
306
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Vestibuler migren hastalarında dizabilite seviyelerine göre denge, kognisyon, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesinin incelenmesi
AMAÇ: Vestibüler migren (VM) hastalarında denge, kognisyon, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi düzeyinin baş dönmesi olmayan migrenliler ve sağlıklı bireyler ile karşılaştırılması, dizabilite seviyesinin bu işlevler üzerine etkisinin incelenmesidir. YÖNTEM: Çalışmaya VM tanısı alan 32 hasta ile benzer yaş-cinsiyette 32 migren hastası ve 31 sağlıklı birey katıldı. Denge değerlendirmesi Balance Evaluation Systems Test (BEST) ile, baş dönmesi ve baş ağrısı şiddeti Vizüel Analog Skala (VAS) ile, baş dönmesine bağlı dizabilite seviyesi Baş dönmesi Engellilik Envanteri (BEE) ile, kognisyon Stroop testi ile, fiziksel aktivite seviyesi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFFA) ile, yaşam kalitesi seviyesi SF-36 yaşam kalitesi ölçeği ile değerlendirildi. BULGULAR: Gruplar arasında yaş, cinsiyet, boy, vücut ağırlığı, medeni durum ve eğitim düzeyi açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Baş ağrısı şiddeti migrenlilerde, VM hastaları ve sağlıklı bireylerden, baş dönmesi şiddeti VM grubunda migrenliler ve sağlıklılardan anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,0167). BEST 4,5,6 ve toplam değerlerinde VM'liler migrenliler ve sağlıklı bireylerden, migrenliler de sağlıklı bireylerden daha kötüdür (p<0,0167). SF-genel algı değerleri VM grubunda migrenlilere göre daha düşük iken (p<0.0167), SF-fiziksel ve sosyal değerlerinde VM ile migren grubu arasında fark yoktur (p>0.0167). SF- genel algı, SF-fiziksel, SF-sosyal parametrelerinde VM ile sağlıklı kontrol grubu arasında anlamlı fark olup (p<0.0167), migren ve sağlıklı grup arasında anlamlı fark yoktur (p>0.0167). Stroop 1, 2, 4, 5 ve stroop etkisi parametresinde VMlilerin değerleri sağlıklılardan anlamlı olarak daha düşük (p<0.0167) iken VM ile migren grubu arasında fark görülmedi (p>0.0167). Migrenliler ile sağlıklılar arasında sadece Stroop 4 ve Stroop etkisi parametresinde anlamlı fark görüldü (p<0.0167). UFFA kategorilerinde, VM ile migren grubu arasında anlamlı fark görülmezken (p>0,0167), VM ve migren grubunun değerleri sağlıklı gruba göre (p=0,000) anlamlı olarak daha düşüktür. SONUÇ: VM hastalarında, migrenlilere göre denge ve yaşam kalitesinin bozulduğu, sağlıklı bireylere göre de denge, yaşam kalitesi, kognisyon ve fiziksel aktivite düzeyinin bozulduğu, migrenlilerin ise sağlıklılara göre denge, kognisyon ve fiziksel aktivite düzeyinin bozulduğu tespit edildi. ANAHTAR SÖZCÜKLER: vestibüler migren, dizabilite, kognisyon, yaşam kalitesi, fiziksel aktivite
Ankilozan spondilit'li hastalarda Tai Chi Chuan formunda planlanan egzersiz programının kassal uygunluk, denge ve fonksiyonel durum üzerine etkisi
Amaç: Ankilozan Spondilit hastalarında Tai Chi Chuan formunda planlanan egzersiz programının göğüs ekspansiyonu, kassal uygunluk, denge, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya dahil edilen 30 hasta basit rastgele örnekleme yöntemiyle iki gruba ayrıldı. Grup I (n=15) hastalara Tai Chi egzersizleri gözetimli ve grup egzersizi olarak; Grup II hastalara (n=15) standart egzersizler ev programı olarak verildi. Egzersizler haftada iki gün toplam 12 hafta olacak şekilde ilerletildi. Hastalara göğüs ekspansiyonu, alt ekstremite ve gövde kassal esneklik, abdominal ve alt ekstremite kas enduransı ve denge değerlendirmeleri yapıldı. Değerlendirmede ayrıca BASMI, BASFI, BASDAI, ASQoL, IPAQ-kısa form ve özyeterlilik anketleri kullanıldı. Değerlendirmeler başlangıçta ve 12 hafta sonra yapıldı. Bulgular: Egzersiz öncesi grupların demografik özellikleri ve diğer değerlendirilen değişken sonuçları karşılaştırıldığında iki grup arasında fark yoktu ve gruplar homojendi (p>0.05). Egzersiz sonrası Grup I hastalarının ağrı ve sabah sertliği şiddetinin azaldığı, göğüs ekspansiyonu, kassal esneklik ve enduransının arttığı, BASMI, BASFI, BASDAI ve yaşam kalitesi ve öz yeterlilik anketi sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı değişiklikler olduğu belirlendi (p<0.05), Ev programı ile takip edilen Grup II hastalarının fiziksel aktivite düzeyi dışında diğer değerlendirme sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p>0.05). Sonuç: Ankilozan Spondilit tanısı alan hastalarda, Tai Chi egzersizlerinin, fizyoterapist eşliğinde, grup olarak ve haftada 2 gün düzenli yapıldığında, ağrı ve sabah sertliği, spinal mobilite, denge, fonksiyonel ve aktivite düzeyi ile yaşam kalitesi gibi bulgularda olumlu değişikliklere neden olduğu belirlendi. O nedenle, Tai Chi egzersizlerinin bu hastalarda, hastalığa bağlı bulguların denetiminde diğer egzersiz programlarına alternatif bir egzersiz tipi olarak kullanılabileceği görüşüne varıldı. Anahtar Sözcükler: Ankilozan Spondilit, Egzersiz, Tai Chi Chuan, Spinal mobilite, Yaşam kalitesi.
Kalp hastalığı öyküsü olmayan romatoid artritli hastalarda hastalık aktivitesi ile n terminal pro brain natriüretik peptid düzeyleri arasındaki ilişki
Cardiovascular features in rheumatoid arthritis (RA) are common. Among those are the classical extra-articular features that not only include pericarditis, myocarditis, coronary vasculitis, arrythmia and valve diseases, but also congestive heart failure and ischaemic heart disease which are found more frequently anda re associated with and increased mortality compared with the general population.Increased concentrations of NT-proBNP are associated with cardiovascular morbidity and mortality. In this study the relationship between disease activity and NT-proBNP level was searched in patients with RA.In 77 patients with RA without heart failure and 31 control subjects serum concentrations of NT-proBNP, ESR, CRP, Hb, Plt, WBC, RF were measured assessed. NT-proBNP levels of patients were compared according to DAS 28 score in patients under remission, with active disease, and highly active disease.There is a positive correlation between NT-proBNP levels and age (p<0.03), BM (p<0.03), and CRP (p<0.03). There is not a significant relation between NT-proBNP levels and Hb, leukocyte, thrombocyte counts, and RF levels (p>0.05). A significant difference was not detected between disease duration, disease activity and NT-proBNP levels (p>0.05).
Ankilozan spondilitli hastalarda asemptomatik bağırsak inflamasyonunun fekal kalprotektin ile araştırılması
Günümüzde AS?te bağırsak inflamasyonunun varlığını gösteren bir çok çalışma vardır ancak etyopatogenetik ve klinik önemi bilinmemektedir. AS?te bağırsak inflamasyonun normal popülasyona göre daha sık görüldüğü konusunda bir çok araştırmacı hemfikirdir ancak olguların önemli bir kısmında bu inflamasyon asemptomatik seyrettiği için görülme oranı konusunda bir konsensus yoktur. Araştırmaların büyük bir kısmında bağırsak tutulumunun varlığı hastanın anamnezine veya kolonoskopik bulgulara dayandırılmaktadır. Bağırsak inflamasyonu ve AS ilişkisi araştırılmaya değer bir konu olup etyopatogeneze ışık tutabilir ancak öncelikle bu ilişkinin varlığının daha basit ve daha güvenilir yöntemlerle gösterilmesine ihtiyaç vardır. FK ölçümü yakın zamanda kullanılmaya başlanmış olup bağırsak inflamasyonun gösterilmesinde non-invaziv bir yöntem olarak dikkati çekmekte ve ümit vaadetmektedir.RA inflamatuar bir romatizmal hastalık olmasına karşın bağırsak inflamasyonu beklenen bir bulgu değildir; non-inflamatuar romatizmal hastalıklar için de benzer bir durum söz konusudur.Diğer taraftan, NSAİİ?lar tüm romatizmal hastalıklarda sıklıkla kullanılmaktadır. Bu ilaçların da bağırsak inflamasyonuna yol açabildiği bilinmektedir.Bu çalışmada FK bağırsak inflamasyonunun gösterilmesinde bir belirteç olarak kabul edilmiş ve AS?li hastalarda asemptomatik bağırsak inflamasyonunun tespiti için kullanılmıştır. Bağırsak tutulumu beklenmeyen RA?li ve non-inflamatuar romtizmalı hasta gruplarında da FK bakılarak hem bu proteinin bağırsak inflamasyonunu göstermedeki değeri hem de AS?li hastalarda elde edilen sonuçların diğer hasta grupları ile farkları mukayese edilmiştir. Diğer taraftan, FK düzeyleri ile AS?te bağırsak inflamasyonunun hastalık şiddeti üzerine etkisi incelenmiş, kullanılan tedavi - NSAİİ alımı ile bağırsak inflamasyonu ilişkisi irdelenerekbulgular literatür eşliğinde tartışılmıştır. 37Bilinen inflamatuar bir bağırsak hastalığı ve/veya intestinal şikayeti olmayan 97 ankilozan spondilit, 48 romatoid artrit, 49 non- inflamatuar romatizmal hasta bu çalışma kapsamına alındı.AS grubunda pozitif FK görülme oranı RA grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek saptandı (p=0,016). AS?li hastalarda hastalık süresi ile FK arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü zayıf bir ilişki bulundu. Hastalık aktivitesi (BASDAI) ile FK arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki görülmedi. FK ile ESH ve CRP arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. AS grubunda NSAİİ kullanan olgularda FK ölçümü NSAİİ kullanmayanlara göre anlamlı düzeyde yüksek saptandı. Üveit ve periferik artrit ile FK arasında bir ilişki tespit edilmemiştir.Anahtar kelimeler : Ankilozan spondilit, fekal kalprotektin, bağırsak inflamasyonu
Ankilozan spondilitli hastalarda kullanılan radyolojik indekslerin karşılaştırılması
Ankilozan spondilit, hastalığın ileri evresinde ankiloz ve sindesmofit formasyonuna yol açabilen genellikle sakroiliitis ve spondilitis şeklinde spinal inflamasyonla karakterize kronik inflamatuvar romatolojik bir hastalıktır. AS'nin hastalık aktivitesini, progresyonunu, prognozunu ve hastalık durumunu tanımlamak zordur. Radyografik değişiklikler AS'de tanı koydurucu öneme sahiptir. Ayrıca radyografi AS'de hasarı gösterir. Böylece AS'li hastalarda hastalığın ilerlemesi belirli aralarla radyografik ölçümler yapılarak değerlendirilebilir. Bu nedenle radyografik ölçüm yöntemi hastalığın durumunu yansıtması açısından çok önemlidir. Bu amaçla birkaç skala geliştirilmiştir. Bu skalalar Bath AS Radyoloji İndeksi (BASRI), Stoke AS Spine Skoru (Stoke Ankylosing Spondylitis Spine Score-SASSS) ve Modifiye Stoke AS Spine Skoru (M-SASS) yöntemleridir.Bu çalışmadaki primer amacımız AS'li hastalarda bu radyolojik indeksleri karşılaştırmak ve birbirlerine üstünlüklerini test edebilemekti. İkincil amaçlarımız ise; AS'li hastalarda hastalık aktivitesi, hastanın fonksiyonel durumu, yaşam kalitesi, metrolojik ölçümler ve akut faz reaktanları arasındaki ilişkiyi değerlendirmekti.Bu amaçla 73 gönüllü AS'li hasta (18 kadın, 55 erkek) çalışmaya dahil edildi. Hastaların fonksiyonel durumunu, hastalık aktivitesini ve yaşam kalitesini değerlendirmek için hastalara sırasıyla Bath AS Fonksiyonel indeksi (BASFI), Bath AS Hastalık Aktivitesi indeksi (BASDAI) ve AS Yaşam Kalitesi (ASQoL) ölçeği uygulandı. Bath AS Metroloji indeksi (BASMI) spinal mobiliteyi değerlendirmek için kullanıldı. Hastaların eritrosit sedimentasyon hızı (ESH) ve serum C-reaktif protein (CRP) düzeyleri ölçüldü. Hastalara radyolojik skorlama SASSS, M-SASS ve BASRI'ye göre yapıldı. Sonuçların korelasyon analizi için spearman korelasyon testi uygulandı.Sonuç olarak; el-yer mesafesi SASSS ile korele çıkarken, diğer radyolojik indekslerle korelasyon saptanmadı. Diğer bütün mobilite ölçümleri ile radyolojik indeksler arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptandı (p<0.05). Hastalık süresi ile radyolojik ölçümler arasında, serum CRP düzeyleri ile BASDAI ve ASQoL arasında ve sigara alışkanlık düzeyi ile BASMI ve BASFI arasında pozitif ilişki tespit edildi (p<0.05). Radyolojik indeksler birbiriyle çok iyi derecede korele bulundu.Bu çalışmanın sonuçlarına göre; BASRI'nin hem hastalık süresi ile, hem mobilite ölçümleri ile olan korelasyonu ve hem de hastanın fonksiyonel durumunu yansıtmadaki sonuçları SASSS ve M-SASSS'a göre daha iyi bulunmuştur. Ayrıca bu radyolojik skorları uygularken SASSS ve M-SASSS yöntemleri tek tek her bir vertebranın erozyonu skorlandığı ve daha sonra bu skorlar toplandığı için BASRI'ye göre süre olarak daha uzun sürmektedir. BASRI'de ise radyografi global olarak bakılıp değerlendirilmektedir. Sonuç olarak BASRI yönteminin diğer radyolojik skorlara göre (SASSS ve M-SASSS) rutinde daha kolay uygulanabilir, daha pratik bir yöntem olduğu ve bizim sonuçlarımıza göre hastanın o andaki durumunu daha iyi yansıttığı kanaatindeyiz. Yine bu çalışmanın sonuçlarına göre hastanın sigara içme düzeyi arttıkça hastanın ölçümleri kısıtlanmakta ve fonksiyonları da o derecede etkilenmektedir.
