
59
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Hafif ve ciddi düzeyde otizm spektrum bozukluğu olan çocukların aktivite katılımı ve ebeveynlerinin içselleştirilmiş damgalanmasının karşılaştırılması
Bu çalışma, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan çocukların otizm semptomlarının seviyesine göre çocukların aktivite katılımı ve ebeveynlerinin içselleştirilmiş damgalanmasının karşılaştırılması amacıyla planlandı. Çalışmaya 6-11 yaşları arasında 139 çocuk ve ebeveyni katıldı. Çocukların OSB semptom şiddetlerini değerlendirmek için Otizm Davranış Kontrol Listesi (ODKL), çocukların aktivitelerine katılım sıklıklarını ve aktivite katılım seviyelerini değerlendirmek için Çocuklar ve Gençler İçin Katılım ve Çevre Ölçeği (PEM-CY), içselleştirilmiş damgalanmayı değerlendirmek için Ebeveynlerin Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (ERHİDÖ) ve ebeveynlerin OSB olan çocuğa sahip olmaları nedeniyle hissettikleri duygular, yaşadıkları damgalanma deneyimleri, damgalanmanın günlük yaşam aktivitelerine ve toplumsal katılımlarına etkilerini değerlendirmek için yarı yapılandırılmış görüşme formu ebeveynlerle yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak uygulandı. Katılımcılar ODKL'den alınan puanlara göre hafif düzeyde OSB olanlar (n=68) ve ciddi düzeyde OSB olanlar (n=71) olmak üzere iki gruba ayrıldı ve tüm veriler istatistiksel olarak incelendi. Ciddi düzeyde OSB semptom şiddeti olan çocukların hafif düzeyde OSB semptom şiddeti olan çocuklara göre ev, okul ve toplumsal ortamlarda aktivite katılım sıklığı ve aktivite katılım seviyelerinin daha düşük olduğu bulundu (p<0,05). Ciddi düzeyde OSB semptom şiddeti olan çocukların ebeveynlerinin içselleştirilmiş damgalanmasının hafif düzeyde OSB semptom şiddeti olan çocukların ebeveynlerine göre daha yüksek olduğu bulundu (p<0,05). Ebeveynlerin içselleştirilmiş damgalanması ile çocuklarının aktivite katılım sıklığı ve aktivite katılım seviyesi arasında negatif yönde orta ve yüksek derecede ilişki tespit edildi (p<0,05). Ergoterapistlerin OSB olan çocukların aktivite katılımlarını etkileyen faktörleri incelerken ebeveynlerin içselleştirilmiş damgalanmasını değerlendirmelerinin kritik öneme sahip olduğu düşünülmektedir.
X, Y, Z kuşaklarının okupasyonel profil ve toplumsal katılımlarının insan okupasyon modeli'ne göre incelenmesi
Bu çalışma X, Y, Z kuşaklarında doğmuş olan yetişkin bireylerin okupasyonel profillerinin ve toplumsal katılımlarının İnsan Okupasyon Modeli (MOHO)'ne göre incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya her bir kuşaktan 53 kişi olmak üzere 159 kişi dâhil edilmiştir. Bireylere Sosyodemografik Bilgi Formu, Okupasyonel Profil Şablonu (Occupational Profile Template), İnsan Aktivite-Rol Modeli Tarama Aracı (The Model of Human Occupation Screening Tool - MOHOST) ve Aktivite Öz - Değerlendirmesi (Occupational Self Assessment - OSA) uygulanmıştır. Elde edilen veriler analiz edilerek, bir ergoterapi yaklaşım modeli olan MOHO çerçevesinde incelenmiştir. Katılımcıların kuşaklarına göre MOHOST ve alt boyutları puanları arasında farklılık görülmediği (p>0,05) tespit edilmiştir. Okupasyonel motivasyon ve alışkanlık puanlarında kuşaklar arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiş olsa da, X kuşağından Z kuşağına doğru bu puanların azaldığı sonucuna varılmıştır. Katılımcıların kuşaklarına göre OSA yeterlilik puanları arasında farklılık görülmediği (p>0,05) ancak OSA önem puanları arasında anlamlı bir farklılık (p<0,05) olduğu tespit edilmştir. Buna göre Z kuşağındaki katılımcıların OSA önem puanları, X ve Y kuşağındaki katılımcıların OSA önem puanlarından yüksek olduğu görülmüştür. Okupasyonel profili oluşturan faktörlerin kuşaklara göre farklılık gösterebileceği gibi benzerlikler de taşıdığı tespit edilmiştir. Bulgulara göre; okupasyonel profilin ve toplumsal katılımı etkileyen bazı faktörlerin kuşaklara göre değişkenlik gösterebileceği sonucuna varılmıştır. Konuyla ilgili yapılacak olan akademik çalışmalarda, kuşakların okupasyonel profillerinin ve toplumsal katılımlarını etkileyen faktörlerinin farklılığı da göz önünde bulundurularak çalışmalar planlanmalıdır.
Mülteci çocuklarda okul temelli bilişsel aktivite eğitiminin bilişsel beceriler, akademik performans ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada mülteci çocuklarda okul temelli bilişsel aktivite eğitiminin bilişsel beceriler, akademik performans ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmaya savaşa ve travmaya maruz kalmış 13-16 yaş aralığındaki 34 mülteci çocuk dahil edildi. Çocuklar rastgele yöntemle müdahale grubu (n=17) ve kontrol grubu (n=17) olarak ikiye ayrıldı. Çocukların bilişsel beceri düzeylerini belirlemek için Loewenstein Ergoterapi Bilişsel Değerlendirme Testi; akademik performanslarını değerlendirmek için Okuma Hızı Testi ve Minnesota Yazı Yazma Testi; yaşam kalitelerini değerlendirmek için Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Her iki gruba yapılan ilk değerlendirme sonucunda müdahale grubuna günde 1 saat olmak üzere, haftada 2 gün toplam 10 hafta bilişsel aktivite eğitimi verildi. İkinci değerlendirmeler müdahale grubu için eğitim seanslarının bitiminde, kontrol grubu için 10. haftanın sonunda tekrarlandı. Çalışmanın sonunda mülteci çocuklara verilen bilişsel aktivite eğitiminin tüm bilişsel beceri parametreleri, akademik performansı yansıtan okuma hızı, yazı yazma becerisi ve yaşam kalitesini pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı şekilde etkilediği bulundu (p<0,05). Bu bulgular ışığında, mülteci çocuklarda bilişsel becerilere yönelik verilen okul temelli bilişsel aktivite eğitiminin bilişsel beceriler, akademik performans ve yaşam kalitesini geliştiren etkili bir ergoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımı olduğu tespit edildi. Bu nedenle mülteci çocuklar için etkili bir rehabilitasyon yaklaşımı olarak ergoterapi programı planlanırken bilişsel becerilerin değerlendirilmesi ve müdahale programına dahil edilmesi oldukça önemlidir. Anahtar Kelimeler: Mülteciler, Bilişsel İşlev, Bilişsel Terapi, Akademik Performans, Ergoterapi
Kortikal görme bozukluğu olan bebeklerde duyu bütünleme tedavisinin duyu, motor ve okülomotor becerilere etkisinin incelenmesi
Çalışma Kortikal Görme Bozukluğu (KGB) olan bebeklerde duyu bütünleme müdahalesinin duyu, motor ve okülomotor becerilere etkisini incelemek için planlanmıştır. Dahil etme kriterini sağlayan gönüllü 20 KGB'li bebek müdahale grubunu ve 20 tipik gelişim gösteren bebek kontrol grubunu oluşturmuş olup, çalışmaya 10-18 ay arası 40 bebek dahil edilmiştir. Müdahale öncesinde duyu işlemleme becerileri Bebeklerde Duyu Fonksiyonları Testi (BDFT) ile, motor beceriler Alberta İnfant Motor Skalası (AİMS) ile ve okülomotor beceriler; gözün hareket açıları, fiksasyon mesafesi ve süresi olarak her iki grupta değerlendirilmiştir. Müdahale grubuna 8 hafta boyunca haftada 3 seans, her seans 45 dk olacak şekilde duyu bütünleme tedavisi uygulanmıştır. Kontrol grubuna herhengi bir tedavi uygulanmamıştır. Sekiz hafta sonunda her iki gruba aynı değerlendirmeler tekrar yapılmış olup her iki grup bu parametrelerce karşılaştırılmıştır. İlk değerlendirmede KGB'li bebeklerin duyusal işlemleme, motor ve okülomotor becerileri tipik gelişim gösteren bebeklere göre daha zayıf bulunmuştur (p<0.05). Müdahale ve kontrol grubunun birinci ve ikinci değerlendirmeler arasındaki farklar karşılaştırıldıklarında, duyusal işlemleme becerileri, ve okülomotor beceriler müdahale grubu lehine, motor becerilerde ise kontrol grubu lehine anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak ergoterapi müdahalesi içerisinde yer alan duyu bütünleme eğitimi KGB'li bebeklerde duyu, motor ve okülomotor becerilerde gelişmeler sağladığı tespit edilmiştir. KGB'li bebeklerin duyusal işlemleme, motor ve okülomotor becerileri mutlaka rutin değerlendirme içersinde olmalı ve bireyselleştirilmiş müdahale planı ile mümkün olduğunca erken yaşta müdahale uygulamaları yapılmalıdır
Doğumsal üst ekstremite anomalilerinde değerlendirme profili oluşturulması
Çalışmamızın ilk bölümde doğumsal üst ekstremite anomalisi olan çocukların yaşadıkları sorunları değerlendirme için bir değerlendirme profili oluşturmak amaçlanmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde oluşturulan değerlendirme profilinin uygulanabilirliğini test etmek hedeflenmiştir. İlk bölümde, doğumsal üst ekstremite anomalili çocuğu olan 17 aile ile görüşülmüştür. Görüşmeler sonucunda çocukların duyusal işlemleme, normal gelişim, duygu durum ve günlük yaşam aktiviteleri ile ilgili sorunlar yaşadıkları tespit edilmiştir. Uluslararası Sağlık Sonuç Ölçümü Konsorsiyumu (International Consortium for Health Outcome Measurement-ICHOM) tarafından geliştirilen Doğumsal Üst Ekstremite Anomalilerinde Veri Toplama Kaynak Rehberinde yer alan değerlendirme araçları ile aile görüşme sonuçları birleştirilerek bir değerlendirme profili oluşturulmuştur. Doğumsal üst ekstremite anomalisi olan çocuklar için oluşturulan değerlendirme profilinin ana başlıkları hasta demografik bilgileri, temel klinik durum, üst ekstremite fonksiyonları, normal gelişim basamakları, duyusal işlemleme, günlük yaşam aktiviteleri, mental sağlık/duygu durum, sağlıkla ilişkili yaşam kalitesidir. Oluşturulan değerlendirme profili içinde yer alan 12 farklı PROMIS kısa form anketinin Türkçe çeviri ve kültürel adaptasyonu yapılmıştır. Değerlendirme profilinin uygulanabilirliğini test etmek için yapılan pilot çalışma doğumsal üst ekstremite anomalisi olan 40 çocuk ile tamamlanmıştır. Pilot çalışmada eklem hareket açıklığı, kas testi ve kavrama kuvveti ölçümleri bazı anomalilerde zorlukla tamamlanmıştır. Değerlendirme profilinin doğumsal üst ekstremite anomalili çocuklarda klinik uygulanabilirliğinin kolay olduğu bulunmuştur. Çalışmamız sonucunda doğumsal üst ekstremite anomalili çocuklar için oluşturulan değerlendirme profili alanları hasta demografik bilgileri, temel klinik durum, üst ekstremite fonksiyonları, normal gelişim basamakları, duyusal işlemleme, günlük yaşam aktiviteleri, mental sağlık/duygu durum, sağlıkla ilişkili yaşam kalitesidir.
Sklerodermalı bireylerde telerehabilitasyon kullanılarak gerçekleştirilen öz yönetim programının etkisi
Çalışma skleroderma tanısı almış olan bireylerde telerehabilitasyonla gerçekleştirilen öz yönetim müdahalesinin yaşam kalitesi, ağrı, aktivite performansı, yorgunluk, öz yeterlilik ve uyku üzerindeki etkisini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmamıza dahil edilme kriterlerini sağlayan ve gönüllü olan 29 sklerodermalı birey katıldı. Sosyodemografik bilgileri ve klinik özellikleri sorgulandı. Hastalığın şiddeti, ağrı ve fiziksel aktivite düzeyi; Skleroderma Sağlık Değerlendirme Anketi (SHAQ), öz yönetimi; Kronik Hastalıklar Öz-Etkililik Ölçeği, uyku kalitesi; Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), yorgunluk düzeyi; Yorgunluk Şiddet Ölçeği, yaşam kalitesi; Kısa Form – 12 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF – 12) ve aktivite performansı; Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ) kullanılarak değerlendirildi. Telerehabilitasyon kullanılarak ortalama 45 dakika olmak üzere 8 haftalık öz yönetim müdahalesi uygulandı. Müdahale sonunda sklerodermalı bireyler tekrar aynı ölçeklerle değerlendirildi. Normal dağılım gösteren değişkenler için bağımlı t-testi, normal dağılım göstermeyen değişkenler için Wilcoxon işaretli sıra testi kullanıldı. Çalışmamız sonucunda bireylerin öz yönetim, yorgunluk, aktivite performansı ve memnuniyeti alanlarında anlamlı fark bulundu (p<0,01). Sklerodermalı bireyleri psikososyal açıdan desteklemek amacıyla öz yönetim müdahalesinin interdisipliner ergoterapi programlarına dahil edilmesini önermekteyiz.
Zon 3-7 ekstansör mekanizma yaralanmalarında göreceli hareket ortezi kullanımı
Çalışma zon 3-7 ekstansör mekanizma yaralanmalarında göreceli hareket ortezinin normal eklem hareketi ve el fonksiyonelliği üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Zon 4-7 seviyesinde yaralanması olan bireyler için çalışmaya dahil edilme kriterleri; zon 4-7 ekstansör mekanizma yaralanması olmak, 16-75 yaş arasında olmak ve çalışmaya katılmaya gönüllü olmaktır. Zon 3 seviyesinde ekstansör tendon yaralanması olan bireyler için çalışmaya dahil edilme kriterleri; 16-75 yaş arasında olmak, kronik (≥4 hafta) düğme iliği deformitesi tanısı almış olmak, Burton düğme iliği deformitesi sınıflandırmasına göre 1. aşamada olmak, kalem testi ile 0° PİF eklem ekstansiyonunu tamamlayabilmek ve çalışmaya katılmaya gönüllü olmaktır. Bireylerin değerlendirilmesinde normal eklem hareketi ölçümü yapılarak total aktif hareket (TAH) hesaplanmış ve el fonksiyonelliği için Michigan El Sonuç Anketi (MESA) kullanılmıştır. Bireylerin ilk terapi seanslarında göreceli hareket ortezi yapılmıştır. Zon 4-7 ekstansör mekanizma yaralanması olan bireylerin tedavisinde erken aktif hareket yaklaşımı uygulanmıştır. Zon 3 ekstansör tendon yaralanması olan bireyler sadece ortez ile takip edilmiştir. Zon 4-7 ekstansör mekanizma yaralanması olan 15 bireyin 4. hafta ve 8. hafta TAH sonuçları (p=0,001, r=0,8) ve MESA sonuçları (p=0,001, r=0,8) arasında farklılık vardı. Zon 3 ekstansör tendon yaralanması olan 28 bireyin ortalama ortez kullanım süresi 11,6 ± 7,8 haftaydı. Bireylerin tedavi öncesi ve tedavi sonrası DİF eklem fleksiyon (p<0,001, r=0,7) ve PİF eklem ekstansiyon limitasyon (p<0,001, r=0,9) dereceleri arasında ve MESA toplam puanı (p<0,001, r=0,8) arasında farklılık vardı. Bireylerin ortez kullanım süresi ve tedavi öncesi-sonrası PİF eklem ekstansiyon limitasyon değişimi arasında ilişki yoktu (p>0,05). Zon 4-7 ekstansör mekanizma yaralanması olan bireylerde göreceli hareket ekstansiyon ortezi; erken dönem aktif hareket ve el fonksiyonelliğinde olumlu gelişmeler sağlamıştır. Zon 3 ekstansör tendon yaralanması olan bireylerde göreceli hareket fleksiyon ortezi düğme iliği deformitesinin iyileşmesine katkıda bulunmuştur.
