Aydın Adnan Menderes University
Anabilim Dalı

Hemşirelik Anabilim Dalı

Aydın Adnan Menderes University

2.226

Arşivlenen Tez

22

DOI Atanmış

1%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite hastanesinin onkoloji kliniğinde tedavi gören kanser hastalarında sağlık okuryazarlığı ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Kanser sıklığı, morbiditesi, mortalitesi ve tedavi maliyeti yüksek önemli bir halk sağlığı problemidir. Hastalık ve seyri hakkında doğru bilgilere ulaşmak hastaların tedaviye uyum sürecini etkilemektedir. Bu açıdan sağlık okuryazarlık kavramı çok önemlidir ve sağlık okuryazarlığı yeterli düzeyde olursa kanserin erken teşhis edilmesi ve erken tedaviye başlanması ihtimalini oluşturur. Erken tedaviye başlanması durumu da hastaların yaşam kalitelerinin olumsuz yönde etkilenmesini azaltabilir. Bu araştırmada Diyarbakır ili Dicle Üniversitesi Onkoloji Kliniklerinde tedavi gören kanser hastalarında sağlık okuryazarlığı ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı-kesitsel türde olan bu araştırma için gerekli izinler alınarak, belirtilen kliniklerde Eylül 2020-Temmuz 2021 tarihleri arasında tedavi gören 160 hastayla çalışma yürütüldü. Araştırmada verilerin toplanması amacıyla Kanser Hastalarını Tanıtıcı Bilgi Formu, Rotterdam Semptom Kontrol Listesi (RSKL), Türkiye Sağlık Okuryazarlığı-32 (TSOY-32) Ölçeği kullanıldı. İstatiksel analizde normal dağılıma uyan verilerde bağımsız gruplarda t testi ve varyans analizi, uymayan verilerde Kruskal Wallis H ve Mann Whitney U testi uygulandı. Araştırmaya katılan hastaların TSOY-32 Ölçeği'nden aldıkları toplam puan ortalamaları 33.82±13.29'dur. Bu sonuca göre araştırmaya katılan kanser hastalarının sağlık okuryazarlığı düzeyi problemli/sınırlı olarak belirlendi. Araştırmaya katılan hastaların RSKL toplam puan ortalaması 43.31±18.10'dur. RSKL toplam puan ortalaması ile TSOY-32 Ölçeği toplam puan ortalaması arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki olduğu bulundu (r=0.31, p<0.01). Sağlık çalışanlarına hastaların sağlık okuryazarlığı seviyelerini artırmaları ve dolayısıyla yaşam kalitelerini etkileyebilme yönünde büyük sorumluluklar düşmektedir. Anahtar Kelimeler: Hastalar, Kanser, Sağlık okuryazarlığı, Yaşam kalitesi.

Hastaneler-üniversiteKanser hastalarıKanser hastaları+5
Muhammet Emin Ayık
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarında kültürlerarası iletişim kaygısının zenofobi (yabancı düşmanlığı) ile ilişkisi

Gaziantep ilinde hemşire ve ebelerin kültürlerarası iletişim kaygılarının ve zenofobi düzeyleri ile bu iki değişken arasındaki ilişkinin ortaya koyulması planlandı. Sağlık çalışanlarının (hemşire ve ebe) kültürlerarası iletişim kaygısı düzeyleri ile zenofobi düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılan bu çalışma kesitsel tiptedir. Araştırma verileri, Kasım 2020- Mayıs 2021 tarihleri arasında Gaziantep ilindeki Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesinde görev yapan hemşire ve ebelerden toplandı. Araştırma, çalışmaya katılmaya gönüllü olan 143 hemşire ve ebe ile yürütüldü. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu, Kültürler Arası İletişim Kaygısı Ölçeği ve Zenofobi (Yabancı Düşmanlığı) Ölçeği aracılığıyla toplandı. Verilerin analizinde ortalama ± standart sapma, frekans ve yüzde değerleri, Bağımsız gruplar t-testi ve Tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testi kullanıldı. Sağlık çalışanlarının Kültürler Arası İletişim Kaygısı Ölçeği'nden aldıkları puan ortalaması 32.64±6.78 olarak bulundu. Araştırmamızda sağlık çalışanlarının orta düzeyde bir kültürlerarası iletişim kaygısına sahip oldukları belirlendi. Sağlık çalışanlarının Zenofobi Ölçeği'nden aldıkları puan ortalaması ise 42.81±7.61 olarak tespit edildi. Araştırma sonucunda, sağlık çalışanlarının zenofobi düzeyi orta düzeyde olarak bulundu. Araştırmamızda sağlık çalışanlarının kültürlerarası iletişim kaygıları ile zenofobi düzeyleri arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki bulundu (r=.432, p<0.05). Araştırmada, kültürlerarası iletişim kaygısı ve zenofobi düzeyine ilişkin bulgularda, eğitim durumunun yükselmesi ile bu değişkenlerin daha düşük düzeyde olduğu belirlendi. Sağlık hizmeti sektöründe görev yapacak olan tüm sağlık çalışanlarının hizmet öncesi dönemde eğitim programlarında kültürlerarası iletişim, kültüre duyarlı bakım ve göçe yönelik akademik derslerin sayısı artırılmalı ve bu dersler uygulamalar ile desteklenmelidir.

GaziantepKültürlerarası iletişimKültürlerarası ilişkiler+3
Eda Demir
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Acil servis hemşirelerinin iş doyumu ve tükenmişlik durumlarının incelenmesi

Bu çalışma acil servis görev yapan hemşirelerin, iş doyumu ve tükenmişlik durumlarının incelenmesi amacıyla yapılan tanımlayıcı bir araştırmadır. Çalışmanın verileri; Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Minesota İş Doyum Ölçeği ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Çalışmaya araştırmaya katılmayı kabul eden 60 hemşire alınmıştır. Veriler SPSS for Windows programı ile analiz edilmiştir. Hemşirelere yönelik çalışmanın bulgularına göre; duyarsızlaşma düzeyi arttıkça içsel doyum, dışsal doyum ve genel doyum düzeyleri düşmektedir. Ortalamalara göre, 22-25 yaş grubunun dışsal doyum düzeyinin daha yüksek olduğu tespit edildi. Ayda 1-9 nöbet tutanların içsel doyum, dışsal doyum ve genel doyum düzeyleri 10 ve daha fazla nöbet tutanlara göre daha yüksektir. Mesleğini değiştirmek isteyen hemşirelerin; daha yüksek düzeyde duygusal tükenmişlik seviyesine, daha düşük bir içsel doyuma ve genel doyum düzeyine sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, mesleği değiştirmek istemeyenlerin; isteyen ve bazen isteyenlere göre daha düşük bir duyarsızlaşma düzeyinin olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular literatürde yer alan araştırmalar ile karşılaştırılarak acil serviste görev yapan acil servis hemşirelerinin iş doyumu ve tükenmişlik durumlarına ilişin öneriler getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Acil Servis, İş Doyumu, Tükenmişlik, Meslek.

Acil servis-hastaneAcil tıpHemşireler+7
Abdulkadir Elçioğlu
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Gebelikte bisfenol a maruziyetini önlemeye yönelik eğitimin anne idrar bisfenol a düzeyine etkisi

Bisfenol-A (BPA), sentetik polimer üretiminde büyük miktarlarda kullanılan kimyasal bir bileşiktir. BPA, endokrin bozucu bileşikler sınıfına aittir ve hormon benzeri özellikler sergiler. Bu bileşiğin düşük dozları, üreme sistemini, bağışıklık sisteminin düzenlenmesini, hormona bağımlı kanserleri ve metabolizmayı olumsuz etkilediği bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı; gebelerin idrar örneklerinde bisfenol-A (BPA) düzeylerinin belirlenerek mevcut maruziyetin belirlenmesi ve gebelikte BPA maruziyetine yönelik, gebelik süresince uygulanacak eğitimin idrar BPA düzeyi üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Bu amaçla çalışmaya, herhangi bir kronik hastalığı olmayan, 25-49 yaş arasındaki ve ilk trimesterdeki gebeler (n=30) dahil edildi. Gebelere sosyo-demografik, antropometrik ölçümler, obstetrik özellikler, BPA bilgi düzeyi ve BPA maruziyeti ile ilgili toplamda 60 soru, Gebelikte Sağlık Uygulamaları Ölçeği ve WHOQOL Bref Yaşam Kalitesi Ölçeği ön test olarak uygulandı. Uygulanan ön test sonrasında 1. trimesterdeki gebelerden ilk idrar örnekleri BPA içermeyen tüplere alınarak -80⁰C'de saklandı. Gebelerden İlk idrar örnekleri alındıktan sonra gebelere BPA maruziyetini azaltmaya yönelik bilgilerin, BPA'nın anne sağlığı üzerine olan etkilerini kapsayan farkındalığın ve konuyla ilgili bilgi düzeyini arttırmaya yönelik eğitim verildi. Bu doğrultuda 1. trimesterde yüz yüze eğitim ve el broşürü ile bilgilendirme 2. trimesterde ve 3. trimesterde gebelerin gereksinimleri doğrultusunda tazeleme, hatırlatma ve izleme eğitimleri yapıldı. Gebelerden 1. trimesterde yapılan idrar örneği alma işlemi 2. trimesterde ve 3. trimesterde tekrarlandı. Gebelerden üçüncü idrar örnekleri alındıktan sonra soru formu ve ölçekler son-test olarak uygulandı. Toplanan 90 örnek Likit kromatografi-kütle spektrometresi (LC/MS-MS) yöntemi ile çalışılarak idrar BPA düzeyleri belirlendi. BPA düzeyinin ölçümünde, her insandaki idrar konsantrasyonu değişebildiğinden tüm örneklerde kreatinin seviyesi de ölçülüp, doğrulaması yapıldıktan sonra veriler değerlendirildi. (Birinci trimester:2.55, ikinci trimester:2.27, üçüncü trimester:1.58 µg/g kreatinin) Gebelerin 3. Trimester'de yapılan BPA ölçümleri 2.Trimester ve 1.Trimester'e göre istatistiksel olarak daha düşük olduğu tespit edildi (p<0.05). Sonuç olarak çalışmamızda BPA maruziyetinin verilen eğitimler ile azaltılabileceği, BPA maruziyetinin azalması ve eğitimler ile sağlık düzeyinde ve yaşam kalitesinde artış olabileceği gösterildi. Ayrıca, eğitimler ile maruziyete sebebiyet verebilecek davranışların anlamlı şekilde azaldığı gösterildi. BPA maruziyetini azaltmaya yönelik uygulanan eğitimlerin sürekliliğinin önemli olduğu, tek bir eğitimin periyodunun anlamlı bir fark oluşturmadığı ancak, hatırlatıcı eğitimlerin devam etmesiyle idrar BPA düzeyinde anlamlı fark oluştuğu sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Endokrin Bozucu Kimyasallar, Bisfenol, Gebe, Eğitim

Anne eğitimiAnnelerBisfenol+6
Betül Kaplan
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Suriye'den göç eden Türk vatandaşı olan kadınların sağlık davranışları üzerine niteliksel bir araştırma

Bu araştırmada, Suriye'den 2011 yılı itibariyle göç ile Türkiye'ye gelen, Türk erkekle evlenen ve Türk vatandaşı olan kadınların göç sonrası sağlık davranışlarının belirlenmesi amaçlandı. Fenomenolojik desende niteliksel araştırma yöntemi kullanılarak yapılan araştırmanın evrenini, Türkiye'ye göç etmiş Suriyeli göçmen kadınlar oluştururken; örneklemini Kilis'te yaşayan 15 Suriyeli göçmen kadın oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri literatür taranarak hazırlanan "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak derinlemesine görüşme tekniği ile toplandı ve betimsel analiz yöntemiyle incelendi. Araştırmanın bulguları, göç öncesi yaşam, göç nedeni, Türkiye'ye geçiş, Türkiye'de yaşam- ilk yıllar, Türkiye'deki evlilik öyküleri, Türkiye'de evlilik, sağlık ve hastalığa ilişkin geleneksel uygulamalar, sağlık hizmetlerine erişim, sağlık davranışları, geleceğe ilişkin beklentiler olmak üzere on ana tema ve alt temalar oluşturularak değerlendirildi. Araştırma sonucunda; kadınların savaş nedeniyle eğitimlerini tamamlayamadıkları, çoğunluğunun kaçak yolla Türkiye'ye giriş yaptığı, Türkiye'deki ilk yıllarda barınma ve işsizlik sorunu yaşadıkları belirlendi. Türkiye'de evliliklerin genellikle aileye yük olmama nedeniyle yapıldığı ve adölesan evliliklerin olduğu, düşüklerin yaşandığı, çok çocuk sahibi olmak istemedikleri, savaş nedeniyle ruhsal sağlıklarının etkilendiği tespit edildi. Kadınların hastalık durumunda öncelikli olarak sağlık kuruluşuna gitmedikleri geleneksel uygulamalara başvurdukları, en çok yapılan uygulamaların ise doğum ve doğum sonrası döneme ait olan geleneksel uygulamalar olduğu, göç eden kadınların üreme sağlığı konusunda riskli sağlık davranışlarının bulunduğu saptandı. Türkiye'de bulunulan ilk yıllarda kadınların bazılarının dil engelinin olması nedeniyle sağlık hizmetlerini etkin kullanamadığı, sağlık hizmetlerinden çoğunlukla memnun oldukları, Türkiye'ye dil, giyim ve yemek kültüründe uyumlarının kolay olduğu tespit edildi. Sonuç olarak; hemşirelerin öncelikli olarak Suriyeli kadınların kültürel yapılarını iyi bilmesi, kadınların olumlu sağlık davranışları geliştirmelerinde, özellikle üreme sağlığı ve aile planlaması konularında sağlık eğitimi verilmesi, psikolojik olarak destek sağlanması önerilebilir. Bu araştırmanın, halk sağlığı hemşireliği alanında göç ve kadın sağlığı konusunda niteliksel yöntemle yapılan ilk çalışma olması nedeniyle diğer yapılacak çalışmalara yol gösterici olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Göç, Göçmen kadın, Sağlık davranışı.

GöçmenlerKadınlarSağlık davranışı etkileşim modeli+2
Nuriye Nesrin İpekçi
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Jinekolojik kanserli kadınlara verilen öz bakım eğitiminin öz bakım gücüne ve semptom kontrolüne etkisi

Araştırma, jinekolojik kanserli kadınlara verilen öz bakım eğitiminin öz bakım gücü ve semptom kontrolüne etkisini belirlemek amacıyla; ön test son test kontrol gruplu girişimsel nitelikte yapılmıştır. Araştırma, bir üniversite hastanesinin jinekoloji servisinde Kasım 2019- Temmuz 2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, belirtilen tarihler arasında jinekoloji servisine kemoterapi (KT) almak için başvuran ve araştırma katılım kriterlerine uyan 30 deney, 30 kontrol olmak üzere toplam 60 jinekolojik kanserli hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında 'Kişisel Bilgi Formu', 'Öz Bakım Gücü Ölçeği (ÖBGÖ)', 'Edmonton Semptom Tanılama Ölçeği (ESTÖ)' ve "Doğu Kooperatif Onkoloji Grubu Performans Skoru (ECOG PS)" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, yüzdelik dağılımlar, aritmetik ortalama, standart sapma, Ki-kare testi, Mann-Whitney-U testi, t test, Pearson ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Araştırmada deney grubundaki hastaların ön test ÖBGÖ puan ortalamasının 115,03±15,85; son test puan ortalamasının 125,80±10,79 olduğu bulunmuştur. Kontrol grubundakilerin ön test 115,03±14,38, son test 122,83±10,35 olduğu belirlenmiştir. Gruplar arasında ön test ve son test ÖBGÖ puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamazken (p>0,05), grupiçi OBGÖ puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Deney ve kontrol grubundaki hastaların 1. Kür KT sonrası sadece ESTÖ uykusuzluk puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). 6. kür KT sonrası deney grubunun ESTÖ yorgunluk, bulantı, uykusuzluk, cilt/tırnaklarda değişiklik, ellerde uyuşma semptom puan ortalamalarının kontrol grubuna göre daha düşük olduğu ancak aradaki farkın istatistiksel olarak anlamsız olduğu bulunmuştur. 6. Kür KT sonrası deney ve kontrol grubu ESTÖ ağrı, kendini iyi hissetme ve nefes darlığı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Kontrol grubundaki hastaların 6.kür KT sonrası ÖBGÖ puanları ile sadece ESTÖ uykusuzluk puanları arasında negatif yönde, zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=-0,402; p=0,028). Araştırmada; kemoterapi alan jinekolojik kanserli hastalara verilen eğitimin öz bakım gücünü arttırdığı ve kemoterapiye bağlı oluşan yorgunluk, bulantı, uykusuzluk, cilt/tırnaklarda değişiklik ve ellerde uyuşma semptomlarını azalttığı bulunmuştur.

