah" alt boyutunda anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Sağlıklı grupta gelir düzeyi yükseldikçe katılımcı (sosyal) mizah puan farkı artmıştır. Araştırmaya katılan erkeklerin eğitim seviyesi arttıkça kendini geliştirici mizah tarzı puan farklarının arttığı belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Erkek, Hamilelik Dönemi, Kadın Sağlığı, Mizah, Mizah Tarzı.
Klinik hemşirelerinin kalite algısı ile karşılanamayan hemşirelik bakımı arasındaki ilişki
Araştırma, klinik hemşirelerinin kalite algısı ile karşılanamayan hemşirelik bakımı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Düzce ilinde bulunan bir devlet hastanesi, bir özel hastane ve bir üniversite hastanesinde klinikte çalışan hemşireler oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem yöntemi seçilmeyerek evrenin tamamına ulaşılması amaçlanmıştır (N:260). Nisan 2021-Haziran 2021 tarihleri arasında Düzce ilinde bulunan üç hastanenin kliniklerinde çalışan ve çalışmaya katılmayı kabul eden hemşireler örneklemi oluşturmuştur (n:182). Veri toplamada Sağlık Çalışanları Kalite Algı Ölçeği ve Karşılanamayan Hemşirelik Bakım Gereksinimi Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmaya katılan klinik hemşirelerinin kalite algı ölçeği puan ortalaması (70,36±12,71), alt boyutlarına göre Yönetim ve Liderlik alt boyutu (61,36±17,75), İnsan Kaynakları Kullanımı alt boyutu (60,53±16,13), Kalite Eğitimi alt boyutu (72,73±18,82), Ölçme ve Değerlendirme alt boyutu (64,34±14,25), Kurum Yararları alt boyutu (64,95±16,07), Çalışan Yararları alt boyutu (74,78±13,53) ve Hasta Yararları alt boyutu ise (71,70±14,05) olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Karşılanamayan Hemşirelik Bakım Gereksinimleri puanlarının ortalaması (1,67±0,66) ve Karşılanamayan Hemşirelik Bakım Hizmetlerinin Nedenleri puanlarının ortalaması (1,68±0,74) olarak belirlenmiştir. Karşılanamayan Hemşirelik Bakım Gereksinimleri puanları ile Sağlık Çalışanları Kalite Algı Ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak düşük düzeyde negatif yönlü ilişki (p:0,000, r:-,269) bulunmaktadır. Karşılanamayan Hemşirelik Bakım Hizmetlerinin Nedenleri ile Yönetim ve Liderlik alt boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı düşük düzeyde pozitif yönlü ilişki (p:0,008, r:,196) bulunmaktadır. Hemşirelik hizmetleri yönetiminin en önemli amacı hastaların hemşirelik bakımının karşılanması ve bu bakımın kaliteli bir şekilde sunulmasıdır. Kaliteli hemşirelik bakımının sunulmasında hemşirelerin kalite algıları yönetici hemşireler tarafından değerlendirilmeli, karşılanamayan hemşirelik bakımları belirlenerek kalite eğitimleri ile desteklenmeli ve karşılanamayan hemşirelik bakım miktarının azaltılması sağlanmalıdır.
Ventilatör ilişkili pnömoni (VİP) önleme paketi kullanımının VİP gelişimine etkisinin değerlendirilmesi ve hemşirelerin bilgi düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Sağlık hizmeti ile ilişkili(SHİİ) enfeksiyonlardan olan Ventilatör İlişkili Pnömoni(VİP), Mekanik Ventilasyon(MV) uygulanması sırasında pnömonisi olmayan hastada, ventilasyondan en az 48 saat sonra gelişen hastane enfeksiyonudur. VİP insidansı sağlık bakım sisteminde bir kalite göstergesi olarak kabul edildiğinden bu enfeksiyonların önlenmesinde bakım paketleri geliştirilmiş başta VİP olmak üzere enfeksiyonların önlenebileceği ve azaltılabileceği gösterilmiştir. Araştırma Yoğun Bakım Ünitesi(YBÜ)'de yatmakta olan hastalara uygulanan VİP önleme paketi kullanımının VİP gelişimine etkisinin değerlendirilmesi ve YBÜ hemşirelerinin bilgi düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılan prospektif-tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde bulunan ve VİP önleme paketini kullanan Dâhiliye YBÜ, Anestezi YBÜ, Beyin Cerrahisi YBÜ'nde yatan entübe hastalar(N=300) ve bu YBÜ'lerinde çalışan tüm hemşireler(n=41) oluşturmuştur. Örneklem hesaplama yöntemi kullanılmamıştır. Çalışmaya bu üç YBÜ'de Aralık 2019-Mayıs 2020 tarihleri arasında yatan ve MV desteği alan hastalardan dâhil edilme kriterlerine uygun 63 hasta alınmıştır. Evrende bulunan tüm hemşirelere(N=41) ulaşılmıştır. Araştırmada hasta verileri YBÜ'de kullanılan ''VİP Önleme Paketi'' ile toplanırken, hemşire verileri araştırmacı tarafından geliştirilen anketle toplanmıştır. Verilerin analizinde frekans, yüzdelik değerleri ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Hastaların yaş grubu, cinsiyeti ve yatış tanıları ile VİP gelişimi arasında anlamlı bir ilişki(p>0,05) görülmemiş iken yattığı YBÜ(p<0,01), MV'de kaldığı gün sayısı(p<0,01) ve YBÜ'de kaldığı gün sayısı(p<0,05) ile istatistiksel olarak anlamlı ilişki görülmüştür. Hemşirelerin yaş grupları ve cinsiyetinin VİP paketi hakkında bilgi düzeyleriyle anlamlı bir ilişkisi görülmemiş(p>0,05) iken eğitim düzeyi yüksek olanların bilgi düzeylerinin anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Yapılan anket sonucunda hemşirelerin bakım paketine ilişkin bilgi düzeyi puan ortalaması 64,63 olarak bulunmuştur. Kurumdan alınan resmi verilere göre 2018 yılına ait son 6 ay VİP oranı %25,2'dir. Araştırmamızda VİP oranı %20,6 olarak bulunmuştur. Çalışmamızda bir önceki yıla göre VİP oranında %4,6'lık bir düşüş yaşanmıştır fakat bu düşüş uygulanan Ki-Kare testi sonucunda anlamlı bulunmamıştır. VİP oranındaki bu düşüş istatiksel olarak anlamlı bulunmasa da VİP bakım paketi etkili bir şekilde uygulandığında ventilatör ilişkili pnömoni oranında azalmanın olabileceği saptanmıştır. Hemşirelerin bakım paketine ilişkin bilgilerinin de orta düzeyde olduğu görülmüştür. Anahtar sözcükler: Bakım Paketi, Bilgi Düzeyi, Hemşire, Ventilatör İlişkili Pnömoni, Yoğun Bakım Ünitesi,
6-12 yaş arası çocuklarda aşı enjeksiyonu sırasında uygulanan sanal gerçeklik gözlüğünün ağrı ve anksiyete üzerine etkisi
Araştırma 6-12 yaş arası çocuklarda aşı enjeksiyonu sırasında uygulanan sanal gerçeklik gözlüğünün ağrı ve anksiyete üzerine etkisini belirmek amacı ile randomize kontrollü tipte deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Servisi'nde Nisan 2019-Mart 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, yapılan güç analizi sonucu çalışmaya katılmayı kabul eden ve örneklem seçim kriterlerine uyan toplam 70 çocuk (deney grubu=35, kontrol grubu=35) oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında çocuk ve ailelerin sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacı ile ''Kişisel Bilgi Formu'', işlem öncesi ve sonrası anksiyetelerini değerlendirmek için ''Çocuk Korku Ölçeği'' (Children's Fear Scale; CFS), işlem sonrası duyulan ağrı seviyesini değerlendirmek için ''Wong Baker Yüz İfadeleri Ağrı Derecelendirme Ölçeği-WBFPRS'' kullanılmıştır. Deney grubundaki çocuklara aşı (tetanoz-difteri) uygulama işlemi süresince sanal gerçeklik gözlüğü ile video izletilmiş, kontrol grubundaki çocuklara ise sadece rutin aşı (tetanoz-difteri) uygulaması yapılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 26 paket programına aktarılarak analiz edilmiştir. Uygulanan bağımsız örneklem testleri sonucunda deney ve kontrol grupları arasında Wong Baker Ölçeği ve CFS Ölçeği puanları bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Buna göre deney grubundaki çocukların Wong Baker Ölçeği ve CFS Ölçeği puanlarının, kontrol grubundaki çocukların puanlarından anlamlı derecede daha düşük olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; aşı uygulaması sırasında sanal gerçeklik gözlüğü ile video izleme yönteminin, çocuklarda ağrı ve anksiyete seviyelerini azaltmada etkisi olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Anksiyete, Aşı Enjeksiyonu, Çocuk, Dikkat Dağıtma, Hemşirelik, Sanal Gerçeklik
Acil servisteki hastaların hemşirelik bakımını algılayışlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma acil servise başvuran hastaların hemşirelik bakımını algılayışlarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini çalışmaya katılmayı kabul eden 182 hasta oluşturmuştur. Araştırma verileri Aralık 2019-Mayıs 2020 tarihleri arasında yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırmaya alınan hastaların sosyo-demografik özellikleri ve sağlık öykülerine yönelik özellikler frekans ve yüzde analizi aracılığıyla yorumlanmıştır. Katılımcıların Hastanın Hemşirelik Bakımını Algılayışı Ölçeği'ne (HHBAÖ) verdikleri cevapların puan ortalamalarının demografik özelliklerine göre karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t testi, Anova, MannWhitney U testi ve Kruskal Wallis testleri uygulanmıştır. Hastaların, HHBAÖ'den aldıkları puan ortalaması 18.59±6.52 olarak bulunmuştur. Bu verilere göre hastaların hemşirelik bakımı algı düzeyleri yüksek bulunmuştur. Hastaların yaş grubu, medeni durumu, gelir durumu ile ölçek puan ortalaması arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Hastaların cinsiyeti, eğitim durumu, yaşadığı yer, daha önce acil servise başvuru sayısı ve kronik hastalık varlığı ile ölçek puan ortalamaları karşılaştırıldığında, puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Araştırma sonuçlarına göre; hemşirelerin bakım verirken hastaların bakım algılarını etkileyen faktörleri göz önünde bulundurması, hemşirelik bakımı algısı ve hemşirelik bakımından memnuniyetlerinin düzenli olarak değerlendirilmesi önerilebilir.