Disleksili çocuklarda kaba motor ve bilişsel becerilerin okuduğunu anlamaya etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, disleksili çocuklarda kaba motor becerileri, motor planlama, görsel algı becerileri, reaksiyon hızı, yürütücü işlevlerin okuduğunu anlamaya etkisini incelemektir. Çalışma grubunu 7-12 yaş arasında 64 disleksi tanılı çocuk oluşturmuştur ve Hacettepe Üniversitesi Ergoterapi bölümü, pediatri ünitesine başvuran çocuklar arasından rastgele seçilmiştir. Kontrol grubu (n=64) sosyal medya ilanı yolu ile katılmaya başvuran gönüllü bireyler arasından seçilmiştir. Çocukların kaba motor becerileri için Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlik Testi-2 Kısa Formun (BOMYT 2-KF) bilateral koordinasyon, denge, hız ve çeviklik maddeleri, motor planlama için Dinamik Ergoterapi Biliş Ölçeği-Çocuk (DEBÖ-Ç) versiyonunun motor taklit, obje kullanımı ve sembolik eylemleri içeren 3 alt parametre, görsel algılama becerileri için Görsel Algı Beceri Testi-3 (GABT-3) görsel ayırt etme ve şekil zemin parametreleri, reaksiyon hızını değerlendirmek için bilgisayar programı, yürütücü işlevlerini değerlendirmek için Yürütücü İşlevler ve Aktivite Rutinleri Ölçeği (YİARÖ) kullanıldı. Bu becerilerin okuduğunu anlamaya etkisini incelemek için Sesli Okuma Becerisi ve Okuduğunu Anlama Testi II (SOBAT II)'nin A formunda bulunan 13 metin kullanıldı. Disleksili çocuklarda yapılan yol modeline göre motor planlama (ß=0,536, p=0,002) ve görsel algı-şekil zemin algısı alt parametresinin (ß=0,380, p=0,002) okuduğunu anlama üzerinde doğrudan etkisi bulundu. Kaba motor beceri (ß=0,942, p=0,002) motor planlama ölçümü üzerinden okuduğunu anlama üzerinde dolaylı bir etkiye sahipti. Tipik gelişim gösteren çocuklarda yapılan yol analizine göre yürütücü işlevler (ß=0,439, p=0,002), görsel algı-görsel ayırt etme alt parametresinin (ß=0,623, p=0,002) okuduğunu anlamaya doğrudan etkisi vardı. Görsel reaksiyon hızı (ß=-0,592; p=0,002), motor planlamanın (ß=0,218; p=0,002) ise yürütücü işlevler üzerinden okuduğunu anlamaya dolaylı olarak etkisi vardı. Okumayı etkileyen faktörler, tipik gelişim gösteren çocuklar ile disleksi olan çocuklar arasında farklıydı. Bu çocuklarla çalışan sağlık profesyonelleri ve öğretmenler bunun farkında olmalıdırlar.
Okul öncesi çocuklarda duyusal işlemleme, motor ve bilişsel becerilerin okula hazırbulunuşluk ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma okul öncesi çocukların duyusal işlemleme, motor ve bilişsel becerilerinin okula hazırbulunuşluk ile ilişkisini araştırmak için planlandı. Çalışmaya 60-72 ay aralığında anasınıfına giden 140 çocuk katıldı. Katılımcıların duyusal işlemleme becerilerini değerlendirmek için Duyu Profili Anketi (DPA), motor becerilerini değerlendirmek için Bruininks-Oseretsky Testi 2- Kısa Form (BOT2-KF), bilişsel becerileri kapsamında yürütücü işlevlerini değerlendirmek için Çocukluk Dönemi Yürütücü İşlevler Envanteri (ÇDYİE), görsel algı becerilerini değerlendirmek için Görsel Algı Becerileri Testi-3 (GABT-3), okula hazırbulunuşluğunu değerlendirmek için İlkokula Hazır Bulunuşluk Ölçeği (İHBÖ) kullanıldı. Okul öncesi çocukların duyma, görme, vestibüler, dokunma ve çoklu duysal işlemleri (p<0,001) ve oral işleminin (p<0,05); motor ve görsel algı becerilerinin (p<0,001) ve yürütücü işlevlerin (p<0,01) okula hazırbulunuşluk düzeyi üzerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Okul öncesi çocukların okula hazırbulunuşluk düzeyini en fazla etkileyen becerinin motor beceriler olduğu tespit edildi (p<0,001). Okul öncesi çocukların okula hazırbulunuşluğunda duyusal işlemleme becerileri, motor beceriler, yürütücü işlevler ve görsel algı becerileri önemli rol oynamaktadır. İlerideki çalışmaların çocuğun okula hazırbulunuşluğunu değerlendirirken bu becerileri göz önünde bulundurması ve bu becerileri geliştirecek stratejilerin müdahale programlarına dahil edilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Orta evre alzheimer tip demans tanılı bireylerde demansa bağlı davranışsal ve psikolojik semptomlar ile duyusal işlemleme süreci arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma orta evre Alzheimer tip demans tanılı bireylerde demansa bağlı davranışsal ve psikolojik semptomlar ile duyusal işlemleme süreci arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla planlandı. Çalışmamıza 60 yaşlı birey dahil edildi. Katılımcıların demansa bağlı davranışsal ve psikiyatrik semptomlarını değerlendirmek amacıyla Nöropsikiyatrik Envanter, duyusal işlemleme süreçlerini değerlendirmek için ise Adolesan/Yetişkin Duyu Profili uygulandı. Ağır düzeyde davranış problemi olan bireylerin, orta düzeyde davranış problemi olan bireylere göre düşük kayıt (x2=15,41, p=0,001) ve duyusal hassasiyet (x2=14,97, p=0,001) çeyreklerinde daha yüksek puan aldığı saptandı. Duyusal arayış ve duyusal kaçınma çeyreklerinde ise orta ve ağır düzey davranış problemi olan bireyler arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Demansa bağlı davranışsal ve psikiyatrik semptomlar ile duyusal işlemleme becerilerinin korelasyon analizi sonucunda; düşük kayıt ile hezeyan (r=0,346, p=0,007), halüsinasyon (r=0,429, p=0,001), ajitasyon (r=0,397, p=0,002), apati (r=0,323, p=0,01), anormal motor davranış (r=0,281, p=0,03), uyku/gece davranışı (r=0,378, p=0,003) ve iştah/yeme davranışı (r=0,428, p=0,001) arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu saptandı. Duyusal arayış ile hezeyan arasında (r=0,261, p=0,044) ilişki olduğu görüldü. Duyusal hassasiyet ile hezeyan (r=0,278, p=0,032), ajitasyon (r=0,296, p=0,022), anormal motor davranış (r=0,458, p=0,001), uyku/gece davranışı (r=0,285, p=0,027) ve iştah/yeme davranışı (r=0,370, p=0,004) arasında ilişki olduğu tespit edildi. Duyusal kaçınmanın ise halüsinasyon (r=0,352, p=0,006) ve anormal motor davranış (r=0,322, p=0,012) ile istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkisi olduğu saptandı. Depresyon, anksiyete, elasyon, disinhibisyon ve irritabilite ile duyusal işlemleme çeyrekleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p>0,05). Alzheimer tip demans tanılı bireylere yönelik uygulanacak ergoterapi değerlendirme ve müdahalelerine, duyusal işlemleme değerlendirmelerinin dahil edilmesi demansa bağlı davranışsal ve psikiyatrik semptomların yönetimine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Migrenli bireylerde başa çıkma becerileri eğitiminin etkilerinin incelenmesi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma migrenli bireylerde başa çıkma becerileri eğitiminin (BÇBE) ağrı, yaşam kalitesi, özür düzeyi, bireylerde başa çıkma becerileri, okupasyonel performans ve memnuniyet düzeyi üzerine etkilerinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. 62 migrenli bireyle tamamlanan çalışmada, randomize olarak 31'i eğitim almazken, diğer 31'ine haftada 2 kez olmak üzere 4 hafta boyunca BÇBE uygulanmıştır. Katılımcıların ağrı şiddeti Görsel Analog Skalasıyla, yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profiliyle, özür düzeyleri Migren Özürlülük Değerlendirme Ölçeğiyle, başa çıkma becerileri Başa Çıkma Stilleri Ölçeği Kısa Formuyla, okupasyonel performans ve memnuniyet düzeyi Kanada Aktivite Performans Ölçümü kullanılarak değerlendirilmiş ilk ve son değerleri karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak BÇBE grubunun ağrı şiddeti (p=0,001), yaşam kalitesi (p=0,001), özür düzeyi (p=0,001), başa çıkma becerileri (p=0,001), okupasyonel performans ve memnuniyetinde (p=0,001) iyileşme tespit edilmiştir. Kontrol grubunda yaşam kalitesinin emosyonel reaksiyonlar (p=0,002), uyku (p=0,005), enerji seviyesi (p=0,025), toplam (p=0,001) parametrelerinde, başa çıkma becerilerinin çevresel nedenlerden dolayı sosyal destek arama (p=0,017), planlama (p=0,026), açığa vurma (p=0,039) parametrelerinde, okupasyonel performans (p=0,032) ve memnuniyet düzeyinde (p=0,018) kötüleşme görülürken diğer parametrelerde anlamlı farklılık bulunmamıştır. BÇBE sonrasında ağrı şiddeti ve özür düzeyinde azalma görülmüştür. Bu bulgulara rağmen, BÇBE'nin uzun dönem takibinin yapılacağı ileri çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Sonuç olarak yaşam kalitesi, başa çıkma becerileri, okupasyonel performans ve memnuniyet düzeyi üzerine olumlu etkisi olan BÇBE'nin migren tedavisine dahil edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Migren, başa çıkma becerisi, ağrı, özür, okupasyonel performans.
Gelişimsel gecikme riski olan çocuklarda erken müdahalenin duyusal, bilişsel ve motor becerilere etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma gelişimsel gecikme riski olan çocuklarda duyusal, bilişsel ve motor becerilere yönelik hedef odaklı aktivitelerin, aile eğitiminin ve çevresel zenginleştirmenin yer aldığı erken ergoterapi müdahale programının duyusal, bilişsel ve motor sonuçlara etkisini incelemek için amacıyla planlandı. Çalışmaya yaşları 24-36 ay arasında olan 61 bebek dahil edildi. Bebekler randomize olarak müdahale (n=30) ve kontrol (n=31) grubu olarak iki gruba ayrıldı. Müdahale grubundaki bebeklere erken ergoterapi müdahale programı ile birlikte ev programı verildi. Müdahale grubundaki bebeklere 12 hafta boyunca haftada iki gün günde 45 dk erken Ergoterapi müdahale programı uygulandı. Kontrol grubundaki bebekler ise yalnızca ev programı ile takip edildi. Her iki gruptaki bebekler müdahale öncesi ve 12 haftalık müdahale sonrasında, Bebeklik Çağı Duyu Profili 2 (BÇDP 2), Bayley Bebek ve Küçük Çocuklar için Gelişim Ölçeği III (Bayley III), Erken Gelişim Evreleri Envanteri (EGE), Erken Gelişim Evreleri Envanteri- Sosyal Duygusal (EGE-SD) ile değerlendirildi. Müdahale öncesi gruplar arasında sosyodemografik değişkenler, BÇDP, Bayley III, EGE skorları arasında fark yoktu (p>0,05). Müdahale sonrası gruplar arasında BÇDP duyusal çeyreklerinde, duyusal süreçle ilgili davranışsal cevaplar parametresinde; Bayley III bilişsel, alıcı ve ifade edici dil, kaba motor ve ince motor beceri alt parametrelerinde; EGE kaba motor, ince motor, problem çözme, kişisel sosyal parametrelerinde müdahale grubu lehine anlamlı fark vardı (p<0,05). Bu çalışmanın sonucunda gelişimsel gecikme riski olan bebeklerde duyusal, bilişsel ve motor becerilere yönelik hedef odaklı aktivitelerin, aile eğitiminin ve çevresel zenginleştirmenin yer aldığı erken ergoterapi müdahale programının tüm gelişim alanları üzerinde etkin olarak kullanabileceği sonucuna varıldı.
Adölesan aktivite denge ölçeğinin geliştirilmesi
Bu çalışmanın amacı, adölesanlarda okupasyonel dengeyi değerlendiren geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir. Ölçülecek özelliklerin ve kavramsal yapının belirlemesi için 12-18 yaşları arasında 109 bireyle ile yarı yapılandırılmış görüşmeler çevrimiçi kanallarla yapıldı. Kapsam geçerliliğinin belirlenmesi için 10 uzman paneliste Davis tekniğine göre uyarlanmış kapsam geçerlilik formu iki kez uygulandı. Kapsam geçerliliği sonrasında oluşturulan deneme formuna pilot çalışma uygulandıktan sonra yeniden düzenlenen form 600 bireye uygulandı. 153 bireye iki hafta sonra tekrar test uygulandı. Madde analizi ile ölçeğin iç tutarlığı değerlendirildi. Ölçeğin yapı geçerliğini incelemek için Açıklayıcı Faktör Analizi ve Doğrulayıcı Faktör Analizi teknikleri kullanıldı. Ölçeğin kapsam geçerlilik indeksi 0.986 bulundu. Faktör analizi sonucu, 27 maddeden oluşan ölçeğin, toplam varyansın %56.7' ünü açıklayan 6 faktörlü bir yapı gösterdiği görüldü. Doğrulayıcı faktör analizinde ise faktör birleştirme tekniğiyle oluşturulan yapıya ait model uyum indeksleri CMIN/df =2.135; RMSEA=0.06; GFI=0.866; NFI= 0.81, CFI=0.887, TLI=0.868; IFI=0.89; olarak elde edilmiş olup; standardize ilişki katsayılarının kabul edilebilir düzeyde maddelere ilişkin elde edilen tüm t değerlerinin olması ve model iyiliği kriterleri göz önüne alındığında; ölçüm modelinin uyumunun sağlandığı bulundu. Ölçeğin güvenirlik hesaplamasında ölçek için ICC: 0.993 ve Cronbach alfa: 0.997 bulundu. Ön test ve son testler arasında çok güçlü korelasyon katsayıları bulunmuş olup iki ölçüm arası ilişki istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.005). Bland-Altman grafikleri incelendiğinde iki uyum sınırları içinde olduğu için rastgelelik olduğu görüldü. Sonuç olarak, geliştirilmiş 4 boyuttan oluşan 27 maddelik bir ölçek yapısının geçerliliği doğrulanmıştır. Geliştirilen ölçek 12-16 yaş aralığındaki sağlıklı adölesanlarda okupasyonel dengeyi değerlendiren geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Anahtar kelimeler: Ergoterapi, Aktivite Dengesi, Adölesan, Psikometrik
Şizofreni tanılı bireylerde serbest zamanla ilişkili ergoterapi müdahalesinin etkisinin incelenmesi
Bu çalışma şizofreni tanılı bireylerde serbest zamanla ilişkili uygulanan ergoterapi müdahalesinin etkisini incelemek amacıyla tasarlanmıştır. Araştırma 18-65 yaş aralığında, Toplum Ruh Sağlığı Merkezin'de (TRSM) takipleri yapılan serbest zamanda yürüyüş aktivitesi yapmayı tercih eden 18 şizofreni tanılı katılımcı ile gerçekleştirildi. Kişilere müdahale öncesi ve sonrası sosyodemografik veri formu, Öznel İyilik Hali Ölçeği (ÖİHÖ), Yaşam Memnuniyeti Anketi (YMA), uyku, yorgunluk ve stres düzeylerini belirlemek için Görsel Anolog Skalası (GAS) ve depresyon düzeyi için Calgary Şizofrenide Depresyon Ölçeği (CŞDÖ) kullanıldı. Aktiviteye ait Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ), Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (UFAA-short form) ve çevresel durum görüşmeleri uygulandı. Katılımcıların tamamına ergoterapi müdahalesi olarak serbest zaman farkındalık eğitimi, kişi merkezli bireysel ergoterapi ve serbest zaman grup aktivite eğitimi birlikte olarak uygulandı. Bireysel ve grup eğitimleri 5 hafta toplamda 20 seans 'da tamamlandı. Bireylerin aktivite katılım, yaşam memnuniyetleri, iyilik hali ve fiziksel aktivite seviyelerinde artış, depresyon belirtilerinde erken uyanma alt bileşeni hariç diğerlerinde anlamlı iyileşme saptanmıştır (p<0,05). Bu bulgular ışığında şizofreni tanısı olan bireylerde, kişi merkezli bireysel tedavi ve serbest zaman grup aktivite eğitiminin birlikte uygulanması, bireylerin ergoterapi müdahalesinde etkin bir yöntem olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Araştırmanın uzun süreli etkileri takip çalışmaları ile desteklenmelidir.