Saadet Nazlı Kubilay
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin bireyselleştirilmiş destekleyici gelişimsel bakıma yöneliktutumlarının değerlendirilmesi

Bu araştırma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Çalışan Hemşirelerin Yenidoğanın Bireyselleştirilmiş, Destekleyici, Gelişimsel Bakıma Yönelik Tutumlarının Değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini Gaziantep ilinde yenidoğan yoğunbakımda çalışan ve araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 255 hemşire oluşturdu. Araştırmanın verileri "Veri Toplama Formu", "Hemşireler İçin Gelişimsel Destek Yeterlilik Ölçeği (H-GDYÖ)" kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Araştırmadan elde edilen bulguların analizi için; SPSS 24.0 programı kullanıldı. Çalışmaya katılan hemşirelerin %38.8'inin 21-24 yaş arasında, %44.3'ünün Sağlık Meslek Lisesi mezunu olduğu, % 36.9' unun meslekte çalışma süresinin 6 ile 10 yıl arasında olduğu, %42.7' sinin yenidoğan yoğun bakımda çalışma süresinin 1 ile 5 yıl arasında, %49.4'ünün haftalık çalışma süresinin 41 ile 48 saat arasında olduğu, % 57.6'sının mesleğini isteyerek seçtiği, %78.8'inin çalıştığı birimi kendi seçtiği, 87.1'inin yenidoğan hemşireliği yapmaktan memnun olduğu belirlendi. Hemşirelerin %68.6'sının yenidoğan ile ilgili eğitim aldığı; alınan eğitimlerden % 54.1'inin Neonatal Resisütasyon Programı eğitimi, %9.8'inin yenidoğan bireyselleştirilmiş destekleyici gelişimsel bakım eğitimi, % 20.8'inin yenidoğan yoğun bakım hemşireliği sertifika eğitimi, % 11.8'inin anne sütü eğitimi, %5.9'unun temel yenidoğan eğitimi aldığı belirlendi. Hemşirelerin %81.6'sının yenidoğan ile ilgili eğitim, %53.3 'ünün yenidoğan yoğun bakım hemşireliği sertifika eğitimi ve %45.5'inin yenidoğan bireyselleştirilmiş destekleyici gelişimsel bakım eğitimi eğitimi almak istediği görüldü. Hemşirelerin mezun olunan okula göre H-GDYÖ toplam puan ortalaması incelendiğinde sağlık meslek lisesi mezunlarının H-GDYÖ toplam puanının lisans mezunlarına göre istatistiksel açıdan anlamlı ve yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). Hemşirelerin yenidoğan bireyselleştirilmiş destekleyici gelişimsel bakım eğitimi eğitimi almak isteme durumlarına göre H-GDYÖ toplam puan ortalaması, Çevresel Destek, Etkileşim ve Eleştirel Düşünme alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p<0.05). Anahtar kelimeler: Yenidoğan, Yenidoğan Bireyselleştirilmiş Destekleyici Gelişimsel Bakım, Yenidoğan Yoğun Bakım Hemşireliği.

Bebek-yenidoğmuşHemşirelerHemşirelik+3
Sevgi Bozlar
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVİD-19 tanısıyla hastanede yatan hastaların bakım odaklı hemşire hasta etkileşiminin değerlendirilmesi

COVİD-19 hastalığı her bireyde farklı seyretmesi, bakım ihtiyaçlarının ve bakıma verdikleri cevabın farklı olması nedeniyle her bireye bireyselleştirilmiş, insan odaklı ve bütüncül hemşirelik bakımının verilmesi gerekmektedir. Bu araştırma, COVİD-19 tanısıyla yatan hastaların bakım odaklı hemşire hasta etkileşiminin değerlendirilmesi amacı ile yapıldı. Araştırma, Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesi'nde gerçekleştirildi. Araştırmaya 370 COVİD-19 hastası dahil edildi. Araştırmanın verileri Veri Toplama Formu ve Bakım Odaklı Hemşire Hasta Etkileşimi Ölçeği Kısa Formu (BOHHEÖ) ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesi Windows için SPSS 22.0 istatistik paket programında yapıldı. Hastaların Bakım Odaklı Hemşire Hasta Etkileşim Ölçeği'nden elde ettikleri ortalama puanlar önemlilik, sıklık ve memnuniyet boyutunda sırasıyla 95,3±4,4 puan; 81,0±9,4 puan; 95,1±8,0 puandı. Alt ölçek boyutları puanlarına göre: Klinik Bakım önemlilik, sıklık ve memnuniyet boyutu puan ortalamaları sırasıyla 39,4±4 puan; 4,35,3±5,1 puan; 38,5±4,0 puandı. İlişkisel Bakım önemlilik, sıklık, memnuniyet puan ortalamaları sırayla 24,6±7 puan; 7,15±4,2 puan; 25,7±3,1 puandı. Hümanistik Bakım önemlilik sıklık ve memnuniyet puan ortalamaları sırayla 17,6±1,8 puan; 17,8±2,4 puan; 18,0±1,8 puandı. Rahatlatıcı Bakım önemlilik, sıklık ve memnuniyet puan ortalamaları sırayla 13,7±1,7 puan; 13,3±2,0 puan; 12,9±1,9 puandı. Cinsiyet, tedavi alınan birim, çalışma durumu, yaşanılan yer, refakatçi durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Sonuç olarak; COVİD-19 tanılı hastaların almış olduğu yüksek puanlara bakıldığı zaman hastaların bakım odaklı hemşire hasta etkileşimin düzeyinin olumlu düzeyde olduğu bulundu. Alt ölçek puanlarına göre hastalar Klinik Bakımı önemli bulmakta, sıklıkla aldıklarını, yüksek oranda memnun oldukları bulundu. İlişkisel Bakımı önemli bulmakla birlikte ilişkisel bakımı çok sık almadıkları ama bakımdan memnun oldukları belirlendi. Hümanistik bakımı önemli buldukları, çok sık aldıkları ve oldukça memnun oldukları belirlendi. Rahatlatıcı bakımı önemli buldukları, çok sık aldıkları ve bakım uygulamalarından memnun oldukları belirlendi. Yoğun bakım hastalarına göre hemşire-hasta etkileşimi daha çok önemli olduğu belirlendi. Servis hastalarında hemşire-hasta etkileşiminin gerçekleşme sıklığı daha fazladır. Yoğun bakım hastalarının hemşire hasta etkileşiminden daha memnun oldukları belirlendi.

COVID 19Hasta bakımıHemşire-hasta ilişkileri+5
Meltem Kalaycı
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocularda intramusküler enjeksiyon uygulanırken oluşan ağrıyı azaltmada buzzy yönteminin etkisi

Araştırma, çocuklarda intramüsküler antibiyotik enjeksiyonuuygulamaları sırasında oluşan ağrının azaltılması için titreşim ve soğuk uygulamayı aynı anda uygulayabilen Buzzy® aygıtının etkisini belirlemek ve buna bağlı olarak çocuktaki kaygıyı azaltmak amacıyla randomize kontrollü bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, 03 Aralık 2021 – 27 Şubat 2022 tarihleri arasında araştırmanın yapıldığı Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Kliniğinin "Enjeksiyon Odasında" intramusküler uygulanacak 7-12 yaş arasındaki çocukların tümü oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise vaka seçim ölçütlerine uyan, çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 100 çocuk oluşturdu ve çocuklar herbir gruba (Kontrol=50, Uygulama=50) basit randomizasyon olarak atandı. Veriler, Bilgi Formu, Çocuklar İçin Durumluk Kaygı Envanteri (ÇDKE), Visual Analog Skala (VAS), Yüz İfadeleri Ağrı Ölçeği-Facial Pain Scale (FPS-R) kullanılarak elde edildi. Araştırma sonucunda; Araştırmaya alınan çocukların, yaş grupları, cinsiyet, son bir yılda enjeksiyon yapılma sıklığı, enjeksiyon korkusu olup olmadığı, ebeveyn eğitimi, ebeveyn yaşları ve ailenin gelir durumları açısından uygulama ve kontrol grupları arasında fark olmadığı (p<,05) bulundu. Kontrol grubunda yer alan hasta çocukların VAS 5. dk çocuk ortalamalarının, uygulama grubunda yer alan hasta çocukların ortalamalarına göre anlamlı daha yüksek olduğu bulundu (p=0,029; p<0,05). Yapılan analiz sonucunda ugulama grubunda yer alan hasta çocukların delta FPS-R ebeveyn bulgularının, kontrol grubunda yer alan hasta çocuklarına göre anlamlı daha düşük ortalamaya sahip oldukları bulundu (p=0,030; p<0,05).ÇDKE son test bulguları tüm hasta çocuklarda FPS-R araştırmacı 5. dk (r=0,443), VAS 5. dk çocuk (r=0,514) ve FPS-R 5. dk ebeveyn (r=0,412) bulguları ile pozitif yönlü orta düzey anlamlı bir ilişkisi olduğu bulundu (p<0,05). Yapmış olduğumuz çalışmada elde ettiğimiz verilerde, Buzzy®aygıtı uygulamasının ağrı kontolünde olumlu etkisinin bulunduğu vebunun sonucunda kaygı düzeyini azalttığısonucu elde ettik.

AğrıAğrı yönetimiAğrı şiddeti+4
Orhan Karabulut
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Transisyonel bakım modelinin artroplasti hastalarında fonksiyonel durum, öz-etkililik ve sağlık hizmeti kullanımı üzerindeki etkinliğinin değerlendirilmesi

Günümüzde yaşlanan nüfus, artan obezite oranları, kronik hastalıklara bağlı sedanter yaşam tarzı osteoartrit'in önemini artırmaktadır. Özellikle yaşlı ve kırılgan hastaların taburculuk sonrası bakım gereksinimlerinin artması nedeniyle transisyonel bakım modeli sağlık sisteminde hasta bakımının önemli bir yönü haline gelmiştir. Bu çalışma total diz artroplastisi olan hastalarda transisyonel bakım uygulamasının hastaların fonksiyonel durum, öz-etkililik algısı ve sağlık hizmeti kullanımı üzerindeki etkinliğini belirlemek amacıyla, Şubat 2021- Kasım 2021 tarihleri arasında yapılmış, klinik randomize kontrollü bir çalışmadır. Çalışmanın katılımcılarını üçüncü basamak sağlık hizmeti veren bir hastanenin Ortopedi ve Travmatolojı Cerrahisi Kliniği'ne total diz artroplasti ameliyatı olmak için yatan hastalar oluşturmuştur. Örnekleme kabul edilme kriterleri doğrultusunda diz artroplastisi olacak olan hastalar blok randomizasyon yöntemi ile kontrol (n=35) ve deney (n=35) gruplarına atanmıştır. Deney grubu transisyonel bakım alırken kontrol grubu standart bakım almıştır. Hasta çıktılarının zamana bağlı değişimleri (ameliyat öncesi, taburculuktan 2 ve 9 hafta sonra) WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index) ve AÖÖ (Artritlerde Öz-etkililik Ölçeği) ölçekleri kullanılarak değerlendirilmiş, taburculuk sonrası 2.ci, 6.cı, 9.cu hafta ve 3.cü ayda hastaların hastaneye başvurup başvurmadıkları sorgulanmıştır. Deney grubundaki katılımcılar (WOMAC¬=T2:53.60, T3:31.09; AÖÖ=T2:129.69, T3:161.00), kontrol grubuna kıyasla (WOMAC=T2:67.97, T3:42.97; AÖÖ=T2:110.29, T3:138.51) fonksiyonel durum ve öz-etkililik algısında önemli ölçüde daha fazla iyileşme göstermiştir (p<0.05). Ek olarak deney grubunun hastaneye başvuru oranlarının kontrol grubuna göre daha düşük olduğu izlenmiş, 6.cı haftadaki ölçümde istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmüştür (p<0.05). Transisyonel bakım uygulanan artroplasti hastalarının fonksiyonel durum ve öz-etkililik algılarında önemli bir iyileşme olduğu, aynı şekilde hastaneye başvuru oranlarının da azaldığı belirlenmiştir. Bu sonuç transisyonel bakım modelinin total diz artroplastisi olan hastalarda uygulanmasının teşvik edilmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Transisyonel Bakım, Transisyonel Hemşirelik, Diz Artroplastisi, Randomize Çalışma

ArtroplastiDiz eklemiFonksiyonel yetkinlik+2
Ayla Güllü
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Periferik venöz katetere bağlı flebit gelişiminin önlenmesinde kanıta dayalı bakım paketi uygulamasının etkisi

Bu araştırma, periferik venöz katetere bağlı flebit gelişiminin önlenmesinde kanıta dayalı bakım paketi uygulamasının etkisinin değerlendirilmesi amacıyla kontrol ve deney gruplu randomize olmayan deneysel çalışma olarak uygulandı. Araştırma, Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye/Yara Bakımı Kliniği ve Nöroloji/Nöroşirurji kliniklerinde 01 Eylül 2021-31 Mart 2022 tarihleri arasında uygulandı. Kontrol grubunda 75 hasta ve 88 periferik venöz kateter (PVK), deney grubunda 41 hasta ve 48 PVK örnekleme dahil edildi. Verilerin toplanmasında Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu, Hasta Demografik ve Klinik Bilgi Formu, Flebit Değerlendirme Skalası ve Bakım Paketi Klinik İzlem Formu kullanıldı. Güncel literatür ışığında, dört parametre ve 15 hemşirelik girişiminden oluşan kanıta dayalı flebit bakım paketi geliştirilerek uzman görüşü alındı. Kontrol grubundaki hastalara kliniklerin standart PVK bakım uygulamaları gerçekleştirildi. Klinik hemşirelerine PVK bakımı, flebit ve bakım paketi hakkında eğitimler verildi. Deney grubundaki hastalara, oluşturulan kanıta dayalı bakım paketi doğrultusunda bakım verildi. Bakım paketinde yer alan parametrelerin hemşireler tarafından uygulanma durumu günlük olarak araştırmacı tarafından kaydedildi. Değerlendirmede bakım paketine tam uyum şartı arandı. Tam uyum sağlanmaması durumunda ilgili hasta araştırma dışı bırakıldı. Uyum sağlanmayan parametreler için hemşirelere geri bildirim verildi ve tekrarlı eğitimler yapılarak uyumları arttırıldı. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 25.0 paket programı, kategorik değişkenlerin karşılaştırmalarında Ki-kare ve Fisher Exact testleri kullanıldı. Bakım paketi uygulanan hastaların %37,5'inde, kontrol grubundaki hastaların %60,2'sinde flebit gelişti ve flebit gelişme durumu bakımından gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Bakım paketi uygulanan hastalarda 1., 2. ve 3. günlerde flebit gelişme oranı kontrol grubundaki hastalardan daha düşüktü ve gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Bakım paketi uygulanan hastalarda tüm günlerdeki flebit dereceleri kontrol grubundan daha düşüktü ve 1., 2., 3. ve 4. günlerdeki flebit dereceleri bakımından gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç olarak bakım paketi uygulaması PVK'ya bağlı flebit gelişme oranını azaltmada etkili bulundu. Sağlık kuruluşlarında PVK'ya bağlı flebit gelişiminin önlemesi için kanıta dayalı bakım paketi uygulamasının yaygınlaştırılması, büyük örneklem grupları ile çok merkezli çalışmaların yapılması, PVK'ya bağlı flebit gelişimini önlemeye yönelik güncel kanıta dayalı hemşirelik girişimlerini içeren eğitim programlarının uygulanması önerilmektedir.