Pandemi kliniklerinde çalışan hemşirelerin psikososyal sorunları ve baş etme yöntemlerinin belirlenmesi
Bulaşıcı hastalıklar önde gelen bir ölüm nedeni ve insan işlevlerinin en büyük engelleyicileridir. Bu çalışma, COVID-19 pandemi kliniklerinde çalışan hemşirelerin yaşadıkları psikososyal sorunların ve baş etme yöntemlerinin belirlenmesi amacıyla "derinlemesine görüşme tekniği" nin kullanıldığı tanımlayıcı bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın evrenini Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesi'nde Eylül 2021- Ekim 2021 tarihleri arasında pandemi kliniklerinde çalışan 871 hemşire, örneklemi ise pandemi kliniklerinde çalışan 21 hemşire oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu" ve "Hemşirelerde Psikososyal Sağlığı Değerlendirme Formu" kullanılmıştır. Veriler, içerik analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 31,85 ve %76,20'si kadındır. Hemşirelerin %57,14'ü COVID yoğun bakımda çalışmaktadır. Verilerin değerlendirilmesi sonucunda toplam beş ana tema ve her tema için alt temalar belirlenmiştir. "Duygusal Sorunlar" ana teması için "Endişeli Bekleyiş", "Stres, Yoğun Üzüntü ve Tükenmişlik Hissi ile Yaşamak" ve "Damgalama" alt temaları, "Davranışsal Sorunlar" ana teması için "Hijyen Alışkanlıklarında Değişim", "Duyguların Dışa Vurumu" ve "Fiziksel Semptomlar" alt temaları, " Baş Etme Stratejileri" ana teması için "Dikkat Odağını Değiştirme", "Spiritüel Uygulamalar", "Olumsuz Düşünceleri Olumlamaya Çalışma", "Uzman Desteği Alma" ve "Yaşamı Yeniden Anlamlandırma" alt temaları, "Mesleki Değişimler" ana teması için ise, "Çalışma Ortamındaki Değişimler/zorluklar" ve "Mesleğimden Uzaklaşıyorum" alt temaları ile "İzole Bir Yaşam" ana teması belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda; COVID 19 pandemi döneminde yüksek riskli hastalarla temas halinde olan hemşirelerin psikososyal sorunlarını azaltmak ve önlemek için gerekli tedbirlerin alınması ve koruyucu psikososyal müdahalelerin planlanması büyük önem taşımaktadır.
Kadın sağlık profesyonellerinin meme kanseri korkusu ile meme kanseri önleme davranışları arasındaki ilişki
Bu çalışma, kadın sağlık profesyonellerinin meme kanseri korkusu ve meme kanseri önleme davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte olan araştırma Nisan-Haziran 2021 tarihleri arasında Düzce Atatürk Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşire, hekim ve ebe olmak üzere 338 kadın sağlık profesyoneli ile yürütülmüştür. Veriler Bireysel Bilgi Formu, Meme Kanseri Korku Ölçeği (MKKÖ) ve Kadının Meme Kanseri Önleme Davranışlarını Etkileyen Faktörleri Belirleme (MEKÖD) Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Katılımcıların MKKÖ ve MEKÖD Ölçeği puan ortalamaları sırasıyla 26.71±7.65 ve 123.36±15.49 olup, meme kanseri korku düzeylerinin yüksek, meme kanseri önleme davranışlarının orta düzeyde olumlu olduğu belirlenmiştir. Öğrenim durumu lise olan, üreme çağında olan, 10 yıldan uzun süreli nöbet usulü çalışan, meme girişimsel işlemi yaptıran, memede sağlık problemi yaşayan, kendi kendine meme muayenesi yapan, klinik meme muayenesi yaptıran ve mamografi çektiren katılımcıların MEKÖD Ölçeği puan ortalamalarının yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Meme kanseri korkusu ile meme kanseri önleme davranışları arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir (r:-0.018, p>0.05). Meme kanseri korkusunun azaltılması ve önleme davranışlarının geliştirilmesi amacıyla hizmet içi eğitimlerin planlanması önerilmektedir.
Yaşlı hipertansiyon hastalarında kırılganlık ve öz-bakım gücü arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Araştırma, yaşlı hipertansiyon hastalarında kırılganlık ve öz-bakım gücü arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini evreni belli olmayan örnekleme yöntemine göre, %5 örneklem hatası ve %5 anlamlılık düzeyinde Ekim 2019- Ekim 2020 tarihleri arasında Düzce Atatürk Devlet Hastanesi dahili yataklı servisleri ve dahili polikliniklerine başvuran 65 yaş ve üzeri 299 hipertansiyon hastası oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Edmonton Kırılganlık Ölçeği" ve "Öz-bakım Gücü Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metodlar, paremetrik karşılaştırma testleri ve korelasyon testleri kullanılmıştır. Hastaların yaş ortalaması 71.40±6.597'dir. Edmonton Kırılganlık Ölçeği toplam puan ortalaması 5.71±2.87, Öz-bakım Gücü Ölçeği puan ortalaması ise 90.19±12.06 olduğu saptanmıştır. Hastaların kırılganlık ve öz-bakım gücü düzeyleri arasında orta düzeyde negatif anlamlı doğrusal ilişki olduğu belirlenmiştir (r:-0.306; p<0.000). Araştırma sonucunda hastaların %37.1'inin çeşitli düzeylerde kırılgan olduğu, öz-bakım güçlerinin orta düzeyde olduğu; kırılganlık düzeyi arttıkça öz-bakım gücünün azaldığı sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlar ışığında hemşirelerin yaşlı hipertansiyon hastalarının kırılganlık ve öz-bakım gücünü eş zamanlı değerlendirmesi, gereksinimleri doğrultusunda eğitimler planlanması önerilmektedir
COVID-19 hastalarına bakım veren sağlık personellerinin ikincil travmatik stres düzeyinin tükenmişlik ve işten ayrılma niyetine etkisi
COVID-19 pandemi süreci sağlık çalışanlarında ikincil travmatik stres ve tükenmişlik gibi farklı psikososyal sorunlar yaşanmasına sebep olmuştur. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tasarımda yapılan bu araştırmanın amacı, COVID-19 hastalarına bakım veren sağlık personellerinin ikincil travmatik stres düzeyinin tükenmişlik ve işten ayrılma niyetine etkisini incelemektir. Araştırmanın evrenini bir eğitim araştırma hastanesi ve bir devlet hastanesinde görev yapan, COVID-19 tanılı hastalara bakım ve tedavi veren sağlık personeli oluşturmaktadır. Çalışmada örneklem yöntemi seçilmeyerek evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiş ve çalışmaya katılmayı kabul eden 216 sağlık personeline ulaşılmıştır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, İkincil Travmatik Stres Düzeyi Ölçeği, Tükenmişlik Ölçeği ve İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği'nden yararlanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, değişkenler arasındaki ilişki ve etkinin tespit edilmesinde Pearson Korelasyon testi ve Basit Doğrusal Regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, elde edilen bulgular; İkincil Travmatik Stres düzeyi (50,58±16,30), ikincil travmatik stres alt boyutlarında, Duygusal İhmal (13,41±5,00), Kaçınma (21,31±6,59), Uyarılmışlık (15,85±5,56); tükenmişlik alt boyutlarına bakıldığında Duygusal tükenme (29,50±8,81), Duyarsızlaşma (10,09±4,36), Kişisel başarısızlık (29,62±4,64) ve İşten Ayrılma Niyeti için ise (15,53±3,34) olarak saptanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre araştırmaya katılan sağlık personelinin yüksek düzeyde ikincil travmatik stres, tükenmişlik ve işten ayrılma niyeti olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca uyarılmışlık algısının duygusal tükenme algısını pozitif yönde etkilediği ve İkincil Travmatik Stres algısının duyarsızlaşma algısını pozitif yönde etkilediği belirlenmiştir.
Ruhsal bozukluğu olan hastaların üstbiliş özelliklerinin ve sosyal işlevselliklerinin karşılaştırılması
Araştırmada farklı ruhsal bozukluğu olan hastaların üstbiliş özelliklerinin ve sosyal işlevsellik düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Karşılaştırmalı tanımlayıcı türde olan araştırma, bir araştırma hastanesinin psikiyatri polikliniklerinde ve bir Aile Sağlığı Merkezinde (ASM) yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi, hastanenin psikiyatri polikliniğine gelen şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar, depresyon, bipolar bozukluk, anksiyete bozuklukları, madde kullanım bozukluklarından herhangi birinin tanı ölçütlerini karşılayan her bir ruhsal bozukluk grubundan 50'şer kişi ve Obsesif Kompülsif Bozukluktan (OKB) 30 kişi olmak üzere 280 hasta ve ASM'ye başvuran herhangi bir ruhsal bozukluk tanısı almamış 50 sağlıklı birey olmak üzere toplam 330 kişiden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, Üstbiliş Ölçeği-30 (ÜBÖ-30), Sosyal İşlevsellik Ölçeği (SİÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, pearson korelasyon analizi, bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi yapılmıştır. Bireylerin yaş ortalaması 35.4±9.9 olup, %60.3'ü erkek, %59.4'ü evli, %41.2'si ilkokul mezunudur. Hastaların üstbilişsel bozukluk düzeylerinin ortanın üzerinde olduğu bulunmuştur. Çalışmaya dahil edilen ruhsal bozukluklar arasında üstbilişsel bozukluğun en fazla depresyon hastalarında, en az şizofreni ve psikoz hastalık grubunda olduğu saptanmıştır. Gruplar arasında üstbilişsel bozukluk bakımından anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0.05). Ruhsal bozukluğu olan bireylerin sosyal işlevsellik düzeylerinin ortanın altında olduğu bulunmuştur. Sosyal işlevselliğin en çok bozulduğu hastalık grubu şizofreni ve psikozla giden bozukluklar olup tıbbi tanı grupları arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Hastaların üstbiliş ve sosyal işlevsellik ölçekleri toplam puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0.363). Fakat, ölçeklerin alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür (p<0.05). Psikiyatri hemşirelerinin, ruhsal bozukluğu olan bireylere üstbiliş eğitimi, üstbilişsel terapi, psikososyal beceri eğitimi, üstbiliş odaklı sosyal beceri eğitimi vb. girişimler uygulaması önerilir. Anahtar Kelimeler: Psikiyatri Hemşireliği, Ruhsal Bozukluk, Sosyal İşlevsellik, Üstbiliş
İnfertilite tedavisi alan çiftlerin evlilik uyumlarının belirlenmesi
Araştırma, infertilite tedavisi alan çiftlerin evlilik uyumlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini oluşturan Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi İnfertilite ve Tüp Bebek Merkezi'ne başvuran 300 çiftten, örnekleme alınacak çift sayısı 177 olarak hesaplanmıştır. Veri toplama aracı olarak, "Anket Formu" ve "Evlilik Uyum Ölçeği (EUÖ)" kullanılmıştır. Anket formu ile EUÖ 15 Temmuz-01 Ekim 2017 tarihleri arasında uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS for Windows 20 (Statistical Package For Social Sciences) bilgisayar programında; ortalama, ortanca, standart sapma, minimum ve maksimum değerler ile yüzdelik sayılar, t-testi, Mann-Whitney U Testi, Oneway Anova Testi ve Kruskall-Wallis Testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çiftlerin evlilik uyumlarını belirleyen EUÖ puan ortalama ve ortancaları ile kadınların evlilik yılı, korunmaksızın çocuk sahibi olamama süresi, infertilite tanı süresi, tedavi süresi; erkeklerin yaş, meslek, korunmaksızın çocuk sahibi olamama süresi, infertilite tanı süresi, tedavi süresi, denenen tüp bebek tedavi sayısı; çiftlerin korunmaksızın çocuk sahibi olamama süresi, infertilite tanı süresi, infertilite tedavi süresi, tedavi yöntemleri arasındaki farkın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlenmiştir (p˂0.05). Sonuç olarak, kadınların, erkeklerin ve çiftlerin evlilik uyumlarının yüksek olduğu (EUÖ puan ortalaması kadınlar:44.35, erkekler:43.50 ve çiftler:43.92) saptanmıştır. Sonuçlara yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: İnfertilite, infertilite tedavisi , çiftler, evlilik uyumu, evlilik uyum ölçeği.
