
18
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Bazı neonikotinoid insektisitlerin leishmaniasis endemik alanlardaki kum sineği popülasyonları üzerine etkinliğinin araştırılması
Amaç: Kum sinekleri (Diptera: Psychodidae), leishmaniasis'in etkeni olan Leishamania cinsi parazitlerin, bakterilerin ve virüslerin vektörleridirler. Bu tezin amacı, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan bazı leishmaniasis endemik alanlardaki kum sineği popülasyonları üzerine dört neonikotinoid (thiamethoxam, dinotefuran, acetamiprid ve imidacloprid) insektisitin etkinliğinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Kum sineği örnekleri bu bölgede 6 ilde (Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Şırnak, Adıyaman, Gaziantep) toplam 27 lokaliteden, CDC ışık tuzakları yardımıyla örnekler toplanmıştır. Aktif maddeler, Sağlık Bakanlığı tarafından sivrisinek ve ev sinekleri için önerilen uygulama dozunda (0,25 g ai/m2) ve daha düşük dozları (0,125 g ai/m2 , 0,0625 g ai/m2) test edilmiştir. DSÖ tarafından önerilen test protokolüne 60 dakika boyunca sineklerinin knockdown (düşüş) oranları ile 24 saatlik sonunda ölüm oranları kaydedilmiştir. KDT50 ve KDT90 knockdown değerleri ile IBM SPSS Statistics 20 programında probit regresyon analizi yapılarak değerleri bulunmuştur. Bulgular: Dinotefuran ve acetamiprid ile yapılan etkinlik testlerinde tüm lokalitelitelerde ve konsantrasyonlarda 24 saat sonra %100 ölüm gözlenmiştir. Test edilen bütün kum sineği popülasyonlarının bu iki etken maddeye hassas oldukları saptanmıştır. Ancak thiamethoxam ile yapılan etkinlik testlerinde sadece Şırnak'ta Alataş ve Gaziantep'te Altınüzüm popülasyonlarının hassas oldukları gözlenmiştir. Diğer lokalitelerde belirlenmiş konsantrasyonlara karşı doğrulanması gereken bir direnç ya da dirençli popülasyonlar oldukları düşünülmektedir. Imidacloprid etken maddesi ile yapılan etkinlik testlerinde Mardin ilindeki tüm popülasyonların belirlenmiş konsantrasyonlara dirençli olduğu ortaya çıkmıştır. Şanlıurfa'da Büyüktaşlıca ve Altınlı, Diyarbakır'da Demirli ve Şırnak'ta Şenoba popülasyonlarının 24 saat sonundaki %100 mortalite oranı imidacloprid'e duyarlı oldukları göstermiştir. Diğer lokalitelerde de doğrulanması gereken direncin varlığı tespit edilmiştir. Sonuçlar: Bu bölgede imidacloprid ve thiamethoxam'ın plansız bir şekilde kullanılmaya devam edilmesi durumunda doğrulanması gereken direncin olduğu alanlarda direnç gelişecek, direnç gelişmiş olduğu düşünülen alanlarda çevre sağlığının ve hedef dışı canlıların olumsuz yönde etkilenmesine neden olacaktır. Bu durumun önlenmesi için, kullanılan insektisitlerin direnç durumu izlenmeli, gerektiği takdirde insektisitler değiştirilerek kullanılmalı ya da sinerjist maddeler ile kullanımı düşünülmelidir. Anahtar Kelimeler: Kum Sineği, İnsektisit, Neonikotinoid, Leishmaniasis Türkiye
Güneydoğu Anadolu'da kutanöz leishmaniasis etken türlerinin ve klinik yansımalarının belirlenmesi
Amaç: Kutanöz leishmaniasis (KL) Türkiye'nin güneydoğu illerinde, Çukurova bölgesinde ve komşu Orta Doğu ülkelerinde endemiktir. Suriyeli mültecilerden kaynaklı vakalarla birlikte Türkiye'de büyüyen bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışmanın amacı, Güneydoğu Anadolu'da kutanöz leishmaniasise neden olan Leishmania türlerini belirlemek ve bu bölgedeki hastalığın epidemiyolojik ve klinik özelliklerini tanımlamaktır. Gereç ve Yöntem: Dicle Üniversitesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Polikliniğine Ekim 2019-Ocak 2022 tarihleri arasında başvuran ve KL tanısı mikroskobik olarak doğrulanan 100 hasta çalışmaya alınmıştır. Standart bir anket kullanılarak her hastadan yaş, adres, seyahat geçmişi ile ilgili veriler ve lezyonların tipi, sayısı ve yeri elde edilmiştir. Hastaların lezyonlarından dermal kazıma ile alınan materyal modifiye NNN besiyerine inoküle edilmiştir. Besi yerinden elde edilen promastigotlardan DNA izolasyonu yapılmıştır. Leishmania ITS1 bölgesine özgü primer ve problar kullanılarak gerçek zamanlı PZR testi uygulanmış ve Leishmania türlerinin ayrımı yapılmıştır. Bulgular: Olguların 72'sinde L. tropica, 17'sinde L. major, 7'sinde L. infantum, 3'ünde L. donovani ve birinde L. aethiopica saptanmıştır. Olguların 83'ü yerli, 17'si dış kaynaklı idi. Dış kaynaklı olguların 8'inde L. major, 8'inde L. tropica, birinde L. aethiopica saptanmıştır. Olguların 95'i akut, 5'i kronik hastalığa sahipti. Kronik olguların tümü çocuktu ve bu olguların tümünde L. tropica tespit edilmiştir. L. tropica tespit edilen grupta en sık tespit edilen lezyonlar sıklık sırasıyla papülonodular (n=95), ülseratif (n=38) ve plak (n=22) iken; L. major grubunda ülseratif (n=35) ve papülonodular lezyonlardı (n=13). Olguların 62'sinde (%62) sadece yüz lokalizasyonu, 24'ünde (%24) sadece ekstremite lokalizasyonu, 14'ünde (%14) hem yüz hem de ekstremite lokalizasyonu vardı. Sadece ekstremite lokalizasyonu; L. major grubunda L. tropica grubuna göre daha fazla idi (sırasıyla %47, %18). L. major grubunda tüm lezyonlar inflamme iken, L. tropica grubunda ise lezyonların %21.9'u inflamme idi. Sonuç: Orta Asya ve Orta Doğu ülkelerine olan uluslararası ticari taşımacılık ve çoğunlukla Suriye kaynaklı mülteci akını Güneydoğu Anadolu'da Leishmania türlerini ve KL epidemiyolojisini etkilemektedir. Türlere göre klinik özellikler değerlendirildiğinde L. major grubunda istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmasına karşın türe özgü spesifik klinik belirtiler belirlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Leishmaniasis, türler, klinik, belirtiler
Leishmania tropica ile enfekte makrofaj hücre hattında Hypericin etken maddesinin apoptotik ve sitotoksik etkilerinin araştırılması
