Yükleniyor…
Yükleniyor…

754
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0
Departman
0
Researcher
Bu çalışmada, grafen oksit (GO) nanopartikül katkılı B20 biyodizel yakıtının bir dizel motorun yanma karakteristiği, egzoz emisyonları ve yakıt tüketimi üzerindeki etkileri deneysel olarak incelenmiştir. Deneyler, baz dizel yakıt referans alınarak 25 ppm, 50 ppm, 75 ppm ve 100 ppm grafen nano partikül katkı oranları ile farklı motor yükleri altında gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, grafen nano partikül katkısının yanma sürecini iyileştirdiğini ve silindir içi maksimum basınç değerlerinde baz dizel yakıta kıyasla yaklaşık %3–8 oranında artış sağladığını göstermiştir. Egzoz emisyonları açısından, grafen katkılı yakıtlarda karbon monoksit (CO) ve duman koyuluğu (is) emisyonlarında sırasıyla %15–30 ve %20–35 aralığında azalmalar elde edilmiştir. Hidrokarbon (HC) emisyonlarının katkı oranına bağlı olarak değişim gösterdiği, yüksek grafen katkı oranlarında daha düşük HC değerlerinin ölçüldüğü belirlenmiştir. Azot oksitler (NOx) emisyonlarında ise iyileşen yanma koşullarına bağlı olarak %5–10 aralığında sınırlı artışlar gözlemlenmiştir. Yakıt tüketimi analizleri, grafen nano partikül katkısının biyodizelin yakıt ekonomisi üzerindeki olumsuz etkisini kısmen telafi edebildiğini ortaya koymuştur. Özellikle 100 ppm grafen katkılı yakıtta özgül yakıt tüketimi değerlerinde yaklaşık %4–7 oranında iyileşme sağlanmıştır. Sonuç olarak, uygun grafen nano partikül konsantrasyonlarının seçilmesi durumunda, grafen katkılı biyodizel yakıtların dizel motorlarda çevresel ve performans açısından uygulanabilir bir alternatif olabileceği sonucuna varılmıştır.
Bu çalışmada, grafen nano katkısının dizel motorlarda yanma, performans ve emisyon karakteristikleri üzerindeki etkileri deneysel olarak incelenmiştir. Deneyler, tek silindirli, direkt enjeksiyonlu bir dizel motorunda, saf dizel yakıt ve farklı oranlarda grafen nano katkısı (25, 50, 75 ve 100 ppm) içeren yakıt karışımları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Motor testleri 0,3, 1, 2 ve 3 bar ortalama efektif basınç (OEB) koşullarında yürütülmüştür. Yanma analizleri kapsamında silindir içi basınç, net ve kümülatif ısı salınımı ile basınç artış oranı (dp/dφ) parametreleri değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, grafen nano katkısının düşük ve orta katkı oranlarında yanma sürecini iyileştirdiğini ve özellikle 75 ppm katkı oranında maksimum silindir basıncı ve ısı salınımı değerlerinde belirgin artışlar sağladığını göstermiştir. Daha yüksek katkı oranlarında ise yanma karakteristiklerindeki iyileşmenin sınırlı kaldığı belirlenmiştir. Emisyon analizlerinde özgül yakıt tüketimi, CO, HC, NOx ve duman koyuluğu parametreleri incelenmiştir. Grafen nano katkısı ile özgül yakıt tüketimi ile CO ve HC emisyonlarında genel olarak azalma gözlenmiş, NOx emisyonlarında ise yük ve katkı oranına bağlı yukarı yönlü değişimler tespit edilmiştir. Duman koyuluğu sonuçları, düşük ve orta yük koşullarında grafen katkısının kurum oluşumunu azalttığını, yüksek yük ve yüksek katkı oranlarında ise artış eğilimi gösterebildiğini ortaya koymuştur. Tüm sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde, 75 ppm grafen nano katkı oranının performans, yanma ve emisyon parametreleri açısından en dengeli ve optimum katkı oranı olduğu belirlenmiştir.