Palyatif bakımda hemşire, hasta ve hasta yakını açısından spiritüel değerlendirmenin incelenmesi
Araştırma palyatif bakım sevisinde hemşire, hasta ve hasta yakını açısından spiritüel değerlendirmenin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı araştırma tipinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma Nisan 2021- Kasım 2021 tarihleri arasında Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi Korucuk Kampüsü Palyatif Bakım Servisinde yürütülmüştür. Araştırma evrenini Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi Korucuk Kampüsü Palyatif Bakım Servisindeki araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve power analiz sonucunda 60 hemşire, 60 hasta ve 60 hasta yakını gönüllülük ilkesi doğrultusunda araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmada veriler ''Birey Demografik Bilgi Formu'', ''Spiritüel İyi Oluş Ölçeği'', ''Maneviyat Ölçeği'' ve ''Manevi Destek Algısı Ölçeği'' ile elde edilmiştir. Tüm sonuçlar p<0.05 için anlamlı kabul edilmiş olup, ölçek güvenilirlikleri için ise Cronbach's alfa değerinden yararlanılmıştır. İki grup arasındaki fark olup olmadığına ilişkin bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla grup arasında fark olup olmadığına ilişkin tek yönlü varyans analizi (One Way ANOVA) ile bakılmıştır. Araştırma kapsamına alınan hemşirelerin SİOÖ skor ortalaması 113,78±13,44 olarak bulunmuş ve spiritüel iyi oluşları yüksek olarak değerlendirilmiştir. Hastalara uygulanan SİOÖ puan ortalaması 106,28±14,35 olarak bulunmuş ve spiritüel iyi oluşları yüksek olarak değerlendirilmiş olup, hasta yakını SİOÖ skor ortalaması 119,15±12,49 olarak bulunmuş ve hasta yakınlarının spiritüel iyi oluşları yüksek olarak belirlenmiştir. Hemşirelerin evli, gelir durumu iyi, çalışılan bölümü isteyerek seçen ve kendini spiritüel açıdan iyi olarak değerlendirenlerin spiritüel iyi oluşları daha yüksektir(p<0,05). Hastaların eğitim durumu yüksek olanların spiritüel iyi oluşları fazla, geniş ailesi olanların spiritüalitesi yüksek olarak belirlenmiştir(p<0,05). Hasta yakınlarından çalışanların, ilde yaşayanların, çocuğu olanların, kendisini spiritüel açıdan iyi olarak değerlendirenlerin spiritüel iyi oluşları yüksektir(p<0,05). Sonuç olarak; palyatif bakım kliniğinde hemşire, hasta ve hasta yakınlarının spiritüel iyi oluşu ve spiritüalite düzeyi yüksek olarak belirlenmiştir.
Psikiyatri hastalarının Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'ne devam durumuna göre işlevsellik, içgörü ve tedaviye uyumlarının karşılaştırılması
PSİKİYATRİ HASTALARININ TOPLUM RUH SAĞLIĞI MERKEZİ'NE DEVAM DURUMUNA GÖRE İŞLEVSELLİK, İÇGÖRÜ VE TEDAVİYE UYUMLARININ KARŞILAŞTIRILMASI Amaç: Bu çalışmanın amacı, Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'ne (TRSM) kayıtlı hastaların TRSM programına devam durumuna göre hastaların sosyal işlevsellik, içgörü ve ilaç uyumlarının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini İzmit ili Halıdere Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'ne Eylül 2019 itibariyle en az bir yıldır kayıtlı olan şizofreni, bipolar bozukluk, şizoaffektif bozukluk ve belirlenmemiş organik olmayan psikoz tanısı alan yetişkin 130 hasta oluşturmuştur. Bu hastalar Toplum Ruh Sağlığı Merkezine devam eden (n:65) ve etmeyen (n:65) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Veri toplama araçları olarak; Sosyo-demografik Bilgi Formu, Morisky Uyum Ölçeği, İçgörünün Üç Bileşenini Değerlendirme Ölçeği ve Sosyal İşlevsellik Ölçeği kullanılmıştır. Bu araştırma, Psikiyatri Hastalarının Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'ne Devam Durumuna Göre İşlevsellik, İçgörü ve Tedaviye Uyumlarının Karşılaştırılması amacıyla tanımlayıcı tipte planlanmıştır. Verilerin analizinde; kategorik değişkenler için sıklıklar (sayı, yüzde), sayısal değişkenler için ise tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma) kullanılmıştır. Bağımsız iki grup arasındaki farklılıklara Bağımsız Örneklem T Testi ve iki bağımsız sayısal değişken arasındaki ilişkiler ise Pearson Korelasyon katsayısı ile incelenmiştir. Bulgular: Toplum Ruh Sağlığı Merkezine devam eden hastaların Sosyal İşlevsellik Ölçeği toplam, İç Görünün Üç Bileşenini Değerlendirme Ölçeği toplam ve Morisky Uyum Ölçeği toplam puanları devam etmeyen hastalara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Toplum Ruh Sağlığı Merkezi faaliyetlerine düzenli katılmak hastaların işlevsellik düzeylerine, hastalığa dair içgörü geliştirmelerine ve tedaviye uyumlarına olumlu katkı sağlamaktadır. Bu sonuçlar doğrultusunda toplum ruh sağlığı hemşiresinin hasta ve hasta ailelerine yönelik Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerine düzenli katılımı destekleyecek eğitim ve müdahale programlarına öncelik vermesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Toplum Ruh Sağlığı Merkezi, İşlevsellik, İçgörü, İlaç Uyumu, Sosyal İşlevsellik, Toplum Ruh Sağlığı Hemşiresi
Çocuklara aşı enjeksiyonu sırasında uygulanan video izletme yönteminin ağrı düzeyi ve fizyolojik parametrelere etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Araştırma, 12-24 aylık çocuklara aşı enjeksiyonu sırasında uygulanan video izletme yönteminin ağrı düzeyi ve fizyolojik parametrelere etkisini belirmek amacı ile randomize kontrollü tipte deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma, Kaynaşlı Devlet Hastanesi Aile Hekimliği'nde Kasım 2019-Mart 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, yapılan güç analizi sonucunda çalışmaya katılmayı kabul eden ve örnekleme alınma kriterlerini taşıyan toplam 60 çocuk (deney grubu=30, kontrol grubu=30) oluşturmuştur. Deney grubundaki çocuklara aşı enjeksiyonu sırasında video izletme yöntemi uygulanmış, kontrol grubundaki çocuklara ise sadece rutin aşı uygulaması yapılmıştır. Verilerin toplanmasında; literatür incelemesine dayanılarak araştırmacı tarafından geliştirilen çocuk ve ebeveyne ait tanıtıcı özellikleri içeren "Kişisel Bilgi Formu", aşı enjeksiyonu öncesi, sırası ve sonrasında çocuğun ağrısının değerlendirilmesinde "FLACC Ağrı Ölçeği", çocuklarda fizyolojik parametrelerin değerlendirilmesinde "Fizyolojik Ölçüm Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizleri IBM SPSS Statistics 28 paket programı üzerinden yapılmıştır. Uygulanan analizler sonucunda, video izleme grubundaki çocukların işlem sırasında ve işlem sonrasındaki FLACC Ağrı Ölçeği puanlarının kontrol grubundaki çocuklardan anlamlı derecede daha düşük olduğu bulunmuştur (p<0,001). Bu sonuca göre, 12-24 aylık çocuklara aşı enjeksiyonu sırasında dikkati dağıtma yöntemi olarak uygulanan video izletme yönteminin hissedilen ağrı düzeyini azaltmada etkili olduğu görülmüştür. Fizyolojik parametreler bakımından, deney grubundaki çocukların işlem sonrası kalp tepe atımı değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı derecede fazla olduğu (p<0.05); kontrol grubundaki çocukların işlem sonrasında oksijen saturasyonu değerlerinin işlem öncesine göre anlamlı derecede azaldığı (p<0.05) bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda aşı enjeksiyonu uygulanan çocukların ağrı düzeyinin azalması ve oksijen saturasyonu değerlerinin olumlu yönde etkilenmesi için, video izletme yöntemi kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Çocuklar, Dikkat dağıtma, Hemşirelik, Video izletme
Ventilatör desteği alan preterm yenidoğanlarda sarmalama yönteminin bebeğin konforuna etkisi
Amaç: Bu çalışma ventilasyon desteği alan 28-37 gestasyon haftası aralığındaki preterm yenidoğanlarda sarmalama yönteminin bebeğin konfor düzeyine etkisini belirlemek amacıyla klinik, randomize kontrollü deneysel tasarımlı olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Sağlık Bakanlığı Sakarya İl Sağlık Müdürlüğü Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Ünitelerinde Ocak-Haziran 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini yapılan güç analizi sonucuna göre, araştırmaya dahil edilen iki araştıma merkezinde doğan ve takip edilen 62 bebek oluşturmuştur (31bebek sarmalama grubu , 31 bebek kontrol grubu). Araştırmanın veri toplama sürecinde Anne ve Bebek Bilgi Formu, Preterm Bebek Fizyolojik Ölçüm Formu ve Prematüre Bebek Konfor Ölceği kullanılmıştır. Kontrol grubunda yer alan yenidoğan bebeklere rutin klinik uygulamalar dışında herhangi bir uygulama yapılmayıp bebeklerden fizyolojik parametre ölçümleri alınmış ve PBKÖ uygulanmıştır. Deney grubundaki bebekler güvenli olarak sarmalanmıştır. İşlem sırasında PBKÖ ve preterm bebek fizyolojik ölçüm formu araştırmacı tarafından kaydedilmiştir. Çalışma verileri değerlendirilirken kategorik değişkenler için frekans dağılımı (sayı, yüzde), sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma) verilmiştir. İki grup arasındaki farklılık için bağımsız örneklem t testinden, iki sayısal değişken arasındaki ilişkinin incelenmesi için pearson korelasyon testinden ve iki kategorik değişken arasındaki ilişkinin incelenmesi için ki kare testinden yararlanılmıştır. Anlamlılık için p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışma verileri incelendiğinde bebeklerin PBKÖ skorları açısından gruplar arası fark istatistiksel olarak bulunmuştur (p<0,05). Buna göre, ventilasyon desteği sırasında sarmalanan grubun konfor düzeyinin kontrol grubuna kıyasla daha yüksek olduğu görülmüştür. Gruplar arasında ateş ölçümleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmamakta (p>0,05) iken, gruplar arasında kalp tepe atımı sayısı, saturasyon ve solunum sayısı bakımından istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Sonuç: Ventilasyon desteği alan pretermleri sarmalamanın bebeğin konforunu arttırdığı, KTA'nı düşürdüğü ve bebeği sakinleştirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Sarmalama yönteminin söz konusu pozitif etkileri nedeniyle yenidoğan hemşireleri tarafından uygulanması önerilir. Anahtar sözcükler: Sarmalama, prematüre, bebek konfor düzeyi, ventilasyon, bakım