Yürütücü işlev performans testi'nin şizofrenili bireylerde Türkçe'ye uyarlanmasının geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Bu araştırma, bireylerin yürütücü işlevlerini değerlendiren Yürütücü İşlev Performans Testi'nin (YİPT) Türkçe'ye uyarlanması, şizofreni tanısı almış bireylerde geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya herhangi bir bilişsel eksikliğe neden olacak tanısı olmayan 26 sağlıklı ve 105 şizofreni tanısı alan birey olmak üzere toplam 131 kişi dahil edildi. Çeviri, Beaton'ın tanımladığı prosedüre göre uygulandı. Testin Türkçe çevirisi yapıldı. Sonrasında, anadili İngilizce olan uzman ekip tarafından İngilizce'ye çevrilerek gerekli kültürel adaptasyonlar yapıldı. Değerlendirme formu 10 şizofreni tanısı alan bireye uygulandı. Uygulama sırasında testin Türk kültürüyle uyumlanmasında herhangi bir sorun yaşanmadı. YİPT'in geçerliliği, yapı geçerliliği yöntemi ile; güvenilirliği ise, iç tutarlılık yöntemi kullanılarak incelendi. Sağlıklı ve şizofrenili bireyler arasında YİPT total puanlar, alt yürütücü işlev total puanları ve alt aktivite puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu (p<0,05). Şizofreni tanısı alan bireylerde YİPT ile benzer yapıdaki İz Sürme Testi'nin arasındaki ilişkiye bakıldığında anlamlı ve ''orta düzeyde'' ilişki içerisinde olduğu saptandı (p<0,01, r1=0,588, r2=0,608). YİPT için iç tutarlılığı oldukça yüksek (Cronbach's α=0,827) seviyede belirlendi. Sonuç olarak YİPT'in Türkçe uyarlaması şizofreni tanısı alan bireylerde yürütücü işlevleri değerlendirebilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olarak bulundu.
Şizofrenili bireylerde allen bilişsel seviye tarama-5 (ABST-5) testinin türkçe uyarlamasının geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi
Bu çalışma bilişsel becerileri değerlendiren "Allen Bilişsel Seviye Tarama-5 (ABST-5)" in Türkçeye uyarlanması ve şizofrenili bireylerde geçerlilik ve güvenilirliğinin araştırılması amacıyla planlandı. Çalışmaya 60 şizofrenili birey ve 60 sağlıklı birey dahil edildi. ABST-5'in Türkçe uyarlaması yapıldı. Uygulama esnasında, dikiş görevlerine verilen isimlerin Türkçe karşılığı olmadığı için, Türk kültürüne uygun olarak isimlendirmeleri yapıldı. ABST-5'in güvenilirliği test-tekrar test yöntemi ile incelendi. Testin test-tekrar test yöntemi ile güvenilirliğinde sınıf içi korelasyon katsayısı 0,93 (0,85-0,94) yüksek güvenilir olarak bulundu. Geçerliliği ise, yapı geçerliliğinin; "dış testler ile yapı geçerliliği" ve "gruplar arası yapı geçerliliği" olmak üzere iki alt parametresinde incelendi. ABST-5'in gruplar arası yapı geçerliliğinde, sağlıklı bireylerin şizofrenili bireylerden daha yüksek sonuçlar aldığı ve ABST-5'in ayırt edici özelliğinin olduğu görüldü (Z=7,065; p<0,01). ABST-5'in dış testler ile yapı geçerliliğinde Sosyal İşlevsellik Ölçeği (SİÖ) ve Wisconsin Kart Eşleme Testi (WKET) kullanıldı. SİÖ toplam (r=0,426; p<0,001) ve alt parametreleri (r=0,104-0,487; p<0,05) arasında zayıf korelasyon bulundu. WKET tekrarlayan cevap sayısı ( r=-0,537; p<0,01), tekrarlayan cevap yüzdesi (r=-0,540; p<0,01), tekrarlayan yanlış sayısı (r=-0,557; p<0,01) ve tekrarlayan yanlış yüzdesi (r=-0,555; p<0,01) ile negatif yönde orta derece ilişki bulundu. Sonuç olarak ABST-5 şizofrenili bireylerde bilişsel becerileri değerlendirmek için Türkçe geçerli ve güvenilir bir test olarak bulundu.
Öğrencinin organizasyonel becerilerini değerlendirme anketi'nin Türkçe uyarlamasının geçerlilik güvenilirlik çalışması
Bu çalışma, öğrencilerin organizasyonel becerilerini değerlendiren Öğrencinin Organizasyonel Becerilerini Değerlendirme Anketi'nin (ÖOBDA) Türkçe'ye uyarlanması, geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 9-12 yaş arası tipik gelişim gösteren 220 çocuk, aileleri ve öğretmenleri dahil edildi. Beaton'ın tanımladığı çeviri prosedürü uygulandı. Anket, Türkçe çevirisi sonrasında anadili İngilizce olan çevirmenler tarafından İngilizce'ye çevrildi ve uzman ekip ile birlikte kültürel uyarlaması yapıldı. Anketin geçerliliği yapı ve kriter geçerliliği yöntemi ile değerlendirildi. Öğretmen ve ebeveyn formlarının cinsiyet değişkenine göre gruplar arası yapı geçerliliğinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Doğrulayıcı faktör analizi yapılarak yapı geçerliliği değerlendirilen anketin model uyumu için ölçütler incelendi ve her iki form için de model uyumu yeterli düzeyde bulundu. ÖOBDA'nın kriter geçerliliği için DOTCA-Ch ile ıraksak geçerliliği değerlendirildi. DOTCA-Ch ile öğretmen formu arasında düşük düzeyde anlamlı ilişki bulundu (r=-0.351, p<0.001). DOTCA-Ch ile ebeveyn formu arasında anlamlı ilişki bulunamadı (r=-0.077, p>0.05). Düşük seviyede ilişki olması ya da ilişki bulunmaması ile formların ıraksak geçerliliği sağlandı. ÖOBDA'nın güvenilirliği zamana göre değişmezliği ve iç tutarlılığı incelenerek değerlendirildi. 15 gün arayla yapılan tekrar test uygulamalarında öğretmen ve ebeveyn formları pozitif yönde anlamlı korelasyon (p<0.001) gösterdi ve iyi derecede güvenilir (ICC katsayısı>0.75) bulundu. Öğretmen formu ve alt alanları için iç tutarlılık mükemmel seviyede bulundu (Cronbach's α>0.90). Ebeveyn formunun iç tutarlılığı iyi derecede güvenilir (Cronbach's α=0.84) olup, "zaman ve mekan oryantasyonu" alanı kabul edilebilir derecede (Cronbach's α=0.67) güvenilirlik gösterdi. ÖOBDA eşdeğer yarılar güvenilirliği için Spearman-Brown katsayıları öğretmen (0.94) ve ebeveyn (0.84) formları için güvenilir olarak bulundu. Sonuç olarak ÖOBDA Türkçe uyarlaması 9-12 yaş arası öğrencilerin organizasyonel becerilerinin değerlendirilmesi için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite tanılı çocuklarda bazı kan değerleri ile duyusal işlemleme becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, DEHB tanılı çocukların duyusal işlemleme becerileri ile objektif ölçüm yöntemlerinden biri olan kan serum düzeyi değerlerinin analizi arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmak amacıyla tasarlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 7,67±1,39 olan 104 DEHB tanılı çocuk katıldı. Dahil edilme ve hariç tutulma kriterlerine uygun olan katılımcıların, duyusal işlemleme becerileri Duyu Profili Testi Bakımveren Anketi ile değerlendirildi. Kan serum seviyesindeki üre, kreatinin, ALT, AST, TSH, serbest T3, serbest T4, çinko, folik asit, vitamin D, vitamin B12 ve ferritin değerleri aç kana ölçüldü. Katılımcıların duyusal işlemleme becerileri duyusal işlem, modülasyon, davranışsal ve duygusal cevaplar olarak; kan serum seviyesindeki değerleri ise birim ve yaş-cinsiyet faktörlerine uygun olarak normal-düşük-yüksek referans seviyelerinde analiz edildi. Duyusal işlemleme becerisi ve kan serum seviyesindeki değerleri arasındaki ilişkiler Pearson testi ile istatistiksel olarak analiz edildi. DEHB tanılı çocukların duyusal işlem ile kreatinin değeri arasında negatif yönde anlamlı (p<0,05); çinko, vitamin B12, folik asit değerleri ile pozitif yönde güçlü bir ilişki içinde olduğu tespit edildi. Modülasyon becerisinin ise üre ve serbest T4 ile pozitif yönde anlamlı (p<0,05); kreatinin ile pozitif yönde güçlü ilişki (p<0,01); çinko, vitamin B12 ve folik asit değerleri ile negatif yönde güçlü bir ilişki (p<0,01) içinde olduğu belirlendi. Son olarak davranışsal ve duygusal cevapların serbest T4 değeri ile pozitif yönde güçlü bir ilişki (p<0,01); vitamin B12 ve folik asit ile negatif yönde güçlü bir ilişki içinde (p<0,01) olduğu tespit edilmiştir.
El yaralanması geçiren bireylerde yaralanma nedeniyle oluşan rol değişimlerinin incelenmesi
Bu çalışma el yaralanması geçiren bireylerin yaralanma öncesi ve sonrası sahip oldukları rollerinin nasıl değiştiğinin incelenmesi ve rol değişimlerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla planlandı. Çalışmamızda rol performansını ve role verilen değerleri değerlendiren Rol Kontrol Listesi, yaşam kalitesini ölçen EQ-5D Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği (EQ-5D), psikolojik sıkıntıyı ölçen Duygudurum Profili–Kısa Form, bireylerin sıklıkla yaptığı işleri ne kadar iyi gerçekleştirdiğini sorgulamamıza yarayan Michigan El Sonuç Anketi, bireyde hareket/tekrar yaralanma korkusunu ölçen Tampa Kinezyofobi Ölçeği ve bireylerin yaralanma ciddiyet düzeyini belirlemek için kullanılan Modifiye El Yaralanması Ciddiyet Skorlaması (MEYCS) kullanıldı. Bireylerin yaralanma sonrasında çalışan, bakım veren, ev işleri yürüten, arkadaş, dini faaliyetlere katılan ve hobi sahibi/amatör rollerinde istatistiksel olarak anlamlı rol kaybı yaşadıkları bulundu (p<0,05). Bireylerin en çok sırasıyla aile üyesi, öğrenci ve bakım veren rollerine değer verdikleri bulundu. Bireylerin rol kaybı sayıları ile EQ-5D indeks ölçek (p<0,05, r:-0,204), genel el fonksiyonu (p<0,001, r:-0,380), bir el GYA (p<0,001, r:-0,405), iki el GYA (p<0,001, r:-0,357), genel GYA (p<0,001, r:0,335), iş (p=0,001, r:-0,289) ve memnuniyet (p<0,001, r=-0,319) sonuçları arasında negatif yönde ve ağrı (p<0,001, r=0,359), evde beraber yaşadıkları insan sayısı (p:0,022, r:0,201) ve MEYCS (p:0,002, r:0,265) sonucu arasında pozitif yönde düşük orta derecede istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu. Ayrıca, kadınların erkeklere oranla beş kat daha fazla rol kaybı riski yaşadıkları bulundu. El yaralanması geçiren bireylerin ve özellikle de kadınların, yaralanma sonrası yaşadıkları rol kayıplarının detaylı bir şekilde incelenerek tedavi programına dahil edilmesinin müdahale planının başarısını ve kişinin yaşam kalitesini arttırmadaki anahtar nokta olduğunu düşünmekteyiz.
Çocukluk çağı kanseri olan bireylerde aktivite performansı ve katılımın incelenmesi
Bu çalışma, çocukluk çağı kanseri olan bireylerin aktivite performansı, aktivite memnuniyet düzeyi ve katılımın seviyelerini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 5-12 yaşları arasında çocukluk çağı kanseri teşhisi almış 50 birey ve sağlıklı gelişim gösteren 50 birey olmak üzere toplamda 100 katılımcı dahil edildi. Katılımcıların aktivite performans ve memnuniyet düzeylerini değerlendirmek için Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ); katılım seviyelerini değerlendirmek için Çocuklara Yönelik Kısa Aktivite Performans Profili (ÇYKAPP) kullanıldı. Çocukluk çağı kanseri olan bireylerin aktivite performans ve aktivite memnuniyet düzeyi ile katılım seviyeleri sağlıklı çocuklara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük olduğu bulunmuştur (p<0,01). Katılım seviyeleri ile aktivite performans ve memnuniyet düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonucuna göre çocukluk çağı kanseri olan bireylerin aktivite performansı ve aktivite memnuniyet düzeylerinin düşük olması çocukların katılım seviyesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle kişilerin katılımını etkileyen irade, alışkanlıklar, iletişim ve etkileşim becerileri, işlemleme becerileri, motor beceriler gibi kişisel faktörler ve çevresel faktörler bütüncül bir şekilde ele alınmalıdır. Çocukluk çağı kanseri olan bireylerin aktivite performansı ve memnuniyet düzeyi ile katılım seviyelerininin geliştirilmesine yönelik ergoterapi uygulamalarının faydalı olacağı düşünülmektedir.
Investigation of sensory modulation and sensory-based neuromotor performance in individuals with migraine
This study examines the sensory processing skills and neuromotor performances of adolescents and adults with migraine and It was planned to examine the relationship between profiles and quality of life. Fifty individuals with migraine and 50 healthy individuals aged between 18-55, whose age and gender were matched, participated in the study. The Adolescent / Adult Sensory Profile questionnaire was used to evaluate the sensory processing skills of the individuals, the Clinical Observation of Neuromotor Performance questionnaire for the evaluation of neuromotor performance, and the SF 36 Quality of Life scale for the quality of life assessment. When the sensory processing skills of individuals with migraine were examined, a statistically significant difference was found in low registration, sensory sensitivity and sensory avoidance parameters compared to healthy individuals (p <0.05). When the sensory-based neuromotor performances of individuals with migraine were examined, a statistically significant difference was found in the parameters of postural difficulties, somatodyspraxia and visual controlled eye movements compared to healthy individuals (p <0.05). A statistically significant relationship was found between sensory processing processes and quality of life of individuals with migraine (p <0.05). According to our study results, sensory processing and neuromotor performance skills of individuals with migraine are affected and sensory processing skills of individuals with migraine affect their quality of life. In conclusion, occupational therapy approaches including modulation, discrimination and praxis problems are thought to be beneficial, as sensory integration problems are seen in individuals with migraine and these are seen to be associated with quality of life. Key Words: Migraine, adult sensory profile, neuromotor performance, quality of life, postural instability.