Osteomalazik hastalarda propriosepsiyon egzersizlerinin düşme riski üzerine etkisi
AMAÇ: Bu çalışmada osteomalazik hastalarda düşme riski değerlendirilerek propriosepsiyon egzersizlerinin bu risk üzerine olumlu katkısının olup olmadığı araştırıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza serum 25(OH)D konsantrasyonları 20 ng/ml altında saptanan 72 osteomalazili hasta alındı. Hastaların yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, meslek ve eğitim durumu kaydedildi. Çalışma başlangıcında ve sonunda hastaların serum 25(OH)D, PTH ve kalsiyum konsantrasyonları ölçüldü. Her hastaya riski değerlendirme cihazı ile düşme riski analizi ve zamanlı ayağa kalkıp yürüme testi uygulandı. Günlük yaşam aktiviteleri ve hayat kalitesi HAQ ve SF-36 ile değerlendirildi. Tüm olgular rastgele olarak egzersiz ve kontrol gruplarına ayrıldı. Tüm olgulara Vitamin D replasmanı uygulandı. Kontrol grubundaki olgular sham egzersizleri alırken, egzersiz grubundakilere propriosepsiyon egzersiz protokolü uygulandı. Olgular egzersizlerini ilk 10 gün fizyoterapist eşliğinde gerçekleştirdi. Sonrasında üç ay boyunca olgulara ev egzersiz programı verildi. Hastalara haftalık telefon viziti uygulandı. BULGULAR: Üç aylık tedavi sonrasında propriosepsiyon egzersizi uygulanan grubun ortalama düşme riski, ZAYT süreleri, kalça ve yaygın vücut ağrılarında kontrol grubuna göre anlamlı azalma saptandı. Olguların SF-36 ve HAQ skorları açısından tedavi sonrasında yapılan değerlendirmede egzersiz grubundaki hastaların kontrol grubuna göre daha fazla yarar gördükleri görüldü. SONUÇ: Osteomalazili hastalarda geleneksel tedaviye ilave edilen propriosepsiyon egzersizlerinin denge ve koordinasyonu geliştirmek suretiyle düşme riskini azaltmada etkili olduğu kanıtlanmıştır. Bu nedenle propriosepsiyon egzersizlerinin bu tedavilerle birlikte rutin olarak kullanılması önerilir. ANAHTAR KELİMELER: Osteomalazi, propriosepsiyon, düşme riski
Mental retardelerde denge ve postür egzersizlerinin fonksiyonel düzey üzerine etkisi
Amaç: Çalışma hafif seviyede mental retardelerde denge ve postür egzersizlerinin fonksiyonel düzey üzerine etkinliğinin saptanması amacıyla gerçekleştirilmiştirYöntem: Çalışmaya Can Özel Eğitim İlköğretim Okulu'na 6 saat/gün, 5 gün/hafta devam eden, hafif seviyede mental retarde (IQ=50-70) olan, araştırmaya katılımı okul idaresi ve aileleri tarafından onaylanan 28 öğrenci dahil edilmiştir. Katılımcılar basit rasgele örneklem yöntemi ile egzersiz (n=14) ve kontrol (n=14) gruplarına ayrılmıştır. Egzersiz grubu, okuldaki beden eğitimi programına ek olarak, haftada 3 kez 8 hafta süreyle, egzersiz topu ile denge ve postür egzersizlerini uygulamışlardır. Kontrol grubu ise, sadece beden eğitimi programına katılmışlardır. Egzersiz ve kontrol gruplarında, kassal endurans (Sit-Ups Testi), esneklik (Otur-Uzan Testi), kas kuvveti ve koordinasyon (Sandalyeden Kalkma Testi), fonksiyonel mobilite (Süreli Kalk Yürü Testi ve 50 Adım Yürüme Testi), denge (Pediatrik Denge Ölçeği ) değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler, egzersiz programına başlamadan önce ve egzersiz programı tamamlandıktan sonra uygulanmıştır.Bulgular: Egzersiz ve kontrol grupları, yaş, BKİ, cinsiyet ve düşme sıklığı açısından homojendir. Her iki grubun egzersiz öncesi ve sonrası değerleri karşılaştırıldığında, istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Denge ve postür egzersizlerinin, hafif mental retardelerde fleksibilite dışındaki fonksiyonel düzey parametrelerini geliştirdiği görülmüş ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05).Sonuç: Çalışmamızda, denge ve postür egzersizlerinin, mental retardelerde fonksiyonel düzeyi geliştirmede etkili bir yöntem olduğu belirlenmiştir.Anahtar kelimeler: Mental Retardasyon, fizyoterapi, denge, fonksiyonel düzey
Futbolcularda osteitis pubis sendromu (OPS) ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı futbol oyuncularında osteitis pubis sendromu (OPS) ve bu sendromun gelişiminde etkisi olan ekstrinsik ve intrinsik risk faktörlerini araştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Vestel Manisa Spor kulübünün 2007-2008 futbol sezonu profesyonel ve profesyonelliğe aday futbol takımlarında bulunan yaş ortalaması 21.7±4.36 yıl olan 42 oyuncu değerlendirildi. Klinik olarak akut OPS semptomlarını taşıyan 7 (%16.7) futbolcu Grup 2'de, bulundurmayan 35 futbolcu Grup 1'de toplandı. Olguların fiziksel özellikleri, hastalık ve sakatlık öyküsü, spora ilişkin parametreler, OPS'na ait klinik semptomlar sorgulandı. Simfizis pubisin stabilitesi ve bu ekleme ilişkin dokuların reaktif olup olmadığı simfizis yarık testi (simfizis gap test) ile belirlendi. Tüm futbolcuların alt ekstremite ve gövde esnekliği, kas kısalıkları, kas kuvveti, normal eklem hareketleri, fonksiyonel seviyeleri değerlendirildi ve anterior, posterior, lateral yönlerden postür analizi yapıldı.Bulgular: Futbol takımımızda akut OPS görülme oranının %16.7 olduğu görüldü. Ayrıca akut OPS bulgusu olmayan 35 oyuncunun %22.85'inin sakatlık hikayesinde OPS'nun bulunduğu saptandı. OPS olan futbolcularda olmayanlara göre ayakta inversiyon, halluks valgus ve karın kaslarında zayıflık ile hamstring, kalça fleksörleri ve lumbal ekstansörlerde kısalık görülme oranı istatiksel olarak farklı bulundu (p<0.05). OPS olgularının bulunduğu grupta diğer gruba göre hamstring ve kalça hiperekstansiyon esnekliği istatistiksel olarak anlamlı derecede az, kalça abdüksiyon esnekliği istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla bulundu (p<0.05). İki grubun ölçülen normal eklem hareket değerleri referans değerlerine göre anlamlı olarak düşük olduğu saptandı (p<0.05).Sonuç: Anormal vücut mekaniğinin, limitli eklem hareketlerinin, kas kısalıklarının, esneklik kaybının, dengesiz ve yetersiz kas kuvvetinin OPS gelişiminde risk faktörü olarak etkili olduğu görülmüştür.Anahtar kelimeler: Osteitis Pubis Sendromu, Risk Faktörleri, Futbol.
Metabolik Sendromlu olgularda fiziksel aktivite seviyesinin belirlenmesi
Giriş: Metabolik Sendrom ( MetS ) ve komponentleri, düşük fiziksel aktivite ( FA ) seviyesini içeren yaşam tarzı faktörleri ile yakından ilişkilidir. FA'nın MetS'in oluşumunda ve oluştuktan sonra korunmasında etkili olduğu bilinmektedir. Obezite, hipertansiyon ( HT ), dislipidemi ve tip 2 diyabetin günümüzde giderek artışı, MetS'in dünyada önemli bir sağlık sorunu haline gelmesine neden olmuştur.Amaç: Çalışmanın amacı, MetS'li bireylerde FA seviyesini belirlemektir.Gereç ve Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji Bilim Dalına başvuran, MetS tanısı almış 25 olgunun FA seviyesi değerlendirildi ve benzer demografik özellikleri taşıyan 25 MetS tanısı almamış olgu ile karşılaştırıldı.Hastaların, demografik özelliği, vücut kompozisyonu ( boy, vücut ağırlığı, vücut kütle indeksi, bel çevre ölçümü, kalça çevre ölçümü, bel/kalça oranı ve vücut yağ yüzdesi ), biyokimyasal ölçüm ( glükoz, yüksek dansiteli lipoprotein, düşük dansiteli lipoprotein, total kolesterol ve TG ), kan basıncı ( KB ) ve FA seviyesi gibi parametreleri değerlendirildi. İstatistiksel analizler SPSS 15.0 programı kullanılarak yapıldı.Bulgular: Demografik özelliklerin karşılaştırılmasında, gruplar arasında yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim seviyesi, meslek ve alkol kullanımı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken ( p > 0.05 ); yaşanılan çevre açısından iki grup arasında anlamlı bir fark gözlendi ( p < 0.05 ).Tüm olguların vücut kompozisyonu parametreleri karşılaştırıldığında, iki grubun boy ölçümü arasında anlamlı bir fark bulunmazken ( p > 0.05 ); vücut ağırlığı, VKİ, bel çevre ölçümü, kalça çevre ölçümü ve bel/kalça oranı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı ( p < 0.05 ).Olguların FA seviyeleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ( IPAQ ) ile değerlendirildi ve gruplar arasında FA seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlendi ( p < 0.05 ).MetS'li olgularda her bir parametrenin FA ile olan ilişkisine bakıldığında yaş, VYY ve LDL-C dışındaki tüm parametreler ile FA arasında anlamlı bir ilişki gözlenmezken, MetS'li grupta yaş ( p: 0.001, r: -0.613 ) ve VYY ( p: 0.03, r: -0.435 ) ile FA arasında negatif; LDL-C ile FA arasında ise, pozitif yönde istatistiksel yönde anlamlı bir ilişki olduğu görüldü ( p: 0.04, r: 0.406).Olguların belirlenen FA seviyelerinin ( düşük, orta, yüksek ) dağılımı iki grup arasında karşılaştırıldığında MetS'li grupta düşük FA seviyesine sahip olguların anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü ( p < 0.05 ).Sonuç: MetS'li olguların MetS'li olmayan olgulara göre düşük FA seviyesine sahip oldukları belirlendi.Anahtar Kelimeler: Metabolik Sendrom, Fiziksel Aktivite, Vücut Kompozisyonu
The influence of reduced vision, reduced plantar sensation and simulated muscle weakness on plantar pressure distribution
Purpose: To examine the influence of reduced vision, reduced plantar sensation and muscle weakness on plantar pressure distribution. These factors were seperately simulated on disease-free cases.Material and Methods: The study group consisted of 20 healthy subjects (12M- 8F) ranged in age from 20 to 44 years. Subjects walked in five different conditions with their preferred walking speed. First was normal condition walking in normal gait pattern. Second was simulated muscle weakness walking by wearing waistcoat contains 40% of subject?s body weight. Third was reduced plantar sensation walking after 12 minutes ice immersion approach. Fourth was reduced vision by a pair of plane eyeglasess covered by black dots. Fifth walking condition was combination of iced feet, weight vest, and glasses. Plantar surface of the foot divided into ten different areas as two areas for hindfoot, two areas for midfoot, three areas for MTHs (1, 2, 3-4-5) and three areas for toes (1, 2, 3-4-5).Results: The peak pressure under the first, second and third metatarsal head were significantly increased under reduced plantar sensibility. The peak pressures increased significantly under the second and the third to fifth toes under blured vision (p?0.05). The peak pressure under the medial and lateral heel, second, and third to fifth toes were significantly increased under simulated muscle weakness. The peak pressure under medial, lateral midfoot, first, second, and third to fifth metatarsal heads were significantly increased under combined condition.Conclusion: Reduced plantar sensation simulation results in high pressure under all metatarsal heads, reduced vision simulation results in high pressure under the second and the third to fifth toes, muscle weakness simulation results in high pressure under heel. However, combined condition simulation increase the pressure under all metarsal heads, lateral and medial midfoot.Key words: Reduced plantar sensation, reduced vision, simulated muscle weakness, diabetic foot, plantar pressure
Karaciğer transplantasyonu sonrası yoğun bakım ünitesinde uygulanan fizyoterapi programının kardiyopulmoner etkileri
Amaç: Araştırmamız karaciğer transplantasyonu sonrası yoğun bakım ünitesinde uygulanan erken dönem fizyoterapinin kardiyopulmoner sistem üzerine etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir.Yöntem: Çalışmaya karaciğer transplantasyonu uygulanan ortalama yaşı 44.38±10.60 yıl olan 13 olgu (7 kadın, 6 erkek) katılmıştır. Olgulara Dokuz Eylül Üniversitesi Anestezi Yoğun Bakım Ünitesi'nde pulmoner fizyoterapi, aktif eklem hareketleri, yatak içi oturma (1. aşama); yatak kenarı oturma (2. aşama), ayakta durma (3. aşama), yatak dışı oturma (4. aşama) ve yürümeden (5. aşama) oluşan fizyoterapi programı uygulanmıştır. Kalp hızı (KH), sistolik/diastolik/ortalama kan basınçları (SKB/DKB/OKB), periferik oksijen saturasyonu (SpO2), solunum sayısı (SS) tedavi öncesi, her aşama sonrası, tedavi sonu ve beşinci dakika toparlanma döneminde hasta izlem monitöründen kaydedilmiştir. Ağrı şiddeti her basamakta Vizüel Analog Skalası ile değerlendirilmiştir.Bulgular: 1. aşama sonrası KH, SKB, DKB, OKB, SpO2 ve ağrı şiddeti tedavi öncesine göre anlamlı olarak artmıştır (p<0.05). 2. aşama sonrası KH, SKB, OKB ve ağrı şiddeti tedavi öncesine göre anlamlı olarak artarken, 1. aşamaya göre SKB ve SpO2 anlamlı olarak azalmıştır (p<0.05). 3. aşama sonrası KH ve ağrı şiddeti tedavi öncesine göre anlamlı olarak artarken, 2. aşamaya göre sadece KH anlamlı olarak artmıştır (p<0.05). 4. aşama ile tedavi öncesi arasında anlamlı fark bulunmazken, 3. aşamaya göre KH ve ağrıda anlamlı azalma gözlenmiştir (p<0.05). 5. aşama sonrası tedavi öncesine göre KH, DKB ve ağrıda; 4. aşamaya göre ise KH, SS ve ağrıda anlamlı artış bulunmuştur (p<0.05). Tedavi sonu ile 5. aşama arasında anlamlı fark bulunmazken, 5. dakika toparlanma dönemi ölçümlerinde KH, SS ve ağrı anlamlı olarak azalmıştır (p<0.05). Tedavi öncesi, tedaviden hemen sonra ve toaprlanmanın 5. dakikasındaki ölçümler karşılaştırıldığında, KH, OKB ve ağrı tedavi sonunda anlamlı olarak artmış; KH, SS ve ağrı 5 dakika sonra anlamlı olarak azalmıştır (p<0.05). 5. dakika toparlanma değerleri ile tedavi öncesi değerler arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05).Sonuç: Karaciğer transplantasyonu sonrası yoğun bakım fizyoterapisi oluşturduğu kardiyopulmoner yük nedeni ile anlamlı kardiyopulmoner değişikliklere yol açmaktadır. Toparlanmanın 5. dakikasında başlangıç değerlerine dönülmesi ise kardiyopulmoner yükün normal sınırlarda oluşturulduğunu ve fizyolojik açıdan toparlanmanın gerçekleştiğini göstermektedir.Anahtar kelimeler: karaciğer transplantasyonu, fizyoterapi, kardiyopulmoner yanıtlar
Obstruktif uyku apne sendromlu hastalarda egzersizin etkisi
Amaç: Obstruktif Uyku Apne Sendromlu (OUAS) hastalarda egzersiz programının akciğer fonksiyonları ve yorgunluk parametreleriyle birlikte uyku yapısı ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi.Yöntem: Çalışmaya hafif-orta şiddetli yaş ortalaması 51.20±7.60yıl olan, 20 OUAS hastası kontrol ve egzersiz grubu olarak alındı. Kontrol grubuna standart tedavi (medikal tedavi ve diyet), deney grubuna ise bu tedaviye ek olarak egzersiz programı uygulandı. Solunum, gevşeme ve aerobik karakterde egzersizlerden oluşan program 12 hafta boyunca, haftada 3 kez uygulandı. Her iki grup 12 haftanın sonunda klinik ve laboratuar ölçümler ile değerlendirildi. Değerlendirmede, egzersiz kapasitesi için bisiklet ergometresi testi, akciğer fonksiyonları için solunum fonksiyon testi, solunum kas kuvveti için inspiratuar ve ekspiratuar ağız içi basınç ölçümleri, antropometrik ölçümler, apne-hipopne indeksi (AHİ) ve uykuya ait diğer parametrelerin ölçümünde polisomnografi kayıtları, yaşam ve uyku kalitesi için, SF-36 Yaşam Kalitesi Anketi ve Uyku Anketinin Fonksiyonel Sonuçlarının Türk versiyonu (FOSQ-tr), gün içinde genel uykululuk halini ölçmek için Epworth Uykululuk Skalası (EUS) kullanıldı.Bulgular: Kontrol grubunda 12 haftalık izlem öncesi ve sonrası tüm ölçüm parametreleri aynı bulundu. Egzersiz grubunda, antropometrik ve solunum ölçüm parametrelerinde değişiklik saptanmazken (p>0.05), egzersiz kapasitesinde, AHİ, yaşam ve uyku kalitesinde önemli düzelmeler saptandı (p<0.05). İzlem sonrası egzersiz grubundaki bu artışların iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farka neden olmadığı gösterildi (p>0.05)Sonuç: Egzersiz eğitimi, hafif-orta şiddetli OUAS'lı hastaların antropometrik özelliklerinde ve akciğer fonksiyonlarında değişikliğe neden olmazken yaşam kalitesi, egzersiz kapasitesi ve uyku yapısında önemli iyileşmeler sağlamaktadır.Anahtar Kelimeler: Hafif-orta şiddetli OUAS, solunum ve egzersiz.