Refleksolojinin doğum eylemi üzerindeki etkisi
Doğumda yaşanan ağrı deneyimi , kadının hayatı boyunca yaşadığı en şiddetli ağrılardan biridir. Doğum ağrısı ve doğuma bağlı yaşanan stres sonucunda anne ve fetüs sağlığı olumsuz olarak etkilenmektedir. Bu ağrı doğal bir sürecin parçası olması, belirli bir sürede sınırlı kalması ve annenin kendi isteğiyle bu ağrılara katlanması doğum ağrısını diğer ağrı türlerinden farklı kılmaktadır. Doğum ağrısının kontrolü gebenin yaşadığı anksiyete ve gerginliğin azalmasını sağlayacaktır. Bu çalışma, doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemlerden refleksoloji uygulamasının normal vajinal doğum yapan kadınlarda doğum ağrısı, anksiyete, doğum eyleminin süresi ve doğum memnuniyeti üzerine olan etkisinin belirlenmesi amacıyla randomize kontrolllü çalışma olarak yapılmıştır. Refleksoloji ve kontrol grubunda 30'ar kişi olmak üzere toplam 60 kadın çalışmaya katılmıştır. Verilerin toplanmasında tanımlayıcı bilgi formu, Visuel Analog Skala (VAS), Durumluluk kaygı ölçeği (STAI FORM TX-I ) ve Doğum Memnuniyet Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde, Shaphiro wilk testi, Ki-kare, Mann-Whitney U testi ve Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Deney grubundaki gebelere doğumun birinci evresinde uygun pozisyon verilerek, doktor gözetiminde; önce sağ ayaktan başlanıp her bir ayağa 5 dk toplamda her iki ayağa 10 dk masaj yapılmış sonra refleks bölgelerine her bir ayağa 20 dk olmak üzere toplamda 40 dk basınç uygulanarak sinir noktaları uyarılarak refleksoloji tekniği uygulanmıştır. Kontrol grubunu hastanenin rutin tedavi, bakım ve uygulamalarının yürütüldüğü gebeler oluşturmuştur. Doğumun ikinci evresi kontrol grubunda ortalama 30,83 dk, deney grubunda ise 27,33 dk sürmüştür. Doğumun üçüncü evresi kontrol grubunda ortalama 11,67 dk, deney grubunda ise 8,83 dk sürmüştür. Kontrol ve deney gruplarının ikinci ve üçüncü evrelerinin uzunluğu ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0.05). Deney grubunun VAS puanı ortalamaları kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur(p<0.05). Doğumun birinci evresinde gebelerin ağrı ve anksiyetisini azaltmada, doğum memnuniyetini arttırmakta refleksoloji uygulamasının etkin olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Anksiyete, Doğum, Doğum memnuniyeti , Refleksoloji
Çocuklarda kan alma işlemi öncesi uygulanan oyun hamuru aktivitelerinin ağrı ve anksiyete üzerine etkisi
Araştırma 4-7 yaş arası çocuklarda kan alma işlemi öncesi uygulanan oyun hamuru aktivitelerinin ağrı ve anksiyete düzeylerine etkisini belirlemek amacı ile randomize kontrollü tipte deneysel çalışma olarak planlanmıştır. Araştırma verileri Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Kan Alma Birimi'nde Kasım 2019-Nisan 2020 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma örneklemini, gönüllü ve örneklem seçim kriterlerine uyan, güç analiziyle belirlenmiş 68 çocuk (deney grubu=34; kontrol grubu=34) oluşturmuştur. Verilerin elde edilmesinde çocuk ve ebeveynlerinin sosyo-demografik bilgilerini tespit etmek amacı ile "Tanıtıcı Bilgi Formu", işlem öncesi ve sonrası anksiyetelerini ölçmek için "Çocuk Anksiyete Skalası- Durumluluk" (ÇAS-D), işlem öncesi ve sonrası ağrı seviyesini ölçmek için "Wong-Baker Yüz İfadelerini Derecelendirme Ölçeği" (WB-YİDÖ) kullanılmıştır. Deney grubundaki çocuklara kan alma işlemi öncesi oyun hamuru oynatılmış, kontrol grubundaki çocuklara ise sadece rutin kan alma işlemi gerçekleştirilmiştir. Araştırmada toplanan verilerin analizi IBM SPSS Statistics 26 sürüm programına aktarılarak yapılmıştır. Uygulanan bağımsız örneklem testleri sonucunda deney ve kontrol grupları arasında WB-YİDÖ ve ÇAS-D puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Bu sonuca göre deney grubundaki çocukların WB-YİDÖ ve ÇAS-D puanlarının, kontrol grubundaki çocukların puanlarından anlamlı derecede daha düşük olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak kan alma işlemi öncesinde uygulanan oyun hamuru aktivitelerinin işlem sonrasında çocukların ağrı ve anksiyete düzeylerini azaltmada etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Hemşirelerin öfke düzeyleri ile empatik eğilimleri arasındaki ilişki
Bu çalışma hemşirelerin öfke düzeyleri ile empatik eğilimleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini, Nisan- Eylül 2017 tarihleri arasında Batman İl merkezindeki iki devlet hastanesinde çalışan 464 hemşire oluşturdu. Araştırma çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 370 hemşire ile gerçekleştirildi. Veri toplamasında; "Kişisel bilgi formu", "Empatik Eğilim Ölçeği (EEÖ)", "Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği (SÖÖTÖ)" kullanıldı. Veriler SPSS Windows version 24.0 paket programı ile analiz edildi. Değerlendirmede, Student t testi, Mann Whitney U, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Kruskall Wallis testi kullanıldı. Hemşirelerin ölçek toplam puan ortalamaları; Empatik Eğilim Ölçeği, 66.43±7.02, SÖÖTÖ sürekli öfke alt ölçeği, 21.26±5.38, SÖÖTÖ içe dönük öfke alt ölçeği, 14.43±5.38, SÖÖTÖ dışa dönük öfke alt ölçeği, 15.74±4.32, SÖÖTÖ öfke kontrol alt ölçeği, 22.66±5.01 olduğu saptandı. Hemşirelerin, empatik eğilimi, sürekli öfke ve dışa dönük öfke düzeylerinin orta, öfke kontrolünün iyi, içe dönük öfke düzeylerinin düşük olduğu belirlendi. Empatik eğilim ölçeği ile sürekli öfke, içe dönük öfke alt boyutu, dışa dönük öfke alt boyut arasında negatif yönde (p<0.01) anlamlı bir ilişki olduğu, öfke kontrolu arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p<0.01). Hemşirelerin ekonomik durumu, öfkeyi sağlıklı ifade etme, öfke yönetimi eğitimi alma, öfkenin mesleki ilişkilere etkisi ve öfkenin hasta yaklaşımına etkisi ile Empatik Eğilim Ölçeği, Sürekli Öfke ve Öfkeyi İfade Etme Ölçeği toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptandı (p<0.05). Hemşirelerin empatik eğilimlerini arttırmaya yönelik uygulamaların öfke kontrolünün sağlamasında katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Hemşireler, Empatik Eğilim, Öfke ve Öfke İfade Tarzı
Sezaryen ve vajinal doğum yapmış annelerin bebeklerine bağlanma durumunun belirlenmesi
Araştırma, sezaryen ve vajinal doğum yapmış annelerin bebeklerine bağlanma durumunu belirlemek amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı türde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Bitlis Devlet Hastanesi ve Tatvan Devlet Hastanesi çocuk servislerinde 1-4 aylık bebeği olan, 80 sezaryen doğum ve 80 normal doğum yapan toplam 160 anne oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Anne - Bebek Tanıtım Formu" ve "Maternal Bağlanma Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler Eylül 2017-Mart 2018 tarihleri arasında çalışmayı kabul eden annelerle yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde sayılar, yüzdelikler, en az ve en çok değerler ile ortalama ve standart sapmaların yanı sıra normal dağılan ölçümlerde Bağımlı gruplarda T testi ve Varyans analizi, normal dağılmayan ölçümlerde Kruskall Wallis analizi ve Mann Whitney-U analizi kullanılmıştır. Araştırmada vajinal doğum yapan kadınların maternal bağlanma ölçeği puan ortalaması 92,93±5,80, sezaryen doğum yapan kadınların maternal bağlanma ölçeği puan ortalaması 94,94±5,36 olarak saptanmıştır. Annelerin doğum şekline göre maternal bağlanma puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Araştırmanın sonucunda; Sezaryen doğum yapan annelerin vajinal doğum yapan annelere göre daha yüksek maternal bağlanma düzeyine sahip olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Bağlanma, Hemşirelik, Maternal bağlanma, Sezaryen doğum, Vajinal doğum
Yenidoğanlarda topuk kanı alırken uygulanan titreşimin ağrı üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın amacı yenidoğan dönemindeki bebeklerde titreşim uygulamasının topuk kanı alma işlemine bağlı ağrı üzerindeki etkisinin değerlendirilmesidir. Araştırma randomize kontrollü ve deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini 15.09.2018-15.12.2018 tarihleri arasında Şanlıurfa Birecik Üç Nolu Cuma Gökdoğan Aile Sağlığı Merkezine başvuran topuk kanı alınacak 0-28 günlük yenidoğanlar oluşturmuştur. Örneklemini ise güç analizi ile belirlenen toplam 56 yenidoğan bebek (deney:28, kontrol:28) oluşturmuştur. Veriler Yenidoğan Tanıtım Formu ve Yenidoğan Bebek Ağrı Ölçeği (YBAÖ) ile toplandı. Deney grubunda topuk kanı alımı sırasında topuk kanı almadan yaklaşık 30 saniye önce ve işlem boyunca titreşim yapan bir cihaz kullanıldı. Kontrol grubundaki yenidoğanlara herhangi bir müdahale yapılmadı. Hem deney hem de kontrol grubunda topuk kanı uygulamasında iki hemşire görev aldı. İlk hemşire tüm yenidoğanlar için topuk kanı alımını yapmış, ikinci hemşire, işlem süresi boyunca işlemi videoya çekti. Yenidoğanın ağrısı işlem öncesi, işlemden 15-20 saniye ve beş dakika sonra topuk kanı alan hemşire ve iki uzman tarafından video kayıtlarından YBAÖ ile değerlendirildi. Hem deney hem de kontrol grubunda topuk kanı alma işlemi aynı hemşire tarafından yapıldı. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, sayı ve yüzde dağılımları, Mann Whitney U testi, korelasyon analizi kullanıldı. Deney ve kontrol grupları arasında işlem öncesi hemşire, birinci ve ikinci uzman YBAÖ puanlarında istatiksel olarak anlamlı fark olmadığı (p>0.05), işlemden 15-20 saniye sonra ve işlemden beş dakika sonra hemşire, birinci ve ikinci uzman YBAÖ puanlarında istatiksel olarak anlamlı fark olduğu (p<0.05) belirlendi. Araştırmanın sonuçlarına göre topuk kanı alınma sırasında kullanılan titreşim yönteminin kolay, noninvaziv ve nonfarmakolojik avantaja sahip bir yöntem olduğu, yenidoğan bebeklerin ağrı düzeylerini azaltmada etkili olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Hemşirelik, Titreşim, Topuk Kanı, Yenidoğan.