FlebitKanıta dayalı tıpKanıta dayalı uygulamalar+2
Tuğba Dost
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Stomalı hastalarda hemşire navigasyon programının uyum, yaşam kalitesi ve komplikasyonların önlenmesine etkisinin incelenmesi

Bu araştırma, intestinal stomalı hastalarda hemşire navigasyon programının uyum, yaşam kalitesi ve komplikasyonların önlenmesine etkisinin incelenmesi amacıyla, ön test-son test düzende tekrarlayan ölçümlü randomize kontrollü müdahale çalışması olarak uygulandı. Araştırma; Gaziantep il merkezinde bulunan ikisi eğitim ve araştırma hastanesi olmak üzere altı hastanede, 1 Ocak-31 Aralık 2021 tarihleri arasında, intestinal stoma açılmış 30 deney ve 28 kontrol grubu hasta ile tamamlandı. Deney grubundaki hastalara hemşire navigasyon programı kapsamında danışmanlık, uzaktan destek, yazılı ve görsel eğitimler, bilgilendirme mesajları, telefon görüşmeleri, randevu planlamaları uygulanırken, kontrol grubu hastalar standart bakım aldı. Hastalar ilk görüşmede, üçüncü ve altıncı aylarda Hasta Bilgi Formu, Stoma Komplikasyonları Değerlendirme Formu, Stomaya İlişkin Deneyimlenen Sorunlar Formu, Ostomi Uyum Ölçeği, Stoma Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Veriler SPSS 24.0 programı kullanılarak, ölçek puanları için zaman, grup, zaman ve grup interaksiyonu genelleştirilmiş tahmin denklemi (GEE) ve en küçük önemli fark (LSD) testleri kullanılarak değerlendirildi. Tekrarlanan ölçümler arasındaki kovaryansın değerlendirilmesinde Unstructured korelasyon yapısı kullanıldı. Araştırmada hemşire navigasyon programının hastaların stomaya uyum ve yaşam kalitelerinde anlamlı bir artış sağladığı, stomaya bağlı komplikasyonların görülme sıklığında anlamlı bir fark olmamakla birlikte azalma sağladığı görüldü. Deney grubu hastaların stomaya uyum ve yaşam kalitelerinde, her değerlendirmede grup içi ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; sağlık kuruluşlarının ihtiyaç duyulan birimlerinde hemşire navigasyon programlarının uygulamaya geçirilmesi, hastaların uyum ve yaşam kalitelerini etkileyen farklı kronik durumlarda uygulanması önerilmektedir.

Cerrahi stomalarHasta uyumuHemşireler+7
Gülistan Yurdagül
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

COVİD-19 enfektivitesi ve fatalitesi üzerine bir değerlendirme: Meta-analiz çalışması

Kanıta dayalı çalışmalar arasında en yüksek seviyede yer alan meta analiz yöntemi kullanılarak yürütülen bu çalışma, tüm dünyayı sarsan Covid-19 virüsünün enfektivitesi ve fatalitesinin etki büyüklüğünü inceleyen bir araştırmadır. Dünyada ilk görüldüğü tarih olarak ifade edilen Aralık 2019 ile Aralık 2020 zaman dilimleri arasında yapılan kapsamlı literatür taraması (Pubmed, Medline, Cochrane Library, Science Direct, ProQuest, Ulakbim, Sağlık Bakanlığı, YÖK, WHO Global İndex) gerçekleştirildi. Çalışma için seçme kriterleri belirlendi. Çalışmaya seçme kriterlerine uyan 21 çalışma dahil edildi. Araştırmada analiz edilen makaleler, birbirinden bağımsız iki kodlayıcı tarafından kodlanarak, araştırmaya dahil edilecek çalışmaların metodolojik kalitesi "Jadad skoru" ve "Newcastle Ottawa Ölçütü (NOS)" kullanılarak değerlendirildi. Araştırmaya orta ve yüksek kalitedeki çalışmalar dahil edildi. Verileri analiz etmek için Comprehensive Meta Analysis (CMA) programının üç sürümü kullanıldı. Meta Analiz sonuçlarını değerlendirdiğimizde Covid-19 enfektivite ve fatalitesi üzerine yapılan çalışmamızın etki büyüklüğü (d=0.092; p=0.000) olarak hesaplandı. Cohen'e (1988) göre araştırmalar yüksek etki büyüklüğüne sahip ve heterojen yapıda bulundu. Heterojeniteyi araştırmak için yapılan alt grup verilerine ait moderatör analizi sonucuna göre, yaş, cinsiyet, klinik bulgu ve komorbiditenin ortalama etki büyüklüğü için bir moderatör olduğu (p <0.05) saptandı. Bu bağlamda Covid-19 enfektivite ve fatalitesinin demografik özellikler, klinik tablo ve komorbidite ile anlamlı ve etkili olduğu saptandı. Bu araştırmanın, pandemi gibi global halk sağlığı sorunlarında hemşirelik alanında meta-analiz yöntemi kullanılarak yapılan pandeminin ilk yılını kapsayan bir çalışma olması nedeniyle daha geniş bir zaman dilimi kullanılarak, geniş yaş kategorilerinde ve daha farklı ülkelerde yapılan çalışmalarında eklenmesiyle yapılacak çalışmalara yol gösterici olacağı düşünülmektedir.

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+3
Evin Kırmızıtoprak
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğumsal kalp hastalığı olan çocukların aleksitimik özellikleri ile hastalığa yönelik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Mehmet Veysel ASLAN, Doğumsal Kalp Hastalığı Olan Çocukların Aleksitimik Özellikleri İle Hastalığın Kendine Yönelik Tutumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Hemşirelik Programı, Yüksel Lisans Tezi, Gaziantep, 2022. Çalışma, doğumsal kalp hastalığı (DKH) olan çocukların aleksitimik özellikleri ile hastalığın kendine yönelik tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişi arayıcı türde yapıldı. Çalışma Diyarbakır Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ek Binası Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Polikliniği'nde DKH tanısı almış 104 çocuk hastayla gerçekleştirildi. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından alanyazın taranarak oluşturan '' 'Çocuk ve Aileye Yönelik Bilgi Formu'', Çocuklar için Aleksitimi Ölçeği (ÇAÖ), Çocuğun Kendi Hastalığına Yönelik Tutumu Ölçeği (ÇKHYTÖ) kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 23.0 paket programı ile yapıldı ve istatistiksel değerlendirmede normal dağılıma uyan verilerde t testi ve varyans analizi One-way Anova, uymayan verilerde ise Kruskal Wallis H ve Mann Whitney U testi uygulandı. Ölçeğin güvenirliği için Cronbach Alfa testi kullanıldı. Sonuçlar %95 güven aralığında hata oranı 0.05 olacak şekilde incelendi. Çalışmaya katılan çocukların ÇAÖ toplam puan ortalaması 21.10±3.88, Duyguları Tanımlama Güçlüğü alt boyutu puan ortalaması 4.89±1.81, Duyguları Açıklama Güçlüğü alt boyutu puan ortalaması 5.18±1.57 ve Dışsal Yönelimli Düşünme alt boyutu puan ortalaması 18.08±1.59 olarak bulundu. Katılımcıların ÇKHYTÖ genel puan ortalaması 2.85±0.43 bulundu. Ayrıca, negatif tutum gösteren çocukların (%66.3) puan ortalaması 2.61±0.26, nötral tutum gösteren çocukların (%32.7) puan ortalaması 3.30±0.27 ve pozitif tutum gösteren çocukların (%1.0) puan ortalamaları 4.00±0.00 olarak bulundu. Çocukların almış oldukları DKH tanıları, hastalıkları ile ilgili duygularını açıklamayabilmeleri ve okula devam etme durumları hem ÇAÖ toplam puan ortalaması hem de ÇKHYTÖ genel puan ortalaması ile ilişkiliydi. Çocuklara tanı konulma süresi ve cinsiyet ile ÇAÖ toplam puan ortalaması arasında ilişki bulunurken, hastane yatışının olması, ek kronik hastalık varlığı, sürekli ilaç kullanma durumu, yaş ve ailenin ekonomik durumunun ÇKHYTÖ puanlarını etkilediği belirlendi. İki ölçek arasındaki ilişki değerlendirdiğinde; ÇAÖ puanları ile ÇKHYTÖ puanları arasında negatif yönlü orta düzeyde bir ilişkisi olduğu görüldü. (r=-0.48,p<0.05). Bu sonuca bağlı olarak aleksitimi ve hastalık tutumu konularını güncel düzeyde tutmak ve hemşirelere bu konularda hizmet içi eğitim programlarına yer verilerek, DKH farkındalığına gerekli önemin verilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Doğumsal kalp hastalığı, Çocuk, Aleksitimi, Tutum

AleksitimiKalpKalp defektleri-konjenital+4
Mehmet Veysel Aslan
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Riskli olan ve olmayan gebelerde stres ve stresi etkileyen faktörlerin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı riskli olan ve olmayan gebelerde stres ve stresi etkileyen faktörlerin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma Kütahya'nın bir ilçesinde bulunan bir hastanede gerçekleşmiştir. Araştırmanın evreni 629 gebe olup bu araştırmanın örneklemi 238 kadındır. Araştırmada veriler Gebelikte Stres Değerlendirme Ölçeği kullanılarak hastaneye başvuran gebe kadınlar ile online toplanmıştır. Bulgular: Bu çalışmada kullanılan risk değerlendirme formuna göre gebelerin %31,1'inde riskli gebelik olduğu belirlenmiştir. Gebelikte Stres Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalaması 43,3 ± 17,2 olarak belirlenmiştir. Gebelikte Stres Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalaması 27 yaş ve altında olan, çekirdek aileye sahip olan, il merkezinde yaşayan ve gebelikte problem yaşadığını belirten kadınlarda istatistiksel anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Sonuçlar: Bu çalışmanın sonuçları doğrultusunda stres yaşayan gebelere gerekli psikolojik ve tıbbi destek verilmesi gebelerin ve bebeklerin bu dönemden en az şekilde olumsuz etkilenmesi sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Gebelikte stres, riskli gebelikler, Gebelikte Stres Değerlendirme Ölçeği

GebelikGebelik-yüksek riskliPrenatal distres+3
Bahar Çardak
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Açık kalp cerrahisi hastalarında bakım paketi uygulamasının iyileşme sürecine etkisinin incelenmesi

Amaç açık kalp cerrahisi (AKC) olan hastalara kanıta dayalı uygulamalardan oluşan "Kalp Cerrahisi Bakım Paketi" uygulanmasının hastaların iyileşme kalitesi ve solunum örüntüleri (solunum sayısı, dispne varlığı, oksijen saturasyonu v.b.) üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Çalışmada bakım paketinin uygulanmasında hemşirelerin uyum durumları da incelenmiştir. Bu araştırma AKC uygulanan kontrol ve çalışma gruplu, yarı deneysel, non-randomize bir çalışmadır. Araştırmada, cerrahi yoğun bakım (CYB) ve kalp damar cerrahi (KDC) kliniğinde görev yapan gönüllü hemşireler, araştırmacı tarafından oluşturulan bakım paketini çalışma grubundaki hastalara uygulamıştır. Bakım paketi; "Hasta ve Yakınlarının Bilgilendirilmesi", "Solunum Yönetimi" ve "Erken Mobilizasyon" uygulamalarını içermektedir. Araştırmaya 69'u kontrol, 34'ü çalışma olmak üzere toplam 103 hasta dahil edilmiştir. Önce kontrol daha sonra da çalışma grubuna ait veriler toplanmıştır. Kontrol grubu hastaları standart bakımı almış, çalışma grubuna ise standart bakımın yanında bakım paketi uygulanmıştır. Veriler "Tanıtıcı Özellikler Veri Formu" "Komplikasyonlara Yönelik Hasta Çıktıları Formu ve "İyileşme Kalitesi-40 Anketi" (Quality Of Recovery-40-QoR-40) kullanılarak elde edilmiştir. Her iki grup, yaş ortalaması ve koroner arter hastalığı tanısı dışında tüm değişkenler açısından benzerdir. Çalışma grubunda öksürük (sırasıyla %55.9 ve %32.4) ve patolojik akciğer sesi (sırasıyla %79.7 ve %82.6) bulgusu kontrol grubuna göre daha düşük oranda idi (p<0.05). Satürasyon değeri çalışma grubunda daha yüksekti (%91.64'e karşı %90.34; p<0.05). Pulmoner komplikasyon oranı çalışma grubunda %5.9; kontrol grubunda %11.6 olup, çalışma grubunun QoR-40 toplam puanı 177.70±10.77; kontrol grubunun 165.28±15.63 olarak belirlendi (p<0.05). Hemşirelerin bakım paketine %70.6 oranında uyum sağladıkları belirlendi. Hemşirelerin çoğunun "Kalp Cerrahisi Bakım Paketi"nin hasta ve klinik için uygun olduğunu ancak zamanı etkin kullanmayı sağlama konusunda kararsız kaldıkları görüldü. "Kalp Cerrahisi Bakım Paketi"nin solunum komplikasyonlarını azaltabildiği, fakat hemşireler tarafından uygulamayı sürdürülebilme durumunun yüksek düzeyde olmadığı tespit edilmiştir.

Cerrahi-kardiyovaskülerHasta bakımıHemşirelik bakımı+2
Yasemin Yılmaz
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

İnfertil bireylere yönelik roy adaptasyon modeline temellendirilmiş eğitimin uyum ve stresle başa çıkma durumlarına etkisi

Bu araştırma, Revize İnfertilite Uyum Ölçeği'nin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğini yapmak ve İnfertil Bireylere Roy Adaptasyon Modeline Temellendirilmiş Eğitimin Uyum ve Stresle Başa Çıkma Durumlarına Etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirildi. Çalışma metodolojik ve deneysel olarak iki aşamada gerçekleştirildi. Çalışma Özel bir Tüp Bebek merkezinde Haziran- Eylül 2021 tarihleri arasında 280 kadın ile yapıldı. Ölçeğin dil ve kapsam geçerliği değerlendirildi. Kapsam geçerliği oranı (CVI) 0.8484 olarak tespit edildi ve ölçekte gerekli düzeltmeler yapılarak son hali verildi. Ölçeğin örneklem büyüklüğü çok iyi olarak değerlendirildi(KMO=0.948, χ2=3566.966, p=0.000). DFA'de R-İUÖ 11 maddelik tek faktörlü yapıda olduğu, maddelerin faktör yüklerinin 0,841-0,915 arasında değiştiği ve DFA uyum indekslerinin değerlerinin tümünün kabul edilebilir sınırlar /mükemmel uyum sınırları (X 2 /df: 4.560, RMSEA: 0.083, CFI: 0.98, GFI: 0.98, AGFI: 0.83, NNFI: 0.98, NFI: 0.98, RMR: 0.079, SRMR: 0.036) içerisinde olduğu belirlendi. Ölçeğin güvenirlik analizi için Cronbach Alfa Katsayısı, Madde- Toplam Puanı ve test-tekrar test korelasyonu incelendi. Ölçeğin Cronbach Alfa' sı 0.968, madde toplam puan korelasyonu yüksek, test tekrar test korelasyonu ise 0.940 bulundu. Çalışmanın ikinci aşamasında 40'ı kontrol 40'ı girişim olmak üzere toplam 80 kadın ile çalışıldı. Roy Adaptasyon Modeline temellendirilmiş eğitim programının uygulandığı girişim grubunun infertiliteden olumsuz etkilenmelerini azalttığı, uyum düzeylerini artttırdığı, stresle etkili başetmelerini sağladığı saptandı. Sonuç olarak; R-İUÖ 'nin Türk toplumunda geçerli ve güvenilir bir araç olarak kullanılabileceği, Roy Adaptasyon Modeline temellendirilmiş eğitim programının kadınlarda uyum ve stresle başaçıkma durumlarını olumlu şekilde etkilediği belirlendi.