Total diz protezli hastaların fonksiyonel düzeyleri ile memnuniyet düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
AMAÇGonartroz nedeni ile bilateral total diz protezi (TDP) uygulanan hastalarda memnuniyet ve fonksiyonel düzey arasındaki ilişkinin incelenmesidir.GEREÇ-YÖNTEMPrimer bilateral TDP uygulanan en az 6. ayını doldurmuş olan yaş ortalaması 68.2±8.04 olan 14'ü erkek 132'si kadın toplam 146 hasta değerlendirildi. Hastaların diz fonksiyonel düzeylerini ölçmek için ?Hospital for Special Surgery (HSS)? Diz Skorlaması, TDP ile ilgili memnuniyet düzeylerini ölçmek için ise hasta memnuniyet görsel analog skalası, hasta memnuniyet soruları ve TDP memnuniyet anketi kullanıldı.BULGULARHastalardan 33 tanesi aşamalı bilateral TDP, 113 tanesi ardışık bilateral TDP'lidir. Aşamalı bilateral TDP ile ardışık bilateral TDP uygulanan hastaların hasta memnuniyet görsel analog skalası, hasta memnuniyet soruları, hasta memnuniyet anketi parametreleri ve HSS skorları açısından aralarında anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p>0.05). 146 hastanın TDP memnuniyet anketine göre en az memnun olduğu kategoriler; genel sağlık, yürüme mesafesinin 1km'den az olması, merdiven inip çıkmada zorluk, ağrı, çömelme ve ayakkabı- çorap giymede zorluk idi. HSS sağ ve sol diz toplam skorları iyi ve mükemmel olarak iki gruba ayrılıp fonksiyonel düzeyleri ile memnuniyet düzeyleri arasındaki ilişki incelendiğinde, pek çok parametrede iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05).TARTIŞMABilateral TDP uygulamalarının aşamalı veya ardışık olarak uygulanması arasında memnuniyet ve fonksiyonel düzey açısından anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Her ne kadar en az 6. ayını dolduran hastalar değerlendirilse de bilateral TDP uygulamalarında hastaların genel memnuniyet oranları % 90'a yakındır. Bununla birlikte fonksiyonel aktivitelerde kısıtlanmaları bulunmaktadır ve bunlara yönelik spesifik rehabilitasyon yaklaşımlarının uygulanması gereklidir. Bu sonuçların hastane kaynaklarının ve rehabilitasyon olanaklarının, fizyoterapistlerin zamanını verimli kullanma ve tedavi maliyetlerini azaltmayı planlama açısından hem cerrahlara hem de fizyoterapistlere yol gösterici olacağını düşünmekteyiz.Anahtar Kelimeler: Total diz protezi, memnuniyet, fonksiyonel düzey
Orta ve ağır şiddetli astımlı hastalarda egzersizin fonksiyonel kapasiteye etkisi
Amaç: Orta ve ağır şiddetli astım hastalarında solunum, aerobik ve kuvvetlendirme egzersizlerini içeren egzersiz programının, hastaların solunum fonksiyonları, egzersiz kapasiteleri ve yaşam kaliteleri üzerine etkilerini araştırmaktır.Gereç-Yöntem: Çalışmaya DEÜTF Göğüs Hastalıkları AD'da takip edilen ve optimal tedaviye rağmen, klinik ve fonksiyonel olarak iyileşmeyen 15 orta ve ağır derecede şiddetli bronşial astımı olan hastalar dahil edildi. Olgular randomize olarak 8 egzersiz ve 7 kontrol grubu hastası olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların demografik bilgileri, klinik semptomları ve akciğer fonksiyonları kaydedildi. Bisiklet ergometresi ile yapılan kardiyopulmoner egzersiz testi sonucu maksimal oksijen tüketimleri hesaplandı. Test sırasında hastaların algıladıkları dispne ve bacak yorgunluğu şiddeti Modifiye Borg Skalası ile değerlendirildi. Hastalığa özel yaşam kalitesi SGRQ, genel sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi WHOQOL-BREF anketi ile değerlendirildi. Egzersiz grubu hastaları 12 haftalık gözetimli egzersiz programı ile takip edildi. Kontrol grubu hastalarına herhangi bir egzersiz programı uygulanmadı.Bulgular: Egzersiz grubunun yaş ortalaması 56.12±6.51 yıl, kontrol grubunun 50.28±13.42 yıl ve sırasıyla astım tanısı ile izlenme yıl ortalamaları 18.75±14.09 ve 16.28±11.84 yıldı. Egzersiz grubunda tedavi sonrasında solunumsal semptomlarda iyileşme elde edilirken, kontrol grubunda bir değişiklik görülmedi ve kontrol grubunun daha fazla atak geçirdiği saptandı (p=0.02). Egzersiz grubunda tedavi sonrasında akciğer fonksiyonlarında istatistiksel olarak anlamlı olmayan artışlar saptandı (p>0.05). Kontrol grubu hastalarında izlem sonrasındaki akciğer fonksiyonlarının PEF ve FVC parametrelerinde azalma kaydedildi (p<0.05). Egzersiz grubunda, tedavi sonrasında yapılan egzersiz testinde hesaplanan pik iş yükünde istatistiksel olarak anlamlı olmayan artış saptandı (p>0.05). Yine egzersiz grubunda izlem sonrasında efor kalp hızı, dispne ve bacak yorgunluğu şiddeti ve periferal oksijen saturasyon değerlerinde anlamlı bir azalma olduğu görüldü (p<0.05). Kontrol grubu hastalarında bir değişim saptanmadı (p>0.05). Her iki grup için izlem sonrasında WHOQOL-BREF anketinde bir fark saptanmadı (p>0.05). Egzersiz grubunda tedavi sonrasında SGRQ anketinin aktivite, etki ve toplam skorlarında artış olduğu kaydedilirken (p<0.05), kontrol grubunda bir değişim saptanmadı (p>0.05).Sonuç: Optimal tedaviye rağmen iyileşmeyen orta-ağır şiddetli astımlı hastalarda uygulanan, solunum, aerobik ve kuvvetlendirme egzersizlerinden oluşan egzersiz programının hastalığın kliniğini, semptomlarını iyileştirdiği, fonksiyonel kapasitelerini ve hastalıkla ilişkili yaşam kalitelerini geliştirmesi nedeniyle bu hastaların rutin tedavisinde egzersiz uygulamalarının etkin olarak yer alması gerektiğini düşündürmektedir.
Fizyoterapi programı alan hastalarda; yorgunluk ölçeği Checklist Individual Strength Questionnaire (CIS) Türkçe versiyonunun geçerliliği
Amaç: Çalışmadaki amacımız: Yorgunluğu değerlendirmek için kullanılan Checklist Individual Strength (CIS) anketinin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğini belirlenmesi, olguların mobilizasyon düzeylerinin yorgunluk seviyeleri üzerine etkisinin karşılaştırılması ve muskuloskeletal problemleri nedeniyle ayaktan ve yatarak fizyoterapi alan hastalar ile sağlıklı olguların yorgunluk seviyelerinin karşılaştırılmasıdır.Yöntem: Anket `back translation' yöntemi ile Türkçeye uyarlandı. Çalışma 02.07.07 ? 09.01.09 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu Egzersiz Ünitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü ve Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Kampüsü'nde yapıldı. Çalışmada 50 sağlıklı birey, 128 ayaktan muskuloskeletal fizyoterapi alan ve 37 yatarak muskuloskeletal fizyoterapi alan, toplam 215 olgu değerlendirildi.Mobilizasyon düzeyi American Medical Association (AMA) kriterlerine göre belirlendi. Türkçe CIS (CIS-T) anketi geçerliliğini belirlemek amacıyla yaşam kalitesini değerlendiren Short Form?36 (SF?36) kullanıldı. CIS-T anketi test-tekrar test güvenilirliği için birer hafta arayla 2 kez uygulandı.Bulgular: CIS-T anketi güvenilirlik analizleri sonucunda Cronbach alfa katsayısı ? = 0.87 ve ICC (tutarlılık) katsayısı r = 0.92 bulundu. Madde-test korelasyonu katsayılarının r = 0.10 ile r = 0.63 arasında değerler aldığı görüldü. Geçerlilik analizlerine bakıldığında CIS-T anketi toplam puanı ile SF?36 formunun alt ölçek puanları arasındaki korelasyon istatistiksel olarak negatif yönde anlamlı bulundu (p<0.01). Mobilizasyon seviyelerine göre gruplanan olgularda, yorgunluk seviyeleri bakımından bağımlılık düzeyleri ile orantılı bir artış görülmedi. Sağlıklı grup ile ayaktan fizyoterapi alan grup arasında toplam CIS puanı arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu ancak sağlıklı grup ile yatarak fizyoterapi alan grup arasında anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p<0.05).Sonuç: Çalışmamızda CIS-T anketinin geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlendi, olguların mobilizasyon seviyelerinin yorgunluk üzerinde etkili olmadığını görüldü ve fizyoterapi alan hastaların yorgunluk seviyelerinin sağlıklı olgulara göre daha yüksek olduğu görüldü.
Farklı iki egzersiz modelinin plazma homosistein düzeyi üzerine kronik etkileri
Amaç: Bu çalışmanın amacı submaksimal aerobik ve dirençli egzersizlerin plazma homosistein (Hcy) düzeyi ve diğer kardiyovasküler hastalık riskleri üzerindeki kronik etkilerini karşılaştırmaktı.Gereç ve yöntemler: Yaş ortalaması 21.68±1.38 yıl olan 38 birey çalışmaya alındı. Bireyler dirençli egzersiz grubu (n=13), aerobik egzersiz grubu (n=13) ve kontrol grubu olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Egzersizler haftada 4 gün 12 hafta süreyle yapıldı. Kontrol grubu (n=12) egzersiz yapmadı. Egzersiz öncesinde ve 12.haftanın sonunda; kan analizleri (plazma Hcy, vitamin ve lipit düzeyleri), antropometrik ölçümler (bel çevresi, bel-kalça oranı) yapıldı ve maksimum aerobik kapasite değerlendirildi.Bulgular: Egzersiz ve kontrol gruplarında 12 hafta sonunda plazma Hcy düzeyinin ve lipit profilinin anlamlı olarak değişmediği bulundu (p>0.05). Her iki egzersiz grubunun beden kütle indeksi, bel çevresi ve bel-kalça oranları azaldı (p<0.05). Aerobik egzersiz grubunun maksimal aerobik kapasitesi artarken (p<0.05) dirençli egzersiz ve kontrol grubunun değişmediği görüldü (p>0.05). Hcy ile Hcy düzeyini etkileyebilecek parametrelerden bel çevresi (r=0,392 p=0.22) ve bel-kalça oranı (r=0,501 p=0.02) ile olumlu yönde, folik asit düzeyi ile olumsuz yönde (r= -0,447 p=0.01) korelasyon bulunurken, diğer parametrelerle korelasyon bulunmadı. Yapılan çoklu regresyon çözümlemesi sonucunda Hcy düzeyi üzerinde etkili temel faktörün folik asit düzeyi olduğu belirlendi (p=0.03, R2=0.60).Sonuç: Folik asit miktarı kanda normal sınırlarda iken submaksimal aerobik ve dirençli egzersiz eğitimi homosistein düzeyini değiştirmemektedir. Egzersiz eğitimi, yapılan egzersizin tipinden bağımsız olarak, lipit profilini, normal değerlere sahip bireylerde değiştirmemiştir. Bununla birlikte; düzenli yapılan egzersiz beden kompozisyonunu ve aerobik kapasiteyi geliştirmektedir.Anahtar kelimeler: Homosistein, lipitler, egzersiz.
Nonspesifik kronik bel ağrılı hastalarda hareketli ve hareketsiz zeminde yapılan egzersizlerin etkinliğinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı; nonspesifik kronik bel ağrısı (NKBA) olan hastalara hareketli zeminde (egzersiz topu) ve hareketsiz zeminde (egzersiz minderi) uygulanan egzersiz programlarının etkinliğini karşılaştırmak ve etkili egzersiz programını belirlemektir.Yöntem: Çalışmaya Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde uzman hekim tarafından tanı almış olan ve Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu'na yönlendirilmiş 32 NKBA'lı hasta alındı. Egzersiz programına düzenli olarak devam etmeyen 2 hasta çalışmadan çıkarıldı ve çalışma 30 hasta ile tamamlandı. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Çalışma grubundaki hastalara (n=15) top ile yapılan, kontrol grubundaki hastalara (n=15) ise minderde yapılan 8 haftalık egzersiz eğitimi uygulandı. Egzersizler 3-5 kişilik gruplar halinde, haftada 3 gün tek bir fizyoterapist tarafından uygulandı. Tüm hastalar tedavi öncesi ve 8 haftalık tedavi sonrasında değerlendirildi. Değerlendirmede; ağrı şiddeti için Görsel Analog Skalası (GAS), gövde ve alt ekstremite kas kuvveti için manuel kas testi ve sırt-bacak dinamometresi, lumbar ekstansörlerin enduransı için modifiye Sorensen testi, abdominal kasların enduransı için parsiyel curl-up testi, spinal esneklik için Schober testi, gövde öne eğilme testi ve gövde yana eğilme testi, fonksiyonel seviye için Oswestry Bel Ağrısı Yetersizlik Anketi kullanıldı.Bulgular: Her iki grupta da hastaların ağrı şiddetinde, gövde kaslarının kuvvet ve enduransında ve fonksiyonel seviyelerinde anlamlı gelişme olduğu bulundu (p<0.05). Hastaların spinal esnekliklerindeki artışın iki grupta benzer olduğu saptandı (p>0.05). İki grup karşılaştırıldığında ise spinal esneklik dışındaki tüm değerlendirme parametrelerinin çalışma grubunda kontrol grubuna göre daha fazla arttığı gözlendi (p<0.05).Sonuç: NKBA'lı hastalarda top egzersizlerinin daha etkili olduğu bulunmuş ve bu hastaların egzersiz programları içinde top egzersizlerinin de yer alması gerektiği sonucuna varılmıştır.Anahtar kelimeler: Nonspesifik kronik bel ağrısı, top ezersizleri, minder egzersizleri, hareketli/hareketsiz zemin.
Non- spesifik boyun ağrılı hastalarda gözlük kullanımı ile derin boyun fleksörleri enduransı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Çalışmadaki amacımız 1) Non- spesifik boyun ağrısı (NBA) olan hastalarda gözlük kullanımına bağlı postural değişikliklerin saptanması ve bu değişikliklerin derin boyun fleksörleri (DBF) ile ilişkisinin belirlenmesi, 2) Endurans eğitiminin postural değişiklikler ve DBF üzerine etkisini araştırmaktır.Yöntem: Çalışmamız 01. 11. 2007 - 01. 07. 2008 tarihleri arasında doktor tarafından tanısı konmuş, servikal bölgeyi ilgilendiren tedavi endikasyonu ile İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu'na yönlendirilip, fizik tedavi programı içinde egzersiz tedavisi önerilmiş 38'i gözlük kullanan, 35'i gözlük kullanmayan toplam 73 hasta üzerinde yapılmıştır. Tedavi öncesi ve sonrasında tüm olguların demografik özellikleri ve ağrı dizabilite indeksi skorları kaydedilmiştir. DBF kas endurans testleri yapılmıştır. Olguların servikal bölgedeki postural değişimlerini ölçmek için vücuttaki anatomik referans noktalarına markerlar yerleştirilerek fotoğrafları çekilmiş, `Screen Scale For Measurements Scale 20' programı kullanılarak görüş, baş ve boyun açıları hesaplanmıştır. Her iki grup da fizik tedavi programlarına ilave olarak 6 haftalık endurans eğitim programına dahil edilmiştir.Bulgular: Grupların tedavi öncesindeki endurans ölçümleri karşılaştırıldığında gözlük kullanan grupta endurans değerlerinin anlamlı oranda düşük olduğu (p<0,05), tedavi sonrası ölçümleri karşılaştırıldığında endurans değerlerinin her iki grupta da anlamlı oranda arttığı ve kontrol grubundaki artışın anlamlı ölçüde fazla olduğu (p<0,05), dizabilite skorları ve istirahat ağrısının her iki grupta da azaldığı ve kontrol grubundaki azalmanın anlamlı ölçüde fazla olduğu (p<0,05), aktivite ağrısının her iki grupta da azaldığı fakat aradaki farkın anlamlı olmadığı, görüş, baş ve boyun açılarının her iki grupta da anlamlı ölçüde değişmediği görülmüştür ( p>0,05).Sonuç: Gözlük kullanımının DBF'nin enduransını olumsuz yönde etkilediği, postural açılar ile derin boyun kas enduransı arasında bir ilişki olmadığı ve 6 haftalık endurans eğitiminin postural açılarda değişime sebep olmazken, DBF'nin performasını anlamlı ölçüde arttırdığı görülmüştür.Anahtar kelimeler: Non- spesifik boyun ağrısı, endurans eğitimi, gözlük kullanımı
Total diz protezli hastalarda fiziksel aktivite düzeyi ile obezite arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Total diz protezli (TDP) hastaların postoperatif fiziksel aktivite düzeyleri ve obezite arasındaki ilişkinin incelenmesidir.Gereç-Yöntem: En az 18 ay önce primer TDP uygulanan yaş ortalaması 66,9 ± 8,1 olan 103 hastanın demografik özellikleri, vücut kütle indeksleri (VKİ), diz eklemi fonksiyonları ve fiziksel aktivite düzeyleri sorgulandı. Fiziksel aktivite düzeyi ?Modified Baecke Questionnaire for Older Adults (MBQ)? skalası ile, diz fonksiyonları `Hospital for Special Surgery (HSS)' diz skalası ile değerlendirildi. Hastalar preoperatif VKİ'lerine göre obez (VKİ? 30 kg/m2, n= 54 hasta), nonobez (VKİ<30 kg/m2, n= 49 hasta) olarak iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki hastaların preoperatif VKİ ve HSS diz skorları hastane kayıtlarından elde edilerek postoperatif VKİ ve HSS diz skorlarıyla karşılaştırıldı. Nonobez hastalar ile obez hastaların fiziksel aktivite skorları, preoperatif HSS ve postoperatif HSS diz skorları arasında anlamlı bir fark olup olmadığına bakıldı.Bulgular: Her iki gruptaki hastaların preoperatif HSS diz skorları arasında anlamlı bir fark yok iken (p=0,670) postoperatif HSS diz skorları arasında nonobez grup lehine anlamlı bir farklılık vardı (p=0,001). Her iki gruptaki hastaların postoperatif VKİ'lerinin preoperatif VKİ'lerine göre anlamlı ölçüde arttığı bulundu (p=0,000). Aynı şekilde her iki gruptaki hastaların postoperatif HSS diz skorlarının da preoperatif HSS diz skorlarına göre anlamlı ölçüde arttığı bulundu (p=0,000). Fiziksel aktivite skorları açısından ise iki grup arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p=0,412).Tartışma: TDP cerrahisi hem obez hem nonobez hastaların diz fonksiyonlarını arttırmasına rağmen vücut ağırlığının azalması üzerine bir etkisi olmamaktadır. Cerrahi sonrası hastaların kilo vermesi beklenirken bunun gerçekleşmediği hatta tersine kilo aldıkları görülmektedir. Her iki grupta da TDP sonrası diz fonksiyonları anlamlı olarak artarken nonobez hastaların diz fonksiyonlarındaki artışın obez hastalardan daha fazla olduğu gözlenmektedir. Obez grup ile nonobez grup arasında fiziksel aktivite düzeyi açısından fark bulunamaması obezitenin tedavi edilmesinde obezitenin altında yatan başka etkenlerin de incelenmesi gerektiği görüşünü ortaya çıkarmaktadır.Anahtar Kelimeler: Total Diz Protezi, Obezite, Fiziksel Aktivite
Türk toplumunda total diz protezi uygulanan hastaların beklentilerinin incelenmesi
AMAÇTotal Diz Protezinde (TDP) birincil amaç ağrının giderilmesi işlev gören bir diz eklemi elde edilmesidir. Bununla birlikte son protez tasarımları diz fleksiyonunu artırmaya yönelik değişiklikleri içermektedir. Bu konudaki savlar doğu toplumunda yaşam tarzı, kültür ve beklentiler açısından aşırı diz fleksiyonunun gerekliliğini belirtmektedir. Bu çalışmanın amacı Türk toplumunda TDP uygulama endikasyonu olan hastaların beklentilerinin tespiti ve değerlendirilmesidir.GEREÇ VE YÖNTEMÇalışmaya primer çimentolu TDP'li hastalardan en az 6. ayını doldurmuş olan yaş ortalaması 66.2±8.3 olan 18'i erkek, 113'ü kadın olmak üzere toplam 131 hasta alındı. Tüm hastalar aynı cerrah tarafından aynı implantlar kullanılarak ameliyat edildi. Hastalar Hospital for Special Surgery (HSS) diz skalası, total diz protezi klinik değerlendirme soru anketi ve 15 sorudan oluşan beklenti anketi ile değerlendirildiler.BULGULARHastaların ortalama HSS sağ diz skoru 89.2±10.5, ortalama HSS sol diz skoru 89.6± 9.4'tür. Hastaların ameliyattan en fazla beklentileri; ağrının azalması (% 99.2), yürümenin geliştirilmesi (% 96.2) iken en az beklentileri ise psikolojik iyilik halinin gelişmesi (% 77.1) ve başkalarıyla iletişim kurma yeteneğinin gelişmesi (% 64.9) olmuştur. Beklentiler eğitim düzeyi, gelir düzeyi, çalışma durumu ve Charnley sınıflamasından etkilenmemekteydi.SONUÇLARBizim çalışmamızda Türk toplumunun beklentilerini belirlemeye çalıştık sonuçlar ilginçti örneğin Doğu toplumlarında olduğu gibi bizde de çömelme veya diz üstünde oturabilme yeteneğinin gelişmesini en önemli beklentiler arasında beklerken bu beklentiler 7-8. sıralarda çıktı. En önemli beklentiler ağrının giderilmesi ve fonksiyonların (yürüme, sandalyeye oturup-kalkma, merdiven inip-çıkma) restorasyonları idi.