Madde kullanım bozukluğu görülen şizofrenili bireylerde davranış ve becerilerin duyusal işlemleme süreçleriyle ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma madde kullanım bozukluğu (MKB) görülen şizofrenili bireylerin, davranış ve becerileri ile duyusal işlemleme süreçleri arasındaki ilişkiyi araştırmak için planlandı. Çalışmaya 25-45 yaş aralığında MKB görülen şizofrenili 62 birey; MKB görülmeyen 57 şizofrenili birey olmak üzere toplam 119 kişi katıldı. Katılımcıların davranış ve becerilerini değerlendirmek için Vona du Toit Yaratıcı Beceriler Modeli (VdT MoCA) Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu, duyusal işlemleme süreçlerini değerlendirmek için Adolesan/ Yetişkin Duyu Profili (AYDP), şizofreninin belirtilerini değerlendirmek için Pozitif ve Negatif Semptom Ölçeği (PNSÖ) kullanıldı. MKB görülen ve görülmeyen şizofrenili bireylerin davranış ve becerileri ile duyusal işlemleme süreçleri arasındaki fark Mann Whitney U Testi ile incelendi. MKB görülen şizofrenili bireylerin davranış ve becerileri MKB görülmeyen şizofrenili bireylere göre istatistiksel açıdan daha kötü; duyusal işlemleme süreçleri ise istatistiksel açıdan daha iyi bulundu (p<0,05). MKB görülen şizofrenili bireylerin davranış ve becerileri ile duyusal işlemleme süreçleri arasındaki ilişki Spearman Korelasyon Testi ile incelendi. MKB görülen şizofrenili bireylerin davranış ve becerileri ile duyusal işlemleme süreçleri istatistiksel olarak ilişkili bulundu (p<0,05). Çalışmanın sonucuna göre MKB görülen şizofrenili bireylerin duyusal işlemleme süreçlerinde meydana gelen problemler, davranış ve becerilerini etkilemektedir. İleride MKB görülen şizofrenili bireylere yönelik hazırlanacak ergoterapi müdahale programlarında kişilerin davranış ve beceri seviyeleri ile duyusal işlemleme süreçleri göz önünde bulundurulmalıdır.
Hafif kognitif bozukluğu olan yaşlı sürücülere yönelik iki farklı ergoterapi müdahalesinin sürüş becerileri üzerine etkisi-randomize kontrollü çalışma
Torpil, B., Hafif Kognitif Bozukluğu Olan Yaşlı Sürücülere Yönelik İki Farklı Ergoterapi Müdahalesinin Sürüş Becerileri Üzerine Etkisi-Randomize Kontrollü Çalışma. Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Ergoterapi Programı, Doktora Tez, Ankara, 2020. Bu çalışma, Hafif Kognitif Bozukluğu (HKB) olan yaşlı sürücülerde sürücü simülasyon müdahalesiyle bilişsel rehabilitasyon müdahalesinin sürüş becerileri üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmamız, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü Eğitim ve Araştırma Ünitelerine başvuran 34 HKB tanılı yaşlı sürücü dâhil edildi. 34 katılımcı basit rastgele randomizasyon tekniğiyle iki gruba ayrıldı. Katılımcıların yaş, cinsiyet, eğitim durumu, ehliyet yılı, kaza durumu/sayısı/cinsi, araç kullanma durumu ve haftada kaç kere kullandığı ile ilgili sosyodemografik bilgileri alındıktan sonra LOTCA-G, İz Sürme Testi (İST) A-B, Labirent Testi, Sıralı Adım Vurma Testi (SAVT), Sürücü Becerileri Ölçeği (SBÖ), Sürücü Davranışları Ölçeği (SDÖ) ve simülasyon üzerinde literatürden faydalanılarak oluşturulan bir kontrol listesi ile sürüş becerileri değerlendirildi. Değerlendirme sonrası her iki gruba da 12 hafta haftada 2 gün 45 dakikalık seanslardan oluşan müdahale programı uygulandı. İki grupta da Temel Trafik Eğitimi verildikten sonra simülasyon müdahale grubunda simülasyon üzerinde sürüş becerileri çalışıldı, bilişsel rehabilitasyon müdahale grubunda ise LOTCA-G'nin alt başlıklarına göre belirlenen bilişsel müdahale programı uygulandı. İlk değerlendirmede iki grup arasında istatistiksel olarak herhangi bir fark bulunmadı (p>0,05). Müdahaleler sonrasında her iki grupta da sürüş becerilerinin anlamlı bir şekilde geliştiği belirlendi (p<0,05). LOTCA-G'de oryantasyon, görsel-uzaysal algı, dikkat konsantrasyon ve İST A-B, Labirent testi, SAVT ve SDÖ'nün Sıradan İhlaller maddesinde herhangi bir fark bulunmamıştır (p>0,05). LOTCA-G'de diğer parametrelerde bilişsel rehabilitasyon, SBÖ ve SDÖ'de diğer parametrelerde simülasyon müdahalesinin daha etkili olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Bu iki müdahalenin sürücü becerileri üzerinde olumlu etkilerinin olduğu belirlenmiş olup her iki müdahalenin de HBB'li yaşlılarda sürücü rehabilitasyonunda kullanılabileceği bulunmuştur.
Serebral palsili çocuklarda hedefe yönelik oyun temelli müdahalenin fonksiyonel performans üzerine etkisi
Bu çalışma diparetik Serebral Palsili (SP) çocuklarda "Hedefe Yönelik Oyun Temelli Müdahale''nin (OTM) çocukların aktivite performansı ve memnuniyeti, ayrıca fonksiyonel performans üzerine etkilerini incelemek ve ailelerin bu yaklaşımdan duydukları memnuniyeti belirlemek amacıyla planlanmıştır. 30 diparetik SP'li çocuk ile tamamlanan çalışmada, randomize olarak 15'i nörogelişimsel tedavi alırken, diğer 15'ine ise ek olarak hedefe yönelik OTM haftada 2 kez 10 hafta boyunca uygulanmıştır. Katılımcıların aktivite performans ve memnuniyet düzeyleri Kanada Aktivite Performans Ölçümüyle, fonksiyonel performansı Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri ile değerlendirilmiş olup ilk ve son değerleri karşılaştırılmıştır. Ayrıca, hedefe yönelik OTM sonrası ailelerin memnuniyet düzeyleri Görsel Analog Skala ile belirlenmiştir. Sonuç olarak, hedefe yönelik OTM grubunun aktivite performans (p=0,001) ve memnuniyet (p=0,001) düzeylerinde ve çocukların fonksiyonel performansında iyileşme görülürken bakım veren yardımına duyulan ihtiyaç düzeyinde (p=0,001) ise azalma tespit edilmiştir. Kontrol grubunda aktivite performansı (p=0,007), fonksiyonel beceriler toplam puanı (p=0.004) ve bakım veren yardımı toplam puanında (p=0,041) artış görülürken, çocukların aktivite memnuniyet düzeyi, fonksiyonel beceriler ve bakım veren yardımı alt parametrelerinde anlamlı farklılık bulunmamıştır. Ayrıca, ailelerin hedefe yönelik OTM'den duydukları memnuniyetin yüksek olduğu saptanmıştır (9,33±1,04). Bu bulgular doğrultusunda, hedefe yönelik OTM'nin özellikle aktivite performans ve memnuniyet sonuçları üzerindeki olumlu etkileri nedeniyle, diparetik SP'li çocukların rutin tedavisine dâhil edilmesinin faydalı olacağı düşünülmüştür. Ayrıca olguların kendine bakım, mobilite, sosyal fonksiyon gibi performans alanlarındaki sorunlarının çözümüne yönelik bireysel müdahale yaklaşımlarının, hedefe yönelik OTM ile desteklenmesinin değerli olduğu görülmüştür. Bu bulgulara rağmen, hedefe yönelik OTM'nin uzun dönem takibinin yapıldığı ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Üst ekstremite periferik sinir yaralanmasına sahip bireylerde başa çıkma stratejilerinin incelenmesi
Bu çalışmada üst ekstremite periferik sinir hasarı olan bireylerin başa çıkma stratejilerinin belirlenmesi ve el yaralanması şiddeti, demografik özellikler ve fonksiyonel durumun başa çıkma stratejileri üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmamızda başa çıkma stratejilerinin belirlenmesi için COPE - R Türkçe versiyonu ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniği; yaralanma şiddetinin sınıflandırılması için El Yaralanma Ciddiyet Skoru (EYCS); fonksiyonel durumun değerlendirilmesi için Kol, Omuz ve El Sorunlar Anketi (DASH - T) ile 9 Delikli Peg Testi ve duyu problemlerinin değerlendirilmesi için Semmes Weinstein Monofilament Testi (SWMT) kullanıldı. Ayrıca bireylerin kavrama kuvveti ve lateral pinç kuvveti kaydedildi. Çalışma sonucunda farklı demografik, fonksiyonel ve fiziksel özelliklere sahip periferik sinir yaralanması olan bireylerin birçok farklı başa çıkma stratejileri kullandığı fakat en çok aktif başa çıkma stratejilerinin kullanıldığı tespit edildi. Bireylerin COPE – R ile DASH – T puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde bir ilişki bulundu (r= -0,42; p: 0,02). Bireylerin duyu problemleri arttıkça başa çıkma tutumlarının azaldığı tespit edildi ve SMWT ile COPE -R arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde bir ilişki bulundu (r= 0,46; p: 0,01). Sigara ve alkol kullanımı ile COPE – R arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). El yaralanma ciddiyet skoru ve 9 Delikli Peg Testi ile COPE – R arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Periferik sinir yaralanması sonrası meydana gelen duyu – motor ve psikososyal problemlerin artırdığı stresin önüne geçilmesinde yardımcı olan başa çıkma stratejilerinin, ergoterapistler tarafından detaylıca değerlendirilmesi ve belirlenen stratejilerin bireylerin müdahale planlarında yer alması gerekmektedir.
Prematüre doğum hikayesi olan çocukların beslenme problemleri ile bilişsel ve duyusal fonksiyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, prematüre doğum hikayesi olan çocukların beslenme problemleri ile bilişsel ve duyusal fonksiyonları ile ilişkiyi araştırmak için planlandı. Çalışmaya 6-10 yaş aralığında prematüre doğan 30 çocuk, zamanında doğan 30 çocuk olmak üzere toplam 60 çocuk katıldı. Katılımcıların beslenme problemlerini değerlendirmek için Beslenme Problemlerini Tarama Aracı (BPTA), bilişsel fonksiyonlarını değerlendirmek için Dinamik Ergoterapi Biliş Ölçeği Çocuk Versiyonu (DEBÖ-Ç) ve duyusal fonksiyonlarını değerlendirmek için Duyu Profili Anketi (DPA) kullanıldı. Prematüre doğum hikayesi olan ve zamanında doğan çocukların beslenme problemleri, bilişsel fonksiyonları ve duyusal fonksiyonları arasındaki fark Mann Whitney U testi ile incelendi. Prematüre doğan çocukların zamanında doğan çocuklara göre beslenme problemleri istatistiksel olarak daha fazla; bilişsel ve duyusal fonksiyonları ise istatistiksel olarak daha zayıf bulundu (p<0,05). Prematüre doğum hikayesi olan çocukların beslenme problemleri ve bilişsel fonksiyonları arasındaki ilişki ile beslenme problemleri ve duyusal fonksiyonları arasındaki ilişki ayrı ayrı Spearman Korelasyon Analizi yöntemi ile incelendi. Prematüre doğmuş çocuklarda beslenme problemleri ile hem bilişsel hem de duyusal fonksiyonların istatistiksel olarak ilişkili olduğu bulundu (p<0,05). Çalışmanın sonucuna göre prematüre doğum hikayesi olan çocukların bilişsel ve duyusal fonksiyonlarındaki zayıflıklar bu çocukların beslenme aktivitelerini olumsuz etkilemektedir. Prematüre doğum hikayesi olan çocukların beslenme problemlerine yönelik olarak yapılacak ileriki çalışmalarda bu çocukların bilişsel ve duyusal becerilerinin değerlendirilmesini ve tedavisini de içeren çeşitli ergoterapi müdahalelerinin planlanması gerektiğini düşünmekteyiz.
Premenstrüel disforik bozuklukta gevşeme eğitiminin yeti yitimi, aktivite performansı, ruhsal durum ve yaşam kalitesine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma premenstrüel disforik bozuklukta (PMDB) gevşeme eğitiminin premenstrüel semptomlar, yeti yitimi, okupasyonel performans, ruhsal durum ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Altmış üç PMDB'li kadının tamamladığı çalışmada, randomize olarak 33'ü tedavi almazken, diğer 30'una haftada 3 kez, 4 hafta boyunca gevşeme eğitimi verilmiştir. Katılımcıların premenstrüel semptomları aybaşı öncesi belirtileri tarama gereciyle, yeti yitimi Sheehan yeti yitimi ölçeğiyle, okupasyonel performansı Kanada aktivite performans ölçümüyle, ruhsal durumu hastane anksiyete ve depresyon skalasıyla, yaşam kalitesi Nottingham sağlık profiliyle değerlendirilmiş olup ilk ve son değerleri karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, gevşeme grubunun premenstrüel semptomları (p=0.001), yeti yitimi (p=0.001), sırasıyla okupasyonel performansı ve okupasyonel memnuniyeti açısından bakıldığında "ev idaresi (p=0.001, p=0.001), okul (p=0.014, p=0.024), kişisel bakım (p=0.026, p=0.026), sessiz rekreasyon (p=0.023, p=0.024), aktif rekreasyon (p=0.014, p=0.016), sosyalleşme (p=0.015, p=0.011)" alanlarında, ruhsal durumu (p=0.001) ve yaşam kalitesinde (p=0.001) anlamlı düzeyde iyileşme görülmüştür. Kontrol grubunda aktif rekreasyonun okupasyonel performans (p=0.011) ve memnuniyet (p=0.014) puanları ve yaşam kalitesinin "emosyonel reaksiyonlar (p=0.049), fiziksel aktivite (p=0.026), toplam (p=0.023)" parametrelerinde kötüleşme görülürken diğer tüm parametrelerde anlamlı farklılık bulunmamıştır. Bu bulgular ışığında gevşeme eğitiminin olumlu etkileri nedeniyle, PMDB tedavisine dahil edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Buna rağmen, bu yaklaşımın uzun dönem takibinin yapıldığı ileri çalışmalarla desteklenmesine ihtiyaç vardır.
Koronavirüs hastalığı 2019 ile takip edilen yaşlı bireylerin aktivite yeterlilik algısı, toplumsal katılım düzeyleri ve sosyal izolasyon durumlarının incelenmesi
Bu çalışma koronavirüs hastalığı 2019 ile takip edilen bireylerin aktivite yeterlilik algısı, toplumsal katılım düzeylerinin ve sosyal izolasyon durumlarını incelemek için planlandı. Çalışmaya 65 yaş ve üstü 64 sağlıklı ve hastanede tedavi gören 64 yaşlı birey dahil edildi. Katılımcıların aktivite yeterlilik algı düzeylerini değerlendirmek için Aktivite Öz Değerlendirmesi, toplumsal katılım düzeylerini değerlendirmek için Toplumsal Bütünleşme Anketi kullanıldı. Katılımcıların sosyal izolasyon seviyelerini belirlemek için ise Lubben Kısaltılmış Sosyal Ağ Ölçeği kullanıldı. Katılımcı gruplar arasında aktivite yeterlilik algısı ve üretkenlik katılımı düzeyleri arasında bir fark bulunamadı (p>0,05). Hasta gruptaki yaşlı bireylerin kontrol grubundaki yaşlı bireylere göre toplumsal katılım, ev katılımı ve sosyal katılım düzeyleri daha düşük bulundu (p<0,05). Hasta grubun toplam sosyal izolasyon, aile ve arkadaş çevresi sosyal izolasyon seviyeleri sağlıklı gruba göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Hasta yaşlı bireylerin toplumsal katılım düzeyleri ve sosyal izolasyon seviyeleri ile istatistiksel olarak orta düzeyde bir ilişki bulundu (p<0,05). Çalışmanın sonucuna göre Covid-19 hastalığı ile takip edilen yaşlı bireylerin maruz kaldıkları sosyal izolasyonun bireylerin toplumsal katılım düzeylerini etkilediği tespit edilmiştir. Pandemi dönemlerinde toplum temelli kapsamlı değerlendirme çalışmalarının yapılması ve taburculuk sonrası hasta takiplerinin yapılması gerekli görülmektedir. Anahtar kelimeler: Koronavirüs hastalığı 2019, okupasyon, sosyal izolasyon, toplumsal katılım, yaşlı.