KısırlıkRoy Adaptasyon ModeliStres+3
Ayşe Duygu Özbaş
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ortopedik cerrahi geçiren hastalarda ameliyathane basınç yarası gelişiminin azaltılmasında basınç yarası bakım paketinin etkisinin incelenmesi

Bu araştırma, ortopedik cerrahi girişim uygulanan hastalarda ameliyat sonrası erken dönemde uygulanan basınç yarası bakım paketinin hastaların ameliyathane basınç yarası gelişimi, ağrı, düşme korkusu ve konforu üzerine etkisinin belirlenmesine yönelik non randomize kontrollü, yarı deneysel klinik araştırmadır. Araştırmada klinik rehberler doğrultusunda hazırlanmış olan basınç yarası bakım paketi çalışma grubu hastalarına uygulandı. Bakım paketi "deri bakımı, pozisyon verme, erken mobilizasyon, beslenme ve sıvı alımı" girişimlerinden oluştu. Araştırmada önce kontrol grubu, daha sonra çalışma grubu verileri toplandı. Veri toplama amacıyla Hasta Tanıtıcı Veri Formu, 3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Düşme Korkusu Ölçeği, Genel Konfor Ölçeği Kısa Formu, Basınç Yarası Bakım Paketi Klinik Veri Toplama Formu, Ulusal Basınç Ülseri Danışma Paneli (National Pressure Ulcer Advisory Panel-NPUAP) (2016) Basınç Yarası Evreleme Sistemi Formu, Basınç Yarası Bölgeleri ve Evreleri İzlem Kayıt formları kullanıldı. Kontrol grubunda bulunan hastalara kliniğin rutin uygulaması yapıldı ve araştırma kapsamında geliştirilen bakım paketi uygulanmadı. Çalışma grubunda bulunan hastalara 105 gün boyunca kliniğin rutin uygulaması yanında bu çalışma için geliştirilen basınç yarası bakım paketi uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, ortalama±standart sapma, yüzde, en az-en çok değerleri hesaplandı. Araştırmada normal dağılım sergileyen ikili grupların karşılaştırılmasında Bağımsız Örneklem t Testi, normal dağılım sergilemeyen ikili grupların karşılaştırılmasında Mann Whitney U Testi kullanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-Kare Testi kullanıldı. İstatistik hesaplamalar ve yorumlamalar p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Araştırmanın örneklemini kontrol grubunda 122, çalışma grubunda 68 olmak üzere toplam 190 hasta oluşturdu. Ameliyathane basınç yarası insidansı kontrol grubunda %18.4, çalışma grubunda %5.7 olarak belirlendi. Yaş, en az bir kronik hastalık varlığı özellikle hipertansiyon, tıbbı tanı özellikle kalça fraktürü, acil cerrahi müdahale, ameliyat öncesi ASA sınıfı ≥3, ameliyat öncesi klinikte geçen süre, hastanede ortalama yatış süresi (gün), 3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçek puanı ≥19, ameliyat öncesi albümin ve hemoglobin değerlerinin düşük olması basınç yarası gelişenlerde etkili bulundu (p<0.05). Kanıta dayalı girişimlerin yer aldığı ameliyathane basınç yarası önleme bakım paketinin, ameliyathane kaynaklı basınç yarası gelişiminin önlenmesinde etkili bulunmuş olup; ayrıca hastaların ağrı algısının ve düşme korkusunun azaltılmasında, konfor düzeyinin yükseltilmesinde olumlu sonuçları olduğu belirlenmiştir. Ameliyathane kaynaklı basınç yarası gelişmesinin önlenmesinde basınç yarası bakım paketinin kullanılması önerilmektedir.

AğrıBasınç ülserleriCerrahi+5
Hatice Eğilmez
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyabetik ayak nedeniyle ampütasyon geçirmiş bireylerde beden algısı ve travmatik stres belirtilerinin incelenmesi

Ampütasyon öncelikle fiziksel olup, aynı zamanda bireyi ruhsal olarak etkileyen bir durumdur. Diyabet, dolaşım bozuklukları, enfeksiyonlar ve travmalar ampütasyon nedenleri arasındadır. Diyabetik ayak nedeniyle ampütasyon geçirmiş bireylerin, travmatik nedenlerle ampütasyon geçirmiş bireylere göre, beden algılarının ve travmatik stres belirtilerinin bazı değişkenler açısından farklılık gösterdiği bilinmektedir. Bu nedenle araştırmanın amacı diyabetik ayak nedeniyle ampütasyon geçirmiş bireylerde beden algısı ve travmatik stres belirtilerinin incelenmesi olmuştur. Araştırmanın örneklemini Eylül-2019,Mart-2020 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde ampütasyon geçirmiş 98 birey oluşturmuştur. Bireylerin tanıtıcı özellikleri için 'Sosyodemografik Veri Formu', travmatik stres belirtilerini değerlendirmek için 'Travmatik Stres Belirtileri Ölçeği', beden algılarını değerlendirmek için ise 'Beden Algısı Ölçeği' kullanılmıştır. Çalışmamızın sonucuna göre, kronik hastalık nedeniyle ampütasyon geçirmiş bireylerin yaş ortalamasının, travmatik nedenli ampütasyon geçirmiş bireylerin yaş ortalamasından daha yüksek olduğu, çalışma grubundakilerin %72,1'inin majör ampütasyon geçirdiği saptanmışken karşılaştırma grubunda bu sayı %26,7'dir. Kronik hastalık nedeniyle ampütasyon geçirmiş bireylerin beden algılarının, travmatik ampütasyon geçiren bireylere göre daha olumsuz olduğu, travmaya bağlı nedenlerle ampütasyon geçirmiş bireylerin travmatik stres belirtilerinin, diyabetik ayak nedeniyle ampütasyon geçirmiş bireylere oranla daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ampütasyon sonrasında hastalara uygulanacak rehabilitasyon ve psikiyatrik desteğin, kişinin kaybının etkisini azaltacağını, toplumdaki yaşam kalitesini ve fonksiyonel kapasitesinin artmasını sağlayacağına inanıyoruz. Anahtar Sözcükler: Ampütasyon, beden algısı, diyabetik ayak, rehabilitasyon, travma

Seda Özbek
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Acil serviste resüsitasyon ve yaşam sonu bakıma katılma konusunda aile görüşlerinin incelenmesi

Resüsitasyon esnasında bir aile üyesinin hastanın yanında bulunarak fiziksel ve psikososyal desteğini sürdürmesi resüsitasyon esnasında aile varlığı olarak tanımlanır. Hasta ve aile üyeleri açısından yararları bilinmesine ve küresel rehberlerin önerilerine rağmen literatürde aile üyelerinin görüşleri tutarsızdır. Bu çalışmanın amacı acil servise başvuran hastaların aile üyelerinin resüsitasyon esnasında aile varlığı ve yaşam sonu bakıma katılma konusundaki görüşlerinin incelenmesidir. Araştırmaya başlanmadan önce etik ve yasal izinler alındı (No: E-97105791-050.01.01-5318). Araştırma, 1 Ekim 2021- 1 Mayıs 2022 tarihleri arasında bir eğitim ve araştırma hastanesinde, tanımlayıcı ve kesitsel türde yapıldı. Araştırmanın örneklemini acil servise başvuran hastaların aile üyelerinden araştırmaya katılmaya gönüllü olan 467 aile üyesi oluşturdu. Araştırmanın verileri aile üyeleri ile yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Görüşmede bir klinik psikolog hazır bulundu. Veriler SPSS 22.0 paket programında analiz edildi. İstatistiksel anlamlılık için p<0,05 değeri kabul edildi. Aile üyelerinin yaş ortalaması 34,3±10.43 olup %64,2'si erkek, %62,1'i evli, %76,9'u çekirdek aile olarak yaşamaktadır. Aile üyelerinin %61'inin yakınının resüsitasyonu esnasında bulunma seçeneğinin kendisine sunulmasını istediği, %47,5'inin yakının resüsitasyonu esnasında bulunmak ve yaşam sonu bakımına katılmak istediği belirlendi. Aile üyelerinin yakınının resüsitasyonu esnasında bulunma ve yaşam sonu bakıma katılmayı isteme konusundaki görüşleri eğitim durumu, çalışama durumu ve resüsitasyon eğitimi almış olma durumu ile karşılaştırıldığında aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (sırasıyla; p=0.015, p=0.001, p=0.002),), (p<0.05). Aile üyelerinin çoğunluğu resüsitasyonda bulunma seçeneğinin kendilerine verilmesini, yarısına yakını da resüsitasyon esnasında bulunmayı ve yaşam sonu bakıma katılmayı istemektedir. Bu konuda yasal prosedürlerin oluşturulması gerekmektedir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAile+4
Uğur Akman
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
10
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Investigation of pain anxiety and methods of coping with pain in patients receiving service from migrant health centers

This research was carried out to examine the pain anxiety of patients and their methods of coping with pain. The sample of the study consisted of 518 patients who applied to three Migrant Health Centers and an Enhanced Migrant Health Center in Malatya between February and May 2022. The research is of descriptive type. Data were collected with a questionnaire consisting of 27 questions examining the sociodemographic characteristics of Syrian patients, coping with pain and the effect of anxiety on pain, and the Pain-Anxiety Symptoms Scale (PASS-20) Short Form. The analysis of the data in the research was carried out using the SPSS (Statistical Program in Social Sciences) 23 program. Data were evaluated with frequency, percentage, Mann Whitney U test for comparison of independent paired groups, and Kruskal Wallis H test for comparison of three or more independent groups. It was determined that 61.8% of the patients included in the study were female, 40.7% were primary school graduates, and their mean age was 36.10±12.88. Syrian patients who experience pain in some parts of their body often experience pain in the head and neck region (x2=10.80, p=0.030), the pain is very severe (x2=23.040, p<0.001), and culture is effective in coping with pain (z=26.550), p<0.001) and sleep was the most preferred non-pharmacological method (x2=19.070, p<0.001). The mean score of the patients from the pain anxiety symptoms scale was 47.61±17.74. This shows that the Syrian patients included in the study experience moderate pain anxiety. According to the results of this study, it is recommended to conduct information and awareness programs for Syrian patients in order to reduce the stress caused by pain in Syrian patients and to use the methods of coping with pain effectively. Keywords: Pain, Anxiety, Coping, Migrant Health Center

AnxietyAğrıPain+4
Didem Yıldırım
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Prediyabet hastalarına video konferans yöntemiyle verilen sağlık eğitiminin öz yönetim ve egzersiz yapma durumuna etkisi

Prediyabetin toplumda farkındalık oranının düşük olması ve diyabet gelişimi ile yüksek oranda ilişkili olmasından dolayı bireylerin bu konuda bilgilendirilmesi hayati öneme sahiptir. Fizksel aktivite birçok kronik hastalığın oluşmasını engellediği gibi, diyabet gelişimini de önleyebilmektedir. Prediyabet hastalığı olan bireylere fiziksel aktivite konusunda sağlık eğitimi verilmesi, prediyabetiklerin hastalık hakkında farkındalık geliştirmesinde, egzersize katılımı ve bunu sürdürmesi konusunda motive eder. Bu çalışmanın amacı; prediyabet hastalarının egzersize katılım süreçlerini değerlendirmek için Egzersiz Katılım Süreci Ölçeği'nin geçerlik-güvenirlik çalışmasını yapmak ve prediyabet hastalarına Transteoretik Model'in değişim aşamasına göre verilen sağlık eğitiminin, hastaların egzersize katılım süreçlerini ve metabolik göstergeleri üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Çalışmanın metadolojik aşaması Haziran-Eylül 2021 tarihleri arasında Kilis il merkezinde bulunan üç aile sağlığı merkezinde 243 prediyabet hasta üzerinde yürütüldü. Geçerlik-güvenirliği yapılan ölçeğin 21 madde 5 alt boyuttan oluştuğu görüldü. Katılımcılar Egzersiz Katılım Süreci Ölçeği Farkındalık Geliştirme alt boyutundan 11.36±4.47, Sağlık Planı Oluşturma alt boyutundan 8.52±3.74, İtici Güç alt boyutundan 14.00±6.62, Karşıt Güç alt boyutundan 9.40±3.36 ve Kendiliğinden Düzenli Egzersiz alt boyutundan 12.00±4.33 puan aldılar. Ölçeğin; Farkındalık Geliştirme alt boyutu Cronbach α katsayısı 0.878, Sağlık Planı Oluşturma alt boyutu Cronbach α katsayısı 0.938, İtici Güç Cronbach α katsayısı 0.931, Karşıt Güç Cronbach α katsayısı 0.794 ve Kendiliğinden Düzenli Egzersiz Cronbach α katsayısı 0.914 olarak saptandı. Egzersiz Katılım Süreci Ölçeği geçerli ve güvenilir bir ölçek olarak bulundu. Randomize kontrollü, tekrarlı ölçümlü deneysel çalışma tasarımı 39 kişi eğitim ve 37 kişi kontrol grubu ile tamamlandı (ClinicalTrials. gov: NCT05217290). Çalışma Aralık 2021-Nisan 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Eğitim ve kontrol gruplarının belirlenmesi; Transteoretik Model'in değişim aşamasının Düşünmeme aşamasında olan, FINDRISK puanı 14 ve üzeri olan ve Egzersiz Katılım Süreci Ölçeği alt boyutu olan Karşıt Güç puan ortalaması yüksek olan hastalar belirlenip randomizasyon yapıldı. Transteoretik Model'in değişim aşamalarına göre verilen sağlık eğitimlerinin, telefon görüşmelerinin ve hatırlatıcı SMS gönderiminin aşamalar arasında olumlu yönde ilerleme kaydettiği ve Egzersiz Katılım Süreci Ölçeği alt boyutlarından Karşıt Güç puan ortalamalarında düşme diğer alt boyut puanlarında eğitim grubunda olumlu yönde artma meydana getirdiği görüldü. Ayrıca bu uygulamaların hastaların metabolik göstergeleri üzerinde eğitim grubunda iyileşmeler sağladığı, FINDRISK puan ortalamasının eğitim öncesi duruma göre düştüğü, eğitim grubunda toplam adım sayılarında artma olduğu görüldü. Sonuç olarak; Transteoretik Model'in değişim aşamalarına göre verilen sağlık eğitiminin bireylerde olumlu sağlık davranışlarının gelişmesinde etkili olduğu, kişilerde egzersize karşı farkındalık geliştirdiği ve egzersize katılım durumlarını artırdığu ve bu durumun metabolik göstergeler üzerinde olumlu sonuçlar meydana getirdiği görüldü. Anahtar Kelimeler: Egzersiz katılım süreci, FINDRISK, Prediyabet, Randomize kontrollü çalışma, Transteoretik Model.