Geriatrik bireylerde fiziksel uygunluğu belirlemede SF-36 ve EUROFIT erişkin test bataryası ilişkisinin değerlendirilmesi
Amaç: İzmir Urla Darüşşafaka Rezidansında yapılan bu araştırmada 65 yaş üstü, yaş ortalaması 77.91 ± 8.82 yıl olan 22 olguda `EUROFIT Erişkin Fiziksel Uygunluk Bataryası' ile fiziksel uygunluk ve SF?36 yaşam kalitesi ölçeğinin fiziksel uygunluk bölümü birlikte değerlendirilerek arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır.Gereç-Yöntem: EUROFIT test bataryası kapsamında olguların vücut kompozisyonu (beden kitle indeksi, vücut yağ oranı, deri kıvrımı ölçümleri), kardiyopulmoner uygunluğu (6 dakika yürüme testi, önsayım VO2max ), kas iskelet sistemi uygunluğu (el kavrama kuvveti, gövde esnekliği) ve motor uygunluğu (hız) değerlendirilmiştir. Yanı sıra SF-36'nın fiziksel uygunluk ile ilgili olan bölümü bireylerin kendileri tarafından doldurulmak üzere verilmiştir.Bulgular: Vücut kompozisyonu değerlendirmelerinde beden kitle indeksi, yağ ağırlığı, yağsız vücut ağırlığı ve yağ oranı yüzdeleri ile SF?36 değerleri arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir (p>0.05). Kardiyopulmoner uygunluk kapsamında yürünen mesafe ve SF?36 sonuçları arasında anlamlı bir ilişki saptanmaz iken Orijinal Borg Skalası verileri ve SF?36 sonuçları arasında anlamlı negatif korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Hesaplanan önsayım VO2max ve SF?36 değerleri arasındaki korelasyon ise anlamlı ve pozitif yöndedir (p<0.05). Motor uygunluk değerlendirmesi için kullanılan disklere dokunma süresi ve SF?36 sonuçları arasındaki ilişki negatif yönlü ve anlamlıdır (p<0.05). El dinomometresi kullanılarak ölçülen dirsek fleksiyon ve ekstansiyondaki el kavrama kuvvetleri ile SF?36 sonuçları arasında anlamlı ve pozitif korelasyon vardır (p<0.05). Olguların esneklik sonuçları ile SF?36 değerleri arasında ilişki bulunmamıştır (p>0.05).Sonuç: Araştırmamızda fiziksel uygunluğu fiziksel testlerle değerlendirmenin zor olabildiği geriatrik özellikle yaşlı-yaşlı bireylerde, EUROFIT test bataryası ile EUROFIT test bataryasına karşılık gelebileceği varsayılan SF?36 anketi fiziksel uygunluk bölümü arasındaki korelasyona bakılmıştır. İki değerlendirme arasında sadece bazı parametrelerde korelasyon saptandığından, ilişki bulunan parametreler geriatri egzersiz programlarında kullanılmalı, sonraki çalışmalarda farklı geriatrik yaş dağılımlarında daha çok olgu ile korelasyon araştırılmalıdır.Anahtar kelimeler: Geriatri, EUROFIT, SF?36
Diz altı amputerlerde oturmadan ayağa kalkma aktivitesinin değerlendirilmesi ve diz ekstansör momenti ile ilişkisi
Çalışmadaki amaç, diz altı amputelerde (DAA) oturmadan ayağa kalkma (OAK) aktivitesini ve bu aktivite ile ampute taraf diz ekstansör momenti (DEM) arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya 12 diz altı ampute (erkek, yaş ort. 35.58±10.48) ve 19 sağlıklı birey (kontrol grubu; erkek, yaş ort. 30.47±7.27) alınmıştır.OAK aktivitesi Balance Master Sistemi (Version 8.1) ile değerlendirilmiştir. Test protokolüne göre katılımcılardan mümkün olduğunca hızlı şekilde oturma pozisyonundan ayağa kalkmaları istenmiştir. Ağırlık aktarma süresi, postural salınım hızı, ağırlık taşıma asimetrisi ve ayağa kalkma indeksi ölçülmüştür. Quadriceps femoris (QF) kas kuvveti el dinamometresi ile değerlendirilmiştir. DEM, QF kas kuvveti ve kaldıraç kolu uzunluğunun çarpımı ile hesaplanmıştır. Sağlam tarafta QF kas kuvveti ampute taraf ile aynı seviyeden ölçülmüş (Pozisyon 1, P1), ayrıca ölçüm malleollerin hemen proksimalinden tekrar edilmiştir (Pozisyon 2, P2).DAA ve kontrol grubunda ağırlık aktarma süresi benzer bulunmuştur (p>0.05). Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, DAA'da postural salınım hızı ve ağırlık aktarma asimetrisinin daha yüksek (p<0.05), ayağa kalkma indeksinin daha düşük (p<0.05) olduğu belirlenmiştir. DAA'da sağlam tarafın ampute tarafa göre daha fazla ağırlık taşıdığı tespit edilmiştir (p<0.05). Ampute taraf QF kas kuvveti, sağlam tarafa ve kontrol grubuna göre daha düşük (p<0.05) bulunmuştur. Ampute taraf DEM'in, sağlam tarafta P1'deki DEM ile benzer (p>0.05), P2'deki DEM'e (p<0.05), ve kontrol grubu DEM'e (p<0.05) göre ise düşük olduğu görülmüştür.DAA'ların OAK sırasında daha fazla postural salınım gösterdikleri, daha az kuvvet ortaya çıkardıkları ve sağlam tarafta daha çok ağırlık taşıdıkları bulunmuş; bu parametrelerin ampute taraf DEM ile ilişkili olmadığı sonucuna varılmıştır.
Kronik boyun ağrısında solunumsal değişiklikler ve fiziksel performansın değerlendirilmesi
Giriş: Kronik boyun ağrısı fiziksel performans ve solunumu etkileyerek yetersizliklereyol açan önemli bir sağlık problemidir.Amaç: Çalışmanın amaçları, kronik boyun ağrısının solunum fonksiyonları, fizikselperformans üzerinde olan etkisini belirlemek ve kronik boyun ağrılı olgularda solunumfonksiyonları ile fiziksel performans arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir.Yöntem: Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fizik Tedavi Ünitesi veKütahya merkezde Özel bir fizik tedavi dal merkezine Ocak - Nisan 2009 tarihleriarasında gelen 50 kronik boyun ağrılı hastanın solunumsal parametreleri ve fizikselperformansları değerlendirilerek benzer özelliklere sahip 47 boyun ağrısı olmayanolgu ile karşılaştırıldı. Çalışmada demografik bilgiler, ağrı, solunumsal parametreler,postür, kas kısalığı, normal eklem hareketi, kavrama kuvveti, fiziksel performans veboyun özür göstergesi değerlendirildi. İstatistiksel analizler SPSS for Windows 13.0programı kullanılarak yapıldı.Bulgular: Postür analizi sonuçlarına bakıldığında çalışma gurubunun 35'inde kontrolgurubunun ise 36'sında başın anterior tilti olduğu görüldü. Solunum fonksiyon testlerikarşılaştırıldığında, FVC, FEV1, ve PEF değerlerinde her iki grup arasında anlamlıfark saptanırken (p<0.05), FEV1/FVC değerinde ise iki grup arasında anlamlı farkolmadığı görüldü (p>0.05). Boyun fleksiyon ve lateral fleksiyonları hareket açıklığıkarşılaştırıldığında her iki grup arasında anlamlı fark bulunurken (p<0.05) boyunekstansiyon ve rotasyon hareketlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmedi(p>0.05). Kavrama kuvveti ve fiziksel performans değerleri gruplar arasındakarşılaştırıldığında çalışma gurubunun değerlerinin kontrol gurubuna göre anlamlıderecede daha düşük olduğu belirlendi (p<0.05). Bunun yanında ?Boyun ÖzürGöstergesi? nin çalışma gurubunda istatistiksel olarak daha yüksek olduğu görüldü(p<0.05). Kronik boyun ağrısı olan olgularda, fiziksel performans ve solunumsalparametreler arasındaki ilişkiye bakıldığında aralarında anlamlı bir korelasyon olduğugörüldü (p<0.05). Fiziksel performans ile boyun özür göstergesi skorları arasındakiilişkiye bakıldığında ise her iki parametre arasında anlamlı bir korelasyon olmadığıgözlendi. (p>0.05).Sonuç: Kronik boyun ağrısı olan olgularda solunumsal parametreler ve fizikselperformans olumsuz yönde etkilenmektedir.Anahtar Kelimeler: Kronik boyun ağrısı, solunumsal parametreler, fizikselperformans, boyun özür göstergesi.
Beyin arka dolaşım sisteminde serebrovasküler olay geçiren akut dönem hastalarında iki farklı denge rehabilitasyonunun sonuçları
Amaç:Beynin arka dolaşım sistemini etkileyen serebrovasküler olay (SVO) sonrası, santral vestibüler işlev bozukluğu olan akut dönem hastalarında farklı iki denge rehabilitasyon programının denge, yürüme, özürlülük seviyesi, düşme riski ve işlevsel bağımsızlık üzerine etkilerinin belirlenmesidir.Yöntem:Çalışmaya beyin sapı ve serebellar enfarkt geçirmiş 25 hasta dahil edildi. Tüm hastalar hastane içi dönemde çalışma ve kontrol grubuna randomize edildikten sonra çalışma grubu hastalarından kart çekme yöntemiyle iki farklı rehabilitasyon grubu oluşturuldu. Kontrol grubu, hastanede öğretilen egzersizleri 6 hafta boyunca evde uygulamaya devam etti.Çalışma grubu ise 6 hafta süreyle bireye özgü egzersizlerden oluşan rehabilitasyon programlarına alındı. Tedavi yöntemlerinden bir tanesi bilgisayarlı denge sisteminde uygulanan (NeuroCom System Version 8.1 Balance Master) rehabilitasyon programı idi. Sistemde görsel geri bildirim ile hastaya uygun özel denge egzersizleri oluşturuldu. Diğer tedavi yöntemi olan gözetimli ev programı grubunda ise hastalar, haftada bir kez kontrole gelerek vestibüler rehabilitasyon egzersizlerini evde uyguladı. Altı haftanın sonunda tüm hastalara tedavi öncesinde uygulanan değerlendirmeler tekrar edildi. Değerlendirmede Berg Denge Ölçeği, Ataksi Değerlendirme ve Derecelendirme Ölçeği, Başdönmesi Engellilik Envanteri, Aktiviteye Özgü Denge Güvenlilik Ölçeği, Düşme Etki Ölçeği, Dinamik Yürüme İndeksi, Süreli Kalk Yürü Testi, Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği ile Balance Master denge ve performans test cihazının statik ve dinamik denge testleri kullanıldı.Bulgular:Tüm gruplarda denge ölçeklerinin sonuçları, anlamlı iyileşme göstermiş (p<0.05) fakat gruplar arasında tedavi sonu değerleri açısından anlamlı farklılık görülmemiştir (p>0.05). Balans Master sisteminde dengenin kliniğe uyarlanmış duyusal etkileşim testine (DKUDET) göre yerçekimi merkezi salınım hızı, tüm gruplarda anlamlı iyileşirken (p<0.05) gruplar arasında tedavi sonu değerleri açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05).Dinamik denge yeteneklerini yansıtan kararlılık sınırları testi sonuçlarında postürografi eğitim grubu hastalarında tedavi sonrasında anlamlı iyileşme saptandı (p<0.05).Topuk-parmak ucu yürüme testinde ev programı grubunun, normal yürüme testinde ise kontrol grubu hastalarının anlamlı iyileşme gösterdiği tespit edildi (p<0.05).Sonuç:Elde edilen sonuçlar, üç grubun denge işlevleri tedavi sonrası iyileşme göstermiştir fakat iyileşme miktarları açısından gruplar arasında anlamlı görülememiştir. Sonuçlara göre erken dönemde rutin programlara ek olarak uygulanan tedavilerin iyileşme üzerine ek katkı sağlamadığı düşünülmektedir. Dolayısıyla hastaların akut dönemi geçirdikten sonra devam eden dengesizlik şikayetleri mevcutsa uygun rehabilitasyon programlarına katılmasının daha başarılı sonuçlar doğuracağı yorumu yapılmıştır.Anahtar kelimeler:Santral vestibulopati, akut dönem, rehabilitasyon, iyileşme
İnmeli hastalarda denge eğitiminin nörolojik rehabilitasyonda etkisinin değerlendirilmesi
Amaç ve Hipotez:İnme sonrası denge bozuklukları kas gücünde azalma ve etkilenen bacaktan gelen duyusal bilgilerin azalmasına bağlıdır. Hemiplejik hastalarda stabil ayakta durma pozisyonunun iyileşmesi rehabilitasyon sürecinde kritik bir basamaktır.İnme sonrası nörofizyolojik, motor öğrenme ve ortopedik prensipleri hedef alan çeşitli terapötik yaklaşımlar vardır. Bunların hiçbirisi dengeyi özel olarak hedef almaz ve postüral kontrolün iyileşmesinde bu yaklaşımlardan hangisinin daha etkili olduğuna dair kanıt yoktur. Bu sebeple inmeli hastalarda dengeyi artırıcı ödev yönelimli egzersiz eğitimi ve kullanıcıya görsel girdi sağlayarak vücudun ağırlık merkezinin denge sınırları içerisinde tutulmasını sağlayan, denge eğitimi veren ve denge değerlendirmesinin yapılabildiği bir cihaz olan denge eğitim cihazı ile tedavi gibi yeni terapötik yaklaşımlar geliştirilmiştir.Bu çalışmanın amacı inmeli hastalarda konvansiyonel inme rehabilitasyonuna ek olarak dengeye özel egzersiz eğitiminin veya Sport Kat Kinestethic Ability Trainer ile verilen eğitimin dengenin klinik ve laboratuar ölçümleri ile lokomotor performans ve günlük yaşam aktivitesi üzerine etkilerini değerlendirmektir. Ayrıca çalışmada dengenin klinik ve laboratuar ölçümleri arasındaki korelasyonun da değerlendirilmesi hedeflenmiştir.Materyal Metod:Çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Hemipleji Polikliniği'ne başvuran serebrovasküler olaya bağlı hemiplejisi olan 30 hasta çalışmaya dahil edildi. Serebrovasküler olay üzerinden en az 6 ay geçmiş olan hastalar Brunnstrom'a göre motor iyileşme düzeyi, Modifiye Ashworth skalasına göre spastisite, hafif dokunma duyusu ve eklem pozisyon duyusu, serebellar bulgu varlığı, yıldız silme testi ile ihmal fenomeni, Fonksiyonel Ambulasyon Skalası (FAS) ile ambulasyon yeteneği ve Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçütü (FBÖ) ile günlük yaşam aktivitesi açısından değerlendirildi. Dengeleri klinik olarak Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ile, laboratuar olarak SportKat cihazıyla balans indeks (Bİ) hesaplanarak değerlendirildi.Değerlendirme sonrasında hastalar üç gruba randomize edildi. Her grup için rehabilitasyon programı sekiz hafta süreyle, haftada iki kez olacak şekilde düzenlendi. İlk gruba (Grup 1) konvansiyonel egzersiz programına