COVİD-19 pandemisinde aktif görev alan sağlık hizmeti çalışanlarının okupasyonel performans, kaygı düzeyi ve iş-yaşam dengesinin incelenmesi
COVID-19 pandemisinde tüm toplum ile birlikte sağlık hizmeti çalışanları da oldukça etkilenmiştir. Bu araştırmanın amacı COVID-19 pandemisinde aktif görev alan sağlık hizmeti çalışanlarının okupasyonel performansları, kaygı düzeyi ve iş-yaşam dengesini incelemektir. Araştırmamıza Rize Devlet Hastanesinde çalışan ve pandemi birimlerinde aktif görev alan 122 sağlık hizmeti çalışanı dahil edildi. Tüm katılımcıların onamları ve demografik bilgileri alındı. Kişilerin iş-yaşam dengesini ölçmek için İş-Yaşam Dengesi anketi, kaygı düzeylerini belirlemek için Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ve okupasyonel performanslarını ölçmek için Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ) uygulandı. Katılımcıların cinsiyet ve meslek gruplarına göre iş-yaşam dengesi, kaygı düzeyi ve okupasyonel performansları karşılaştırıldı. Katılımcıların iş-yaşam dengesi ile kaygı düzeyi ve okupasyonel performansları arasındaki ilişki analiz edildi. Erkek katılımcıların durumluk kaygı düzeylerinin kadın katılımcılara göre daha yüksek olduğu bulundu (p<0,05). Kadın katılımcıların sürekli kaygı düzeylerinin erkek katılımcılara göre daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Tıbbi sekreterlerin durumluk kaygı düzeylerinin diğer meslek gruplarına göre daha yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Tıbbi sekreterlerin KAPÖ memnuniyet düzeylerinin diğer mesleklere göre daha düşük olduğu bulundu (p<0,05). İş-yaşam dengesi ile sürekli kaygı arasında negatif yönlü düşük orta düzeyde anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Erkek katılımcıların iş-yaşam denge düzeyleri ile okupasyonel performansları arasında pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı ilişkili olduğu görüldü (p<0,05). Bu bulgular ışığında sağlık hizmeti çalışanlarının iş-yaşam dengesi ve okupasyonel performanslarının pandemiden oldukça etkilendiği ve kaygılı oldukları belirlendi. Sağlık hizmeti çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve kaygı ile ilgili eğitimler verilmesi ile bu kişilerin iş-yaşam dengelerini iyileştirebileceğini düşünmekteyiz.
Görsel praksis temelli ergoterapi eğitim programının özgül öğrenme bozukluğu olan çocukların motor ve okuma becerilerine etkisinin incelenmesi
Çalışma Özgül Öğrenme Bozukluğu (ÖÖB) tanılı çocuklara uygulanacak olan görsel-praksis temelli ergoterapi eğitim programının (GPEEP), motor ve okuma becerileri üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya ÖÖB tanısı almış, dahil edilme kriterlerini sağlayan ve gönüllü olan 42 çocuk dahil edilmiştir. Çalışma randomize kontrollü tek kör cross-over dizayn yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Oluşturulacak GPEEP'in planlanması için Motor Beceriden Bağımsız Görsel Algı Testi-3 (MVPT-3) eğitim programı öncesinde uygulanmıştır. Buna ek olarak GPEEP öncesinde tüm katılımcılara okuma becerilerini değerlendirmek için Sesli Okuma Becerisi ve Okuduğunu Anlama Testi 2 (SOBAT-2) ve çocukların motor becerilerini değerlendirmek için Bruninks-Oserestry Motor Yeterlilik Testi 2 Kısa Formu (BOT2-BF) uygulanmıştır. Ardından katılımcılar rastgele A ve B olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Çalışma dizayn gereği A grubuna GPEEP 8 hafta boyunca haftada 2 seans her seans 45 dakika olacak şekilde uygulanmıştır. Bu dönemde B grubu kontrol grubu olarak kabul edilmiş ve herhangi bir müdahale uygulanmamıştır. 8 hafta sonunda her iki gruba da değerlendirme testleri ikinci defa uygulanmıştır. Ardından A grubu kontrol grubu, B grubu müdahale grubu olarak tanımlanmış ve B grubuna 8 hafta boyunca haftada 2 seans her seans 45 dakika olacak şekilde GPEEP uygulanmıştır. 8 hafta sonunda her iki gruba değerlendirme testleri üçüncü defa uygulanmış sonuçlar kayıt edilmiştir. BOT2-BF sonuçları incelendiğinde, GPEEP motor becerilerin (denge el becerisi ve dayanıklık alt motor becerileri hariç)geliştirilmesinde etkin olduğu bulunmuştur. Buna ek olarak SOBAT-2 sonuçları incelendiğinde GPEEP okuma hızı, akıcı okuma, doğru okuma ve okuduğunu anlama okuma becerilerinin geliştirilmesi üzerinde etkin bir program olduğu saptanmıştır (p<0,05). ÖÖB'li çocukların günlük ve akademik yaşamlarındaki sorunların çözümü noktasında GEEP gibi kapsamlı çalışmaların yapılmasının önemli olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Ergoterapi, Okuma Becerileri, Motor Beceri, Özgül Öğrenme Bozukluğu
Disleksili çocuklarda yaratıcı dans eğitiminin motor fonksiyonlar ve yürütücü işlevlere etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma disleksili çocuklarda yaratıcı dans eğitiminin motor fonksiyonlar ve yürütücü işlevler üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Elli bir disleksili çocuğun tamamladığı çalışmada, randomize olarak 26'sı rutin okuma yazma eğitimi alırken, diğer 25'ine ek olarak haftada 3 kez, 4 hafta boyunca yaratıcı dans eğitimi verilmiştir. Katılımcıların motor fonksiyonları Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlik 2 Testi Kısa Formu kullanılarak, yürütücü işlevleri Yürütücü İşlevler ve Aktivite Rutinleri Ölçeği ile değerlendirilmiş olup, ilk ve son değerleri karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, eğitim grubunun motor yeterlilik düzeyinde ve yürütücü işlev ve aktivite rutinlerinde (p=0,001) anlamlı düzeyde iyileşme görülmüştür. Son değerlendirmelere bakıldığında kontrol grubunda motor yeterliliğin el becerisi açısından (p=0,019) geliştiği görülürken, diğer motor fonksiyon alanlarında ve yürütücü işlevlerde anlamlı farklılık bulunmamıştır. Tedavi sonrası eğitim grubu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında; eğitim grubunun motor fonksiyonlarında iyileşme görülmüştür. Buna rağmen, eğitim grubunun yürütücü işlevlerinde puan artışı gözlemlenmesine karşın, istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Bu bulgular doğrultusunda, yaratıcı dans eğitiminin özellikle motor fonksiyonlar üzerindeki olumlu etkileri nedeniyle, disleksili çocukların rutin tedavisine dâhil edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Buna rağmen, yaratıcı dans eğitiminin uzun dönem takibinin yapıldığı ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Disleksi; dans terapi; motor beceriler; yürütücü işlev
Açık karpal tünel gevşetme cerrahisi uygulanan bireylerde aktivite temelli propriyoseptif duyu eğitiminin aktivite limitasyonu, elin fonksiyonel kullanımı ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, açık karpal tünel gevşetme cerrahisi sonrası aktivite temelli propriyoseptif eğitimin, aktivite limitasyonu, el fonksiyonları ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-65 yaş arası, 3-10 gün önce cerrahi uygulanmış 30 birey dahil edildi. Bireyler, minimizasyon yöntemine göre aktivite temelli propriyoseptif eğitim (PE) ve geleneksel rehabilitasyon (GR) olarak iki gruba ayrıldı. Değerlendirmeler müdahale öncesi ve sonrası yapıldı. Fonksiyonel düzeyin belirlenmesinde, Rosen Skoru; propriyosepsiyon duyusunun değerlendirmesinde, gonyometrik ölçüm; kinestezi duyusunun değerlendirmesinde, Ayres Kinestezi Değerlendirmesi; kaba kavrama kuvvetinin değerlendirilmesinde, el dinamometresi; çimdikleyici kavrama kuvvetinin değerlendirilmesinde, pinchmetre; el fonksiyonlarının değerlendirilmesinde, Purdue Pegboard Test; semptom şiddetinin değerlendirilmesinde, Boston Karpal Tünel Anketi; yaşam kalitesinin değerlendirilmesinde, EQ-5D ve aktivite limitasyonunun değerlendirilmesinde, Hastaya Özgü İşlev Ölçeği kullanıldı. Bireyler haftada 2 kez, her seans ortalama 45-60 dk. süren 12 haftalık müdahale programına dahil edildi. GR grubundaki bireylere, temel el rehabilitasyonu uygulandı. PE grubundaki bireyler ise, Hastaya Özgü İşlev Ölçeği'nde belirtilen aktiviteleri temel alan, yoğun propriyosepsiyon duyusu odaklı müdahale programına dahil edildi. Müdahale sonrası PE grubundaki bireylerin el fonksiyonları (p<0,01) ve duyusal fonksiyonlarındaki (p<0,05) gelişmenin ve semptom şiddetindeki (p≤0,05) azalmanın, diğer gruptaki bireylere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Cerrahi sonrası uygulanan PE; aktivite limitasyonu, ağrı ve semptom şiddetinin azaltılması; duyusal fonksiyonlar, kavrama kuvveti, el fonksiyonları ve yaşam kalitesinin geliştirilmesini sağlamaktadır. Anahtar kelimeler: Karpal tünel sendromu, propriyosepsiyon, oküpasyon, günlük yaşam aktiviteleri.
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda "çocuk aktivite öz değerlendirme ölçeği'nin (COSA)" Türkçe uyarlamasının geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi
Bu çalışma, çocukların günlük yaşam okupasyonlarındaki algılanan yeterlilik ve önemlilik düzeylerini değerlendiren "Çocuk Aktivite Öz Değerlendirme Ölçeği'nin (COSA)" Türkçe'ye uyarlanması, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda geçerlilik ve güvenilirliğinin incelemesi amacıyla planlandı. Çalışmaya 7-11 yaş ara-sında 101 dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuk dahil edildi. Bea-ton'ın tanımladığı çeviri prosedürü uygulanarak çevirililer yapıldı. Ölçek Türkçe'ye çevrildikten sonra, anadili İngilizce olan uzman ekip tarafından İngilizceye çevrildi. Kültürel adaptasyon için ölçekte değişiklik yapılmadı. ÇAÖDÖ'nün geçerliliği, ana bileşen analizi (principal component analysis) ve kriter geçerliliği yöntemi ile; güveni-lirliği ise iç tutarlık için kısmı kredili Rasch (partial credit Rasch) analizi, Cronbach alfa değeri ve madde analizi yöntemleri kullanılarak incelendi. ÇAÖDÖ'nün referans değerlendirmesi olan Kısa Çocuk Aktivite Performans Profili ( KÇAPP) ile ilişkisine Pearson analizi ile bakıldığında, ÇAÖDÖ ile KÇAPP arasında orta derecede pozitif bir ilişki bulundu (p=0,00, r=0,675). ÇAÖDÖ'ye ait yapı geçerliliği analizi için ana bileşen analizi yapılarak ölçek 7 boyuta indirgendi. 7 boyutun açıkladığı toplam varyans oranı, değerleri açıklama açısından yüksek bulundu (%70,175). Kısmi kredili Rasch analizi sonrasında ağırlıklı olabilirlik tahminine ilişkin güvenilirlik değeri öne-rildiği gibi 0.70'in üzerinde bulundu (0,86). Ayrıca kişi öğe haritası ve madde karakteristik eğrileri kullanarak yapılan görselleştirmelerde kişilerin becerileri ile öğe zorluklarının örtüştüğü görüldü. ÇAÖDÖ için iç tutarlılık algılanan yeterlilik düzeyi ve önemlilik düzeyi için oldukça güvenilir bulundu (Cronbach's α= 0,86 ve 0,77). Sonuç olarak, ÇAÖDÖ'nün Türkçe uyarlaması dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocukların günlük okupasyonları gerçekleştirme konusundaki yeterlilik algı düzeylerini ve bu okupasyonların önemlilik düzeyini ölçmek için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olarak bulundu.
Obez bireylerde duyusal işlemleme, çevresel faktörler ve serbest zaman aktivitelerine katılım arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma obez bireylerin serbest zaman aktivite katılımının, duyusal işlemleme becerilerinin ve çevresel faktörlerden etkilenimlerinin değerlendirilmesi ve bu faktörlerin arasındaki ilişkilerin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmamıza 51 obez birey ve 51 normal kilolu birey dahil edildi. Katılımcılara aktivite performansını değerlendirmek için Kanada Aktivite Performans Ölçeği (KAPÖ), çevresel faktörleri değerlendirmek için Craigh Hastanesi Çevresel Faktörler Ölçeği (CHIEF-SF), duyusal işlemleme becerilerini değerlendirmek için Adolesan/Yetişkin Duyu Profili (AYDP) ve obez bireylerin serbest zaman aktivite algıları, aktivite tercihleri, aktivite motivasyonları ve aktivite katılımını etkileyebilecek bariyer/kolaylaştırıcıların etkisi, aktivitelerini geçekleştirdikleri fiziksel ve sosyal çevrenin değerlendirilmesi için hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulandı. Tüm veriler istatistiksel olarak incelendi. Obez bireylerin serbest zaman aktivite performanslarının ve memnuniyetlerinin düşük olduğu saptandı (p<0,05). Obez bireylerin çevresel faktörlerden etkilendikleri tespit edildi (p<0,05). Obez bireylerde duyusal hasssasiyet alanında anlamlı farklılık bulundu(p<0,05). Obez bireylerin serbest zaman aktiviteleri ve çevresel faktörler arasında pozitif yönde düşük orta düzeyde ilişki bulundu (p<0,05). Obez bireylerin duyusal işlemleme becerileri ile çevresel faktörler arasında pozitif yönde düşük orta düzeyde ilişki bulundu (p<0,05). KAPÖ'nun nitel analiz sonuçlarında obez bireylerin serbest zaman okupasyonlarında performans göstermekte en çok zorlandıkları ilk 5 aktivitenin yürüyüş yapmak, tekstil amaçlı alışveriş yapmak, spor yapmak, gezmek ve arkadaşları ile görüşmek olduğu görüldü. Obez bireylerin rehabilitasyonunda ergoterapistler tarafından serbest zaman aktiviteleri, duyusal işlemleme ve çevresel faktörleri değerlendirmesi ve buna yönelik kişi merkezli okupasyon temelli müdahale çalışmaları düzenlenmesine ihtiyaç vardır.