Hemşirelik ve ebelik öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının incelenmesi
Kesitsel tipteki bu araştırmanın amacı hemşirelik ve ebelik öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarını incelemektir. Araştırma evrenini 2018-2019 Eğitim Öğretim yılında Gaziantep Üniversitesi hemşirelik ve ebelik bölümünde öğrenim gören 1305 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada örnekleme gidilmemiş evrenin tamamına ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırma verilerinin toplandığı günlerde okulda bulunan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 955 öğrenci araştırmaya dâhil edilmiştir. Araştırma verileri, Tanıtıcı Özellikler Formu ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği (TCRTÖ) ile toplanmıştır. Araştırma verileri SPSS programında değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılanların %81.6'sı kız %18.4'ü ise erkektir. Araştırmaya katılan öğrencilerin %76.6'sı hemşirelik (732), %23.4'ü ise ebelik (223) bölümünde öğrenim görmektedir. Araştırmada kız ve erkek öğrencilerin TCRTÖ'den almış oldukları toplam puanlar karşılaştırıldığında kız öğrencilerin TCRTÖ'den aldığı puan ortalaması (155.36 ± 18.87), erkek öğrencilerin ölçekten almış olduğu puan ortalamasından (127.74 ± 18.14 ) daha yüksektir. Bu sonuca göre kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre daha eşitlikçi tutum içinde olduğu söylenebilmektedir. Araştırmada ebelik öğrencilerinin hemşirelik öğrencilerine göre Eşitlikçi Cinsiyet (36.01 ±4.39), Kadın Cinsiyet (27.93 ± 5.72), Evlilikte Cinsiyet (36.45± 3.62), Geleneksel Cinsiyet (29.41 ±5.22) ve Erkek Cinsiyet ( 24.97 ± 3.61) rollerine yönelik daha yüksek düzeyde eşitlikçi tutuma sahip oldukları bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak araştırmaya katılan 955 öğrencinin toplumsal cinsiyet rolleri tutum ölçeğinden almış oldukları puan ortalamasına (150.27 ± 21.5) göre öğrencilerin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik eşitlikçi tutuma sahip oldukları belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet Rolleri, Tutum, Ebelik, Hemşirelik,
Çocuklarda aşı uygulaması sırasında kullanılan eksternal soğutma ve titreşimin ağrı, korku ve anksiyete üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı çocuklarda aşı uygulaması sırasında kullanılan eksternal soğutma ve titreşimin ağrı, korku ve anksiyete üzerine etkinliğinin değerlendirilmesidir. Araştırma randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini 03.9.2018-30.09.2018 tarihleri arasında Şehitkamil Toplum Sağlığı Merkezinin okul aşı günleri kapsamında DaBT-İPA aşısının rapel dozu (0.5 ml, IM) yapılacak olan ilköğretim 1. sınıf öğrencileri, öneklemini ise güç analizi ile belirlenen toplam 90 öğrenci (deney:45, kontrol:45) oluşturmuştur. Deney grubuna soğuk uygulama ve titreşim yapan bir cihaz (Buzzy®- external cold and a vibrating Device) aşı uygulamasından önce enjeksiyon alanında 30 saniye boyunca bırakıldı. Daha sonra cihaz enjeksiyon alanının yukarısına yerleştirildi ve enjeksiyon boyunca bu alanda bırakıldı. Kontrol grubundaki çocuklara ise enjeksiyon sırasında herhangi bir müdahale yapılmadı. Deney ve kontrol grubuna enjeksiyon aynı hemşire tarafından uygulandı. Araştırma verilerinin toplanmasında; Çocuk Tanıtım Formu, Wong -Baker Yüzler Ağrı Derecelendirme Skalası (WBYADS), Çocuk Korku Ölçeği (ÇKÖ) ve Çocuk Anksiyete Skalası-Durumluluk (ÇAS-D) Ölçeği kullanıldı. Çocukların işleme bağlı algıladıkları ağrı, korku ve anksiyete düzeyleri ve aşıyı uygulayan hemşirenin işleme bağlı çocuklarda gözlemledikleri ağrı ve korku düzeyleri değerlendirilmiştir. Araştırmada deney ve kontrol grupları arasında çocuk WYADS, hemşire WYADS, hemşire ÇKÖ ve çocuk ÇAS-D puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (p<0.05), çocuk ÇKÖ puanında ise istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Aşı uygulaması sırasında eksternal soğutma ve titreşim yönteminin çocukların ağrı ve anksiyetesi üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Noninvaziv ve nonfarmakolojik avantaja sahip olan eksternal soğutma ve titreşim yönteminin çocukların ağrı ve anksiyete düzeylerini aşı uygulaması sırasında azalttığı için sağlık kurumlarında kullanılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Anksiyete, Aşı, Eksternal Soğutma ve Titreşim, Hemşirelik, Korku.
Jinekolojik kanserli kadınların cinsel yaşam kalitesinin incelenmesi
Bu araştırma jinekolojik kanserli kadınların cinsel yaşam kalitesinin incelenmesi amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 29 Haziran -29 Eylül 2018 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi ve Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesine başvuran jinekolojik kanser tanısı almış ve tedavi gören 350 kadın oluşturmuştur. Örnekleme gidilmemiş evrenin tamamı çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri, tanıtıcı özellikler formu ve Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kadın Formu ile toplanmıştır. Veriler SPSS programında değerlendirilmiştir. Araştırmada jinekolojik kanserli kadınların cinsel yaşam kalitesi düşük düzeyde (34.1±10.2) belirlenmiştir. Kadınların cinsel yaşam özellikleri ile cinsel yaşam kalitesi karşılaştırıldığında; tedavi sürecinde cinsellik sorunu yaşamayanların (38.6±14.0), ilk tedavi sonrası cinsel ilişkiye 1 ay içinde devam edenlerin (35.7±11.2), yardımcı ürün kullanmayanların (35.0±9.9), cinsel sorununu çözmek için eşinden yardım almak isteyenlerin (36.6±8.4) ve alanların (37.0±9.1) cinsel yaşam kalitesi daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Kadınların tanı öncesi ve sonrası cinsel yaşamlarındaki değişimler ile cinsel yaşam kalitesi karşılaştırıldığında; cinsel isteği (37.6±9.0), cinsel birleşme sıklığı (37.3±8.9), vajina kuruluğu (38.9±9.3) vajina genişliği (37.3±11.3), cinsel birleşme sırasındaki acı derecesi (41.2±12.4), cinsel ilişki kalitesi "biraz değişenlerin" (43.1±9.8) ve cinsel aktivite şekillerine olan yönelimi "oldukça değişenlerin" (39.2±6.3) cinsel yaşam kalitesi daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Cinsel Yaşam Kalitesi, Hemşirelik, Jinekolojik Kanser
Dismenore tanısı alan kadınların kişilik özelliğinin incelenmesi
Bu araştırmada; dismenore tanısı almış kadınların kişilik özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel, tanımlayıcı tipte tasarlanan çalışmanın evrenini Şubat-Nisan 2017 tarihleri arasında Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde muayene olup dismenore tanısı almış kadınlar oluşturmaktadır. Bu tarihlerde dismenore tanısı almış 324 kadın bulunmakta olup, örneklem seçimine gitmeden evrenin tamamı çalışmaya dahil edilmiştir. Veriler anket formu, Beş Faktör Kişilik Ölçeği ve Vizüel Ağrı Skalası kullanılarak elde edilmiştir. Anket formunda kadınların sosyo-demografik özellikleri, dismenore süresi ve ağrı niteliğini tanımlayan sorular bulunmaktadır.Dismenore ağrısı az olan kadınların yüksek olanlara göre; yumuşak başlılık/geçimlilik, özdenetim/sorumluluk, gelişime açıklık ve sosyal istenirlilik alt boyut puan ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek çıkarken, duygusal tutarsızlık alt boyut puan ortalaması anlamlı düzeyde daha düşük çıkmıştır(p<0,05). Dismenore ağrısının şiddeti ile kadınların dışa dönüklük alt boyut puan ortalamaları arasında ise anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Kadınların bazı kişilik özelliklerinin dismenore ağrıları üzerinde etkili bir faktör olduğu saptanmıştır. Bu konuda deneysel çalışmalar yapılarak bu ilişki daha açık ortaya konulabilir.