Amaç: Araştırmamızda Hypericin [hiperisin] etken maddesinin, kutanöz leishmaniasis etkeni olan Leishmania tropica üzerine in vitro (promastigotları) ve ex vivo (amastigotları) antileishmanial etkinliğinin araştırılması sonrasında L. tropica ile enfekte THP-1 makrofaj hücrelerine apoptoz mekanizmasında aktif gen bölgelerinin ekspresyon seviyeleri üzerine olan etkilerinin qPCR ile araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Hiperisinin CelltTiter-glo ve hemositometri yöntemleri kullanılarak L. tropica promastigotlarına karşı in vitro antileishmanial aktivitesi (IC50promastigot) hesaplanmıştır. Giemsa boyama yöntemiyle ise hiperisinin L. tropica amastigotlarına karşı ex vivo antileishmanial aktivitesi belirlenmiştir (EC50amastigot). Belirlenen IC50promastigot, EC50amastigot, CC50 değerleriyle seçicilik indeks [SI] değerleri hesaplanmıştır. Apoptoz deneyi ile hiperisinin, L. tropica ile enfekte THP-1 hücresine ait apoptoz mekanizmasında yer alan 88 adet genin ekspresyon seviyeleri qPCR ile araştırılarak, gen seviyelerine olan etkileri incelenmiştir. Bulgular: Hiperisinin 24. 48. ve 72. saatlerdeki CC50 değerleri sırasıyla 40,37 - 37,69 - 30,03 µmol olarak bulunmuştur. L. tropica promastigotları üzerine in vitro antileishmanial aktivitesi (IC50promastigot) sırasıyla 9,761 - 9,576 - 6,994 µmol, L. tropica amastigotları üzerine ex vivo antileishmanial aktivite (EC50amastigot) sırasıyla 25,23 -23,12 µmol olarak saptanmıştır. Hiperisinin L. tropica parazitinin iki formu üzerine olan SI değeri ≥1'den büyük olarak hesaplanmıştır. qPCR sonrasında gen ekspresyon seviyelerinden aşağı ve yukarı regüle edilen genler saptanmıştır. Sonuçlar: Sonuç olarak, hiperisinin L. tropica parazitinin promastigotları ve amastigotları üzerine antileishmanial aktivite gösterdiği ve apoptoz deneyi sonrasında ise hiperisinin L. tropica parazitinin konak hücrenin apoptoz mekanizmasından kaçışını engelleyebileceği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hiperisin, Leishmania, Antileishmanial, Sitotoksitite, Apoptoz
Sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin geriatrik parazitlere karşı tutum ve davranışlarının belirlenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, İnönü Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin geriatrik parazitlere yönelik tutum ve davranışlarını belirlemek, bilgi düzeylerini değerlendirmek ve bu konuda farkındalık oluşturmaktır. Ayrıca, "geriatrik parazit" kavramının literatüre kazandırılması hedeflenmiştir. Yöntem: Araştırma, analitik özellikler taşıyan kesitsel bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Çalışmaya 866 öğrenci katılmıştır. Veriler, sosyodemografik bilgi formu, geriatrik parazit bilgi anketi ve hijyen davranışları ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS Statistics 26 programı kullanılmış, dağılımın normal olmaması sebebiyle nonparametrik testler tercih edilmiştir. p0,05 düzeyindeki sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre, sağlık bilimleri öğrencilerinin geriatrik parazitler hakkındaki bilgi düzeylerinin düşük düzeyde olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin bölümleri, yaşam yerleri ve hijyen alışkanlıkları ile geriatrik parazit bilgi düzeyleri arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Ancak yaş, cinsiyet ve sınıf düzeyi gibi değişkenlerin bilgi düzeyi üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı görülmüştür. Geriatrik parazit bilgi düzeyi ile hijyen davranışları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Sonuç: Öğrencilerin eğitim programlarında geriatrik parazitoloji konusuna daha fazla yer verilmesi gerekmektedir.
Türkiye'den elde edilen kutanöz leishmaniasis etkeni izolatların sıvı besiyerlerindeki üremelerinin karşılaştırılması
Proje Adı: Türkiye'den Elde Edilen Kutanöz Leishmaniasis Etkeni Izolatların Sıvı Besiyerlerindeki Üremelerinin Karşılaştırılması Öğrenci Adı: Yalçın DEMİR Danışmanı: Prof. Dr. Ahmet ÖZBİLGİN Ana Bilim Dalı: Tıbbi Parazitoloji A.D Amaç: Moleküler çalışmalarda, izoenzim analizlerinde ve ilaç çalışmalarında kullanılabilecek olan leishmania promastigotlarını en kısa sürede en fazla üreten sıvı besiyerini saptamaktır. Gereç ve yöntem: Sıvı azot tankında saklanan, Türkiye'deki KL hastasından elde edilmiş Leishmania izolatları çıkarılıp canlandırılmış ve NNN besiyerine ekimleri yapılmıştır. Üretilen izolatların Real-Time PCR yardımıyla ITS1 bölgesine özgü primer ve problarla genotiplendirilmiştir. Türkiye'deki KL hastalarından elde edilen ve genotiplendirme sonucu L. tropica, L. major ve L. infantum/donovani olarak tür tayinleri saptanan izolatlardan birer tanesi çalışmaya alınmış ve RPMI-1640, M199, Schneiders, Nutrient Broth, Brain Heart Broth besiyerlerine ekimleri yapılmıştır ve besiyerleri her gün 12. güne kadar kontrolleri yapılarak, Thoma lamı yardımıyla üreme yoğunlukları hesaplanmıştır. Bulgular ve sonuçlar: Türkiye'deki KL hastalarından elde edilmiş ve tür tayini yapılmış L. tropica, L. major ve L. infantum/donovani izolatlarının 8. günden itibaren RPMI-1640 besiyerinde çalışmada kullanılan diğer besiyerleri olan M199, Schneiders, Nutrient Broth, Brain Heart Broth besiyerlerine göre tüm türlerin promastigotlarını daha fazla sayıda üretebildiği görülmüştür (p<0.05). Bu nedenle Türkiyeden izole edilen KL etkeni Leishmania türlerine gereksinim olduğu durumlarda en iyi sıvı besiyerinin RPMI-1640 olduğu saptanmıştır. Diğerleri sırayla M199, Schneiders, Brain Heart Broth ve Nutrient Broth besiyerlerinin tercih edilmesinin uygun olacağı bildirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Leishmania ,Besiyeri, Türkiye ,Kültür
Sıtmada tedavi sürecinin real time PCR ile takibi: İn vivo modelde
