
21
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
IFRS/US GAAP arasındaki yakınsama çalışmaları ile benzerlik/ farklılıklar ve bir firma incelemesi
Küreselleşme beraberinde ülkelerin, birbirleriyle ticaret hacimleri artmış, finansal tablolarının ise aynı ve eşit nitelikteki kriterler ile ortak bir paydada düzenlenmesi gereği doğmuştur. Uluslararası Muhasebe Standartları Komitesi (IASC) bu amaçla bir araya gelerek yalnız bir muhasebe raporlama sisteminin kullanılması için çalışmalar yapmıştır. Ekonomik küreselleşmenin muhasebe alanındaki etkisi, pek çok ülkenin uyum konusunda tabi olduğu uluslararası muhasebe standartları ile bağımsız denetim alanında kendisini ön plana çıkarmıştır. "AB ülkelerinin 2005 yılında New York borsasından yararlanma isteklerinin baskısı ile bu standartları uygulamaya başlamaları Türkiye'yi de standartların uygulanması doğrultusunda etkilemiştir" (Erol & Aslan, 2017). Diğer taraftan uluslararası bazı kuruluşların da söz konusu standartların yaygınlaştırılması hususundaki istekleri akabinde Türkiye'de çalışmalar ivme kazanmıştır. Ülkemizdeki ilk ciddi teşebbüs Türkiye Muhasebe Uzmanları Derneği'nin (TMUD) kurulmasıyladır. Ardından Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB), Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu'nu (TMUDESK) 9 Şubat 1994 tarihinde kurmuş; sonrasında ise Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) kurulmuştur. Türkiye Muhasebe Standartları hazırlanarak daha etkin biçimde uygulama alanına kavuşmuştur fakat pek çok ülke söz konusu standartları özümserken Amerika Birleşik Devletleri, bu standartları dolaylı biçimde uygulamayı tercih etmiştir. Son yıllarda Finansal Muhasebe Standartları Kurulu (FASB) ile Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (IASB) gibi iki önemli kurum, standart seti arasındaki ayrılıkların giderilmesi için çalışmalar gerçekleştirmiştir. Çalışmada önce finansal raporlamanın amacından, sonra ise sermaye piyasasında uluslararası ölçekte işlem gören şirketlerin neden olduğu muhasebe skandallarının getirdiği hileli finansal raporlamanın önüne geçmek, bilgi kullanıcılarından ortaklar, yatırımcılar, müşteriler ve bilgi edinme konusunda toplumdan her bir kesime yanlış ve faydalı olmayan bilgi verilmesine engel olmak için ne gibi çalışmaların yapıldığı ve dünya kamuoyunun yeniden benzer bir muhasebe skandalı ile karşılaşmaması için iki standart setinin daha fazla ortak dil konuşma gereksiniminin doğmasından söz edilmiştir. Ardından standart belirleyicilerinin 2002'de Norwalk'ta bir araya gelerek ortak finansal raporlama dili ile standartlar arasında daha fazla uyum ve yüksek kalite yaratılması için verilen ortak taahhüt anlatılmıştır. US GAAP'in kural, IFRS'in ise ilke bazlı yaklaşımı benimsemelerinin ne gibi olumsuzluklara yol açabileceği ve farkın azaltılması yolunda yapılan çalışmalar, gerekçeleri de açıklanarak ele alınmış ve yakınsama çalışmaları ile esasta neyin amaçlandığı vurgulanmıştır. İkinci bölümde bahse konu iki standart seti arasındaki günümüz benzerlik ve farklılıkları, IFRS temel alınarak incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise standart setleri arasındaki farklı yaklaşımların, finansal raporlamalarını her iki standart setine göre ayrı ayrı hazırlayan yarı iletken sektörün önde gelen teknoloji firmalarından ASML'nin finansal raporlarını nasıl etkilediğine değinilmiştir. Devamında da bir çok kesim tarafından başarı veya başarısızlık olarak nitelendirilen durumlardan bahsedilmiş, bununla ilgili yapılan bazı yorumlara yer verilmiştir. Sonuçta US GAAP ve IFRS'e tabi ülkelerin yüksek profilli şirketlerinin, karşılıklı çıkar konuları üzerine uyum noktasında ortak hareket etmek istemeleri ve bunun birleştirici ve her bir taraf adına çok daha faydalı olduğu gerçeği ile geçmişten bugüne uyum adına yapılan çalışmaların günümüzde nasıl bir hal aldığı; standart setleri arasında günümüzde var olan ortak ve farklılıklar, yakalanmak istenen evrensel muhasebe standardı setinin özellikle yatırımcılar ve bilgi kullanıcılarına ayrıntılı biçimde sunulması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: US GAAP, IFRS, IASB, FASB, Uyum, Yakınsama, Kural Bazlılık, İlke Bazlılık, Muhasebe Standartları, Finansal Raporlama.
Adli muhasebe eğitimine ilişkin bir araştırma
Kâr elde etme konusunda yaşanan gelişmeler dünya pazarlarında yoğun rekabete neden olmuş ve sermaye piyasalarında yer alan şirketler üzerinde baskı kurarak işletmeleri paniğe sürüklemiştir. Bunun sonucunda ise çeşitli muhasebe hilelerine başvurulmuştur. Muhasebe hilesini; "bir çıkar sağlamak amacıyla işletmenin işlem kayıt ve belgelerinin gerçek durumu yansıtmamak adına bilerek tahrif edilmesi ve/veya gizlenmesi" olarak tanımlamak mümkündür. (Selek ve Arıkan, 2004); (Irmak ve diğ. 2002). Son zamanlarda şirketlerin finansal tablolarında görülen bu hileler denetim firmalarının dikkatini çekmiş ve kamuoyunda ses getirmiştir. Bunun sonucunda ise özellikle Amerika'da muhasebe hilelerinin geleneksel yollarla önlenmesinden yanı sıra "adli muhasebecilik" adı altında alternatif çözüm yollarına başvurulmuştur (Gülten ve Kocaer, 2011). Bu çalışmanın amacı hali hazırda var olan denetim firmalarının yanı sıra yeni ve denetim konusunda daha detaylı olan adli muhasebecilik mesleğinin Türkiye'de gerekli ve uygulanabilir olup olmadığını incelemektir. Bu doğrultuda, adli muhasebenin konusunu oluşturan muhasebe hileleri ve sonrasında adli muhasebenin temeli hakkında bilgiler verilip Türkiye çerçevesinde değerlendirilecektir.
Türk bankacılık sektöründe türev ürün kullanımı
Bu çalışma temelde finans sektöründe yaşanan gelişmeler ile finansal enstrüman kullanıcılarının risk algısının değişmesi üzerine, firmaların ve bankaların oluşan bu finansal riskleri nasıl ele alması gerektiğiyle alakalı yapılmış olan bir çalışmadır. Finansal risklerin öne çıkmasının nedeni ise, 1944 yılında Birleşmiş Milletler para ve finans konferansında imzalanan "Uluslararası Para Anlaşması'nın" 1977 yılında tamamen sona ermesi ile serbest kur sistemine geçilmesidir. Bu çalışma, finans piyasalarında değişen süreçle birlikte risk algısının firmalar ve bankalar bazında nasıl algılanması gerektiğiyle ilgili, firmaların ve bankaların türev ürün kullanımının finansal tablolarında neden olduğu dalgalanmaları ortadan kaldırmak amacıyla uygulamaya başladıkları riskten korunma muhasebesi ile ilgili yapılan bir çalışmadır. Bu tez firmaların artan risklerini yönetmeleri için kullanılan türev ürünlerin kullanım amaçlarını ve muhasebeleştirilmelerini anlatarak firmalara ve bankalara riskleri ile başa çıkmak için önerilerde bulunmayı hedeflemektedir. Bu amaçla ilk olarak; risk ve finansal risk gibi unsurların kavramsal çerçevesinden, risk çeşitlerinden ve finansal risk yönetiminde kullanılan yöntemlerden bahsedilmiştir. Daha sonraki kısımlarda ise tarihsel gelişimine değinilerek riskten korunmanın kavramsal çerçevesinden, riskten korunma aracı olarak kullanılan Türkiye Finansal Raporlama Standartları (TFRS) kapsamında finansal ürünler ve türev ürün kullanımı teorik olarak incelenmiş, bankaların finansal tabloları ve nazım hesapları incelenerek türev kullanımları ile ilgili bir inceleme yapılmıştır. Bu sürecin detaylı incelemesi yapılarak bankalara ve türev ürün kullanıcılarına yardımcı olması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Finansal Araçlar, Riskten Korunma Muhasebesi, Türev Ürün Kullanımı
Yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinin muhasebe standartları ile vergi mevzuatına göre incelenmesi ve örnek bir uygulama
İnşaat sektörü dünyada ve ülkemizde oldukça önemli ekonomik alana sahiptir. Yarattığı iş hacmi ile birçok alt sektörü de harekete geçirdiği için ekonominin önemli bir lokomotifi olarak sayılır. Ülkemizin son yirmi yılına bakıldığında inşaat bazlı büyüme oldukça yer kaplamaktadır. İnşaat işleri devlet kurumları tarafından ihale yoluyla verilen büyük ölçekli işlerdir. Firmalar aldıkları büyük ölçekli inşaat işlerinde öz kaynak haricinde kaynaklara ihtiyaç duyarlar. Kaynak sağlayıcısı olan yatırımcılar ve kredi kuruluşları firmaya yatırım ya da kredi verecekleri zaman firmaların finansal bilgilerine ihtiyaç duyarlar. Finansal bilgi temel olarak ihtiyaca uygun olmalı ve gerçeğe uygun olarak sunulmalıdır. Bunların yanı sıra finansal bilgiyi desteklemek için finansal bilginin anlaşılabilir, doğrulanabilir, karşılaştırılabilir, ihtiyaca uygun, güvenilir ve zamanında sunulmuş olması gerekir. Uluslararası Muhasebe ve Finansal Raporlama Standartları'nın amacı da bunu sağlamaya yöneliktir. Türkiye'de yapılan inşaat işinin mevzuatımızdaki yeri Gelir Vergisi Kanunu'nda tanımlanmıştır. Kanunun 42. maddesine göre bir yıldan uzun süren işlerin kâr veya zararları işin bittiği yıl kesin olarak tespit edilir ve beyan edilir. İnşaat işlerinde yapılan ortak giderlerin hangi esaslara göre dağıtılacağı kanunun 43. maddesinde tanımlanmıştır. İnşaat işinin bitim tarihi de 44. maddeye göre; geçici kabulün veya fiilen bittiği tarih olarak tanımlanmıştır. İnşaat işlerinin muhasebe işleyişi de Muhasebe Sistemi Uygulama Tebliği'ne göre yapılmaktadır. Diğer yandan inşaat işleri Türkiye Muhasebe Standartlarında TFRS 15 Müşteri Sözleşmelerinden Hasılat Standardı kapsamında iken, BOBİ FRS Bölüm 5 Hasılat Standardında ele alınmıştır. Bu çalışmanın amacı; Yapılan işin yıllara yaygın inşaat olması durumunda, Muhasebeleştirme usullerinin Vergi Usul Kanunu, Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği, TMS/TFRS – BOBİ FRS'ye göre nasıl muhasebeleştirilmesi ve raporlanması gerektiğinin açıklanmasıdır. Anahtar Kelimeler: İnşaat Muhasebesi, BOBİ FRS Bölüm 5, TFRS 15 Müşteri Sözleşmelerinden Hasılat
TFRS 15 müşteri sözleşmelerinden doğan hasılat standardının inşaat sektörüne etkileri
Ticari hayatın küreselleşmesinin en önemli etkilerinden bir tanesi, işletmeler tarafından yapılan finansal raporların tüm dünya genelinde tek bir ortak dil haline getirmek amacıyla ve kabul görmüş standartlar çerçevesinde birbirlerine paralel mantıklar ile kullanıcılara arz edilmesi olmuştur. Bu çerçevede uluslararası finansal raporlama standartları, günümüzde özellikle küresel boyutta iş yapan şirketlerin finansal tablolarını hazırlamalarında dayanak aldıkları temel yol göstericilerdir. Bu çalışmada, TFRS 15 standardının yıllara yaygın inşaat ve onarım işleri ile iştigal eden inşaat firmalarının inşaat sözleşmeleri kapsamında finansal tablolarını ne şekilde etkilediği ele alınmıştır. TFRS 15 standardının inşaat sektörü finansal tabloları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi noktasında, Türkiye'de yürürlükte olan mevzuat hükümlerinin yıllara yaygın inşaat onarım işlerine yönelik kabulleri ve muhasebe kayıtları da dikkate alınarak, TFRS 15'in kâr / zarar üzerindeki etkisi ve dolayısıyla sektörün finansalları üzerindeki etkisi burada değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, TFRS 15 standardı kapsamında gerçekleştirilen hesaplamalarda yıllar itibariyle kâr – zarar rakamlarının farklılaştığı görülmüştür.
Bağımsız denetimde finansal tablolar hesap grupları düzeyinde risk olarak değerlendirilmiş hususlara karşı uygulanacak müteakip prosedürleri üzerine bir uygulama
Küreselleşmenin etkisi ile ticari hayatta ortadan kalkan sınırlar ve teknolojik anlamda yaşanan hızlı gelişmeler neticesinde, farklı coğrafyalarda faaliyet gösteren şirketler açısından, faaliyetlerin çıktısı niteliğindeki finansal tabloların şeffaflığı, doğruluğu son derece önemli bir konu olarak değerlendirilmektedir. Finansal tabloların tüm paydaşlar tarafından anlaşılması ve küresel anlamda kabul görmüş standartlar ile paralellik göstermesi günümüz şirketleri açısından en önemli hususlardan biridir. Bu noktada, bağımsız denetim faaliyetlerinin önemi ortaya çıkmaktadır. Bağımsız denetim, finansal tablo ve eklerinin, genel kabul görmüş raporlama standartlarına uygunluğunu ve doğruluğunu denetleyen, denetim standartları kapsamındaki tekniklerin uygulanması sureti ile şirketlerin kayıt ve belgelerini inceleyen bir süreçtir. Bu çalışmada, bağımsız denetim süreçlerinde risklerin ortaya konulması ve değerlendirilmesine yönelik olarak maddi doğrulama prosedürlerine yönelik uygulama yapılmıştır. Bu örnek uygulama sayesinde bağımsız denetim sektörüne yeni başlayan veya başlayacak olan kişilere, denetim sürecinde belirlenen risklere karşı uygulanabilecek maddi doğrulama prosedürleri ve uygulamaları hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır.
İç kontrol ve risk azaltıcı etkileri içerisinde görevler ayrılığı ilkesine ilişkin model örneği
Zayıf iç kontrol politikalarına ve güvenlik açıklarına sahip şirketlerde hile kaynaklı vakaların ortaya çıkması günümüzde giderek daha yaygın bir hale gelmektedir. Kritik görevler arasındaki çatışmalar, sistemde önemli risklere yol açmaktadır. Sağlıklı bir iç kontrol sistemi ile hileyi engellemek ve riskleri kontrol altına almak mümkündür. Bu çalışmada, şirketlerde hileyi önlemek ve şirket içerisindeki riskleri azaltmak için görevler ayrılığı ilkesinin uygulanmasına ilişkin bir model önerilmiştir. Bu model önerisi bir erişim kontrolü ile kullanıcı yetkilerinin kontrol edilmesini ve yönetilmesini içermektedir. Görevler Ayrılığı ilkesi takip edilerek, rol tabanlı, süreçleri kapsayan bir yapı hazırlanmıştır. Görevlerin Ayrılığı ilkesi ile ilgili detaylı bir süreç, risk bazlı bir yaklaşımla beraber incelenmiştir. Risk yönetimi döngüsüne vurgu yapılarak, Görevlerin Ayrılığı ilkesi ile uyumlu bir uygulamaya ulaşmak için geliştirilen her aşama bu çalışmada değerlendirilmiştir. Şirket iç kontrol faaliyetlerinin sağlıklı yürütülebilmesi için risklerin tespit edilerek, Görevlerin Ayrılığı ilkesine uygun olacak şekilde tanımlanması ile güvenli çalışma ortamlarının sağlanabilmesi hedeflenmiştir.
Kripto para ve kripto paranın muhasebeleştirilmesi: Kripto para birimleri ile ilgili düzenlemelerin dünyada ve Türkiye'de incelenmesi
Geçmiş zamandan bu yana insanlar para yerine çeşitli ödeme araçları kullanmışlardır. Deniz kabuğu, boncuk, taş ve altın, gümüş gibi değerli madenler günümüze kadar paranın yerine ödeme aracı olarak kullanılmışlardır. Teknolojinin ilerlemesi ile birlikte paranın nakit olarak elde tutulması oldukça gerilemiş ve değişen insan ihtiyaçlarını karşılayacak daha hızlı, güvenli, alternatif para birimleri oluşmaya başlanmıştır. 2008 yılında Satoshi Nakamoto adını kullanan bir kişi veya grup tarafından "Bitcoin: Eşten Eşe Elektronik Ödeme Sistemi" adlı makale yayınlanmış ve böylece ilk kripto para olan Bitcoin yaratılmıştır. Muhasebenin temel amacı bilgi kullanıcılarına söz konusu işletmenin içinde bulunduğu finansal durumu gerçeğe uygun bir şekilde, şeffaf halde sunmaktır. Bu nedenle kripto paraların kaydedilmesi ve finansal raporlanması konusu önem addetmektedir. Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (UFRS) veya başka bir standart setinin kripto para işlemlerini tam anlamıyla düzenlemediği görülmektedir (Raiborn ve Sivitanides 2015, 25). Kripto paraların piyasa değerlerinin ve kullanımının gün geçtikçe artması, muhasebeleştirilmesi konusunun ele alınmasını gerekli kılmıştır. Bu çalışmada kripto para birimlerinin sınıflandırılması yapılarak çeşitli kripto para türlerinin tanımları yapılmış, çalışma sistemleri incelenmiş, kripto para birimlerinin UMS/UFRS kapsamında muhasebe seçenekleri incelenmiş, bu konuda uluslararası muhasebe kuruluşlarının görüşlerine değinilmiştir. Kripto para birimlerini yasaklayan ve düzenleyen ülkeler incelenmiş, örnek bazı ülkelerin düzenlemelerine ve yasal otoritelerinin açıklamalarına yer verilmiştir. Türkiye'de ki yasal otoritelerin kripto para birimleri hakkındaki yaklaşımlarına değinilmiştir. Literatürde çoğunlukla kripto paraların maddi olmayan duran varlık olarak sınıflandırılması gerektiği görüşüne yer almakla beraber buna zıt görüşlerde vardır. Ancak tüm dünyada kabul gören muhasebe ve finansal raporlama standartları kripto varlıklar için yetersiz kalmaktadır ve kripto para varlıkları tam olarak karşılayan bir standart bulunmamaktadır. Kripto varlıklar için tüm dünyada kabul edilecek uluslararası muhasebe, finans ve denetim standartları oluşturulmalı, uygulamaya geçirilerek belirsizliğin ortadan kaldırılmalı ve uygulama birliği sağlanmalıdır.
Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde kurumsal sosyal sorumluluk ve sürdürülebilirlik raporlaması önerisi
Kurumsal sosyal sorumluluk ve sürdürülebilir kalkınma paralel olarak önemli birer kavram olmakla kalmamış, iş hayatı için de vazgeçilmez olmuştur. İşletmeler için küresel bir değer yaratabilmenin yolu olarak görülen sürdürülebilirlik iş stratejilerine ve günlük iş faaliyetlerine entegre edilmeye başlanmıştır. Küçük ve orta büyüklükteki işletmeler ülke ekonomilerinde %98 oranında temsil edilmektedir. Küçük işletmelerin yerine bakıldığında uluslararası işletmelere göre oldukça yüksek oranda yer tuttuğu görülmektedir. Ancak küçük işletmelerin ekonomilerdeki bu büyük rollerine karşı sürdürülebilirliğe sınırlı olarak katıldıkları gözlemlenmektedir. Küçük işletmelerin sürdürülebilirliğe sınırlı katılımlarına sebep olarak yetersiz finansal kaynaklar, bilgili ve tecrübeli personel eksikliği, yetersiz kurumsallaşma ve yetersiz imaj yönetimi gibi eksiklikler sayılabilir. Ancak küçük işletmelerin gelecek kuşakları da gözeterek faaliyetlerine devam etmeleri en az uluslararası işletmeler kadar hayatidir. Bu sebeple küçük işletmelerin sürdürülebilirlik küresel değer zincirine dâhil edilmesi oldukça önemlidir. Küçük işletmelerin bilinçlendirilmesi, sürdürülebilirlik raporlamasının yarattığı fırsatlardan yararlanması öncelikli amaçtır. Ayrıca küçük işletmeler için uygulanabilir sürdürülebilirlik standartları oluşturulması nihai hedeftir. Bu tezin amacı küçük işletmelerin sürdürülebilirlik uygulamalarını incelemek ve sürdürülebilirlik raporlamasının nasıl olması gerektiğiyle ilgili önerilerde bulunmaktır.
Muhasebe politikalarının finansal tablolar açısından değerlendirilmesi Bist-100 şirketleri üzerine inceleme
Yaşadığımız yüzyılda işletmelerin uluslararası piyasalarda daha etkin ve verimli bir şekilde yer almaları, varlıklarını sürdürebilmeleri için finansal bilgilerini kamuoyuna şeffaf bir şekilde açıklamak zorundadırlar. Bu açıdan işletmeler ticari faaliyetlerini yansıtan muhasebe ve finansal bilgilerini belirli kurallar çerçevesinde bilgi kullanıcılarına sunmaları gerekmektedir. Bu bilgiler işletmeler tarafından finansal raporlama süreci ile oluşmaktadır. Finansal raporlama; muhasebenin çıktısı olarak görünen işletmelerin finansal durumlarını, faaliyet sonuçlarını gösteren ve işletme hakkında bize tahminde bulunmaya yarayan tablolardır. Finansal tabloların oluşumu işletmelerin tercih ettiği finansal raporlama ve muhasebe standartları çerçevesinde yer alan muhasebe politikaları kapsamında oluşmaktadır. Finansal tablo kullanıcıları, muhasebenin temel kavram gereği finansal tabloların karşılaştırılabilir olmasını ve muhasebe politikalarının tutarlı bir şekilde uygulanmasını istemektedirler. Bu kapsamda muhasebe politikalarında ve muhasebe tahminlerinde oluşan değişiklikler ile hatalar finansal tabloların güvenilirliğini etkileyen uygulamalardır. İşletmeler bazı dönemlerde muhasebe politikalarında değişikliğe gidebilir. Bu bağlamda politika değişikliklerini finansal tabloların ek parçası olan dipnotlar bölümünde açıklamak zorundadırlar. Bu çalışmanın amacı; Muhasebe Standartları çerçevesinde borsada işlem gören işletmeler tarafından TMS 8 Standardı uyarınca muhasebe politika tercihleri ve açıklanma düzeyleri incelenerek işletmelerin mevcut durumlarının tespit edilmesidir. Çalışmanın ilk bölümünde; UFRS/TMS alanında yapılan çalışmalara ve finansal raporlamanın unsurlarına yer verilmiş olup finansal tablolarda karşılaştırmalı bilgi sunumu ve dipnotlardan söz edilmiştir. İkinci bölümde; uygulanması zorunlu muhasebe politikaları, alternatifli muhasebe politikaları, muhasebe tahmin ve hatalara ilişkin açıklamalara yer verilmiş olup konular örnekler ile desteklenmiştir. Üçüncü bölümde; BIST 100 endeksi baz alınarak farklı sektörlerde yer alan işletmelere ait 2016-2017-2018-2019-2020 yıllarına ilişkin dipnotlarında yer alan 5 muhasebe politikası incelenmiştir. Ayrıca yıl bazında sektörlerin muhasebe politika tercihlerine yönelik verilerin karşılaştırılması yapılarak yıllara göre gerçekleşen değişiklikler açıklanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, sektörlerin büyük oranda muhasebe politika yöntem seçimlerinde açıklama yaptığı, TMS 23 borçlanma maliyetleri standardının en yüksek açıklama yapılmayan standart olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Muhasebe Politikaları, Muhasebe Tahminleri, Hatalar, Dipnotlar, BIST-100
Bağımsız denetimde geleneksel ve sürekli denetim yaklaşımlarının karşılaştırılması: analitik inceleme prosedürlerinin teorik incelenmesi ve seçili finansal tablo kalemlerinde sürekli denetim yaklaşımı ile bir örnek uygulama
Günümüzde giderek artan işletmeler arası rekabet koşulları, işletmenin personel hacminde genişleme, teknoloji kullanımındaki yaygınlaşma hatalı ve hileli işlemlere sebep olmaktadır. Usulsüz yapılan işlemleri anlayabilmek ve oluşacak tahribatın önüne geçmek için işletmelerde yapılan denetimin sıklığı artırılmalıdır. Bu amaç doğrultusunda dijital ortamda, dijital teknoloji araçlarını kullanarak yapılan dinamik denetim süreci önemli hale gelmektedir. Dijitale yönelme ve eş zamanlı muhasebe kayıtlarının incelenmesi ihtiyacı beraberinde geleneksel denetim anlayışından sürekli denetim anlayışını getirmiştir. Yapılan karşılaştırmalar ve değerlendirmeler neticesinde, denetim sürecine teknolojik araçların entegre edilerek sürekli denetim yaklaşımının uygulanması ile geleneksel denetim yaklaşımına kıyasla müşteri işletmenin daha iyi tanınması, işletmeye ait bilgi ve belgelerin daha hızlı toplanarak analiz edilmesi, seçili finansal tablo hesaplarına eş zamanlı erişim sağlanarak olası hatalı ve hileli işlemlerinin tespiti, risk seviyesinin azaltılması, denetim kalitesinde artış, sürecin daha şeffaf ve hesap verilebilir şekilde ilerlemesine yardımcı olurken denetçinin karar verme sürecine destek sağlayarak, sürekli alınabilen raporlar ile birlikte denetim çalışma sonuçlarından etkilenen ilgili taraflara güvenilir ve ulaşılabilir bir bilgi tabanı oluşturacağı sonuçlarına ulaşılmıştır.
Türk çimento sektöründe çevresel sürdürülebilirlik uygulamalarının incelenmesi
Bu çalışmada, Türkiye'deki çimento sektörünün çevresel sürdürülebilirlik uygulamaları incelenmektedir. Çimento üretim süreçlerinin yüksek enerji tüketimi ve karbon emisyonları ile karakterize edilmesi, sektörde sürdürülebilirlik stratejilerinin önemini artırmıştır. Çalışmada, atıktan türetilmiş yakıt yönetimi, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kullanımı ve karbon emisyonlarının azaltılması gibi çeşitli sürdürülebilirlik stratejilerinin Türkiye'deki çimento üreticileri tarafından benimsenme ve uygulanma düzeyleri incelenmiştir. Araştırma metodolojisi, Borsa İstanbul'da işlem gören çimento şirketlerinin sürdürülebilirlik performanslarının kapsamlı bir değerlendirmesini içermektedir. Bu bağlamda, şirketlerin 2 Ekim 2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan SPK Kurumsal Yönetim Tebliği ile uygulamaya konulan Sürdürülebilirlik İlkeleri Uyum Çerçevesi'nin çevresel ilkelerine uyum sağlama çabaları ve uygulamaları detaylandırılmıştır. Nitel ve nicel veri analiz teknikleri kullanılarak yapılan bu çalışmada, Türk çimento sektörünün çevresel sürdürülebilirlik kapsamındaki durumu ve geleceğe yönelik çevresel sürdürülebilirlik hedefleri ele alınmıştır. Araştırma bulguları, Türk çimento sektörünün çevresel sürdürülebilirlik ilkelerine kısmen uyum sağladığını, tam uyum ve daha yüksek performans için ise ek önlemler ve stratejiler gerektiğini ortaya koymuştur. Özellikle enerji verimliliğinin artırılması, yenilikçi teknolojilerin benimsenmesi ve karbon emisyonlarının azaltılması konularında devlet ve özel sektör iş birliğinin kritik bir öneme sahip olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca, sürdürülebilirlik performansının iyileştirilmesinin tüm paydaşlar için ekonomik faydalar sağlayacağı da belirtilmiştir. Çalışma, Türk çimento sektöründe sürdürülebilirlik uygulamalarının mevcut durumu hakkında kapsamlı bilgi sunmakta ve gelecekteki araştırmalar ile sektörel politikalar için önemli bir referans noktası oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çimento sektörü, çevresel sürdürülebilirlik, enerji verimliliği, karbon emisyonları, yenilenebilir enerji.
Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar için uluslararası finansal raporlama uygulamalarının incelemesi ve uygulama önerisi
Hayır kurumu, kâr amacı gütmeyen sektör, üçüncü sektör, bağımsız sektör, gönüllü kuruluşlar, dernekler ve vakıflar gibi birçok farklı terimle ifade edilen ve toplumsal fayda sağlama amacıyla hareket eden "kâr amacı gütmeyen kuruluşlar" ekonomik ve toplumsal alanda giderek daha da önemli hale gelmiştir. Kapsamları ve nitelikleri itibarıyla kamuoyunu etkileyen bu kuruluşlar, emanet aldıkları kaynakların yönetimi ve kullanımı açısından topluma karşı sorumludur. Ayrıca geçmişte kâr amacı gütmeyen kuruluşlarda yaşanan skandalların bir sonucu olarak bu kuruluşlara kaynak sağlayanlar ve toplum, kuruluşların gerçekleştirdikleri faaliyet ve hizmetler hakkında daha çok bilgi sahibi olmak istemektedir. Kuruluşların gerçekleştirdikleri faaliyetlerin belirli mevzuatlar uyarınca belirlenen kurallar çerçevesinde hazırlanması ve sunulmasını ifade eden finansal raporlama ve bu hizmet ve faaliyetlerin bir fotoğrafı niteliğinde olan finansal tablolar bu noktada önemli hale gelmektedir. Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, kâr amaçlı işletmelerden farklı özelliklere sahiptir. Ayrıca tabi oldukları mevzuat hükümleri de farklıdır. Bu nedenle bu kuruluşların farklı muhasebe uygulamalarına ve raporlama hükümlerine tabi olması gerekmektedir. Ancak Türkiye'de kâr amacı gütmeyen kuruluşların finansal tablolarının hazırlanmasında kullanacakları finansal raporlama çerçeveleri bulunmamaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de kâr amacı gütmeyen kuruluşların gereksinim duyduğu ve uluslararası uygulamalarla uyumlu finansal raporlama çerçevesinin nasıl olması gerektiği araştırılmaktadır. Bu amaçla çalışmada öncelikle kâr amacı gütmeyen kuruluşların özellikleri ve yapısı ile Türkiye'de vakıf ve dernekler kapsamında kâr amacı gütmeyen kuruluşlar incelenmiş, sonrasında Türkiye'deki kâr amacı gütmeyen kuruluşların muhasebe uygulamalarına yer verilmiş daha sonra kâr amacı gütmeyen kuruluşların finansal raporlamasına ilişkin uluslararası ülke uygulamaları araştırılmış, son bölümde Türkiye'de faaliyet gösteren kâr amacı gütmeyen kuruluşlar için oluşturulacak finansal raporlama çerçevesinin içeriğine yer verilmiştir.
İletişim değerinin arttırılmasında yönetimin değerlendirmeleri raporuna ilişkin bir uygulama
Bu tez, Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (IFRS) çerçevesinde entegre raporlama sistemi altında firmalar tarafından hazırlanan yıllık faaliyet raporlarının standartlaştırılması ihtiyacını incelemektedir. Operasyonel raporlama uygulamalarında artan karmaşıklık ve çeşitlilik dikkate alınarak, bu işlemleri standartlaştırmak ve genel raporlama kalitesini artırmak amacıyla yeni bir uygulama sunulmaktadır. Çalışmada öncelikle kurumsal raporlamalar ve yıllık faaliyet raporunun içeriği incelenmiştir. Sonrasında, yönetimin değerlendirmeleri ve yönetimin değerlendirmelerinin ana unsurları ele alınmıştır. Son olarak, yönetimin değerlendirmelerinin altı ana unsuruna örnek teşkil etmesi amacı ile varsayımsal bir teknloji firması üzerinden örnek uygulama sunulmuştur. Bu çalışmanın sonuçları, yönetim değerlendirmeleri alanındaki devam eden tartışmalara önemli katkılar sağlamakta ve IFRS bağlamındaki düzenleyiciler ve firmalar için pratik, uygulanabilir sonuçlar sunmaktadır.
Otel işletmelerinin pandemi öncesi ve sonrası finansal durumu, nakit akışları ve performans ölçütlerindeki değişikliklerin incelenmesi- Antalya bölgesindeki bir otelde uygulama
2019 yılı başından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 pandemisinin her sektörde yarattığı deformasyonları, 2022 yılı itibariyle daha açık görmekteyiz. Özellikle finansal olarak Türkiye'de turizm sektörü en çok etkilenen sektörler arasında yer almakta olup; bu çalışma ile Antalya'da yer alan bir beş yıldızlı otelin pandemi öncesi ve sonrası finansal durumunun ne yönde etkilendiği incelenmiştir. Çalışma kapsamında otelin 2019-2022/06 dönemleri arasındaki finansal durum tabloları, kar/zarar tabloları, nakit akış tabloları ve bağımsız denetim raporları karşılaştırmalı olarak yatay analiz, dikey analiz ve oran analizi ile incelenmiştir. Çalışmada bağımsız değişken COVID-19 pandemisi iken, bağımlı değişkenler işletmenin finansal tablolarında bulunan tüm kalemlerdir. Sonuç itibariyle firmanın pandemiden 2020 yılında, 2019 yılına göre finansal olarak olumsuz etkilendiğini, 2021 yılı itibariyle ise toparlanmaya başladığı, 2022 yılına ait mali durumunun 2021 yılına göre olumlu seyirde olduğu belirlenmiştir.
Yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinin uluslararası standartlar ile Vergi Usul Kanunu karşısındaki durumu ve bir uygulama örneği
İnşaat sektörü her ülkede olduğu gibi özellikle de gelişmekte olan ülkemiz ekonomisinde lokomotif sektör olarak ön plana çıkmaktadır. Çünkü; sektör itibarıyla inşaat, ileri ve geri yüzlerce sektöre katkı sağlamaktadır. Özellikle ülkemiz ekonomisi içerisindeki oldukça önemli olan inşaat sektörü özellikle ekonomik kriz dönemlerinde devletlerin vazgeçilmez unsuru haline gelmektedir. Kriz dönemlerinde karar vericiler, ekonomik anlamda durgunluğu bertaraf edebilmek adına öncelik olarak inşaat alanında desteklerini arttırmakta bu alanda gelişmelere öncelik vermektedirler. Bu sayede, gerek istihdam gerekse de ileri ve geri sektörleri canlı tutarak olası bir durgunluğun önüne geçmeyi amaçlamaktadırlar. Tüm dünya ülkelerinde öneme sahip olan inşaat sektörünün ülkemizdeki önemi son yıllarda daha da artmaktadır. Özellikle devlet eliyle yapılması gereken kamu projelerinin ( otoyol, köprü vs.) taahhüt yöntemiyle yüklenici firmalara yaptırılması bu önemi açıkça ortaya koymaktadır. Son yıllarda, ülkemizde onlarca proje Kamu Özel İşbirliği (KOİ) yöntemiyle özel sektör aracılığıyla yapılmış veya yapılmaya devam etmektedir. Bu projeler de önemi ve büyüklüğü dolayısıyla yıllar süren bir inşaat süreci sonucunda tamamlanmaktadır. Yatırımcılar, hak sahipleri ve paydaşlar gibi faydalanıcılar da; doğru finansal bilgiye ulaşabilmek adına taahhüt işini yapan firmaların finansal tablolarından faydalanmaktadırlar. Finansal tabloların da amacı faydalanıcılara karar alabilmeleri için doğru bilgileri şeffaf ve anlaşılabilir bir şekilde sunmaktır. Söz konusu yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinde de, finansal tablolar vergi mevzuatı ve uluslararası standartlar kapsamında farklı yöntemlerle düzenlenmekte ve kullanıcılara sunulmaktadır. Bu tezin amacı ise vergi mevzuatı ve uluslararası standartlar açısından yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinden ortaya çıkan hasılat veya hakedişlerin muhasebeleştirilmesi ve raporlanması hususuna yönelik farklılıkları, yarar ve zararları ortaya koyarak bu farklılıkların giderilmesi adına önerilerde bulunmaktır.
Küçük veya karmaşık olmayan işletmeler için denetim standartları önerisi
Küçük veya karmaşık olmayan işletmeler de dâhil olmak üzere KOBİ'ler, dünya ekonomisine büyük işletmelerden daha fazla katkıda bulunurlar. Küçük işletmeler büyümeye, istihdama ve yaratılan katma değere de ciddi oranda katkı sağlarlar. Küçük işletmeler aynı zamanda dünyada yürütülen denetim faaliyetlerinin çoğunluğunu da oluşturmaktadır. Muhasebe uygulamalarının gelişmesi, işlemlerin daha karmaşık hale gelmesi mevcut Uluslararası Denetim Standartlarını küçük işletmeler için daha karmaşık hale getirmiştir. Düzenleyici ve denetleyici otoriteler, 25'ten az çalışanı olan küçük bir şirketi ve binlerce çalışanı olan büyük bir şirketi aynı standartlar uygulayarak denetlemek makul mü sorusuna yanıt aramaya başlamıştır. Denetim, küçük veya karmaşık olmayan işletmeler için değerli ve vazgeçilmez bir hizmettir. Küçük işletmelerin performansına duyulan güven tüm paydaşlar için fayda sağlar. Küçük işletmelerin denetiminin verimli ve kaliteli olması da oldukça önemli bir husustur. Bu sebeple daha küçük işletmelerin, denetimlerinde karşılaşılabilecek sorunlarla başa çıkmanın farklı yollarını keşfetmek gerekmektedir. Bu yollardan birisi de küçük veya karmaşık olmayan işletmelerin denetimleri için yeni ve ayrı bir standart seti oluşturulması gerekliliğidir.
Finansal ve finansal olmayan bilgilerin şirket raporlamalarında bir arada kullanılması: Savunma sanayi şirketleri üzerine bir inceleme
Ekonomik ve politik buhranlar, çevresel sorunlar, istikrarsızlık, şirket ve kurumlara karşı güvensizlik gibi sebepler dolayısı ile iç ve dış paydaşların şirketlerden bilgi talepleri artmıştır. Şirket ortakları, yatırımcılar ile diğer tüm iç ve dış paydaşların karar alma süreçlerinde finansal bilgiler tek başına ihtiyacı karşılayamaz duruma gelmiştir. Bu durum, ağırlıklı olarak finansal bilgilere yer veren bağımsız denetim raporu, faaliyet raporu gibi raporların yanı sıra çoğunlukla finansal olmayan bilgiler içeren kurumsal ilkelere uyum raporu, sürdürülebilirlik raporu, entegre rapor gibi yeni rapor türlerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Geleceğin raporlama yaklaşımlarının tüm bu finansal ve finansal olmayan bilgilerin birbirleriyle ilişkilendirilerek bir arada sunulmasını içereceği değerlendirilmektedir. Uzun dönemde amaç; ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarda şirketlerin, tüm paydaşların ve genel olarak toplumun fayda sağlamasıdır. Bu tezde, şirketler tarafından uygulanan raporlama çerçeveleri incelenerek, şirketlerin bu çerçevelerden hangilerini kullandığı, bu raporlarda hangi finansal olan ve olmayan bilgileri açıkladığı ve bu bilgileri arasında nasıl bir ilişki kurduğu ortaya konulacaktır. Şirketlerin paydaşlarının finansal bilgilere dayalı olarak gerçekleştirdikleri karar alma süreçlerinin, finansal olmayan bilgilerden etkilendiği ve bu sebeple şirketlerin artık iki tür bilgiyi bir arada sunan raporlar hazırlamaya yönelmeye başladığı hususu, savunma sanayi sektöründen seçilen global ve yerel firmalardan olan: Aselsan Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Otokar Otomotiv ve Savunma Sanayii A.Ş., Lockheed Martin Corporation ve Northrop Grumman şirketleri üzerinden incelenecektir. Finansal olmayan veriler ile alakalı şablonu ve kuralları katı, kesin çizgilerle tanımlanmış çerçeveler bulunmamaktadır. Fakat savunma sanayi sektöründe yer alan şirketlerin faaliyet gösterdikleri çevre, amaçları, gereklilikleri benzerlik gösterdiği için, bu sektörde yer alan firmaların açıkladıkları finansal olmayan bilgilerin benzer konulardan oluştuğu değerlendirilmektedir ve bu husus çalışmanın son bölümünde incelenmiştir.
Şirketlerin çevreye karşı sorumluluklarının sürdürülebilirlik raporları aracılığıyla incelenmesi
Bu tezin amacı, şirketlerin yıllık bazda yayınlamış oldukları sürdürülebilirlik raporlarında çevre ile ilgili nelerin raporlandığının araştırılmasıdır. Çevresel sorunların giderilmesi açısından şirketlerin yıl içerisinde çevreye dair ne gibi katkılarda bulunduklarının anlaşılabilmesi faaliyet gösteren diğer firmalara örnek teşkil etmesi açısından özellikle önemlidir. Bu bağlamda, araştırma Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi'nde yer alan imalat sanayi alt sektörlerindeki firmaların yayınlamış oldukları sürdürülebilirlik raporları üzerinde yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda, şirketlerin çevreye karşı sorumluluklarını yerine getirmelerinde ve böylelikle çevresel sürdürülebilirliğin sağlanmasında inovasyonun büyük bir öneme sahip olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çevre Sorunları, Sürdürülebilirlik Raporlaması, Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi, İmalat Sanayi
TSRS 1 ve TSRS 2 kapsamında sürdürülebilirlik raporu hazırlama süreci: Uygulamalı bir rehber
Sürdürülebilirlik, ekonomik kalkınma, çevre koruma ve toplumsal refahın dengeli bir biçimde sağlanmasını amaçlayan kapsamlı bir kavramdır. Günümüzde sürdürülebilirlik, işletmeler için yalnızca etik bir sorumluluk değil aynı zamanda rekabet avantajı sağlayan stratejik bir unsur olarak kabul edilmektedir. İşletmeler sürdürülebilirlik uygulamalarını paydaşlarına şeffaf bir şekilde sunmak ve bu alandaki performanslarını ortaya koymak için sürdürülebilirlik raporlamasına başvurmaktadır. Sürdürülebilirlik raporlaması, işletmelerin ekonomik, çevresel ve sosyal boyutlardaki etkilerini ölçmelerini, yönetmelerini ve ilgili paydaşlarla paylaşmalarını sağlar. Bu raporlama, işletmelerin sürdürülebilirlik performanslarının gelişimini izlemek için kritik bir araçtır ve giderek daha yaygın hale gelmektedir. Küresel ölçekte yaygınlaşan sürdürülebilirlik raporlaması için çeşitli standartlar ve rehberler geliştirilmiş olup, Türkiye'de Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) bu alanda önemli bir rehberlik sağlamaktadır. Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS 1 ve TSRS 2), işletmelerin sürdürülebilirlik ve iklimle ilgili risk ve fırsatlarını finansal olmayan bilgilerle birlikte entegre şekilde açıklamalarını sağlayan kapsamlı bir raporlama çerçevesidir. Bu standartlar, işletmelerin uzun vadeli değer yaratma süreçlerini şeffaf ve hesap verebilir biçimde ortaya koymalarını hedeflemektedir. Bu tez kapsamında hazırlanan soru seti, sürdürülebilirlik raporu hazırlaması gereken işletmelerden TSRS 1 ve TSRS 2 standartlarının öngördüğü dört temel alanda (yönetişim, strateji, risk yönetimi ile metrikler ve hedefler) kapsamlı ve sistematik bilgi toplamayı amaçlamaktadır. Tezin son aşamasında ise mevcut raporların analizinin yapılabilmesi için ulusal ve uluslararası 18 rapor incelenmiştir.
Finansal olmayan raporlamaların kredi derecelendirme süreçlerine entegrasyonu
Bu çalışmada finansal olmayan raporlamaların kredi derecelendirme süreçlerine entegrasyonunu ele alınmakta ve bu entegrasyonun kredi derecelendirme ajanslarının ve finansal kurumların risk değerlendirmelerini nasıl iyileştirebileceği incelenmektedir. Finansal olmayan bilgilerin, özellikle çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) faktörlerinin dikkate alınması, işletmelerin ve finansal kurumların karşılaştığı riskleri daha kapsamlı bir şekilde değerlendirmelerine olanak tanımaktadır. Araştırma finansal olmayan raporlamanın, işletmelerin finansal performansını, sürdürülebilirlik pratiklerini ve kurumsal sorumluluklarını yansıttığını belirlemekte ve bu bilgilerin kredi derecelendirme süreçlerine dahil edilmesinin potansiyel faydalarını ele almaktadır. Finansal olmayan bilgilerin entegrasyonunun kredi derecelendirme ajanslarının daha şeffaf, hesap verebilir ve kapsamlı analizler yapmalarına imkân tanıdığı görülmektedir. Bu entegrasyonun finansal piyasaların sağlığı ve karar verme süreçlerinin kalitesi üzerinde olumlu etkileri olacağı öngörülmektedir.