Kemik iliği transplantasyonu sonrası hastalarda psikolojik dayanıklılık, stresle baş etme ve post travmatik büyüme
Bu araştırma Kemik İliği Transplantasyonu (KİT) sonrası hastalarda psikolojik dayanıklılık, stresle başetme ve posttravmatik büyüme düzeyini ve bu değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, 1-30 Kasım 2016 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin hematoloji polikliniğinde kemik iliği transplantasyonu sonrası takip edilen 120 hastayla yapılmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ), Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBTÖ), Travma Sonrası Gelişim Ölçeği (TSGÖ) kullanılmıştır. Veriler IBM SPSS 22 programında sıklık, yüzde, ortalama ve korelasyon analiziyle değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda; KİT hastalarında YPDÖ puan ortalaması 120.92±14.3, TSGÖ madde puan ortalaması 3.30±0.54, SBTÖ iyimser yaklaşım alt ölçeği puan ortalaması 14.53±1.1, kendine güvenli yaklaşım alt ölçeği puan ortalamasının 20.94±3.1olduğu saptanmıştır. Hastaların YPDÖ toplam puanıyla, SBTÖ'nün kendine güvenli yaklaşım ve iyimser yaklaşım alt ölçek puanları arasında pozitif yönlü; çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşım alt ölçek puanları arasında ise negatif yönlü anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). YPDÖ ile TSGÖ toplam puan ve alt ölçek puan ortalamaları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Bu çalışmada psikolojik dayanıklılık arttıkça posttravmatik büyümenin olumlu olarak arttığı, stresle başetmede iyimser yaklaşım ve kendine güvneli yaklaşım kullanıldıkça posttravmatik büyüme ve psikolojik dayanıklılığın olumlu yönde arttığı belirlenmiştir. Bu zorlu tedavi sürecinden hastanın güçlü ve en az zararla çıkabilmesi için, hemşirelerin, bu hastalara bakım verirken stresle başetme yöntemleri, posttravmatik büyüme ve psikolojik dayanıklılık gibi özellikler açısından hastaları değerlendirmeleri ve geliştirmeye yönelik girişimleri planlamaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kemik İliği Transplantasyonu, Psikolojik Dayanıklılık, Stresle Başetme, Posttravmatik Büyüme, Hemşirelik.
Kız öğrencilerin serviks kanserinin erken tanısına yönelik tutumları: Düzce Üniversitesi örneği
Çalışma, üniversitede eğitim gören kız öğrencilerin serviks kanserinin erken tanısına yönelik tutumlarını ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. 2021- 2022 eğitim öğretim yılı bahar döneminde Düzce Üniversitesi merkez kampüsünde lisans eğitimi gören 7736 kız öğrenci araştırmanın evrenini, 371 öğrenci ise araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; Kişisel Bilgi Formu ve Servikal Kanserin Erken Tanısına Yönelik Tutum Ölçeği ile yüz yüze görüşme yöntemiyle araştırmacı tarafından toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans analizleri, güvenilirlik analizleri, ortalama karşılaştırma testleri ve regresyon analizi kullanılmıştır. Öğrencilerin Serviks Kanserinin Erken Tanısına İlişkin Tutum ölçek toplam puanı ortalaması 105.02±10.70 olup, serviks kanseri erken tanısına yönelik genel tutumlarının yüksek, duyarlılık ve ciddiyet algısı orta, yarar ve engel algılarının ise yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Üniversite öğrencilerine; serviks kanseri, risk faktörleri, risk faktörlerini azaltmaya yönelik koruyucu önlemler, tarama testleri ve profilaktik amaçlı aşılama ile ilgili eğitimler verilmesi önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Serviks kanseri, Erken tanı, Tutum, Üniversite öğrencisi
Hemodiyaliz hastalarına uygulanan lidokainli jelin fistüle iğne girişi sırasında yaşanan invaziv ağrıya etkisi
Bu araştırma hemodiyaliz (HD) hastalarına uygulanan lidokainli jelin fistüle erişim sırasında yaşanan invaziv ağrıya etkisini incelemek amacıyla, Eylül 2018-Nisan 2019 tarihleri arasında yapıldı. Araştırma öncesi gerekli izinler alındı. Dahil edilme kriterleri doğrultusunda hastalar müdahale (34) ve plasebo (34) grubuna ayrıldı. Araştırmanın verileri, soru formu ve Visuel Analog Skala (VAS) ile toplandı. Müdahale grubundaki hastalara bir önceki iğne giriş yeri dikkate alınarak fistüle iğne girişinden 30 dakika öncesinde %5'lik lidokainli jel (2gr), daha önce iğne girişi yapılan bölgeye araştırmacı tarafından uygulandı. Araştırmacı gözetimi doğrultusunda 30 dakika süreyi dolduran hastalar hemşire tarafından hemodiyalize alındı. Bu uygulama ardışık üç HD seansı boyunca, toplam bir hafta yapıldı ve her iğne girişi sonrasında hastaların hissettiği ağrıyı, VAS üzerinde işaretlemeleri istendi. Plasebo grubunda yer alan hastalara ise, bir önceki iğne giriş yeri dikkate alınarak fistüle iğne girişinden 30 dakika öncesinde steril spanç yardımı ile serum fizyolojik daha önce iğne girişi yapılan bölgeye araştırmacı tarafından uygulandı. Bu uygulama ardışık üç HD seansı boyunca yapıldı ve her iğne girişi sonrasında hastaların hissettiği ağrı şiddetini VAS üzerinde işaretlemeleri istendi. Araştırmadan elde edilen veriler sayı yüzde, Ki-kare, T testi, tekrarlı ölçümlerde varyans testleri ile analiz edildi. Müdahale grubundaki hastaların lidokainli jel uygulaması öncesi 4,50±3,30 olan ağrı puan ortalamasının, lidokainli jel uyguladıktan sonra birinci HD seansı sonrasında 3,52±2,67'ye, ikinci HD seansı sonrasında 3,41±2,67'ye düştüğü ve üçüncü HD seansı sonrasında 3,55±2,31'e yükseldiği saptandı (p>0.05). Plasebo grubundaki hastaların serum fizyolojik uygulaması öncesi 4,47±3,30 olan ağrı puan ortalamasının, serum fizyolojik uygulandıktan sonra birinci HD seansı sonrasında 4,32±3,14'e, ikinci HD seansı sonrasında 4,17±2,70'a ve üçüncü HD seansı sonrasında 3,88±2,79'a düştüğü saptandı (p>0.05). Plasebo ve jel uygulanan hastaların dört tekrarlı ölçüm sonucunda ağrı puan ortalamalarında fark olmadığı görüldü (p>0.05). Anahtar sözcükler: Ağrı, Arteriyovenöz Fistül, Hemodiyaliz, Hemşirelik, Lidokainli Jel
Otizm spektrum bozukluğu tanılı çocuğa sahip annelerin ebeveynlik stresi ve çocuk sahibi olma motivasyonları
Bu çalışma, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanılı çocuğa sahip annelerin ebeveynlik stresi ve çocuk sahibi olma motivasyonlarının incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel ve analitik tipte olan araştırma Kasım 2021-Ocak 2022 tarihleri arasında Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Özel Eğitim Uygulama Okulu'na kayıtlı OSB tanılı çocukların anneleri ile yürütülmüştür. Veriler; Tanıtıcı Bilgi Formu, Ebeveynlik Stresi/Kısa Formu (ESİ/KF) ve Çocuk Sahibi Olma Motivasyonları Ölçeği (ÇOMÖ) kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi, korelasyon analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Katılımcıların ESİ/KF ve olumlu ÇOMÖ ve olumsuz ÇOMÖ puan ortalamaları sırasıyla 104.77±23.56, 62.50±20.26, 33.49±12.74 olup; ebeveynlik stresleri orta düzeyde yüksek ve çocuk sahibi olma motivasyonları düşük düzeyde olumludur. Annenin yaşı, eğitim düzeyi, OSB'li çocuğun kardeş sırası ve OSB'nin tekrar çocuk sahibi olmayı etkileme durumu ebeveynlik stres düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı yordayıcıları arasında olup %20.1'ini açıklamaktadır (p<0.05). Annenin eğitim düzeyi, gelir durumu, OSB'li çocuğun kardeş sırası ve tekrar çocuk sahibi olma isteği olumlu çocuk sahibi olma motivasyonun istatistiksel olarak anlamlı yordayıcıları arasında olup %18.7'sini açıklamaktadır (p<0.05). Ebeveynlik stresi ile olumsuz çocuk sahibi olma motivasyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü orta düzeyde ilişki bulunmaktadır (r:0.345; p<0.001). Ebeveynlik stres düzeyinin azaltılması ve çocuk sahibi olmaya yönelik doğru ve güvenilir bilgiye ulaşılması amacıyla eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin planlanması önerilmektedir. Anahtar sözcükler: Anne, Çocuk sahibi olma, Otizm spektrum bozukluğu, Stres
Bipolar bozuklukta yaşam kalitesi ölçeğinin (uzun form) Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliği
Bu çalışma "Bipolar Bozuklukta Yaşam Kalitesi Ölçeğinin Uzun Formunun (BBYKÖ-UF)" Türkçe geçerlik ve güvenirliğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Metodolojik araştırma olarak yapılan çalışmada BBYKÖ-UF'nin Türkçeye uyarlanarak dil geçerliliği değerlendirilmiş ve öneriler doğrultusunda ölçek düzenlenmiştir. Araştırmanın örneklemini Kasım 2012-Haziran 2013 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran bipolar bozukluk tanısı alan remisyon dönemindeki 100 hasta oluşturmuştur. Test-tekrar test güvenilirliği için aynı örneklem grubundan alınan 50 hastaya 7-15 gün sonra tekrar ölçek uygulanmıştır. BBYKÖ-UF'nin güvenilirliğini değerlendirmek için Cronbach α güvenirlik katsayısı, madde analizi ve test-tekrar test analizleri yapılmıştır. Çalışmada açıklayıcı faktör analizi yapılmamış olup orijinal ölçekte yer alan 12 si temel 2 si opsiyonel 14 faktörlü yapı için doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizinde ölçeğin alt boyutlarının uyum indeksleri yeterli bulunmuş olup her bir alt boyut ayrı ayrı kullanılabilir düzeydedir. Ölçeğin toplam Cronbach α (0.925) ve 14 alt boyutun Cronbach α güvenilirlik katsayısı incelenmiştir. Ölçeğin madde toplam madde korelasyon puanları güvenilir aralıktadır. Test-tekrar test korelasyon değeri ise istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.001). Analizler sonucunda 56 maddeden oluşan ölçekten herhangi bir madde çıkarılmamıştır. Sonuç olarak ölçeğin geçerlilik ve güvenilirliği oldukça yüksek ve Türk toplumunda bipolar bozuklukta yaşam kalitesi düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla kullanılabilir bir ölçek olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Geçerlilik, güvenilirlik, yaşam kalitesi, bipolar bozukluk
Diyabetik ayak öz-bakım davranışı ölçeği'nin (DAÖD) Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği
Amaç: Diabetes Foot Self-Care Behavior Scale (DFSBS) Türkçe Formu' nun geçerlilik ve güvenilirliğini değerlendirmek. Yöntem: Bu araştırma metodolojik bir çalışmadır. Örnekleme; Haziran – Aralık 2016 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları polikliniğine muayene olmak üzere gelen Tip 2 diyabet tanısıyla tedavi gören 330 hasta alınmıştır. Araştırmada etik kuruldan onay, ölçek sahibinden, kurumlardan ve hastalardan yazılı izin alınmıştır. Veriler; Tanıtıcı Bilgi Formu ve DFSBS Türkçe Formu ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ölçeğin geçerlik ve güvenirlik analizleri için korelasyon analizi, Cronbach alpha güvenirlik katsayısı, Kendall W testi, Kaiser Meyer Olkin ve Barlett's Test ve açımlayıcı faktör analizi yöntemleri kullanılmıştır. Bulgular: Ölçeğin dil geçerliliğinde çeviri-geri çeviri yapılmıştır, içerik geçerliliğinde ise alınan uzman görüşlerinin uyumlu olduğu saptanmıştır (kendal uyuşum katsayısı W= 0.38, p <0.005). DFSBS Türkçe formunun 7 maddelik hali ile madde-toplam puan korelasyon katsayıları 0.27-0.88'dir. Ölçeğin tümü için Cronbach alfa katsayısı 0.84, olarak saptanmıştır. Ölçeğin KMO uyum ölçüsü değeri: 0.776'dır. Bu değer kritik olarak kabul edilen 0.70'in üzerindedir. Aynı veriler için hesaplanan Bartlett Küresellik Testi 1334.578 olup, 0.001 düzeyinde anlamlıdır. Çalışmaya katılan ve diyabetik ayak komplikasyonu yaşayan Tip 2 diyabetlilerin ölçek ortalama puanı 23.89 ± 6.37 olarak bulundu. Sonuç: Diyabetik ayak komplikasyonları yaşayan diyabetli hastaların diyabetik ayak öz-bakım davranışlarının değerlendirilmesi için DFSBS / DAÖD'nün geçerli ve güvenilir bir araç olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Tip 2 Diyabetli Hasta, Geçerlilik ve Güvenilirlik, Diyabetik Ayak, Öz-bakım.
Hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının belirlenmesi
Araştırma, hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çalışan 748 hemşire oluşturmuştur. Örneklem seçilmeksizin evren örneklem olarak kabul edilmiş ve 350 hemşireye ulaşılmıştır. Veri toplama aracı olarak, anket formu ile "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBDÖII)" (Cronbach Alfa Güvenirlik Katsayısı 0.92) kullanılmıştır. Anket formu iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; hemşirelerin sosyo-demografik özellikleri; ikinci bölümde hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını etkileyebileceği düşünülen faktörlere yönelik sorular yer almaktadır. Anket formu ile SYBDÖII 15 Mart–23 Mayıs 2018 tarihleri arasında uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS for Windows 25 bilgisayar programında; ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler ile yüzdelik sayılar, t-testi, Oneway Anova, Kruskal Wallis testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını belirleyen SYBDÖII puan ortalamaları ile hemşirelerin yaşı, öğrenim düzeyi, meslekten memnuniyet durumu, mesleğe bağlı stres durumu, kronik hastalığa sahip olma durumu arasındaki farkın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, hemşirelerin en yüksek puanı manevi gelişim(puan ortalaması 14.32±4.97), en düşük puanı fiziksel aktivite (puan ortalaması 23.18±5.05)alt boyutundan aldıkları ve hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının orta düzeyde olduğu (puan ortalaması 114.08±21.10) saptanmıştır.
Sağlık çalışanlarının kadına yönelik eş şiddeti konusunda tutumlarının belirlenmesi
Araştırma, sağlık çalışanlarının kadına yönelik eş şiddeti konusundaki tutumları ve tutumlarını etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini oluşturan Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde çalışan 1098 sağlık çalışanından, örnekleme alınacak sağlık çalışanı sayısı 308 olarak hesaplanmıştır. Veri toplama aracı olarak anket formu ile 'Sağlık Çalışanlarının Kadına Yönelik Eş Şiddeti Konusunda Tutum ve Uygulamaları Ölçeği (SÇKŞTÖ)"kullanılmıştır. Anket formu iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; sağlık çalışanlarının sosyo-demografik özellikleri; ikinci bölümde sağlık çalışanlarının şiddet tutumlarını etkileyebileceği düşünülen faktörlere yönelik sorular yer almaktadır. Anket formu ile SÇKŞTÖ 15 Ocak- 23 Mart 2018 tarihleri arasında uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS for Windows 25.0 bilgisayar programında; ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler ile yüzdelik sayılar, t-testi, Oneway Anova testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Sağlık çalışanlarının şiddet tutumlarını belirleyen SÇKŞTÖ puan ortalamaları ile sağlık çalışanlarının öğrenimleri süresince şiddete ilişkin eğitim alma durumları, çalışma yaşamında kadına yönelik şiddet ile karşılaşma durumları, şiddete yönelik bildirim yapma durumları, şiddeti tanılamanın mesleki rol içinde yer alması gerektiğini düşünme durumları, yakınlarında aile içi şiddet yaşanmış olmasının mesleki yaklaşımı etkileme durumları arasındaki farkın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, sağlık çalışanlarının şiddet konusunda mesleki rollerine yönelik tutumlarının olumlu olduğu (SÇKŞTÖ puan ortalaması 97.8810.24) saptanmıştır. Araştırma sonuçları doğrultusunda, sağlık çalışanlarının kadına yönelik eş şiddetine karşı tutumlarının olumlu yönde arttırılmasına yönelik öneriler geliştirilmiştir.
Non hodgkin lenfoma hastalarına uygulanan ayak masajının periferik nöropati ile ilişkili ağrı ve uyku kalitesine etkisi
Bu araştırma Non Hodgkin Lenfoma (NHL) hastalarına uygulanan ayak masajının periferik nöropati ile ilişkili ağrı ve uyku kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Araştırma öncesi tüm izinler alındı. Dahil olma kriterlerine uygun olan hastalar müdahale ve kontrol grubuna ayrıldı. Araştırmanın verileri; Soru Formu, Visuel Analog Skala (VAS), Douleur Neuropathique 4 Questions (DN4) Ağrı Anketi ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ile toplandı. Müdahale grubundaki hastalara; haftada üç defa, her iki ayağa 10'ar dakika olmak üzere toplam 20 dakika klasik ayak masajı; dört hafta boyunca (12 seans/240 dakika) uygulandı.Her masaj seansı sonrası ağrı düzeyi; VAS ve DN4 nöropatik ağrı anketi ile tekrar değerlendirildi. Uyku kalitesi; masaj öncesi ve masaj sonrası olarak (dördüncü haftanın sonunda)PUKİ ile ölçüldü.Kontrol grubundaki hastalara herhangi bir girişim yapılmadı.Veriler uygun istatistiksel yöntemlerle analiz edildi. Müdahale grubundaki hastaların masaj öncesi; 3.0±2.0 olan VAS ağrı puanının dördüncü haftada 1.4±1.2'ye (p<0.05), benzer şekilde 2.7±1.9 olan DN4 nöropatik ağrı puanının 1.4±1.0'a düştüğü saptandı (p<0.05). Kontrol grubunun ise; ilk görüşmede 3.2±2.3 olan VAS ağrı puanının dördüncü haftada 5.4±2.2'ye, ilk görüşmede 3.1±2.4 olan DN4 nöropatik ağrı puanının da 6.4±2.1'ye yükseldiği görüldü (p<0.05). Hastaların PUKİ sonuçlarına bakıldığında; müdahale grubunun ilk görüşmede 9.2±3.6 olan PUKİ puanının dördüncü haftanın sonunda 6.6±4.0'a düştüğü, kontrol grubunun ise 9.6±3.6'dan 12.3±4.1'e yükseldiği tespit edildi. Bu sonuçlar ışığında müdahale grubuna uygulanan ayak masajının; hastaların ağrı düzeyini azalttığı, uyku kalitesini olumlu olarak etkilediği görüldü. Bu doğrultuda NHL hastalarında periferik nöropati ilişkili ağrının azaltılmasında ve uyku kalitesinin iyileştirilmesinde ayak masajı önerilebilir.
Üniversite öğrencilerinde kadına karşı her türlü düşmanca tutumun (mizojini) belirlenmesi: Düzce örneği
Araştırma üniversite öğrencilerinde kadına karşı her türlü düşmanca tutumun (mizojini) belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı, analitik desende yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'nin Batı Karadeniz Bölgesi'nde bulunan bir üniversitede 2021-2022 yılı bahar döneminde lisans düzeyinde öğrenim gören 18.777öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemine tabakalı rastgele örnekleme yöntemi ile belirlenen 380 (171 kadın- 209 erkek)öğrenci alınmıştır. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu ve Mizojini Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Independent-Samples T testi, One-Way ANOVA, Tukey, Welch testi, Tamhane's T2 testi, pearson korelasyon ve lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Öğrencilerin mizojini ölçeği toplam puan ortalamasının 56,00±25,40, önyargı ve ayrımcılık alt boyut puan ortalamasının 32,46±15,69, kadın fobisi alt boyut puan ortalamasının 12,89±6,76, geleneksel role sıkıştırma alt boyut puan ortalamasının 10,60±5,0410, 60±5,04 olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin yaşlarına göre mizojini ölçeği toplam puan ortalaması, önyargı ve ayrımcılık ile kadın fobisi alt boyut puan ortalamaları arasında 0,05 düzeyinde pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı fark saptanmıştır. Yaş arttıkça ölçek puan ortalamalarının da arttığı belirlenmiştir. Kadınların mizojini ölçeği toplam puan ortalamasının erkeklere oranla 0,42 kat daha az olduğu bulunmuştur. Cinsiyet, doğduğu yerleşim yeri, geldiği bölge, eğitime devam edilen fakülte, en uzun süre yaşanılan yer, gelir düzeyi, annenin öğrenim durumu değişkenler, Türk toplumunda kadına karşı düşmanca tutum olduğunu düşünme durumu ve kendini yakın hissettiği tanımlama değişkenlerine göre ölçek toplam puan ve tüm alt boyut puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark saptanmıştır. Benzer şekilde en uzun süre yaşanılan yer, gelir düzeyi, annenin öğrenim durumu değişkenlerine göre "Ön yargı ve ayrımcılık" alt boyut puan ortalaması arasında anlamlı fark saptanmıştır. Eğitime devam edilen sınıf, gelir düzeyi, annenin öğrenim durumuna göre "Kadın fobisi" alt boyutu puan ortalaması arasında anlamlı fark belirlenmiştir. "Geleneksel role sıkıştırma" alt boyut puan ortalamalarında ise eğitime devam edilen fakülte, sınıf, en uzun süre yaşanılan yer ve mezun olunan liseye göre anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Bu bulgular doğrultusunda üniversite öğrencilerinde mizojiniye yönelik farkındalık artırma çalışmalarının planlanarak uygulanması ve benzer çalışmaların farklı gruplarda ve daha büyük örneklemlerde yapılması önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Düşmanca Tutum, Kadın, Mizojini, Tutum ölçeği, Üniversite öğrencileri.