Amaç: Sıtma tanısında ve hastanın takibinde altın standart yöntem mikroskopi olarak kabul edilmektedir. Fakat doğru bir tanı ve hasta takibi için deneyimli bir personele gereksinim vardır. Bu nedenle mikroskopi yöntemini destekleyecek bir yöntemle tanıyı doğrulamak çok önemlidir. Çalışmamızda sıtmanın tedavisinin takibinde mikroskopik yöntemlerin yanı sıra Real Time PCR'ın kullanımının uygunluğunun araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamızda her grupta 5 adet erkek Balb/c farenin bulunduğu 5 grup oluşturulmuştur. Her bir fare intra peritonal olarak 107 /ml P. berghei paraziti ile enfekte edilmiştir. I., II. ve III. grupta bulunan farelere sırasıyla bir gün, iki gün ve üç gün 50 mg/kg/gün Klorokin tedavisi enfeksiyonun verildiği günden 2 gün sonra uygulanmıştır. IV. grup farelere tedavi uygulanmamış, V. grup farelere üç gün serum fizyolojik verilmiştir. Parazitemi durumu 21 gün boyunca farelerin kuyruk ucundan alınan kandan yapılan preparatların kontrolü ve Real Time PCR ile Plasmodium'a ait hedef gen bölgesinin varlığı kontrol edilmiştir. Bulgular: I., II., IV. ve V. grupta bulunan farelerin boyalı preparatlarının ve Real Time PCR sonuçlarının pozitif olduğu görülmektedir. III. Grup farelerin 5. ve 7. gün boyalı preperatlarında pozitiflik görülürken diğer preparatları negatif olarak değerlendirilmiştir. Real Time PCR sonuçlarında ise 7. gün pozitiflik görülürken diğer günlerde parazite ait hedef gen bölgesi saptanamamıştır. Sonuçlar: Mikroskopi yöntemi ile Real Time PCR yöntemi karşılaştırıldığında her iki yönteminde paralel sonuç verdiği görülmektedir. Mikroskopi yöntemi dışında Real Time PCR yönteminin de kullanılması sıtma tanısında ve hasta takibi açısından önemli olduğu ve birbirini destekleyen farklı yöntemlerin kullanılması gerektiği kanısına varılmıştır.
Serum örneklerinde anti-toxoplasma gondii antikor titrelerinin sıcaklık ve zamana bağlı değişimi
Amaç: Bu çalışmada, Toxoplasma gondii ile enfekte hastalardan alınan serum örneklerinde anti-T. gondii antikor titrelerinin sıcaklık ve zamana bağlı değişiminin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Mayıs 2017-Şubat 2018 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Parazitoloji Polikliniğimize başvuran T. gondii ile enfekte 18 yaş ve üstü gebe veya gebe olmayan beş gönüllü kadının beş farklı koşulda (oda, kargo paketi, buzdolabı, derin dondurucu, etüv) saklanan serum örneklerinde anti-T. gondii IgG antikor düzeyleri ELFA (Enzyme Linked Fluorescent Assay) testi ile çalışılmıştır. Bulgular: T. gondii ile enfekte beş gönüllü kadının oda sıcaklığı (20/25°C), kargo paketi (+4/+8°C), buzdolabı (+4°C), derin dondurucu (-16/-20°C) ve etüvde (+37°C) saklanan serum örnekleri 0, 24, 48. ve 72. saatlerde ELFA testi ile çalışıldığında anti-T. gondii IgG antikor titrelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişim bulunmamıştır (p>0,05). Sonuçlar: T. gondii ile enfekte hastalardan alınan serum örneklerinin, laboratuvara çalışılmak üzere 72 saate kadar farklı ortam sıcaklıklarında farklı sürelerde ulaştırılması durumlarında elde edilecek test sonuçlarının klinik olarak anlamlı düzeyde etkilenmediği saptanmıştır. Dolayısıyla, 72 saate kadar eldeki serum örneğiyle testin çalışılmasının yeterli olduğu, serum örneklerinin uygun koşullarda muhafaza edilmediği gerekçesiyle hastaların tekrar polikliniğimize davet edilerek invazif bir girişim olan kan örneği alınmasına gerek olmadığı sonucuna varılmıştır. Hasta sayısın arttırılması ve serum örneklerinin 72 saatten daha uzun süre saklanarak değerlendirilmesi ile daha geniş kapsamlı araştırma verilerine ulaşılabileceği kanaatine varılmıştır.
Şırnak bölgesinden toplanan Prangos ferulaceae ve Ferula orientalis ekstrelerinin türkiye'den izole edilmiş Leishmania tropica'ya karşı antileıshmanıal etkilerinin araştırılması
Amaç: Her yıl yaklaşık 12 milyon yeni olgunun geliştiği leishmaniasisin tedavisinde son yıllarda giderek artan ilaç direnci görülmektedir. Bu nedenle, bitki kaynaklı bileşiklere ilgi son yıllarda artmış ve in vitro çalışmalarda yeni antileishmanial ajan adayları olarak denenmektedir. Bu nedenle leishmaniasise karşı uygulanacak yeni terapötiklerin belirlenmesini amaçlayan çalışmalar zorunlu bir hale gelmektedir. Bu çalışmada, Şırnak kırsalından toplanan Prangos ferulacea ve Ferula orientalis bitki ekstrelerinin Leishmania tropica'ya karşı antileishmanial etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: P. ferulaceae ve F. orientalis bitkilerinden ekstreler elde edilmiş ve elde edilen ekstrelerin sitotoksik aktivite testleri yapılmıştır. Daha sonra sıvı azotta muhafaza edilen Türkiye'den elde edilmiş L. tropica izolatı NNN ve RPMI 1640 besiyerlerinde üretilmiştir. L. tropica izolatı, elde edilen her bir ekstreye karşı antileishmanial etkinliği XTT kiti ve hemositometre yöntemi ile değerlendirilmiştir. Yapılan çalışmada ilaç adayı olabilecek ajanların saptanması için minumum inhibitör konsantrasyon değerleri belirlenmeye çalışılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda bitki ekstrelerinin parazitletlerin %100'ünü inhibe eden 1 mg/mL konsantrasyonun altındaki bitki ekstrelerinden P. ferulaceae bitkisinin kök ve meyve kloroform ekstreleri, F. orientalis bitkisinin kök ve meyve etanol ekstreleri ile gövde ve meyve kloroform ekstreleri antileishmanial aktivite gösterirken, diğer ekstrelerimiz antileishmanial aktivite açısında zayıf olarak değerlendirilmiştir. Sonuç: Antileishmanial aktivitelerini incelediğimiz altı bitki ekstreleri arasında en etkili iki ilaç adayının P. ferulaceae kök etanol ekstresi ve meyve kloroform ekstresi olabileceği kanısına varılmıştır. Ayrıca çalışmamızda sadece P. ferulaceae kök etanol ekstresinin sitotoksik aktivite gösterdiği saptanmıştır.