ek olarak SportKat Kinestethic Ability Trainer cihazıyla her seansta 15 dakika statik denge eğitimi verildi. İkinci gruba (Grup 2) sadece konvansiyonel egzersiz programı verildi. Üçüncü gruba (Grup 3) konvansiyonel egzersiz programına ek olarak dengeye özel egzersizler içeren ödev yönelimli program uygulandı. Hastalar sekiz hafta sonunda aynı şekilde tekrar değerlendirildi.Bulgular:Çalışmamızda sekiz haftalık rehabilitasyon periyodundan sonra her üç grubun da kendi içlerinde BDÖ değerleri anlamlı olarak düzelmiştir. Ek olarak SportKat ile tedavi olan grupta Bİ'de de anlamlı düzelme olduğu, dengeye özel egzersizlerle tedavi olan gruptaysa BDÖ yanında FBÖ ve Bİ'de anlamlı düzelme olduğu gözlenmiştir. Üç grup birlikte değerlendirildiğinde tedavi sonrasında grup 1'in Bİ ve FAS'taki düzelmesi grup 2'ye göre anlamlı olarak fazlaydı ve grup 1 ve grup 3, grup 2'ye göre BDÖ değerinde de belirgin düzelme göstermiştir. Tedavi öncesine göre BDÖ ve FAS değerlerinde oluşan değişimlerin farkına bakıldığında ise üç grubun birbirine üstünlükleri olmadığı gözlenmiştir. Dolayısıyla konvansiyonel inme rehabilitasyonun dengenin klinik ölçümünde anlamlı düzelmeye yol açtığı, SportKat ile denge eğitiminin ve ödev yönelimli rehabilitasyonun denge ve GYA'yı gösteren parametrelerde birbirlerine istatistiksel olarak anlamlı üstünlükleri olmadan düzelme gösterdikleri gözlenmiştir.Klinik olarak dengeyi değerlendiren BDÖ, ambulasyonu skalası FAS ve GYA'yı derecelendiren FBÖ'nün objektif denge ölçütü olan Bİ değeriyle anlamlı bir korelasyon göstermediği saptandı. Alt ekstremite Brunnstrom evresi yüksek olan hastaların daha iyi dengesi olduğu gözlendi.Sonuç:Sonuçta konvansiyonel egzersizler ve buna ek olarak uygulanan ödev yönelimli denge egzersizleri veya SportKat ile verilen denge eğitimi bağımsız ambule olabilen kronik inmeli hastalarda denge rehabilitasyonunda katkı sağlar, son iki yaklaşım hastaların hem dengelerine hem de GYA'larına ek katkıda bulunur.Anahtar Sözcükler: İnme, denge, ödev yönelimli denge egzersizi, denge eğitim cihazı
Ankilozan spondilitli hastalarda kombine fizyoterapi-kaplıca tedavisinin semptomlar, spinal mobilite ve fonksiyonlar üzerine etkisi
AMAÇ: Ankilozan Spondilitli (AS) hastalarda kombine fizyoterapi-kaplıca tedavisinin semptomlar, spinal mobilite ve fonksiyonlar üzerine etkisini değerlendirmek.GEREÇ VE YÖNTEM: Yarı deneysel olarak planlanan araştırmamızda 2006-2008 yılları arasında Balçova Termal Tesisleri Kaplıca Kür Merkezinde tedavi almış Norveçli AS hastaların medikal kayıtlarından yararlanılmıştır. Toplam 207 hasta dosyası üzerinden hastaların ağrı (visuel analog skalası:VAS), sabah sertliği (süresi), yorgunluk (VAS), tragus-duvar mesafesi (cm), sağ ve sol servikal rotasyon (cm), sağ ve sol lumbal lateral fleksiyon(cm), modifiye schober (cm), intermalleoler mesafe (cm), torakal ekspansiyon (cm), fonksiyon (Bath Ankylosing Spondylitis Index-BASFI) değerlerinin tedavi öncesi ve tedavi sonrası ortalamaları karşılaştırılmıştır. İstatistiksel analiz için bağımlı gruplarda t testi kullanılmıştır.SONUÇ: Çalışmaya alınan AS' li hastaların yaş ortalaması 47.5 ±10.3, ve medyan yaş ise 49 (Minimum 21-Maksimum 67) olarak bulunmuştur.Semptomlar (ağrı, sabah sertliği, yorgunluk), spinal mobilite (targus-duvar mesafesi, sağ ve sol servikal rotasyonlar, modifiye schober, sağ ve sol lateral lumbal fleksiyonlar, intermalleolar mesafe ve torakal ekspansiyon) ve fonksiyona ait değerlerin tümünün tedavi öncesi ve tedavi sonrası ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur.TARTIŞMA: AS' li hastalara uygulanan kısa süreli (4 hafta) kombine kaplıca-fizyoterapi tedavisinin bu bireylerde semptomların iyileşmesinde, spinal mobilite ve fonksiyonların gelişmesinde etkili olduğu ve tüm bu parametrelere ait değerlerde istatistiksel olarak anlamlı değişikler elde edildiği görülmüştür.ANAHTAR KELİMELER: Ankilozan Spondilit, kombine kaplıca-fizyoterapi, semptomlar, spinal mobilite, fonksiyonlar
Geriatrik olgularda yürüyüş parametrelerinin düşme ve denge ile ilişkisi
Amaç: Çalışma yaşlı bireylerin yürüyüş özelliklerinin belirlenmesi ve yürüyüş özelliklerinin düşme ve dengeyle ilişkisinin araştırılması amacıyla yapıldı. Yöntem: Çalışmaya 65 yaş üzeri 105 olgu dahil edildi. Olguların son 6 aydaki düşme sayıları kaydedildi. Yürüyüş özelliklerinden yürüme hızı (4 m yürüme testi), adım uzunluğu ve kadans değerlendirmeleri yapıldı. Dinamik denge (Kararlılık Sınırları İndeksi-KSİ) ve statik denge (Postural Stabilite-PS ve Duyusal Etkileşim Denge Testi-DEDT) değerlendirmeleri için Biosway Taşınabilir Denge Sistemi kullanıldı. Alt ekstremite kas kuvvet değerlendirmesi (Kuadriseps Femoris ve Tibialis Anterior kasları) taşınabilir dinamometre ile yapıldı. Bulgular: Olguların ortalama yürüme hızı 1,23m/sn, adım uzunluğu 0,55m ve kadans 107,9adım/dk olarak belirlendi. Katılımcılar düşme öyküsü olan ve olmayan olarak iki gruba ayrıldığında yürüme hızı ve kadans açısından gruplar arası fark yoktu (p>0,05), adım uzunluğu açısından ise düşme öyküsü olmayan grup lehine daha fazlaydı ve aralarında anlamlı fark vardı (p<0,05). Olguların kas kuvvetleri ile değerlendirilen yürüyüş özellikleri arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Denge değerlenmdirmelerinden ise PS ile yürüme hızı arasında, KSİ ile adım uzunluğu arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon bulundu (p<0,05). Ayrıca DEDT ile kadans arasında da istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardı (p<0,05). Sonuç: Sonuçlarımız yaşlı bireylerde yürüyüş özellikleri ile düşme öyküsü, statik ve dinamik denge parametreleri arasında ilişki olduğunu göstermiştir. Yürüyüş özelliklerinin farklı nöromusküler bileşenlerinin olması nedeniyle yapılacak yeni çalışmalarda denge, kas kuvveti, düşme ve yürüyüş özelliklerinin bütüncül olarak ele alınması gerekliliği sonucuna varıldı. Anahtar sözcükler: Yürüyüş Özellikleri, Düşme, Denge, Kas Kuvveti
Ankilozan spondilitli hastalar ile sağlıklı kontrollerde core stabilizasyon ve dengenin karşılaştırılması
Amaç: Ankilozan spondilit(AS) hastaları ile sağlıklı bireyler arasında ''core'' stabilizasyon ve dengedenin karşılaştırılarak AS hastalarında ''core'' stabilizasyon ve dengede bozulmalar olup olmadığının belirlenmesidir. Yöntem: Çalışmamızda AS tanısı almış 64 hasta ve 64 sağlıklı birey değerlendirildi. ''Core'' stabilizasyonun değerlendirilmesi amacıyla endurans testleri kullanıldı ve kalça çevresi kas kuvveti değerlendirildi. Statik ''core'' enduransının değerlendirilmesi amacıyla gövde fleksör endurans, ekstansör endurans ve lateral köprü testleri; dinamik ''core'' enduransının değerlendirilmesi amacıyla mekik testi kullanıldı. Kalça ekstansiyon, abduksiyon, eksternal rotasyon kuvveti el dinamometresi ile ölçüldü. Dengenin değerlendirilmesinde Biodex Denge Sistemi kullanıldı. Sabit zeminde postüral stabilite, hareketli zeminde postüral stabilite, tek ayak üzerinde postüral stabilite ve kararlılık sınırları değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında cinsiyet, yaş, kilo, boy ve vücut kitle indeksi açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu(p>0,05). AS hastalarında gövde fleksör, ekstansör endurans ve lateral köprü test sürelerinin sağlıklı gruba göre anlamlı derecede düşük olduğu görüldü(p<0,05). Sağlıklı kontrol grubunun mekik testi sonucu AS grubundan anlamlı derecede yüksekti(p=0,002). AS grubunun sağ ve sol kalça abduksiyon kuvveti sağlıklı gruba göre anlamlı derecede düşük bulundu(p<0,05). Kontrol grubunda AS grubuna göre sabit zeminde çift ayak üzerinde, sol ayak üzerinde postüral stabilitenin daha iyi; genel, ön, arka ve sağ kararlılık sınırları sonuçlarının daha yüksek olduğu görüldü(p<0,05). Sonuç: AS'nin ''core'' stabilizasyon ve denge üzerine olumsuz etkileri olduğu sonucuna ulaşıldı. Bu çalışmanın sonucuna göre AS hastalarının rehabilitasyon programına ''core'' stabilizasyon ve denge eğitiminin eklenmesi yaralı olacaktır. Anahtar sözcükler: ankilozasn spondilit, ''core'' stabilizasyon, denge
Pulmoner arteryel hipertansiyonlu hastalarda nöromusküler elektrik stimülasyonunun etkilerinin incelenmesi
Amaç: Pulmoner arteryel hipertansiyonlu (PAH) hastalarda nöromusküler elektrik stimülasyonunun (NMES) başta periferal kas kuvveti olmak üzere diğer fiziksel ve psikososyal değişkenler üzerine etkilerinin incelenmesiydi. Yöntem: Randomize kontrollü değerlendirici kör dizayndaki araştırmaya tedavi ve kontrol grubu olmak üzere 31 PAH hastası dâhil edildi. Tedavi grubuna bilateral deltoid ve kuadriseps femoris kaslarına 3 gün/hf, 8 hafta 50 Hz'lik NMES uygulandı. Tedavi öncesi ve sonrası hastaların üst ve alt ekstremite kas kuvveti, solunum kas kuvveti, kas kesit alanı ve kalınlığı, artırma basıncı ve nabız dalga hızı, egzersiz kapasitesi, yürüme hızı, fonksiyonel mobilite ve denge performansları, aktivite denge güveni, postürografik denge, anksiyete, depresyon, yorgunluk algılamaları, fiziksel aktivite seviyesi, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kaliteleri değerlendirildi. Bulgular: Toplam 22 hasta (tedavi=11, kontrol=11) sekiz haftalık izlemi tamamladı. Hasta grupları arasında demografik ve klinik özellikler bakımından anlamlı fark yoktu (p>0.05). Tedavi grubunda diz ekstansiyonu, omuz fleksiyon ve abdüksiyonu kas kuvvetleri, kavrama kuvveti, maksimum ekspiratuar basınç, rektus femoris kas kesit alanı ve kuadriseps femoris kas kalınlığı, nabız dalga hızı, 6 dakika yürüme mesafesi, fonksiyonel mobilite ve denge performansı, anksiyete, yorgunluk düzeyi, fiziksel aktivite seviyesi, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesinde ilk değerlendirmelere göre anlamlı gelişme saptandı (p<0.05). Sonuç: Bu çalışma, PAH hastalarında NMES uygulamasının periferal kas kuvveti, kas kesit alanı ve kalınlığı, egzersiz kapasitesi, mobilite ve denge performansı, fiziksel aktivite seviyesi ve yaşam kalitesini artırdığı, yorgunluk düzeyi, günlük yaşam aktiviteleri kısıtlılığı, arteryel sertlik seviyesi ve anksiyete düzeylerini azalttığını gösterdi. PAH'lı hastalarda NMES uygulaması kardiyopulmoner rehabilitasyonda etkin bir yöntemdir.
Diz osteoartritli hastalarda kapalı kinetik zincir egzersizleri ve açık kinetik zincir egzersizlerinin karşılaştırılması
Amaç: Diz Osteoartiti (OA), hastalarda sebep olduğu ağrı, fonksiyonel düzeyde yetersizlik ve yaşam kalitesindeki azalma nedeniyle önemli bir sağlık sorunudur. Çalışmanın amacı diz OA'lı hastalarda gözetimli uygulanan açık ve kapalı kinetik zincir egzersizlerinden oluşan eğitimlerin ağrı şiddeti, izokinetik kas kuvveti, fonksiyonel düzey ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini belirlemektir. Yöntem: Çalışmaya diz OA (evre I ve II) tanısı alan toplam 60 hasta dahil edildi. Hastalar, basit rastgele örnekleme yöntemi ile Grup I [(Açık kinetik zincir (AKZE)], Grup II [Kapalı kinetik zincir (KKZE)] ve Grup III (Kontrol Grubu) olacak şekilde üç gruba ayrıldı. Hastaların yaş ortalaması AKZE, KKZE ve Kontrol Grubu olarak sırasıyla 53,05±10,88, 54,40±7,92 ve 56,10±12,73 yıl olarak bulundu. Hastaların gruplarına uygun olacak şekilde AKZE ve KKZE'lerden oluşan programlar haftada 3 gün ve 6 hafta fizyoterapist gözetiminde uygulandı. Sonraki 6 hafta ev programı olarak düzenlendi ve hastalar kontrollere çağrılarak 3 aylık program tamamlandı. Kontrol grubuna standart kombine egzersiz programı oluşturuldu ve broşür olarak verildi. Tüm hastaların başlangıç ağrı şiddeti (VAS), kas kuvveti, fonksiyonel durum (WOMAC) ve yaşam kalitesi (SF-36) değerlendirmeleri yapıldı. Altıncı hafta ve 3. ayda aynı değerlendirmeler tekrar edildi. Bulgular: Başlangıçta demografik özellikler ve değerlendirilen parametreler açısından gruplar homojendi (p>0.05). Hem AKZE hem de KKZE grubunda tedavi öncesine göre 6.hafta ve 12. hafta değerlendirmelerinde ağrı şiddetinde azalma, izotonik kas kuvvetlerinde artma, WOMAC skorunun tüm parametrelerinde ve SF-36'nın sadece fiziksel fonksiyon ve ağrı parametrelerinde anlamlı değişiklikler elde edildi (p<0.05). Kontrol grubunda ise hiçbir parametrede anlamlı değişiklik görülmedi (p>0.05). AKZE ile KKZE grupları birbiri ile karşılaştırıldığında 6. hafta ve 12. hafta değerlendirme sonuçlarının benzer olduğu ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görüldü (p>0.05). Sonuç: Sonuçlarımız, evre I ve evre II diz OA'lı hastaların tedavisinde, planlı ve gözetimli uygulanan AKZE veya KKZE'lerinden oluşan programların ağrı şiddetinin azaltılmasında, izokinetik kas kuvvetinin ve fonksiyonelliğin arttırılmasında benzer etkiye sahip olduğunu göstermiştir.
