
17
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Duyu bütünleme uygulayan terapistlerin vestibüler sisteme bağlı fonksiyonlarının değerlendirilmesi
Duyu bütünleme (DB) terapisi çoğunlukla ergoterapistler tarafından yaygın olarak kullanılan bir müdahale yöntemidir. Terapistler, bu müdahale yönteminde kullanılan materyaller ile yapılan aktiviteler sebebiyle yoğun şekilde görsel ve vestibüler uyaranlara maruz kalmaktadırlar. Bu durum DB terapisi uygulayan klinisyenlerin baş dönmesi ve denge bozukluğu gibi problemler yaşamalarına neden olabilir. Nitekim ergoterapistlerden alınan sözlü aktarımlar, bu durumu desteklemektedir. Literatürde yakın alanlarda duyusal uyaranlara maruz kalma ile ilgili bazı araştırmaların olmasına karşın DB terapisi uygulayan klinisyenlerle ilgili bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu sebeple, DB terapisi uygulayan klinisyenlerin sürekli ve yoğun şekilde duyusal uyaranlara maruz kalmalarının vestibüler sistemle bağlantılı fonksiyonlarını etkileyerek bir engellilik veya günlük yaşam aktivitelerinde (GYA) kısıtlılık oluşturup oluşturmadığı araştırıldı. DB terapisi uygulayan klinisyenlerin, baş dönmesi engellilik durumları Baş Dönmesi Engellilik Envanteri ile değerlendirildi. Katılımcıların baş dönmesi ve denge bozukluğu gibi problemlerle ilişkili olarak GYA'daki kısıtlılık düzeylerini ölçmek için ise Vestibüler Bozukluklar Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği kullanıldı. Anketler, DB terapisi uygulayan ergoterapist ve fizyoterapistlere sosyal medya ve e-posta yolu ile iletildi. Elde edilen verilerin normal dağılıma uygunluğu histogram grafiği ile değerlendirildi. Katılımcıların anlamlı düzeyde bir engellilik veya GYA'da kısıtlılık yaşayıp yaşamadıklarını belirlemek için işaret testi yapıldı. Normal dağılım göstermeyen bağımsız iki grup karşılaştırmasında Mann-Whitney U testi, ikiden fazla grubun karşılaştırmasında Kruskal Wallis H testi kullanıldı. İstatistiksel analizler SPSS yazılımı ile yapıldı. Güç analizi için G-Power yazılımı kullanıldı. Çalışmaya toplam 305 kişi katıldı. Araştırmanın dahil edilme kriterlerini karşılayan 232 katılımcının verileri analiz edildi. Elde edilen bulgulara göre, DB terapisi uygulayan klinisyenlerin baş dönmesine bağlı engellilik durumu toplam puanına göre engellilik yaşamadıkları (p > 0,05) ama emosyonel ve fiziksel alt boyutlarda engellilik yaşadıkları (sırasıyla p = 0,027; p = 0,020) görüldü. Bununla birlikte olgular yaş, cinsiyet, çalışma yılı, rehabilitasyon merkezinde çalışıp çalışmama, Snoezelen ekipmanlarını kullanma bakımından sınıflandırıldığında gruplar arasında bazı farklılıklar görüldü (p < 0,05). Ayrıca katılımcıların baş dönmesi ve denge bozukluğuyla ilişkili GYA'daki kısıtlılık düzeyleri toplam puanına ve alt boyutlarına göre bakıldığında terapistlerin GYA'da kısıtlılık yaşadıkları görüldü (tüm değerler p < 0,001). Ancak olgular yaş, cinsiyet, çalışma yılı gibi değişkenler bakımından sınıflandırıldığında gruplar arasında bir farklılık görülmedi (p > 0,05) DB terapisi uygulayan klinisyenlerin, baş dönmesi ve denge bozukluğu gibi sorunlarla ilişkili olarak GYA'da problem yaşadıkları görülmektedir. Bu bağlamda terapistlerin gün içindeki DB terapisi seans sayılarının ve sürelerinin azaltılması gibi çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik düzenlemeler önerilebilir. Ayrıca DB terapisi seanslarının bir hafta içerisindeki dağılımı daha dengeli şekilde planlanabilir. Terapistlerin, görsel-vestibüler uyaranlara maruz kaldıklarında problem yaşamaları durumunda, belirtiler yok oluncaya kadar seanslara ara verilmesi tavsiye edilebilir. Bu bağlamda, DB klinisyenlerinin çalışma koşullarını ve sağlık sorunlarını düzenli olarak değerlendirmek önemli olabilir. Ayrıca, baş dönmesi ile denge sorunlarına neden olabilecek uyaranları azaltmak için çalışma ortamında duyusal ve ergonomik değişiklikler yapmak, klinisyenlerin olası risklerden korumasına yardımcı olabilir.
Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların ebeveynlerine verilen eğitim programının aile işlevsellik düzeyine etkisinin incelenmesi
Otizm tanısı alan çocukların gelişimsel ihtiyaçları, aile sistemini doğrudan etkileyerek ebeveynlerin psikososyal yükünü artırmakta ve aile işlevselliğinde çeşitli bozulmalara yol açabilmektedir. Otizmli bireylerin desteklenmesinde uygulanan müdahalelerin kalıcı ve sürdürülebilir sonuçlar doğurabilmesi için ailelerin aktif bir şekilde sürece dahil edilmesi gerekir. Ebeveynlere verilen eğitim, davranışsal müdahalelerin öğretilmesini, doğal ortamda etkili uygulamalar yapılabilmesini ve ebeveynin çocuğuyla olan etkileşimini güçlendirmesini amaçlayan yapılandırılmış programlardan oluşur. Bu araştırma otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanısına sahip olan çocukların ebeveynlerine verilen eğitim programının, aile işlevsellik düzeyine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 0-6 yaş arası OSB tanısına sahip olan ve rehabilitasyon merkezinde ergoterapi hizmeti alan çocukların ebeveynleri dahil edildi. Eğitim programı haftada bir defa olmak üzere altı hafta süreyle uygulandı. Birinci oturum yüz yüze, diğer oturumlar ise çevrimiçi platformda gerçekleştirildi. Eğitim programı araştırmacı tarafından görsel ve yazılı sunum eşliğinde aktarıldı. Ebeveynler ile ilgili demografik ve sosyal veriler oluşturulan bir formda kaydedildi. Ebeveynlerin eğitim öncesinde ve eğitim sonrasında aile işlevselliği düzeyini ölçmek için Rehabilitasyonda Aile İşlevselliği Ölçeği kullanıldı. Araştırma tek gruplu ön-test, son-test izleme modeline dayalı deneysel bir çalışma tasarımına sahipti. Verilerin dağılım özelliklerinin normal dağılıma uygun olup olmadıklarına karar vermek için Shapiro-Wilks' testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren bağımlı iki grup verilerinin karşılaştırılmasında bağımlı gruplar t testi kullanıldı. Aile işlevselliği düzeyinin bazı kategorik değişkenlere göre karşılaştırılmasında normal dağılım gösteren verilerde bağımsız iki grup t testi veya tek yönlü ANOVA analizi kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen verilerde bağımsız