Bu tezde, ultrasonik sprey piroliz tekniği kullanılarak cam alt tabakalara Sn katkılı In:ZnO ince filmler biriktirilmiş ve UV fotodedektör uygulamaları için incelenmiştir. Sn katkısının yapısal, optik ve optoelektronik özellikler üzerindeki etkisini değerlendirmek için %0, %0,5, %1 ve %2 Sn içeren In:ZnO filmler hazırlanmıştır. X-ışını kırınım analizi, tüm filmlerin ikincil faz oluşumu olmaksızın ZnO'nun altıgen wurtzit yapısını koruduğunu ve In ve Sn'nin ZnO kafesine başarılı bir şekilde dahil edildiğini doğrulamıştır. Artan Sn içeriği, kristalit boyutunda azalmaya ve tercih edilen kristal yöneliminde değişikliklere yol açmıştır. Optik ölçümler, tüm numuneler için 380-400 nm civarında keskin bir soğurma kenarı gösterirken, düşük ve orta Sn konsantrasyonlarında görünür bölgede yüksek şeffaflık korunmuştur. Fotolüminesans sonuçları, güçlü bant kenarına yakın emisyon ve Sn'ye bağlı kusurla ilgili görünür emisyonu ortaya koyarak, Sn katkısının kusur yapısını ve rekombinasyon süreçlerini değiştirdiğini göstermiştir. Elektriksel ve optoelektronik ölçümler, Sn'nin yük taşınımını ve UV foto tepkisini önemli ölçüde etkilediğini göstermiştir. Daha yüksek Sn konsantrasyonları, Sn⁴⁺ iyonlarının donör doğası nedeniyle film direncini azaltmıştır. 365 nm UV aydınlatması altında, tüm cihazlar belirgin fotokondüktif davranış sergilemiştir. %2 Sn katkılı In:ZnO fotodedektör en yüksek duyarlılığı ve harici kuantum verimliliğini gösterirken, %1 Sn katkılı film en hızlı ve en kararlı foto tepkisini göstermiştir. Bu sonuçlar, Sn katkısının UV fotodedektör uygulamaları için In:ZnO ince filmlerini optimize etmek için etkili bir yaklaşım olduğunu göstermektedir.
Petrol, dünya enerji sektörünün temel taşlarından biridir ve petrol üretimi, ekonomik kalkınma ve enerji güvenliği açısından ülkeler için hayati bir öneme sahiptir. Petrol sahalarında bulunan kuyulardaki üretim miktarlarının doğru bir şekilde tahmin edilmesi hem operasyonel verimliliği artırmak hem de maliyetleri optimize etmek açısından kritik bir rol oynamaktadır. Ancak, geleneksel tahmin yöntemleri, karmaşık üretim süreçlerini ve çevresel değişkenlikleri yeterince dikkate alamamaktadır. Günümüzde yapay sinir ağları (YSA) gibi yapay zekâ teknikleri, petrol üretim tahminlerinde daha yüksek doğruluk ve etkinlik sağlama potansiyeline sahiptir. Bu çalışmanın amacı, Batman Bölgesinde bulunan S3 Sahası’na ait gerçek üretim verilerini kullanarak, RNN, ELM ve RVFL gibi modellerin tahmin performansını karşılaştırmak ve enerji sektöründe yapay zekâ tabanlı uygulamalara katkı sağlamaktır. Ayrıca, çalışmanın önemine yönelik bir diğer önemli nokta da doğru tahminlerin yalnızca ekonomik kazançlar sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda çevresel sürdürülebilirliği destekleyen stratejiler geliştirmeye de olanak tanımasıdır. Bu bağlamda, yapay sinir ağları tabanlı modellerin enerji sektöründeki potansiyeli değerlendirilmektedir.
Araştırmanın amacı Batman ili restoran müşterileri örnekleminde uyaran-organizma-tepki teorisi bağlamında; fiziksel ortam kalitesi, yiyecek kalitesi ve servis kalitesi unsurlarının tekrar ziyaret etme niyeti üzerindeki etkisinde duygusal iyi oluşun aracı rolünü ortaya koymaktır. Bu çalışma, müşterilerin tekrar ziyaret niyetleri üzerinde hizmet kalitesinin altında yatan mekanizmayı anlamamıza yardımcı olmak için bir aracılık modeli sunmaktadır. Araştırmanın verileri kolayda örnekleme yöntemi ile Batman’da ikamet eden restoran müşterilerinden 15 Haziran– 15 Ağustos 2025 tarihleri arasında yüz yüze anket yöntemiyle toplanmıştır. Anket formu, araştırmacı tarafından restoran müşterilerine uygulanmış, toplanan veri sonucu geçerli 442 adet anket değerlendirmeye alınmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen verilerin çeşitli istatistiki analizlerinde SPPS ve AMOS programlarından yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; restoran işletmelerinde algılanan yiyecek kalitesinin müşterilerin tekrar ziyaret etme niyeti üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkiye sahip olduğu tespit edilirken, fiziksel ortam kalitesi ve servis kalitesinin tekrar ziyaret etme niyeti üzerindeki etkileri istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Duygusal iyi oluşa yönelik hipotezler incelendiğinde, fiziksel ortam kalitesi, servis kalitesi ve yiyecek kalitesinin müşterilerin duygusal iyi oluşu üzerinde anlamlı ve pozitif etkiler yarattığı tespit edilmiştir. Son olarak, müşterilerin duygusal iyi oluşunun, tekrar ziyaret etme niyeti üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte, tekrar ziyaret etme niyeti değişkenine ilişkin R² değerinin 0,397 olması, modelde yer alan bağımsız değişkenlerin ve duygusal iyi oluşun, bu değişkendeki varyansın %39,7’sini açıkladığını ortaya koymaktadır. Bu sonuç, tekrar ziyaret etme niyeti açısından modelin orta düzeyde bir açıklayıcılık gücüne sahip olduğunu göstermektedir. Müşterilerin duygusal iyi oluşunun aracılık rolünü belirlemek amacıyla gerçekleştirilen analizlerinin sonuçlarına göre ise duygusal iyi oluşun, fiziksel ortam kalitesi ve servis kalitesi ile tekrar ziyaret niyeti arasında tam aracı, yiyecek kalitesi ile tekrar ziyaret niyeti arasında ise kısmi aracı rolüne sahip olduğu tespit edilmiştir
Bu tez, kültürel mirasın önemli bir unsuru olan arkeolojik alanların sürdürülebilir yönetimini Zerzevan Kalesi ve Mithraeum Kazı Alanı örneği üzerinden araĢtırmıĢ; turizm ve kültürel miras sürdürülebilir yönetimi için ziyaretçiler ve ilgili paydaĢların bakıĢ açıları ve algıları üzerinden model ve öneriler geliĢtirmiĢtir. AraĢtırmada karma yöntem yaklaĢımı benimsenmiĢ; nicel ile nitel yöntem birlikte kullanılmıĢ, verilerin analizleri için SPSS ve SmartPLS ile MAXQDA programlarından yararlanılmıĢtır. Zerzevan Kalesi ziyaretçilerinden elde edilen nicel verilerin analizi sonucunda, sürdürülebilir geliĢmenin, yerin değer algısını, değer algısının otantiklik algısını güçlendirdiği; otantiklik algısının ise kültürel mirasın korunması, finansal katkı ve politik katılım niyetlerini anlamlı biçimde etkilediği tespit edilmiĢtir. Dolaylı etkiler, sürdürülebilir geliĢme algısının değer ve otantiklik üzerinden davranıĢsal sonuçlara taĢındığını göstermiĢtir. Zerzevan Kalesinin yerel-ilgili yönetici ve sorumlularından elde edilen nitel veriler de bu sonuçları desteklemiĢ; katılımcılar koruma, otantiklik, aidiyet, tarihsel değer, ekonomik fayda ve yerel yönetim desteği temalarını vurgulamıĢtır. Katılımcılar Zerzevan Kalesi‘nin kültürel kimliğin bir parçası olarak korunması gerektiğini belirtirken, turizm yoluyla sosyal ve ekonomik fayda üretme potansiyeline de dikkat çekmiĢtir. AraĢtırma sonuçları, Zerzevan Kalesi‘nin sürdürülebilir turizm ve miras yönetimi açısından güçlü bir potansiyele sahip olduğunu göstermektedir. Tez ile sürdürülebilir geliĢme → değer algısı → otantiklik → davranıĢsal katılım zincirini doğrulayan özgün bir model ortaya konmuĢ; hem teorik düzeyde literatüre katkı sağlamıĢ hem de uygulamaya yönelik öneriler geliĢtirilmiĢtir.
Turizm sektöründe iletişim ve ağ oluşturma aracı olarak sıklıkla kullanılan sosyal medya uygulamaları, turistler tarafından tur öncesinde bilgi edinmek, tur esnasında iletişim kurmak ve izlenimlerini paylaşmak ve tur sonrasında ise deneyimlerini paylaşmak amacıyla yaygın bir biçimde kullanılmaktadır. Bu uygulamalar turist rehberleri tarafından da tur öncesinde tur tanıtımı yapmak, tur esnasında tur grubu ile iletişim kurmak ve tur sonrasında ise tur ile ilgili paylaşımlar yapmak için sıklıkla kullanılmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, tur sürecinde kullanılan sosyal medya uygulamalarına yönelik hem turistlerin hem de turist rehberlerinin algısal kabul düzeylerinin bu uygulamalara yönelik memnuniyet düzeyleri üzerindeki etkilerinin belirlenmesi ve turistlerin ve turist rehberlerinin SM uygulamalarına yönelik memnuniyet düzeylerinin bu uygulamalara yönelik sürekli kullanım niyetleri ve kullanma davranışları üzerindeki etkilerinin ortaya çıkarılmasıdır. Bu odakta hazırlanan araştırmanın verileri, rehberli bir tura katılmış turistlerden ve turist rehberlerinden anket veri derleme tekniğiyle toplanmıştır. Turist örneklem grubundan 402 geçerli anket verisi ve turist rehberi örneklem grubundan 323 geçerli anket verisi toplanmıştır. Bu veriler kullanılarak gerçekleştirilen açımlayıcı faktör analizi, doğrulayıcı faktör analizi ve yapısal eşitlik modellemesine ilişkin sonuçlar, turistlerin ve turist rehberlerinin sosyal medya uygulamalarına yönelik algısal kabul düzeylerinin bu uygulamalara yönelik memnuniyet düzeyleri üzerinde pozitif yönde anlamlı bir etkisinin olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde turistlerin ve turist rehberlerinin sosyal medya uygulamalarına yönelik memnuniyet düzeylerinin bu uygulamalara yönelik sürekli kullanım niyetleri ve kullanma davranışları üzerinde etkili olduğunu da göstermektedir. Araştırmanın sonunda seyahat acentelerine, tur şirketlerine, tur operatörlerine ve turistik işletmelere sosyal medya kullanımı konusunda öneriler sunulmuştur
Bitkisel ilaçlar, yüzyıllardır geleneksel tedavilerin temelini oluşturmuş ve günümüzde de milyonlarca insan için önemli bir sağlık kaynağı olmaya devam etmektedir. Ancak düşük biyoyararlanım ve stabilite gibi sınırlamalar, bu doğal bileşiklerin etkinliğini azaltmaktadır. Lipozomlar, niozomlar ve katı lipid nanopartiküller gibi nanoveziküler sistemler, bu sorunların aşılmasında ve hedefe yönelik ilaç dağıtımında umut verici çözümler sunmaktadır. Crocus sativus (safran), safranal, pikrokrosin, krosin ve krosetin gibi biyoaktif bileşikleriyle antienflamatuar, antioksidan ve terapötik özellikler göstermektedir. Renk, aroma ve lezzet açısından gıda endüstrisinde yaygın kullanımı yanında, tıbbi araştırmalarda da değerli bir doğal kaynak olarak değerlendirilmektedir. Nanoteknoloji, ilaç dağıtımı ve tanı alanlarında önemli gelişmeler sağlarken; biyouyumluluk, toksisite, yüksek maliyet ve düzenleyici belirsizlikler gibi sınırlamalar klinik uygulamalarda zorluk oluşturmaktadır. Altın nanopartiküller (AuNP’ler), biyouyumlu ve antibakteriyel özellikleriyle dikkat çekmekte; reaktif oksijen türlerinin üretimini artırarak hücresel yapılara zarar verip bakterilerin yok edilmesini sağlamaktadır. Bu etkinlik, partikül boyutunun küçülmesiyle daha da artmaktadır. Bu çalışmada, Amasya’da üretilen Crocus sativus bitkisinin soğan, yaprak ve baharat ekstraktları ile sentezlenen AuNP'lerin karakterizasyonunun, antimikrobiyal etkilerinin ve antioksidan kapasitelerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında soğan (S) ve yaprağın (Y) sulu ekstraktı, baharatın ise hem sulu (BS) hem de etil alkollü (BE) ekstraktları ve bu ekstraktlarla kaplanmış AuNP’ler (soğan (SAuNP), yaprak (YAuNP), baharat su ekstraktı (BSAuNP), baharat etanol ekstraktı (BEAuNP)) olmak üzere sekiz gruba ayrıldı. Optimizasyon sağlandıktan sonra, karakterizasyon işlemleri için XRD, FTIR ve SEM analizleri yapıldı. Daha sonra Aspergillus niger ve Candida utilis mantarları, Listeria monocytogenes, metisiline dirençli Staphylococcus aureus, Streptococcus agalactiae gram pozitif bakterileri, Salmonella parathypi, Escherichia coli, Pseudomonas aeruginosa, gram negatif bakterileri, Klebsiella pneumoniae, Acinetobacter baumannii, Campliobacter jejuni patojenleri ve Nisseria meningiditis bakterisi kullanılarak antimikrobiyal aktivite testleri gerçekleştirildi. Ek olarak tetrasiklin antibiyotik diski kullanılarak ekstraktların antibiyotikle sinerjik etkilerinin antimikrobiyal aktiviteleri değerlendirildi. Örneklerin antioksidan kapasiteleri (DPPH, ABTS, FRAP), fenolik ve flavonoid içerikleri tespit edildi. En güçlü antimikrobiyal etki BS-AuNP ekstraktında %10’luk konsantrasyonda, A. niger mantarına karşı 32.48 mm zon çapı olarak görülmüştür. Antibiyotik kombinasyonunda en yüksek antimikrobiyal aktivite BE ekstraktının %20’lik konsantrasyonunda MRSA’ya karşı 32.2 mm zon çapı büyüklüğünde görülmüştür. En düşük antimikrobiyal aktivite ise Y-AuNP antibiyotik kombinasyonunda 7.6 mm zon çapı olarak okunmuştur. Antioksidan kapasite sonuçlarına göre en yüksek değer, DPPH analizinde BS örneğinde (0.280 µg Troloks Ekv./µL) tespit edildi. ABTS analizinde en yüksek değer Y örneğinde (2.420 µg Troloks Ekv./µL) tespit edildi. FRAP analizinde ise en yüksek değer Y örneğinde (1.147 µg Troloks Ekv./µL) tespit edildi. Toplam fenolik ve flavonoid madde içeriği olarak en yüksek fenolik madde miktarı Y örneğinde (0.552 µg Gallik asit Ekv. /µL), en yüksek flavonoid madde miktarı ise BS ekstresi örneğinde (2.330 µg Kuersetin Ekv. /µL) tespit edildi. Bu çalışma, Crocus sativus bitkisinin kısımlarından elde edilen ekstraktların güçlü antioksidan kapasite sergilediğini, ancak tek başına antimikrobiyal etkinliğin sınırlı olduğunu ve bu etkinliğin antibiyotiklerle kombinasyon halinde belirgin şekilde arttığını göstermiştir.
Su, insanlar dahil bütün canlı organizmaların ihtiyaç duyduğu en temel maddelerden biridir. Biyolojik süreçleri oluşturan ve değiştiren istisnai bir molekül olup diğerlerinden farklı davranmak suretiyle sıra dışı ve kendine özgü nitelikler barındırır. Günümüzde, çok sayıda bilimsel disiplin suyun farklı durumlardaki davranış ve özelliklerini araştırmaya adanmıştır. Bu kadar yoğun araştırma faaliyetlerine rağmen insanlar hâlâ suyun özellikleri hakkında oldukça sınırlı bilgi birikimine sahiptir. Su kaynakları mühendisliği, yeryüzünde insan ve çevresinin kullanımına uygun su kaynaklarının hareketi, döngüsü, depolanması, miktar ve kalitesi gibi unsurları akışkanlar mekaniği, hidrolik ve hidroloji gibi bilim dallarının temel prensipleri çerçevesinde mühendislik yaklaşımı ile inceleyen uygulamalı bir alandır. Mevcut su kaynaklarının miktar ve kalitesi hem canlı ekosistemlerin ihtiyaçlarının karşılanması ve yeryüzündeki gıda güvenliği açısından, hem de medeniyetlerin toplumsal, ekonomik ve sıhhi gelişimi açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmanın temel amacı, Kur’ân-ı Kerîm’deki ilgili ayetlerin ve tefsir literatüründeki yorum ve açıklamaların modern su kaynakları mühendisliği yönünden incelenmesidir. Kur’ân-ı Kerîm’e bakıldığı zaman, suyun önemi, dünyadaki döngüsü ve dolaşımı, tatlı su kaynakları, bunlardaki sınır ve ölçüler, su, gıda ve ekosistem güvenliği arasındaki ilişki gibi modern su kaynakları mühendisliği kapsamına giren konularda birçok mesaj verildiği görülmektedir. Suyun Kur’ân’da bu kadar farklı yönü ile ele alınması ve klasik müfessirlerin Kur’ân’dan çıkardıkları anlamların, modern çağda bilim insanları ve mühendisler tarafından peyderpey ulaşılmış gözlem ve bulgularla yakın uyumu gerçekten ilgi çekicidir. Çalışmamızdaki temel bulgulara göre Kur’ân ayetleri ve tefsirinin; mühendislik bakış açısında oldukça önemli bir yere sahip olan korunum yasaları ve madde ve enerjinin sınırlı olduğu görüşünü desteklediği görülmekte, modern bilim tarafından hidrolojik döngü kapsamında açıklanan sistem ve süreçler ile ilgili bilgilerle son derece uyumlu olduğu ortaya çıkmaktadır. Kur’ân yorumunda yağmurun en temel su kaynağı olması, su-gıda güvenliği ilişkisi, bir yıllık su döngüsü, kaynakların heterojen dağılımı, buharlaşma, bulutları oluşturması, suyun havzalarda toplanması, yerde ve atmosferde depolanması, yerüstü ve yeraltı ortamlara yerleştirilmesi, akışa geçmesi, yeraltını beslemesi, derine sızması gibi hususların işlendiği ve özellikle klasik dönemde yaşamış başlıca müfessirlerin bu konuda oldukça zengin yorum ve çıkarımlar yaptıkları tespit edilmiştir. Su bilimi ve mühendisliği yönünden uzmanlık barındıran bu çalışmanın, modern dönem Kur’ân yorumu ile ilgili Temel İslam Bilimleri literatürüne disiplinler arası bir katkı sağlaması beklenmektedir. Ayrıca günümüzdeki bilimsel tefsir çalışmalarına batı takipçiliği, pozitivizm veya indirgemeci bakış açısının yerine zengin İslami literatürden beslenerek, daha özgüvenli ve kapsayıcı bir metotla bakılması gerektiği savunulmaktadır.
İçten yanmalı motorların verimliliğinin artırılması ve emisyon değerlerinin iyileştirilmesi amacıyla farklı yöntemler uygulanmaktadır. Gelişen malzeme teknolojisiyle birlikte uygulama kolaylığı nedeniyle termal bariyer kaplama son yıllarda başvurulan yöntemlerin başında gelmektedir. Pistonların düşük ısı transfer katsayısına sahip malzemeler ile kaplanmasıyla ısı kayıplarını azaltmak ve motor performansını artırmak amaçlanır. Kaplama malzemesi olarak alümina (Al2O3), zirkonya (ZrO2), magnezya (MgO), Berillya (BeO), lantanat ve gadalyum tercih edilir. Mevcut çalışmada piston yüzeylerine plazma sprey kaplama yöntemi kullanılarak Ytrria ile stabilize edilmiş zirkonyum seramik malzemesiyle kaplama işlemi gerçekleştirilmiştir. Kaplamasız (referans model), tüm yüzey kaplamalı ve iki farklı ölçüde kademeli kaplama yapılan dört piston modeliyle motor performans ve egzoz emisyon deneyleri ve ısı transferi ve yanma analizleri gerçekleştirilmiştir. Piston yüzeyine kademeli kaplama işlemi uygulanarak kaplama tabakasının mukavemetinin arttırılması ve aynı zamanda NOx emisyonlarının düşürülmesi amaçlanmıştır. Gerçekleştirilen motor performans ve egzoz emisyon deneylerinde altı farklı yükleme durumu için egzoz emisyon ve motor performans verileri elde edilmiştir. Deneyler sırasında meydana gelen değişimi belirlemek amacıyla emme hattına, egzoz manifolduna, hava soğutma kanat ucuna, hava soğutma kanat dibine, üst kapağa ve motor yağına birer adet termokupl montajı yapılarak deney düzeneğinden sıcaklık değerleri okunmuştur. Sonlu elemanlar yöntemiyle gerçekleştirilen analizlerde kullanmak için piston modelleri Solidworks 2022 paket programı ile oluşturulmuştur. Oluşturulan piston modellerinin zamana bağlı termal ve yapısal analizlerinin gerçekleştirilmesi için modeller ANSYS Workbench paket programına aktarılmıştır. Bu analizler sonucunda piston, astar tabaka ve kaplama yüzeyi için sıcaklığı dağılımı, ısı akısı, von-Mises gerilme değerleri ve toplam şekil değiştirme miktarı elde edilmiştir. Yanma analizleri için ANSYS Forte paket programında piston modeli oluşturulmuştur ve analizler sonucunda piston içi sıcaklık, piston içi basınç, egzoz emisyon ve ısı transfer verileri elde edilmiştir. Gerçekleştirilen deneyeler sonucunda kademeli piston modellerinde tüm yüzey kaplamalı piston modeline göre NOX egzoz emisyon değerlerinde düşüş fakat yakıt tüketiminde artış tespit edilmiştir. HC egzoz emisyon değerlerinde dört piston modeli için %50 yükleme koşullarına kadar yakın değerler tespit edilirken %62.5’lik yükleme durumunda tüm yüzey kaplı piston modelinde en yüksek değer tespit edilmiştir. Zamana bağlı termal analizler sonucunda en yüksek piston yüzey sıcaklığı tüm yüzey kaplı pistonda elde edilmiştir. Tüm yüzey kaplı piston modelinde ısı kayıplarının diğer piston modellerine göre daha düşük olduğu gözlemlenmiştir. Kademeli kaplama yapılan piston modellerinde ısı akısı miktarı kaplama yapılan yüzeyde az iken kaplama yapılmayan yanma haznesinde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Gerçekleştirilen yanma analizleri sonucunda silindir içi sıcaklık ve basınç değerlerinin tüm yüzey kaplı pistonda en yüksek, kaplamasız piston modelinde en düşük ve kademeli piston modellerinde bu iki değer aralığında ve birbirlerine yakın tespit edilmiştir. Yanma analizleri sonucunda duvardaki ısı transfer oranları karşılaştırıldığında en yüksek transfer kaplamasız piston modelinde görülürken en düşük ısı transferi tüm yüzey kaplamalı piston modelinde tespit edilmiştir. Yanma verimi en yüksek piston modeli tüm yüzey kaplı pistondur fakat NOX egzoz emisyon verileri diğer piston modellerinden daha yüksektir.