Diabetes mellitusEgzersizPrediabetik durum+3
Melek Öztürk
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Laparoskopik kolesistektomi cerrahisi uygulanan hastalara ılık su içirmenin gastrointestinal sistem fonksiyonlarına etkisinin incelenmesi

Araştırma laparoskopik kolesistektomi cerrahisi uygulanan hastalara ılık su içirmenin GİS fonksiyonlarına etkisinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Araştırma Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesinde 50'si Çalışma Grubu (ÇG), 50'si Kontrol Grubu (KG) olmak üzere 100 hasta ile tamamlandı. ÇG 'deki hastalara cerrahi sonrası 2.saatte ılık su içirildi. KG'deki hastalara ise bağırsak sesleri başladıktan ve gaz çıkışı olduktan sonra ılık su içmelerine izin verildi. Her iki gruptaki hastalar cerrahi sonrası 2,4,8,12. saatlerde GİS fonksiyonları açısından değerlendirildi. İstatistiksel analiz SPSS 22.0 for Windows paket programında yapıldı. İstatistiksel anlamlılık için p<0.05 değeri kabul edildi. ÇG'deki ve KG'deki hastalar bağırsak seslerinin başlama süresi ve gaz çıkarma süresi açısından karşılaştırıldığında aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi. Bağırsak seslerinin başlama süresi ve gaz çıkarma süresinin etki büyüklükleri pos-hoc test ile değerlendirildiğinde ise etki büyüklüklerinin olduğu tespit edildi. LK cerrahisi uygulanan hastalarda cerrahi sonrası ikinci saate ılık su içirmek bağırsak seslerinin başlama ve gaz çıkarma sürelerinin kısalttığı belirlendi. Anahtar Kelimeler: Laporoskopik Kolesistektomi, Bağırsak Hareketleri, Gaz Çıkışı, Abdominal Distansiyon, Gastrointestinal Sistem Fonksiyonları

Bağırsak hareketleriDistansiyonGastrointestinal sistem+3
Selda Güler
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kardiyovasküler cerrahi geçiren hastalarda uygulamaların ERAS protokolüne uygunluğunun ve hasta sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: Kardiyovasküler cerrahi geçiren hastalarda uygulamaların ERAS prokolüne uygunluğunu belirlemek ve bu uygulamaların; hasta sonuçlarından ameliyat sonrası iyileşme, ağrı, uyku kalitesi, öz etkililik üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla uygulandı. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya Eylül 2021 – Aralık 2021 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi kliniğinde ameliyat olan (n=100) hastalar dahil edildi. Araştırma verileri 'Hasta Bilgi Formu', 'Hasta İzlem Formu', 'ERAS Protokol Formu', 'Ameliyat Sonrası İyileşme İndeksi', 'Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi', 'Barnason Etkililik Beklenti Ölçeği Kalp Cerrahisi Versiyonu' kullanılarak elde edildi. Demografik özelliklerle ölçek ortalama puanları arasındaki fark Kolmogorov simirnov normallik testi yapılarak normal dağılım gösteren verilerde student t testi, tek yönlü varyans analizi, normal dağılım göstermeyen verilerde ise Kruskall Wallis testi, Mann Whitney U testi kullanılarak değerlendirildi. Ölçekler arasındaki korelasyonu incelemede normal dağılıma göre pearson ve spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalamasının %54'ünün 63 yaş üzerinde, %72'sinin erkek, %96'sının daha önce hastaneye yattığı, %89'unun daha önce ameliyat olduğu, %98'inin kronik hastalığının ve %90'ının devamlı kullandığı ilaç olduğu, %58'inin sigara kullandığı, %81'inin ise alkol kullanmadığı belirlendi. ERAS protokol formu ile ameliyat sonrası iyileşme indeksi arasında negatif yönde korelasyon olduğu bulundu. Hastaların ERAS protokol formu ile öz etkililik, Pittsburgh uyku kalitesi indeksi, ağrı skoru arasında anlamlı korelasyon olmadığı saptandı. Sonuç: Klinikte yapılan uygulamaların ERAS protokolüne uygun olma durumunun ameliyat sonrası iyileşmeyi etkilediği, öz etkililik, uyku kalitesi ve ağrıyı etkilemediği bulundu. Bu sonuçlar doğrultusunda uygulamaların ERAS protokolüne uygunluğu arttıkça ameliyat sonrası iyileşmenin kolaylaştığı söylenebilir. Kliniklerde ERAS protokolüne göre standardize bakımın verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: ERAS protokolü, kardiyovasküler cerrahi, hemşirelik

AğrıCerrahi-kardiyovaskülerERAS protokolü+5
Nurgün Tunçel
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnmeli hastalara verilen hijyenik bakım uygulamalarının hastaların yaşamsal bulgularına etkisi

Bu çalışma, inmeli hastalara verilen hijyenik bakım uygulamalarının hastaların yaşamsal bulgularına etkisini değerlendirmek üzere planlanmış, yarı deneysel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Egitim ve Araştırma Hastanesi Haliliye Ek Binası Yoğun Bakım Ünitesinde tedavi gören inme tanılı (n:90) hastalar oluşturdu. Örnekleme ise 1 Ekim 2021-1 Ocak 2022 tarihleri arasında çalışmaya katılmayı kabul eden ve onam veren hastalar dahil edildi. Mekanik ventilatöre bağlı, inme tanılı tam bağımlı hastaların oluşturduğu bu çalışmada hastalara 3 farklı günde bir (1) yatak banyosu ve iki (2) silme banyo verildi. Hastanın yaşamsal bulguları ve arteriyel kan gazı değerleri; yatak banyosu ve silme banyodan 5 dakika önce, 5 dakika sonra, 10 dakika sonra, 20 dakika sonra ve 30 dakika sonra ölçüldü. Bu verilerin toplanmasında "Veri Toplama Formu ve Yaşamsal Bulgular Kayıt Formu" kullanıldı. Hastaların yaş ortalaması 64,2±14,8 yıl ve çoğunluğunun (%55,5) erkek olduğu bulundu. Hastaların kilo ortalaması ise 79,9 kg olarak bulundu. Hastaların %30'u hipertansiyon hastasıyken %21,8'i diyabet hastasıdır. Hastaların çoğunluğunun ilaç kullandığı (%58,8) saptandı. Hastaların %30'unun daha önce en az bir ameliyat olduğu bulundu. Hastaların %40'ının sigara kullandığı saptandı. Hastalara uygulanan yatak banyosu öncesi ve sonrası değerlendirilen nabız, sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı ve vücut sıcaklığı değerleri karşılaştırıldığında banyodan 5 dakika önce ve 5 dakika sonraki değerlerin birbirinden istatistiksel olarak farklı olduğu bulundu (p<0,001). Hastalara 2. ve 3. günde uygulanan silme banyosu öncesi ve sonrası değerlendirilen nabız, diyastolik kan basıncı ve vücut sıcaklığı değerleri karşılaştırıldığında silme banyodan 5 dakika önce ve silme banyodan 10 dakika sonraki değerlerin birbirinden istatistiksel olarak farklı olduğu bulundu (p<0,001). Hastalara 3. günde uygulanan silme banyosundan 5 dakika önce ve 5 dakika sonraki sistolik kan basıncı değerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p<0,001). Çalışmamızın sonuçlarına göre; inmeli hastalara verilen hijyenik bakım uygulamaları hastaların yaşamsal bulgularına olumlu yönde etki ettiği ve hastaları rahattlattığını göstermektedir. Anahtar kelimeler: Kişisel hijyen, yatak banyosu, silme banyosu, hemşirelik bakımı, inme, yaşamsal bulgular

BanyoHasta bakımıHasta eğitimi+4
İsmail Tunç
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yoğun bakım hemşirelerinin fiziksel tespit kullanımına ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalarının etik tutum düzeyleri açısından incelenmesi

Bu çalışmada, yoğun bakım hemşirelerinin fiziksel tespit kullanımına ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalarının etik tutum düzeyleri açısından incelenmesi amaçlandı. Araştırmanın örneklemini Gaziantep ili içerisinde bulunan dört devlet ve özel hastane ile bir üniversite hastanesinin yoğun bakım ünitelerinde çalışan 603 hemşire oluşturdu. Veriler, "Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu", "Hemşirelerin Fiziksel Tespit Edici Kullanımına ilişkin Bilgi Düzeyi, Tutum ve Uygulamaları Ölçeği" ve "Hemşirelik Bakımında Etik Tutum Ölçeği" kullanılarak toplandı. Veriler sayı, yüzde, bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson Korelasyon ve Stepwise çoklu regresyon analizi ile değerlendirildi. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalamasının 27.80±5.27 olduğu, %69.7'sinin kadın, %63.5'inin bekâr, %68.8'inin lisans ve üstü mezunu, %64.1'nin bir devlet hastanesinde ve %39.8'inin genel yoğun bakım ünitesinde çalıştığı belirlendi. Yoğun bakım hemşirelerinin fiziksel tespit kullanımına ilişkin bilgi düzeylerinin yeterli, tutumlarının orta düzeyde olumlu, uygulamalarının çok iyi ve etik tutum düzeylerinin iyi derecede olumlu olduğu bulundu. Fiziksel tespit nedenlerine bakıldığında hemşirelerin %77.3'ünün hastanın kendisine zarar vermesini, %69.8'inin hastanın tıbbi ekipmanları çekmesini, %68.7'sinin hastanın aşırı ajite olmasını ve %64.5'inin hastanın tıbbi tedaviye uyumsuzluk göstermesini uygulama nedeni olarak belirttiler. Hemşirelerin fiziksel tespit edici kullanımına ilişkin bilgi, tutum ve uygulamaları ile etik tutum ölçek toplam puan ortalamaları arasında pozitif yönde ve anlamlı bir korelasyon olduğu görüldü (r=0.220, p<0.001). Hemşirelerin fiziksel tespit kullanımını etkileyen faktörler; sırasıyla hemşirelerin etik tutum düzeyleri (β=0.183, p<0.001), aydınlatılmış onam izni alma (β=-0.341, p<0.001), bir hastaya fiziksel tespit girişiminde bulunma durumu (β=0.212, p<0.001) ve yoğun bakım ünitesinde hemşire olarak çalışma yılı (β=0.100, p=0.014) olarak belirlendi. Sonuç olarak yoğun bakım hemşirelerinin fiziksel tespit kullanımına ilişkin bilgi düzeylerinin yeterli, tutumlarının orta düzeyde olumlu, uygulamalarının çok iyi ve etik tutumlarının iyi derecede olumlu olduğu bulundu. Etik tutum düzeyleri yüksek olan hemşirelerin fiziksel tespit kullanımına ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalarının daha iyi olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Etik tutum, fiziksel tespit, bilgi, tutum ve uygulama, yoğum bakım, hemşire

Bilgi düzeyiEtikFiziksel tespit+5
Hakan Dokumuş
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kolonoskopi sonrası pozisyon değişimi ve abdominal masajın anksiyete, ağrı ve distansiyona etkisi

Amaç: Araştırma; kolonoskopi sonrası pozisyon değişimi ve abdominal masajın anksiyete, ağrı ve distansiyona etkisinin saptanması amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya Haziran 2021 – Aralık 2021 tarihleri arasında Türkiye'nin batı bölgesindeki bir üniversite hastanesinin ve özel hastanenin endoskopi ünitesine kolonoskopi için başvuran 123 hasta alındı. Araştırma üç farklı gruptan oluştu. Kolonoskopi sonrasında 1. gruba 15 dk. masaj uygulandı, 2. gruba önce sol sonra sağ yan olmak üzere 15 dk.lık pozisyon verildi, 3. grubun ise supine pozisyonda dinlenmesi sağlandı. Kolonoskopi işlemi öncesi ve sonrasında hastaların VAS ağrı ve konfor düzeyleri, karın çevresi ölçümleri, bağırsak sesleri, gaz çıkarma durumu ve vital bulguları sorgulandı. Hastaların işlem öncesi ve taburcu edilmeden önce STAI I – II ile anksiyete durumu değerlendirildi. Bulgular: Araştırmada masaj uygulanan grupta ayılma ünitesine alındıktan 15 dk. sonra VAS ağrı puanlarının ve karın çevresi ölçümlerinin diğer gruplardan daha fazla düştüğü ancak; VAS konfor puanlarının ise diğer gruplardan daha fazla arttığı bulundu (p<0,05). Gaz çıkarma durumu ile ayılma ünitesine alındıktan 15 dk. sonraki zaman dilimi arasında anlamlı fark saptandı (p<0,05). STAI-II puanları tüm gruplarda kolonoskopi öncesi ve sonrası birbirine benzer bulunurken, STAI-I puanlarının kolonoskopi öncesinde, kolonoskopi sonrasına göre daha yüksek olduğu belirlendi. Sonuçlar: Araştırma sonucunda; masaj uygulanan grupta VAS ağrı puanlarında ve karın çevresi ölçümlerinde en fazla düşüşün ayılma ünitesine alındıktan 15 dk. sonra olduğu, VAS konfor puanlarının ise bu zaman diliminde en fazla oranda yükseldiği saptandı. Masaj ve pozisyon verilen grupta ayılma ünitesine alındıktan 15 dk. sonra hastaların tümünde bağırsak sesleri ve gaz çıkarma durumunun olduğu bulundu.

AbdomenAnksiyeteAğrı+3
Senan Mutlu
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım hemşirelerine total parenteral beslenmeye ilişkin verilen eğitimin etkisi

Yenidoğan yoğun bakım (NICU) ünitelerinde total parenteral beslenme (TPN) oldukça kullanılan bir tedavi yöntemi olması, YYB hemşirelerinin sorumluluğunu daha fazla arttırmaktadır. Hemşirelerin hayat kurtarıcı bir beslenme yöntemi olması sebebi ile total parenteral beslenmeye ilişkin bilgilerini klinikte uygulayabilmeleri önemlidir. Araştırma, total parenteral beslenmeye yönelik Yenidoğan Yoğun Bakım Hemşirelerin verilen eğitimin etkisini incelemek amacı ile yarı deneysel tipte, 1 Şubat – 3 Mayıs 2021 tarihlerinde, Adana – Türkiye'de yapıldı. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi yenidoğan yoğun bakım 1 ve yenidoğan yoğun bakım 2 ünitelerinde çalışan 40 hemşirenin gönüllü katılımıyla uygulanan araştırmada; hemşirelerin sosyodemoğrafik verileri ve TPN ile ilgili bilgi formuyla TPN amacı, endikasyonları, komplikasyonları, uygulama öncesi, uygulama sırası ve sonrasında yapılacaklar, yüz yüze ön test (ÖT) ve son test (ST) şeklinde uygulandı. Hazırlanan eğitim TPN endikasyonları, komplikasyonları, uygulama basamakları, hemşirenin sorumlulukları konularında 30 dakika power point sunumuyla yüz yüze olarak, interaktif şekilde verildi. Hemşirelerin ön test/son test bilgi puanları (ÖTBP/STBP) açısından, ST lehine istatiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi (Z=5.397, p=0.00). Araştırma sonucunda, 'hemşirelere verilen total parenteral beslenme eğitiminin bilgi puanı açısından etkisi vardır' H1 hipotezi kabul edildi. Hemşirelere verilen eğitimin olumlu etkisi, hizmet içi eğitimlerin yapılmasının önemine dikkat çekmektedir. Anahtar Kelimeler: Total Parenteral Beslenme, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği, Yenidoğan.

Şükran Sarı
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Planlı görsel eğitim kalp yetersizliği olan bireylerin hastalıklarına yönelik tutum, inanç ve semptomlarını etkiler mi?

Amaç: Bu çalışma, Sağlık İnanç Modeli'ne dayalı hazırlanan planlı görsel eğitimin kalp yetersizliği olan bireylerin hastalıklarına yönelik tutum, inanç ve semptomlarına etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tipteki bu çalışma; Türkiye'nin batı bölgesindeki bir üniversite hastanesinin kardiyoloji polikliniğinde tedavi gören 110 kalp yetersizliği olan birey (girişim grubu: 55; kontrol grubu: 55) ile yürütülmüştür. Veriler, "Hasta Tanıtım Formu", "Kalp Yetersizliğinde Sağlık İnanç Modeli Ölçeği [SİMÖ-KY]" ve "Memorial Semptom Değerlendirme Ölçeği – Kalp Yetersizliği [MSAS-HF]" aracılığıyla toplanmıştır. Girişim grubunda ilk izlem, üç ay sonra ve altı ay sonra olmak üzere toplam üç görüşme yapılmıştır. Kontrol grubunda ise ilk izlem ve altı ay sonra iki görüşme yapılmıştır. Bulgular: Sağlık İnanç Modeli'ne dayalı hazırlanan planlı görsel eğitim programından sonra girişim ve kontrol grubundaki hastaların Algılanan Duyarlılık [AD], Algılanan Ciddiyet [AC], Algılanan Yarar [AY], Algılanan Engel [AE], Öz Etkililik [ÖE] ve semptom puanları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Girişim grubundaki hastaların AD, AC, AY, AE, ÖE ve semptom puanları açısından izlemler arasında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir. İlk görüşmeden altı ay sonra, girişim grubunun AD, AC, AY, AE, ÖE puanlarının kontrol grubuna göre anlamlı olarak arttığı; semptom puanlarının ise kontrol grubuna göre anlamlı olarak azaldığı saptanmıştır. Sonuçlar: Araştırma sonuçları, Sağlık İnanç Modeli'ne dayalı hazırlanan planlı görsel eğitimin kalp yetersizliği olan bireylerin hastalıklarına yönelik tutum, inanç ve semptomları üzerine olumlu etkisi olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kalp yetersizliği, görsel eğitim, sağlık inanç modeli, semptom, hemşire.