iki grup karşılaştırmasında Mann-Whitney U Testi, ilişkisiz iki ya da daha fazla grupların karşılaştırılmasında Kruskal-Wallis H Testi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi α = 0,05 kabul edildi. Veriler SPSS yazılımı ile analiz edildi. Güç analizi için G-Power yazılımı kullanıldı. Çalışmaya 23-54 yaş aralığında 37 olgu katıldı. Olgular 11 erkek ve 26 kadın katılımcıdan oluşmaktaydı. Katılımcı anneler babalara kıyasla çocuklarıyla daha güçlü ilişkiler kurduklarını, çocuklarının tedavi sürecinde daha fazla rol üstlendiklerini, gün içinde çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmekteydiler. Verilen eğitim programı öncesi ve sonrası aile işlevsellik düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edildi (t = -3,64; p < 0,001). Aile işlevselliğinin farkındalık (t = -3,31; p = 0,002) ve rehabilitasyona katılım (t = -2,15; p = 0,038) alt boyutlarında ön test ve son test değerleri arasında anlamlı artış bulundu. Eğitim alan 35 yaşın altında olan katılımcıların rehabilitasyona katılım düzeyleri 35 yaşın üstünde olan katılımcılara göre anlamlı şekilde daha yüksekti. Çocukları ile arasındaki ilişki düzeyi orta düzeyde güçlü olan ebeveynlerin rehabilitasyon süreçlerine katılımlarında, çocukları ile arasındaki ilişki düzeyi yüksek düzeyde güçlü olan katılımcılara göre daha çok artış gözlemlendi. Tutum ve davranış alt boyutunun ön test – son test değerleri arasında yüksek düzeyde anlamlı artış gözlemlendi (t = -4,66; p < 0,001). Toplumsal katılım alt boyutunun ön test ve son test değerleri arasında anlamlı bir fark tespit edilemedi. Erken çocukluk çağı OSB tanısına sahip olan çocukların ebeveynlerine verilen eğitim programının ebeveynlerin aile işlevselliğini olumlu yönde etkileyebildiği sonucuna varılmıştır. Bu araştırmada ebeveynlerin otizmli çocuğuna yönelik tutum ve farkındalığının eğitim programı desteğiyle artırılabileceği gösterilmiştir. Böylece ebeveynlerin rehabilitasyon sürecine katılımının önemi de gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ergoterapi, ebeveyn eğitimi, otizm, rehabilitasyon, katılım
Okul öncesi çocuklarda ince motor beceriler ve duyusal işlemleme süreçlerinin ilişkisinin incelenmesi
Okul öncesi dönem, çocukların sosyal, bilişsel ve akademik açılardan gelişime ve değişime açık olduğu kritik bir dönemdir. Bu dönemde ince motor becerilerin gelişimi önemli ölçüde çocuğun çevreden aldığı duyusal uyaranlardan etkilenmektedir. Bu çalışma okul öncesi çocuklarda ince motor beceriler ve duyusal işlemleme süreçleri arasındaki ilişkiyi incelemek için planlanmıştır. Çalışmaya 4 - 6 yaş aralığındaki tipik gelişim gösteren 77 çocuk dahil edilmiştir. Çalışma Kırşehir Ergoterapi ve Danışmanlık Merkezinde yürütülmüştür. Katılımcıların demografik bilgileri Sosyodemografik Bilgi Formu ile değerlendirilmiştir. İnce motor becerilerini değerlendirmek için Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlilik 2 Testi Kısa Formu (BOT2-KF) ve duyusal işlemleme süreçlerini değerlendirmek için ise Duyu Profili Anketi (DPA) kullanılmıştır. Demografik değişkenlere göre ince motor bcerilerin karşılaştırılmasında ise iki grup olduğu durumlarda Mann-Whitney U testi ve ikinin üzerinde grup olduğunda ise Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. İnce motor beceriler ile duyusal işlemleme süreçlerinin ilişkisini incelemek için Spearman Korelasyon Testi kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS versiyon 26 kullanılmış olup, tüm analizlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi olarak p < 0.05 kabul edilmiştir. Cinsiyet açısından erkek çocukların ince motor beceri puanlarının kız çocuklara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur (p = 0,011). Dominant el kullanımına göre yapılan karşılaştırmada da sol elin ince motor entegrasyonunun sağ ele göre anlamlı derecede daha iyi olduğu bulunmuştur (p = 0,046). Ekran kullanım süresi ile ince motor doğruluk ve toplam ince motor beceri arasında güçlü düzeyde, pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p = 0,025, r = 0,856). İnce motor beceriler ile yaş arasında istatistiksel açıdan pozitif yönlü, güçlü ve anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir (p < 0,001, r = 0,682). İnce motor beceriler ile duyusal işlemleme becerileri arasındaki korelasyonlara bakıldığında, dokunma işlemi ve çoklu duyusal işlem ile ince motor entegrasyon arasında güçlü düzeyde, pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki; oral işlemleme, hareket ve vücut pozisyonu ve duyusal işlemlemenin davranışsal sonuçları ile ince motor beceriler arasında güçlü düzeyde, pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler ve tepki verme eşiğini tanımlayan maddeler ile yalnızca ince motor entegrasyon arasında istatistiksel olarak zayıf düzeyde, pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p < 0.05). Duyusal faktörler ile ince motor becerilerin korelasyonuna bakıldığında, duyusal girdi arama ile ince motor entegrasyon ve toplam ince motor beceriler arasında pozitif yönlü zayıf düzeyde ilişki; duygusal tepki ile ince motor entegrasyon arasında pozitif yönlü orta düzeyde ilişki; oral duyusal hassasiyet ile ince motor doğruluk arasında pozitif yönlü orta düzeyde ilişki ve algısal ince motor ile tüm ince motor beceriler arasında pozitif yönlü güçlü düzeyde ilişki bulunmuştur (p < 0.05). Duyusal çeyrekler ile ince motor beceriler arasındaki korelasyonlara bakıldığında, duyusal araştırma/arayış profili ile tüm ince motor beceriler arasında pozitif yönlü ilişki ve duyusal hassasiyet profili ile ince motor entegrasyonu arasında pozitif yönlü orta düzeyde ilişki bulunmuştur (p < 0.05). Bu çalışma, okul öncesi dönemdeki çocukların duyusal işlemleme süreçleri ile ince motor becerileri arasındaki ilişkiyi çok boyutlu olarak inceleyerek literatüre katkı sunmaktadır. Elde edilen sonuçlarda dokunma, oral ve çoklu duyusal işlemleme gibi bir çok duyusal alanda güçlü pozitif ilişkilerin bulunması, duyusal uyaranların etkin şekilde işlemlendiği çocuklarda ince motor entegrasyonun daha gelişmiş olabileceğine işaret etmektedir. Ayrıca, yaş, cinsiyet, dominant el kullanımı ve ekran süresi gibi demografik ve çevresel faktörlerin de ince motor beceriler üzerinde anlamlı etkiler oluşturduğu tespit edilmiştir. Bu bulgular, ergoterapi müdahale planlarının çocuğun duyusal profiline göre yapılandırılması gerektiğini ve erken yaşta yapılan duyusal açıdan zenginleştirilmiş çevrenin ince motor beceri gelişimini olumlu yönde etkileyebileceğini göstermektedir. Sonuç olarak bu çalışma, ergoterapi uygulamalarında duyusal işlemleme becerilerinin değerlendirilmesinin, ince motor becerilerin geliştirilmesine yönelik müdahale planlarının oluşturulmasında önemli bir krtirer olduığunu göstermektedir. Özellikle okul öncesi dönemde hem duyusal işlemleme hem ince motor becerilerde yapılan erken değerlendirmelerin, çocukların gelişimi açısından önemli olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Duyusal İşlemleme, İnce Motor Beceriler, Okul Öncesi Dönem, Ergoterapi