Non-spesifik kronik boyun ağrılı genç yetişkinlerde motor imgelemenin fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
ÖZET Amaç: Non-spesifik kronik boyun ağrılı genç yetişkinlerde motor imgelemenin fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemekti. Yöntem: Non-spesifik kronik boyun ağrılı 40 genç yetişkin randomizasyonla egzersiz grubu (grup I) (n=20), motor imgeleme ve egzersiz grubu (grup II) (n=20) olarak iki gruba ayrıldı. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve sonrası olmak üzere iki kez yapıldı. Değerlendirme de demografik bilgiler için veri kayıt formu; ağrı için; Görsel Analog Skalası, özürlülük değerlendirmesi için; Boyun Özür Göstergesi Ölçeği, uyku kalitesi için Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği, anksiyete için; Beck Anksiyete Ölçeği, depresyon için; Beck Depresyon Ölçeği, imgeleme için; Hareket İmgeleme Ölçeği, yaşam kalitesi için ise Kısa Form-36 yaşam kalitesi formu kullanıldı. Boyun bölgesi için eklem hareket açıklığı, derin duyu değerlendirmesi, ağrı eşiği ve kas endurans ölçümleri yapıldı. Egzersiz programı iki gruba da haftada 5 gün 4 hafta uygulandı. Grup II'ye, egzersizlere ek olarak motor imgeleme programı her gün maksimum 15 dakika uygulandı. Bulgular: Her iki grup olgularımız yaş, boy, kilo gibi demografik özellikleri açısından homojendi. Egzersiz eğitimi öncesi-sonrası; yaşam kalitesi alt parametrelerinden fiziksel fonksiyon (p=0.0123), sosyal fonksiyon (p=0.001) ve mental sağlık (p<0.001) için sadece grup II olgularında olumlu artışlar oldu ancak gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Egzersiz eğitimi sonrası sadece grup II olgularında diğer gruba göre boyun ekstansör kas enduransında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0.05). Sonuç: Motor imgeleme kronik boyun ağrılı bireylerde kas enduransınını kısa sürede artırdı. Bunun yanında motor imgeleme eğitimi fonksiyonelliği, imgeleme yeteneğini ve yaşam kalitesini olumlu etkilemektedir. Anahtar Sözcükler: Boyun ağrısı, Motor imgeleme, Yaşam kalitesi
Radius distal uç kırıklarında erken manuel terapinin fonksiyonel sonuçlar üzerine etkisi
Amaç: Radius distal uç kırığı (RDUK) sonrası volar plaklama yapılan hastalarda cerrahi sonrası erken manuel terapi uygulamalarının fonksiyonel sonuçlar üzerine etkilerini incelemek. Yöntem: Hastalar randomize olarak Rutin Fizyoterapi (RF) grubu (n=17) ve Erken Manuel Terapi (EMT) grubu (n=15) olmak üzere iki gruba ayrıldı. RF grubuna rutin fizyoterapi programı uygulanırken, EMT grubuna rutin fizyoterapi programına ek olarak Mulligan'ın hareket ile mobilizasyon yöntemi uygulandı. Tüm uygulamalar haftada iki seans olmak üzere 12 hafta boyunca yapıldı. Hastaların ağrı şiddeti, ödemi, EHA, el ve parmak kavrama kuvvetleri, fonksiyonu, özürlülüğü, yaşam kalitesi değerlendirildi. Ölçümler cerrahi sonrası 3. hafta, 6. hafta ve 12. haftada yapıldı. Bulgular: Grupların yaş dışındaki demografik ve klinik özellikleri benzerdi ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0.05). Her iki grupta da ilk ölçümlere göre ağrı şiddeti, ödem ve DASH-T özürlülük değerlerinde azalma, EHA, kavrama kuvveti ve Hasta Bazlı El Bileği Değerlendirme Anketi (HBEBD) fonksiyon değerlerinde anlamlı artış görüldü (p<0.05). Her iki grup birbiri ile karşılaştırıldığında EMT grubunda RF grubuna göre tüm ölçümlerdeki ağrı şiddeti ve HBEBD skorlarının daha düşük, EHA ve kavrama kuvveti değerlerinin daha yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuçlar: RDUK volar plaklama sonrası erken dönemde rutin fizyoterapi programına eklenen manuel terapi uygulaması ağrı şiddeti, EHA, kavrama kuvveti ve el fonksiyonları üzerine rutin fizyoterapiye göre daha etkilidir. Bu hastalarda manuel terapi, postoperatif erken dönemde güvenli bir şekilde uygulanabilir.
Genç futbolcularda q açısı ve alt ekstremite performansının cinsiyetle ilişkisinin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı genç futbolcularda cinsiyetlere göre Q açısı farklılıkları ve Q açısı ile alt ekstremite performansı arasındaki ilişkileri araştırmaktı. Yöntem: Çalışmaya 62 genç futbolcu (10-14 yaş) dahil edildi. Katılımcılar cinsiyetlerine göre (32 erkek, 30 kız) iki gruba ayrıldı. Quadriceps açısı (Q açısı) ölçümleri sırtüstü quadriceps femoris kası istirahatte, sırtüstü quadriceps femoris kası izometrik olarak kasılı ve ayakta olmak üzere üç farklı pozisyonda yapıldı. Ayrıca hand-held dinamometre kullanılarak quadriceps femoris kas kuvveti ve dikey sıçrama testi kullanılarak alt ekstremite performansı belirlendi. Bulgular: Çalışma başlangıcında gruplar yaş açısından benzer bulundu. Kızlar quadriceps femoris kasılıyken ve ayakta ölçülen Q açıları ve dikey sıçrama test sonuçları açısından daha büyük değerlere sahipken, erkeklerde her iki taraf quadriceps femoris kas kuvveti daha fazla bulundu (p<0,05). Yaş, vücut kütle indeksi, quadriceps femoris kasılı iken Q açısı, ayakta duruşta Q açısı ve quadriceps femoris kas kuvveti değerleri ile dikey sıçrama testi skorları arasında anlamlı ilişkiler saptandı (p<0,05). Sonuç: Sonuçlarımıza göre, genç futbolcularda quadriceps femoris kas kuvveti Q açısı üzerine negatif bir etkiye sahiptir. Ayrıca, vücut ağırlığı dikey sıçrama test sonuçlarını Q açısı ve quadriceps femoris kas kuvvetine oranla daha çok etkilemektedir. Buna rağmen, alt ekstremite performansı değerlendirilirken dikey sıçrama testi kullanıldığında vücut ağırlığının yanında Q açısı ve quadriceps femoris kas kuvveti de göz önünde bulundurulmalıdır.
Farkli ziplama koşullarinin kadin ve erkek bacak sertliği üzerine etkisi
ABSTRACT?The Effect of Different Hopping Conditions on Leg Stiffnessof Men and Women?lkşan DEM RBÜKEN,PTPurpose: Stiffness is considered as a regulated property of neuromuscular system. Inthis study, stiffness is used as a parameter to quantify neuromuscular system?s behaviorto avoid the complexities by looking at the overall behavior of NMS. The purpose ofour study was to assess the effect of increase in hopping frequency and added weight onleg stiffness of men and women.Materials and Methods: The study group consisted of 22 healthy subjects (11M-11F)ranged in age from 20 to 43 years. Subjects performed two-legged hopping on a forceplatform. The subjects performed three hopping tasks; preferred, fast as possible andwith added mass of 10% bodyweight. F (ground reaction force), fr (frequency) and ct(ground contact time) was measured in three different hopping conditions. Then L(changes in length of leg) and k leg (leg stiffness) was calculated.Results: Leg stiffness increased with an increase in hopping frequency (p=0.000), whilethe added mass did not change it. The leg stiffness of male subjects was greater thanfemale subjects in three hopping conditions (p=0.067, power=0.454).Conclusion: Leg stiffness increased by increasing frequency and added mass have onlysignificant effect on increase in ground contact time. The most important reason forincreasing leg stiffness is a significant decrease in vertical displacement of COM. It willprovide basic knowledge to select different clinical assessment and treatment programs.Key Words: leg stiffness, gender, frequency, added mass, hopping test
Erken ve geç dönem romatoid artrit' li hastalarda semptomlar, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi.
Amaç: Çalışmanın amacı erken ve geç dönem Romatoid Artritli (RA) hastaların, kliniksemptomlar, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesini karşılaştırmak ve kliniksemptomların, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerine olan etkilerini incelemekti.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 32'si erken dönem, 46'sı geç dönem olmak üzere toplam78 Norveçli RA hastası dahil edildi. Hastalarda, ağrı ve yorgunluk şiddeti (VAS), sabahsertliği süresi (dakika), şiş, limitli ve ağrılı eklem sayısı değerlendirildi. RA hastalarındafonksiyonel durumu değerlendirmek için Sağlık Değerlendirme Anketinin Kısa Formu(HAQ-DI), sağlıkla ilgili yaşam kalitesini değerlendirmek için Short Form 36 (SF-36)formu kullanıldı.Bulgular: Erken dönem RA'lı hastaların şiş, limitli ve ağrılı eklem sayısı ile sabahsertliği süreleri geç dönem hastalarına göre daha düşüktü ve aradaki bu farkistatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). lave olarak, iki grubun HAQ-DI, SF-36'nınfiziksel fonksiyon (PF), fiziksel rol (RP), vücut ağrısı (BP) ve genel fiziksel sağlık (PCS)skorları arasındaki fark da istatistiksel olarak anlamıydı (p<0.05). Hastalığın erkendöneminde klinik semptomlar ile HAQ-DI ve SF-36 genel skorları arasında korelasyonbulunmadı (p>0.05). Geç dönemde ise sabah setliği süresi ile HAQ-DI skoru arasında,ağrı şiddeti, sabah sertliği süresi ve yorgunluk şiddeti ile genel fiziksel sağlık skoruarasında korelasyon vardı (p<0.05).Sonuç: RA hastaların ağrı ve yorgunluk şiddeti ile mental sağlıkla ilgili yaşam kalitesi,hastalığın erken ve geç döneminde benzerdir. RA'nın erken döneminde kliniksemptomlar hastaların fonksiyonel durum ve yaşam kalitesini etkilememektedir. Geçdönemde ise hastaların fonksiyonel durumunu en fazla etkileyen semptom sabah sertliğisüresi; fiziksel sağlıkla ilgili yaşam kalitesini etkileyen semptomlar ise ağrı şiddeti, sabahsertliği ve yorgunluk şiddetidir.Anahtar kelimeler: Romatoid artrit, hastalık süresi, fonksiyonel durum, yaşam kalitesi.
Multiple skleroz hastalarında alt ekstremite duyu değişikliklerinin denge üzerinde etkisi
Amaç: Çalışmamız, Multiple Skleroz (MS) hastalarında alt ekstremite duyu değişikliklerinindenge üzerine etkisini belirlemek amacıyla planlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışma, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ana Bilim Dalı NörolojiPolikliniğine başvuran vertigo şikayeti olan, yaşları 26-60 yıl arasında olan toplam 19 MS ve18 sağlıklı birey üzerinde yapılmıştır. Her iki gruba nörootolojik değerlendirmeler yapılmıştır.Duyu değerlendirmesi için hafif dokunma duyusu, iki nokta ayırımı ve pozisyon hissideğerlendirilmiştir. Hafif dokunma duyusu için Semmes-Weinstein Monofilament testi, ikinokta ayırımı için McKinnon-Dellon iki nokta dikriminatörü, pozisyon hissi içinderecelendirilmiş akrilik levha, denge değerlendirmesi için Balance Master NeuroCom 8.0cihazı kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 11.0 programında Mann-Whitney U Testi, Ki-kare testi, Pearson korelasyon testi kullanılarak analiz edilmiştir.Bulgular: MS'li olgularda hafif dokunma ve pozisyon hissinin sağlıklı gruba göre azaldığı(p<0.05), iki nokta ayırımının değişmediği bulundu (p>0.05). Yön kontrolü, tek ayak üzerindedurmada denge, öne doğru yürümede yürüyüş hızı, tandem yürüyüşte adım genişliğininazaldığı, (p<0.05), diğer parametrelerin değişmediği bulundu (p>0.05).Hafif dokunma duyusunun öne doğru yürümede adım uzunluğu ve yürüyüş hızı, tandemyürüyüşünde adım genişliği üzerine etkili olduğu bulunmuştur (p<0.05). Pozisyon hissi ve ikinokta ayırımının denge testleri üzerine etkisi olmadığı görüldü (p>0.05)Sonuç: MS'li bireylerde alt ekstremite hafif dokunma ve pozisyon duyusu etkilenirken, ikinokta ayrımı ve bazı denge parametreleri etkilenmemektedir. Azalmış hafif dokunmaduyusunun denge üzerine olumsuz etkileri vardır.
Perkutan translüminal koroner anjiyoplasti (PTKA) sonrası 8 haftalık egzersiz eğitiminin etkinliğinin değerlendirilmesi
Giriş: Koroner Arter Hastalığı (KAH) olan bireylerde kardiyak rehabilitasyon ve koruyucuprogramların kullanımı son yıllarda giderek daha çok kabul görmektedir.Amaç: Çalışma primer Perkutan Translüminal Koroner Anjiyoplasti (PTKA) sonrası egzersizeğitiminin etkinliğini belirlemek, egzersiz eğitiminin yaşam tarzı şekline dönüştürülmesikonusunda hastalara geri-bildirim oluşturmak amacıyla planladı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji AD' nabaşvurarak stabil anjina pektoris (AP) nedeniyle primer PTKA uygulanmış toplam 33 olgu (9kadın, 24 erkek, yaş ortalaması 60.29±10.06 yıl) dahil edildi. Olgular rastgele örneklemeyöntemi kullanılarak egzersiz ve kontrol grubu olmak üzere ikiye ayrıldı ve 8 hafta süreyle,haftanın 3 günü, 20- 45 dk süreli egzersiz programı uygulandı. Egzersiz grubuna germe,kuvvetlendirme ve kalistenik egzersizlerden oluşan kontrollü-süpervize egzersiz programıuygulanırken, kontrol grubundaki olgulara aerobik egzersiz programı (yürüme, bisiklet)önerildi. Olguların tedavi öncesinde ve sonrasında vücut kompozisyonları, esnekliği, kaskuvveti, kardiyopulmoner uygunluğu, fonksiyonel kapasitesi ve yaşam kalitesideğerlendirildi.Bulgular: 8 haftalık egzersiz eğitimi sonrasında egzersiz grubunda beden-kütle indeksi(BKI), otur-uzan testi ve sağ/sol gövde lateral fleksiyon değerlerinde istatistiksel olarakanlamlı fark bulunurken (p<0.05), bel-kalça oranında (BKO) anlamlı fark olmadığı belirlendi(p>0.05). Kontrol grubunda eğitim sonrasında kas kuvveti ve esneklikte anlamlı derecedeartış gözlemlenirken (p<0.05), BKI ve BKO' da anlamlı fark gözlenmedi (p>0.05). Her ikigrup kendi aralarında karşılaştırıldığında BKI, esneklik, kas kuvveti ve BKO değerleriaçısından eğitim öncesinde ve sonrasında gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmadı(p>0.05). Egzersiz ve kontrol grubunda egzersiz eğitimi öncesi ve sonrası kardiyakparametrelerde (sistolik ve diyastolik kan basıncı (SKB, DKB), kalp hızı (KH), doubleproduct(DP) ) ve solunum frekansında (SF) anlamlı derecede azalma, algılanan egzersizşiddeti (BORG), yürüme mesafesi, fonksiyonel kapasite, maxVO2 ve yaşam kalitesideğerlerinde anlamlı derecede artış gözlemlenirken (p<0.05), gruplar kendi aralarındakarşılaştırıldığında kardiyak parametreler, solunum frekansı, algılanan egzersiz şiddeti,yürüme mesafesi, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi değerleri arasında bir farkbulunmadı (p>0.05).Sonuç: Egzersiz eğitimi stabil anjina pektorisi olan hastalarda PTKA sonrasındauygulanıldığında kan basıncı, kalp hızı, solunum frekansı gibi hemodinamik parametreleri,algılanılan egzersiz şiddetini, yürüme mesafesini, fonksiyonel kapasiteyi ve maxVO2 ` yiolumlu yönde etkilemektedir.Anahtar Kelimeler: Stabil Anjina Pektoris, PTKA, egzersiz eğitimi, fonksiyonel kapasite
Fizyoterapide kullanılmak üzere somatosensoriyel uyaranların değerlendirilmesine yönelik elektrofizyolojik bir metotun geliştirilmesi