Belirti ve semptomlarGörsel etkileşimKalp hastalıkları+6
Dilan Deniz Akan
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin psikolojik sağlamlık ve yaşam anlamlarının COVID-19 ile ilişkili duygu, düşünce ve davranışlarına etkisi

Amaç: Çalışmada Covid-19 salgınında hemşirelerde psikolojik sağlamlık ve yaşam anlamlarının Covid-19 ile ilişkili duygu, düşünce ve davranışlarına etkisini ortaya koymak amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırmanın evreni Türkiye genelindeki kamu ve özel hastanelerde çalışan hemşireler, örneklemi Aralık 2021-Şubat 2022 tarihlerinde veri toplama araçlarını tam dolduran 708 hemşiredir. Veri toplama araçları; Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Covid-19 Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Yaşam Anlamı Ölçeğiydi. Verilerin analizi SPSS 25 paket programında yapıldı. Bulgular: Hemşirelerin Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği puan ortalaması 18,90±4,58; Mevcut Yaşam Anlamı alt boyutu puan ortalaması 27,61±5,59, Aranan Yaşam Anlamı alt boyutu puan ortalaması 23,55±7,21 dir. Çok Boyutlu Covid-19 Ölçeği puan ortalaması 82,84±14,19; Covid-19'a İlişkin Duygu ve Davranışlar alt boyutu puan ortalaması 30,85±7,36, Covid-19'a İlişkin Düşünceler alt boyutu puan ortalaması 32,10±4,95, Covid-19'a İlişkin Alınan önlemler alt boyutu puan ortalaması da 19,88±3,64 olarak belirlendi. Çok Boyutlu Covid-19 Ölçeğini açıklamada Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Mevcut Yaşam Anlamı alt boyutunun önemli olduğu saptandı. Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeğinde bir puanlık artış Çok Boyutlu Covid-19 Ölçeğinde -0,88 puanlık azalmaya, Mevcut Yaşam Anlamı alt boyutunda bir puanlık artış ise Çok Boyutlu Covid-19 Ölçeğinde 0,45 puanlık artışa neden olmaktaydı. Sonuç: Araştırmada Covid-19 pandemisinde hemşirelerin psikolojik sağlamlıklarıyla Covid-19'a ilişkin duygu ve davranışları arasında negatif bir ilişki, mevcut yaşam anlamıyla Covid-19'a ilişkin alınan önlemler arasında pozitif bir ilişki olduğunu söylemek mümkündür. Hemşirelerin psikolojik sağlamlıklarına ve yaşamda anlam bulmalarına katkıda bulunacak çalışmalar pandeminin olumsuz etkilerinden daha az etkilenmelerinde destekleyici olabilir.

Halk sağlığıHemşirelerHemşirelik+1
Tuğçe Öksüz
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Gebelere verilen yenidoğan bakımı ile ilgili eğitimin geleneksel tutum ve uygulamalara etkisi

Amaç: Gebelere verilen yenidoğan bakımı ile ilgili eğitimin geleneksel tutum ve uygulamalara etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bir Aile Sağlığı Merkezinde iki aşamalı olarak yürütülen araştırmanın metodolojik aşaması 533 anne ile, ikinci aşaması 74 anne ile gerçekleştirildi. Veriler Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Annelerin Bebek Bakımına İlişkin Geleneksel Uygulama Tutumları Ölçeği [GUTÖ] ve Anne Sağlığı ve Bebek Bakımında Fonksiyonel Olmayan İnanç ve Uygulamalar Ölçeği [ASBB-FOİU Ölçeği]-Bebek Bakımına İlişkin Fonksiyonel Olmayan Uygulamalar Boyutu ile toplandı. Eğitim grubuna yenidoğan bakımı ile ilgili konularda aile sağlığı merkezinde eğitim verildi. Eğitim ve Kontrol grubu ön test son test GUTÖ ve ASBB-FOİU Ölçeği -Bebek Bakımına İlişkin Fonksiyonel Olmayan Uygulamalar Boyutu değerlendirildi. Bulgular: Araştırmanın ilk aşamasında, geçerlilik ve güvenilirlik analizleri sonuçlarına göre GUTÖ'nün psikometrik özelliklerine ilişkin elde edilen kanıtların güçlü olduğu sonucuna ulaşıldı. Geçerlilik ve güvenilirlik analizleri sonuçlarına göre GUTÖ'nün yedi alt boyut ve 23 maddeden oluştuğu saptandı. İkinci aşamada GUTÖ ve ASBB-FOİU Ölçeği-Bebek Bakımına İlişkin Fonksiyonel Olmayan Uygulamalar Boyutu toplam puan ortalamalarında grup içi ve gruplar arası değişimin eğitim sonrası anlamlı olduğu sonucuna ulaşıldı. Sonuçlar: Metodolojik aşamada GUTÖ'nün annelerin bebek bakımına ilişkin geleneksel uygulama tutumlarını belirlemeye yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlendi. Araştırma sonucunda verilen eğitim sonrasında annelerin bebek bakımına ilişkin doğru bilgi ve inanç gösterdiği saptandı. Anahtar Kelimeler: Geleneksel Uygulamalar, Yenidoğan Bakımı, Geleneksel Tutum, Çocuk Sağlığı Hemşireliği

Anne eğitimiBebek bakımıBebek-yenidoğmuş+5
Hasret Yağmur Sevinç Akın
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin el hijyeni ile ilgili inançlarının el hijyeni uygulamalarına etkisi

El hijyeni hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde en önemli ve basit fakat uyumun da en az olduğu bir etkendir. Önemli bir bilgi birikimi ve beceri gerektiren hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde en önemli sorunlardan biri, el hijyenine uyumda karşılaşılan sorunlardır. Bu sorunların birçoğu bilgi, tutum, uygulama, inanç ve algı gibi bireysel faktörler olup bunların belirlenmesi, el hijyenine uyma davranışının artırılmasında önemli bir yere sahiptir. Bu araştırma, hemşirelerin el hijyeni ile ilgili inançlarının el hijyeni uygulamalarına etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Mart - Haziran 2019 tarihlerinde Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapmakta olan 960 hemşire oluşturmuştur. Evrenin tamamı örnekleme alınmış fakat araştırmaya katılmayı kabul eden 529 hemşire ile araştırma tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, El Hijyeni İnanç Ölçeği ve El Hijyeni Uygulama Envanteri kullanılmıştır. Anket formları araştırmacı tarafından dağıtılmış ve toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS (IBM SPSS Statistics 24) adlı paket program kullanılmıştır. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Araştırmada, hemşirelerin EHİS puan ortalaması 83,64±9,14, EHUE puan ortalaması 65,88±5,66 olup hemşirelerin orta düzeyde el hijyeni inançlarına sahip ve el hijyeni uygulamalarının iyi düzeyde olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin EHİS puanlarını sadece cinsiyetin etkilediği; EHUE puanlarını ise çocuk sahibi olma, çalışma şekli, çalışılan birim, birimdeki hasta sayısı ve mesleki memnuniyet durumunun etkilediği saptanmıştır. Sonuç olarak, EHİS ile EHUE arasında pozitif yönde, çok zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). El hijyeni inanç ölçeği puanı arttıkça, el hijyeni uygulama envanteri puanı artmıştır. Hemşirelerin el hijyeni hakkındaki olumlu ve olumsuz inançlarının el hijyeni uygulamalarını etkilediği konusunda literatürde daha geniş ve daha çeşitli örneklem içeren çalışmaların yapılması önerilebilir.

ElEl yıkamaHemşireler+6
Feyza Turan
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Öğrenci hemşirelerin algıladıkları stresin eleştirel düşünme eğilimlerine etkisi

Hemşirelik öğrencilerinin algıladıkları stresin eleştirel düşünme eğilimlerine etkisini incelemek amacıyla yapılan araştırma tanımlayıcı ve kesitseldir. Araştırmanın evrenini, Ocak- Mayıs 2019 tarihleri arasında öğrenim gören Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi son sınıf hemşirelik öğrencileri (N=282) oluşturmuştur. Evrenin tamamı araştırmaya dahil edilmiş ancak araştırmaya katılmayı kabul eden 255 öğrenci ile araştırma tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında; araştırmacı tarafından hazırlanan Bilgi Formu, Hemşirelik Öğrencileri İçin Algılanan Stres Ölçeği (HÖASÖ) ve Eleştirel Düşünme Eğilimi Ölçeği (EDEÖ) olmak üzere üç ayrı form kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, standart sapmalar, yüzdeler, ortalama, Independent Sample-t Testi, Anova Testi, Tukey Testi, Mann-Whitney U Testi, Kruskall Wallis H Testi kullanılmıştır. Araştırmada, hemşirelik öğrencilerinin HÖASÖ'den almış oldukları toplam stres puanı 63.27±22.26 olup, orta düzeyde stres yaşadıkları belirlenmiştir. HÖASÖ ve EDEÖ alt boyut puanları arasında negatif yönde, çok zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir(p<0.05). Hemşirelik öğrencilerinin sadece çalışanlardan kaynaklanan stres puanları ile sistematiklik ve esneklik puanları arasında bir ilişki belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, öğrencilerin yaşadığı stresin eleştirel düşünme eğilimlerini bazı boyutlarda olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Öğrencilerin streslerinin asgari düzeye indirilmesi ve eleştirel düşünme eğilimlerinin de gelişmesi için programlar düzenlenmesi önerilir. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik, Hemşirelik Öğrencileri, Eleştirel Düşünme Eğilimi, Stres

AlgıEleştirel düşünceHemşireler+4
Ayşe Gül Köksal
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evde bakım hastalarının yaşam kaliteleri ve bakım verenlerin yükünün değerlendirilmesi

Ülkemizde evde bakım hastaları ile yapılan araştırmalar sınırlı olup, hastaların yaşam kalitesi ile onlara bakım veren bireylerin yükü arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmaya rastlanmamıştır. Bu araştırma evde sağlık biriminden hizmet alan hastaların yaşam kalitesi ve onlara birincil bakım veren kişilerin bakım yükünü değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Adana ili Kozan Devlet Hastanesinde evde sağlık hizmeti alan ilçe merkezinde kayıtlı 120 hasta oluşturmaktadır. Evrenin tamamı örnekleme alınmış 105 hasta ve hastaya bakım veren 105 birey ile araştırma tamamlanmıştır. Araştırma, Adana İl Sağlık Müdürlüğü kurum izni, ve Çukurova Üniversitesi Etik Kurul izni alındıktan sonra Kasım 2018- Mart 2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu, bakım verenin yükü ölçeği, yaşam kalitesi WHOQOL-Bref ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, standart sapma, ortalama, ANOVA TEST(Ki kare, Chi square) testi kullanılmıştır. Araştırmada, hastaların %67.6'sının kadın olduğu ve yaşam kalitesi puan ortalamasının 68.15±9.9 olduğu saptandı. Hastaların yaşam kalitesinin en yüksek 53.72±13.39 puan ortalaması ile çevresel alanda, en düşük 10.04±1.42 puan ortalaması ile fiziksel alanda olduğu belirlenmiştir. Bunun yanısıra hastalara bakım veren bireylerin %90.5'inin kadın olduğu ve bakım yükünün 53.72±13.3 puan ortalaması ile orta/ileri düzeyde yük hissettikleri saptanmıştır. Araştırmanın sonucunda hastaların yaşam kalitesi ile bakım veren bireylerin yükü arasında negatif yönde, orta düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir(p<0.01). Bakım veren bireylerin bakım yükü azaldıkça hastaların yaşam kalitesi yükselmektedir. Hastaların beklenen yaşam kalitesi düzeyini artırmak, bakım verenin yükünü azaltma noktasında sağlık destek sistemlerinin geliştirilmesi, evde sağlık hizmetlerinin yalnızca hasta odaklı değil bakım veren odaklı da olması için çalışmalar yapılması ve sağlık hizmeti sunan personelin bu konuda eğitilmesi önerilebilir.

Bakım verenlerBakım verme yüküEvde bakım hizmetleri+3
Sümeyye Akçoban
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin kesici-delici aletleri güvenli kullanımına yönelik tutumlarının belirlenmesi

Hemşireler mesleki olarak birçok risk ve tehlike ile karşılaşa bilmektedir. Bu riskler içerisinde en önemlileri, enfeksiyonlar ve kesici-delici alet yaralanmalarıdır. Hemşireler; iğne batması, perkütan yaralanmalar ya da sıçrama nedeniyle kanla geçen patojenlerin bulaşması açısından risk altındadır. Aynı zamanda, mesleki nedenlerle enfekte kan ve vücut sıvılarına maruz kalmayı takiben önemli mortalite ve morbiditeye neden olabilen hepatit B (HBV), hepatit C (HCV) ve insan yetmezlik virüsü [human immuno deficiencyn virus (HIV)] gibi etkenlere bağlı enfeksiyon hastalıklarına yakalana bilmektedirler. Hemşireler toplumdan kazandıkları bu enfeksiyonları hastalara ve diğer sağlık çalışanlarına da bulaştırabilirler. Bu araştırmada, hemşirelerin kesici-delici aletleri güvenli kullanımlarına yönelik bilgi, tutum ve davranışlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı olup evrenini Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi/ Balcalı Hastanesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde yoğun bakımlar, klinikler, ameliyathane ve acil serviste çalışan hemşireleri oluşturacaktır. Araştırmada veri toplama aracı olarak iki ayrı form kullanılacaktır. Araştırmacının literatür tarayarak oluşturduğu hemşirelerin tanıtıcı özelliklerini içeren "Kişi Bilgi Formu" ve hemşirelerin kesici-delici aletleri güvenli kullanımına yönelik tutumlarının belirleneceği ''Sağlık Çalışanlarının Kesici-Delici Tıbbi Aletleri Güvenli Kullanımına Yönelik Tutum Ölçeği" kullanılacaktır.

BıçakEnfeksiyonlarGüvenli davranış+6
Fatma Yıldızlı
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin örgütsel sinizm ile örgütsel bağlılık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Hemşirelerin örgütsel sinizm ile örgütsel bağlılık düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapılan bu çalışma, Adana'da Çukurova Devlet ve Yüreğir Devlet Hastanesin'de çalışmakta olan 280 hemşire ile yapılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan, İl Sağlık Müdürlüğünden izinler alınmış olup katılımcılardan sözlü onam alınmıştır. Veriler 06 -31 Ocak 2020 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplamada Kişisel Bilgi Formu, Brandes ve ark. tarafından 1999 da geliştirilmiş, Türkçe geçerlik ve güvenirliği Karacaoğlu ve İnce 2012 yılında yapılmış Örgütsel Sinizm ölçeği ile Meyer, Allen ve Smith'in tarafından 1993 yılında güncellenmiş olup Wasti tarafından 2000 yılında Türkçe geçerlik ve güvenirliği yapılan Örgütsel Bağlılık Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 23.0 paket programı kullanılmıştır. Bağımsız student t-testi ile One-Way ANOVA testleri, Mann whitney U, Kruskal Wallis, Bonferroni testleri ve Post Hoc analizi yapılmıştır. Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 36,18±8,83 yıl, %90,4'ü kadın, %30,8'i 1-5 yıldır çalışmaktadır. Hemşirelerin Örgütsel Sinizm ölçek puan ortalamaları 37,98±10,71, Örgütsel Bağlılık toplam puan ortalamaları 52,60±8,40 olarak bulunmuştur. Örgütsel Sinizm ölçeğinin Cronbach alphası 0,915 ile yüksek derecede, Örgütsel Bağlılık ölçeğinin ise 0,686 düşük derecede güvenilir olduğu saptanmıştır. Çalışmanın sonucunda bir-beş yıllık çalışma deneyimi olanların, erkeklerin, işyerinde kendini rahat hisseden, kendini işyerine ait hisseden hemşirelerin daha düşük örgütsel sinizm düzeyine, yoğun bakımlarda görev yapan hemşirelerin daha yüksek örgütsel sinizm düzeyine sahip oldukları saptanmıştır. Çalışma yılının örgütsel bağlılığı etkilediği bulunmuştur. Kadınların, 26 yıl ve üzeri çalışanların, ameliyathanede görev alanların, kendini iş yerinde rahat hissedenlerin ve kendini işyerine ait hissedenlerin örgütsel bağlılık düzeyleri daha yüksek bulunmuştur.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+3
Emel Şeker
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Epilepsi hastalarında öz yönetimin değerlendirilmesi