Eski hükümlü ebeveyni olan genç yetişkin bireylerde aidiyet, motivasyon ve okupasyonel performansın incelenmesi
Yapılan araştırmalar, hapis cezasının yalnızca suçlular üzerinde değil, aynı zamanda onların aileleri ve toplum üzerinde de çeşitli olumsuz etkiler yarattığını ortaya koymuş-tur. Bu etkilerden en fazla zarar görenlerin, hapsedilmiş bireylerin çocukları olduğu bilinmektedir. Ebeveynin hapsedilmesi; çocuklar üzerinde akut ve kronik stres, ebe-veynden ayrılma, yaşam düzeninde değişiklik, izolasyon ve sosyal damgalanma gibi duygusal, psikolojik ve sosyal zorluklara yol açabilmektedir. Buna ek olarak, ebevey-nin hapsedilmesinden kaynaklanan utanç ve mahcubiyet duygusu, genç bireylerin aidi-yet hissini olumsuz etkileyebilir ve sosyal yaşamdan geri çekilmelerine neden olabilir. Aidiyet, genç yetişkinler için son derece önemli bir sosyal faktördür. Aynı zamanda, bu duygu; yetişkinliğe geçiş sürecine uyum sağlama, stresle başa çıkma ve genel yaşam başarısını artırma açısından koruyucu bir rol üstlenmektedir. Aidiyet ihtiyacının önemi ve bu ihtiyacın karşılanmasının psikolojik, duygusal, davranışsal ve fiziksel sonuçları üzerine geniş bir sosyal bilim ve psikoloji literatürü mevcuttur. Ancak uluslararası lite-ratürde, aidiyetin dezavantajlı bireyler özelinde sınırlı biçimde ele alındığı görülmekte-dir. Bu çalışmanın amacı; eski hükümlü ebeveyni olan genç yetişkin bireylerde aidiyet düzeyini, bu düzeyi etkileyebilecek faktörleri ve aidiyetin motivasyon ile okupasyonel performansla olan ilişkisini incelemektir. Katılımcılara ait sosyodemografik bilgiler için bir form hazırlanmıştır. Aidiyet düzeyleri Genel Aidiyet Ölçeği, motivasyon düzeyleri Yetişkin Motivasyon Ölçeği ve okupasyonel performansları Kanada Okupasyonel Performans Ölçeği ile değerlendi-rilmiştir. Anketler, avukatlar aracılığıyla ve Facebook uygulaması üzerinden katılımcıla-ra ulaştırılmıştır. Elde edilen verilerin normal dağılıma uygunluğunu belirlemek amacıy-la Shapiro-Wilk testi uygulanmış; ayrıca çarpıklık ve basıklık katsayıları incelenmiştir. Normal dağılım gösteren verilerde, bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t-testi; birbirinden bağımsız ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında ise tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Farkın kaynağını belirlemek amacıyla post-hoc analizler yapılmıştır. Grup büyüklüğü 10 ve altında olan durumlarda, dağılı-mın normal olup olmadığına bakılmaksızın nonparametrik testler tercih edilmiştir. Normal dağılım göstermeyen verilerde, bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi; ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında ise Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Genel aidiyet düzeyi ile motivasyon, okupasyonel performans ve per-formanstan duyulan memnuniyet arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon katsayısı ile analiz edilmiştir. Çalışmaya toplam 87 kişi katılmıştır. Bulgulara göre, sosyodemografik faktörler ara-sında manevi ya da dini inanca sahip olma ile kabul edilme düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p < 0,05). Ölçekler arası korelasyon analizinde; genel aidiyet düze-yi ile içsel motivasyon düzeyi arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r = 0,319; p < 0,01). Kabul edilme düzeyi ile aidiyet arasında ise orta düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki gözlenmiştir (r = 0,433; p < 0,01). Genel aidiyet düzeyi ile okupasyonel performans düzeyi arasında zayıf düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r = 0,307; p < 0,01). Okupasyonel performans düzeyi ile kabul edilme düzeyi arasında da zayıf düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki mevcuttur (r = 0,387; p < 0,01). Ayrıca, ge-nel aidiyet düzeyi ile okupasyonel performanstan duyulan memnuniyet düzeyi arasında zayıf düzeyde, pozitif ve anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Bu çalışma, eski hükümlü ebeveyni olan genç yetişkin bireylerde aidiyet, motivasyon ve okupasyonel performans arasındaki ilişkileri ortaya koyarak literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Elde edilen bulgular, özellikle aidiyetin içsel motivasyon ve okupasyonel performansla olan pozitif ilişkisini göstermesi bakımından dikkat çekici-dir. Ayrıca manevi inanç ile kabul edilme düzeyi arasındaki anlamlı ilişki, bu bireylerin sosyal ve psikolojik destek mekanizmalarına olan ihtiyacını ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar, dezavantajlı gruplarda aidiyetin çok boyutlu etkilerini anlamaya yönelik gele-cekteki araştırmalar için önemli bir temel sunmaktadır. Bu bağlamda, aidiyet temelli müdahalelerin okupasyonel performans ve memnuniyet üzerindeki etkilerini inceleyen yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Nedensellik ilişkileri netleşene kadar, bu olgu grubunda yürütülecek ergoterapi müdahalelerinde söz konusu ilişkiler dikkate alınabi-lir. Ayrıca, manevi inanca sahip olmanın aidiyet üzerindeki etkisi farklı araştırmalarla detaylı biçimde ele alınabilir. Anahtar Kelimeler: Eski hükümlü, aidiyet, motivasyon, okupasyonel performans
Otizm spektrum bozukluğu olan ve tipik gelişim gösteren çocuklarda görev karmaşıklığının etkilerinin karşılaştırılması