Hatay ilinde kanin leishmaniasisin araştırılması
Amaç: Kanin Leishmaniasis (KanL), köpeklerde Leishmania parazitinin etken olduğu vektör kaynaklı zoonoz bir hastalıktır. Çalışmamızda farklı tanı yöntemleriyle Hatay'daki KanL'in araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Hatay Sahipsiz Hayvan Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nden ve dört ilçeden toplam 100 köpekten düz kan, sitratlı kan, lenf aspirasyonu ve konjuktival svap alındı. Kan ve lenf aspirasyonundan yayma preparatlar hazırlandı. Kanın pellet kısımları ve lenf aspirasyonundan NNN besiyerine ekim yapıldı. Tüm örnekler ELISA ve rK39 hızlı tanı testiyle çalışıldı. Moleküler tanı için; kanın pellet kısmı, sitratlı kan, lenf aspirasyonu, kojuktival svap ve üreme gözlenen besiyerlerinden DNA izolasyonu yapılarak ITS–1 (internal-transcribed-spacer-1) ve Hsp70 (heat-shock-protein70) gen bölgesi kullanılarak Gerçek Zamanlı Polimeraz Zincir Reaksiyonu (GZ-PZR) uygulandı. Bulgular: Toplam100 köpeğin kan yaymalarının hiçbirinde Leishmania amastigotları görülmedi. Lenf aspirasyonu alınabilen 43 köpeğin yayma preparatlarının %18,60'ında (8/43) amastigotlar saptandı. NNN besiyerinde; kanın pelet kısmında %4 (4/100), lenf aspirasyonunda ise %11,63'ünde (5/43) promastigotların ürediği gözlendi. ELISA ile %60 (60/100), rK39 hızlı tanı testiyle %22 (22/100) oranında seropozitiflik belirlendi. ITS-1 GZ-PZR sonucunda kanın pellet kısmıyla %12 (12/100), sitratlı kanla %11 (11/100), lenf aspirasyonuyla %46,51 (20/43) ve konjuktival svap ile %23 (23/100) oranında pozitiflik saptandı. Moleküler olarak pozitif olan köpeklerin biri L.tropica, diğerleri L.infantum/donovani olarak tiplendirildi. L.infantum/donovani olduğu saptanan örnekler, Hsp70 GZ-PZR sonucunda L.infantum olduğu belirlendi. Sonuçlar: Çalışmada 100 köpeğin 60'ının çalışılan testlerden en az biriyle pozitif olduğu belirlendi. Hatay'da KanL seroprevalansı %60 olarak saptandı. Kullanılan yöntemler arasında en yüksek pozitiflik ELISA ile elde edildi. Bölgemizde KanL etken türü genel olarak L.infantum olmak üzere, ilk kez bir köpekte L.tropica saptandı. Anahtar Kelimeler: Leishmaniasis, Rezervuar, Köpek, Tanı, Hatay.
Köpeklerde kanin leishmaniasis etkeni leishmania tropica'da ilaç dirençlerinin araştırılması
Amaç: Leishmaniasis dünyada 98 ülkede endemik olarak görülmekte ve yaklaşık bir milyar insan için risk oluşturmaktadır. Zorunlu hücre içi paraziti Leishmania spp.'nin köpeklerde oluşturduğu enfeksiyona ise Kanin Leishmanisis (KanL) adı verilmektedir. Bu çalışmada, ülkemizdeki köpeklerden izole edilmiş Leishmania tropica suşlarının, leishmaniasis tedavisinde uygulanan amfoterisin B, meglumin antimonat ve sodyum stiboglukonata karşı direnç durumlarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Sıvı azottan çıkarılan Leishmania spp. promastigotları NNN besiyerine ekilmiş ve üremeye başlayan izolatların RPMI-1640 besiyerinde kültivasyonu yapılarak bol miktarda promastigot elde edilmiştir. Leishmania spp.'nin ITS-1 bölgesine özgü primer ve problarıyla gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu yöntemiyle genotiplendirme gerçekleştirilen ve KanL etkeni L. tropica olduğu saptanan beş izolatta hemositometre ve XTT yöntemleriyle amfoterisin B, meglumin antimonat ve sodyum stiboglukonat'a karşı direnç durumu incelenmiştir. Bulgular: Hemositometre yöntemi ile beş izolat için ortalama IC50 değerleri meglumin antimonat için 10.60 mg/ml, sodyum stiboglukonat için 0.1471 mg/ml, amfoterisin B için 0.0328 µM/ml olarak saptanmıştır. XTT yöntemi ile saptanan ortalama IC50 değerleri ise meglumin antimonat için 10.48 mg/ml, sodyum stiboglukonat için 0.1470 mg/ml, amfoterisin B için 0.0326 µM/ml olarak bulunmuştur. Sonuçlar: Verilerimiz doğrultusunda KanL olgularından izole edilen ve köpeklerde çok ender olarak etken olan L. tropica suşlarında amfoterisin B ve sodyum stiboglukonata direnç geliştiği saptanmazken, parazitin meglumin antimonata karşı ilaç direnci geliştirdiği görülmektedir. İleride bu durumun insan kutanöz leishmaniasis olgularında tedavi esnasında bir sorun olarak karşımıza çıkacağı düşünülmüştür.
Trypanosoma cruzi, Leishmania tropica ve Toxoplasma gondii parazitlerinin ex vivo kültivasyonu ve auranofin antiparaziter ilaç etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızda; Türkiye'de ilk kez ex vivo kültür yöntemiyle üretilen T.cruzi'nin yanısıra, L.tropica ve T.gondii parazitlerinin J774, Vero ve HeLa hücrelerinde ex vivo kültivasyon yöntemiyle virulans özelliklerini kaybetmeden kısa sürede fazla miktarda çoğaltılması ve bu parazitler üzerine auranofinin antiparaziter ilaç etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Sıvı azotta saklanan J774, Vero ve HeLa hücreleri birlikte T.cruzi, L.tropica ve T.gondii parazitleri kullanılarak yapılan ex vivo kültivasyonda ardışık 3'er pasaj yapılmıştır. Her pasaj sonrasında giemsa boyalı preparatlar hazırlanarak enfeksiyon oranları ışık mikroskobik incelemeyle değerlendirilmiştir. Auranofin in vitro ilaç etkinliği hemositometri ve celltiter-glo yöntemleri ile ve ex vivo ilaç etkinliği ise giemsa boyalı preparatların ışık mikroskobik incelenmesi ile araştırılmıştır. Ayrıca MTT ile Auranofinin sitotoksik aktivitesi incelenmiştir. Bulgular: Ex vivo kültivasyon sonucunda T.cruzi ve L.tropica suşlarının ürediği en iyi hücre hatları sırasıyla J774, Vero ve HeLa, T.gondii suşunun ise sırasıyla HeLa, J774 ve Vero olduğu görülmüştür. Auranofinin IC50, CC50 ve SI verilerine göre sitotoksik aktivite göstermediği, T.cruzi, L.tropica ve T. gondii üzerine antiparaziter aktivite gösterdiği istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sonuçlar: Türkiye'de ilk kez ex vivo kültür yöntemiyle üretilen T. cruzi'nin yanısıra, L.tropica ve T.gondii suşları, ex vivo kültür yöntemiyle virulans özelliklerini kaybetmeden kısa sürede fazla miktarda başarılı bir şekilde üretilmiştir. Auranofinin IC50, CC50 ve SI verilerine göre sitotoksik aktivite göstermemesi ve L.tropica üzerine dünyada ilk kez olmasının yanısıra, T.cruzi ve T.gondii üzerine antiparaziter aktivite göstermesi önemli ve ümit verici bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.
Türkiye'deki kutanöz leishmaniasis hastalarından izole edilen Leishmania major ve Leishmania tropica suşlarında leishmania rna virus (LRV) pozitifliğinin araştırılması
Amaç: Leishmania RNA virüsü (LRV), birçok Leishmania spp. suşlarında yer alarak memeli konakta etken Leishmania parazitinin yıkıcı yangısal yanıt oluşturmasına katkıda bulunduğu düşünülen çift sarmallı RNA (dsRNA) virüsüdür. Çalışmamızda bankamızda bulunan izolatlar kullanılarak leishmaniasisin klinik seyrinde değişikliğe neden olabileceği düşünülen LRV'nin varlığına dair veri elde edilerek ileride yapılacak çalışmalara katkı sağlanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Türkiye'deki KL hastalarından izole edilmiş ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazit Bankası'nda korunan genotiplendirilmiş Leishmania spp. izolatları çözdürülüp NNN ve RPMI-1640 besiyerlerine ekimleri yapılmış ve 26 ºC'lik etüvde logaritmik faza girmesi sağlanmıştır. DNA izolasyonu sonrasında yapılan real-time PZR ile 10 tane L. major ve 10 tane L. tropica izolatları genotiplendirilerek çalışmaya alınmıştır. Promastigot süspansiyonundan RNA izolasyonu sonrasında revers transkripsiyon ile cDNA sentezi yapılmıştır. PZR amplifikasyon ürünleri ile yapılan jel elektroforezi sonrasında UV ışığı altında LRV pozitifliği açısından dsRNA bant oluşumu değerlendirilmiştir. Bulgular: Jel elektroforez yöntemi ile görüntülenen 20 Leishmania spp. örneğinin (10 L. major ve 10 L. tropica) 4'ünde (1 L. major ve 3 L. tropica) LRV pozitifliği saptanmıştır. Sonuçlar: Son yıllarda yapılan çalışmalarda bulunan LRV'nin her ne kadar mekanizması tam olarak anlaşılamamış olsa da hastalığın kliniğini şiddetlendirdiği hatta parazitin ilaç direnci oluşturmasında etkisi olduğu bilinmektedir. LRV'nin ülkemizdeki varlığına dair veri elde edilmesi ve bu verilerin ileride yapılacak çeşitli klinik, ilaç geliştirme, prevelans çalışmalarına, hastalığın tanı ve tedavisine katkı sağlaması açısından önem arz etmektedir. Anahtar Sözcükler: Leishmania RNA Virus (LRV), Leishmania major, Leishmania tropica, Türkiye.
Sıtma modelinde cinnamaldehyde, cannabidiol ve eravacycline'in etkinliğinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmada, çeşitli biyolojik aktiviteleri yanında, güçlü antimikrobiyal etkinliği gösterilmiş olan sinnamaldehit ve kannabidiol ile yeni nesil tetrasiklin türevi olan eravaksilinin sitotoksik aktivite, parazit süpresyon oranı ve antimalaryal etkinliğinin in vivo sıtma modelinde araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Etken maddelerin sitotoksik aktivitesi L929 fare fibroblastlarına karşı MTT yöntemi ile, antimalaryal etkinliği ise in vivo fare modelinde 4 gün testi ile belirlenmiştir. Bu çalışmada, sinnamaldehit grubu [CIN], kannabidiol grubu [CBD], eravasiklin grubu [ERA], klorokin grubu [CQG] ve tedavi almayan grup [TAG] olmak üzere beş grup oluşturulmuştur. Tüm farelere 2,5 x 107 parazit/ml Plasmodium berghei ile enfekte eritrosit süspansiyonu intraperitonal olarak uygulanmıştır. Belirlenen dozlardaki etken maddeler farelere oral gavaj ile 4 gün testine uygun olarak verilmiş ve farelerdeki parazitemi, farelerin kuyruk ucundan alınan kandan yapılan yayma preparatlar ile 21 gün boyunca kontrol edilmiştir. Bulgular: Etken maddelerin sitotoksik aktivite değerlerini ifade eden IC50 değerleri CIN, CBD ve ERA için sırasıyla 27,75 μg/ml, 16,40 μM ve 48,82 μg/ml olarak tespit edilmiştir. Tedavi almayan farelerdeki ortalama parazitemi oranı 9. günde %33,0 olarak saptanmış ve 11. günde tüm fareler ölmüştür. Dokuzuncu günde TAG grubu ile kıyaslandığında CIN grubunda parazit görülemezken, CBD grubunda %0,08 ve ERA grubunda ise %17,8 oranında ortalama parazitemi saptanmıştır. TAG grubundaki fareler ile kıyaslandığında, diğer grupların yaşam süresinin CIN grubunda 8 gün, CBD grubunda 12 gün ve ERA grubunda ise 8 gün uzadığı gözlenmiştir. Sonuçlar: Bu çalışmada denenen üç etken maddenin de in vivo fare modelinde Plasmodium parazitlerinin gelişimini baskıladığı ve farelerin yaşam süresinin uzadığı tespit edilmiştir. Çalışmada gösterilen CIN ve CBD'nin güçlü antimalaryal etkinliği ve ERA'nın olası klinik seyre olumlu etkisinin mevcut ve potansiyel antimalaryal moleküllerle kombine edilerek geliştirilebileceği düşünülmektedir.