Epilepsi, bireyin yaşamının önemli bir bölümünü etkileyen, fiziksel, entelektüel, emosyonel ve sosyal yaşantıda önemli sınırlamalara neden olan, günlük yaşamda zorunlu ve travmatik olaylara yol açan kronik, nörolojik bir hastalıktır. Bu nedenle epilepsi hastalığında öz-yönetim davranışlarını kazanma ve uygulama çok önemlidir. Bu davranışlar, düzenli ilaç kullanmayı, yaşam tarzını hastalığa uygun düzenleyebilmeyi, hastalıkla ilgili yeterli bilgi sahibi olmayı, nöbet anındaki travmatik durumları bilmeyi ve ona göre uygun ortam sağlayan güvenlik önlemlerini almayı ve bu durumların hepsini senkronize bir şekilde yönetebilmeyi içermektedir. Araştırmanın evrenini Eylül-Kasım/2019 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Nöroloji Polikliniğe başvuran 480 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 110 hasta oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından literatür incelenerek oluşturulan ''Hasta Tanılama Formu'' ve ''Epilepsi Öz Yönetim Ölçeği'' kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS (IBM SPSS Statistics 24) paket program kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Çalışmada "Mann-Whitney U" test, bağımsız üç veya daha fazla grubun ölçüm değerleri ile karşılaştırılmasında "Kruskal-Wallis H" testi uygulanmıştır. Çalışmada epilepsili bireylerin toplam öz yönetim ölçeği puan ortalaması 142,43±16,05 olarak bulunmuştur. Ölçeğin alt boyutları arasındaki puanlara bakıldığında en yüksek puan ortalaması 44,93±5,52 ile ilaç yönetimi alt boyutunda, en düşük puan ortalamasının ise 20,28±5,03 ile yaşam tarzı yönetimi alt boyutunda olduğu belirtilmiştir. Ayrıca çalışmada hastalığa uyum sağladığını ifade edenlerin epilepsi öz yönetim ölçeği toplam puanlarının, hastalığa uyum sağlamadığını ifade edenlere göre istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek olduğu saptanmıştır (F=5,785; p=0,004). Araştırmanın sonucunda epilepsili hastaların öz yönetim düzeylerini belirlemek amacıyla yapılan bu çalışmada; yetişkin epilepsi hastalarına uygulanan bu ölçekte epilepsi öz yönetim düzeyleri yüksek bulundu. Hemşirelerin epilepsili bireyleri eğitici rollerini kullanarak öz yönetim konusunda bilgilendirmeli ve toplumda genel olarak öz yönetim eğitim programlarının daha fazla kullanılabilmesi önemlidir. Anahtar kelimeler: Hastalık, Epilepsi, Öz Yönetim, Hemşirelik

EpilepsiKendini yönetmeKronik hastalık+1
Emre Usta
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip 2 diyabetli bireylerde bilişsel ve sosyal faktörlerin değerlendirilmesi

Diyabetes Mellitus biyolojik ve psiko-sosyal etkileri ile bireyin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen tüm dünyada prevalansı giderek artmakta olan kronik bir hastalıktır. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte yürütülen çalışmaTip 2 diyabetes mellitus'lu bireylerde bilişsel ve sosyal faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Eylül 2019-Kasım 2019 tarihinde Adana ilinde bir eğitim araştırma hastanesinde dahiliye ve endokrin kliniğinde yatmakta olan araştırma kriterlerine uyan Tip2 diyabetes mellitusu olan 100 hasta oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak hastaların tanıtıcı bilgilerinin yer aldığı Hasta Tanılama Formu, diyabete ilişkin bilişsel-sosyal faktörlerin değerlendirilmesinde Türkçe Çok Boyutlu Diyabet Anketi kullanılmıştır. Verilerin istatiksel analiz ile değerlendirilmesinde SPSS paket programı ile "Independent Sample-t" test (t-tablo değeri), "ANOVA" test (F-tablo değeri), Tukey/Tamhane testleri, "Mann-Whitney U" test (Z-tablo değeri), "Kruskal-Wallis H" testyöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Diyabetli hastaların yaş ortalaması 60.91±10.92 olup, %59.0'ı kadın, %89.0'u evli, %37.0'ı ilkokul mezunu ve %64.0'ı eşiyle yaşamaktadır. Türkçe Çok Boyutlu Diyabet Anketi'nin alt boyut puanlarına bakıldığında en yüksek puan ortalaması 91.49±15.21ile sonuç beklentisi algısı alt boyutunda, en düşük puan ortalamasının ise 0,00±0,00 yanlış yönlendirmeye dayalı davranış alt boyutunda olduğu belirtilmiştir. İnsülin ve Oral Antidiyabetik (OAD) şeklinde tedavi alan hastaların engel algısı puanlarının, sadece OAD alan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. AyrıcaTürkçe Çok Boyutlu Diyabet Anketi alt boyutu özyeterlik algısı ile HbA1c ve trigliserid değerleri arasında negatif yönde, çok zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Araştırmanın sonucunda bireylerin ciddiyet algısı, destek algısı, özyeterlik algısı ve sonuç beklentisi algısı puanları ortalamanın üzerinde iken, engel algısı ve yanlış yönlendirmeye dayalı davranış puanlarının ortalamanın altında olduğu tespit edilmiştir. Hemşirelerin vereceği bakımı planlarken bu faktörleri göz önüne alması diyabet yönetimini profesyonelce sürdürülmesine katkı sağlayacaktır.

BilişBilişsel işlevDiabetes mellitus+2
Rabia Zıba
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin okul kültürü algılarının incelenmesi

Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin okul kültürü algısını belirlemek amacı ile tanımlayıcı tipte yapılan bu çalışma, Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik ve Hemşirelik Bölümlerinde öğrenim gören ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 624 öğrenci ile yapılmıştır. Çalışmada araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ile Kantek ve ark. tarafından 2010 yılında 4'lü likert tarzda geliştirilmiş olan "Okul Kültürü Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma için gerekli tüm izinler ve etik kurul onayı alınmıştır. Katılımcılardan sözlü onam alınmıştır. Çalışmada verilerin istatistiksel analizinde SPSS 24.0 paket programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde, ortalama, standart sapma, Bağımsız Örneklem T Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Tüm testlerde anlamlılık düzeyleri 0,05 olarak alınmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin %63,5'i hemşirelik bölümünde, %36,5'i ebelik bölümünde öğrenim görmektedir. Katılımcıların yaş ortalamaları 20,82±1,50 yıl olup %78,5'i Anadolu lisesi mezunudur. Çalışmada Cronbach's alfa kat sayısı toplam ölçekte 0,96, alt boyutlarda ise 0,75 ve üzeri olarak saptanmış ve sonuçlar yüksek derecede güvenilir bulunmuştur. Çalışmanın sonucunda, öğrencilerin okul kültürü algılarının öğrenim gördükleri bölümden, sınıftan ve gelirli işte çalışıp çalışmama durumundan etkilendiği sonuçlarına varılmış olup; okuldan memnuniyet düzeyi arttıkça okul kültürü algılarının da arttığı tespit edilmiştir. Bu çalışmaya katılan öğrencilerin okul kültürü algısı yüksek bulunmuştur.

AlgıOkul kültürüSağlık bilimleri+1
Deniz Ölmez
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Acil ünitesinde travmalı hastalarda multimodal analjeziye ilişkin hemşire kayıtlarının değerlendirilmesi: Retrospektif çalışma

Bu çalışma acil servisteki travma hastalarında multimodal analjeziye yönelik ağrı değerlendirmesi konusunda hemşire gözlem formları retrospektif olarak incelenmiştir. Araştırmadaki verileri, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Sağlık Uygulama Araştırma Merkezinin acil ünitesine travma nedeniyle başvuran 190 hastanın hemşire gözlem formları incelenerek toplanmıştır. 1 Ocak - 31 Aralık 2018 tarihleri arasındaki travma tanısı alan, 18 yaş ve üzeri, iletişim kurulabilen ve en az 12 saat tedavi gören hastaların hemşire gözlem formları araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri literatür taranarak araştırmacılar tarafından oluşturulan Hasta Bilgi Formu (HBF) ve Multimodal Analjezi Değerlendirme Formu (MADF) ile toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 23.0 paket programı kullanılmıştır. Analizde tanımlayıcı verilerde sayı, yüzde ortalama, minimum, maksimum değerleri ve standart sapma verilmiştir. İkili bağımlı değişkene ait tekrarlı ölçümler için normal dağılım gösteren verilerde Paired Simle T testi kullanılmıştır. Birden fazla kategorik değişkenler ile tekrarlı ölçümlerde normal dağılım gösteren verilerde One Way Anova testi kullanılmıştır. Araştırmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 40,94±15,18 olup %65,8'i erkektir. Travmaların %47,9'unun nedeni trafik kazaları iken, hastaların %37,9'unda multiple travma mevcuttur. Verilere göre hastaların %71,6'sına multimodal analjezin uygulandığı ve farmakolojik olmayan analjezi yöntemlerine ilişkin hiçbir yöntemin uygulanmadığı tespit edilmiştir. Hastaların %55,7'sinde ağrı değerlendirmesi yapılmıştır. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlara göre multimodal analjezide daha fazla olmakla birlikte hem multimodal hem de tek tür analjezi uygulanan hastaların ağrı düzeylerinde azalma saptanmıştır. Bu çalışma, çoklu ağrı kaynağına sahip olan travma ağrısının multimodal analjezi yaklaşımıyla tedavisini desteklemektedir. Her ne kadar hasta grubumuz genç yetişkin olsa da analjeziklerin organlar ve diğer kullanılan ilaçlar üzerindeki etkilerini azaltmak için multimodal analjezi yöntemleri sağlık profesyonelleri tarafından tercih edilmelidir. Anahtar Sözcükler: Multimodal Analjezi, ağrı, hemşirelik, acil servis

Acil hemşirelikAcil servis-hastaneAcil tıp+7
İlknur Tura
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşire-hemşire iş birliğinin değerlendirilmesi: Adana örneği

Bu çalışma, dahiliye birimlerinde çalışan hemşirelerin hemşire-hemşire iş birliğini değerlendirmek ve hemşire-hemşire iş birliğini etkileyen faktörleri araştırmak amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 01.10.2019-15.11.2019 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde dahiliye birimlerinde çalışan ve mesaide olan hemşireler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemine dahiliye birimlerinde çalışan gönüllü 211 alınmıştır. Literatür taranarak geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" ve Temuçin ve ark. tarafından 2019 yılında geliştirilen "Hemşire-Hemşire İş Birliği Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS (IBM SPSS Statistics 24) paket programı kullanılmıştır. Kategorik ölçümler sayı ve yüzde olarak, sürekli ölçümlerse ortalama, standart sapma ve minimum-maksimum olarak özetlenmiştir. İki bağımsız grubun ölçüm değerleri ile karşılaştırılmasında "Mann-Whitney U" test, bağımsız üç veya daha fazla grubun ölçüm değerleri ile karşılaştırılmasında "Kruskal-Wallis H" test yöntemi kullanılmıştır. Ölçek alt boyutları arasındaki ilişkinin belirlenmesinde Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Çalışmada yer alan katılımcıların yaş ortalaması 31,45±7,60 olarak bulunmuştur. Katılımcıların %83,9'u kadın, %57,8'i evli, %66,4'ü üniversite mezunu olduğu saptanmıştır. Katılımcıların eğitim düzeyi, çalıştıkları birim, birimdeki pozisyon ve birimde çalışma süresi ile ölçek alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Çalışmada ölçeğin Cronbach alfa katsayısı 0,901 olup yüksek derecede güvenilir bulunmuştur. Sonuç olarak katılımcıların hemşire-hemşire iş birliği düzeyinin beklenen minimum iş birliği düzeyinin üzerinde olduğunu söylemek mümkündür. Yönetici hemşirelerin hemşire-hemşire iş birliğini desteklemesi önerilebilir.

DayanışmaHemşirelerHemşirelik+4
Sebiha Aktaş
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelik öğrencilerinde yaşam boyu öğrenme eğiliminin stresle baş etme davranışlarına ve mesleki yetkinliklerine etkisi

Amaç: Kesitsel ve tanımlayıcı nitelikteki bu çalışmanın amacı, hemşirelik öğrencilerinin yaşam boyu öğrenme eğilimlerinin, stresle baş etme davranışlarına ve mesleki yetkinliklerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Şubat-Mart 2022 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünde 2., 3. ve 4. sınıfa kayıtlı 496 öğrenci ile yapılmıştır. Çalışmanın verileri, "Öğrenci Tanıtım Formu", "Yaşam Boyu Öğrenme Eğilimi Ölçeği", "Hemşirelik Öğrencilerinin Yetkinlik Ölçeği" ve "Hemşirelik Öğrencileri İçin Stresle Baş Etme Davranışları Ölçeği" kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde sosyodemografik özellikleri tanımlamak için sayı, yüzde dağılımı ve tanımlayıcı istatistikler yapılmıştır. Kolmogorov-Smirnov normallik testi sonucu veriler normal dağılım göstermediğinden Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin "Yaşam Boyu Öğrenme Eğilimleri Ölçeği" puan ortalaması 66,67±10,64, "Hemşirelik Öğrencileri Yetkinlik Ölçeği" puan ortalaması 243,56±41,94, "Hemşirelik Öğrencileri için Stresle Baş Etme Davranışları Ölçeği" puan ortalaması 41,01±14,33 olarak saptanmıştır. Hemşirelik öğrencilerinin "Yaşam Boyu Öğrenme Eğilimleri Ölçeği" ve "Hemşirelik Öğrencileri Yetkinlik Ölçeği" arasında zayıf, pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,05). "Yaşam Boyu Öğrenme Eğilimleri Ölçeği" ve "Hemşirelik Öğrencileri için Stresle Baş Etme Davranışları Ölçeği" arasında alt boyutlarda zayıf ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki belirlenmiştir (p<0,05). Sonuçlar: Çalışma bulguları, öğrencilerin yaşam boyu öğrenme eğilimleri ile mesleki yetkinlikleri ve stresle baş etme davranışları arasındaki ilişkinin olumlu olduğunu göstermektedir.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+6
Neşe Eray
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çocuk yaşam kalitesi göstergelerinin belirlenmesi: Klinik ölçüm aracı oluşturma

Amaç: Araştırmada, klinik açıdan uygulanabilir, hastanede yatan çocukların yaşam kalitesi düzeyini ölçebilen yaşam kalitesi ölçeğinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Keşfedici sıralı desenli metodolojik tipte olan ve Eylül 2020- Mayıs 2022 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi çocuk kliniklerinde yatan çocuklar ile gerçekleştirilen çalışma üç aşamadan oluşmaktadır. Sistematik derleme aşamada hastaneden yatan çocuklar ile yapılmış yaşam kalitesini sorgulayan çalışmalar incelenmiştir. İkinci aşamada hastanede yatan 18 çocuktan yaşam kalitelerini sorgulamayı amaçlayan nitel görüşme gerçekleştirilmiştir. Üçüncü aşamada ilk iki aşama ile elde edilen bulgular sonucunda oluşturulan ölçek formu, ölçüm aracı geliştirme aşamaları olan kapsam geçerliliği, yüzey geçerliği, yapı geçerliği ve güvenirlik analizleri yapılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Sistematik derleme aşamasına dahil edilen 24 çalışma sonuç bulgularının hastalık, ruhsal durum, okul/arkadaş çevresi, sosyal aktivite ve günlük aktiviteler, aile ve ev yaşamı ve hastane ile ilgili olarak altı grup oluşturduğu bulunmuştur. 18 çocuk ile yürütülen nitel görüşme aşamasında dört tema (hastalık, hastane, duygular, istekler), 13 kategori ve 18 kod saptanmıştır. Ölçüm aracı geliştirme aşamasında açımlayıcı faktör analizine göre ölçeğin toplamda açıkladığı varyans değeri %51,148 olarak hesaplanmış ve 17 maddeden oluşan beş faktörlü (hastalık, korku, aktivite, hastane, algı) yapı elde edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizinde ölçeğin kabul edilebilir uyum değerlerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Ölçeğin güvenirliğinin sağlanabilmesi için iç tutarlılık katsayısı değerlendirilmiş ölçeğin Cronbach's Alpha değeri 0,757 olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Hastane, Çocuk, Yaşam Kalitesi

Hastaneye yatırmaYatan hastalarYaşam kalitesi+3
Selin Demirbağ
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yenidoğan cilt değerlendirme tutum ölçeğinin geliştirilmesi ve buna yönelik hemşirelere verilen teknoloji destekli eğitimin değerlendirilmesi

Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde (YYBÜ) yenidoğan cildinin rutin olarak değerlendirilmesi, oluşabilecek cilt sorunlarını en aza indirerek erken tanı ve tedaviyi kolaylaştırıp, iyileşme sürecini kısaltmaktadır. Yenidoğan hemşirelerinin rutin cilt değerlendirmesine yönelik davranışları doğrudan bireysel tutumlarından etkilenmektedir. Bu çalışmanın amacı; yenidoğan hemşirelerinde yenidoğan cildini değerlendirmeye ilişkin tutum ölçeğinin geliştirilmesi ve buna yönelik hemşirelere verilen teknoloji destekli eğitimin değerlendirilmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırma, iki aşamadan oluşturuldu. Birinci aşama, Yenidoğan Hemşirelerine Yönelik Yenidoğan Cilt Değerlendirme Tutum Ölçeği (CDTÖ-Y)'nin geliştirilmesi; Mayıs–Kasım 2021 tarihleri arasında Gaziantep, Batman ve Mersin il merkezlerinde bulunan kamu ve özel hastanelerin YYBÜ'lerinde çalışan 326 hemşire ile yürütüldü. Geliştirilen CDTÖ-Y, faktör analizi sonrası toplam ölçek varyansının %76,53'ünü açıklayan 3 faktörlü toplam 35 maddeden oluştu. CDTÖ-Y'nin Cronbach α katsayısı 0,978, alt boyutlarda; "Farkındalık Alt Boyutu" için 0,983, "Uygulama Alt Boyutu" için 0,977 ve "Kaçınma Alt Boyutu" için 0,919 olarak bulundu. Test – tekrar test puan ortalamaları karşılaştırıldığında ise istatistiksel olarak anlamlı farklılığın olmadığı görüldü. Elde edilen veriler doğrultusunda CDTÖ-Y'nin geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlendi. İkinci aşama ise hemşirelere yönelik verilen yenidoğan cilt değerlendirmesi tutum eğitiminin etkisinin incelenmesi; Mart–Mayıs 2022 tarihleri arasında Gaziantep ve Mersin il merkezlerinde belirlenen kamu ve özel hastanelerin YYBÜ'lerinde çalışan eğitim grubu (n=33) ve kontrol grubu (n=40) olmak üzere toplam 73 hemşire ile yürütüldü. Veri toplama aracı olarak sosyo-demografik ve mesleki özellikler formu ile CDTÖ-Y kullanıldı. Eğitim grubunda yer alan hemşirelere tutum değişim kuramı olan Mesaj ile Öğrenme Yaklaşımı temel alınıp Virtual Reality Simulator ve Quizizz teknolojisi ile desteklenerek 4 haftalık eğitim uygulandı. Bu eğitim sonucunda, kontrol ve eğitim gruplarının CDTÖ-Y alt boyut ve toplam ön test-son test puanlarının grup içi ve gruplar arası karşılaştırılmasına bakıldığında; eğitim grubunda yer alan hemşirelerin son test puanlarının ön test puanlarına ve kontrol grubuna göre toplam ölçek puanı, uygulama alt boyut puanı, farkındalık alt boyut puanı ve kaçınma alt boyut puanında iyileşme olduğu görüldü. Yenidoğan cilt değerlendirmesine ilişkin olumlu tutumun geliştirilmesine/güçlendirilmesine yönelik verilen eğitimin etkili olduğu saptandı.

BebeklerDeri hastalıklarıGüvenilirlik ve geçerlilik+7
Adnan Batuhan Coşkun
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uygulanan iki farklı yöntemin periferik damar yolu açılan çocuklarda ağrı ve anksiyeteye etkisi

Amaç: Bu çalışma çocuk acil servisinde periferik damar yolu açma işlemi sırasında uygulanan iki farklı yöntemin çocuklarda ağrı ve anksiyeteye etkisinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma randomize kontrollü ve deneysel tiptedir. Araştırmanın örneklemini, Ocak 2022 ve Şubat 2022 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Çocuk Acil Servisine başvuran ve gönüllü olan çocuklar oluşturdu (n=105). Katılımcılar iki deney ve bir kontrol grubu olmak üzere üç eşit gruba ayrıldı. Deney 1 Grubunu, işlem sırasında ebeveyn desteği uygulanacak çocuklar oluşturdu. Deney 2 Grubunu, işlem sırasında araştırmacı tarafından dikkati başka yöne çekme kartları kullanılan çocuklar oluşturdu. Kontrol grubuna periferik damar yolu açma işlemi sırasında kliniğin rutin işlemi uygulandı. Verilerin toplanmasında "Çocuk Tanıtım Bilgi Formu", "Wong-Baker Yüz İfadelerini Derecelendirme Ölçeği", "Çocuk Korku ve Anksiyete Ölçeği", "Dikkati Başka Yöne Çekme Kartları" kullanıldı. Bulgular: Araştırmada çocukların, WB-YİDO puan ortalamaları gruplar arası karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Kontrol grubundaki çocukların diğer gruplara göre WB-YİDO puan ortalamaları daha yüksektir. Araştırmada çocukların, işlem sırasındaki ÇKAÖ puan ortalamaları gruplar arası karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Kontrol grubundaki çocukların diğer gruplara göre ÇKAÖ puan ortalamaları daha yüksektir. Sonuçlar: Dikkati başka yöne çekme kartları ve ebeveyn desteği uygulamalarının periferik damar yolu açma işlemi sırasında çocukların ağrı ve anksiyetelerini azaltmada etkili olduğu bulundu.

Aile desteğiAna-babaAnksiyete+5
Selin Utar
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Primipar gebelere son trimesterde farklı iki yöntem (yüzyüze/webtabanlı) ile verilen eğitimin annelik rolünü kazanmalarına etkisi

Prenatal dönemde başlayıp, doğum sonu ilk bir yılda annelik kimliğinin oluşması ile tamamlanan süreç annelik rol kazanımı olarak belirtilmektedir. Mercer, bu rolün kazanılabilmesi için annenin gebeliğine ve doğumuna sadece fizyolojik yönden bakmayıp doğum sonrasındaki ilk bir yıl boyunca annenin desteklenmesi ve annelik rolüne hazırlanması gerektiğini belirtmektedir. Ülkemizde şu ana kadar primipar gebeler ve lohusalarla ilgili ölçeklerin bulunmasına karşın, annelik rolü ile ilgili bir ölçek bulunmamaktadır. Çalışmanın amacı ilk kez anne olacak olan gebelere son trimesterde farklı iki yöntem (yüzyüze/ web tabanlı) ile verilen eğitimin annelik rolünü kazanmalarına etkisini belirlemektir. İki aşamalı olarak gerçekleştirilen çalışma Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde bulunan 2 Aile Sağlığı Merkezi (ASM)'nde ve Özel Dr Tuncay Yüce Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde, primipar gebeler ile 2021 Mayıs ve 2022 Haziran ayları arasında gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada Annelik Rolü Ölçeği geliştirilmiş, ikinci aşamada ise son trimesterde bulunan gebelere eğitim verilerek, verilen eğitimin annelik rolünü kazanmalarına etkisi değerlendirilmiştir. Araştırmanın ilk aşamasında 402 anne örnekleme alınmıştır. Ölçeğin geçerlilik ve güvenirliğinin belirlenmesi için rastgele örnekleme yoluyla seçilen 139 anneye r-test uygulanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında Web Tabanlı Eğitim Grubuna 42, Yüz Yüze Eğitim Grubuna 44 ve Kontrol Grubuna 47 gebe örnekleme alınmıştır. Eğitim öncesi Annelik Rolü Ölçeği uygulanmıştır. Gebelere 3 modülden oluşan 3'er haftalık eğitim verilmiştir. Gebelere doğum sonu 40. günde Annelik Rolü Ölçeği tekrar uygulamıştır. Çalışmamızın sonucunda Annelik Rolü Ölçeği, annelerin annelik rolünü belirlemede geçerli ve güvenilir olan bir ölçüm aracı olduğu bulunmuştur. 3 alt boyutu bulunan,5'li likert tipinde, 26 maddelik bir ölçek elde edilmiştir. Primipar gebelere verilen yüz yüze eğitimin annelik rolü kazanmada web tabanlı eğitime göre daha etkili olduğu bulunmuştur.

Anne eğitimiAnnelerAnnelik+4
İmren Arpacı Kızıldağ
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Baba adaylarına bebeğin günlük bakımı, paternal bağlanma konusunda verilen eğitimin baba-bebek bağlamasına etkisi

Bu araştırma, eşi gebeliğin 3. trimesterinde olan sağlıklı doğum yapması beklenen baba adaylarına bebek-baba bağlanması ve bebekle kaliteli zaman geçirme gibi konularda verilen eğitimin etkisinin incelenmesi amacıyla deneysel olarak yapıldı. Araştırmanın verileri 5.1.2021-10.10.2021 tarihlerinde Kahramanmaraş İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Afşin Devlet Hastanesi ile Elbistan Devlet Hastanesi'nde toplandı. Türkiye'de geçerlilik-güvenirliği yapılmış bir ölçek olan Baba-Bebek Bağlanma Ölçeği (BBBÖ) kullanılarak yapılan çalışma, randomizasyon yöntemi ile eğitim ve kontrol olarak oluşturulan iki grupta, toplam 81 baba ile yapıldı. Eğitim grubundaki 41 babaya doğumdan önce eşlerinin 3. trimesterinde, doğum anında ve doğumdan sonra olmak üzere toplamda 3 kez eğitim verildi. Bu eğitimler bağlanma durumu, bebeğin bakımı ve çocukla kaliteli vakit geçirme üzerine idi. Kontrol grubundaki 40 babaya ise araştırma süresince herhangi bir eğitim verilmedi. İki gruba da ön test ve son test yapılıp eğitimin etkisi incelendi. Yapılan istatistiksel analizlerden sonra sosyodemografik özellikler açısından benzer olduğu, grupların homojen ve bağımsız olduğu saptandı. Eğitim alan babaların "Sabır ve hoşgörü", "Etkileşimde zevk" ve "Sevgi ve gurur" alt boyutlarda son test puanları eğitim almayanlara göre anlamlı düzeyde yüksek çıktı (p<0.05). Baba adaylarına bebeğin günlük bakımı, baba-bebek bağlanması konusunda verilen eğitimin baba-bebek bağlanmasına etkisi vardır (H1 hipotezi) kabul edildi. Sonuç olarak babalara verilen eğitimin, baba-bebek bağlanmasında olumlu ve bağlanmayı artırıcı yönde etkili olduğu saptandı. Çocuk hemşireleri baba-bebek bağlanması konusunda babalara eğitim vererek aktif rol almalarıdır.

Ana-baba eğitimiAna-babaya bağlanmaBabalar+4
Mustafa Kara
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Şizofreni hastalarına progressif gevşeme egzersizinin psikolojik belirtiler ve mental iyi oluş üzerine etkisi

Araştırma, şizofreni tanılı hastalara uygulanan progresif gevşeme egzersizinin psikiyatrik değerlendirme ve mental iyi oluş düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırma ön test- son test kontrol gruplu yarı deneysel model olarak Mardin ve Elazığ il merkezinde yer alan üç toplum ruh sağlığı merkezinde (TRSM) yürütüldü. TRSM'ye düzenli gelen şizofreni tanısı almış hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 45 müdahale ve 45 kontrol grubu olmak üzere toplam 90 hasta ise araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler ''Kişisel Bilgi Formu, Kısa psikiyatrik değerlendirme ölçeği (KPDÖ) ve Warwick-Edinburgh Mental iyi oluş ölçeği (WEMİOÖ) ile toplanmıştır. Deney grubunda yer alan hastalara progresif gevşeme egzersizi uygulandı. Kontrol grubunda bulunan hastalara herhangi bir girişimde bulunulmadı. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelik dağılım, aritmetik ortalama, standart sapma, ki-kare, bağımsız gruplarda t testi, eşleştirilmiş t testi kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda; ön testte müdahale grubundaki ve kontrol grubundaki hastaların WEMİOÖ ve KPDÖ puan ortalamaları açısından anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Son testte ise müdahale grubundaki hastaların kontrol grubundaki hastalara göre WEMĠOÖ puan ortalamalarının anlamlı düzeyde arttığı ve KPDÖ puan ortalamalarının anlamlı düzeyde azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Bu araştırma sonucunda şizofreni tanısı alan bireylerde PGE uygulamalarının psikiyatrik belirtileri azalttığı, mental iyi oluş düzeyini arttırmada etkili olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle PGE' nin şizofreni hastalarının tedavi sürecinde, psikiyatri hemşireleri ve diğer ruh sağlığı profesyonelleri tarafından tamamlayıcı bir tedavi olarak uygulanması önerilir.

Belirti ve semptomlarEgzersizEgzersiz tedavisi+6
Ömer Tanrıverdi
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin ruhsal hastalıklara yönelik inançlarının belirlenmesi

Bu araştırma, hemşirelerin ruhsal hastalıklara yönelik inançlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Çalışma Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşirelerden araştırmaya katılmayı kabul eden 254 hemşire ile tamamlandı. Araştırmanın verileri; "Kişisel Bilgi Formu" ve "Ruhsal Hastalığa Yönelik İnançlar Ölçeği (RHİÖ)" kullanılarak elde edildi. Veriler sayı, yüzde, Bağımsız Örneklem t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Mann Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi, Pearson Korelasyon testi ile değerlendirildi. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 35.27±7.74'tür. Hemşirelerin %76.8'inin kadın, %74.8'inin evli, %77.2'sinin lisans mezunu ve %37.4'ünün 16 yıl ve üzeri mesleki deneyime sahip olduğu belirlendi. Araştırmaya katılan hemşirelerin RHİÖ toplam puan ortalamaları 53.69±15.46 olarak bulundu. Hemşirelerin "Tehlikelilik" alt boyut puan ortalaması 23.73±6.23 bulunup orta düzeyde olduğu saptandı. "Çaresizlik ve Kişilerarası İlişkilerde Bozulma" alt boyut puan ortalaması 28.14±10.02 bulunup yüksek düzeyde olduğu saptandı. "Utanma" alt boyut puan ortalaması 1.80±2.17 bulunup düşük düzeyde olduğu saptandı. Hemşirelerin ruhsal hastalıklara yönelik inançlarının medeni durum, mesleki deneyim, çalışılan birim, yakın çevrede ruhsal hastalığı olan birey bulunma durumu, ruhsal hastalara yönelik duyguları, psikiyatri servisinde çalışmaları durumunda güvende hissetme durumları değişkenlerine göre farklılaştığı, ruhsal hastalıklara karşı orta düzeyde olumsuz inançlarının olduğu belirlendi. Anahtar kelimeler: Hemşire, Ruhsal Hastalık, İnanç

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+4
Ülger Uçkaç
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemodiyaliz hastalarında konfor ve yaşam kalitesi

Kronik böbrek yetmezliği tanısı alan en az altı aydır hemodiyaliz tedavisi gören hastaların konfor ve yaşam kalitesi düzeylerini belirlemek amacı ile yapılan bu çalışma tanımlayıcı ve kesitsel niteliktedir. Araştırma Gaziantep'te bir eğitim ve araştırma hastanesinin hemodiyaliz ünitesinde yürütüldü. Araştırmanın evreni Ağustos- Ekim 2019 tarihleri arasında hemodiyaliz tedavisi alan 120 erişkin hasta oluşturdu. Araştırmanın yapılabilmesi için kurumlardan gerekli izinler, etik kurul izni ve hasta onamları alındı. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulan Kişisel Bilgi Formu, Hemodiyaliz Konfor Ölçeği, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, tanımlayıcı istatistikler ile t testi, ANNOVA, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis H Testi kullanıldı. Araştırmaya katılan hastaların %50'si kadın, %76,7'si evli, %50'si 41-60 yaş grubunda, tamamı haftada üç gün AV fistül ile hemodiyalize girmektedir. Hastaların, Hemodiyaliz Konfor Ölçeğinin 2 alt boyutu olan üstesinden gelme ve rahatlama boyutlarından aldıkları toplam puan ortalamaları sırasıyla 2.37 ± 0.72 ve 2.83 ± 0.96'ydı. Hemodiyaliz konfor ölçeği alt boyutları ve toplam puanı ile SF-36 yaşam kalitesi ölçeği fiziksel fonksiyon, fiziksel rol, emosyonel rol, enerji, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik, ağrı, genel sağlık puanları arasında pozitif yönde, zayıf/orta derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi (p<0,05). Hastaların yaş, cinsiyet gibi demogafik özelliklerinin yaşam kalitesini; bunlara ilave olarak hemodiyaliz süresi ve ek hastalığının olması hem yaşam kalitesini hem de konfor düzeyini etkilediği tespit edildi. Hastaların Hemodiyaliz Konfor Puanları arttıkça SF-36 Yaşam Kalitesi puanlarının da arttığı belirlendi. Hastaların hemodiyaliz sırasındaki konfor düzeylerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi, hemşirelik bakımına rehber olacak ve yaşam kalitelerini de arttıracaktır.

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronikKonfor+2
Fatima Turğut
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00