Çalışmamız, somatosensoriyel uyaranların beyindeki işlemleme süreçleriniaydınlatmaya yönelik planlanmıştır. Bu amaçla, genç erişkin, sağlıklı bireylerde dokunsaluyaranın beyin osilasyonları üzerine etkisi, görsel ve işitsel uyaranlara verilen beyinosilasyon yanıtlarıyla karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmaya, yaşları 18-29 arasıdeğişen 60 gönüllü birey dahil edilmiştir. Rasgele 3 gruba ayrılan bireylerden bir grubasomatosensoriyel uyaran, ikinci gruba görsel uyaran, üçüncü gruba ise işitsel uyaranverilmiştir. Somatosensoriyel uyaran, bir pnömatik uyarıcı ile hafif dokunma şeklindeuygulanmıştır. Ses, ışık ve elektromanyetik alandan yalıtılmış bir odada verilen uyaranlarsırasında kişiden sürekli elektroensefalografi (EEG) kaydı alınmıştır. Uluslararası 10-20sistemine göre saçlı deriye yerleştirilmiş 14 elektrottan kayıt alınmıştır. Kayıttanartefaktlar ayrıştırıldıktan sonra, uyaran öncesi ve sonrası bir saniyelik kesitlerdeğerlendirmeye alınmıştır. Beyin osilasyonlarını incelemek amacıyla, veriler delta (0,5-3,5 Hz), teta (4-7 Hz), alfa (8-13 Hz), beta (15-30 Hz) ve gamma (28-48 Hz) frekansbandlarında filtrelenmiştir. Kıyaslamalar istatistiksel olarak ANOVA ile yapılmıştır.Bulgular, somatosensoriyel uyarana karşılık yaygın bir delta yanıtı, primer ve sekonderduyusal alanlarda görsel ve işitsel yanıtlardan farklı olarak alfa ile birlikte yüksek tetayanıtları ve uyaran tipi arası farklılık göstermeyen global beta ve gamma yanıtlarınınvarlığını göstermiştir. Sonuç olarak, beyin osilasyonlarının uyarana özgü yanıtlaroluşturduğu ve bu yanıtların ileri incelemeleriyle birlikte fizyoterapötik uygulamalarındeğerlendirilmesinde kullanılabileceği görüşüne varılmıştır.Anahtar kelimeler: dokunsal, somatosensoriyel uyarılmış potansiyel, beyin osilasyonları,pnömatik uyarıcı, delta yanıtı1
Profesyonel dansçılarda kas iskelet sistemi yaralanmaları
Amaç: Çalışmada; profesyonel dansçıların, kas iskelet sistemi özelliklerinin belirlenmesi vebunların diğer faktörlerle birlikte yaralanma profilleri ile muhtemel ilişkilerinin araştırılmasıamaçlanmaktadır.Gereç ve Yöntem: Çalışma ?Şaman? dans grubu dansçılarından 26 kadın, 16 erkek, toplam42 gönüllü ile grubun stanbul Teknik Üniversitesi Taş Kışla kampüsündeki çalışmayerlerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada anketler ile yaş, boy, vücut ağırlığı, dominant el,sigara ve alkol kullanma alışkanlıkları, dans geçmişleri, dans tipi, eğitim süreleri, dansabaşlama yaşları, dans edilen zemin türü, kullanılan ayakkabı türü, ısınma, soğuma, germeegzersiz alışkanlıkları, kendileri için öngördükleri dansı bırakma yaşı ve önceki yaralanmaprofilleri sorgulanmıştır. Klinik değerlendirmede; pektoral kaslar, hamstring kasları, kalçafleksör kasları, tensör fasia lata ve lumbal ekstansör kaslarına yönelik kısalık testleri ile gövdehiper-ekstansiyonu, lateral fleksiyon ve otur-uzan esneklik testleri yapılmıştır. Eklem hareketaçıklıkları ?nötral 0 yöntemi? ne göre universal goniometreyle, genel laksite durumları iseBeighton skorlaması kullanılarak değerlendirilmiştirVerilerin istatistik analizinde Ki-kare, Mann-Whitney U ve t testi yöntemleriStatistical Package for Social Sciences 11.0 (SPSS 11.0) programı ile uygulanmıştır.Bulgular: En sık yaralanma %30.0 ile ayak bileği, en az yaralanma ise %5.0 ile ayaktasaptanmıştır. Ders öncesi uygun şekilde ısınan dansçılar anlamlı derecede daha azyaralanmaktadır (pâ¹0.05). Dansçılarda otur-uzan testi sonucu arttıkça yaralanmaların da arttığıgörülmüştür (pâ¹0.05).Sonuç: Türk halk oyunları ile modern dansın birleştirilmesi ile oluşturulan ve profesyonelalanda en çok icra edilen türlerden biri olan karma dans stilinde yaralanmalar en çok ayakbileği ekleminde görülmektedir. Yaralanmalara etkiyen en önemli faktörler gövde fleksiyonuve ders öncesi ısınmadır.Anahtar Kelimeler: Dans, Yaralanma Profili, Kas-skelet Yaralanmaları
Elit teniscilerde glenohumeral eklem hareketliliği, skapular diskinezi ve omuz eklemi pozisyon hissinin değerlendirilmesi
Giriş: Baş üzeri atış sporu yapan atletlerin omuz eklemleri yüksek mikrotravmatik stresleremaruz kaldığı için bu kişilerin dominant omuzlarında, non-dominant omuzlarına kıyasla bazıfiziksel değişiklikler görülür. Yaralanma riski altındaki omuzu tanımlamak ve atış sporu yapanatlet için önleyici ve rehabilite edici stratejiler geliştirmek amacıyla, sağlıklı atıcı omuzdakiadaptasyonları saptamak gereklidir.Amaç: Çalışmanın amacı; elit tenisçilerin omuzlarında glenohumeral eklem rotasyonelhareketliliğini, rotasyonel hareketlerde eklem pozisyon hissini, skapular diskineziyi ve posteriorkapsül gerginliğini değerlendirmek, dominant ve non-dominant omuzları karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Ocak-Mart 2006 tarihleri arasında, zmir genelindeki tenis kulüplerinde, enaz son 5 yıldır ara vermeden tenis oynayan, 7 kadın ve 15 erkek (yaş ortalamaları 21.0± 9.5 yıl)elit tenisçi olgu çalışmaya dahil edildi.Olguların sosyodemografik özellikleri, son 2 yıl içindeki omuz ağrısı semptomu, tenis oynamasüreleri, glenohumeral eklem rotasyonel hareketliliği, rotasyonel hareketlerde glenohumeraleklem pozisyon hissi, skapular diskinezi ve posterior kapsül gerginliği değerlendirildi.statistiksel analizler SPSS 11.0 programı kullanılarak yapıldı.Bulgular: Elit tenisçilerin dominant ve non-dominant omuzları, glenohumeral ekleminrotasyonel hareketliliği açısından karşılaştırıldığında, nternal Rotasyon (IR) ve total rotasyonortalamalarının dominant omuzlarda düşük olduğu belirlendi (p<0.05). ER'un %90'ında yapılanölçümlerdeki hata skorlamaları dominant tarafta daha yüksek bulundu (p<0.05). SkapularDiskinezi Testi (SDT) sonuçlarında, dominant tarafta daha fazla skapular diskinezi tespitedilerek, omuzlar arasında anlamlı fark saptandı (p<0.05). Lateral Skapular Kayma Testi (LSKT)sonucunda, dominant ve non-dominant omuzlar kıyaslandığında, 2 pozisyonda yapılanölçümlerde anlamlı fark bulundu (p<0.05). Ayrıca 11 olguda, test pozisyonlarının en az birinde,omuzlar arasında en az 1,5 cm'lik fark olduğu belirlendi. Dominant omuzlarda posterior kapsülgerginliğinin anlamlı olarak daha fazla olduğu tespit edildi (p<0.05). Cinsiyet, tenis oynamasüresi ve son 2 yıl içindeki omuz ağrısı semptomu açısından, değerlendirilen parametreler arasıfark bulunmazken, LSKT'nde sadece bir test pozisyonunda yapılan ölçümlerdeki farklar ileayrıca ER'un %90'ında yapılan ölçümlerdeki hata skorlarının 18 yaş ve altındaki olgularındominant omuzlarında, 19 yaş ve üstündekilerin omuzlarındakine göre daha düşük olduğubelirlendi (p<0.05).Sonuç: Elit tenisçilerin dominant ve non-dominant omuzları karşılaştırıldığında, dominanttarafta, glenohumeral eklemin IR ve total rotasyon hareketliliğinde, ER'un %90'ındaki eklempozisyon hissinde, posterior kapsül gerginliğinde, skapular pozisyon ve hareketliliğindeadaptasyonel değişiklikler olduğu gözlenmektedir.Anahtar kelimeler: Omuz, tenisçiler, glenohumeral eklem hareketliliği, propriosepsiyon,skapular diskinezi
Bilateral sensorinoral işitme kaybı olan çocuklarda egzersiz programının denge, yürüme ve yaşam kalitesine etkisi
ÖZETB LATERAL SENSOR NORAL Ş TME KAYBI OLAN ÇOCUKLARDA EGZERS ZPROGRAMININ DENGE, YÜRÜME VE YAŞAM KAL TES NE ETK SFizyoterapist Cemile DOĞANAmaç: Çalışmamızın amacı; şiddetli düzeyde bilateral SN K bulunan 5-15 yaş arasıçocuklarda; denge ve yürüme becerileri ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi veegzersiz programının bu sonuçlar üzerine etkisinin değerlendirilmesidir.Gereç ve yöntem: Çalışmaya Ekim 2005-Ocak 2006 tarihleri arasında Besmer şitmeKonuşma ve Ses Bozuklukları Tanı ve Rehabilitasyon Merkezi'nde tedavi gören, şiddetlidüzeyde bilateral SN K bulunan 5-15 yaş arası 26 çocuk dahil edildi ve rasgele seçim yöntemikullanılarak egzersiz ve kontrol grubu olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Egzersiz grubuna görsel-motor eğitim, denge eğitimi, görsel ve somatosensor fonksiyonları arttırmaya yönelikaktivitelerden oluşan vestibuler rehabilitasyon egzersizleri, haftada üç kere 12 haftalık süreboyunca uygulandı. Bu süre içerisinde hem egzersiz hem de kontrol grubundaki çocuklarBesmer'de aldıkları odyolojik eğitime devam ettiler. Olgular çalışmanın başında ve sonundaolmak üzere toplam iki kez denge, yürüme becerileri ve yaşam kalitesi açısındandeğerlendirmeye alındı. Denge becerileri değerlendirmesinde Pediatrik Denge Skalası (PDS);yürüme becerileri değerlendirmesinde Fonksiyonel Yürüyüş Değerlendirmesi (FYD); yaşamkalitesi değerlendirmesinde ise Health Utilities Index Mark 3 (HUIM3) kullanıldı.Bulgular: Egzersiz grubunda, egzersiz programı sonrası PDS ve FYD skorlarında anlamlıgelişme saptanırken (p<0.05), HUIM3 skorlarında anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05). Hemegzersiz hem de kontrol grubunda tedavi öncesi ve sonrası PDS ile FYD skorları arasındaistatistiksel olarak güçlü ve anlamlı bir korelasyon olduğu bulunurken; HUIM3 ile PDS veFYD skorları arasında korelasyon belirlenmedi.Sonuç: SN K olan çocuklarda, denge ve yürüme becerileri arasında anlamlı bir ilişkigözlenirken, yaşam kalitesi ile denge ve yürüme becerileri arasında ilişki belirlenmemiştir. Bugruptaki çocuklarda egzersiz programının denge ve yürüme becerilerinde gelişmeye nedenolduğu, bununla birlikte yaşam kalitesine etkisi olmadığı sonucuna varılmıştır.Anahtar kelimeler: Sensorinoral işitme kaybı, denge, yürüme, yaşam kalitesi, vestibulerrehabilitasyon
Yoğun bakım hastalarında uygulanan mobilizasyon programlarının kardiyopulmoner sistem üzerine etkileri
Amaç: Farklı klinik tanıya sahip yogun bakım hastalarında mobilizasyon programlarına olankardiyopulmoner yanıtları degerlendirmektir.Yöntem: Çalısma Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yogun Bakım Ünitesinde gerçeklestirildi.Mobilizasyon programı, sırtüstü yatıs pozisyonundan baslatılarak, 3 dk yatak içinde desteklioturma (1.asama), 3 dk yatak kenarında desteksiz oturma (2. asama), destekli ayakta durma(3. asama), yaklasık 10 metre destekli yürüme (4. asama) ve 3 dk destekli sandalyede oturma(5. asama) olmak üzere 5 asamadan olusturuldu.Hemodinamik parametreler olarak; kalp hızı, sistolik, diyastolik ve ortalama kan basıncı,solunumsal parametreler olarak; solunum sayısı, periferik oksijen satürasyonu (SpO2) veParsiyel Arteryel Oksijen Basıncı/nspiryum Havasındaki Fraksiyone OksijenKonsantrasyonu (PaO2 / FiO2) oranı kaydedildi.Kalp hızı, sistolik, diyastolik ve ortalama kan basıncı, solunum sayısı ve SpO2 mobilizasyonöncesi, sırası ve sonrasında; oksijenasyonun göstergesi olan, PaO2 / FiO2 oranı isemobilizasyon öncesi ve 30 dk sonrası arteryel kan gaz örneklerinden hesaplandı.Bulgular: Çalısmaya 40 yogun bakım hastası alındı. Mobilizasyon programının 5 asamasınıda tamamlayabilen 20 hastada, mobilizasyonun destekli ayakta durma ve yürümeasamalarında, mobilizasyon öncesine göre, kalp hızı ve solunum sayısındaki artıs istatistikselolarak anlamlıydı (p<0.05). Bu degisiklikler herhangi bir tıbbi girisim gerektirmedi vemobilizasyon programı, yürümeden sandalyede oturmaya ilerletildiginde artıs devam etmedi(p>0.05). Mobilizasyon sonrası PaO2 / FiO2 degerinde de istatiksel olarak anlamlı ölçüde artısoldugu belirlendi (p<0.05).Sonuç: Ayakta durus ve yürümede, kalp hızı ve solunum sayısında olusan degisiklikler veoksijenasyonda olusan iyilesme, pozisyon degisikligiyle olusan fizyolojik yanıtlar olarakdegerlendirildi. Yogun bakım hastalarında mobilizasyonun, kardiyopulmoner parametrelerinmobilizasyon öncesi, sırası ve sonrası sürekli izlenmesi kosuluyla, standart olarak güvenlekullanılabilecegi sonucuna varıldı.
Lateral epikondilitli hastalarda farklı sıklıktaki fizyoterapi uygulamalarının etkinliğinin belirlenmesi
Amaç: Hastalara farklı seans sıklığında uygulanan tedavilerin ağrı şiddeti, kavrama kuvveti, fonksiyonel skorlar ve ağrı provakatif testler üzerindeki etkinliklerini karşılaştırmak. Yöntem: Hastalar randomize olarak, haftada 1 seans (n=12), 3 seans (n=9) ve 5 seans (n=12) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Hastaların 1.-4.-6. ve 8. haftalarda ağrı şiddetleri, manuel ağrıyı arttıran testleri, kavrama-çimdikleme kuvvetleri ve kol-omuz-el sorunları anketi (DASH) değerlendirildi. Haftada 3 ve 5 seans tedavi alan gruptaki hastalara US uygulandı ve tüm hastalara ilerleyici dirençli kuvvetlendirme ve germe egzersizleriyle aktivite modifikasyonları öğretildi ve önkol destek bandı kullanmaları tavsiye edildi. Bulgular: Haftada 1 seans, 3 seans ve 5 seans tedavi alan grupların kavrama-çimdikleme kuvvetleri ve ağrı şiddeti arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.05). 4. ve 8. DASH semptom skorunda ve 8. hafta DASH iş skorunda gruplar arasında anlamlı fark bulundu (p<0.05). Gruplar 1-3 seans, 3-5 seans ve 1-5 seans olacak şekilde ikili olarak DASH skorları karşılaştırıldığında 1.-4. ve 6. hafta skorları arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.01), 8. haftada sadece 1 ve 5 seans tedavi alan gruplar arasında DASH-iş ve 1-3 seans karşılaştırmasında DASH- semptom skorunda anlamlı fark bulundu (p<0.01). 1-5 seans, 1-3 seans ve 3-5 seans tedavi alan hasta gruplarının kavrama ve çimdikleme kuvveti, GAS değerlendirmeleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.01). Sonuç: Lateral epikondilitli hastalarda, iyi planlanmış ve iyi süpervize edilmiş fizyoterapi programlarıyla homojen hasta grupları üzerinde seans sayısının ağrı şiddeti ve kavramaçimdikleme kuvvetleri üzerinde fark yaratmadığı, fonksiyonel durumun bazı parametrelerini etkilediği belirlendi. Lateral epikondilit tedavisinde hasta eğitimi, aktivite modifikasyonu ve fizyoterapinin iyileşmede etkin olduğu bulundu.
Boyun-omuz ağrılı müzik öğrencilerinde ev egzersiz programının etkinliği
Amaç: Çalışmanın amacı boyun-omuz ağrılı müzik öğrencilerinde ev egzersizlerine dayalı eğitim programının ağrı ve fonksiyonel yetersizlik üzerine olan etkinliğini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuarı Yaylı Çalgılar ve Piyano Bölümü'nde eğitimlerine devam eden ve boyun-omuz ağrısına sahip toplam 49 olgu ( 37 kadın, 12 erkek; yaş ortalaması 17.2±1.7 yıl) dahil edildi. Olguların tamamına boyun-omuz bölgesinde yer alan kassal yapılara yönelik postür, germe ve kuvvetlendirme egzersizlerinden oluşan standardize egzersiz programı sekiz hafta süreyle yapılmak üzere verildi ve egzersizleri yapma sayıları kendilerine verilen çizelgelerle takip edildi. Olguların tedavi öncesinde ve sonrasında boyun-omuz bölgesindeki ağrı şiddetleri Görsel Analog Skalası (GAS), yetersizlik düzeyleri Kol-Omuz-El Disabilite Anketi (DASH) ve Northwick Park Boyun Ağrısı Anketi (NPBAA) ile değerlendirildi. Olguların algıladıkları faydalanım miktarı ise 5 noktalık bir ölçek ile değerlendirildi. Bulgular: Sekiz haftalık ev egzersiz programı 16 olgu (% 32.6) tarafından tamamlandı. Egzersiz eğitimi sonrasında programı tamamlayan olguların ağrı şiddetleri ve yetersizlik düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı belirlendi (p<0.05). Olguların algıladıkları iyileşme miktarı ise 4.25 0.68 olarak bulundu. Ev egzersiz programını tamamlayamayan olguların ağrı şiddetleri ve yetersizlik düzeylerindeki değişimin ise istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (p>0.05). Sonuç: Ev egzersizleri şeklinde uygulanan eğitim programının boyun-omuz ağrılı müzik öğrencileri için ağrıyı ve fonksiyonel yetersizliği azaltmada etkili olduğu, ancak programa uyum ve uzun dönem etkileri konusunda bazı kuşkular taşıdığı düşünülmektedir. Gelecekteki çalışmalarda katılımcıların motivasyonunu artırıcı ilave yöntemler kullanılıp yüksek uyum oranı sağlanarak egzersizlerin benzer etkileri araştırılmalıdır.
Alterations in lower extremity muscular activation and joint angle patterns during gait in patients with type-2 diabetes mellitus with and without polyneuropathy
Aim: The aim of this study was to determine Type 2 Diabetes Mellitus (DM) and Diabetic Polyneuropathy (DPN) related lower extremity muscle activation and joint angle alterations independently from the gait speed. Material and Methods: 10 Type 2 DM, 8 DPN and 10 healthy age-matched subjects were evaluated at a comfortable and a test speed of 1.4 m/s. Gait characteristics, muscular activation characteristics and joint angle characteristics for the ankle, knee and hip joints were determined. Results: It has been determined that gait speed is lower (p=0.374) and relative duration of stance phase is higher (p=0.433) in DPN group subjects. It has been found out that m. tibialis anterior off time is delayed (p=0.022), m.vastus medialis activation amplitude is lower (p=0.045), activation duration is longer (p=0.028) in DPN group subjects at test gait speed. Knee joint range of motion (p=0.048) and maximum knee joint extension angle is smaller (p=0.076) in DM and DPN group subjects. Conclusion: Our study has shown that when the gait speed has been standardized, lower extremity muscular activation changes at the ankle and knee joint levels in DPN, and the joint angle differences at the knee joint level in relation to DM and DPN emerge during the early period of the stance phase. It is obvious that these changes will cause some impairments in braking force capacity while transfering the body weight from the heel to the forefoot gradually during gait.
Unilateral ve bilateral total diz artroplastisi uygulanan hastaların fiziksel performans, statik-dinamik denge yönünden karşılaştırılması
Amaç: Unilateral ve bilateral total diz artroplastisi (TDA) uygulanan hastaların postoperatif 6 ve 12.ay fiziksel performans, statik-dinamik denge yönünden karşılaştırılması amacıyla planlanmıştır. Hastalar ve Yöntem: Çalışmaya, ortalama yaşları 67.11±9.37 olan 35 unilateral TDA ve 67.17±7.32 olan 45 bilateral TDA olmak üzere toplam 80 hasta dahil edilmiştir. Hastaların preoperatif ve postoperatif ?The Hospital for Special Surgery? diz skalasına göre diz skorları, diz fleksiyon hareket açıklığı ile kas kuvvet değerleri incelenerek aralarında bir fark olmadığı belirlendikten sonra, Balance Master denge ve performans test cihazı ile postoperatif 6 ve 12.ayda fiziksel performans, statik-dinamik denge yönünden karşılaştırılmışlardır. Bulgular: Bilateral TDA hastaları ile karşılaştırıldığında, unilateral TDA olgularında her iki ekstremite üzerine verilen ağırlık, cerrahi yapılmayan ekstremite lehine anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Unilateral ve bilateral TDA hastaları statik denge değerlendirmelerinden olan duyusal denge komponentinin klinik testi ve tek ayak üzerinde durma testleri bakımından karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklara rastlanmamıştır (p>0.05). Dinamik denge değerlendirmelerinden stabilite limiti testinde, 6 ve 12.ayda bilateral TDA'lı hastaların daha iyi oldukları belirlenmiş (p<0.05), ritmik ağırlık aktarma testleri arasında ise anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Fiziksel performans değerlendirmelerinden otur-kalk testinde postoperatif 6.ayda iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmazken (p>0.05), 12.ayda bilateral TDA'lı hastalarda bu testi tamamlama süresinin daha kısa olduğu saptanmıştır (p<0.05). Hastaların basamak inip-çıkma testinde, cerrahi yapılmış ve yapılmamış taraf yükselme indeksi farkının unilateral TDA'larda daha fazla olduğu bulunmuştur (p<0.05). Tartışma-Sonuç: Bilateral ve unilateral TDA hastalarının, statik denge ve fiziksel performansları yönünden herhangi bir fark bulunmazken, bilateral TDA'lı hastaların, dinamik denge parametreleri açısından unilateral TDA'lı hastalara göre daha iyi oldukları belirlenmiştir. Bu açıdan bilateral TDA uygulamalarının, unilateral TDA uygulamalarına göre tercih edilebilir bir yöntem olduğu, yapılan çalışmalarda masraf ve hastanede kalış sürelerinin daha az olmasına ek olarak çalışmamızda, bilateral TDA hastalarının günlük yaşam aktivitelerinde önemli bir yere sahip olan dinamik denge açısındanda avantajlı oldukları, TDA sonrası dinamik denge değerlendirmesi ve denge eğitiminin, fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarına dahil edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Postmenopozal osteoporozda egzersiz eğitiminin etkisi
Amaç: Postmenopozal osteoporozlu hastalarda kuvvetlendirme ile denge ve koordinasyon egzersizlerinin kas kuvveti, statik ve dinamik denge fonksiyonları ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya yaşları 47-69 yıl arasında değişen , 30 postmenopozal osteoporozlu hasta alındı. Olgular rastgele 2 gruba ayrılarak 1. gruba kuvvetlendirme ile denge ve koordinasyon egzersizleri (Grup 1), 2. gruba sadece kuvvetlendirme egzersizleri (Grup 2) verildi. Egzersiz programı haftada 3 gün ve 8 hafta olarak düzenlendi. Çalışmaya dahil olan hastalar egzersiz programına alınmadan ve 8. hafta sonunda değerlendirildi. Denge ölçümü için SportKAT kullanıldı. Her hastaya iki statik ve bir dinamik test uygulandı. Hastaların sırt ekstansör kasları ve diz fleksör ve ekstansör kas güçleri ölçümü Cybex Norm İzokinetik Dinamometre ile yapıldı. Hastaların yaşam kalitesini ölçmek üzere 5 alt ölçekten oluşan 41 soruluk Quality Of Life Quetionnarie Of The Europen Foundation For Osteoporosis (QUALEFFO) ölçeği kullanıldı. Bulgular: I.Grubun (kuvvetlendirme ile denge ve koordinasyon egzersizleri) ve II. Grubun (kuvvetlendirme egzersizleri) tedavi öncesi ve 8 haftalık tedavi programı sonrasında sırt ekstansör kaslarının gücü değerlendirmeleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı artışlar elde edildi (p<0.05), her iki gruptada (I.Grup 180º/ sn açısal hızda diz ekstansiyon kas gücü ölçümü dışında) tüm kas gücü ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı artışlar elde edildi (p<0.05), kuvvetlendirme egzersizleri ile birlikte denge egzersizleri verilen I. Grupta statik denge parametreleriyle birlikte dinamik denge değerlendirmelerinde de istatistiksel olarak anlamlı düzelme elde edildi (p<0.05), sadece kuvvetlendirme egzersizleri verilen II.Grupta dinamik denge değerlendirmesinde istatistiksel olarak anlamlı düzelme elde edilmedi (p>0.05). Her iki grupta yaşam kalitesi değerlendirmesinde fiziksel fonksiyon,zihinsel fonksiyon, QUALEFFO toplam skor değerlendirmelerinde istatistiksel olarak anlamlı düzelme elde edildi (p<0.05), ancak II. Grupta I.Gruptan farklı olarak ağrı, sosyal fonksiyon, genel sağlık skorlarında ise istatistiksel olarak anlamlı düzelme elde edilmedi (p>0.05), Çalışmamızda I. Grubun ağrı (Vizüel Analog Skala, VAS, 0-10, istirahat, düz yolda yürüme, merdiven inip çıkma) değerlendirmelerinde istatistiksel olarak anlamlı azalma elde edildi (p<0.05), II. Grupta istirahattaki ağrı değerlendirmesinde ise istatistiksel olarak anlamlı azalma elde edilmedi (p>0.05) . Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda postmenopozal osteoporozlu hastalarımızda denge ve koordinasyon egzersizleri eklediğimiz I. Grupta, sadece kuvvetlendirme egzersizleri yapan II. Grup ile karşılaştırdığımızda dinamik denge değerlendirmesinde, QUALEFFO yaşam kalitesi (ağrı, fiziksel fonksiyon, sosyal fonksiyon, genel sağlık ve zihinsel fonksiyon,toplam skor) değerlendirmelerinde ve ağrı değerlendirmelerinde istatistiksel olarak anlamlı düzelmeler elde edildi(p<0.05). Sonuç olarak çalışmada postmenopozal osteoporozlu hastalarda kuvvetlendirme egzersizlerine ek olarak verilen denge ve koordinasyon egzersizlerinin sadece kuvvetlendirme egzersizleri ile karşılaştırıldığında denge fonksiyonları(dinamik denge) , yaşam kalitesi ve ağrı değerlendirmelerinde daha iyi sonuçlar oluşturduğunu ve bu sonuçların istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Postmenopozal osteoporozlu hastalarda uygun egzersiz programları ile kas kuvveti, statik ve dinamik denge fonksiyonları ve yaşam kalitesinin geliştirilebilir olduğu sonucuna varıldı.
Ankilozan spondilitli hastaların solunum fonksiyonlarının egzersiz kapasitesi ve yaşam kalitesi ile ilişkisi
AMAÇ: Ankilozan spondilit (AS) etiyolojisi bilinmeyen, özellikle sakroiliak eklemler, aksiyal iskelet ve büyük periferik eklemlerde tutulum gösteren, kronik otoimmün inflamatuar bir hastalıktır. Hastalık, kostovertebral ve kostosternal eklemlerin ankilozu sonucunda göğüs kafesinin ekspansiyonunu kısıtlayarak restriktif tipte solunum bozukluğuna sebep olmaktadır. Bu nedenlerle akciğer tutulum oranı yüksek olan AS'li hastaların solunum fonksiyonlarını değerlendirerek, sonuçları hastaların egzersiz kapasitesi ve yaşam kalitesi statüleriyle karşılaştırmak amacıyla çalışmamız planlandı. GEREÇ ve YÖNTEM: Modifiye New York kriterlerine göre AS tanısı almış olan, Norveç'ten Balçova Termal Tesisleri'ne rutin fizik tedavi ve rehabilitasyon programına alınmak için gelen yaş ortalaması 50.56±6.64 olan Norveçli 27 (18 E, 9 K) olgu değerlendirildi. Olguların klinik öyküleri sorgulandı. Solunum fonksiyon testleri spirometre ile, solunum kas kuvvetleri ağız içi basınç ölçerle gerçekleştirildi. Egzersiz kapasitesi 6 dakika yürüme testi ile, yaşam kalitesi Short Form-36 yaşam kalitesi anketi ile ölçüldü. BULGULAR: Tanı yılı 18.85±10.64 yıl olan olguların, FEV1 beklenen değeri 3.75±0.88 lt/sn, FEV1/FVC oranı %80.44±6.42, PImax değeri 62.96±20.61, PEmax değeri 80.22±21.12 idi. Olguların % 40.7'sinde sigara öyküsü pozitifti ve % 14.8'inde nefes darlığı, % 11.1'inde öksürme-balgam semptomu mevcuttu. Yürüme mesafeleri 595.5±83.20 m idi. Yaşam kalitesi kategori skorları minimum 42.82±16.78, maksimum 83.58±23.06 idi. SONUÇ: Solunumsal ve diğer kazanç parametrelerinin yüksek bulunması olgularımızın Norveç'te yüksek standartlarda tedavi ve izlem görmelerine bağlanmıştır. Dolayısıyla uygun tedavi ve izlemin bu olgularda AS'in solunum sistemine olumsuz etkilerini en aza indirgeyebileceğini düşündürmüştür.
Ön çapraz bağ tamirinden sonra geç dönem fonksiyonel değerlendirmede 3 farklı sıçrama testi ve cincinnati diz skorunun güvenirliliği
Amaç: Ön Çapraz Bağ ( ÖÇB ) ameliyatlı olgularda güncellik kazanan uzaklık mesafeli tek adım sıçrama, uzaklık mesafeli 3 adım sıçrama, çapraz sıçrama testleri ve Cincinnati diz skoru uygulamalarının, bir hafta ara ile 2 kez test edilerek testlerin kendi içindeki güvenirliğinin arastırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: ÖÇB ameliyatı olmus, 6. ayını tamamlamıs ve ortopedik rehabilitasyonu yapılmıs alınma kriterlerine uygun 16 olgu çalısmaya dahil edilmistir. Bir hafta ara ile tek adım sıçrama, üç adım sıçrama, çapraz sıçrama testleri ile Cincinnati Knee Rating System ( CKRS ) ve Cincinnati Sports Activity Scale ( CSAS ) uygulanarak testlerin test-tekrar test ile güvenirliğine bakılmıstır. Bulgular: CKRS'nin intraclass correlation coefficient ( ICC ) değeri 0.88, CSAS'nin 1.00, tek adım sırçama testinin ICC'si 0.95, üç adım sıçrama testinin ICC'si 0.96, çapraz sıçrama testinin ise ICC'si 0.97 olarak bulundu. Çalısmamız olgularında bacak simetri indeksi tek adım sıçrama testinin birinci ölçümünde % 97.4, ikinci ölçümünde % 91.2; üç adım sıçrama testinin birinci ölçümünde % 94.3, ikinci ölçümünde % 91.5; çapraz sıçrama testinin birinci ölçümünde % 93.3, ikinci ölçümünde % 93.1 olarak saptandı. Sonuç: ÖÇB ameliyatlı olgularda CKRS, CSAS ve fonksiyonel sıçrama testlerinden uzaklık ölçümlü tek adım sıçrama, üç adım sıçrama, çapraz sıçrama testleri yüksek derecede güvenirlik içerdi. Sonraki çalısmalarda bu testlerin geçerliliğine de bakılmasının ve ÖÇB'li olgulara izokinetik testlerin yapılamadığı kosullarda adı geçen testlerin sonuçlarının ortopedik rehabilitasyon kliniğinde kanıta dayalı kullanılmasının yararlı olacağını düsünmekteyiz.
Yetişkin obezlerde fiziksel aktivite seviyesinin belirlenmesi
Giriş: Obezite, genetik faktörlerin ve yaşam stilini de belirleyen fiziksel aktivite alışkanlıklarının birbirleriyle etkileşimi sonucu ortaya çıkan multifaktöriyel ve kompleks bir hastalık olarak bilinir. Amaç: Çalışmanın amacı kısa, kolay, ucuz bir şekilde poliklinik ortamlarında uygulanabilen bir yöntemle yetişkin obezlerin fiziksel aktivite seviyelerini (FAS) değerlendirmek, elde edilen verileri yetişkin normal bireylerle kıyaslayarak `Obezlerin fiziksel aktivite seviyesi obez olmayanlara göre daha düşüktür' yargısını sorgulamak; obeziteyle ilgili sosyodemografik özellikleri ve obeziteye bağlı risk faktörlerini belirleyerek uygun egzersiz programının hazırlanmasına yön göstermektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Dokuz Eylül Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji Bölümüne 2006 Mart ayı içerisinde başvuran 60 kadın 11 erkek toplam 71(yaş ortalamaları 43,3±11,0) yetişkin gönüllü olgu katıldı. Olguların beden kütle indeksine (BKİ) göre 40' ı çalışma, 31'i kontrol grubuna dâhil edildi. Olgulara yaş, cinsiyet, eğitim seviyeleri, meslek ve medeni durumları, özgeçmiş, soygeçmiş, hastalık hikâyesi, menopoz, hormon replasman tedavisi (HRT), ilaç, sigara ve alkol kullanımı soruldu. FAS International Physical Activity Questionnaire (IPAQ) (Uluslar Arası Fiziksel Aktivite Anketi) ile değerlendirildi. Veriler SPSS(Statistical Package for Social Sciences) for Windows 14.0 programı ile analiz edildi. Bulgular: Çalışma ve kontrol gruplarının yaşları, cinsiyetleri, medeni halleri arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05). Çalışma grubunun eğitim seviyesi ve çalışan birey sayısı kontrol grubundan anlamlı derecede düşüktü (p<0.05). Kalp hastalığı, hipertansiyon, diyabet, uyku apne sendromu, osteoartrit, stres inkontinans ve ilaç kullanımı çalışma grubunda anlamlı derecede yüksek belirlendi(p<0.05). Hormon bozukluğu, osteoporoz, menopoz, hormon replasman tedavisi, sigara ve alkol kullanımı açısından her iki grup arasında anlamlı fark görülmedi (p>0.05). Obez olguların bel çevrelerinin, kalça çevrelerinin ve Bel/Kalça oranlarının(BKO) kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi (p<0.05). Çalışma grubunun toplam fiziksel aktivite seviyesi 405.1 ± 417.9 MET, kontrol grubunun 1011.5±916.1MET olarak belirlendi (p=0.000). Obezlerin normal olgulara göre anlamlı derecede inaktif oldukları görüldü (sırasıyla %82.5'e, %29.0). Sonuç: Obezlerin FAS'leri kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşüktü(p<0.05). Obez olguların egzersiz programlarının belirlenmesi için FAS'nin ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi şarttır. Bu anlamda IPAQ kolay, hızlı ve maliyeti düşük bir FAS değerlendirme yöntemidir. Anahtar kelimeler: Obezite, Fiziksel Aktivite Seviyesi, International Physical Activity Questionnaire (IPAQ)