Yoğun bakımda çalışan hemşirelerin uyku kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışma yoğun bakımda çalışan hemşirelerin uyku kalitesinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin yoğun bakımlarında çalışan 128 hemşire oluşturdu. Yapılan güç analizinde örneklem sayısı 90 olarak belirlendi ve çalışma 100 hemşire ile tamamlandı. Araştırmanın verileri, kişisel bilgi formu ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ile toplandı. Elde edilen veriler, Kolmogorov-Simirnov, t testi, tek yönlü varyans analizi, Levene testi, Bonferroni ve Tamhane's T2, pearson korelasyon analizi ve lineer regresyon analizi ile değerlendirildi. Bulgular: Hemşirelerin Pitsburgh uyku kalitesi ölçeği toplam puan ortalaması 8,36±3,63 olarak belirlendi. Katılımcıların %68'inin kadın, %32'sinin erkek ve yaş ortalamasının 32,77±6,055 olduğu saptandı. Hemşirelerin uyku kalitesinin cinsiyet, çalışma şekli gibi değişkenlerden etkilendiği tespit edildi. Çalışma süresi, aylık nöbet sayısı ve nöbet sonrası uyku süreleri ile Pitsburgh uyku kalitesi ölçeği toplam puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0,05), genel sağlık algısı ve genel uyku kalitesi algısına göre Pitsburgh uyku kalitesi ölçeği toplam puan ortalaması açısından anlamlı bir farklılık tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak hemşirelerin uyku kalitesinin kötü olduğu ve birçok değişkenden etkilendiği saptandı. Bu sonuçlar doğrultusunda hemşirelerin uyku kalitesinin arttırılmasına yönelik önlemlerin alınması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Uyku kalitesi, hemşire, yoğun bakım.
Yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yorgunluk düzeyinin belirlenmesi
Bu çalışma yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yorgunluk düzeyini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemi Mayıs-Haziran 2019 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi yoğun bakımda görev alan 122 hemşireden oluşturuldu. Çalışmaya başlamadan önce etik kuruldan, kurumdan ve katılımcılardan gerekli izinler alındı. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu ve Piper Yorgunluk Ölçeği kullanılarak, yüz yüze görüşme tekniğiyle ortalama 15 dakikada toplandı. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Kolmogorov Smirnov, Shapiro Wilk, Kruskal Wallis ve Mann Withney U testleri kullanıldı. Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalamasının 30,04±5,20, %60,7'sinin kadın, %58,2'sinin evli, %53,3'ünün çocuk sahibi ve %89,3'ünün lisans mezunu olduğu, çalışma sürelerinin ortalaması 89,11±58,85 ay olarak saptanırken, yoğun bakım ünitesinde çalışma sürelerinin ortalaması 62,08±42,71 ay olarak belirlendi. Hemşirelerin çoğunun cerrahi yoğun bakım ünitelerinde görev yaptığı, %73,0'ının 24:00-08:00 saatleri arasında çalıştığı, sadece %13,9'unun fazla mesai yapmadığını belirttiği ve %20,5'inin mesleğini sevmediğini ifade ettiği saptandı. Hemşirelerin %38,59'unun yorgunluk nedeni olarak nöbetleri söylediği, hemşirelere yorgunluklarını nasıl ifade edebilecekleri sorulduğunda %52,5'i "stresli çalışma ortamının yol açtığı gerginlik" derken, yorgunlukla baş edebilmek için ne yaptıkları sorulduğunda ise en sık "uyumak" ve "dinlenmek" sırayla (%41,0) yanıtlarının verildiği belirlendi. Piper Yorgunluk Ölçeği toplam puanının ve alt boyutlarından alınan puanların 24:00 – 08:00 saatlerinde çalışmakta olan hemşirelerde en yüksek olduğu belirlendi. Ölçek toplam puanı ve bütün alt boyut puanlarının mesleğini seven bireylerde en düşük olduğu tespit edildi. Bu çalışmada yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yorgunluğunun orta düzeyde olduğu belirlendi. Bu nedenle kurumda hemşirelerin yorgunluğunu azaltacak girişimlerin planlanması önerilebilir.
Gebe kadınlarda aleksitimi ve depresyon arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Çalışma; Gebelerde aleksitimi ile depresyon arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla ilişki arayıcı, analitik desende yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'nin Batı Karadeniz Bölgesinde yer alan birüniversite hastanesinin kadın doğum polikliniğine başvuran gebekadınlar oluşturmuştur. Örnekleme Gpower analizi yapılarak belirlenen 242 gebe dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu", "Beck Depresyon Envanteri" ve "Toronto Aleksitimi Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde Pearson ki-kare testi, Fisher testi Shapiro-Wilk testi Spearman Korelasyon ve çoklu lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Yapılan analizsonucunda gebelerin %23,1'inde depresyon olduğu vedepresyon envanteri puan ortalamalarının 11,41±8.48 olduğu, %35,5'inde aleksitimi olduğu ve aleksitimi ölçeği toplam puan ortalamalarının 46,45±8,65 olduğu saptanmıştır. Aleksitimi ölçeği alt boyutlarından "duygularını tanıma zorluğu" puan ortalamalarının14.98±4,83, "duygularını ifade etme zorluğu" puan ortalamalarının 11.62±3,13, "dışa-vuruk düşünce" puan ortalamalarının ise 19.85±4,35 olduğu bulunmuştur. Gebelerin Beck Depresyon Envanteri toplam puanları ile "duygularını tanıma" zorluğu (r=0.380, p<0.05) ve "duygularını ifade etme zorluğu" (r=0.310, p<0.05) alt boyut puanları ve Toronto Aleksitimi Ölçeği toplam puanları (r=0.338, p<0.05)arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Gebe kadınların aleksitimik olma durumu, sosyo-demografik, sağlık ve obstetrik özelliklerinin depresyon üzerindeki değişimin yaklaşık %35,8'ini açıkladığı bulunmuştur. Buna göre depresyonun aleksitimik olmayan gebelerde aleksitimik olanlara göre 0.678 kat daha az görüldüğü, birinci trimestirde olanlarda, üçüncü trimestirde olanlara göre 3.098 kat daha fazla olduğu, ilk gebeliği olanlarda 4 ve daha fazla gebeliği olanlara göre 0.785 kat daha az olduğu saptanmıştır. Bu doğrultuda gebelikte aleksitimi ve depresyon taranmasının doğum öncesi bakım hizmetlerinin bir parçası haline getirilmesi, riskli kişilerin belirlenerek erken dönemde destek ve tedavisinin yapılması, daha büyük örneklemde ve farklı yöntemlerle gebe kadınlarda aleksitimi ve depresyonu inceleyen bilimsel çalışmaların yapılması önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Aleksitimi, Depresyon, Duygu İfade güçlüğü, Gebe, Kadın
Dijital hastane sistemlerinin hemşirelerin zihinsel iş yükü ve tıbbi hataya eğilimlerine etkisi
Bu çalışmanın gayesi, dijital hastane sistemlerinin uygulandığı ve uygulanmadığı çeşitli birimlerde görev yapan hemşirelerin zihinsel iş yükü ve tıbbi hataya eğilimlerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmada veriler, Mart-Nisan 2019 tarihleri arasında Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kahta Devlet Hastanesi, Besni Devlet Hastanesi ve Gölbaşı Devlet Hastanesinde görev yapan İç Hastalıkları birimlerinde çalışan hemşirelerden elde edildi. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, NASA-TLX Ölçeği ve Hemşirelerde Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği kullanıldı. Ölçekler için ortalama puanlar elde edilmiş olup, söz konusu puanların katılımcıların dijital hastane sistemleri kullanımına göre karşılaştırılmasında bağımsız örneklemler için t testi ve varyans analizi uygulandı. Araştırmada anket uygulaması ile elde edilen veriler SPSS 22.0 programı ile analiz edildi. Tıbbi hataya eğilim ölçeğinin alt boyutları ve genel skoru dijital hastane sistemlerinin kullanımına göre istatistiksel olarak farklılık göstermektedir (p<0.05). Buna göre dijital hastane sistemlerini kullanan grubun ortalama skorları tüm alt boyutlarda ve ölçeğin genelinde bu sistemi kullanmayanlara göre yüksek bulundu. Zihinsel iş yükü dijital hastane sistemlerinin kullanımına göre istatistiksel olarak farklılık göstermektedir (p<0.05). Buna göre dijital hastane sistemlerini kullanan grubun zihinsel iş yükü ortalaması bu sistemi kullanmayanlara göre düşük bulundu. Buna ek olarak fiziksel iş yükü, zamansal iş yükü, efor, performans ve rahatsızlık seviyesi dijital hastane sistemlerinin kullanımına göre istatistiksel olarak farklılık göstermemektedir (p>0.05). Yapılan araştırma sonucunda dijital hastane sistemlerinin kullanımı, hemşireleri hem zihinsel iş yükü açısından rahatlatmakta hem de hemşirelerin tıbbi hataya eğilimlerinin azalmasına sebep olmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Dijital hastane, zihinsel iş yükü, tıbbi hata, hemşirelik, hastane
Gebelik öncesi uygulanan sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve gebelik dönemi uygulanan sağlık uygulamaları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma gebelik öncesi uygulanan sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve gebelik dönemi uygulanan sağlık uygulamalarının ilişkisini ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma Gaziantep İlinin Gaziantep Şahinbey Tıp Fakültesi Hastanesi ile Dr. Ersin Arslan Mücahitler Kadın Doğum Polikliniklerinde Aralık 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında başvuran gönüllü ve araştırma kriterlerine uygun 614 gebe ile yapılmıştır. Araştırmanın verileri Birey Tanıtım Formu Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği(SYBDÖ) ve Gebelikte Sağlık Uygulamaları Ölçeği(GSUÖ) ile toplanmıştır. Veriler SPSS 20.0 paket programında tanımlayıcı istatistikler, Cronbach alfa, t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Mann-Whitney U, Kruskall Wallis, Post-Hoc testi olarak Tukey testi ve Pearson Korelasyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Gebelerin aldıkları toplam puan ortalaması; Gebelikte Sağlık Uygulamaları Ölçeği 115.04±10.57 ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği 113.75±19.61 olduğu belirlenmiştir. Yaş, meslek, en çok yaşanılan yer, eğitim, eş eğitimi ve mesleği, sosyal güvence varlığı gibi özelliklerin hem gebelik öncesi sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını hem de gebelikte sağlık uygulamalarını etkilemektedir. Gebelerin Gebelikte Sağlık Uygulamaları ile Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği puan ortalamaları arasındaki ilişkiyi belirlemek için yapılan korelasyon analizi sonucunda pozitif yönde anlamlı düzeyde ilişki belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre gebelik öncesi uygulanan sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile gebelik dönemi uygulanan sağlık uygulamalarını olumlu olarak etkilediği ve bu davranışların geliştirilmesinde hekim, hemşire, aile çevresinin etkili olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Gebelik, Saglık Uygulamalar, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları