
19
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Pandemi döneminin ülkelerin makroekonomik verileri üzerine etkisi: Enflasyon ve işsizlik örneği
İlk olarak 2019 Aralık'ta Çin'de ortaya çıkan ve tüm Dünya ülkelerini etkisi altına alan Covid-19 virüsü, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından pandemi ilan edilmiştir. Koronavirüs pandemisi Dünya çapında çok sayıda ölüme sebep olmuştur. Virüsün bulaş hızının azaltılması için ilk günden itibaren çeşitli tedbirler alınmıştır. Alınan tedbirler ülkelere göre farklılık gösterse de sağlık açısından nihai hedef insanların birbirleri ile olan etkileşimini azaltarak virüsün yayılma hızını düşürmektir. Bu çalışmada pandemi döneminden en çok etkilenen (vaka sayısına göre) ülkeler ele alınmaktadır. Bu ülkeler Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan, Brezilya, Rusya, İngiltere, Fransa, İspanya, İtalya, Türkiye ve Almanya'dır. Çalışmada ele alınan ülkelerin enflasyon ve işsizlik verileri incelenmektedir. Ülkelere ait makroekonomik veriler pandemi dönemi öncesi ve pandemi dönemi olarak ikiye ayrılarak iki dönem arasında anlamlı bir farklılığın olup olmadığı sorgulanmaktadır. Toplanan verilerin, Kolmogorov-Simirnov testi ile normal dağılımının analizi yapılmış, ardından istatistiksel metot olarak bağımlı (eşleştirilmiş) örneklem t-testi kullanılmıştır. Anlamlılık değerleri bulunduktan sonra etki büyüklüğünün bulunması için Cohen tarafından geliştirilen (d) hesaplama kullanılmıştır. İki dönem arasındaki ilişki SPSS v.26 programı kullanılarak analiz edilmektedir. Elde edilen sonuçlarda on ülkeden dört tanesinde pandeminin enflasyon üzerinde anlamlı etkisinin olduğu, on ülkeden dokuz tanesinin ise işsizlik oranları pandemi döneminden anlamlı şekilde etkilenmiştir.
Mevduat bankalarında MultiMoora Yöntemi ile performans ölçülmesi (2010-2020)
Ekonominin temel yapı taşlarından olan bankacılık sektörü, insanlar arasındaki takas alışverişine dayanan bir alan olduğu görülmektedir. Güven gereksinimi ile ortaya çıkan ve her gün gelişip değişen bu sektör, önce ülkesel bazda modern bankacılık ile temellendirilmiştir. Bankacılık sektörünün Türkiye'de gelişimi ise Osmanlı döneminde yabancı sermayeli bankacılık dönemine dayanmaktadır. Bankacılık sektörünün hem krizlerin temelinde olduğu hem de diğer sektörleri kriz dönmelerinde ayakta gücünün bulunduğu görülmektedir. Çalışmanın amacı sektörde faaliyet gösteren aktif büyüklüğü en büyük 13 bankanın performans ölçümü yapılarak sıralama yapılmaktadır. Çalışmada çok kriterli karar verme yöntemlerinden MULTIMOORA yöntemi kullanılarak çalışmaya dahil edilen aktif büyüklüğü en yüksek 13 bankanın 2010-2020 dönemi verileri ile analiz yapılmaktadır.
Elektronik bankacılık ve hukuki boyutu ile banka ve müşteri yükümlülükleri
Dünyada ve ülkemizde internetin kullanımında yaşanan bu gelişmelere bankacılık sektörü tarafından yapılan yatırımlar ve çalışmalar sonucunda hızlı bir şekilde uyum sağlanmış ve bankacılık sektörü de elektronik ticaret uygulamaları içinde yerini almış, hizmetlerini fiziki şubeler dışında internet üzerinden sunmaya başlamıştır. Günümüzde adeta elektronik ve teknoloji denildiğinde akla ilk olarak gelen sektörlerden olan bankacılık sektörü, her geçen gün elektronik ortamda dijital kanallardan sunduğu bankacılık hizmetlerini geliştirmekte ve sunulan bu hizmetlerin çeşitliliğini arttırmaya devam etmektedir. Yaşanan bu gelişmeler kapsamında "elektronik bankacılık hizmetlerini" sağlayan bankaların ve elektronik bankacılık kanallarını kullanan kişilerin maruz kalabilecekleri risklerin ve bu risklerin yükümlülüklerinin taraf menfaatlerine uygun olarak belirlenmesi ve sınırlandırması gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, bankacılık sektörü tarafından sağlanan elektronik bankacılık işlemlerinde, müşteri ve banka bilgilerinin gizliliği ve elektronik bankacılık kanallarından yapılan işlem güvenliği gibi konuların banka ve müşteri sorumlulukları yönünden incelenmesidir.
Bankacılıkta likidite yaratma ve çeşitlendirme ilişkisi-Türk bankacılık sektörü uygulaması-
Modern finansal aracılık teorisine göre bankalar ekonomide likidite yaratma ve riskleri dönüştürme olmak üzere iki önemli rol üstlenmektedirler. Bankaların birinci rolü, likit olmayan varlıkları likit yükümlülüklere dönüştürerek likidite yaratmaktır. Bu durumda bankanın yükümlülüklerinin varlıklarından daha likit olması likidite uyumsuzluğu yaratacağından banka likidite riski üstlenmektedir. Bankaların ikinci rolü, risksiz mevduatlar ile riskli kredilerin finanse edilerek risklerin dönüştürülmesidir. Finansal aracılar olarak bankaların likidite yaratma rolünün temeli Adam Smith'in 1776 yılında kaleme aldığı "Milletlerin Zenginliği" kitabına kadar dayanmaktadır. Çalışmada bankacılıkta çeşitlendirme ve likidite yaratma teorileri bir araya getirilerek gelir çeşitlendirmesinin likidite yaratma ve dolayısıyla likidite riski üzerine etkisi incelenmiştir. Berger ve Bouwman (2009) likidite yaratma ölçüm metodolojisi takip edilerek Türk Bankacılık Sektörü'nün yarattığı likidite ve likidite riski ölçümlenmiş, bankaların gelir çeşitlendirmesi düzeyleri ile likidite riski arasındaki ilişki ortaya konulmuştur. 2006-2020 dönemini kapsayan çalışmada kurulan hipotezler kapsamında orta ölçekli banka ile yerli sermayeli banka grubunda gelir çeşitlendirmesi ve likidite yaratma arasında negatif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca çalışmada öne çıkan bir diğer önemli bulgu, banka sermayesi ile banka likidite yaratma arasındaki ilişkinin banka büyüklüğüne göre farklılık göstermesidir.
Bankaların likidite riskinin belirleyicisi içsel ve dışsal faktörler: Türk bankacılık sektörü için bir uygulama
Finansal sistemin en önemli aktörlerinden olan bankalar, finansal aracılık başta olmak üzere doğrudan ya da dolaylı olarak yerine getirdikleri çeşitli fonksiyonlarla ülke ekonomilerinin işleyişinde büyük öneme sahiptir. Ülke ekonomilerinin başarı ve sıhhati için sermaye açısından güçlü, etkin, rekabetçi pazara yapısına sahip, kontrol ve denetim alt yapısı açısından gelişmiş bir bankacılık sektörünün varlığı önemlidir. Gerek küresel gerekse ulusal çaptaki ekonomide yaşanan gelişmelerden doğrudan ve dolaylı olarak etkilenen bankalar faaliyetlerini belirli risklere maruz kalarak sürdürmektedir. Bu kapsamda finansal istikrar ve bankacılık faaliyetlerinin sürdürülebilirliği açısından bankaların maruz kaldıkları riskler ve riskleri ne şekilde yönetmeye çalıştıkları önem arz etmektedir. Bu çalışmada Türk bankacılık sektöründe faaliyette bulunan ticari ve katılım bankalarında likidite riskini etkileyen içsel (bankaya özgü) değişkenler ile dışsal (makro ekonomik) değişkenler belirlenmiştir. Bu kapsamda Türkiye'de faaliyette bulunan 19 ticari banka ve 4 katılım bankasının 2015/12 ay ve 2021/9 aylar arasındaki döneme ait çeyrek dönemlik verileri statik panel veri analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışmada, likidite düzeyinin göstergesi olarak Basel Uzlaşısı kapsamında bankalarca hesaplanan Likidite Karşılama Oranı bağımlı değişken olarak tercih edilmiştir. Küresel çapta ülke ekonomilerini oldukça etkileyen Covid-19 pandemisi, Türk bankacılık sektörünün likidite düzeyi üzerindeki etkilerini de görebilmek adına modele kontrol değişkeni olarak eklenmiştir. Yapılan analiz neticesinde, örneklem kapsamında mevduat ve katılım bankalarından oluşan Türk bankacılık sektörünün likidite düzeyi ile bankalara özgü mevduat, kredi mevduat oranı, öz kaynak kârlılığı, sermaye yeterlilik oranı, öz kaynaklar ve aktif büyüklük ile makro ekonomik faktörlerden para arzı, kredi temerrüt takası, kontrol değişkeni Covid dönemi arasında istatistik açıdan anlamlı ilişkilerin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Kredi genişlemesi ile politik konjonktür hareketleri ilişkisinin analizi - Türkiye örneği (1980-2017) –
Ekonomik dalgalanmaların politik dalgalanmalarla ilişkili olup olmadığı literatürde uzun zamandır tartışılmaktadır. Politik konjonktür hareketleri kavramı özellikle iktidardaki politikacıların seçimleri kendi lehlerine çevirmek amacıyla seçimden önceki dönemde ekonomiyi manipüle etmeye çalıştıklarını ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır. Kavram, geleneksel ve modern politik konjonktür hareketleri çerçevesinde şekillenmiştir. Zaman içinde çeşitli yazarların kavrama yaptıkları katkı ile geleneksel ve modern modellerin her ikisinin birden altında fırsatçı ve partizan modeller oluşmuştur. Seçimler politikacıların uyguladıkları ekonomik programın sonuçlarına göre iktidardan düşürülerek cezalandırıldıkları ya da yeniden seçilerek ödüllendirildikleri anlardır ve politikacılar için hayati önem taşırlar. Politikacılar seçimlerden hemen önce yapay bir refah yaratmak amacıyla makroekonomik araçlarla ekonomiye müdahale edebilirler. Bu araçlar para ve kredi politikası araçları olabilir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de 1980-2017 yılları arasında yapılan seçimlerden önce banka kredilerinde meydana gelen değişim ve siyasal iktidarların kredi büyümesini seçimlerde oylarını artırabilmek için tıpkı diğer makroekonomik değişkenlerde yaptıkları gibi bir araç olarak kullanıp kullanmadıklarını incelemektir. Literatürde politik konjonktür hareketleri ile çeşitli makroekonomik göstergeler arasındaki ilişkiyi inceleyen çok sayıda çalışma bulunsa da çalışmamızda 1980-2017 dönemini kapsayan sürede genel seçimler, yerel seçimler ve referandumlar öncesinde ve sonrasında Türkiye'de bankacılık sektöründe kredi büyümesi ile politik konjonktür hareketleri ilişkisi 3 ay ve yıllık bazda ele alınmıştır. Panel veri kullanılarak yapılan çalışma neticesinde 2000-2017 yılları arasında yapılan genel seçimlerle kredi büyümesi arasında güçlü biçimde pozitif ve istatistiki olarak anlamlı bir ilişki bulunduğu tespit edilmiştir. Bu da ilgili dönemde politika yapıcıların politik konjonktür hareketleri kuramı kapsamında kredi büyümesini bir araç olarak kullandıklarını göstermektedir. Çalışma 2010-2017 dönemini kapsayacak şekilde 3 aylık verilerle de yapılmıştır. Bu dönemde ise kredi büyümesi ile seçimler arasında anlamlı bir ilişkiye ulaşılamamıştır. Politikacıların seçimlerden hemen 3 ay önceki dönemde bankaların kredi büyümesini bir araç olarak kullanmaktan ziyade seçimlerden çok daha önceki süreçlerde kredi büyümesini bir araç olarak kullanmayı tercih ettikleri düşünülmektedir.
CDS primleri ve borsa endeksleri ilişkisi-BRICS ülkeleri ve Türkiye örneği
Kredi temerrüt takaslarının (CDS) temel amacı, sadece kredi riskinden korunmak değil, aynı zamanda ülkeye ilişkin risk göstergesi olarak da kullanılıyor olmasıdır. Uluslararası yatırımcılar, bir ülkeye yapacakları doğrudan yatırımlar ve portföy yatırımlarına ilişkin karar verirken CDS primlerini çok önemli bir veri olarak ele alırlar. CDS primlerinin düşme/ yükselme eğiliminde olması, yatırımcılar tarafından borsa gösterge endekslerinde yükselme/ düşme olacağına dair pozitif veya negatif bir işaret olarak değerlendirilebilir. Çalışmanın analiz kısmı üç aşamadan oluşmaktadır. Birinci bölümde BRICS ülkeleri ile Türkiye'nin CDS primlerinin, borsa endekslerinden gösterge niteliğinde olan endeksler1 ile arasındaki, daha sonra ise BRICS ülkeleri ile Türkiye'nin CDS primlerinin bankacılık endeksleri ile arasındaki nedensellik ilişkisi sırasıyla incelenmiştir. Gösterge endeks olarak Türkiye'de BİST100, Brezilya'da Bovespa Index, Rusya'da Moex Index, Hindistan'da NIFTY Index, Çin'de Shangy Index, Güney Afrika'da SOAF Index, verileri dikkate alınmıştır. Yapılan çalışma, 2011 yılı Ocak ayı ile 2021 Haziran ayı arasındaki dönemi kapsamaktadır. CDS, borsaların gösterge endeksleri ile bankacılık endekslerine ait veriler aylık kapanış rakamları üzerinden alınmıştır. Söz konusu 6 ayrı ekonomide her iki model için ayrı ayrı toplamda 12 adet zaman serisi analizi yapılmıştır. İkinci bölüm, CDS primlerinin Türkiye'deki borsaların gösterge endeksleri ile bankacılık endeksleri üzerindeki etkisinde yabancı yatırımcı oranların katkısı araştırılmıştır. Bu bölümde de önceki bölümdeki tarih aralığı ve aylık kapanış verileri alınmış, 126 adet gözlem içeren zaman serisi oluşturulmuştur. Üçüncü bölümde ise, CDS primlerinin BIST100 hisse değerleri üzerindeki etkisinde, yabancı yatırımcı oranlarının moderatör rolü üzerine ekonometrik bir model test edilmiştir. Bu modelde tüm değişkenlere ait gözlemler, 2019 son çeyreği ile 2021 2. çeyreği arasında BIST100'de yer alan 97 adet firma için alınarak dengeli bir panel veri seti oluşturulmuştur. Çalışmanın sonucunda; Çin haricindeki ekonomilerde, değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin gösterge endekslerden kredi risk primlerine doğru olduğu görülmüş olup, Çin'de ise değişkenler arasında istatistiksel olarak nedensellik ilişkisine her iki model için de rastlanmamıştır. Türkiye ekonomisinde kredi risk primlerinin ise, bankacılık endeksi üzerinde anlamlı ve negatif bir etkisinin olduğu görülmüş olup, bu etkinin yabancı yatırımcı oranı değişkeninden bağımsız olduğu söylenebilmektedir. Düşük yabancı yatırımcı oranı için modelin ve parametrenin anlamsız olması, tahmin edilen parametrenin sıfıra eşit olduğu yönündeki sıfır hipotezinin kabulü anlamına gelmektedir. Orta ve yüksek düzeyde yabancı yatırımcı oranları için oluşturulan panel veri modellerinde, parametreler istatistiksel olarak sıfırdan farklı olup, mutlak değerce incelendiğinde farkın yüksek yabancı yatırımcı oranına sahip firmalar lehine olduğu görülmektedir. Daha açık bir ifade ile BIST100'deki firmaların yabancı yatırımcı oranı arttıkça ülke kredi risk priminin hisse senedi fiyatları üzerindeki olumsuz etkisi de artmaktadır. Bu çalışma, finansal büyümenin sağlanmasında, kurumsal yatırımcıların davranışlarını açıklama yönünden politika karar alıcılarına önemli bilgiler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: CDS primi, borsa gösterge ve bankacılık endeksleri, yabancı yatırımcı oranları
Yolsuzluk ve iktisadi büyüme arasındaki ilişkinin analizi-ülke örnekleri
"Yolsuzluk" kavramı iktisadi büyümeyi etkileyen faktörlerden biri olarak hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde karşımıza çıkmaktadır. Son yirmi, otuz yılda yolsuzluk birçok ülkede, özellikle ekonomi üzerinde ciddi etkilerinin olduğu gelişmekte olan ülkelerde göze çarpan bir sorun haline gelmiştir. Bu araştırmanın amacı ekonomik bireylerin yolsuzluk algılarının iktisadi büyüme ile olan ilişkilerinin analiz edilmesidir. Araştırma amaçları doğrultusunda söz konusu ilişkinin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmiştir. Bu bağlamda Dünya Bankası ülke sınıflaması kapsamında gruplandırılan 25 gelişmekte olan ülke ve 23 gelişmiş ülke için 2009-2020 yılları arasında yıllık frekanstaki veriler kullanılarak panel veri analizi çerçevesinde çözümlemeler yapılmıştır. Panel veri analizi hem belirtilen dönemi hem de covid öncesi dönemi kapsayacak şekilde ayrı ayrı yapılmıştır. İktisadi büyüme için kullanılan gayri safi yurtiçi hasıla değişkeni bağımlı değişken olup yolsuzluk olarak kullanılan yolsuzluk algı endeksi değişkeni ise bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Doğrudan yabancı yatırımlar, enflasyon olarak alınan tüketici fiyat endeksi ve dış ticaret hacmi değişkenleri ise açıklayıcı değişkenler olarak kullanılmıştır. Demokrasi endeksi ve siyasi istikrar endeksi değişkenleri ise 3 ayrı model olarak kurgulanan analizde bağımsız değişken olarak ele alınmıştır.
Bireysel bankacılıkta hizmet kalitesi, müşteri memnuniyeti ve müşteri sadakati arasındaki ilişki – Türkiye uygulaması
Müşteriler, ihtiyaç ve beklentileri doğrultusunda çalışmak istedikleri bankaları seçmektedirler. Dolayısıyla günümüzde bankalar müşteriler tarafından yönlendirilmekte, yüksek hizmet kalitesi talep etmektedirler. Günümüzde banka müşterilerinin hakları konusunda artan farkındalıkları, değişen talepler ve yoğun rekabet ile birlikte bankalar müşterilerinin sadık kalması için bankanın hizmet kalitesinde sürekli ilerlemesi gerektirmektedir. Hizmet kalitesi, rekabetçi bir konum oluşturmanın ve kâr performansını artırmanın en etkili yollarından biridir. Bankalar, rekabetçi bir konum oluşturmak ve müşterilerini elinde tutmayı istedikleri takdirde müşterilerinin hizmetlere yönelik kalite düzeylerini ölçmelidirler. Bu araştırmada banka hizmet kalitesinin müşteri memnuniyeti ve sadakati üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu amaçla 182 bireysel banka müşterisinin görüşlerine başvurulmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre hizmet kalitesi niteliklerinden; fiziksel varlıklar, güvenilirlik, heveslilik, güven ve empatinin müşteri memnuniyetini pozitif şekilde etkilediği saptanmıştır. Müşteri sadakati üzerinde etkili olan hizmet kalitesi niteliklerinin ise fiziksel varlıklar, güvenilirlik, heveslilik ve empati olduğu saptanmıştır. Hizmet kalitesi niteliklerinden fiziksel varlıkların ve hevesliliğin müşteri sadakati üzerindeki etkisinde müşteri memnuniyetinin tam aracılık etkisi olduğu tespit edilmiştir. Güvenilirlik ve empatinin müşteri sadakati üzerindeki etkisinde müşteri memnuniyeti kısmen aracılık etmektedir.
İnşaat sektörü kredilerinin ekonomik büyümeye etkisinin analizi – Türkiye örneği
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de kullandırılan konut kredilerinin ekonomik büyümeye etkisinin olup olmadığı belirlenmesidir. Bu kapsamda, banka kredilerini temsilen inşaat sektörüne verilen kredi hacmi olarak "nakdi krediler" ve "gayrinakdi krediler" değişkenlerinin toplamı alınmıştır. Bu veriler www.worldbank.org sitesinden alınmıştır. Böylece 2005-2021 dönemleri arasında Türkiye'de inşaat sektörüne verilen banka kredilerindeki büyüme hesaplanarak yeni bir değişken oluşturulmuştur. Bu hesaplama ise mevcut yılın bir önceki yıla bölümü ile yaşanan yüzdesel değişim elde edilerek gerçekleştirilmiştir. Bu değişkenin kısaltılması olarak "İSKBK" olarak kullanılmıştır. Ekonomik büyümeyi temsilen "GSYİH büyümesi" verileri kullanılmıştır. Bu veriler BDDK'nın ve Dünya Bankası'nın veri tabanından elde edilmiştir. Bu veri seti de 2005-2021 dönemine ait yıllık verilerden oluşmaktadır. Analizimizde bağımlı değişkeni GSYİH, bağımsız değişkenimiz İSKBK olarak kullanılacaktır. Öte yandan, bahsi geçen amaca ulaşılabilmek için Engle-Granger eş bütünleşme analizinden faydalanılmıştır. Granger Nedensellik Analizi sonuçlarına göre çift yönlü nedenselliğin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuç ilgili alanyazını da destekler niteliktedir. VAR analizi sonuçlarına göre ekonomik büyümenin inşaat sektörüne verilen banka kredilerdeki büyümeyi pozitif yönde etkilediği, inşaat sektörüne verilen banka kredilerindeki büyüme ile ekonomik büyüme arasında negatif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Seçilen dönemler içerisinde VAR analizi sonuçlarına göre inşaat sektörüne verilen banka kredilerindeki büyümenin ekonomik büyümeye olan etkisinin negatif yönde olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. İnşaat sektörüne yapılan yatırımlar genellikle uzun dönemli yatırımlar olduğu için ekonomik büyümeye etkisi 5-10 yıllık aralıklarla yansıyabilmektedir. Bu durumun, analiz yapılan dönemlere ilişkin iki değişken arasındaki ilişkinin negatif olmasını açıkladığı düşünülmektedir. Gelişmekte olan ülkeler grubunda yer alan Türkiye'de geçmişten günümüze inşaat sektörü ekonomik büyüme için çok önemli bir sektör olarak yerini almıştır ve önümüzdeki dönemlerde de her zaman Türkiye ekonomisi için çok önemli bir yere sahip olacaktır.
Effect of wage payment days on USD/TL foreign exchange rate in Turkey
This paper examines and analyzes changes (increase, decrease otherwise) in US Dollar against Turkish Lira foreign exchange rate returns in some calendar days such as wage payment days in Turkish free foreign exchange market around turn of the month, beginning of the month, before holidays and mid-day of the month between years January 2003 and December 2018. It is an empirically proven fact by related literature that changes in foreign exchange rates steer foreign exchange deposits, overnight interest rates and outlook of Turkish economy. Dollarization in the Turkish economy directly affects the inflation expectations, thus causes a re-adjustment period for overall expectations on macroeconomic level. This paper focuses on the effect of wage payment days on dollarization behavior.
Yapısal kırılmalarda TCMB politika faiz oranlarının banka faiz oranlarına olan geçişkenliğinin ölçülmesi
Bu çalışmada, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından uygulanan politika faiz oranlarının, banka kredi ve mevduat faiz oranlarına olan geçişkenliği incelenmiştir. Çalışmanın temel amacı, istikrarlı dönemden başlayıp döviz krizi, yüksek enflasyon ve faiz artışları gibi yapısal kırılma dönemlerini de içine alan 2011 yılı Ocak ayından 2024 yılı Haziran ayına kadar olan dönemde, TCMB tarafından uygulanan politika faizi oranlarının ağırlıklı ortalamasını içeren AOFM'nin banka kredi ve mevduat faiz oranları üzerindeki etkisini analiz etmektir. Çalışma kapsamında nedensellik testi için Toda – Yamamoto nedensellik modeli, geçişkenliğin derecesini ve yönünü testi için de Otoregresif Dağıtılmış Gecikme Modeli (ARDL) model ve Hata Düzeltme Modeli (ECM) kurulmuştur. Analiz sonuçları; TCMB politika faiz oranlarının mevduat ve kredi faizleri üzerinde anlamlı bir geçişkenlik etkisi yarattığını göstermektedir. Bununla birlikte; yapısal kırılmaların yaşandığı dönemlerde bu geçişkenlikte farklılıkların oluştuğu görülmüştür. TCMB'nin politika faizlerinin banka faizlerine geçişkenliğini artırmak için, özellikle mevduat faizlerinin duyarlılığını artırıcı ek mekanizmaların devreye sokulması önerilmektedir. Çalışmanın bulgularının, politika yapıcılar ve bankacılık sektörü açısından faydalı olacağı düşünülmektedir.
Makroekonomik değişkenlerin BIST 100 ve BIST Sınai Endeksi üzerindeki etkileri: Zaman serisi analizi
Finansal piyasaların gelişmişlik düzeyi, bir ekonominin istikrarı ve büyüme potansiyeli açısından önemli bir göstergedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, borsa endekslerinin makroekonomik değişkenlere karşı verdiği tepkiler, hem yatırım kararlarının şekillenmesinde hem de para politikalarının etkililiğinde belirleyici rol oynamaktadır. Türkiye gibi yükselen piyasa ekonomilerinde, finansal piyasa dinamiklerinin ekonomik göstergelerle olan ilişkisi gerek akademik literatürde gerekse politika yapıcılar nezdinde yoğun biçimde tartışılmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de Borsa İstanbul 100 Endeksi (XU100) ve İmalat Sanayi Endeksi (XUSIN) gibi iki önemli finansal ve reel sektör göstergesinin, seçilmiş makroekonomik değişkenler karşısındaki tepkisi analiz edilmiştir. Bağımsız değişkenler olarak M1 para arzı, tüketici fiyat endeksi (enflasyon), döviz kuru (USD), politika faiz oranı ve gram altın fiyatı seçilmiştir. Çalışmada kullanılan veri seti, 2018–2025 dönemine ait aylık frekansta derlenmiş olup, zaman serisi analizlerine uygun biçimde işlenmiştir. Tezin temel amacı, söz konusu makroekonomik göstergelerin borsa ve sanayi endeksleri üzerindeki etkilerini sadece korelasyonel değil, aynı zamanda nedensel ve dinamik ilişkiler üzerinden değerlendirmektir. Bu amaçla ADF testi ile serilerin durağanlığı kontrol edilmiş, OLS regresyon yöntemiyle eşanlı ilişkiler, Granger nedensellik testi ile gecikmeli etkiler, Johansen ile uzun vadeli ilişkiler, VAR modeli ve impulse response fonksiyonları ile şok tepkileri analiz edilmiştir. Ayrıca modelin güvenilirliği, çoklu doğrusal bağlantı riski VIF testi ile sınanmıştır. Bu kapsamlı analizle, Türkiye'de makroekonomik koşulların sermaye piyasalarına ve reel sektöre olan etkileri derinlemesine incelenmiş; politika faiz oranının anlamlı ve yönlendirici etkisi öne çıkarken, diğer değişkenlerin kısa vadeli ve sınırlı etkileri dikkat çekmiştir. Çalışma, ekonomi yönetimi, yatırımcılar ve araştırmacılar için veri odaklı ve metodolojik olarak güçlü bir referans sunmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Bist-100, M1 Para Arzı, Döviz Kuru, Enflasyon, Faiz.
Türk bankacılık sisteminin tarihsel gelişimi ve sürecin karşılaştırmalı analizi
Günümüzde ekonomik ihtiyaçların her geçen gün kendisini daha da çok hissettirdiği sistemde, bankacılık ve finans sektörünün de önemi bir o kadar artmaktadır. Türk bankacılık sisteminde yaşanan değişimler neticesinde ülke ekonomisi de bu süreçlerden etkilenmektedir. Ekonomi ile bankacılık sektörünün bütüncül bir yaklaşım ile ele alınması neticesinde sistemin geldiği süreç bu noktada dikkat çekmektedir. Bu yüzden bankacılığın genel durumunun incelenmesi ve özelliklerine bakılmak suretiyle yıllar bazında değişimlerine yer verilmiştir. Türk bankacılığının geçmişten günümüze kadar olan tarihsel süreçlerinde yaşanmış olan dönemlere ve krizlere bakılarak, ülke ekonomisi noktasında ne gibi neticeler ile karşılaşıldığı ifade edilmektedir. Gelinen bu noktada ekonomi ve bankacılık sektörü etkileşiminin yıllar bazında değişimleri gösterilmiş olup, Türkiye ekonomisi bağlamında ortaya çıkan sonuçların belirli bilanço kalemleri ve rasyolar ile incelenmesiyle, ülkenin ekonomik performansına ve istikrarına dair yaptığı etki belirleyici olmaktadır. Türk bankacılık sistemi, sektöre getirmiş olduğu sonuçlar ile ülkenin ekonomik büyümesi ve gelişmesi açısından belirleyici bir unsur olarak yerini almaktadır.