Özkan, Ş. (2026). Otizm Spektrum Bozukluğu Olan ve Tipik Gelişim Gösteren Çocuklarda Görev Karmaşıklığının Etkilerinin Karşılaştırılması. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Atlas Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Ergoterapi Anabilim Dalı, İstanbul. Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal iletişim ve davranışsal özelliklerin yanı sıra; motor performans, yürüme ve postüral kontrol mekanizmalarında da tipik gelişim gösteren (TGG) çocuklara kıyasla belirgin farklılıklar gösteren karmaşık bir nörogelişimsel bozukluktur. Günlük yaşamın eş zamanlı bilişsel ve motor talepler içermesi, motor performans ve postüral kontrolün çift görev koşullarında değerlendirilmesini önemli hale getirmektedir. Bu çalışma, tekli ve ikili görev koşullarının OSB olan çocuklar ile TGG çocuklarda motor performans ve postüral kontrol üzerindeki etkilerini karşılaştırmayı; ayrıca bilişsel yükün her iki grupta fiziksel görev performansını nasıl etkilediğini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya, 6-16 yaş aralığında OSB (n=45) ve TGG (n=45) olmak üzere iki gruptan toplam 90 çocuk katılmıştır. Başlangıç değerlendirmelerinde demografik özelliklerin yanı sıra çocuklar için Otizm Derecelendirme Ölçeği (ÇODÖ) ve Pediatrik Denge Ölçeği (PDÖ) skorları kaydedilmiştir. Tüm çocukların motor performansı, tek görev ve çift görev koşullarında otur–kalk testi ve yürüme görevleri sırasında akıllı telefon tabanlı uygulamalar kullanılarak; postüral kontrolü ise Nintendo Wii Denge Tahtası aracılığıyla değerlendirilmiştir. Çift görev koşulunda, katılımcılardan motor görevleri yerine getirirken eşzamanlı olarak sözel çalışma belleği gerektiren bilişsel görevleri tamamlamaları istenmiştir. Tek görev ve çift görev koşulları arasındaki performans farklarını nicel olarak belirlemek amacıyla çift görev maliyeti (ÇGM) hesaplanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre, OSB grubunda çift görev koşulları, tek göreve kıyasla otur–kalk testi sonuçlarında anlamlı fark oluşturmadı (p>0,05). Ancak OSB grubunda çift görev koşulunda yürüyüş zamanı (p<0,001), adım sayısı (p = 0,001), adım süresi (p<0,001), adım süresi simetrisi (p = 0,005), adım uzunluğu simetrisi (p = 0,014), yürüyüş hızı (p = 0,003) ve adım frekansı (p = 0,003) anlamlı olarak değişti. TGG grubunda benzer parametrelerde değişiklik gözlenirken, adım süresi simetrisi (p = 0,897), adım uzunluğu (p = 0,327), adım frekansı (p = 0,079) ve dikey kütle merkezi yer değiştirmesi (p = 0,470) anlamlı olmadı. Gruplar arası karşılaştırmada, yalnızca adım süresi simetrisinde OSB grubunun TGG'ye göre anlamlı düzeyde daha fazla değişim gösterdiği saptandı (p = 0,048, d = 0,78). Otur–kalk testinde çift görev skoru TGG grubunda OSB'ye göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,001, d = 2,03). Postüral kontrol açısından OSB grubunda çift görev koşulunda medio-lateral (ML) varyans (var) (p <0,001), antero-posterior (AP) ortalama (p = 0,047), kuvvet ortalaması (p=0,045) ve kuvvet varyansı (p = 0,004) anlamlı olarak değişti. TGG grubunda ise denge ölçümlerinde tek ve çift görev arasında anlamlı fark gözlenmedi (p>0,05), ancak BMS-ML (var) maliyet (%) parametresinde OSB grubunun TGG'ye göre anlamlı fark gösterdiği belirlendi (p = 0,029). Bu bulgular, OSB grubunda çift görev koşullarının otur–kalk testi, yürüme analizi ve Nintendo Wii denge ölçümlerinde performansı olumsuz etkilediğini ve TGG grubuna kıyasla anlamlı değişiklikler ile yüksek çift görev maliyetleri oluşturduğunu göstermektedir (p<0,001, d = 2,03–2,35). Bu durum, özellikle yürüme simetrisi ve postüral kontroldeki bozulmaların OSB bireylerin bilişsel yük altında motor becerilerini sürdürmesini zorlaştırdığını ve rehabilitasyonda motor ile bilişsel bileşenlerin birlikte ele alınması gerekliliğini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Otizm Spektrum Bozukluğu, Yürüme, Postüral Denge, Çocuk
Engelli çocukların annelerinin aktivite performansının incelenmesi
Bu araştırma engelli çocukların annelerinin aktivite performansı ve memnuniyetlerini, zaman kullanımı, bakım yükü, stresle başa çıkma, depresyon ve anksiyetelerini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmamıza engelli çocuğu bulunan 20 anne ile tipik gelişim gösteren 20 çocuğun annesi dâhil edildi. Katılımcılarla aktivite performansını değerlendirmek için Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ), zaman kullanım kaydının alınması için Modifiye Aktivite-Rol Anketi, stresle başa çıkma tarzlarını belirlemek için COPE- Stresle Başa Çıkma Tutumları Ölçeği, ZARIT Bakım Veren Yük Ölçeği, BECK Anksiyete ve BECK Depresyon Ölçekleri ile değerlendirmeler yapıldı. Tüm veriler istatistiksel olarak analiz edildi ve ayrıca KAPÖ'nün nitel analizi yapıldı. Engelli çocukların annelerinin ve tipik gelişim gösteren annelerinin aktivite performansları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken (p>0.05) aktivite memnuniyetleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Aktivite performansının zaman kullanımından etkilendiği görüldü ve iki grubu oluşturan annelerin zaman kullanımlarında uyku ve çocuk bakımı aktivite alanlarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). İki grubun da en çok etkilenen aktivite performans alanının serbest zaman olduğu sonucuna ulaşıldı. Engelli çocuk annelerinin daha fazla yük hissettiği saptandı (p<0.05). Engelli çocuk anneleri ve tipik gelişim gösteren çocuk anneleri arasında depresyon ve anksiyete düzeyleri ile stresle başa çıkma tutumları arasında farklılık olmadığı görüldü (p>0.05). KAPÖ' nün nitel analiz sonuçlarında ise tipik gelişim gösteren çocuk anneleri için "kendine bakım aktivitelerini gerçekleştirmek", "ev idaresini sağlamak", "zaman yönetimini sağlamak" ve "üretkenlik ve toplumsal katılımı gerçekleştirmek" olarak 4 tema, engelli çocuk anneleri için bu temalara ek olarak "çocuğumun gelişimini desteklemek" temasıyla birlikte 5 temaya ulaşıldı. Engelli çocuk annelerinin aktivite performanslarının değerlendirilmesi ve aktivite katılımlarının artırılması için kişi merkezli ergoterapi değerlendirme ve müdahalelerinin yapılması gerekmektedir.
Meme kanserinde ergoterapi temelli problem çözme stratejisi eğitiminin etkinliği
Bu çalışma meme kanseri tanısı olan bireylerin katılımda problem yaşadıkları aktiviteler ile, kansere bağlı yorgunluk, depresyon ve yaşam kalitesi seviyelerini değerlendirmek ve bunlara yönelik uygulanacak ergoterapi temelli problem çözme stratejisi eğitimi (PÇSE) uygulamasının etkisini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Polikliniği' ne ayaktan başvuran kişiler içerisinden rastgele olarak meme kanseri tanısı ile takip edilen 22 birey dahil edilmiştir. Kanada Aktivite Peformans Modeli çerçevesinde yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi ile bireylere Sosyo-demografik ve Klinik Özellikleri Bilgi Toplama Formu ve Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ) uygulanmıştır. Kanser Yorgunluk Skalası (KYS), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), ile yaşam kalitesi testleri Avrupa Kanser Araştırma ve Tedavi Yaşam Kalitesi Ölçeği C-30 ve BR23 (EORTC QOL-C30- EORTC QOL-BR23) testleri de uygulanmıştır. KYS'nın türkçe geçerlilik ve güvenilirliği tez çalışmamız dahilinde ön çalışma olarak yapılmış ve test-tekrar test güvenilirliği (ICC=0,95) ve iç tutarlılığı (Cronbach alfa=0,74) yüksek bulunmuştur. Ergoterapi temelli PÇSE müdahalesi 6 hafta süreyle her seans ortalama 60 dakika olmak üzere haftada 1 seans olarak uygulanmıştır. Müdahale sonunda meme kanserli bireyler tekrar aynı ölçekler yardımıyla değerlendirilerek, sonuçları karşılaştırılmıştır. Çalışmamızın sonucunda KYS, BDÖ, KAPÖ performans ve memnuniyet puanlarında tedavi öncesi ve sonrası ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,01). Performans alanlarına göre aktivite dağılım sonuçları incelendiğinde, meme kanserli bireylerin en fazla üretkenlik alanı (ev işi yönetimi) aktivitelerinde problem yaşadıkları tespit edilmiştir. Bireylerin problem çözme stratejisi basamakları sonuçlarına göre, performans problemi yaşanılan aktivitelerin büyük çoğunluğunda, aktiviteye yeni basamaklar eklenilmesi gibi adaptif stratejileri kullanarak, çözüm yolu geliştirdikleri bulunmuştur. EORTC QOL-C30 ve EORTC QOL-BR23 yaşam kalitesi testleri sonuçları incelendiğinde; testlerin fonksiyonel durum ve semptom skalası alt başlıkları puanlarının tedavi öncesine göre sonuçların istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,05) . Ergoterapi temelli PÇSE müdahalesi meme kanserli bireylerde, kansere bağlı yorgunluk ve depresyon düzeyinde azalma, performans problemi yaşanılan aktivitelerin performans ve memnuniyet seviyesinde ve yaşam kalitesinde artma yönünde pozitif kazançlar sağlamaktadır.
Purdue pegboard ve jebsen taylor el fonksiyon testlerinin psikometrik özelliklerinin incelenmesi
. Çalışma Jebsen Taylor El Fonksiyon Testi ve Purdue Pegboard Testinin psikometrik özelliklerini belirlemek amacı ile planlanmıştır. Çalışmaya Jebsen Taylor El Fonksiyon Testi ve Purdue Pegboard Testinin geçerliliğini, güvenirliliğini ve kesme değerlerini belirmek için 18-65 yaş arasındaki sağlıklı ve el yaralanması geçiren bireyler dahil edilmiştir. Yaş ortalamaları 38,4810,04 yıl olan 162 (98 kadın; 64 erkek) sağlıklı bireyin Jebsen Taylor El Fonksiyon Testi ve Purdue Pegboard Testi değerlendirmeleri aynı koşullarda farklı günlerde iki kez tekrar edilerek yapılmıştır. El yaralanması geçiren bireylere Jebsen Taylor El Fonksiyon Testi ve Purdue Pegboard Testi yanı sıra kavrama kuvveti değerlendirmesi yapılmış ve özrü değerlendirmek için DASH-T anketi uygulanmıştır. Yaş ortalamaları 40,4412,9 yıl olan 143 (79 kadın; 64 erkek) bireye Jebsen Taylor El Fonksiyon Testi değerlendirmesi, 37,5112,65 yıl olan 101 (57 kadın; 44 erkek) bireye ise Purdue Pegboard Testi değerlendirmesi yapılmıştır. El fonksiyon testlerinin geçerlilik analizi için hipotez testi, güvenirlik analizi için test tekrar test yöntemi, kesme değeri için ise ROC analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada Jebsen Taylor El Fonksiyon Testi ve Purdue Pegboard Testinde sağlıklı ve el yaralanması geçiren bireyler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). El fonksiyon testleri ile kavrama kuvveti ve DASH-T anketi arasında orta düzeyde ilişki (r:0,35-0,59) saptanmıştır. Test tekrar test güvenirliğinde Jebsen Taylor El Fonksiyon Testi ve Purdue Pegboard Testinde pozitif yönde kuvvetli derecede istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,001; r: 0,75-0,96). Kesme değerleri, Jebsen Taylor El Fonksiyon Testi yaralanan el için 37,08 sn, etkilenmemiş el için 33,10 sn; Purdue Pegboard Testi matematiksel toplam 48,5 olarak bulunmuştur. Jebsen Taylor El Fonksiyon Testi ve Purdue Pegboard Testi geçerli, güvenilir ve kesme değeri olan el fonksiyon testleri olarak terapistler tarafından 18-65 yaş arası ortopedik el yaralanması olan bireylerin el fonksiyonlarını değerlendirilmesi için kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: El fonksiyon testleri, geçerlilik, güvenirlik, psikometrik özellik
Şiddet görmüş kadınlarda ergoterapinin aktivite ve rol yeterliliğine etkisi
Bu çalışma, konukevlerinde kalan şiddet görmüş kadınlara uygulanan İnsan Aktivite Rol Modeli (MOHO) temelli ergoterapi müdahalesinin etkisini incelemek amacıyla planlandı. Araştırma deseninde niceliksel ve niteliksel analiz yöntemlerinin birlikte uygulandığı karma yöntem kullanıldı. İki konukevinde kalan 13 kadın ile yapılan değerlendirmeler sonrasında 10 müdahale alanı (para yönetimi, iş arama- sürdürme becerileri, stres yönetimi, sosyal beceri-girişkenlik, ebeveynlik, ulaşım, bilgiye ulaşma becerileri, güvenliği planlama, bilişsel beceriler ve ağrı yönetimi) belirlendi. Bu alanlara yönelik 4 haftalık (16 seans) bireysel ve grup eğitimleri gerçekleştirildi ve çevresel müdahaleler uygulandı. Değerlendirmeler müdahale öncesi, sonrası ve 3. ay takip dönemlerinde yapıldı. Ergoterapi müdahalesi sonrasında aktivite-rol katılımı ve aktivite-rol yeterliliği alanlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0,01). Katılımı etkileyen kişisel faktörlerden irade ve alışkanlık puanlarının analizlerde anlamlı artış tespit edildi (p<0,05). Bilişsel beceriler, iletişim-etkileşim ve süreç becerileri ile çevre alanı puanlarında anlamlı değişim bulundu (p<0,01). Depresif semptomlarda (p<0,05) ve travmatik stres belirtilerinde (p<0,01) azalma tespit edildi. Kişilerin motor beceri seviyesinde ve aktivitelere verdiği önem derecesinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05). Katılımcıların tamamı, ergoterapi müdahalelerinden fayda gördüklerini ve ağırlıklı olarak para yönetimi, stres yönetimi ve iş arama becerilerini kullandıklarını belirtti. Sonuçlar, katılımcıların plan yapma ve problem çözme becerilerinde artışı ve eğitimin önemini keşfetme konusunda farkındalığın geliştiğini ortaya koydu. Karma yöntemle elde edilen bilgiler ışığında, konukevinde gerçekleştirilen MOHO temelli ergoterapi müdahalelerinin, şiddet görmüş kadınların bağımsız yaşamalarına ve güçlendirmeye katkı verdiği düşünülmektedir.
Tip 2 diyabetli bireylerde problem çözme eğitiminin öz yönetim davranışlarına etkisi
Tip 2 diyabetli bireylerin kan glikoz kontrolü için sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıklarının geliştirilmesi ve düzenli olarak öz yönetim davranışlarını sürdürmesini gerekmektedir. Ancak bireyler bu davranışların hayata katılması ve sürdürülmesinde problem yaşamaktadır. Problem çözme eğitimi (PÇE), bireylerin sağlıklı alışkanlıklar edinmesini desteklemektedir. Bu çalışmada, tip 2 diyabetli bireylerde kişinin kendisi için anlamlı aktiviteler yoluyla uygulanan problem çözme eğitiminin aktivite performansı, rutinler ve alışkanlıklar, sorunlarla başa çıkma stilleri, psikososyal öz yeterlilik, iyilik hali ve duygusal stres alanları üzerine etkisi incelenmiştir. Çalışmaya tip 2 diyabetli 67 gönüllü birey dahil edilmiştir. Katılımcılar randomizasyon yöntemi ile müdahale (n=33) ve kontrol (n=34) grubu olarak ayrılmıştır. Her bir katılımcı için Fiziksel ve Sosyodemografik özellikler, Kanada Aktivite Performans Ölçümü ile aktivite performans problemleri, Zaman Coğrafya Günlüğü ile tipik günleri, Başa Çıkma Stilleri Ölçeği Kısa Form ile sorunlarla başa çıkma stilleri, Diyabet Güçlendirme Ölçeği ile psikososyal öz yeterliliği, Dünya Sağlık Örgütü-5 İyilik Hali Anketi ile iyilik hali ve Diyabette Sorunlu Alanlar Ölçeği ile diyabette duygusal stres alanlarına ait bilgiler kaydedilmiştir. Müdahale haftada en az 1 seans, 6 hafta olacak şekilde toplam 6 modül olarak planlanmıştır. 1, 2 ve 6. modül programı standart olup, 3, 4 ve 5. modüller ise bireyin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiştir. Müdahale ve kontrol grubundan müdahale öncesi, sonrası ve müdahaleden 3 ay sonrasında elde edilen veriler karşılaştırılmıştır. Sonuçlara göre tip 2 diyabetli bireylerin müdahale sonrası tipik gündeki diyabet öz yönetim aktivite oranında artış, buna ilave olarak problem tanımlanan performans alanlarında, bazı sorunlarla başa çıkma stillerinde, psikososyal öz yeterliliğinde, iyilik hali ve yaşam kalitesinde gelişme görülmüştür (p<0,05). Diyabette duygusal stres alanlarında ise her iki grup için ilerleme kaydedilmiş gruplar arasında fark görülmemiştir. Bu çalışmaya katılan diyabetli bireylerin diyabet öz yönetim aktivitelerinin hayata entegrasyonunda ve sürdürülmesinde çeşitli problemlerle karşılaştığı ve bunların bireyin öz yönetim davranışlarını etkilediği, ergoterapi bakış açısı ile uygulanan PÇE'nin bireyleri desteklediği saptanmıştır. Bu nedenle diyabetli bireylerin sağlıklı terapatik davranışları rutin ve alışkanlıklar içerisine adapte etmek için ergoterapi bakış açısı ile desteklendiği programlara ihtiyaç vardır.
Az gören erişkin bireylerde serbest zamanla ilişkili aktivite performansını etkileyen faktörlerin kişi-çevre-aktivite modeli ile incelenmesi
Çalışmamızın amacı az gören erişkin bireylerde serbest zamanla ilişkili aktivite performansını etkileyen faktörleri incelemektir. Çalışmamıza 22 erişkin az gören birey katıldı. Kişi-Çevre-Aktivite modeli çerçevesinde çalışmaya dahil edilen bireylerin kişisel bilgileri sosyodemografik bilgi formu'yla, psikososyal durum ve yaşam kalitesi NEI-VFQ-25'le, kognitif durumları LOTCA II ile, çevreye ait faktörler CHIEF-SF ile, serbest zaman katılım sıklığı ICF Bölüm 9'dan uyarlanan form ile, serbest zaman aktivite düzeyi günlük zaman kullanımının incelenmesiyle değerlendirildi. Yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi ile bireylerin serbest zamana karşı tutumu, serbest zaman aktivite ilgi durumu, gelecekten beklentisi, algıladıkları katılım düzeyi, katılım tatmini ve çevrenin bireyi etkileme şekli ve derecesi değerlendirildi. Hem görme ile ilgili yaşam kalitesi hem de genel sağlık, genel görme, görmeye bağlı ruhsal sağlık gibi yaşam kalitesini belirleyen faktörler serbest zamanla ilişkili aktivite performansını etkilediği bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin yaşadığı en fazla çevresel kısıtlılık "Fiziksel/ yapısal" çevrede olduğu görülmüştür. Az gören erkek bireylerin daha fazla serbest zaman katılımı olduğu görülmüştür (p<0,05). Maaşlı bir işte çalışanların daha fazla serbest zaman katılımı olduğu görülmüştür (p<0,05). Eğitim seviyesi yükseldikçe bireylerin serbest zaman katılımının arttığı görülmüştür (p<0,05). Gelir durumu arttıkça bireylerin serbest zaman katılım sıklığının arttığı görülmüştür (p<0,05). Serbest zaman aktivite düzeyi arttıkça katılım tatmininin azaldığı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak az gören bireylerin serbest zamanla ilişkili aktivite performansları birçok durumdan etkilenmektedir. Rehabilitasyon müdahale programları çalışmamızda serbest zamanla ilişkili bulunan parametreleri gözönünde bulundurup bireye özgü yaklaşımlar içermelidir.
Görme engelli bireylerde postüral stabilite eğitimlerinin postüral stabilite ve aktivite performansına etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada görme keskinliği 6/60 ve daha az olan görme engelli bireylerin postüral stabiliteleri ve aktivite performans problemleri değerlendirilerek bu parametreleri geliştirmeye yönelik postüral stabilite eğitimlerinin etkinliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü Mesleki Rehabilitasyon Ünitesi'ne başvuran 34 görme engelli birey dahil edilmiştir. Bireylere Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Biodex Balance System (BBS) ile postüral stabilite değerlendirmesi ve yarı-yapılandırılmış görüşme yöntemi ve Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ) uygulanmıştır. Grup 1'e 12 hafta boyunca haftada iki seans, her seans yaklaşık 60 dakika olmak üzere toplamda 24 seans BBS ile postüral stabilite eğitimi ve aktiviteye dayalı postüral stabilite eğitimi uygulanırken Grup 2'ye 12 hafta boyunca haftada iki seans, her seans yaklaşık 20 dakika olmak üzere toplamda 24 seans yalnızca BBS ile postüral stabilite eğitimi verilmiştir. Eğitimler sonrasında değerlendirmeler tekrar edilmiş ve sonuçları karşılaştırılmıştır. Çalışmamızın sonucunda Grup 1'de tüm postüral stabilite değerlerinde, Grup 2'de anterior-posterior statik stabilite dışındaki diğer postüral stabilite değerleri açısından eğitim öncesi ve sonrası ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Her iki gruptaki bireylerin postüral stabilitelerinde gelişme olduğu görülmüştür. Aktivite performansı ve memnuniyeti açısından ise Grup 2'de anlamlı bir gelişme olmadığı belirlenirken, Grup 1'de bireylerin aktivite performansı ve memnuniyetlerinde istatistiksel olarak anlamlı artış olduğu bulunmuştur (p<0,01). Görme engelli bireylerin postüral stabilite ve aktivite performansını geliştirmede Grup 1'e uygulanan eğitimin, Grup 2'ye uygulanan eğitime göre klinik olarak daha etkili olduğu bulunmuştur. Aktiviteye dayalı postüral stabilite eğitimi, görme engelli bireylerde postüral stabilite seviyesinde ve performans problemi yaşanılan aktivitelerin performans ve memnuniyet düzeyinde olumlu gelişmeler sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Görme Engelli, Postüral Stabilite, Aktivite Performansı
İlkokul çocuklarında yürütücü işlevler ile okula uyum ve sosyal yeterlikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma ilkokul çocuklarının yürütücü işlev becerileri ile okula uyum ve sosyal yeterlikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmaya ilköğretim birinci ve ikinci sınıf öğrenimine devam eden 255 çocuk dahil edildi. Çocukların demografik özelliklerini değerlendirmek için sosyodemografik bilgi formu, yürütücü işlevlerini değerlendirmek için Çocukluk Dönemi Yürütücü İşlev Envanteri Ebeveyn/Öğretmen Formu (CHEXI) ve Yürütücü İşlevler ve Aktivite Rutinleri Ölçeği (YİARÖ), sosyal yeterlilik ve okula uyumlarını değerlendirmek içinde Walker-McConnell Sosyal Yeterlik ve Okul Uyum Ölçeği (WMC-SYOUÖ) kullanıldı. Değerlendirme sonrası yürütücü işlevler ile sosyal yeterlilik ve okula uyum arasındaki ilişki Spearman Korelasyon testi ile incelendi. Çocukların cinsiyetleri ve yaşadıkları çevrenin, yürütücü işlevler ile okula uyum ve sosyal yeterlilik düzeyleri arasındaki fark Mann Whitney U Testi ile karşılaştırıldı. Çocukların aktivite rutinleri aracılığıyla yürütücü işlevlerin değerlendiren ölçeğin alt boyutları ile okul uyum ve sosyal yeterlilik arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptandı (p<0.05). Çocukluk dönemi yürütücü işlevler envanteri alt ölçekleri ile uyum ve sosyal yeterlilik arasında puanlar arasında negatif yönde ve güçlü düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0.05). Bu çalışmanın sonucunda, kızların yürütücü işlev ve aktivite rutinleri ile sosyal ve uyum davranışları erkeklere göre istatistiksel açıdan daha yüksek (p<0.05), erkeklerin çalışma hafızası, regülasyon, inhibisyon ve planlamada kızlara göre istatiksel açıdan daha yüksek tespit edildi (p<0.05). Yaşanılan çevre koşullarının çocukların yürütücü işlev, sosyal yeterlilik ve okula uyum düzeylerini etkilemediğini bulduk (p>0.05). Bu çalışmanın sonucuna göre çocukların okula uyum ve sosyal alanlarda yaşadıkları güçlüklerde yürütücü işlev becerilerine yönelik değerlendirmelerin faydalı olabileceği düşünülmektedir.
Düşme nedeni ile kalça kırığı ameliyatı geçiren yaşlı yetişkin bireylerin duyusal işlemleme ve potansiyel etki faktörleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Düşme Nedeni ile Kalça Kırığı Ameliyatı Geçiren Yaşlı Yetişkin Bireylerin Duyusal İşlemleme ve Potansiyel Etki Faktörleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Atlas Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Ergoterapi Anabilim Dalı, İstanbul. Bu çalışma, son 6 ay içinde düşmeye bağlı kalça kırığı ameliyatı geçiren yaşlı yetişkin bireylerin farklı paternlere göre duyusal işlemleme süreçlerini değerlendirmeyi ve duyusal işlemleme ile ilişkili olabilecek fiziksel performans, düşme riski, düşme korkusu ve depresyon parametreleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya 65 yaş ve üzerinde, düşmeye bağlı kalça kırığı ameliyatı geçiren ve Mini Mental Durum Test sonucu ≥ 24 olan 137 yaşlı yetişkin birey (92 kadın, 45 erkek) dahil edildi. Yaşlı yetişkin bireylerin demografik bilgilerini değerlendirmek için çalışma için özel olarak hazırlanan demografik bilgi formu, duyusal işlemleme süreçlerinin değerlendirilmesi için Yetişkin Duyusal İşlemleme Ölçeği (YDİÖ), Fiziksel ve fonksiyonel performansı değerlendirmek amacıyla Kısa Fiziksel Performans Bataryası (KFPB), düşme riskinin değerlendirilmesi için Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT), düşme korkusunun değerlendirilmesi için Düşme Etkinlik Ölçeği (DEÖ), depresyonun değerlendirilmesi için Geriatrik Depresyon Ölçeği (GDÖ) kullanıldı. Elde edilen bulgulara göre düşmeye bağlı kalça kırığı nedeni ile ameliyat olan yaşlı yetişkin bireylerin duyusal işlemleme süreçlerinde zorluklar yaşadıkları faktörler olduğu ve fiziksel performans (yürüme, sandalyeden kalkma, denge), düşme riski, mobilite, düşme korkusu ve depresyonun duyusal işlemleme becerileri arasında anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir(p<0,05). Çalışmanın sonucunda; vestibüler girdiye aşırı tepki veren, genel yetersiz tepki veren ve postural-motor yetenekleri etkileyen propriyoseptif vestibüler girdiye yetersiz tepki veren yaşlı yetikinlerin fiziksel performansının daha kötü olduğu, genel yetersiz tepki veren, postural-motor yetenekleri etkileyen propriyoseptif vestibüler girdiye yetersiz tepki veren,vestibüler girdiye aşırı tepki veren yaşlı yetişkinlerin düşme riskinin ve düşme korkusunun arttığı görülürken proprioseptif arayışı olan yaşlı yetikinlerin düşme riskinin,düşme korkusunun ve depresyonun azaldığı görülmüştür (p<0,05).
Çalışan bireylerde rekreasyonel aktivite, sağlıklı yaşam davranışları, iş yaşam kalitesi ve okupasyonel denge arasındaki ilişkinin incelenmesi
Soydan, A. (2024). Çalışan Bireylerde Rekreasyonel Aktivite, Saglıklı Yaşam Davranışları İş Yaşam Kalitesi Ve Okupasyonel Denge Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Atlas Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Ergoterapi Anabilim Dalı, İstanbul. Bireylerin serbest zamanlarını değerlendirme şekilleri, fiziksel ve ruhsal sağlığı ve iş hayatında deneyimlediği memnuniyet, tatmin ve refah düzeyi bireyin okupasyonel dengesi ve yaşam kalitesi açısından önemlidir. Okupasyonel dengeyi korumak, bireyin fiziksel ve zihinsel sağlığını destekler ve yaşam kalitesini artırır. Bu araştırmada çalışan bireylerde rekreasyonel aktivite, sağlıklı yaşam davranışları ve ı̇ş yaşam kalitesinin okupasyonel dengeye etkisinim ı̇ncelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma örneklemi gönüllü olarak katılım sağlayan 424 sağlıklı bireyden oluşmaktadır. Değerlendirmede demografik bilgilerine ek olarak, boş zaman aktivite tutumlarını değerlendirmek için Boş Zaman Tutum Ölçeği, sağlıklı yaşam biçimi davranışları için Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II, yaşam kalitesinin belirlenmesi için Çalışanlar için Yaşam Kalitesi Ölçeği ve okupasyonel denge için Okupasyonel Denge Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılarda serbest zaman tutumu, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, yaş, haftalık çalışma süresi ve gelir durumu değişkenlerinin okupasyonel denge üzerinde pozitif yönlü etkiye sahip olduğu ve artırdığı görülmektedir. Buna karşılık çalışanlar için yaşam kalitesi, mesleki kıdem ve boş zamanı değerlendirmede güçlük yaşama durumununun artmasının okupasyonel dengeyi olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Katılımcıların yaşam kaliteleri ile ilgili olarak cinsiyet ve yaşa göre anlamlı farklılık meydana gelmediği, bekar bireylerde evli olanlara göre yaşam kalitesinin daha yüksek olduğu, ayrıca evli olan bireylerde sağlık sorumluluğu ve beslenme alışkanlıklarının bekar bireylere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların çalışanlar için yaşam kalitesi ile ilgili olarak bekar bireylerin evli bireylere göre tükenmişlik düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Katılımcılarda okupasyonel denge bakımından cinsiyet, yaş, medeni durum, mesleki kıdem ve haftalık çalışma süresine göre anlamlı farklılık meydana gelmediği belirlenmiştir. Ayrıca gelir düzeyi orta olan katılımcıların okupasyonel denge düzeylerinin daha yüksek olduğu, boş zamanları değerlendirmede güçlük yaşamayan katılımcıların hiçbir zaman güçlük yaşamayan katılımcılarda bazen ve her zaman güçlük yaşayanlara göre okupasyonel denge düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Rekreasyonel Aktivite, İş Yaşam Kalitesi, Sağlıklı Yaşam Becerileri, Okupasyonel Denge
Sağlık Çalışanlarında Teknostres ile Mesleki Motivasyon, Algılanan İş Yükü ve Yaşam Kalitesi Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
Bu araştırma, sağlık çalışanlarının teknostres düzeyleri ile mesleki motivasyon, algılanan iş yükü ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında, 23-47 yaş aralığında çeşitli meslek gruplarından (ergoterapist, fizyoterapist, hemşire, diğer) 300 sağlık çalışanından anket yoluyla veri toplanmıştır. Teknostres ölçeğinin alt boyutları olan tekno-aşırı yüklenme, tekno-istila, tekno-karmaşa, tekno-güvensizlik ve tekno-belirsizlik ile mesleki motivasyon, iş yükü ve yaşam kalitesi boyutları arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, sağlık çalışanlarının bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanımlarının aşırı yüklenme, verimlilik kaybı ve belirsizlik gibi stres faktörleri ile ilişkili olduğunu göstermiştir.
Ağrı sinirbilimi eğitimin ortopedik cerrahi planlanan hastalarda preoperatif anksiyete ve postoperatif iyileşme üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, ortopedik cerrahi planlanan bireylerde preoperatif dönemde uygulanan Ağrı Sinirbilimi Eğitimi'nin (ASE), preoperatif dönemdeki anksiyete düzeyi ve postoperatif dönemdeki ağrı algısı, fonksiyonel iyileşme ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemektir. Çalışma, gelişigüzel örnekleme yöntemiyle yürütülmüş olup, 18-65 yaş aralığında üst ekstremite cerrahisi planlanan toplam 33 katılımcı ile tamamlanmıştır. Katılımcılar ASE ve kontrol olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Preoperatif anksiyete Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ile değerlendirildi. ASE uygulamasından sonra preoperatif anksiyete Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği 'nin Durumluk alt boyutu ile değerlendirildi. Ağrı parametreleri; McGill Ağrı Anketi (MAA), VAS, Ağrı Felaketleştirme Ölçeği (AFÖ) ölçeği ve Santral Sensitizasyon Ölçeği (SSÖ) ile değerlendirildi. Üst ekstremite fonksiyonları Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH) ile değerlendirilirken yaşam kalitesi 12 maddelik kısa form olan Sağlık Anketi (SF-12) ile değerlendirilmiştir. Ölçümler, preoperatif dönemdeki anksiyete düzeyini eğitim öncesi ve sonrası değerlendirilirken diğer parametreler eğitim öncesi ve postoperatif 1.ayda gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya katılan 33 birey, gelişigüzel örnekleme yöntemi ile ASE (n=17) ve kontrol (n=16) gruplarına ayrılmıştır. ASE grubuna preoperatif dönemde Ağrı Sinirbilimi Eğitimi (ASE), kontrol grubuna ise bilgilendirici bir broşür sunulmuştur. Sonuçlar, eğitim grubunda ASE'nin preoperatif anksiyete düzeyini anlamlı derecede azalttığını göstermiştir (p<0,05). Ayrıca, ASE grubunun postoperatif 1. ayda, ağrı ve ağrıya yönelik olumsuz düşünce düzeyleri anlamlı olarak azalmıştır (p<0,05). Fonksiyonel iyileşme açısından değerlendirildiğinde, ASE grubunda postoperatif dönemde üst ekstremite kullanımı ve günlük yaşam aktivitelerine katılım (DASH skoru) anlamlı düzeyde iyileşmiştir (p<0,05). Ayrıca, ASE grubunda yaşam kalitesi ölçeğinin fiziksel alt boyutunda anlamlı iyileşme gözlenirken (p<0,05), mental alt boyutunda değişim saptanmamıştır (p>0,05). Kontrol grubunda; preoperatif anksiyete, santral sensitizasyon, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi bakımından anlamlı farklar tespit edilmemiştir (p<0,05), ancak postoperatif 1. aydaki ağrıya ilişkin parametreler başlangıç değerleri ile kıyaslandığında anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Çalışmamız ASE'nin, gruplar arasındaki santral sensitizasyon, fonksiyonellik ve yaşam kalitesinin fiziksel alt boyutuna ait skorlarda eğitim öncesi ve sonrası fark olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, bu çalışma, ortopedik cerrahi planlanan bireylerde preoperatif dönemde uygulanan ASE'nin preoperatif anksiyete ve postoperatif 1. aydaki ağrıyla ilişkili parametrelere etki etmediğini, ancak postoperatif fonksiyonel iyileşmeye ve sağlığın fiziksel boyutuna ilişkin memnuniyeti artırabileceğini göstermektedir. Çalışmamızda eğitimin tek oturum şeklinde yapılması bu sonucu etkilemiş olabilir. Gelecekte yapılan çalışmaların, birkaç oturum ve daha fazla katılımcı içerecek şekilde randomize kontrollü bir şekilde planlanması önerilir.