Centaurea urvillei'nin toxoplasma gondii üzerindeki etkisi
Çalışmamızda; Türkiye'de ex vivo kültür yöntemiyle üretilen T.gondii parazitinin, Vero hücrelerinde ex vivo kültivasyon yöntemiyle virulans özelliklerini yitirmeden üremesini sağlamak ve bu parazit üzerine Centaurea urvillei bitkisinin anti paraziter ilaç etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Centaurea urvillei bitkisi Eskişehir ilinden toplandı, kurutuldu ve ekstraksiyon için kullanılabilecek kısımları alınarak metanol, n-hekzan ve kloroform çözeltilerinde çözdürülürek ekstreler hazır hale getirildi. Ardından Vero ve L929 hücreleri pasajlanmak üzere çözdürülmüştür. Tripan mavisiyle boyanarak hücre sayımı gerçekleştirildi. Diğer yandan Toxoplasma gondii bulunduğu sıvı azot tankından çıkarılıp çözdürülmüştür. Tripan mavisiyle boyanıp parazit sayımı yapılmıştır. Centaurea urvillei bitkisinin L929 hücreleri üzerinde in-vitro sitotoksik değerlendirmesi yapılmıştır. CC50 değerleri n-hekzan, metanol, kloroform ve primetaminin sırasıyla 110,4 µg/ml, 99,6 µg/ml, 157,7 µg/ml ve 189,8 µg/ml olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak Centaurea urvillei bitkisinin sitotoksik aktivite göstermediği belirlenmiştir. Ardından T.gondii'nin ex-vivo kültivasyonu yapılmıştır. Vero hücresine T.gondii izolatının ekimi yapılmıştır ve 72 saat inkübasyona bırakılmıştır. 72 saat sonunda enfeksiyon gerçeklemiş olup C.urvillei bitkisinin T.gondii üzerindeki etkisine bakmak üzere farklı konsantrasyonlarda değerlendirmesi yapılmıştır. Enfeksiyon gerçekleşmiş olan Vero hücrelerine kontrol ilacının ve ekstrenin eklenmesinden sonra 48 saat inkübe edilmiştir. Sonrasında Giemsa ile boyanmış ve ışık mikroskobuyla her kuyucuk içindeki takizoit sayısı belirlenip, %anti-takizoit(inhibüsyon) aktivitesi hesaplanmıştır. IC50 değeri de belirlendikten sonra anti paraziter etkinliğinin olup olmadığını belirlemek için seçicilik indeksi (SI) bulunmuştur ve Centaurea urvillei bitkisinin T.gondii üzerinde anti paraziter aktivite gösterdiği istatiksel olarak anlamlı bulunmuş olup, T.gondii üzerindeki etkisi ileride yapılacak olan ilaç çalışmalarında bir basamak olarak görülebilir.
Leishmania SPP. plasmodium SPP. ve toxoplasma gondii'nin gerçek zamanlı polimeraz zincirleme tepkimesi ile tanısı: Limit saptama
AMAÇ: Kan ve dokularda yerleşen paraziter hastalıklar insan sağlığı için dünya çapında büyük tehlike oluşturmaktadır. Bunlar arasında yer alan sıtma, leishmaniasis ve toksoplazmosis her yıl çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine neden olmakta, oluşturdukları hastalık tablosunun tedavisi ve bireysel iş gücü kaybı nedeniyle de ülke ekonomilerine de büyük yük getirmektedir. Sıtma, Plasmodium cinsi protozoonların yol açtığı, tüm dünyada her yıl 300 milyondan fazla kişinin enfekte olduğu ve bu kişilerden en az bir milyonunun ölümüne neden olan ciddi bir enfeksiyon hastalığıdır. Türkiye'nin anofel cinsi sivrisineklerin yaşama ve üremesi için uygun bir iklim kuşağında yer alması sıtmanın ülkemiz için sürekli bir tehdit olmasına yol açmaktadır. Leishmaniasis de vektör aracığıyla insanlara bulaşabilen ve gelişmekte olan ülkelerde ciddi halk sağlığı sorunları yaratan bir parazit hastalığıdır. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, bugün tüm dünyada toplam 98 ülke ve yaklaşık 12 milyon insan leishmaniasis'e yakalanmış durumda olup 350 milyon kişi ise risk altındadır. Toksoplasmoz ise hücre içi protozoon olan Toxoplasma gondii'nin neden olduğu zoonotik karakterli bir hastalık olup insanlara kedi dışkısında bulunan ookistlerin kirli su ve yiyeceklerle ağız yoluyla alınmasıyla, pişmemiş et yenilmesiyle, organ nakliyle ve laboratuvar enfeksiyonuyla bulaştığı bilinmektedir. İmmün sistemi sağlıklı bireylerde toksoplazmosis bazen semptomsuz geçirilse de, bağışıklık sistemi zayıf hastalarda ölümcül beyin iltihaplarıyla kendini gösterebilmektedir. Ayrıca, gebeliğin ilk 3 ayında alınan toksoplazmosis nedeniyle fetüs ya ölü doğmakta ya da çeşitli nörolojik hasarlarla dünyaya gelmektedir. Bu ve benzeri tehlikeli enfeksiyon hastalıklarının tanısı için örnek almak da bazen güç olabilmekte ve geleneksel yöntemlerle etken saptanamayabilmektedir. Bu gibi durumlarda tanı genellikle duyarlılık ve özgünlüğü yüksek polimeraz zincirleme tepkimesi (PZR) ile konulabilmektedir. PZR'nin sonradan geliştirilen gerçek zamanlı uygulaması (Gerçek Zamanlı PZR [GZ-PZR]), daha hızlı sonuç vermesi ve kontaminasyon riskinin düşük olması nedeniyle geleneksel PZR'den daha sık tercih edilmektedir. Tanısal özgünlük ve duyarlılığı son derece yüksek GZ-PZR yöntemi ile paraziter hastalıklara tanı konulabilmektedir. Bununla birlikte, parazit sayısının bazı örneklerde son derece az olduğu düşünüldüğünde her bir paraziter ajanın GZ-PZR testindeki tanısal duyarlılığının bilinmesi son derece önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye için önemli üç parazitin (Plasmodium spp., Leishmania spp. ve T. gondii) GZ-PZR ile tanısında en örneğin mikrolitresinde az kaç parazit bulunduğunda sonuç alınabildiğinin belirlenebilmesi, test koşullarının belirlenip protokolün oluşturulması suretiyle GZ-PZR testinin rutin sağlık hizmetlerine dahil edilmesidir. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışma için Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Parazitoloji Anabilim Dalı'nda sıvı azot içinde -196°C'de saklanmakta olan Leishmania tropica ve Leishmania infantum, Plasmodium falciparum ve Plasmodium vivax ile Toxoplasma gondii parazitleri canlandırılmış ve her biri mililitrede 107 parazit olacak şekilde PBS solüsyonu ile süspanse edilmişlerdir. Bu karışımdan parazitlerin PBS solüsyonu mikrolitrede 1, 5, 10, 25, 50, 100, 500, 1000, 2500, 5000 ve 10.000 parazit olacak şekilde dilüsyon yapılmıştır. Daha sonra bu tüpler tek tek kullanılarak farklı GZ-PZR ile reaksiyonun pozitif sonuç verdiği en ileri dilüsyon tespit edilmiştir. Saptanan pozitif dilüsyon ile negatif saptanan bir önceki dilüsyon arası tekrar dilüsyon yapılarak en düşük parazit sayısı saptanmıştır BULGULAR: Yapılan GZ-PZR testinde Plasmodium falciparum, Leishmania tropica (promastigot), Leishmania infantum (promastigot), Leishmania tropica (amastigot), Leishmania infantum (amastigot) parazitlerinde en düşük parazit sayısı 10 olarak bulunurken, Plasmodium vivax, Toxoplasma gondii parazitlerinde parazit sayısı 12 olarak bulunmuştur. SONUÇLAR: Leishmania spp., Plasmodium spp. ve Toxoplasma gondii'nin gerçek zamanlı polimeraz zincirleme tepkimesi ile tanısında örneklerdeki düşük sayıdaki parazitleri bile başarı ile saptaması bu testin her üç parazitin moleküler tanısında güvenle kullanılabilineceğini düşündürmüştür.
Lenfosit alt grupları ile bağırsak parazitleri arasındaki ilişkinin araştırılması
Bağırsak parazit enfeksiyonları, başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere, ülkemiz ve tüm dünyada ciddi bir sağlık problemi olarak düşünülmektedir. Parazit enfeksiyonları genellikle asemptomatik seyirlidir. Paraziter enfeksiyonun kendisi genellikle ölümcül olmamakla birlikte, bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlarda morbidite ve mortaliteye neden olabilir. Kanser özellikle hücresel immünite olmak üzere tüm bağışıklık sistemini zaafa uğratabilir. Her ne kadar ülkemizde ve dünyada immün düşkün bireylerde bağırsak parazitlerinin prevelansı gösterilmişse de, bunun altında yatan faktörler belirsizdir. Bu çalışmanın amacı, kanser ve/veya kemoterapi nedeniyle immünitesi baskılanan hastalarda bağırsak parazitozlarının görülme sıklığı ile bu enfeksiyonların T hücre (CD3+), yardımcı T (Th) (CD3+ CD4+) ve sitotoksik T (Tc) (CD4+ CD8+) hücre, B hücre (CD19+) ve doğal öldürücü (NK) hücre (CD16+ 56+) düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır.Çalışmada 27 ve üzeri yaştaki 201 kanser hastası yer aldı. Hastaların dışkı örnekleri Nativ-Lugol, Giemsa, Modifiye Trikrom, Asit Fast Trikrom ve Kalkoflor Beyazı boyama yöntemleri ile incelendi. Ayrıca dışkı örneklerinde PCR yöntemi ile genus ve tür düzeyinde Microsporidia ve Cryptosporidium parvum araştırıldı. Kan örneklerinde akım sitometri ile lenfosit alt grupları belirlendi.Hastaların 115'inde (%56,7) bir veya birden fazla parazit türü saptandı. En sık görülen parazit türleri Microsporidia % 25.37, Blastocystis %23.38 ve Entamoeba coli %13.93 idi. Akım sitometri yöntemi ile çalışılan kan örneklerinde, lenfosit yüzdesi, T hücre ve Th hücre düzeyi düşük olan hastalarda parazit görülme sıklığı yüksekti. Microsporidia enfeksiyonu lenfosit yüzdesi ve Th hücre düzeyi düşük hastalarda, Blastocystis enfeksiyonu lenfosit yüzdesi düşük ve CD4/CD8 oranı 1'den büyük olan hastalarda ve C. parvum enfeksiyonu T lenfosit yüzdesi ve Th hücre düzeyi düşük olan hastalarda anlamlı olarak yüksekti.Kanser hastalarında lenfosit yüzdesi, T ve Th hücre sayısında azalma ve CD4/CD8 oranının yüksek olması, bağırsak parazit enfeksiyonlarının sıklığını artırmaktadır. Fırsatçı bağırsak parazitleri hastalığın klinik seyrini etkileyebilir, hekimlerin özellikle kanser hastalarının takip ve tedavi sürecinde bu durumu göz ardı etmemelerini önermekteyiz.