Türk bankacılık sektörü finansal kırılganlık endeksinin tahmini ve endeksi etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Finansal kırılganlık kavramı, finansal krizin henüz meydana gelmediği ancak krizin belirtilerinin gözlemlendiği bir evre, yani bir erken uyarı göstergesi olarak tanımlamaktadır. Finansal kırılganlık kavramı, son yıllarda yaşanan küresel krizlerle beraber tekrar gündeme gelerek krizden çok önce krizi oluşturan etmenlerin araştırılmasını zorunlu hale getirmiştir. Çalışmada, bankacılık krizleri üzerinde durularak, finansal kırılganlığa etkisi hakkındaki teoriler incelenmiştir. Türkiye'deki 15 mevduat bankasının 2006Q1:2022Q2 dönemini kapsayan çalışmada, her banka için bankacılık sektörü finansal endeksi hesaplanmış, bankalara göre değişmeyen makro ekonomik göstergeler ile bankalara özgü oransal göstergelerin endeks üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışmada kurgulanan hipotezler doğrultusunda, araştırmanın finansal kırılganlık endeksini içeren panel regresyon modellerinin tahmininden elde edilen sonuçlar, sermaye yeterlilik oranı, ekonomik büyüme oranı ve reel efektif döviz kurunda yaşanan artışlarının finansal kırılganlık endeksini azalttığı, aktif karlılık oranı, özkaynak karlılık oranı, enflasyon oranı, kredi risk primi, korku endeksi ve ticari kredi faizinde yaşanan artışlarının ise finansal kırılganlık endeksini arttırdığını göstermektedir. Takipteki krediler değişkeninin endekse dahil edilmesi ile alan yazına özgün bir katkıda bulunulmak istenmiş ve endeksi belirleyen faktörlerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bankacılık Krizleri, Bankacılık Sektörü Finansal Kırılganlık Endeksi, Finansal Kırılganlık, Panel Veri Analizi, Türk Bankacılık Sektörü
Türkiye-Birleşik Krallık ticari ilişkileri: Brexit öncesi ve sonrası
Bu çalışma, Türkiye'nin en önem verdiği ticaret ortaklarından olan ve ayrıca dış ticaret fazlası verdiği bir ülke olan Birleşik Krallık ile ticari ilişkilerini Brexit öncesi ve sonrası şeklinde ayırarak anlatmayı amaçlamıştır. Konunun anlaşılabilmesi için öncelikle, genel olarak ekonomik bütünleşme safhalarına, kısaca Avrupa Birliği (AB) tarihine, Birleşik Krallık - AB ilişkilerine ve Brexit sürecine değinilmiştir. Ayrıca Türkiye'nin ve Birleşik Krallık'ın güncel Serbest Ticaret Anlaşma(STA)larından da bahsedilmiştir. Çalışma iki ülkenin hizmet ticareti ilişkilerini de kapsamaktadır. Çalışmada grafikler eşliğinde Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ihracat, ithalat ve dış ticaret verileri incelenmiştir. Brexit sonrası ve öncesi iki ülkenin ticaret verileri karşılaştırılırken STA'sının imzalandığı yıl olan 2021 yılı ile henüz Covid-19'un başlamadığı ve Brexit'in gerçekleşmediği yıl olan 2019 yılı baz alınmıştır. Veriler incelendiğinde 2019 yılından 2021 yılına gelindiğinde Türkiye'den Birleşik Krallık'a olan ihracatta çoğu sektörde artış olduğu ve Türkiye'den Birleşik Krallık'a toplam ihracatta da %21 civarında artış yaşanmıştır. Aynı zamanda Brexit'ten sonra, 2021 yılında Türkiye'nin Birleşik Krallık'a olan dış ticaret fazlası önceki yıllarla karşılaştırıldığında en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Anahtar Kelimeler: Brexit, Gümrük Birliği, Serbest Ticaret Anlaşmaları, Uluslararası Ticaret, Türkiye - Birleşik Krallık Ticari İlişkileri
Siyasi tercihlerin portföy seçimine etkileri
Son yıllarda, finans piyasalarında yaşanan anomalilerin artması, rasyonel olmayan yatırımcı tercihlerini ve davranışlarını açıklamada, geleneksel finans teorilerinin yetersiz kalması gibi çeşitli nedenler, uluslararası literatürde davranışsal finans alanında yapılan çalışmaların artmasına neden olmuştur. Ülkemizde bu alanda yapılan çalışma sayısının sınırlı olması, ilgili alana yapılabilecek katkının önemini arttıracağı düşünülmektedir. Literatürde son yıllarda yapılan çalışmalarda, bireysel yatırımcıların heterojen bir şekilde, yatırımlarını çeşitlendirdikleri gözlemlenmiştir. Önceki çalışmalarda ilgili dağılımı etkileyen faktörlerin ise, ağırlıklı olarak makro değişkenler (döviz kurları, faiz oranları, enflasyon vb.) olduğu görülmektedir. 2000'li yıllar itibarıyla yapılan çalışmalarda ise, makro değişkenlerin yerini; kişisel tercihler, değerler ve beklentiler gibi kişisel faktörlerin aldığı görülmektedir. Bireysel yatırımcıların özellikle belirsizlik anlarında, rasyonellikten uzak yöntemlere başvurma nedenleri arasında zihinsel kısa yolların önemli bir etkisinin olduğu düşünülmektedir. Zihinsel kısa yollar; bireysel yatırımcıların portföy seçimi yaparken, akıl yürütmeye başvurmamaları, geçmiş deneyimlere ve ön yargılara bağlı kalarak karar vermelerini ifade etmektedir. Bu anlamda, bilişsel çelişki kavramı da ön plana çıkmaktadır. İlgili kurama göre, yatırımcılar davranışlarını ve düşüncelerini geçmiş değerlerine göre belirlemektedir. Bu değerler; inançlar, tutumlar ve çeşitli gereksinimler olabilmektedir. Zaman içerisinde edinilen deneyimler, çevresel faktörlerin de etkisiyle birlikte, yatırımcıların kişiliğine, dolayısıyla da davranışlarına yön vermektedir. Önceki çalışmalarda incelenen faktörler arasında; yaş, cinsiyet, medeni durum, risk iştahı, deneyimler gibi çeşitli faktörlerin test edildiği gözlemlenmiştir. Çalışmanın ana konusunu oluşturan siyasi tercih faktörünün ise, bireysel yatırımcıların portföy seçimini etkileyen diğer kişisel değişkenlerden olduğu düşünülmektedir. Bireysel yatırımcılara anket uygulanarak siyasi tercih değişkenin, diğer faktörler ve bu bağlamda davranışsal finans kavramları ile olası ilişkisinin tespiti amaçlanmaktadır.