İnmeli bireylerde temporal adaptasyon yaklaşımının etkilerinin incelenmesi: 1 ay takipli randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma, inmeli bireylerde temporal adaptasyon yaklaşımının (TAY) etkilerini incelemek amacıyla planlanmıştır. 54 inmeli birey ile tamamlanan çalışmada, randomize olarak bireylerin 28'ine haftada 2 kez olmak üzere 6 hafta TAY uygulanırken, 26'sının genel durumları telefonla aranarak izlenmiştir. Müdahale sonrasında katılımcılar, 1 ay süre ile takip edilmiştir. Katılımcıların günlük yaşamda problem yaşadığı okupasyonlar, performans ve memnuniyet düzeyleri Kanada Aktivite Performans Ölçümü ile, TAY uygulanan grubun hedef okupasyonlarının günlük yaşama dahil edileceği saatler Modifiye Okupasyon Anketi ile, bireylerin okupasyonel denge düzeyi Okupasyonel Denge Anketi ile, mobilite becerileri Rivermead Mobilite İndeksi ile, yorgunluk seviyeleri Yorgunluk Şiddet Ölçeği ile, ruhsal durumları Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası ile, yaşam kaliteleri ve genel sağlık durumları da EQ-5D-3L Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, müdahale sonrası ve öncesi karşılaştırıldığında TAY grubunun okupasyonel performans ve memnuniyetinde (p=0,01), okupasyonel dengesinde (p=0,001), mobilite becerisinde (p=0,001), yorgunluk düzeyinde (p=0,002), anksiyete-depresyon düzeyinde (p=0,001), yaşam kalitesi (p=0,05) ve genel sağlık durumunda (p=0,01) iyileşme tespit edilmiştir. Bu alanlarda kontrol grubunda istatistiksel yönden anlamlı bir fark görülmemiştir. Bulgular doğrultusunda, TAY'ın olumlu etkileri nedeniyle inmeli bireylerin rehabilitasyon uygulamalarına farklı bir bakış açısı getirerek fayda sağlayacağı düşünülmüştür. TAY ile bireylerin kendi isteklerine göre belirttikleri okupasyonlarla düzenlenen günlük okupasyonlarında okupasyonel performans, denge ve memnuniyetin arttığı görülmüştür. Aynı zamanda ruhsal ve fiziksel durum üzerine olumlu etkisi olan TAY'ın rehabilitasyon programlarına dahil edilmesi gereği ortaya koyulmuştur. Bununla beraber, kronik dönemdeki inmeli bireylerde davranış değişikliğini izlemek ve TAY'ın etkinliğini daha iyi görmek adına uzun dönem takibinin yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
Yaşam dengesi envanteri'nin şizofreni tanısı olan bireylerde geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi
Bu çalışma, şizofreni tanısı alan bireylerde Yaşam Dengesi Envanteri (YDE)'nin geçerlilik ve güvenilirliğini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaşları 26-64 arasında değişen şizofreni tanısı olan 52 birey katılım gösterdi. Bireylerin psikopatoloji değerlendirmeleri Klinik Global İzlenim Ölçeği (KGİ) ve Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANSS) kullanılarak tamamlandı. Envanterin geçerliliğini incelemek için yapı geçerliliği kapsamında faktör analizi yapıldı. YDE'nin alt ölçekler ile korelasyonuna bakıldığında Sağlık alt ölçeği ile orta şiddette (r=0,563; p< 0,05), İlişkiler (r=0,727; p< 0,05) ve Kimlik (r=0,795; p< 0,05) alt ölçekleri ile yüksek şiddette ve Zorluk/ilgi alt ölçeği ile de (r=0,804; p< 0,05) çok yüksek derecede olduğu tespit edilmiştir. YDE'nin psikopatoloji değerlendirmeleri ile korelasyonları incelenmiş ve KGİ ile negatif yönlü zayıf derecede (r=0,405; p< 0,05) korelasyonu görülmüştür. PANSS toplam puanı ile negatif yönlü zayıf derecede (r=0,385; p=0,05) korelasyon görülürken PANSS Negatif Belirtiler alt parametresi ile de yine negatif yönde orta şiddette (r=0,456; p< 0,05) korelasyon tespit edilmiştir. YDE'nin güvenilirlik çalışması için test-tekrar test yöntemi ve iç tutarlılık analiz yöntemi kullanıldı. Her bir alt ölçek için ölçek için Cronbach alfa katsayısı hesaplandı. Sırasıyla alt ölçeklerin iç tutarlılık katsayıları; Sağlık için α=0,706, İlişkiler için α=0,695, Kimlik için α=0,723, Zorluk/İlgi için α=0,656 ve envanterin Cronbach alfa katsayısı α =0,842 olarak hesaplandı. Bu bulgulara göre ölçeğin iç tutarlılığı oldukça güvenilirdir. Tekrar test uygulamasında çalışmaya katılan bireylere 8-10 gün sonra ikinci değerlendirme yapıldı. İlk uygulama ve ikinci uygulamadan elde edilen veriler arasında korelasyon katsayısı 0,89 olarak tespit edildi. Bu bulgular YDE'nin iç tutarlılığının ve zamana göre değişmezliğinin yüksek olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak YDE'nin, şizofreni tanısı alan bireyleri değerlendirmek için geçerli ve güvenilir bir araç olduğu bulundu.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda günlük aktivite performansına yönelik bilişsel oryantasyon (GAPBO) yaklaşımının motor performans ve yürütücü işlevler üzerine etkisi
Bu çalışma, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda "Günlük Aktivite Performansına yönelik Bilişsel Oryantasyon" (GAPBO) yaklaşımının çocukların motor performans ve yürütücü işlev becerileri üzerine etkilerini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 30 DEHB tanılı çocuk dahil edildi ve randomize olarak 15'i kontrol grubuna alınırken, 15'ine GAPBO yaklaşımı haftada 2 kez 6 hafta boyunca uygulandı. Çocuklar, Kanada Aktivite Performans Ölçeği, Hedefe Ulaşma Ölçeği, Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlik Testi Kısa Form ve Yürütücü İşlevler ve Aktivite Rutinleri Ölçeği ile değerlendirildi. Ayrıca GAPBO uygulaması sonrası ailelerin duydukları memnuniyet düzeyleri Görsel Analog Skalası ile değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda, GAPBO grubunda ilk değerlendirmelere göre aktivite performans ve memnuniyet düzeylerinde, aktivite performans hedeflerinde, koşma hızı ve çeviklik, denge, bilateral koordinasyon, üst ekstremite koordinasyonu, görsel-motor kontrol ile üst ekstremite hız ve becerisi ve yürütücü işlev becerilerinde iyileşme görüldü (p<0,05). GAPBO grubundaki çocuklar Hedefe Ulaşma Ölçeği sonuçlarında anlamlı klinik iyileşme gösterdi (p=0,001). Son değerlendirmelerde GAPBO grubunda kontrol grubuna göre aktivite performans ve memnuniyeti ile yürütücü beceriler sosyal rutin alt parametresinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık görüldü (p<0,05). Ailelerin GAPBO yaklaşımından duydukları memnuniyet düzeylerinin (9,24±0,63) yüksek olduğu tespit edildi. Sonuç olarak; GAPBO, DEHB tanılı çocukların tedavisinde aktivite performansını, bilişsel ve motor becerileri geliştirmede önemli bir yaklaşımdır. Aktivite performansına odaklanan GAPBO yaklaşımının ergoterapi müdahalelerine dahil edilmesi çocuklarda beceri kazanımını desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: dikkat eksikliği ve hiperaktivite, GAPBO, motor performans, yürütücü işlev.
Üniversite öğrencilerinin okupasyonel dengesi ile stres, stres karşısındaki tepkileri ve başa çıkma tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çalışmamız üniversite öğrencilerinin okupasyonel dengesi ile stres, stres tepkileri, stres kaynakları ve stresle başa çıkma tutumları arasındaki ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmaya 170 üniversite öğrencisi dahil edildi. Öğrenciler sosyodemografik bilgi formu, Okupasyonel Denge Anketi, Algılanan Stres Ölçeği, Güncellenmiş Öğrenci Yaşamı Stres Envanteri (GÖYSE) ve Başa Çıkma Tutumları Değerlendirme Ölçeği(COPE-R) ile değerlendirildi. Okupasyonel denge ile algılanan stres arasında negatif yönlü bir ilişki bulundu (r=-0,55, p=0,001). Öğrencilerin okupasyonel dengesi ile GÖYSE toplam ve alt boyutları arasındaki ilişki incelendiğinde; okupasyonel denge ile GÖYSE toplam puan, hayal kırıklıkları, baskılar, değişiklikler, çatışmalar, davranışsal tepki, fizyolojik tepki, duygusal tepki, değerlendirici tepki alt grupları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Okupasyonel denge ile kendine yükleme alt grubu arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (r=-0,11, p=0,123). COPE toplam puanı ve kendine yardım, yaklaşım ve uyum sağlama alt boyutları ile okupasyonel denge arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). COPE ölçeğinin sakınma-kaçma ve kendine ceza alt grupları ile okupasyonel denge arasında ise negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Çalışmamız sonucunda stres seviyesinin, stres kaynaklarının ve stres tepkilerinin azalmasının okupasyonel dengenin sağlanmasını desteklediği tespit edilmiştir. Aynı zamanda üniversite öğrencilerinin kendine yardım, yaklaşım ve uyum sağlama gibi doğru başa çıkma tutumlarını kullandığı zaman okupasyonel dengelerinde artma tespit edilmiştir. Üniversite öğrencilerine okupasyonel dengenin sağlanmasında stres ve doğru başa çıkmaya yönelik müdahale programlarının uygulanmasının da öğrencilerin yaşamında faydalı olabileceği düşünülmektedir.
Kortikal görme kaybı olan az gören çocuklarda kognitif rehabilitasyonun işlevsel görme becerilerine etkisi
Bu çalışmada kortikal görme kaybı olan az gören çocukların kognitif becerileri geliştirilerek çocukların işlevsel görmeleri üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi Ergoterapi Bölümü'ne yönlendirilen 6-11 yaş arası 9 kortikal görme kaybı olan az gören çocuk dahil edildi. Çocuklar Gazi İşlevsel Görme Değerlendirme Aracı, Dinamik Ergoterapi Kognitif Değerlendirmesi-Çocuk ve Motor İçermeyen Görsel Algı Testi-4 ile değerlendirildi. Çocuklara bir seans 60 dakika olacak şekilde 20 seans Görsel İşlevsellik Modeli temelli Kognitif Rehabilitasyon Terapisi eğitimi verildi. Eğitim sonrası tüm becerilerinde gelişme görülmüştür. Kognitif becerilerde; oryantasyon ve uzaysal algı becerilerinde istatiksel anlamlı farklılık (p<0,05); görsel motor organizasyon, düşünme süreçleri ve görsel algısal becerilerde yüksek düzeyde istatiksel anlamlılık (p<0,01) bulunmuştur. İşlevsel görme becerilerinde; odaklanma, odaklanmayı sürdürme, izleme, yakın görme alanı, renk görme, nesne ve engellerden sakınma, karşı yönde gelen insanlara çarpmadan yürüme sonuçları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık (p<0,05); ışık ve kontrast duyarlılığı ile uzak görme alanı becerilerinde ise yüksek anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,01). Yazma araçları, fiş okuma ve nesne ya da kişi tanıma becerilerinde ise istatiksel farklılık gözlenememiştir. Kortikal görme kaybı olan az gören çocuklarda kognitif rehabilitasyon çocukların işlevsel görme becerileri üzerinde geliştirici yönde etki sağlamaktadır. Kortikal görme kaybı olan az gören çocuklarda kognitif rehabilitasyonun öz güven, girişkenlik, kişisel yönetim, sosyal beceri ve okula katılım gibi diğer alanlara olan etkisini ve bu alanların birbirleri ile ilişkisini inceleyen çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: ergoterapi, görme alanları, görsel algı, kontrast duyarlılığı, renk görme, uzaysal alg
Şizofreni olan bireylerde ergoterapi ve sosyal beceri eğitiminin etkinliğinin karşılaştırılması
Şizofreni kronik ve tekrarlayıcı seyir gösteren bir hastalıktır. İlaç tedavisi ile psikososyal programların birleştirilmesinin tedaviye uyum, bağımsız yaşam, sosyal beceriler ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkileri bilinmektedir. Çalışmamızda, şizofreni tanısı olan bireylerde ergoterapi müdahaleleri ve sosyal beceri eğitiminin psikopatoloji, bilişsel durum, aktivite performansı, psikososyal işlevsellik, toplumsal katılım ve yaşam kalitesine etkisinin karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmanın örneklemi, 30 müdahale 30 kontrol olmak üzere 60 kişiden oluştu. Sosyal beceri eğitimi haftada 1 kez 50 dakika süren 10 oturumdan oluştu. Sosyal beceri eğitimi ile birlikte ergoterapi programı, haftada 1 kez 50 dakika süren 16 oturumdan oluştu. Müdahaleler öncesi, sonrası ve izlemde Sosyodemografik Veri Formu ile psikopatoloji, bilişsel durum, aktivite performansı, psikososyal işlevsellik, toplumsal katılım ve yaşam kalitesine yönelik ölçümler ve sosyal çevreye ait değerlendirme yapıldı. Çalışma sonuçlarımıza göre, hem sosyal beceri eğitimi hem de sosyal beceri ile birlikte ergoterapi müdahalelerinin psikiyatrik belirtiler, depresif belirtiler ve negatif belirtilerde azalmaya; bilişsel beceriler, sosyal işlevsellik, sorun çözme ve iletişim becerilerinde iyileşmeye; aktivite performansı, toplumsal katılım ve yaşam kalitesi düzeylerinde artış olmuştur. İzlemde, sosyal beceri eğitimi ile birlikte ergoterapi grubunda klinik belirtiler, aktivite performansı, sosyal işlevsellik, iletişim becerileri, sorun çözme becerileri, toplumsal katılım ve yaşam kalitesi üzerinde iyileşmenin devam ettiği saptanmıştır. Bu bulgular doğrultusunda, ergoterapi müdahalelerinin psikososyal rehabilitasyon çalışmalarında yer almasının şizofreni olan bireylerin işlevselliklerinde olumlu etkileri artıracağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, ergoterapi, sosyal beceri eğitimi, aktivite performansı, toplumsal katılım
Kauçuk hamur üretim işçilerinde çalışma analizi ile ergonomik risk faktörlerinin incelenmesi
Bu çalışma kauçuk hamur üretim işçilerinin kas-iskelet sistemi bozukluklarını (KİSB), iş-aktivite risk analizlerini ve psikolojik durumlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma kauçuk hamur üretim bölümünde 114 işçisi bulunan bir fabrikada, gönüllülük esasına göre seçilen 88 işçi ile gerçekleştirilmiştir. İşçilere bu çalışma için özel tasarlanan; içeriğinde demografik bilgileri, eğitim durumlarını, çalışma sürelerini, kronik hastalıkları ve ergonomik çalışma koşulları hakkındaki bilgilerini sorgulayan anket uygulanmıştır. Sonrasında işçilerin KİSB değerlendirmeleri Genişletilmiş Nordick Kas İskelet Sistemi Anketi (GNKİSA) ile; aktivite ve risk analizleri Hızlı Tüm Vücut Değerlendirmesi (REBA) ile; psikolojik durumları ise Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile değerlendirilmiştir. Sonuçlar değerlendirildiğinde kauçuk hamur üretim işçilerinin çoğunun (%87,4) vücudunun en az bir bölgesinde rahatsızlık tanımladığı, en sık boyun (%44,3), bel (%42,9) ve sırt (%26,2) rahatsızlıkları yaşadığı, en az ise kalça-uyluk (%3,7) rahatsızlıkları olduğu görülmüştür. İşçilerin çok az bir kısmının (%3,4) yüksek ve çok yüksek risk seviyesinde çalıştığı tespit edilmiştir. Psikolojik değerlendirmede ise çoğu işçide (%83) hiçbir psikolojik etkilenim olmadığı bulunmuştur. Sonuçlar ilişkisel olarak değerlendirildiğinde ise; REBA, BDÖ, GNKİSA, ergonomik çalışma koşullarını bildiğini ifade edenler arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Eğitim düzeyi yüksek olan işçilerin ergonomik çalışma koşullarını bildiğini ifade ettiği (p<0,05) görülmüştür. BDÖ'ye göre depresyon bulguları olan işçilerin, depresyon bulgusu olmayan işçilere göre daha az rapor aldığı tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak işçilerde KİSB'leri etkileyen problemlerin sadece iş yerlerine ya da iş yerlerindeki ergonomik uyuma bağlı olmadığı, teknolojik iş yerlerinde bile çalışanlarda KİSB'lerin görülebileceği kanısına varılmıştır. İşçilerin değerlendirildiği çalışmalarda, çalışma hayatındaki faktörlerin dışında diğer performans alanlarının da değerlendirilmeye katılmasının daha ileri çalışmalar için önemli olacağı düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: Ergonomik risk faktörleri, işçilerde kas iskelet problemleri, kauçuk hamur
Hemodiyaliz tedavisi alan bireylerde kişi merkezli ergoterapi müdahalesinin aktivite performansı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
İnal, Özgü., Hemodiyaliz Tedavisi Alan Bireylerde Kişi Merkezli Ergoterapi Müdahalesinin Aktivite Performansı ve Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi. Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Ergoterapi Programı, Doktora Tezi, Ankara, 2019. Hemodiyaliz; kronik böbrek hastalığı olan bireyler için uygulanan renal replasman tedavi yöntemlerinden biridir. Bu tedavi bireylerde yaşam süresinin artması gibi etkilere sahip olmakla birlikte, aynı zamanda aktivitelerde kısıtlamalar, fonksiyonel durumunda bozulma ve yaşam kalitesinde azalma gibi durumlara yol açabilmektedir. Bu çalışma; hemodiyaliz tedavisi alan bireylerde kişi merkezli ergoterapi müdahalesinin aktivite performansı ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacı ile planlandı. Çalışma 18-65 yaş arası, okur-yazar, en az 1 yıldır hemodiyaliz tedavisi alan 42 birey ile gerçekleştirildi. Bireyler; Grup I (farkındalık eğitimi+kişi merkezli ergoterapi müdahalesi) (n=21) ve Grup II (farkındalık eğitimi) (n=21) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Aktivite katılımına yönelik Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ) ve yaşam kalitesi için "Böbrek Hastalığı ve Yaşam Kalitesi Formu (KDQOLTM-36) uygulandı. Kişi merkezli ergoterapi müdahaleleri bireylerin katılımda problem yaşadıklarını belirttikleri sorunlu alanlar ve aktiviteler temel alınarak Kişi-Çevre-Aktivite Modeline göre planlandı. Grup I'e 8 hafta süre ile, haftada 2 kez kişi merkezli ergoterapi müdahalesi uygulandı. Müdahale sonrası gruplar arasındaki değerlendirmelerde KAPÖ performans (p=<0,01) ve memnuniyet alt boyut puanları (p=<0.01) açısından Grup 1 lehine istatistiksel olarak anlamlı gelişme olduğu saptandı. Yaşam kalitesi alt boyutlarından hastalık etkisi (p=0,01) ve hastalık yükü açısından da (p=<0,01), Grup 1 lehine istatistiksel olarak anlamlı gelişme olduğu belirlendi. Grup 2 açısından ise müdahale sonrası grup içi değerlendirmelerde sadece yaşam kalitesinin SF-12 fiziksel (p=0,01) ve mental komponent (p=0,02) alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı. Bu çalışmada; hemodiyaliz tedavisi alan bireylerde kişi merkezli ergoterapi müdahalesinin aktivite performansı ve yaşam kalitesini geliştirdiği belirlendi.
Şizofreni tanısı almış bireylerde dans/hareket tedavisinin psikotik durum ve işlevsel iyileşme üzerine etkisinin incelenmesi: Randomize kontrollü çalışma
Çalışmamızda, dans/hareket tedavisinin (DHT) şizofreni tanılı bireylerde psikotik durum ve işlevsel iyileşme düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Otuziki şizofreni tanılı bireyin dahil edildiği çalışmada, randomize olarak 16'sına rutin tedavi uygulanırken diğer 16'sına bu tedaviye ek olarak DHT uygulanmıştır. Şizofreni tanılı bireylerin psikotik durumlarının ve işlevsel iyileşme düzeylerinin tedavi öncesi ve sonrası değerleri karşılaştırılmıştır. Değerlendirme araçları olarak; calgary şizofrenide depresyon ölçeği (CŞDÖ), pozitif ve negatif sendrom ölçeği (PANSS) ve şizofrenide işlevsel iyileşme ölçeği (ŞİLÖ) kullanılmıştır. Çalışmamız sonucunda; kontrol grubunda herhangi bir değişim gözlenmezken DHT grubunun CŞDÖ toplam puanında anlamlı düzeyde (p=0,001) artış görülmüştür. DHT uygulanan grubun PANSS toplam puanında (p≤0,001), negatif belirtiler alt ölçeği'nin toplam puanında (p=0,001) ve genel psikopatoloji alt ölçeği'nin toplam puanında (p≤0,001) anlamlı düzeyde düzelme tespit edilmiştir. Özellikle negatif belirtiler alt ölçeği'nde; "duygulanımda küntleşme" (p=0,004), "duygusal içeçekilme" (p=0,026), "ilişki kurmada güçlük" (p=0,011), "pasif kayıtsız bir biçimde toplumdan kendini çekme" (p=0,010) ve "konuşmanın kendiliğinden ve akıcı olmasının kaybı" (p=0,034) alanlarında iyileşme elde edilmiştir. Genel psikopatoloji alt ölçeği'nin "bedensel kaygı" (p=0,016), "anksiyete" (p=0,011), "depresyon" (p=0,024), "işbirliği kuramama" (p=0,034), "dikkat azalması" (p=0,001), "zihinsel aşırı uğraşı" (p=0,039) ve "aktif biçimde sosya kaçınma" (p=0,008) alanlarında iyileşme elde edilmiştir. Bununla birlikte DHT uygulanan grubun ŞİLÖ toplam puanı (p=0,000) ve sosyal işlevsellik (p=0,001), sağlık ve tedavi (p=0,008), günlük yaşam becerileri (p=0,001) ve mesleki işlevsellik (p=0,041) alanlarında iyileşme elde edilmiştir. Bu sonuçlar, şizofreni tedavisinin yönetiminde heyecan verici olasılıklara işaret etmektedir. Sonuç olarak, DHT'nin şizoforeni tanılı bireylerde psikotik semptomlardaki olumlu etkilerinin yanı sıra, işlevsel olarak iyileşmenin sağlanmasında da etkili bir tedavi olduğu görülmüştür. Şizofreni tanılı bireylerde DHT'nin rutin tedavilere ek olarak uygulanmasının önemli olduğu görüşüne varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, Dans/hareket tedavisi, Psikotik Belirti, Depresyon, İşlevsel İyileşme
Serebral palsili çocuklarda günlük aktivite performansına yönelik bilişsel oryantasyon (GAPBO) yaklaşımının etkisi
Çalışmamız Serebral Palsili (SP) çocuklarda "Günlük Aktivite Performansına yönelik Bilişsel Oryantasyon" (GAPBO) yaklaşımının çocukların aktivite performansı ve memnuniyeti, ayrıca fonksiyonel durumları üzerine etkilerini incelemek ve ailelerin bu yaklaşımdan duydukları memnuniyet düzeylerini belirlemek amacıyla planlanmıştır. 30 SP'li çocuğun dâhil edildiği çalışmada, randomize olarak 15'i rutin nörogelişimsel tedavi alırken, diğer 15'ine ise ek olarak GAPBO yaklaşımı haftada 2 kez 5 hafta boyunca uygulanmıştır. Katılımcıların aktivite performans ve memnuniyet düzeyleri Kanada Aktivite Performans Ölçümüyle, fonksiyonel durumları Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri ile değerlendirilmiş olup ilk ve son değerleri karşılaştırılmıştır. Ayrıca, GAPBO uygulaması sonrası ailelerin memnuniyet düzeyleri Görsel Analog Skala ile belirlenmiştir. Sonuç olarak, GAPBO grubunun aktivite performans (p=0,001) ve memnuniyet (p=0,001) düzeylerinde ve çocukların fonksiyonel becerilerinde (p=0,001) iyileşme görülürken, bakım veren yardımına duyulan ihtiyaç düzeyinde (p=0,001) ise azalma tespit edilmiştir. Son değerlendirmelere bakıldığında kontrol grubunda aktivite performansı (p=0,039) ve fonksiyonel beceriler toplam puanında (p=0,01) artış görülürken, çocukların aktivite memnuniyet düzeyi, fonksiyonel beceriler alt parametreleri ve bakım veren yardımında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Ayrıca, ailelerin GAPBO yaklaşımına karşı memnuniyet düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır (9.80 ± 0.47). Bu bulgular doğrultusunda, GAPBO'nun olumlu etkileri nedeniyle, SP'li çocukların rutin tedavisine dâhil edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Buna rağmen, GAPBO yaklaşımının uzun dönem takibinin yapıldığı ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Total diz artroplastili bireylerde aktivite öz algısının Kinezyofobi ve fonksiyonel iyileşmeye etkisi
Bu çalışma total diz artroplastisi geçirmiş bireylerin aktiviteler hakkındaki algısının erken dönemde fonksiyonel iyileşme sürecine ve kinezyofobiye etkisi araştırmak için planlandı. Çalışmaya 45-80 yaşları arasında en az bir dizinden artroplasti geçirmiş 40 birey katıldı. Çalışmada pre-operatif dönemde, post operatif dönem üçüncü ve altıncı haftalarda birer kez olmak üzere toplamda üç kez değerlendirme uygulandı. Bireylerin aktivite algısını değerlendirmek için Aktivite Öz Değerlendirme Ölçeği (OSA), fonksiyonel sonuçları değerlendirmek için Diz İncinme ve Osteoartrit Sonuç Skoru (KOOS), kinezyofobiyi değerlendirmek için TAMPA Kinezyofobi Ölçeği ve problem yaşanan aktiviteleri değerlendirmek için Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ) kullanıldı. Kinezyofobisi olan ve olmayan bireylerin aktivite algı düzeyleri arasındaki farka Mann Whitney U testi ile bakıldı. Aktivite öz algısı kinezyofobisi olan ve olmayan iki grup için karşılaştırıldı. Kinezyofobisi olmayan bireylerin aktivite algı düzeylerinin istatistiksel açıdan daha yüksek olduğu bulundu (p<0,05). Bireylerin aktivite öz algılarının fonksiyonel iyileşme üzerindeki etkisini belirlemek için, OSA testinin üç alt parametresine ait önem ve performans puanları için ayrı ayrı sınır değerler hesaplandı. Bireyler düşük ve yüksek algıya sahip olanlar olarak gruplandırıldı. Bireylerin OSA verileri ve KOOS testinin beş alt parametresi arasında tekrarlı ölçümlerde çift yönlü varyans analizi testi uygulandı. Aktivite algısının semptomlardaki değişimlere ve günlük yaşam aktivitelerindeki iyileşmeye pozitif etkisi bulunurken (p<0,05); bireylerin yaşam kalitesi, ağrı ve spor ve serbest zaman aktivitelerine etkisi olmadığı tespit edildi (p>0,05). Bireylerin aktivite yeterlilikleri hakkındaki öz algıları bireylerin kinezyofobi varlığını ve şiddetini etkilemektedir. Aktivite öz algısının geliştirilmesi kinezyofobiyi azaltabilir. Cerrahi öncesinde aktivite algısına yönelik konuların incelenmesi erken dönem sonuçları etkileyebilir.
Diyabetli kişilerin aktivite performansını etkileyen faktörler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Diyabetli Kişilerin Aktivite Performansını Etkileyen Faktörler Arasındaki İlişkinin İncelenmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Ergoterapi Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2019. Bu çalışmada diyabetli kişilerin toplumsal katılım düzeyini, aktivite performanslarını, yaşam kalitelerini, ilgilerini, kaygı düzeylerini, iş performanslarını ve sosyal destek algılarını belirlemek ve arasında ilişkiyi saptamak amaçlandı. Çalışma Hacettepe Üniversitesi Ergoterapi Bölümünde yürütüldü. Çalışmamıza yaş ortalaması 45,97±8,40 yıl olan 46 diyabetli ve 45,97±8,40 yıl olan 46 diyabeti olmayan kişi katıldı. Grupların değerlendirilmesinde Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, İlgi Kontrol Listesi, Toplumsal Katılım Anketi ve İş İçerik Anketi kullanıldı. Diyabetli kişilerde ayrıca Kanada Aktivite Performans Ölçümü ile performans problemleri ve Diyabet Yaşam Kalitesi Ölçeği ile yaşam kaliteleri değerlendirildi. Yarı yapılandırılmış görüşme ile diyabetli kişilerin iş yerinde yaşadıkları zorluklar incelendi. Yeti Yitimi Değerlendirme Ölçeği dahil etme kriteri olarak kullanıldı. Diyabetli kişilerin kaygı düzeyi, sosyal destek algısı, ilgi alanları ve toplumsal katılımlarının diyabeti olmayanlardan farksız olduğu belirlendi (p>0,05). Diyabetli kişilerin iş içeriği diyabeti olmayan kişiler ile benzerken, iş güvencesinin ise anlamlı düzeyde az olduğu saptandı (p<0,05). Komplikasyonu olan diyabetli kişilerin yaşam kalitesi komplikasyonu olmayan bireylerden daha düşük bulundu (p<0,05). Diyabetin kişilerin aktivite performansını etkilediği görüldü. Aktivite performans problemi yaşayan diyabetli bireylerin yaşam kalitesinin daha düşük olduğu saptandı (p<0,05). Diyabetli bireylerin aktivite-rol (oküpasyonel) katılımını ergoterapi bakışıyla bütüncül olarak incelemenin interdisipliner tedavi planına yön vermeye önemli katkı sunabileceği kanaatine varılmıştır.
Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların ebeveynlerine verilen eğitim programının aile işlevsellik düzeyine etkisinin incelenmesi
Otizm tanısı alan çocukların gelişimsel ihtiyaçları, aile sistemini doğrudan etkileyerek ebeveynlerin psikososyal yükünü artırmakta ve aile işlevselliğinde çeşitli bozulmalara yol açabilmektedir. Otizmli bireylerin desteklenmesinde uygulanan müdahalelerin kalıcı ve sürdürülebilir sonuçlar doğurabilmesi için ailelerin aktif bir şekilde sürece dahil edilmesi gerekir. Ebeveynlere verilen eğitim, davranışsal müdahalelerin öğretilmesini, doğal ortamda etkili uygulamalar yapılabilmesini ve ebeveynin çocuğuyla olan etkileşimini güçlendirmesini amaçlayan yapılandırılmış programlardan oluşur. Bu araştırma otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanısına sahip olan çocukların ebeveynlerine verilen eğitim programının, aile işlevsellik düzeyine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 0-6 yaş arası OSB tanısına sahip olan ve rehabilitasyon merkezinde ergoterapi hizmeti alan çocukların ebeveynleri dahil edildi. Eğitim programı haftada bir defa olmak üzere altı hafta süreyle uygulandı. Birinci oturum yüz yüze, diğer oturumlar ise çevrimiçi platformda gerçekleştirildi. Eğitim programı araştırmacı tarafından görsel ve yazılı sunum eşliğinde aktarıldı. Ebeveynler ile ilgili demografik ve sosyal veriler oluşturulan bir formda kaydedildi. Ebeveynlerin eğitim öncesinde ve eğitim sonrasında aile işlevselliği düzeyini ölçmek için Rehabilitasyonda Aile İşlevselliği Ölçeği kullanıldı. Araştırma tek gruplu ön-test, son-test izleme modeline dayalı deneysel bir çalışma tasarımına sahipti. Verilerin dağılım özelliklerinin normal dağılıma uygun olup olmadıklarına karar vermek için Shapiro-Wilks' testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren bağımlı iki grup verilerinin karşılaştırılmasında bağımlı gruplar t testi kullanıldı. Aile işlevselliği düzeyinin bazı kategorik değişkenlere göre karşılaştırılmasında normal dağılım gösteren verilerde bağımsız iki grup t testi veya tek yönlü ANOVA analizi kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen verilerde bağımsız iki grup karşılaştırmasında Mann-Whitney U Testi, ilişkisiz iki ya da daha fazla grupların karşılaştırılmasında Kruskal-Wallis H Testi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi α = 0,05 kabul edildi. Veriler SPSS yazılımı ile analiz edildi. Güç analizi için G-Power yazılımı kullanıldı. Çalışmaya 23-54 yaş aralığında 37 olgu katıldı. Olgular 11 erkek ve 26 kadın katılımcıdan oluşmaktaydı. Katılımcı anneler babalara kıyasla çocuklarıyla daha güçlü ilişkiler kurduklarını, çocuklarının tedavi sürecinde daha fazla rol üstlendiklerini, gün içinde çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmekteydiler. Verilen eğitim programı öncesi ve sonrası aile işlevsellik düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edildi (t = -3,64; p < 0,001). Aile işlevselliğinin farkındalık (t = -3,31; p = 0,002) ve rehabilitasyona katılım (t = -2,15; p = 0,038) alt boyutlarında ön test ve son test değerleri arasında anlamlı artış bulundu. Eğitim alan 35 yaşın altında olan katılımcıların rehabilitasyona katılım düzeyleri 35 yaşın üstünde olan katılımcılara göre anlamlı şekilde daha yüksekti. Çocukları ile arasındaki ilişki düzeyi orta düzeyde güçlü olan ebeveynlerin rehabilitasyon süreçlerine katılımlarında, çocukları ile arasındaki ilişki düzeyi yüksek düzeyde güçlü olan katılımcılara göre daha çok artış gözlemlendi. Tutum ve davranış alt boyutunun ön test – son test değerleri arasında yüksek düzeyde anlamlı artış gözlemlendi (t = -4,66; p < 0,001). Toplumsal katılım alt boyutunun ön test ve son test değerleri arasında anlamlı bir fark tespit edilemedi. Erken çocukluk çağı OSB tanısına sahip olan çocukların ebeveynlerine verilen eğitim programının ebeveynlerin aile işlevselliğini olumlu yönde etkileyebildiği sonucuna varılmıştır. Bu araştırmada ebeveynlerin otizmli çocuğuna yönelik tutum ve farkındalığının eğitim programı desteğiyle artırılabileceği gösterilmiştir. Böylece ebeveynlerin rehabilitasyon sürecine katılımının önemi de gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ergoterapi, ebeveyn eğitimi, otizm, rehabilitasyon, katılım
Okul öncesi çocuklarda ince motor beceriler ve duyusal işlemleme süreçlerinin ilişkisinin incelenmesi
Okul öncesi dönem, çocukların sosyal, bilişsel ve akademik açılardan gelişime ve değişime açık olduğu kritik bir dönemdir. Bu dönemde ince motor becerilerin gelişimi önemli ölçüde çocuğun çevreden aldığı duyusal uyaranlardan etkilenmektedir. Bu çalışma okul öncesi çocuklarda ince motor beceriler ve duyusal işlemleme süreçleri arasındaki ilişkiyi incelemek için planlanmıştır. Çalışmaya 4 - 6 yaş aralığındaki tipik gelişim gösteren 77 çocuk dahil edilmiştir. Çalışma Kırşehir Ergoterapi ve Danışmanlık Merkezinde yürütülmüştür. Katılımcıların demografik bilgileri Sosyodemografik Bilgi Formu ile değerlendirilmiştir. İnce motor becerilerini değerlendirmek için Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlilik 2 Testi Kısa Formu (BOT2-KF) ve duyusal işlemleme süreçlerini değerlendirmek için ise Duyu Profili Anketi (DPA) kullanılmıştır. Demografik değişkenlere göre ince motor bcerilerin karşılaştırılmasında ise iki grup olduğu durumlarda Mann-Whitney U testi ve ikinin üzerinde grup olduğunda ise Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. İnce motor beceriler ile duyusal işlemleme süreçlerinin ilişkisini incelemek için Spearman Korelasyon Testi kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS versiyon 26 kullanılmış olup, tüm analizlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi olarak p < 0.05 kabul edilmiştir. Cinsiyet açısından erkek çocukların ince motor beceri puanlarının kız çocuklara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur (p = 0,011). Dominant el kullanımına göre yapılan karşılaştırmada da sol elin ince motor entegrasyonunun sağ ele göre anlamlı derecede daha iyi olduğu bulunmuştur (p = 0,046). Ekran kullanım süresi ile ince motor doğruluk ve toplam ince motor beceri arasında güçlü düzeyde, pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p = 0,025, r = 0,856). İnce motor beceriler ile yaş arasında istatistiksel açıdan pozitif yönlü, güçlü ve anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir (p < 0,001, r = 0,682). İnce motor beceriler ile duyusal işlemleme becerileri arasındaki korelasyonlara bakıldığında, dokunma işlemi ve çoklu duyusal işlem ile ince motor entegrasyon arasında güçlü düzeyde, pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki; oral işlemleme, hareket ve vücut pozisyonu ve duyusal işlemlemenin davranışsal sonuçları ile ince motor beceriler arasında güçlü düzeyde, pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler ve tepki verme eşiğini tanımlayan maddeler ile yalnızca ince motor entegrasyon arasında istatistiksel olarak zayıf düzeyde, pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p < 0.05). Duyusal faktörler ile ince motor becerilerin korelasyonuna bakıldığında, duyusal girdi arama ile ince motor entegrasyon ve toplam ince motor beceriler arasında pozitif yönlü zayıf düzeyde ilişki; duygusal tepki ile ince motor entegrasyon arasında pozitif yönlü orta düzeyde ilişki; oral duyusal hassasiyet ile ince motor doğruluk arasında pozitif yönlü orta düzeyde ilişki ve algısal ince motor ile tüm ince motor beceriler arasında pozitif yönlü güçlü düzeyde ilişki bulunmuştur (p < 0.05). Duyusal çeyrekler ile ince motor beceriler arasındaki korelasyonlara bakıldığında, duyusal araştırma/arayış profili ile tüm ince motor beceriler arasında pozitif yönlü ilişki ve duyusal hassasiyet profili ile ince motor entegrasyonu arasında pozitif yönlü orta düzeyde ilişki bulunmuştur (p < 0.05). Bu çalışma, okul öncesi dönemdeki çocukların duyusal işlemleme süreçleri ile ince motor becerileri arasındaki ilişkiyi çok boyutlu olarak inceleyerek literatüre katkı sunmaktadır. Elde edilen sonuçlarda dokunma, oral ve çoklu duyusal işlemleme gibi bir çok duyusal alanda güçlü pozitif ilişkilerin bulunması, duyusal uyaranların etkin şekilde işlemlendiği çocuklarda ince motor entegrasyonun daha gelişmiş olabileceğine işaret etmektedir. Ayrıca, yaş, cinsiyet, dominant el kullanımı ve ekran süresi gibi demografik ve çevresel faktörlerin de ince motor beceriler üzerinde anlamlı etkiler oluşturduğu tespit edilmiştir. Bu bulgular, ergoterapi müdahale planlarının çocuğun duyusal profiline göre yapılandırılması gerektiğini ve erken yaşta yapılan duyusal açıdan zenginleştirilmiş çevrenin ince motor beceri gelişimini olumlu yönde etkileyebileceğini göstermektedir. Sonuç olarak bu çalışma, ergoterapi uygulamalarında duyusal işlemleme becerilerinin değerlendirilmesinin, ince motor becerilerin geliştirilmesine yönelik müdahale planlarının oluşturulmasında önemli bir krtirer olduığunu göstermektedir. Özellikle okul öncesi dönemde hem duyusal işlemleme hem ince motor becerilerde yapılan erken değerlendirmelerin, çocukların gelişimi açısından önemli olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Duyusal İşlemleme, İnce Motor Beceriler, Okul Öncesi Dönem, Ergoterapi
Eski hükümlü ebeveyni olan genç yetişkin bireylerde aidiyet, motivasyon ve okupasyonel performansın incelenmesi
Yapılan araştırmalar, hapis cezasının yalnızca suçlular üzerinde değil, aynı zamanda onların aileleri ve toplum üzerinde de çeşitli olumsuz etkiler yarattığını ortaya koymuş-tur. Bu etkilerden en fazla zarar görenlerin, hapsedilmiş bireylerin çocukları olduğu bilinmektedir. Ebeveynin hapsedilmesi; çocuklar üzerinde akut ve kronik stres, ebe-veynden ayrılma, yaşam düzeninde değişiklik, izolasyon ve sosyal damgalanma gibi duygusal, psikolojik ve sosyal zorluklara yol açabilmektedir. Buna ek olarak, ebevey-nin hapsedilmesinden kaynaklanan utanç ve mahcubiyet duygusu, genç bireylerin aidi-yet hissini olumsuz etkileyebilir ve sosyal yaşamdan geri çekilmelerine neden olabilir. Aidiyet, genç yetişkinler için son derece önemli bir sosyal faktördür. Aynı zamanda, bu duygu; yetişkinliğe geçiş sürecine uyum sağlama, stresle başa çıkma ve genel yaşam başarısını artırma açısından koruyucu bir rol üstlenmektedir. Aidiyet ihtiyacının önemi ve bu ihtiyacın karşılanmasının psikolojik, duygusal, davranışsal ve fiziksel sonuçları üzerine geniş bir sosyal bilim ve psikoloji literatürü mevcuttur. Ancak uluslararası lite-ratürde, aidiyetin dezavantajlı bireyler özelinde sınırlı biçimde ele alındığı görülmekte-dir. Bu çalışmanın amacı; eski hükümlü ebeveyni olan genç yetişkin bireylerde aidiyet düzeyini, bu düzeyi etkileyebilecek faktörleri ve aidiyetin motivasyon ile okupasyonel performansla olan ilişkisini incelemektir. Katılımcılara ait sosyodemografik bilgiler için bir form hazırlanmıştır. Aidiyet düzeyleri Genel Aidiyet Ölçeği, motivasyon düzeyleri Yetişkin Motivasyon Ölçeği ve okupasyonel performansları Kanada Okupasyonel Performans Ölçeği ile değerlendi-rilmiştir. Anketler, avukatlar aracılığıyla ve Facebook uygulaması üzerinden katılımcıla-ra ulaştırılmıştır. Elde edilen verilerin normal dağılıma uygunluğunu belirlemek amacıy-la Shapiro-Wilk testi uygulanmış; ayrıca çarpıklık ve basıklık katsayıları incelenmiştir. Normal dağılım gösteren verilerde, bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t-testi; birbirinden bağımsız ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında ise tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Farkın kaynağını belirlemek amacıyla post-hoc analizler yapılmıştır. Grup büyüklüğü 10 ve altında olan durumlarda, dağılı-mın normal olup olmadığına bakılmaksızın nonparametrik testler tercih edilmiştir. Normal dağılım göstermeyen verilerde, bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi; ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında ise Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Genel aidiyet düzeyi ile motivasyon, okupasyonel performans ve per-formanstan duyulan memnuniyet arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon katsayısı ile analiz edilmiştir. Çalışmaya toplam 87 kişi katılmıştır. Bulgulara göre, sosyodemografik faktörler ara-sında manevi ya da dini inanca sahip olma ile kabul edilme düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p < 0,05). Ölçekler arası korelasyon analizinde; genel aidiyet düze-yi ile içsel motivasyon düzeyi arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r = 0,319; p < 0,01). Kabul edilme düzeyi ile aidiyet arasında ise orta düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki gözlenmiştir (r = 0,433; p < 0,01). Genel aidiyet düzeyi ile okupasyonel performans düzeyi arasında zayıf düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r = 0,307; p < 0,01). Okupasyonel performans düzeyi ile kabul edilme düzeyi arasında da zayıf düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki mevcuttur (r = 0,387; p < 0,01). Ayrıca, ge-nel aidiyet düzeyi ile okupasyonel performanstan duyulan memnuniyet düzeyi arasında zayıf düzeyde, pozitif ve anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Bu çalışma, eski hükümlü ebeveyni olan genç yetişkin bireylerde aidiyet, motivasyon ve okupasyonel performans arasındaki ilişkileri ortaya koyarak literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Elde edilen bulgular, özellikle aidiyetin içsel motivasyon ve okupasyonel performansla olan pozitif ilişkisini göstermesi bakımından dikkat çekici-dir. Ayrıca manevi inanç ile kabul edilme düzeyi arasındaki anlamlı ilişki, bu bireylerin sosyal ve psikolojik destek mekanizmalarına olan ihtiyacını ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar, dezavantajlı gruplarda aidiyetin çok boyutlu etkilerini anlamaya yönelik gele-cekteki araştırmalar için önemli bir temel sunmaktadır. Bu bağlamda, aidiyet temelli müdahalelerin okupasyonel performans ve memnuniyet üzerindeki etkilerini inceleyen yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Nedensellik ilişkileri netleşene kadar, bu olgu grubunda yürütülecek ergoterapi müdahalelerinde söz konusu ilişkiler dikkate alınabi-lir. Ayrıca, manevi inanca sahip olmanın aidiyet üzerindeki etkisi farklı araştırmalarla detaylı biçimde ele alınabilir. Anahtar Kelimeler: Eski hükümlü, aidiyet, motivasyon, okupasyonel performans
Engelli çocukların annelerinin aktivite performansının incelenmesi
Bu araştırma engelli çocukların annelerinin aktivite performansı ve memnuniyetlerini, zaman kullanımı, bakım yükü, stresle başa çıkma, depresyon ve anksiyetelerini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmamıza engelli çocuğu bulunan 20 anne ile tipik gelişim gösteren 20 çocuğun annesi dâhil edildi. Katılımcılarla aktivite performansını değerlendirmek için Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ), zaman kullanım kaydının alınması için Modifiye Aktivite-Rol Anketi, stresle başa çıkma tarzlarını belirlemek için COPE- Stresle Başa Çıkma Tutumları Ölçeği, ZARIT Bakım Veren Yük Ölçeği, BECK Anksiyete ve BECK Depresyon Ölçekleri ile değerlendirmeler yapıldı. Tüm veriler istatistiksel olarak analiz edildi ve ayrıca KAPÖ'nün nitel analizi yapıldı. Engelli çocukların annelerinin ve tipik gelişim gösteren annelerinin aktivite performansları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken (p>0.05) aktivite memnuniyetleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Aktivite performansının zaman kullanımından etkilendiği görüldü ve iki grubu oluşturan annelerin zaman kullanımlarında uyku ve çocuk bakımı aktivite alanlarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). İki grubun da en çok etkilenen aktivite performans alanının serbest zaman olduğu sonucuna ulaşıldı. Engelli çocuk annelerinin daha fazla yük hissettiği saptandı (p<0.05). Engelli çocuk anneleri ve tipik gelişim gösteren çocuk anneleri arasında depresyon ve anksiyete düzeyleri ile stresle başa çıkma tutumları arasında farklılık olmadığı görüldü (p>0.05). KAPÖ' nün nitel analiz sonuçlarında ise tipik gelişim gösteren çocuk anneleri için "kendine bakım aktivitelerini gerçekleştirmek", "ev idaresini sağlamak", "zaman yönetimini sağlamak" ve "üretkenlik ve toplumsal katılımı gerçekleştirmek" olarak 4 tema, engelli çocuk anneleri için bu temalara ek olarak "çocuğumun gelişimini desteklemek" temasıyla birlikte 5 temaya ulaşıldı. Engelli çocuk annelerinin aktivite performanslarının değerlendirilmesi ve aktivite katılımlarının artırılması için kişi merkezli ergoterapi değerlendirme ve müdahalelerinin yapılması gerekmektedir.