Dışkıda giardia intestinalis tanısında üç yöntemin (mikroskobik inceleme, direkt floresan antikor testi, immunokromatografik yöntem) karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi
Kamçılı bir protozoon olan G. intestinalis'in neden olduğu giardiosis tüm dünyada ve özellikle de gelişmekte olan ülkelerde en sık rastlanan protozoon hastalığı olarak bildirilmektedir. Endüstriel ülkelerde %2-5 arasında, gelişmekte olan ülkelerde %20-30'a varan oranlarda yayılış gösterdiği belirtilmektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde ve çocuklarda salgınlar yapabilmekte ve ciddi sosyoekonomik kayıplara yol açabilmektedir. Bu kayıpların önlenebilmesi için şüphesiz ilk adım doğru ve hızlı tanı koyarak hasta veya taşıyıcı kişilerin saptanması ve uygun şekilde tedavi edilmesinin sağlanmasıdır. Ülkemizde de son yıllarda yapılan çalışmalar incelendiğinde farklı bölgelerde %0,8'den %54,8 e kadar değişebilen oranlar bildirilmiştir. Dışkıdaki parazitin tanısında mikroskobik bakı, çeşitli boyama yöntemleri, Direkt Fluoresan Antikor Tekniği (DFA), Enzyme Linked Immunosorbant Assay (ELISA), immunokromatografik (IK) ve Polymerase Chain Reaction (PCR) gibi birçok yöntem kullanılmaktadır. Bu yöntemlerin duyarlılık ve özgüllüğü ile ilgili çok fazla çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı G.intestinalis tanısında sıklıkla kullanılan direkt mikroskobik inceleme ve konsantrasyon yöntemi sonrası direkt mikroskobik inceleme ile DFA ve IK yöntemlerinin paraziti saptama açısından birbirine olan üstünlüğünü saptamak ve tanı için en uygun olabilecek yöntemi araştırmaktır. Çalışmaya parazit araştırılması amacıyla laboratuvarımıza gönderilen dışkı örneklerinden nativ-lugol ve/yeya formol-etil asetat çöktürme yöntemi ile G.intestinalis saptanan 25 ve kontrol grubu olarak parazit saptanmayan 25 örnek dahil edilmiştir. Dışkıların mikroskobik incelemeleri yapıldıktan sonra, DFA ve IK yöntemleri ile çalışılmak üzere -20 ºC'de saklanmıştır. Saklanan dışkılar DFA (CeLLabs, Crypto/Giardia-Cel IF) ve IK (RIDA QUICK, Cryptosporidium /Giardia Combi Dipstick) testleri ile üretici firmaların önerileri doğrultusunda çalışılmıştır. Çalışmamızda nativ-lugol ve/yeya formol-etil asetat çöktürme yöntemi ile G.intestinalis saptanan 25 dışkının tamamında DFA ile parazit görülmüştür. IK yöntemi ile 24 dışkıda parazite özgü bant saptanırken, bir dışkıda saptanamamıştır. Kontrol grubundaki G.intestinalis saptanmamış olan 25 dışkının tamamında hem DFA hem de IK yöntemi ile parazit saptanmamıştır. Sonuç olarak, G.intestinalis tanısında mikroskobik bakı referans olarak alındığında DFA'nın özgüllük ve duyarlılığının %100, IK'in duyarlılığının %96, özgüllüğünün ise %100 olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda, IK yönteminin, kolay uygulanabilmesi deneyimli personel ve laboratuvar alt yapısı gerektirmemesi, hızlı sonuç vermesi gibi avantajlı yönleri nedeni ile tanı laboratuvarlarında ve ayrıca kitle taramalarında kullanılacağı düşünülmüştür. Ayrıca IK'nın kit birim fiyatı maliyetinin 12.8 TL ile kit birim fiyatı 25.5 TL olan DFA'ya göre daha uygun maliyetli olduğu düşünülmüştür. DFA yönteminin ise alt yapısı güçlü laboratuvarlarda deneyim gerektirmeyen personel tarafından değerlendirebileceği, ancak maliyetinin geleneksel yöntemlere göre fazla olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: DFA, Direkt mikroskobik inceleme, Giardia intestinalis, IK.
Pneumocystis jirovecii isolatlarındaki genotipik varyasyonların ve sülfonamid ilaç direncinin araştırılması
İnsana özgü bir tür olan Pneumocystis jirovecii (P. jirovecii), immun sistemi zayıflamış kişilerde Pnemocystis jirovecii pnömonisi (PCP) olarak bilinen, ölümle sonuçlanabilen ciddi interstisyel pnömonilere neden olabilmektedir. Organizmanın tanısında direkt mikroskobi altın standarttır. Düşük organizma yükünün gözlendiği durumlarda PCR gibi moleküler yöntemlere de ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmamızda İzmir ili ve çevresinden elde edilen P. jirovecii isolatlarındaki mtLSU-rRNA ve DHPS gen polimorfizmi araştırıldı. Bu amaçla hastane kökenli hastaların bronkoalveolar lavaj (BAL) örnekleri ve otopsi vakalarının akciğer doku örneklerinden elde edilen toplam 157 P. jirovecii isolatı incelendi. Nested PCR sonrasında Sanger sekanslama ile mtLSU-rRNA genotiplendirmesi yapılırken, RFLP yöntemiyle DHPS polimorfizmi değerlendirildi. mtLSU-rRNA genotiplendirmesi yapılabilen 138 P. jirovecii isolatı arasında genotip 2, %58 ile en sık karşılaşılan genotip olarak bulundu. Genotip 2' den sonra en sık saptanan genotipler sırasıyla genotip 3 (13%), genotip 1 (11,6%) ve genotip 4; (5,1%) olarak bulunurken genotip 5 (0.7%) sadece bir otopsi örneğinde saptandı. Bunun yanısıra 16 (%11,6) olguda ikili veya üçlü koenfeksiyonlar mevcuttu. Yaş, cinsiyet, immun durum ve PCP/kolonizasyon farklılığı gibi özelliklerin genotip dağılımında etkili olmadığı gözlenirken; solid organ tümörlerindeki genotip 2 baskınlığı ve akciğer hastalığı olanlardaki miks enfeksiyon yüksekliği istatistiksel olarak anlamlıydı. DHPS geni, çalışmaya alınan 157 örneğin 137 (%87.3)'sinde çoğaltılabildi. RFLP sonucunda 135 örnekte herhangi bir mutasyona rastlanmazken (vahşi tip); hastane kökenli iki (%1.5) örnekte vahşi tip ve 57. kodon mutasyonun birlikte olduğu miks enfeksiyon (vahşi tip + mut 57) saptandı. Bu çalışmada ilaç direnci ile ilişkilendirilmiş olan DHPS gen mutasyonlarının toplumumuzda bulunabildiği gösterilirken; mtLSU-rRNA genotiplerinin dağılımı ile ilgili önemli epidemiyolojik veriler elde edilmiş oldu. Öte yandan çalışmamız real-time PCR'ın P. jirovecii laboratuvar tanısında etkili bir yöntem olduğunu ortaya koymuştur. Konvansiyonel n-PCR yönteminin çok düşük yoğunluktaki etken varlığında real-time PCR'a göre daha başarısız olduğu gösterilmiştir.