Bağımsız denetim, kaliteli finansal tablolar ve finansal performans ilişkisinin analizi –Türkiye örneği
Finansal tablolar günümüzde işletmenin sahipleri, yöneticileri, çalışanları, kredi sağlayanları, müşterileri ve yatırımcıları gibi paydaşları için en önemli bilgi kaynaklarıdır. İşletmenin iç ve dış paydaşlarına doğru bilgilerin sunulması kaliteli finansal tablolarla gerçekleştirilebilmektedir. Kaliteli finansal tablolarının temel dayanağı ise, işletme faaliyetlerinin doğru, şeffaf ve hileden uzak bir şekilde kayıtlara yansıtılıp yansıtılması ile yakından ilgilidir. Bu kapsamda kaliteli finansal tabloların oluşmasında en önemli etkenler arasında denetimin kalitesi ön plana çıkmaktadır. Bu çerçevede denetimin kalitesi ile denetçinin tam bağımsızlığı arasındaki ilişki önem taşımaktadır. Konuya ilişkin literatür taramasında ve sektör tecrübelerinden görüldüğü üzere denetçi bağımsızlığının önündeki en önemli engelin denetçi ile denetlenen işletme arasındaki müşteri ilişkisinin oluşturduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada bağımsız denetime ilişkin Ülkemiz uygulamaları analiz edilmiş, literatürdeki çalışmalar göz önünde bulundurularak kaliteli finansal tabloların elde edilmesinde önemli yere sahip olan denetim yapısının sağlıklı olmasına ilişkin öneriler geliştirilmiştir. Bu önerilerden en önemlisi olan denetlenen işletme ile denetimi yapan taraf arasındaki dengeli ve sağlıklı ilişkinin bağımsız bir otorite tarafından kurulması gerekliliği gerekçeleri ile tartışılmıştır.
BRICS, kırılgan beşli ve AB beşinci dönem genişleme ülkelerinde finansal kırılganlığın belirleyicileri
1980'li yıllarda finansal liberalizasyonla başlayan ülkelerin hızlı büyüme isteği finansal para akımının arttığı küreselleşme sürecinde hızlanmıştır. Düşük faiz oranları, krediye kolay ulaşım ve kredi genişlemesi 1990'lı yıllarda Japonya'da devasa varlık balonunun patlamasıyla önce Japonya'da ardından Asya'da kriz meydana gelmiştir. Ülkeler ve kurumlar büyümek için sürekli borçlanma yoluna başvurmuşlar bu da ülkelerin kamu ve özel sektör borçlanmasını artırmıştır. 2008 küresel krizi bir borç krizi olmakla birlikte krizin etkisinin kısmen sona ermesine rağmen, küresel finans krizinin etkilerini azaltmaya yönelik devletlerin uyguladığı genişletici politikalar ülkelerin ve özel sektörün borçlarının daha da artmasına sebep olmuştur. Özellikle kurtarma paketleriyle kamu harcamalarının artması bütçede açıklıklar oluşturmuş ve bu durumda borçların artmasıyla neticelenmiştir. Yüksek borçluluk oranları ülkelerin kriz sonrası kırılganlıklar yaşamasına sebep olmuş, özellikle Euro bölgesi büyük borç krizine sürüklenmiştir. Minsky, kapitalist gelişmeyi iş döngüleriyle açıklamış ve finansal kırılganlığın aslında ekonominin refah dönemlerinde oluşan aşırı borçlanmadan kaynaklandığını ifade ederek ve yaşanan finansal krizlerin kapitalizmin doğasından kaynaklandığını belirtmiştir. Finansal kırılganlık, finansal sistemlerin dışından değil içinden gelen istikrarsızlıklardır. Özellikle gelişmekte olan ülkeler üzerinde büyük etki yaratan finansal krizleri önleyebilmek veya yıkıcı maliyetlerini düşürmek önemli olmaktadır. Bu çalışma, ekonometrik bir model kullanarak finansal kırılganlığın belirleyicilerini ortaya koymak üzere kanıt elde edebilmek motivasyonuyla çalışılmıştır. Çalışma, BRICS, Kırılgan Beşli ve AB Beşinci Dönem Genişleme Ülkeleri'nde finansal kırılganlığın belirleyicilerini araştırmıştır. Yapılan çalışma sonucunda finansal kırılganlığın belirleyicilerine ilişkin bulgular elde edilmiştir. Tezde, dış ticaret açığı, özel sektör borcu, enflasyon, Ülkelerin kırılganlık endeksi, faiz harcamaları, konut kredileri, tüketici kredileri finansal kırılganlığı anlamlı ve aynı yönde etkilediği, bütçe açığı, GSYİH ve toplam tasarruflar finansal kırılganlığı anlamlı ve ters yönlü etkileyen göstergeler olduğu gözlenmiştir. Karar vericilerin ve politika yapıcıların finansal kırılganlığı düşürmeye yönelik stratejilerinde bu göstergelere daha fazla dikkat edilmesi gerektiği düşünülmektedir.